mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1760.Beyit) 28.10.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Ekim 2023 · 1:30:53

Enzübillâhü mineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâdemennâhû, La-i-lâh, cemiyen enbiyâhi vel murselin, velhamdülillâhi rabbil âlemin. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kendi istikametinde, kendi yolunda yürüyenlerden eylesin. Rabbim İsrail'i kahri perişan eylesin. Rabbim kahri perişan eylesin. Rabbim kahri perişan eylesin. Yeryüzünden bütün hepsini de silsin, süpürsün. Nuh'un duası gibi, Ya Rabbi demiş, yeryüzünde bir tane kafir bırakma. Biz de onun duası ile dua ediyoruz. Rabbim yeryüzünde hiçbir tane kafir bırakmasın.
En başta bu İsrail ve destekçilerini yerle yeksan eylesin. Kahri perişan eylesin. Kafirleri dağıtsın. Onları birbirlerine düşürsün. Müslümanları kuvvetli eylesin. Müslümanları cesaretli eylesin. Müslümanları bir ve beraber eylesin. Müslümanları sırat-ı müstakimde eylesin. Müslümanları hükümran eylesin. Yeryüzü La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah deyinceye kadar Müslümanlara gayret nasip eylesin. Çalışma nasip eylesin. Cihad şuuru nasip eylesin. Dillerinde zikrullahın ıslaklığını her daim nasip eylesin.
Gönüllerinde Allah aşkını ve muhabbetini eksik eylemesin. Ecmain. Rabbim dualarımızı kabul eylesin inşallah. Bin yedi yüz altmışıncı beytte kalmışız. Bir önceki hafta Leb dersem maksadım lebi derya'dır. La dersem muradım illa ancak evettir. Buraya okumuştuk. Bin yedi yüz altmışıncı beyt. Tatlılıktan dolayı yüzüm ekşitmiş olarak otururum. Fazla sözden dolayı sükut etmekteyim. Bir kimse ekşi bir şey yer içer, yüzü ekşir veya sıkıntılı bir hal yaşar, yüzü hüzünlü olur. Bir şeyin fazlası, haddinden fazlası bir şey de tersine etki yapar.
Bir kimse çok ekşi yediğinde nasıl yüzü ekşiyorsa, çok tatlı yerse de yüzü ekşir. Usulüne uygun bir tatlı yedi, onda bir sıkıntı yok. O lezzet alır, zevk alır. Ama çok fazla tatlı yerse bu sefer onda tersine etki yapar. İşte böyle maddi manevi, zahirde batında tatlılıklara, güzelliklere, hayrete o kimse dalar ona aşina olursa, bu sefer o tatlının fazlalığından nasıl yüzü ekşidiyse, o manevi derinliklere dalan, manevi olarak perdeden perdeye geçenler ve bir an olsun o manadan ayrılmayanlarında yüzleri ekşir.
Bu da maneviyatın fazlalığından, bu da burada maneviyatın derinliğinden söz konusu olur. O derinlikten, o perdeden perdeye geçmekten dolayı da o ne olur? Yüzü ekşir. İsterim ki bu suretle tatlılığımız yüzümüzün ekşiliğiyle iki cihandan da gizli kalsın. Bu söz her kulağa girmesin. İsterim ki bu tatlılık ve yüzümüzün ekşikliği ortalıkta kalsın.
Dışarıdan bakanlar desinler ki yüzü ne kadar ekşir, yüzü ne kadar asık, yüzü ne kadar sıkıntılı. İsterim ki böyle kalsın ve durumumuz, halimiz, o manevi derinliğimiz iki cihandan da gizli kalsın. Yani hem zahir alemden de hem de batın alemden de gizli kalsın. Ne zahirdekiler bilsin bizim içimizdeki aşkımızın derinliğini ne de batındakiler bilsin içimizdeki aşkımızın derinliğini.
O derinliği, o tadı, o lezzeti bu manada zahirde de batında da hiç kimse anlamasın. Buradaki hiç kimse anlamasını maneviyattan haberi olmayan, sufilikten haberi olmayan, bu işin zahir tarafında kalıp bu meseleleri küçük gören, horhakir gören, bu meselenin derinliğinin farkında olmayan, sufiliğin ne olduğunu, ne manaya geldiğini ve derinlemesini bilmek istemeyen, böyle işin kabuğuna bakıp, kabuğuna bakaraktan kendisini bir şey zannedip laf küf söyleyenler, işte bunlar bundan haberleri olmasın, öylesine ben manevi haller yaşayayım, öylesine manevi derinlikler yaşayayım,
ama yaşarken de insanlar benim o manevi derinliklerime aşina olmasınlar bu işi bilmeyenler. Bu işi bilenler için sıkıntı yok, ama bu işi bilmeyenler, bu işin manevi hazına, manevi lezzetine ermeyenler, bu işin manevi perdelerinden haberi olmayanlar, bu işin manevi hallerinden haberi olmayanlar, bundan bir şey duymasınlar, bundan bir şey hissetmesinler. Onlar çünkü iki kelime ezberleyip, insanları zındıklayan, insanları küfre götüren kimseler, onlar tabiri caizse papağan, kendilerinden bir şey yok, oradan iki şiir ezberleyip, iki cümle ezberleyip, insanları istismar etme, dini istismar etme, yolu istismar etme peşindeler. Öl olunca bu sufilik hayatına, sufilik dünyasına aşina olmayanlar, bu sözleri duymasınlar, bu sözleri işitmesinler.
Çünkü bu sözleri duyarlar, işitirlerse, yola da laf getirirler ve her şeyi istismar ederler. Onun için yüz ledün sırrından ancak birini söylemekteyim. Onlar duymasın, onlar anlamasın, maneviyattan haberi olmayanlar, meselenin ehemmiyetini, meselenin büyüklüğünü, özünü çözümleyemeyenler, bu meselede bir şey anlamayacakları için, ilmi ledün deryasından yüz biliyorsam bunun birisini anlatıyorum.
Yüz görüyorsam bunun birisini söylüyorum. Geri kalanını anlatmıyorum. Bu işin çünkü kendi içerisindeki kaidesi, kendi içerisindeki kuralı kendi içinde. Bakın kendi içinde. O yüzden, ha bir kısmı da var, bilmediğinden bilmiyorum demiyor da, biraz da iyi, sanki böyle çok hikmetliymiş gibi susmayı tercih ettiğini söylüyor. Değil. Bir kısmı da bu. Ha hiç olmasa, onlar bilmediklerini biliyorlar, bilmediklerini bildikleri için, biliyormuş gibi göstermek için susuyorlar. Bu susma öyle bir susma değil. Bu susma, Allah'ın gizli hazinelerini orta yere faş etmeme susması. Bu susma, henüz daha süt içecek olanlara ekmek vermeme, et vermeme susması.
Hz. Pir'in başka bir beytinde diyor ya, sen süt içeceksin, e yavaş yavaş dişin çıkarsa, o zaman ekmek istersin. Ve bir müddet sonra, ekmek de seni kesmez, et istemeye başlarsın diyor. O zaman çocuk hükmünde olanlara kalkıp da, et vermeye kalkmak, kemalat değil. O zaman bu meselenin özüne vakıf olmayanlar, özüne aşina olmayanlara, kalkıp da böyle zirveden konuşmak iş değil.
