Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Temmuz 2020 · 1:03:24
Selâmünaleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim ümmet-i Muhammed'e birlik, dirlik, beraberlik ihsan eylesin, Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Önce hüzünle konuşalım, malum bugün Sıbraniska şehitlerinin günü, Cenab-ı Hak tüm şehit yakınlarına sabırlar versin, Bosnalı kardeşlerimize sabırlar versin, Kur'an uğruna, sünneti seneye uğruna, vatan millet uğruna, canlarını feda eden bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun.
Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'i kafirlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin, Bosna bu meselede bizim hüzün yanımız, bir de sevinç yanımız var, sevinç yanımız da Ayasofya. O yüzden Ayasofya, 80 kusur yıllık hüznünden kurtuldu, 80 kusur yıllık prangalarından kurtuldu. Fetihin sembolü olan, kılıç hakkı olan Ayasofya, yine Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin camiye çevirdiği hale dönüştü.
Bu büyük bir mutluluk, büyük bir sevinç. İnşallah ümmet-i Muhammed'in kurtuluş, ümmet-i Muhammed'in diriliş sesleri, inşallah mescid-i Aksa'nın da özgürlüğüne kavuşmasının ayak sesleri, inşallah ardından da Beytullah'ın özgürlüğünün kurtuluş ve ayak sesleri olsun inşallah. Ben Ayasofya'nın kurtuluşa ermesini çok önemsiyordum.
Çünkü Ayasofya, zincirin ilk halakasıydı. Eğer Ayasofya prangalarından kurtulursa, mescid-i Aksa'nın da Beytullah'ın da prangalarından kurtulacağına inananlardanım. İnşallah ümmet birlik ve beraberlikle, ümmet şuurla, ihlasla, samimiyetle özgürlüğüne, dirilişine sahip çıkıp öyle yürüyecek. İnşallah. Ümidimiz, umudumuz bu yönde. Bu müjdeli haber de hamdolsun Cenab-ı Hakk'a ümmet-i Muhammed'e bir nefes oldu. Ümmet-i Muhammed'e bir moral oldu. Ümmet-i Muhammed'e yeniden o şanlı, şerefli mazideki günlerine dönme nefesi oldu. İnşallah. Bugün Mesnevi'den kaldığımız yerden 895. Beyt'ten inşallah devam edeceğiz.
Allah izin verirse. Geçen derste bir önceki Beyt okumuştuk. Cinse benzeyenden alınan zevk daimi değildir. O zevk âriyettir. Âriyet nesli ise akıbet baki kalmaz. Buraya okumuştuk. İnşallah bu gece 895'ten devam edeceğiz. Kuşa ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar gider. Hani kuşlara avlamak isteyen avcılar değişik sistemler oluştururlar.
Bu değişik sistemlerden birisi nedir? İşte eskiler o ördek gibi ötmeyi öğrenmişler. Veyahut da işte bir ördeği bağlarlar. Ördek avcıları gölün üzerine onu bağlı bir şekilde tutarlar. O ördek gölün üstünde yüzerken diğer ördeklerde ne olur? Hepsi de toplanırlar göle. Avcılar onu böyle hile ile aldatırlar. Bunda hile vardır. Hileli av, av değildir. O yüzden İslam hileli bir şekilde avcılığı uygun görmemiştir. Ama ne yapar mesela? İşte kuş, önceden tabii avcılar böyle ne avlayacaklar? Kuşlar, keklik gibi ses çıkarırlarmış ki o keklikleri avlayabilsinler. Ördek gibi ses çıkarırlarmış, ördekleri avlayabilsinler diye.
O normalde kuşlar kendi cinsinin sesine benzediğinden aldanırlar, gerirler, bakarlar. Ama ve lakin orada kendi hem cinslerini görmezlerse o hemen hızla oradan uzaklaşırlar. Onda bir hilenin olduğunu, onda bir sıkıntının olduğunu tespit etmiş olurlar. O yüzden Hz. Mevlana da kuşa ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar gider der.
Eğer kuş kendi cinsini bulmazsa ok gibi oradan ne yapar? Ayrılır gider. Şimdi bazen de insanların kendilerince arkadaşları, dostlukları vardır ya. İşte bir yere davet edilirsin. Davet edildiğin yer senin inancına uygun değildir. Senin inancına aykırıdır. Gider bakarsın, müşahede edersin. Dersin ki bu benim inancıma uygun değil. Hızla orayı terk eder, gidersin. İşte ama o davetçi seni işte örneğin düğününe davet etmiştir veya bir toplantıya, bir meclise davet etmiştir. Oraya gittiğinde oradaki hal, ahvel, fiiliyat, sözler eğer senin inancına, senin fikri yapına, senin felsefene uygun değilse oradan hızla uzaklaşır, gidersin. Veyahut da insanlar çalışmak için bir yere girerler.
Bakarlar ki çalışacakları yer kendi görüşünde, kendi düşüncesinde değil. Orayı da ne yaparlar? Terk edip giderler. Susuz kimseye seraptan zevk gelir. Fakat ona erişince kaçar ve yine su arar. Çölde olduğunuzu düşünün. Çölde olan kimse susuz kalınca serap görmeye başlar. Artık o ne tarafa yönelirse yönelsin, sanki orada su varmış gibi görmeye başlar. Ve o tarafa doğru yönelir. Gittikçe gider, gittikçe gider. Bakar ki o yönde su yok. Bu sefer başka gördüğü seraba doğru gider. Gittikçe gider, gittikçe gider. Yine ne olur? O yine o bir türlü suyu bulamaz. Şimdi susuz kalan kimse, o hep onu hayalleyecektir. Onun kendince o hayali gördüğünde de işte koşturacaktır burada su var diye.