Zirveden konuşulacaksa, ehline konuşulmalı. Zirveden bir şey denecekse, ehline demeli. Bu da ulu orta olacak olan bir şey değil. Güzelin, güzellik sırları, ulu orta konuşulacak bir şey değildir. Güzelin, güzellik sırrı ancak güzeli bilene anlatılır. Güzelden haberi olmayanın güzellik sırrı anlatılmaz. Veyahut da kadın olarak mahremini sen ortaya dökmezsin. Kadın olarak, kadınının mahremini ortaya döküyorsan, sen şerefsiz bir adamsın. Veyahut da erkeğinin mahremini ortaya döküyorsan, sen şerefsiz bir kadınsın. İşte Sufi'nin de, gerçek manada Sufi, iki kişinin arasındaki sırrı, bir başkasına anlatmaz, söylemez. Veyahut da, üstadıyla olan manevi bir sırrını, ortalığa dökmez.
Veyahut da peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı sırrını, ortalığa dökmez. Bir çıt ilerisi, Allah'la olan sırrını, ortalığa dökmez. Ancak, onu anlayacak olana, onu yorumlayacak olana söyler. Onu anlayabilecek, yorumlayabilecek, ona ayrı bir, sana perde açacak, ayrı bir pencere açacak olan, kimseye ancak anlatırsın. İşte Hz. Pir, yolun kurallarını sıralıyor bize. Diyor ki, il milletün deryasından bir damla anlatırım. O diyor, yüz demiş de orada, orası sayıya gelmez. O bir deryadır. O deryadan diyor, bir tek damla anlatırım. Onu da, o deryadan haberimin olduğu anlaşılsın. bir mürşid-i kamil, o deryadan bir damla anlatır.
Bir damla anlatır, anlayan gönüller, anlayan kalpler, o mürşid-i kamilin, o ilm-i ledün deryasından bir damla attığını, bir damla damlattığını idrak eder. ve damlayı dudağında hissederse, nerede gerisi diye koşar. Ama yok, onu hissetmediyse, onu anlamadıysa, o zaman o nerede diye onu aramaz. O yüzden, velilerin, mürşid-i kamillerin, bu manada, kendilerince, bir stratejileridir. Bir kılçık atar orta ere, o kılçığı anladı mı, anlamadı mı? Veya bir söz atar orta ere, o sözü anladı mı, anlamadı mı? Veya bir kısmı, sanki çok biliyormuş gibi, tepeden bir şey söyler, ona bir şey söyler. O söylediğiyle, o kalır, o zaman onu da ders verir.
Senin ilmi ledünden haberin yok, senin mana aleminden haberin yok. Sen kulaktan duyma, şeylerle iştigal ediyorsun. Kendinden bir şey yok. Senin kendinle alakalı bir şey de yok. Sen geliver ayıvazım, gidiver tingozumsun. Ne yapma? Yüksek tepeden konuşma, cihetine gidiyorsun, o cesareti buluyorsun. Sen dervişlik yap, sufilik yap, boynunu bük, dinle. Ve kendini bu manada, derinleştirmenin yoluna bak. Üstadım beş bin tevhid çek diyor günlük, sen onu dahi çekmiyorsun. Onu dahi çekmeden, tepeden konuşacağım. Ben derinim havası vermeye çalışıyorsun. Geç o işleri sen. O yüzden ilmi ledünden sana bir şey geliyorsa, sen onu çok kıymetli mücevher gibi saklarsın. Çoluğun çocuğunu eline verir misin?
Kim çoluğun çocuğun eline kıymetli mücevherini verir? Hiç kimse vermez. Düşürür mü ayağı? Düşürmez. Neden? Çocuk onun kıymetini bilmez. Hazreti Bir önceki beytlerde diyordu ya, çocuk kıymetli taşı nereden bilsin? Gider onunla ekmek alır diyordu. Neden? Sen o kıymeti nereden bileceksin? Manevi kıymeti. Manevi kıymeti bilmediğinden, gider sonunu dünyana, dünyana basamak edersin. Sen o maneviyatın kıymetini bilmediğinden, gider dervişlik satar, dervişlik satar, dünya metaı elde edeceğim diye uğraşırsın ki, sen sufinin adisi olursun. Yolun adisi olursun. Sen sufilikle dünya meta alınmaz. Sufilikle dünya makamı elde etmeye çalışmazsın. Hatta yerindeyse, sen sufiliğini saklarsın.
Sen sufisin diye, sana özel davranılmasın diye saklarsın. O yüzden sende bir cevher var ise, sen onu orta yere saçmazsın. Neden? Kıymet bilmezler çünkü. Kıymet bilmezler. O zaman, orta yere saçılacak sohbetler ayrıdır. Özel sohbetler ayrıdır. Ne dedi Ebu Hürer'e radallahu anh hazretleri? Ben dedi, peygamberimden iki heybe ilim aldım. Öndekini herkese saçıyorum. arkadaki heybeden bir şey söylesem. Bu kafir oldu der. Benim boynumu vurursunuz diyor. Demek ki her söz, her yerde söylenmiyor. İşte Ebu Hürer'e de, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle olan sır muhabbetini koruyor. muhafaza ediyor.
Onu orta yere saçmıyor. Hz. Pir de diyor ki, bu diyor, ilmi ledünden, deryadan bir damla anlatıyorum. Ve Hz. Pir'in bu konuda ayrı bir özelliği daha var. Bu özellik benim çok hoşuma gidiyor. Bu özellik şu, en derinlemesine en ağır konuları, en ağır konuları, bir böyle misal ile, bir hikaye ile anlatıyor.
Bu çok muhteşem bir şey. Yani okuyan kimsenin bir derinliği yoksa, bir hikayedir. Okuyup yürüyecek, gidecek. Ama derinliği varsa, o hikayeyi okurken, aslında bir mana denizinin içerisinde olduğunu anlayacak. Bu böyle direk konuşmadığı için benim çok hoşuma gidiyor. Tam böyle, sufi yetiştirme metodu. Muhyiddin İbn-i Arabi öyle değildir. İbn-i Arabi çarpar geçer mesela. Neyse söyler geçer, sen çözeceğim diye yıllarca uğraşırsın. Öyledir Arabi. Veya Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin bakın eserlerine, o da vurur geçer. Ama Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretleri, o zor meseleleri, o böyle tarife zor gelen şeyleri, böyle bir hikayenin içerisine serpiştirerekten, özümseter insana.
o benim çok hoşuma gidiyor. Tabii anlamayanlar, meseleden uzak olanlar, hal ilmi olmayanlar, bunu anlamaktan uzaklar. Allah muhafaza eylesin. Hak, kıskançlıkta bütün alemlerden ileri gittiği içindir ki, bütün alem kıskanç oldu. Demek ki Allah kıskanç. Allah kıskanç olduğu için, manevi ilimlerini, gizli ilimlerinin orta yere dökülmesini istemiyor.
Cenab-ı Hak kıskanç. O zaman siz mahreminizi ortalıkta nasıl paylaşmıyorsanız, ve mahremini ortalıkta paylaşmamak, hem ayetle hem hadisle sabit ise, o zaman mananın mahremini de paylaşmak, ulu orta, orta yere, çok özür dilerim, çıplak bir şekilde ortaya koymak da, uygun değil. Çünkü Allah, manevi mahreminin, orta yere saçılmasını istemez. Allah kıskançtır. Müminler de kıskançtır. Allah'ın kıskanması, müminin, Allah'ın haram ettiği şeyi yapmasıdır. Buhari, Müslim, Tirmizi. Ebu Hureyre'ye naklediyor bunu. Allah kıskançtır. Mümin de kıskançtır.
Ama Allah'ın kıskanması, müminin kıskanmasına benzemez. Bu, birinci derecede, şeriat daresinde, Allah, müminleri kıskanır. Onların harama gitmelerini istemez. Onların haramla iştigal etmelerini istemez. Bir sınır koyar. Nasıl bir tarlanın sınırı var ise, Allah'ın da sınırları vardır. Nasıl ülkelerin sınırları var ise, Allah'ın da sınırları vardır. Ha, bu arada gündem İsrail, İsrail devletinin bir sınırı yok. O, anarşisttir. Sınırı tanımayan. Sınırı tanımayan küstahtır. Sınırı tanımayan hadsizdir.
Sınırı tanımayan, sınırı tanımayan. Allah'ın lanetle, lanetlediği insanlar, kimseler ve devletlerdir. Yani ne diyor açık açık mesela? Gazze, buraya boşaltın. Nereye gidecekler? Sina çölüne gitsinler diyor. Sina çölü nereye ait? Mısır'a ait. Yani diyor ki, Mısır sınırını tanımıyorum. Mısır ülkesini de tanımıyorum. Yürüsün, gitsin diyor. Nereye gidecek? Sina çölüne. Kime ait? Mısır'a ait. Demek ki Mısır diye bir devlet yok. Tanımıyor. Suriye gibi bir devlet yok. Tanımıyor. Kendini üstün görüyor. İstediği zaman gidiyor, bombalıyor. Bir ara bizim Diyarbakır'a da attığı bombalıların kapsüllerini bırakıp gitmişlerdi ya Huzisi. Ben unutmam öyle şeyleri.
Irak'a, Suriye'yi bombalamışlardı. Boş kapsülleri de Diyarbakır'a atmışlardı. O bölgeye atmışlardı. Yani ihlal etmişlerdi sınırı. Çünkü sınır tanımıyor. Küstah, edepsiz, terbiyesiz, zalim. İşte Allah da kıskanç. Allah'ın da müminlerin harama gitmelerini istemez. Mümin bakın. Müslüman demiyor. Mümin. Çünkü mümin, müminin aynasıdır. Hadis-i Kudsi. O zaman gerçek manada mümin, Allah'ın mümin sıfatının tecelli etti kimsedir. Allah'ın mümin sıfatının tecelli etti kimseyi, Allah kıskanır. Der ki, sen benim mümin sıfatımın tecelliyeti altındasın. Onu bir yere göndermez. İşte bu avamla alakalıdır.
Bir çıt daha yükeri Allah manevi perdelerde dolaşan, seyr-i sülük yapan bir kimsenin gördüklerinin ulu orta söylenmesini de istemez. Biz arkadaşlara deriz ya, rüyalarınızı ulu orta paylaşmayın. Herkese rüya anlatacağım, hal anlatacağım diye uğraşanlar, bu meselenin sırrına vakıf olmayanlar, ehemmiyetine vakıf olmayanlar veyahut da kendilerine bu konuda ayrı hava vermek isteyenler. Seni dün akşam rüyamda gördüm. Sana sordular mı? Dün akşam kimin rüyamda gördün diye? O kendine yer edinmeye çalışıyor. O bir şey anlatmaya çalışıyor. Ben bunu rüyamda gördüydüm diyor. İyi gördüğün zaman, neden anlatmadın o zaman? Gördüğünde anlatacaktın. Şimdi o mesele olduktan sonra anlatma. O sana yakışmaz. O ancak velilerin, mürşid-i kamillerin halleridir.
O senin işin değil. Onlar anlatabilirler ulu orta. Sen anlatamazsın. Sen ulu orta anlatamıyorsun. Sen ulu orta anlatıyorsan, o zaman manevi sırları faş ediyorsun. Sen manevi sırrı faş edemezsin. Bu işin bir çıt daha üstü var. Hakkel yakin olanlar. Hakkel yakin olanlar, onlar da o manevi tecelliyatları sır olarak tutarlar. Allah kıskançtır. O sırrı tutması gerekir. O çünkü daha öncesinden, sınavdan geçmiştir. O sırdır artık. O tabiri caizse, sırrullah olmuştur. Sırrullah olduğunda, o ne söylenecek, ne söylenmeyecek, o emirle hareket eder. Manevi emirle. Söylenmesi gerekenleri söyler. Söylenmemesi gerekenleri söylemez.
Bazen ham sufiler, illaki bir cevap isterler. Otur kardeş. Cevap verilmiyorsa verilmemiştir. Sen rüya anlatmakla mükellefsin. Yok, manası ne? Bırak, kurcalama. Desem ki manası, senin çok büyük hastalıklara düşer olacaksın. Ne yapacaksın? Desem ki manası, sen dünyalık mal, mülk kaybedeceksin. Ne yapacaksın? Rüya görünür, teevil edildiği gibi tecelli eder. Susuluyorsa hikmet vardır. Kimisi de kendini bir matah zanırıyor. Bu da ahmandik alası. Efendim rüyamı çözümleyemediniz mi? Ha çözümleyemedik senin rüyanı. Bu artık ahmakta zirve.
Ahmaklıkta zirve bu. Kendini öyle bir noktaya getiriyor ki. Hani o çözümlenemeyecek rüyalar görüyor. Bir kuş gelmiş de penceresine konmuş, çözümlenmiyor ya o rüya. Öyle düşünüyor. Veyahut da birisini bir şey anlatıyor. Bu şudur diyorsun. Bu dibine dara ekcek daha üstüne. Çünkü dervişlik onda oturmamış. Sufilik onda oturmamış. Edeb edip, bu bu kadarmış deyip de susma yok. Yani sanki alışmış ya, bakkaldan bir şey alır gibi bizden de alacak. dilediğinde dilediğini almaya yapmaya alışmış ya, toplum o hale geldi çünkü. Tüketime dayalı bir toplum. İstediğini yiyecek, istediğini içecek, istediğini giyecek, istediği zaman istediği yere gidecek.
Sen de onun istediği zaman istediğini vereceksin. Bu hale gelmiş. Psikoloji bu. Sufi de olsa, o da istediği anda senin istediğini alacak senden. Sen onun emrindesin. Bu normalde tersine döndürüyor. Yani o çok önemli bir derviş, çok önemli bir sufi. Sen o çok önemli. O yüzden o ne diyorsa yerine getireceksin hemen. Yani bu normalde sınır tamamı. alınmıyorlar artık. O noktaya geliyor. Oysa sufilik edeptir, terbiyedir. Hani Allah sahabelerine diyor ya, peygamber ne veriyorsa alın. Ne yediyorsa ondan uzak durun. Ne veriliyorsa al. Sanki verileni alıyor musun da daha üstüne kalkıyorsun bunun şusu nedir, busu nedir diye.
E soruyorum ben de o zaman. Dün gece beş bin tevhid çekmedin diyorum, kalıyor. Geçen sana salatü selam verdim diyorum. Günlük bin tane yedi gün çekecektin, çekmedin yedi gün diyorum. Şimdi rüya soruyorsun bana. Dediğimi yaptın mı? Yapmadın. He ben de kabak aşayım ya burada. Yani sana yedi gün biner tane salatü selam çek dedim. Kabak aşayım. Benim bir şeyden haberim mi var? Sen de çekmedin, vurdun kafayı, yattın, tınlamadın bile. Sonra dervişlik taslayacaksın bir de. Sonra kendi kendine oldun, bittim taslayacaksın. Tabii ya. Bizim de bir şeyden haberimiz yok zaten.