Aynı şekilde bir kimse aç olmuş olsa, işte ona deseler ki bir haber gelse filanca yerde fırın varmış diye yürür gider. Orada fırında ekmek ümidiyle oradaki o şehre gider ve o fırının bulunduğu yere gider ki orada karnını doyursun. O midesinin isteğini, nefsinin isteğini yerine getirsin. Bunun gibi normalde bir kimse neye çok ihtiyaç duyuyorsa onun müştakı olur. Neye çok ihtiyaç duyuyorsa onunla aldanır, onunla kandırılır, onunla aldatılır. O çünkü ihtiyaç gördüğü, ihtiyaç duyduğu şeye doğru koşar insanoğlu. Bu ihtiyaca doğru koşma hayvani bir duygudur insanda. O hayvani duyguyla, o ihtiyacının kölesi olur. O ihtiyacının kölesi olunca o ihtiyacı o kendisince analiz etme kabiliyetini kaybeder.
Analiz etme kabiliyetini kaybedince zaten insan hata yapar. Şimdi bu biraz da böyle hani bir kimse kendince bir üstada bağlanmayı kendince gerekli görür. Gerekli görünce veyahut da birileri ona der muhakkak sen bir şeyhe bağlan, bir şeyhe intisap et. O şeyhe intisap et ki yol gidesin der. Böyle olunca o kimse işte değişik zamanlarda veyahut da kendince etrafındaki insanların sözüne bakaraktan bir şeyhe intisap eder. Çünkü o şeyhe intisap etmeyi kendince zorunu görüyordur. Ve şeyhe intisap etmeyi veya dinle ilgili alakalı da biz bunu konuşabiliriz. Mesela ben hep derim ya kendimce, insanlar kendince dine ihtiyaçları vardı.
Dine susuzdu Türk toplumu. Anadolu toplumu dine aç. Dine aç olunca insanlar hızla nereden ne elde ederlerse onları öğrenmeye başladılar. Mesela bunlar, bu dini kaynaklar Türkçe'ye çevrilirken, dini kaynaklar insanlara Türkçe'ye çevrilip satılırken hiç analiz edilmedi. Hiç onlar nasıl bir kaynaktır, bu toprakların din anlayışına uygun mudur, değil midir? Bu toprakların kadim öğretisine, kadim kültürüne uygun mudur, değil midir? Bakılmadı. Bakılmayınca işte müntezzili sınıfından veya haricilerin veya şianın veya vahabilerin veya ne bileyim böyle son dönem selefi vahabilerin eserleri ülkeye girdi. Hiç aslı astar olmayan hadis inkarcılarının, işte Kur'an-ı Kerim'e tarihsel olarak bakanların, masonların, din düşmanlarının kasıtlı yazmış olduğu eserler çevrilerekten Türkiye'de dağıtılmaya başlandı.
Ve insanlar, onların doğru kaynak olup olmadıklarına bakmaksızın, onlara din lazımdı çünkü, onlara dini eser lazımdı. Ne olduklarına bakmaksızın, onlar bunları edinip, bu eserleri edinip okumaya başladılar. Ve bir baktık ki biz, ülkemizde dini olarak o kadar çok fraksiyon çoğalmış ki, o kadar çok fraksiyon çoğalmış ki, ister istemez, işte kaderin imandan olmayanı inkar edenler, kabir azabının olmadığını inkar edenler, kabir azabını inkar edenler, işte hadisleri inkar edenler, işte biz Kur'an'dan başka bir şey tanımayız deyip, her ne var ise inkar edenler,
iştaatları inkar edenler, fıkıhı inkar edenler, mezhepleri inkar edenler, meşrepleri inkar edenler, ehli tasavvufi inkar edenler, şeyhleri inkar edenler, veliliği inkar edenler, mürşitleri inkar edenler, o kadar çok inkarcı çoğaldı ki, biz bunların içerisinde bir şeye ayıklayamadık, en sonunda müminleri de tekfir etmeye başladılar. Herkes birbirini artık kafir demeye başladı, herkes birbirini küfür noktasında görmeye başladı ve artık bunu da söylemekten çekinmez hale geldiler. İşte bu insanlar din adına, bu diyanet adına, dindarlık adına doğru olarak kabul ettiği bu yanlış fikirlerden, bu eksik düşünceleri elde etmekten kaynaklandı. Ve seraptı, çünkü insanlar uzun müddet dini eğitim, dini öğretim almadıkları için bunları gerçekten dinmiş gibi aldılar.
Veyahut da şeyh olarak gördükleri, üstad olarak gördükleri, mürşid olarak gördükleri, veli olarak gördükleri kimseler, aslında gerçekte birer ehliyetli veli değillerdi, veyahut da ehliyetli birer şeyh değillerdi, ehliyetli birer üstad değillerdi. Ama ve lakin insanlar onları analiz etme, insanların onların gerçekten bir şeyh olup olmadığını anlayabilme yetisine sahip olmadıklarından dolayı, onları şeyh olarak dört elle sarıldılar. O şeyh denilen kimseler ne yazık ki Müslümanların parasına zarar verdi, ne yazık ki Müslümanların malına, mülküne zarar verdi. Veyahut da din öğrenme adına insanlar değişik cemaatlere gittiler, koşuştular, işte şu şöyle olacak, bu böyle olacak dediler, harika işler olacak dediler. Ama en sonunda Müslümanlar dediler ki biz aldanmışız, aldatılmışız, kandırılmışız, işte bunlar gerçek dindar değillermiş, işte kimisi gerçekten ibadet ehli, kimisi ticaret ehli, kimisi de hainmiş bunlar denildi.
Demek ki insanlar böyle işte kuş sesine aldanan diğer kuşlar gibi, aslında kuş değil bir avcı, o avcı onları avlamak için ondanmış gibi görünüyor. Hani Buhari'de, Bab-ül Fiten'de hadis-i şerifler var, fitnelerle alakalı, fitenle alakalı. Ama öyle insanlar gelecek ki ahir zamanda sizin dilinizden konuşacaklar, sizin gibi namaz kılacaklar, sizin gibi Kur'an-ı Kerim okacaklar, sizdenmiş gibi davranacaklar ama onlar bizim, benim ümmetimi saptıracaklar diyor.