Biz nereden bileceğiz? E çektin mi? Ses yok. Çektin mi? Onu söyle bana. Yok. E o zaman ne yapma? Sen dervişlik taslayacağım diye uğraşıyorsun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah kıskançtır. Mümin de kıskançtır. Mümin de kıskançtır. Mümin sıfatının en zirve noktasında duran Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri insanlardan sonra velilerdir. Mürşidi kamillerdir. O zaman onlar da kıskançtır. Bir veli de kıskançtır. Bir mürşidi kamil kıskançtır. O da dervişini manada kıskanır. Dervişini kıskanır.
Oraya buraya yalpalanmasını istemez. Oraya buraya kaymasını istemez. Heder olmasını istemez. Hiçbir veli istemez. Hiçbir mürşidi kamil istemez. Hiçbir dervişinin heder olmasını istemez. Hiçbir dervişinin kıymetsizleştirilmesini istemez. O da kıskançtır. ama o sufi de bunun farkına varacak. O da kıskanç olacak. O da kıskanç olacak. Ve sırrı tutacak. Sırrı tutacak. Ha bir de söylenmesi gerekenler vardır. Söylememek de suçtur.
Bana şeyhim oğlum bunu herkese söyle dedi. Söyledim. Bunu derviş kardeşlere söyle dediklerinin hepsini de söyledim. bak hepsini de söyledim. Kendimce kendi kendime bazen tefekkür ediyorum. Sakladığım bir şey var mı? Şeyh Efendi bana söyle deyip de söylemediğim bir şey var mı diye hamdolsun. Hiç yok. Rabbim daha iyi eylesin. Allah'tan yine bir hadis-i şerif Buhari Müslim Tirmizi az önce hadis-i şerifte Buhari Müslim Tirmizi değdi. Yine Buhari Müslim Tirmizi den İbn-i Mesud bunu naklediyor. Allah'tan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı.
Medih'ten yani meth etmekten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini meth etmiştir. Buradaki fevahiş fevahiş yani istenmeyen hadiseler hani Kur'an-ı Kerim'in dilinde fahşiyet olarak geçer. Onu herkes fuhuş olarak nitelendirir değil. Fahşiyet olunca fuhuşu da içine alır ama hemen hemen bütün haramlar o fahşiyetin içindedir. İşte bu fevahiş de öyle. Cenab-ı Hak diyor ki Allah kıskançtır. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Yani fahşiyetin veya haramın açığını da kapalısını da hepsini de haram kıldı. Ve medihten yani bir meth edilmekten Allah çok hoşlanır.
Onun sıfatlarının söylenilmesi onun yüceltilmesi onun meth edilmesi onun hoşuna gider. Ve o yüzden de kendisini meth etmez. demiştir diyor bu Harim Müslüm tirbizde. İşte o normalde Allah'ı meth etmek bu manada Allah'ı meth etsen de Allah'a bir katkıda bulunmazsın. Meth etmesen de Allah'a bir zarar veremezsin. Ama meth etmek kulların faydasına olan bir durumdur. Yani çünkü kullar Allah'ı güzel isimlerle anar noksan sıfatlardan tenzih eder ve kemal sıfatlarını onun anlatır. Kemal sıfatlarıyla onu yüceltir ve böylece kul sevap kazanır.
Allah'la arasında dostluk kazanır. Mesela sufiler negatif isimleri çok adlandırmak istemezler. Eddar ismi şerefi gibi. Bunları normalde adlandırmak istemezler. Cenab-ı Hakk'ı hep güzel sıfatlarla kemal sıfatlarla zikretmek anlatmak isterler. Bu da Allah'ın çok hoşuna gider. Allah'ın çok hoşuna gitmesi kullarına merhamet etmesi, lütfetmesi, ikram etmesi, ihsan etmesi olarak geri döner. Allah'ın hoşuna giden bir işi yapan bir kimse Allah'ın lütfuna, keremine mazhar olur. Hani Allah tövbe edenleri sever. Yani tövbe edenleri sever.
Senin tövbe etmen Allah'a bir katkıda bulunmak değildir. Sen kendi kendine affedilmeyi görürsün veyahut da Allah zikredenleri sever. Sen zikretmekle Allah'a bir katkıda bulunmazsın. Sen zikrettiğinde Allah da seni zikreder. Bunun gibi o yüzden Cenab-ı Hak methedilmeyi sever. İşte Allah aynı zamanda da nedir? Kıskançtır. Bu kıskançlığından dolayı eşler birbirlerini kıskanırlar. Aslında Türkçesi kıskanmak bunun da Arapçası gayret. Bunun normalde Arapçası gayrettir bunun. Allah gayretidir. Yani kıskançtır manasıdır bu. Normalde ama Türkçe çevrilirken kıskanmak olarak çevriliyor.
O yüzden Cenab-ı Hak kıskançtır. Müminler de kıskançtır. Ve o kıskançlıktan dolayıdır o müminlerin kıskançlığı ve Allah'ın kıskançlığından müminler de ne yapar? Sevap alırlar. O yüzden müminlerin metü senası müminlerin Allah'ı kemal sıfatıyla anması zikretmesi de müminlerin faydasındır. O can gibidir. Cihan beden gibi. Beden iyi kötüyü canın tesiriyle kabul eder. Nasıl beden sıcağı soğuyu kuruyu nemliyi iyiyi kötüyü canıyla yani ruh ile biliyorsa buradaki can çok böyle kullanıldığı yere göre manası değişir diye daha önceleri sohbet etmiştim.
Yani burada ruh manasında Allah'u alem. İşte nasıl bir kimse iyiyi kötüyü güzeli çirkini sıcağı soğuyu ne bileyim sıkıntıyı genişliği ruh ile biliyorsa çünkü o beden upuzun orada duruyor. Eğer ruh olmazsa bunların herhangi birisini idrak edebilecek mi? Anlayacak mı? Hayır. Ruh ondan senden çekilince soğuk olmuş, sıcak olmuş, ondan sonra yanmış, yanmamış. Onun cesedinin bir şeyden haberi yok. Hiçbir şeyden haberi yok. Hiçbir şeyden haberi yok. cesedin bir şeyden haberi olması için can lazım. Yani ruh lazım. İşte bu alem, bu varlığa baktığınızda bu varlığın da ruhu bu manada Hz. Pir diyor ki Allah'tır.
E Rahman Suresi Ayet 29 Göklerde ve yerde bulunan herkes ihtiyacını ondan ister. O her an bir iştedir, şendedir. Gökte ve yerde her ne var ise her şey Allah'a muhtaçtır. Her şey, senin canlı veya cansız gördüğün bütün varlık Allah'a muhtaçtır. Ve Allah her an bir şen üzerine, bir yaratma üzerinedir. Eğer Allah o yaratmayı herhangi bir şeyin üzerinde keserse o yokluğa doğru yol açar, yol gider. Onun varlığı, onun canlılığı Allah'ladır. Eğer Allah ona sıfatsal tecelliyatının altında tutmazsa bir anda yok olur gider.
Göklerde ne var ise melekler, değişik varlıklar, gezegenler, bütün varoluşun gök kısmında olan her şey, varoluşun dünya ile alakalı her şey ve dünyanın dışındaki bütün varlık Allah'a muhtaçtır. Ve o varlığın içerisinde yaşayan melekler, cinni taifesi, diğer böyle cinni taifesinin ayrı ayrı kolları, şeytan taifesinin ayrı ayrı kavimleri ayrı ayrı tarikatları öyle diyelim.
Onlar da öyle ayrı ayrı. Ve semavatta veyahut da varlığın değişik perdelerinde, değişik kademelerinde var olan değişik varlıklar, böyle kelama gelmeyecek şekilde, dile gelmeyecek şekilde olan o varlıklar, onlar bütün her şey Allah'a muhtaç ve her şeyi diri tutan veya öldüren veya yok eden yine Allah. Her şey ama gözünüzün gördüğü, görmediği, anladığımız, anlamadığımız, idrakimizin aldığı veya almadığı, maneviyatın içerisinde aşina olduğumuz, olmadığımız her şey Allah'a muhtaçtır. Ve Allah her an bütün o varlığa can verir. Bütün varlığa can verir. Ve varlık Allah'ın vermiş olduğu o canla ayakta durur.
Allah'ın kudreti, kuvveti, sıfatları, kayyumiyeti, rahmanı, rahimi bütün varlığın üzerinde ne yapar? Hepsi de sıfatsal noktada tecelli eder. Ve yaratmış olduğu her şey cennetinden, cehenneminden, arşalasından, kürsüsüne, dünya ve semavata varınca kadar her şey Allah'a muhtaç ve her şey Allah'la kaim, Allah'la diri, Allah'la vardır.
Bakın her şey, bu da tevhittir. avamın tevhididir bu. Bu avamın tevhididir. Her şey Allah'la vardır, Allah'a muhtaçtır. Her şey. Hiçbir şey onun izni olmaksızın olmaz. Hiçbir şey. Ol dediğinde o olur. Onun bir matematiği vardır. Matematiğine göre olur. matematiğine göre olur. Fıtratına göre olur. Fıtratına göre olur. Bize o zaman almış gibi görünür. Onun fıtratı ve matematiği odur.
O ol demeden hiçbir şeyde olmaz. Hiçbir şey olmaz. Bir şeyin olması, vücuda gelmesi onun emri ilahisiyle olur. bu konuda kullar olmasını isterler sadece. Talep ederler. Yaratamazlar. Yaratan Allah'tır. O her an bir şen üzerinedir. Tehlikeli mecraya geliyoruz şimdi. Bu avamın tevhidiydi. Şimdi tehlikeli mecra. Seslerinizi, soluklarınızı tutun.
Kimin namazında mihrab ve kıblesi ayin yani Allah'ın zatı ve cemali olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur bil. Kimin namazında mihrab ve kıblesi ayin buradaki ayinden kasıt Allah'ın zatı veyahut cemali veyahut sıfatları aşağı doğru iniyorum.
Onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur bil. Hazreti Pirtelmel bırakmıyor. Alıyor çeviriveriyor. Neye iman ederiz? Allah'ın varlığına ve birliğine. Gördün mü? Hayır. Neye iman ederiz? Meleklerin varlığına gördün mü? Hayır. Neye iman ederiz? Peygamberlerine gördün mü? Hayır. Adem'i gördün mü? Hayır. Kur'an'da ismi geçen peygamberleri gördün mü?
Hayır. Hz. Muhammed Mustafa'yı sen gördün mü? Hayır. Neye iman ederiz? Kadere. neye iman ederiz? Cennetin ve cehennemin var olduğuna. Neye iman ederiz? Hesabın var olduğuna. Kıyametin mahşerin var olduğuna iman ederiz. Bakın bu iman ettiklerimizin hiçbirisini de görmedik.
Buradaki imanımız bizim mecazi taklidi görmediğimiz Allah'a görmediğimiz meleklere görmediğimiz peygamberlere görmediğimiz kitaplara görmediğimiz ölüme din gününe hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna cennete cehenneme kıyamete mizana hesaba kitaba iman edenler nerede burada akıl yok.
O yüzden de akılperestler diyorlar ki din diye bir şey yok. Hz. Pir diyor ki kimin namazında mihraf ve kıblesi aynı yani Allah'ın zatı olursa onun tekrar iman tarafına gitmesi ayıp ve kusur olur. Sebep namaz mümini miracı Adiş-i Şerif öyle değil mi? Eğer o kimse miraç yaşadıysa o gördü. Onun görmeyenler gibi davranması Edeb-i Mugayr biz şimdi şöyle örnekli ben kendimden örnekleyeceğim örnekliyorum işte Pekin Çin'in başşehri ben var olduğunu biliyorum var olduğunu iman ettim öyle değil mi?
Gördüm mü? Hayır yaşadım mı? Hayır ama orada bir Pekin şehri var biliyorum o bilgi neticesinde Pekin'in var olduğuna iman ettim ben ama görmedim ama yaşamadım orada benim imanım ilmel yakin oldu ilim olarak ben bildim onu gördüm uçağa bindim Pekin'e yukarıdan tepeden baktım gördüm Pekin'i aynel yakin oldu aa benim yaşadığım bir şehir değil misal tam tutmadı aa aşkımdan bahsedeyim Bosna değil mi?
Sarayova önceden biliyordum orada bir Bosna şehri Bosna var Sarayova şehri var bilgim vardı ama uçak pike yaptı Sarayovaya iniyor Sarayovayı gördüm uçak böyle bir dolaşıyor böyle ölesi pike yapıyor ama şimdi bu hava yollarını organize eden devletler kendilerince kendi şehirlerini göstermek isterler mesela İstanbul'a da inerken böyle bir dolaştırır İstanbul Boğaz'dan böyle dolaştırır öyle indirir uçağı neden?
o şehri görün de alçak irtifada sen dolaşır öyle inersin şehri gösterirsin gelen misafirlere Sarayovaya inerken de uçak böyle bir Sarayovanın üstünde bir alçak irtifada bakar her yer yemyeşil görürsün bir tane toprak görmezsin hiç hatta dersin ki ya bunlar hiç tarım yapmıyor mu yerleri sürmüyorlar mı dersin değil mi? öyle görmediniz mi? değil mi? uçakla gidince karayoluyla araç uçakla gidince öyle ve iniyorsun Sarayovanın işte havaalanını görüyorsun sonra şehre gidiyorsun şehri komple dolaştığında artık şehri biliyorsun öyle değil mi? tekrar senin geriye ilmel yakîn noktaya dönmen caiz mi?