Şimdi işte ama onlar bizim dilimizden konuştular, onlar bizim gibi konuştular, bizim gibi namaz kıldılar ama ve lakin ümmet-i Muhammed'i aldattılar, ümmet-i Muhammed'i kandırdılar. Hani başka bir hadis-i şerifte öyle gençler olacak, onlar sakalsız, çok yumuşak konuşacaklar, onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir, ümmetimin parasını yerler diyor. İşte onlar da dindermiş gibi görünecekler, dindarmış gibi görünecekler, ümmetin parasını yiyecekler ve ümmeti soyup soğana çevirecekler. Ve ne yazık ki bu tip insanlar hep Adem aleyhisselamdan itibaren ola gelmişlerdir. Ve dindarları böyle aldatmışlardır, Müslümanları böyle aldatmışlardır ve Müslümanlar onları kendilerinden görmüş, kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan Müslümanlar olarak görmüşler ve onlara inanmışlar.
Örneğin işte siyasetçi gelmiş, onları kendilerindenmiş gibi göstermiş, Müslümanlar gitmişler, kurtuluş bu adamda demişler, kurtuluş bunda demişler, ona oy atmışlar. İşte onlar kimisi belediyeye gelmiş, kimisi hükümete geçmiş, kimisi bürokrat olmuş. Ama onlar oraya geçtiklerinde Müslümanmış gibi görünerekten aslında asla Müslüman gibi davranmamışlar. Doğranmamışlar. İşte Müslümanlar seraptan seraba sürükleniyorlar. Yani bir kurtuluş ümidiyle, yeniden bir şeyler olur ümidiyle bir seraba doğru koşuyorlar. Ve insanlar işte belediye başkanı oluyor, meclis üyesi oluyor, veyahut da milletvekili oluyor, veyahut da bakan oluyor, veyahut da başbakan oluyor, veyahut da cumhurbaşkanı oluyor.
Bir makama geliyorlar, fakat o makama gelen kimseler ne yazık ki Kur'an ve sünnetten sapıyorlar. Kur'an ve sünnetin emrettiği gibi yaşamıyorlar, Kur'an ve sünnetin emrettiği gibi davranmıyorlar. Ve Müslümanlar o aldatılmışlıkla, o kandırılmışlıkla, ondan hızla uzaklaşıyorlar. Ama başka bir vadide, başka bir perdide yine aldatıcı bir kuş sesine kanıp gidiyorlar. Ve ne yazık ki uzun senelerden beri bu böyle olup gidiyor. Bu normalde Hazreti Mevlana, Cerahat-i Rum Hazretleri bunu böyle söylerken enteresan, hani susuz kimseye seraptan zevk gelir, fakat ona erişince kaçar ve yine su arar diye Müslümanların halini anlatıyor. Müslümanlar tarih boyunca susuz kalmışlar, hakikate susuzlar, hakka susuzlar, adalete susuzlar.
Gerçekten Kur'an ve sünneti seniyenin anlaşılmasına ve yaşanmasına susuzlar. Öyle olunca işte birisi fötör şapkasıyla çıkıyor Müslümanların önüne, birisi sarıyla çıkıyor Müslümanların önüne, birisi cübbesiyle çıkıyor Müslümanların önüne, rahleyi koyuyor önüne, birisi tesbihiyle çıkıyor Müslümanların önüne. O da kendince bir yol söylüyor ve herkes kendince o kurtuluşu orada görüp bunların peşine düşüyor. Ama ve lakin bir bakıyorlar ki bir müddet sonra bu serapmış, kendileri su içemiyorlar. Aslında peşlerinden gittiği kimseler kendileri susuz olmasına rağmen sanki debi deryaymış gibi kendilerini göstermişler. Ve Müslümanlar aldanıyorlar ve Müslümanlar kandırılıyorlar. Müslümanlar aldanırlarken, kandırılırken ne yazık ki Müslümanların paraları heder oluyor, zamanları heder oluyor, nefesleri heder oluyor, aileler heder oluyor, eş ve çocuklar heder oluyor ve zaman heder oluyor.
Ve baktığımızda biz yıllar yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında Müslümanlar bir arpa boyu yol gidemediklerini görüyorlar ve ondan sonra bir başkası geliyor, diyor ki ben sizi kurtaracağım. Müslümanlar tekrar o kimselerin peşinden gitmeye başlıyorlar. O yüzden bunu böyle sahte müritler, sahte mürşitler, sahte üstadlar, sahte dervişler olduğu gibi sahte siyasetçiler, sahte cihatçılar, sahte alimler, her şeyin bir sahtesi oluşuyor.
Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Müflisler kalp altından hoşlanırlarsa da o altın darphanede rüsvai olur. Yani bu müflis malum iflas etmiş kimse, dara düşmüş kimse, bu iflas etmiş kimseler böyle borçlarını ödemek için sahte bir altın bulsalar hemen giderler borçlarını öderler. Kendilerince iflas etmişler, aldatıyorlar ya işte o dağıttıkları altın veya borç niyetine verdikleri altın darphaneye gidince yani o altın kaynatılınca, eritilince orada rüsvai oluyorlar.
Ve ne yazık ki işte o sahte şeyefendilere, sahte üstadlara yani gerçekten üstad olmaya etkili ve yetkili olmayan, mürşid olmaya etkili ve yetkili olmayan o kimseler ne yazık ki her dönemde olmuşlar. Ve gerçekten hak ve hakikat yoksunu, hak ve hakikat müflisi olan insanlar gidip onlara intisap ederler. İntisap ettikten sonra bir müddet sonra bakarlar ki bunlar kalp altın gibi dışları yeşil türbe, içleri estağfurullah töbe olduğunu görürler.
Ve ne yazık ki oradan uzaklaşmaya çalışırlar. İşte o aslında üstad olmadığı halde üstadım diye ortaya çıkanlar, mürşid olmadıkları halde mürşidim diye ortaya çıkanlar da ne yazık ki o mahşer kurulduğunda da onların gerçek olmadıkları meydana çıkacak. Bak, dikkat et altın suyuyla boyaman seni yoldan alıkoymasın. Dikkat et batıl hayal seni kuyuya düşürmesin.