değil küfür oldu artık o senin için bakın burada demiş ayıp ve kusur bil demiş ben ayıp ve kusur ayıp ve kusur olarak değil küfür olarak nitelendiriyorum sen çünkü gördün artık orada yaşadın oranın kültürünü de öğrenirsen ne diyorlar? artık sen bural oldun diyorlar sen oranın işleyişine ram oldun işleyişini gördün o işleyişin içine girdin artık oralı oldun sen bakın oralı oldun şimdi Hz. Pir diyor ki kimin namazında mihraf ve kıblesi aynı Allah'ın zatı olursa bu bu böyle normalde insanın altını üstünü getiren bir beyt
o zaman namazda yani ya o zatıyla müşerref olacaksın ya da sıfatlarıyla müşerref olacaksın zatıyla müşerref olursan hakkel yakin noktasındasın sıfatlarıyla müşerref olursan aynel yakin noktasındasın oradan geriye dönüş artık sıkıntı doğuda batı da Allah'ındır her nereye yönelirseniz Allah'ın yüzü veçesi oradadır bakar ayet 115 o zaman doğuda batı da Allah'ın veçesiyle süslü sen eğer görebiliyorsan yüzünü ne tarafa döndürürsen döndür sen onu göreceksin yüzünü ne tarafa
döndürürsen döndür ya zati tecelliye ram olacaksın ya da sıfatsal tecelliye ram olacaksın zati veya sıfatsal tecelliyete ram olduğunda artık senin oradan geri dönüşün yok oradan geri dönüş Allah muhafaza eylesin küfürdür necm suresi ayet 9 hani Allah'ı gördü görmedi tartışmaları var ya bu sohbetleri ben anlatınca sohbet edince ham kafalılar dinin inceliklerini bilmeyenler sufilin inceliklerini bilmeyenler ayağa kalkıyorlar küfürleri depreşiyor küfürleri depreşiyor nasıl böyle bir şey olabilir
diye ben de diyorum ki ayetle konuşuyorum hadisle konuşuyorum imamların iştihatlarıyla konuşuyorum bu konuda konuştuklarım Kur'an'ın sünnetin imamların imamların iştihatlarının dışında değil siz görmek istemiyorsunuz Allah görünür sıfatlarıyla da görünür zatıyla da tecelli eder o tecellisi veya sıfatlarının tecellisi kelimelere sığacak bir şey değildir bunu engellemeyin Allah'la konuşursun bunu engellemeyin uzakta bir Allah tarif etmeyin insanlara ulaşılmaz bir Allah tarif etmeyin insanlara bu insanlar Allah'a aç bir şekilde
ölüp gidiyorlar bu dünyadan tanımadan göçüp gidiyorlar sizin gibi ahmak alim müsretteleri yüzünden söylemeyin sanki Allah uzakta sanki Allah gizli kapaklı bir kutuda sanki Allah perdelenmiş sanki Allah meydanda değil sanki Allah göklerde bir yerde saklanıyor sanki Allah her şeyi yaratmış göğe çekilmiş tahtına bu Yahudi inancı Yahudi inancını bizim önümüze koyuyorsunuz Yahudi inancı bu Allah her şeyi yarattı bıraktı kendi tahtına çekildi öyle değil Allah her an her şeyi yaratmakta dua edin duanızı icabet edeyim
diyor tövbe edin tövbenizi kabul edeyim ben size şah damarınızdan yakınım diyor şah damarınızdan daha yakın sizden size daha yakın uzakta değil uzakta bir Allah anlatmadım hiçbir zaman kimseye uzakta bir Allah anlatmadım çünkü uzakta değildi ya Rabbi dediğimde uzakta değildi İslam'la tanıştığımdan beri hatta öncesinden beri uzakta değildi o yüzden hiç uzakta bir Allah anlatmadım hiçbir ilmim yoktu yine uzakta bir Allah anlatmadım Allah uzakta değil Allah uzakta değil o yüzden Allah yakinin de yakini yakinin de yakini
yakinin de yakini Allah o kadar yakin uzakta değil bu bu idraki anlamamız lazım bu idraki bir de insanlara anlatmamız lazım uzakta bir Allah değil kardeş dua et uzakta bir Allah değil kardeş zikret uzakta bir Allah değil iste peynir ekmek ister gibi iste annenden babandan isteyemeyeceğin şekilde iste kardeşinden kocandan kızından oğlundan isteyemeyeceğin şekilde iste iste çok uzak değil senden ol sana senden daha yakın öyle bir imanla iste Allah görünmez değil Allah yaklaşılmaz değil ne dedi Miraç'ta Miraç anlatırken
Necm suresi ayet 9 derken araları iki yay aralığı kadar iki yay aralığı kadar kısaldı veya daha az yay yayının iki tane ucu bir metre yok bile siz bir metrelik yayı geremezsiniz normal bir insanın yayı gereceği 60-70 santimdir bildiğim kadarıyla okçu değilim ama kim var okçuluk yapan bizim bir şey vardı Fatih'in babası İlhan nerede yok mu serviste mi ona soracaktım ne kadar iki yayın aralığı diye iki yay aralığı kadar bir metre bile yoktur gerildiğinde o çünkü daha da metre düşer diyor ki iki yay aralığı kadar kimi diyor
peygamber için diyor Allah kulu Muhammed'e vahyedeceğini vahyetti ayet 9 10 kulu Muhammed'e vahyedeceğini vahyetti 11. ayeti kerime muhteşem onun gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı onun gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı çünkü çünkü daha önce kalbi olarak Allah'ı gördü çok zaman gördü birçok hadis-i şerif var Allah'ı kalbi olarak gördüğüne uyanıkken gördüğüne rüyada gördüğüne dair hadisler var inkarcı mahluklar illaki peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini buradan geri çekmeye
çalışıyorlar hayır o görmedi diyorlar ayeti yalanlıyorlar ve ayet diyor ki bununla tartışacak mısınız siz bunu inkar mı edeceksiniz bunun üzerinde tartışma mı yapacaksınız bunu söylüyor ayeti kerime demek ki gözünün gördüğünü gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı yok Cebrail'i gördü yok ya Cenab-ı Hak kendi zatını konuşuyor orada zatını konuşuyor kulu Muhammed'e vahyedeceğini vahyetti kulu Muhammed'e iki yay arası kadar yaklaştırdı Cebrail'i nereden getirdin Cebrail arkada kaldı dedi ki bundan sonrasını ben gelemem ya Resulallah
bundan sonrasına sen kendin gideceksin bundan sonrasına kendin gideceksin bunu kabul ettin mi ettin bu ayeti kerimeyi de kabul edeceksin bu ayeti kerimeyi kabul edeceksin iman edeceksin Allah Hz. Muhammed'i Mustafa'nın hem çıplak gözüne gösterdi kendini nasıldır nasıl tecelli etmiştir o konuşmamış hiç kimse konuşamaz ayeti kerime gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı çünkü kalbi ilmi ledün ile kalbi ilim ile o Allah'ı gördü sıfatlarıyla da gördü
zatıyla da gördü Hz. Muhammed'i Mustafa miraçtan önce miraçtan önce kalbi miraçlar etti o kalbi miraçlarda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Allah'ı hem zati hem de sıfatı olarak biliyordu tanıyordu gördü o yüzden gönlü asla ve asla yalanlamadı hadis-i şerif tirmizi Rabbim tebareke ve teale ile karşı karşıya geldim Rabbim en güzel suret üzerine göründü Hz. Muhammed'i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem peygamberimiz yol göstericimiz rehberimiz iki cihanın da
peygamberi cinnilerin de peygamberi bütün mahlukatın peygamberi dağın taşın canlı cansız ne görüyorsan her şeyin peygamberi Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem evet o Allah'ı gördü hadis-i şerifte de diyor ki en güzel surette gördüm evet şimdi biraz tekniğe kaçayım ehl-i sünnet Allah'ın rüyada görülebileceğinin mümkün olduğunu ifade etmiştir burada hemfikirdir herkes hiç kimse bu konuda Allah rüyada görülmez demez burada sufilerle olan ayrılık noktası rüyanın haricinde görülüp görülmeyeceğidir aynen aldığım
notu buraya aktardım dileğen gitsin kim baksın maturidi kelamcılarından nurettin es-sabuni diyanet onun hakait kitabını bastırdı ilahiyatçılar bunu tanırlar bilirler sabuni diyanet de onun hakait kitabına anlaşılabilir olduğu için yani maturidi ondan sonra nesefi böyle şey olarak gelir yol sabuni bu böyle bir hakait olarak yoldur imam maturidi ondan önce imam-ı azamdır hakaitte imam-ı azamdan sonradır imam-ı azamdan imam nesefi ondan sonradır ondan sonra da
sabuni gelir bunlar sonuçta imam-ı azamın hakaitle alakalı meselelerini daha teknik bir şekilde daha geniş açar imam-ı nesefi bu konuda onu böyle dizayn eder imam-ı sabuni anlaşılacak hale getirir sabuni Allah'ın rüya aleminde görülüp görülmeyeceğine dair şunları nakletmiştir yüce Allah'ın ahirette görüleceğini kabul eden alimler onun dünya hayatında rüyada görülüp görülemeyeceği konusunda farklı kanaatlar benimsemişlerdir içlerinden bir grup bunun muhal olduğunu söylemiştir çünkü uykuda görülen şey bir hayal veya bir
misalden ibarettir bunların her ikisi de kadim olan Allah hakkında muhaldir yani olabilir normaldir bazı alimler de keyfiyet yön karşı karşıya geliş hayal ve misal olmaksızın bunun bunun mümkün olduğunu belirtirler yönsüz hayalsiz bir şekilde de Allah bu manada görülürmüş mü evet nitekim geçmiş birçok zevatın bu şartlarda Allah'ı gördükleri rivayet olunmuştur bu hadisenin imkan dahilinde telakki edilmesinin izahı şudur ki aslında görülmesi mümkün olan bir varlığın uykuda veya uyanıklıkta müşahede edilmesi arasında
bir fark bulunmaz tekrar buraya altını çizerekten okuyayım bu hadisenin yani Allah'ın görülme hadisesinin imkan dahilinde telakki edilmesinin izahı şudur ki aslında görülmesi mümkün olan bir varlığın uykuda veya uyanıklıkta müşahede edilmesi arasında bir fark bulunmaz ispatına gelince uykudayken görme fiilini işleyen kişinin ruhu ve kalbidir buna göre rüya kul için hasıl olan bir nevi müşahede der demek ki Allah uykuda da uyanıklıkta da görülebiliyormuş sabunidendi bu dikkat edin şimdi dikkat edin Hazreti Ebu Bekir
Efendimiz söylüyor ben hiçbir şey görmedim ki Allah'ı onda görmüş olmayayım ben hiçbir şey görmedim ki Allah'ı onda görmemiş olayım Hazreti Ömer söylüyor bakın bunlar sahabenin büyükleri Hazreti Ömer Efendimiz diyor kalbim Rabbimi gördü kalbim Rabbimi gördü zira takva sayesinde Rabbim ile kalbim arasında perde kalmamıştır yine itiraz ediyorsun al sana Hazreti Ömer Efendimizin sözü kalbim Rabbimi
gördü zira takva sayesinde Rabbim ile kalbim arasında perde kalmamıştır yani perdesiz kalbi Allah'ı görmekte perdesiz kalbi Allah'ı tanımakta bilmekte perdesiz eğer zaten Allah'la görmeseydi yasare cebel edemezdi görmeseydi mezarın başına gidip ey falan Allah'ın vaadini gördün mü sözünü söyleyip evet ya Emre'l müminin Allah'ın vaadini gördüm sözünü işitmezdi kabirden neden görünmez bir Allah
anlatıyorsunuz neden görünmez bir Allah inancı koymaya çalışıyorsunuz devam ediyorum Hazreti Ali Radallahu Anh Hazretlerine sıra geldi ben ilmi şehri isem Ali kapısıdır ya Rabbi Ali'nin döndüğü yöne hakkı döndür hadisi şerefinin tecelli etti Hazreti Muhammed Mustafa'nın damadı Hasan ile Hüseyin'in babaları Fatımatul Zehra'nın kocası Hazreti Muhammed Mustafa'nın yeğeni aynı zamanda henüz daha 12-13 yaşındayken kim benim naibim olacak deyip de Mekke'de Hazreti Muhammed Mustafa bunu söylediğinde ben Ya Resulullah deyip
meydana çıkan Hazreti Ali o diyor Hayber kalesini kökünden koparan Hazreti Ali Yahudileri darmantası eden Hazreti Ali Yahudilerin kökünü kazıyan Hazreti Ali benim diyen savaşçıyı Bahadır'ı cenk meydanda alt eden Hazreti Ali Zülfikar'ın sahibi Hazreti Muhammed Mustafa'nın sancaktarı o Ali ben görmedim Allah'a ibadet etmem o Ali diyor ben görmedim Allah'a ibadet etmem siz hangi görünmez Allah'a iman ettiniz ki hangi görünmez Allah'a anlatıyorsunuz ki hangi görünmez
Allah'ın emirlerini insanlara naklediyorsunuz ki insanları körleştiriyorsunuz insanların önüne perdeler koyuyorsunuz Allah'la insanların önüne perde koyuyorsunuz Allah muhafaza eylesin evet kalp bizim gibi avam kullar önce kalp bile Allah'ı tanır ve bilir çünkü kalp ilmin keşfin idrakin irfanın ve gördüğünden anladığından ilim alan bir olgudur bu
bunun et parçasından bahsetmiyorum ilahi tecelliyetlere mazhar olan Rabbani ilimlere mazhar olan Rabbani ilimlere mazhar olan maneviyata mazhar olan Allah'ın sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olan hiçbir yere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım hitabına mazhar olan bilginin marifetin tecelli ettiği alandır kalp o yüzden bir sufi önce Allah'ı kalbi marifetullah olarak görür ve bilir ve tanır sonra çıplak gözle görür kalben tanımadan bilmeden
o marifete ulaşmadan o hale ulaşamaz o yüzden yani genelde o marifetullah noktasını velilere yük derler bu işi derler ki marifetullah sadece velilere aittir mürşidi kamillere aittir ben ona çok katılanlardan değilim bir veliye bir mürşidi kamile tam manasıyla intisap eden bir sufi Allah'ı ve tanıma bilme noktasına bir adım atmıştır marifetullah deryasına bir adım atmıştır artık o denize karşıdan bakmıyordur tabiri caizse hani bir kimse hiç yüzme bilmiyorsa önce ayaklarını
sokar ya ama kafa kırıksa en yüksek yer neresi oradan oradan cumburlop atlar kendini kafa kırık değilse aklıyla önce bir ayağını sokar ıslatır soğuk mu sıcak mı derin mi bir boy verir boy ver lan boy ver boy verir oradan o yüzmeyi bilen bir kimseye der ki boy ver boy ver tabi o bir yüzmeyi biliyor gider o boy verir böyle dalar bir elini görürsün dışarıdan elini sallar böyle o biraz da böyle işin keyfini yapıyor öbür türlü işte gelir boy verir göğsüne kadar geldi geldi boy verdi ağzına kadar geldi gitti biraz daha yüzdü boy verdi
elini gördün o usta öbürkü yüzmesini bilmiyor ya öbürkü bundan cesaret alır veli ustadır veli boy verir veli seni götürür denizin kenarına der ki cesaretlen der ki yürü boğulmayacaksın boğulmayacaksın bir adım daha hele o yüzmeyi öğrendiyse yüzmekten zevk alır artık başlar kula çatmaya bir müddet sonra yani denizin üstünde yüzüyorsun altında neler var bir bak bakalım merak eder insan hele yanında bir yunus gidiyor böyle han der ya yunus da gidiyor bir de bakmış dalıyor yunus aşağıda aa