Kelile'den bu hikayeyi oku ve o kısadan hisse almaya bak. Yani dikkat et sen kendini altın suyuyla boyamaya çalışma. Sebep kendi kendini aldatırsın. Sen iki rüya görmekle kendini aldatma. İki hal görmekle kendini aldatma. O dikkat et batıl hayal seni kuyuya düşürmesin dediği bu. Sen kendi kendini gördüğüm zannıyla, kendi kendini olduğum zannıyla sen kendini helak etme. Kendi kendini sen sırmalı cübbeler giyip de kendini bir şey zannetme. Sen sırmalı sarıklar takıp da kendini bir şey zannetme. Sen harika bir kafana külah geçirip de kendini bir şey zannetme. Veyahut da sen böyle ortalıkta ben üstadım, ben Mehdi'yim, ben Resul'üm deyip de kendi kendine ortalıkta caka satma. Ben şöyle dervişim, ben böyle dervişim, ben şöyle hal dervişim, ben böyle hal dervişim deyip ortalığa kendini düşürme.
Kendi kendini heder etme. Bunlar seni aldatan şeylerdir. Senin gördüğün rüya, kendi kendine bir kibir veriyorsa sana, seni aldatıyor demektir. Senin gördüğün hal, sana bir kibirlilik veriyorsa, sana ne oldum deliliği veriyorsa, ben oldum deliliği veriyorsa, o senin için büyük bir imtihandır. Allah muhafaza eylesin, o seni yoldan ınlı koyar, o seni hatta yolda batırır seni. Sen per perişan olursun, farkına varmasın. O zaman tevazuyu ele al. Ben derviş olamadım da, ben üstad olamadım da, ben bu işi tam manasıyla bilmiyorum da. Ve olamadığını, bilemediğini söyle ki, Adem'in yolundan git. Küstahlık yapma, kibirlilik yapma. Tevazudan kendini uzaklaştırma. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın.
Sözünü unutma ve Yunus gibi ol ve kendinde bir varlık göstermeye çalışma. Ben şöyle bir mürşidim, ben şöyle bir veliyim diyerekten kendinde varlık görme. Ben şöyle bir dervişim, ben böyle bir hal dervişiyim, ben şöyle bir sufiyim deyip de kendinde varlık gösterme. Suretten çık, varlıktan çık, manaya doğru adım at. Allah bizi onlardan eylesin. Kelile'den bu hikayeyi oku ve o kıssadan hisse almaya bak. Yani Hint hükamasının birinin hanların lisanından icrasına dair tertip etmiş olduğu Kelile ve Dinme namında kitapta böyle bir hikayeler var. Hz. Pir diyor ki, sen böyle hani olmadan önce oldum davası güdenlerin hikayesini sen kalk işte bu Kelile hikayesinden oku diyor.
Burada işte bir tenekeyi altın suyuna bandırsan, altın rengine boyasan altın olur mu? Olmaz. Bu hikaye de bu tip şeyler anlatan bir hikaye. Tabi bunu normalde Hint hikayesini Farisi'ye, Farisi'den Osmanlıca'ya çevirenler olmuşlar ve Osmanlı'nın içerisinde de bu hikaye meşhur olmuş, kitaplaştı olmuş. Ve aklımda kaldığı kadarıyla Bursalı bir kimse o hikayeyi Osmanlıca'ya çevirmiş.
Allah bizleri muhafaza eylesin inşallah. Yine konu başlığına geldik, konu başlığına geldik. İnşallah konu başlığını önümüzdeki bir konu okuyalım, bir dakika konu başlığında bırakalım. Av hayvanlarının aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri. Dokuz yüzüncü beyin, güzel bir derede av hayvanları aslan korkusundan ıstırap içindeydiler. Çünkü aslan daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu. Hileye başvurdular. Aslanın huzuruna geldiler. Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım. Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu otlak bize zehr olmasın dediler. E şimdi zaman zaman hani belgesellerde izliyorsunuz ya otlaklarda hayvanlar sakin selametli bir şekilde otlarken işte ama bir tane ama aslan sürüsü veya bir ailesi veya bir tane veya iki tane öyle pusuya yatıyorlar.
İşte en böyle sürüden ayrılan en zayıf halaka hangisi ise işte yavrudur, yeni doğmuştur veyahut da işte hastalıklıdır veyahut da ayağı topaldır veyahut da böyle şapşal şapşal dolaşan bir hayvandır. Salak salak böyle orada burada dolaşan bir hayvandır. O zaman o aslan pusudan çıkıp ondan sonra o hayvanı avlar ya işte Hazreti Pir de bunu söylüyor. Diyor ki av hayvanlar toplandılar aslana dediler ki sen bundan sonra avlanma ya biz sana her gün bir yiyecek verelim. Her gün sana gündelik olarak içimizden birisini feda edelim. Herkes burada ne yapsın rahat bir şekilde otlasın. Aslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi. Aslan dedi ki hileye uğramasam vefa görecek olsam dediğiniz doğru.
Ben şundan bundan çok hileler görmüşümdür. İnsanların yaptıkları işlerden ettikleri hilelerden helak olmuşum. O yılanlar o akrepler tarafından çok ısırılmışım. İşte o aslana böyle söyleyince av hayvanları o da dedi ki ben çok hilelere uğradım. Ben çok vefasızlık gördüm. Ben çok hilelere uğraraktan yılanın akrebin ısırmasına sokmasına duçar oldum. Ben çok sıkıntı çektim. O yüzden ben normalde hakikatinde sizde bir vefada görsem, hakikatinde sizin söylediğinizde bir hile de görmemiş olsam benim tecrübem var. Ben tecrübeyle o kadar çok yaralandım, o kadar çok aldatıldım, o kadar çok sıkıntılara maruz kaldım ki siz şimdi hakikat söyleseniz dahi ben o hakikate ram olma veya size inanma dairesinde değilim dedi.
Çünkü neden o insanların ve etrafın hile ve destellerine karşı çok aldandı. Çok aldanınca artık o kendisinden başka hiçbir şeye güvenmez, çalışmasından başka bir şeye güvenmez haline geldi. İçinde pusu kurmuş olan nefis ise kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir. Aslan dedi ki eğer bir şeyin içerisinde nefis var ise pusu kurmuş ve kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir.
Şimdi nefis Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde değişik manalarda alınmış ve çok farklı bir şekilde kelimenin yani nefis kelimesinin kullanıldığı cümleye göre değişik manalar alınmış. Mesela işte böyle bir cisim onun olsun bir cevher ne bileyim işte bir birey bir ruh bir can bütün bu normalde farklı farklı manalarda kullanılmış.
Ama Sufiler ehli tasavvuf nefsi kullanırken onlara kötülüğü emreden, kötülüğü tavsiye eden, haramlardan uzak tutan, Kur'an ve sünnetten uzaklaştıran, Kur'an ve sünnete uyma, Kur'an ve sünnete tabi olmadan gevşeklik gösteren nefsi anlamışlar. Öyle anlamışlar ki o nefis ona hep kötülükleri emreden, kötülükleri isteyen, insanın kötü yola sevk eden olarak ehli tasavvuf nefsin o tarafını almışlar kendilerini.
Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin deyimiyle nefsiyle cihad, cihadı ekberdir, en büyük cihattır disturunu ele alıp o kötülükleri emreden, kötülükleri işlemesini isteyen nefisle mücadele etmişler. Yusuf suresi ayet 53 Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz ki çokça kötülüğü emredendir. Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır. Şüphesiz ki Rabbim çok affeden, çok merhamet edendir. O yüzden işte buradaki nefis, suhli arzular, kötü huy, insanı haram yaşantıya, haram düşünmeye, haram işlemeye sevk eden nefis. Ve bu Yusuf aleyhisselam da diyor ki ben nefsimi temize çıkarmak istemem.
Neden? Çünkü nefis kötülüğü emreden bir olgudur. O zaman kötülüğü emreden bir olguysa her zaman için bizi kötülüğe doğru sevk eder mi? Evet. Bununla alakalı yine Nisa suresi ayet 79'da da sana gelen iyilik Allah'tan başına gelen kötülük ise nefsindendir der. İşte demek ki başımıza gelen sıkıntılar, başımıza gelen problemler, dertler, gam, kasvet veyahut da başımıza gelen herhangi bir şey bizim nefsimizden.
Biz herhangi bir yerde nefsimizde uyduk, bir hata yaptık, bir kusur işledik, bir yanlışlık yaptık ve o yüzden normalde başımıza bir sıkıntılar geldi. Yine hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dua ediyor. Allah'ım nefislerimizin şerrinden sana sığınırız diye. Yine başka bir hadis-i şerifte Allah'ım nefsimizin şerrinden sana sığınırız diye dua ediyor. Ve yine başka bir hadis-i şerifte bir an bile olsa, göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma diyor. İşte bir kimsenin içerisinde böyle bir nefis var ise, bir kimsenin içerisinde bu nefsi taşıyorsa ve o nefis terbiye edilmediyse. Çünkü ayet-i kerimede ne dedi? Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır. Yani demek ki Cenab-ı Hak'ın merhamet ettiği kimseler var, onlar nefislerini temize çıkarmıyorlar.
Ama onlar nefisleriyle devamlı mücadele ediyorlar. Bu nefisleriyle mücadele eden insanlar ancak temize çıkacaklar. Çünkü onlar ne yapacaklar? O böyle çok affeden, çok merhamet eden Allah'ı zikredip tövbe ederlerse temizlenecekler. Yoksa öbür türlü bir kimse temizlenir mi? Hayır. Bir kimse nefsiyle mücadele etmezse doğru yolu bulur mu? Hayır. Bir kimse Kur'an ve sünnet dairesinde durmazsa doğru yolu bulur mu? Hayır. İşte ve o kimsenin içerisinde o nefis terbiye olmadığı müddetçe ondan her türlü vefasızlık, ondan her türlü hainlik, ondan her türlü sıkıntı bekleyebilir miyiz? Evet. O yüzden hiç kimsenin nefsine güven olmaz ate sözünün sebebi de budur. Hiç kimsenin nefsine güven olmaz.
Bizde şöyle bir hata var, şöyle bir yanlışlık var. Yani ya ondan böyle bir şey beklemem ben. Bekle canım kardeşim. Herkesten her şey bekler. Neden? Herkes çünkü nefis taşıyor. Sen Kur'an ve sünnetin hukukuna riayet et. Sen adaletin hukukuna riayet et. Sen hukuktan dışarı çıkma. Hep ben zaman zaman derim ya bu bir güvensizlik değildir. Hani Cenab-ı Hak antlaşmalarınızı yazıya dökün der. Ben hep arkadaşlara derim. İşte bu ev kimin? İşte filancanın. Ama benim. Oğlum senin olsa tapusu senin üzerine olacak. Tapusu senin üzerine mi? Değil. O zaman ev senin değil. Bu araba kimin? Filancanın. Tapusu senin üstünde mi? Değil. Neden? Herkes nefsine uyabilir. Ve herkes nefsine uyarsa da seni zorluğa sokabilir.
Seni zora sokabilir o kimse. O yüzden sen kendi nefsine güvenmeyip de nasıl başkasının nefsine güveniyorsun? Ben kendimi nefsime güvenmeyeceğim. Başkasının nefsine güveneceğim. Bu da mümkün değil. İşte Hz. Bir burada diyor ki aslanın ağzından. İçinde diyor pusu kurmuş bir nefis var ise kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir o. Neden? Nefsi terbiye olmamış. Onun nefsi belli bir hale gelmemiş. emmare levvame mülhüme mutmainne radiye mardiye safiye makamlarını geçmesi lazım. E geçmemiş. O zaman ondan her türlü sıkıntı olabilir mi? El cevap olabilir. Onun nefsine güvenilir mi? Hayır güvenilmez. Ve güvenilmeyeceği için o kimse devamlı ne yapacak?
Nefsini terbiye etme. Nefsiyle mücadele etme yoluna gidecek. İnşallah. O yüzden Allah'a izin verirse inşallah önümüzdeki cumartesi gün bu kaldığımız yerden Allah'a izin verirse inşallah devam edeceğiz. Kıymetli kardeşlerim, kıymetli dostlarım. 895'i okuduk. 96, 97, 98, 99, 907'den inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz.
Benim kulağım mümin bir zehirli hayvan dileğinden, deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla, gönülle kabul ettiğinden devam edeceğiz inşallah. Şimdi Allah'a izin verirse inşallah sorularınıza geldi.
Selamünaleyküm koronavirüs olan ve şeker hastası olan bir kişi için bağışıklığını güçlendirmek için neler yapmalı? Bu kişi nasıl beslenmeli? Tavsiyeleriniz nelerdir? Yani böyle bir kimse zerdeçal, zencefil, kakao, tarçın bunları böyle karıştırıp sabah akşam çay halinde içebilir. Biraz böyle fazladan C vitamini alması lazım.
Allah şifa versin inşallah. Kolay değil. Rabbim muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Bir sohbetinizde yeşil sancağı görene kadar devam edin demiştiniz. Öyle demişim. Ne zaman demişim bilmiyorum. Demişimdir. Yeşil sancak varılacak menzil midir? Farklı sancaklar da var mıdır? Var. Kızıl siyah gibi sancak neyi ifade eder açıklayabilir misiniz? Siyah sancaklılar çıkacak. Onlar Mehdi'nin askerleri. Mehdi'den önce. Böyle herkes bu hadis-i şerifi bildiğinden kendisini Mehdi'nin askeri göstermek için Siyah sancak çekiyor. Onlara aldanmıyor.
Bu böyle Ümmet-i Muhammed'i aldatmak için bu tip böyle sancakları çıkıp Kendilerince Allah muhafaza eylesin kendilerini böyle gösterenler var. O yüzden onlara aldanmamakta fayda var. Dördüncü makamda dervişin kalbinde bir veled oluşur demiştiniz. Bu oluşan veledin muhtevası nedir?
Zat mıdır? Melekut aleminden midir? Bu bebeğin çocukluğu, gençliği veya yaşlılığı olur mu? Bu normalde zikullah'tan oluşan bir nurdur. O yüzden bunu tarif ederlerken işte herkes demişler ki bu zikri veledi veya nuru veledi derler. Böyle bu şekilde söylerler. O zikullah'tan oluşan bir nurdur insanın kalbinde. Dervişin düşündüğü ya da yaşadığı bir konuda kalbine ayet-i hadis gelmesi veya üstadın onun kullanılan ayet ve hadis de anlatması ilham mıdır?
İlmin ledün müdür? Her ilham ilmin ledündür. O yüzden onu ilham olarak görürüz ama ilmin ledündür o. Dervişin kalbinden süt akabilir mi? Yoksa bu hal üstada ait olup dervişin hayallemesi midir? Normalde biz her şeyi üstadımızın himmeti olarak görürüz. Altıncı makama gelince kime rical-i gaypereni olur? Bazıları da geri döndürülür demiştiniz. O yediye gelenler geri döndürülür. Orada bir yanlış anlaşılma olabilir. Tekrar geri dönüşte nefis meratibleri geçilir mi? Rabbimin lütfuyla ve üçüncü kez dönüş var mıdır? Üç kez mi nefis meratibleri geçilir? Nasıl olursa yok. Hayır. Oradaki geri dönüş bozulmaktan kasıtlıysa o ayrı mesele.
Ben oradaki o geri dönüş altıdan da geri dönebilir mi? El cevap geri dönebilir. Yani nefsine uyabilir, bozulabilir mi? El cevap bozulabilir. O manadaysa evet. Ama normalde yedinci makamdan sonra geri dönüş vardır. O geri dönüş nefis meratipler olarak değildir. O tekrar irşad için geri döndürülür. Diğer peygamber efendilerimizden Hızır, Hazreti Adem, Hazreti Nuh, Hazreti Musa, Hazreti İbrahim, Hazreti İsa Resulü herhangi bir meratipte görülebilir mi?
Yoksa belli aşamaların olması mı gerekir? Görülebilir bunlar. Bunda bir sıkıntı değil. Onları görmek farklı bir şeydir. Onlardan eğitim almak farklı bir şeydir. Dervişin Rabbinin sıfatsal tecelliyatlarını gördüğünde, örneğin Rahman ismi şerifini, Rahim ismi şerifini, Rezzak ismi şerifini, tenzih teşbih noktasında mı olmalıdır? Veya Rabbim Rahmandır, şehadet ederim, o Rezzaktır, şehadet ederim demesi, düşünmesi doğru mudur? Bu da olabilir. Genelde dervişlerin hepsinde kendine ait bir yolu vardır. Kimisi tenzih teşbih yapar, kimisi böyle hamd eder. Bunda bir ilak şöyle olacak diye bir kayda olmaz. Derviş zikre oturup Rabbine bir şey sorsa, Rabbi de ona gösterse veya bir nida işitse, bunu kulun Rabbi ile vasıtalı ya da vasıtasız konuşması olarak düşünebilir miyiz?
Böyle düşünmek yanlış mıdır? Bu konuda Cenab-ı Hakk'ın zatını düşünmediği müddetçe, dervişin herhangi bir düşüncede saplantı haline durması kabız hali olur. Aleyküm selam. Selamun aleyküm. Yanlış hatırlamıyorsam şayet bir sohbetinizde Ayasofya'ya dikkat çekip ilk cuma namazında Mehdi Aleyhisselam orada olacak inşallah demiştiniz.
Bu sözünüzden yola çıkarak 24 Temmuz'da ümmetin en hayırlısı geliyor anlamı çıkarabilir miyiz? Evet. Ben Ayasofya'nın üzerinde oldukça fazla mana yüklüyorum. O yüzden inşallah Ayasofya bu mana zincirinin başlangıcı. Selamun aleyküm. Kurban Bayramı'nda bayramlaşma olmasa bile sizi görmek için mesela pazartesi, Ankara, Salı, İstanbul, Çarşamba, İzmir'deki kardeşler gibi Bursa'ya gelebilir gibi bir şey olması mümkün mü?
Hakkınız helal edin. Hayırlısı bilmiyoruz. Daha Kurban Bayramı ile alakalı bir program yapmadık. Ne olacağı belli değil. O yüzden bir program henüz daha oluşturulmadı. Hayırlı geceler. Eşim ek iş olarak ikinci el bisiklet eşya alsat yapıyor. Fakat bu işi yaparken arabamız olmadığı için çoğu zaman ihtiyacı oluyor. Kredi çekip araba almamız uygun olur mu? Bunları dini hukuk olarak bana sorduğunuzda ben normalde bunun dinen Türkiye şartları içerisinde bir sıkıntısının olmadığını söylerim. İddet müddeti.
Üç hayız mı yoksa üç temizlik dönemi mi? Şimdi biri üç kere hayız görse ve üç hayızdan sonra temizlenir temizlenmez başka nikahı yapsa geçerli oluyor mu? Kadın bugün boşandı, hayızlı değil ama yarın hayız oldu. O sayılır mı iddet müddeti için? Sayılması lazım. Bir talaktan sonra iddet müddeti bittikten sonra nikah devam eder mi? Bir talak verdi, iddet bekledi. İkinci talada vermesi gerekiyor. Yine bir daha iddet bekledi. Üçüncü tala verecek, boşanma gerçekleşecek. Yani üç hayız gördü, üç hayız gördükten sonra üç talak verebilir. Veyahut da bir talak verdi, bekledi bir iddet miktarı, bir şey demedi. Sonra ikinciyi bekledi, yine bir şey demedi.
Üçüncüyü bekledi, yine bir şey demedi. Örneğin işte bu arada da birleşme de olmadı. Nikah öyle duruyor. Bir talak oldu, öyle duruyor. Geriye rucu ederse, yani yine eşine dönerse o talan hükmü kalmadı. Ama dönmedi, iddette dolmuş oldu. Aslında orada erkek kadına zulmetmeme adına onun boşaması gerekir. Ama birleşme ümidi var ise, kadın da bunu kabul ediyorsa, erkek de birleşme ümidi taşıyorsa, kadın da birleşme ümidi taşıyorsa, bu görüşmeler, konuşmalar devam ediyorsa, Beklenebilir mi, el cevap beklenebilir.
Ama kadının burada helallığı olması lazım. Yani kadın demesi lazım ki, ben birleşme ümidi taşıyorum, ben birleşebilirim, o yüzden de beni boşama, hani beni boşamadan ben böyle de bekleyebilirim ümitle diyorsa kadın, o zaman erkek boşamayabilir. Ama erkeğin içerisinde bu ümit kalmadıysa, bittiyse, yani bir daha erkek birleşmeyi düşünmüyorsa, o zaman kadına da zulmetmesine gerek yok, o zaman da kadının boşaması gerekir. Ben ne sözler söylemişim bak, Ayasofya ibadeti açıldığı zaman, Mehdi'yi bekleyin demişim, evet, buna katılıyorum, hala daha aynı noktadayım. O yüzden Ayasofya bu meselede gerçekten dönüm noktası diyebiliriz.
KPSS sınavına çalışıyorum, fakat çalıştıklarım bir süre sonra aklımda kalmıyor ve sistem oturtamıyorum. Tavsiyelerinize muhtacım, disipline edeceksiniz kendinizi, belli bir düzene kaçacaksınız, o düzende devam edeceksiniz. Sizin yanınızda veya herhangi bir Allah dostunun yanında bulunmak, istemek nefisten mi? Bütün Allah dostlarının yanında bulunmak, onlarla beraber olmak nefisten değil, Allah'ın emri.
O yüzden salihlerle beraber olunuz, ayet-i kerimesi var, o yüzden bu nefisten değil. Ama zordur böyle bir şey, hani bir kimse, bir velinin yanında devamlı durması, velilerle beraber olması zordur. Ama o zorluğu taşımak, o zorlukta mücadele etmek de önemli. Herhangi bir Allah dostunun yanında mücadele verirken başına gelen musibetler nefisten mi? Bütün her şeyi biz nefisten olarak görürüz. Yani normalde hani hadisi kutsi var, belanın, musibetin çoğu peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki, etrafındakilere der ya, biz başımıza gelen bütün sıkıntıları, bela ve musibeti bizim yaptığımız hatalardan, kusurlardan biliriz. Ben öyle bilinmesini isterim.
Ben kendimce derim ki, ben bir şey yapmışımdır muhakkak, benim başıma gelmiştir bu. Selamun aleyküm, hayırlı geceler. Allah razı olsun, aleyküm selam. Bir amel ve itaat konusunda eksikliklerim oluyor. Bu konularda sağlam bir istikrar sahibi olmak için ne yapılabilir? Bu zamanın bütün hemen hemen bütün Müslümanlarında böyle bir şey var. Yani bu konuda disiplin terbiye edecek. Zaten nefise mücadele bu, nefisi terbiye etmek bu. Yani namazda disiplinli olacağınız, oruçta disiplinli olacağınız, zikirde disiplinli olacağınız, haramlardan uzak durmakta kendinizi disiplinli kılacaksınız. Başka türlü amel ve itaat noktasında kendinizi disiplin etmezseniz, başarıya ulaşamazsınız.
O yüzden disiplinli birer Müslüman olmanız gerekiyor. İki, Allah'ın, Peygamberimizin ya da Üstadımızın bizim üzerimizdeki muamelesi neye göredir? Sadece amelimize ve yaptıklarımıza göre mi şekillenir yoksa özel bir hukuk ve keyfiyet etkisi var mıdır? Allah ezelden beri, ezelden bizi bildiğine göre bize muamelesi hiç değişir mi yoksa baştan beri aslında aynı mıdır? Ben muamelenin değişeceğine inanırım. Kim? Çünkü zerrece hayır işleyenin hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz. Biz hayırda, iyilikte, güzellikte, tatlılıkta, hoşlukta mücadele etmemiz lazım. Bizim Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşamakta, Kur'an ve sünneti seneyi yaşatmakta mücadele etmemiz gerekir.
O yüzden Allah, sizler kendinizi değiştirmeyecekçe Allah da sizi değiştirmezler ayeti kerimede. O zaman biz kendimizi değiştirelim ki Allah da bizim üstümüzdeki hükmü değiştirsin. Hayırlı geceler. İlk olarak yatalak anneannem için abdest zorluğu var. Altı bezleniyor ama namaz kılmak istiyor. Tuğlayla teğmüm ederek alabilir diye duymuştum. Aynı abdest alır gibi mi yapacak? Yok, tuğlayla abdest alır gibi yapmayacak. Normalde teğmüm edecek. İkinci sorun pandemiden dolayı eşim birkaç kişi sosyal mesafeye uygun şekilde zikir yapıyorlar. Beni asla yollamaz. Ben ondan gizli gidiyorum. Ve her gittiğimde mutlaka tesadüf arıyor neredesin diye.
Ben de marketteyim ya da şuradayım diye kısa zamanda eve dönüyorum. Gitmeden de duramıyorum. Başka bir konuda eşime yalanım yok ama zikire gitmek için söylemek zorunda kalıyorum. Bu durumda ne yapmalıyım? Bence bu konuda da yalan söylemeyin. Söyleyin böyle böyle deyin. Ben zikullah'a gideceğim deyin. Veyahut da bir arkadaşa gideceğim de. Zikre gideceğim demesen de bir arkadaşıma gideceğim de. Sonuçta orada da arkadaşlarınızla da buluşuyorsunuz. Selamünaleyküm. Annemin kuzeni doktor, eşimin tiroidleri yavaş çalışıyor. Borax kullanmasını önerdi. Eşim tereddüt etti. Siz uygun görür müsünüz? Kullanmasında bir sakınca var mı? Doktorlara tabi olun deriz biz.
Biz doktor değiliz canım kardeşlerim. Selamünaleyküm. Sohbet biriminde nefisten bahsettiniz. Ben bir ev aldım. Ev sahibiyle anlaştım. Tapuya gittik. Her şeyi hallettik. Ama gel gelelim. İki ay sonra benden evdeki kombinin parasını istedi. Peki bu nefisten midir? Evet. Dinen o kombinin parasını senden istemeyen hakkı yok. O yüzden ev satın alınırken komple içindeki müştemalini atıyla beraber satın alınır. Örneğin çeşmenin parasını senden isteyemez.
Örneğin işte banyondaki çiftliği çeşmenin parasını isteyemez. Örneğin elektrik tesisatının parasını senden isteyemez. Evi satın almışsın. Yarın öbür gün kapıların da mı parasını isteyecek senden? Bu doğru değil. Allah Allah. Ne enteresan insanlar var ya. Adam evi satmış ondan sonra kombi parası istiyor. Selamünaleyküm. Evlerimize misafir geldiğinde yeme içmede ne kadar ısrar edilir? Ve misafirlikte çok ısrar edildiğinde tavrımız nasıl olmalıdır? Çok ısrar etmek iyi değil bence. Evet onun önüne koyalım yemesi içmesi için biz gayet güler yüzlü olalım, tatlı olalım. Davet de edelim ama ısrar etmeyelim. Neden? Rahatsızlığı vardır. Problemi vardır.
Biz ısrar edersek utancından yer. Allah muhafaza et. Çok iyi değil. 7 yaşındaki kızım Zene Fatıma sizden ders almak istiyor. Peki 7-7 çeksin o da. Selamünaleyküm hocam. Ben rüyamda sürekli nas, felak, ayet-ül kürsü dualarını okuyup uyanıyorum. Üç harfliler geliyor diye görüyorum. Bu ne demektir? Rüyamı yorumlayabilir misiniz? Sen felak, nas'ı okumaya devam et. Ayet-ül kürsü'yi okumaya devam et inşallah. Selamünaleyküm. Kişi nasıl kendini sevebilir? Sevilecek bir yanını bulamıyorum ve sürekli kendimle çatışmaktan bir arpa boyu yol gidemiyorum. Hiçbir şeye layık olmadığımı düşünüyorum.
Nefisle mücadele etmeniz sizin kendinizi sevdiğinize işaret. O yüzden nefisle mücadele edenler kendilerini seviyorlardır. Kendisini seven kimse kendisini daha iyiye doğru götürür. O yüzden kendisiyle, nefsiyle çatışan kimse, mücadele eden kimse kendisini seviyordur. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Gelinin kocasının ailesine karşı, kayınlarına, kayınvalidesine karşı, dinen görevleri nelerdir? Allah razı olsun. Bir de yaşanılan problemlere karşı nasıl hareket edilmelidir? Gelin normalde kocasının ailesine insani bir şekilde davranacak, iyi davranacak, hoş davranacak, insani bir şekilde davranacak.
Evine kim gelirse gelsin, nereye giderse gitsin. Kur'an sünnet tarihinde davranacak, düşmanı davranır gibi davranacak değil. Problemlere nasıl yaklaşmalıyız? Kur'an ve sünnete bakaraktan, Kur'an ve sünnet tarihinde yaklaşmalıyız. Ancak o zaman çözümünü bulabiliriz. Selamünaleyküm. Az önce mesnevide geçtiği durum, aslanın birçok kez akrep, ilan gibi hayvanlardan ısırılması, birçok kez bunu yaşamasını kendi nefsimiz üstüne alabilir miyiz?
Ve bir de Allah'a yakınlıkta uzak kaldığımız için mi ısırlıyoruz aslan gibi? Yok, hayır biz o konuda gerekli ilim sahibi olmadığımızdan ve insanların nefislerine güvendiğimizden ısırlıyoruz. O yüzden hadis-i şerifte mümin bir delikten iki sefer ısırılmazlar, uyanık mümin için. O yüzden bir mümin bir sefer aldatılır aynı yerden, ikinci sefer aldatılmaz. Allah bizi iyi eylesin, güzel eylesin. Bu akşam sorularınız az, herhalde izleyicimiz de az. O yüzden saat 11'e 10 var. Ama ve lakin soru bitti, harç bitti, yapı paydos gibi oldu. Haklarınızı helal edin. İnşallah önümüzdeki perşembe yeniden buluşmak üzere diyeceğiz. Yine tevhidimizi okuyacağız, geceyi sonlandıracağız inşallah.
Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak ömrünüzü hayırlı eylesin, haklarınızı helal edin.
Allah'a emanet olun, selamlar aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.