üstadı da dalıyor o da bir inceden dalar bir barkar ki altı ayrı bir alem daldıkça dalmak ister nefesi unutur hatta bunu böyle rüyada halde yaşarsa bir an aklına vurur benim nefes almam lazım onu der ha çıkar bir daha dalamaz dikkat et nefes alacağım diye uğraşma orası bir ayrı mükaşefe orası ayrı marifet alanı orası ayrı bir şey o dünyadaki gibi değil kim Allah'a iman eder imanını yaşarsa Allah onun gönlünü İslam'a açar Allah onu nuruna gark eder Allah onu nurunda yürütür Allah onu daldırır bunu öğretirlerken sadece veliler ayeti olarak öğretiyorlar
değil kardeşler değil her sufi bir mürşidi kamile intisap eden bir veliye intisap eden her sufi veli adayıdır veli adayıdır hatta ben derim ki velidir sebebi şudur hani bir kimse bir topluluğu sevse bir topluluğu sevse ama onlar gibi yaşayamasa onlardan sayıldı ya ad-i şerifte onlardan sayıldı Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki onlardan sayılır o siz kafiri severseniz kafirlerden sayılırsınız bunun tersi bu kafiri taklit ederseniz kafirlerden sayılırsınız ya evet hani onlara benzetiveririm de
onlara döndürüveririm seni der onlardan sayar seni neden kafiri sevdin neden sen pis yahudiyi sevdin neden o pis katil yahudiyi tutmaya çalıştın neden o pis pis yahudiye sen pissin sen katilsin diyemedin seni onlardan saydı mühürledi kalbini yürü git ne anlatırsan anlattı ama öbür tarafta sen o inam etti ihsan etti o peygamberler var ya o veliler o mürsidi kamiller var ya o sahabeler hazreti ebubekir ömer osman ali ve bütün sahabeler aşere-i mübeşere ha o hasan ile hüseyin abdülkadir geylanı ahmet arrufayı ahmet elbedevi
ibrahim dusukı şehe bule sanali şazeli şahı nakşimenli muhammetti bahattin şahı mevlana hacı bektaşı vele hacı bayramı vele ve selkarın mahmudu dayı halveti celvet uşakı sümbülü sühre verdi köfre verdi ahmet yesemi bütün pirip iran sen ismini say hepsi de gelsin say sayabildiğin kadar ve hepsine de de ki bütün piripiranda hepsindensin berabersin anında geldiler anında gördün sen onları onlardansın yola girmişsin o sarsılmaz ipten tutunmuşsun ölsem de gam yok yaşasam da gam yok ölsem de onlardanım yaşasam da onlardanım
batsam da onlardanım çıksam da onlardanım günah da işlesem onlardanım sevap da işlesem onlardanım sıkıntıya da düşsem hastalığa da düşsem onlardanım yere de yatırırsalar ne yapıyor onlarsa yapsınlar ben onlardanım ben onlara aidiyet kesbetmişim ben onlarlayım o müjdeyi Hz. Muhammed'i Mustafa vermiş o müjdeyi Allah vermiş bir başkası değil ben onlardanım o yüzden bir mürşidi kamile gerçekten intisap eden bu benim üstadım ölsem de geri dönmem ne başıma gelirse gelsin ben o eliti tuttum bırakmam diyen evet benim nazarımda
velilerdendir ben onu veli olarak görüyorum tuttu mu sımsık oradan tuttu bitmiştir mesela Hacı Oktay ders aldığı gün hale açılan adamdır ilk zikrullahta hale açılan adamdır oradan tuttun mu sen sımsıkı tuttun yemin ediyorum velilerdensin bende şahidi çok bunun bende şahidi çok geçmişteki evliyaların velilerin 20 yılda 30 yılda kat edemedikleri yolu bir anda intisap edip kat eden derviş kardeşler biliyorum ben evet velilerden onlar ben o yüzden derim bir derviş kardeşin gönlünü kırmayın zikrullaha gelmiş onu incitmeyin
neden onu incitirsen sen incinirsin onu kırarsan sen kırılırsın farkına varmazsın çünkü o beğenmedin senden daha sıkı tutmuştur yemin ediyorum o velidir seni bozar sen dağılır gidersin o yüzden kalbe gelen o tecelliyatlar kalbe gelen o manevi ilim kalbe gelen Allah tanınmaklığı sadece velilere bunu ayırt etmiyorum ayrılıyorum burada herkesten bütün herkesten ayrılıyorum evet bir mürşidi kamil bul onun elinden tut o yola gir ve o yolda sarsılmaz bir şekilde dur hayatın boyunca sonra gel mahşerde yakandan
tut de ki hangi mürşidi kamile intisap edersen et de ki ben mi mürşidi kamile intisap ettim mahşerde şöyle oldum de diyemezsin diyemezsin yeter ki sen o yolda hainlik etme yeter ki o yolda sen zalimlik etme yeter ki o yolda sen vefasızlık etme yeter ki o yola sen hiçbir şekilde zalimlik yapma yapma yapmadığın müddetçe desen ki ya Rabbi ben bu Geylan Hazretleri'ni çok methediyorlar çok söylüyorlar vallahi de tanımak istiyorum billahi de tanımak istiyorum kimdir bu zat desen Allah onu gösterir sana sen desen ki ben seni
görmek istiyorum biliyorum Musa'ya kendini göstermedin biliyorum Musa'ya dedin ki şu dağa bak Musa dağa baktı senin tecelliyatına dayanamadı bayıldı gitti ben Muhammed ümmetindenim ben garibim ben kimsesizim benim elimden tutanım yok senden başka gözümden bakanım yok senden başka ben seni tanımak istiyorum ben seni tanımak seni bilmek için bu yola girdim ben seni görmek için bu yola girdim ben sen varsın diye bu yoldayım benim yol neyime din neyime ben her şeye sen varsın diye bakıyorum desen o kendini
sana perdelemez o hiçbir zaman kendisini bilmek isteyen kendisini görmek isteyen kendisini tanımak isteyen kendini perdelemez o belki de naz yapar ama kendini perdelemez inanmayın bu insanların anlattığı Allah'a Allah görünen bilinen bir şey inanmayın Allah'ı tanımayanların Allah anlatmasına inanmayın Allah'ı bilmeyenlerin Allah anlatmasına kör olarak bu dünyadan göçmeyin tanınır bilinir görünür konuşulur yemin ediyorum başınıza ne gelirse gelsin varsınlar sizi dilinizden alsınlar sen böyle söyledin diye bu dünya gelip geçiyor
o tanınan bilinen görünen o yardım eden o muhafaza eden o koruyan o en sıkıntılı zamanda gönlüne ilham eden o senin içini dışını her şeyini en iyi bir şekilde bilen merak etme sana lazım olanı veren her ne lazımsa her neye ihtiyacın varsa senin kapına kadar getiren o o öyle bir Allah o yüzden gelin o Allah'a iman edin görünmeyen bilinmeyen değil görünen bilinen konuşulan konuşulan tecelliyatı her an her dem kalplere ilham eden Allah'ı ona iman edin o öyle bir Allah ve bütün peygamberler o görünen
Allah'ı o bilinen Allah'ı o tanınan Allah'ı görmeyenlere tanıtmak bilmek için gönderildi dinin amacı bu din Allah'ı görme Allah'ı bilme Allah'ı tanıma Allah'ı sevme Allah'la sohbet etme Allah'la konuşma O'nun sıfatsal tecelliyatlarına kaybolma sıfatsal tecelliyatlarına hayretten hayrete hayretten hayrete hayretten hayrete devam etme ve ebedi olarak o hayretin hiç bitmediği bir olgu öyle bir Allah'a iman edin öyle bir Allah'a iman edin onu onu görün onu tanıyın onu bilin onunla konuşun onunla konuşun onunla dertleşin
sıkıntınızı anlatın ona ben edeb ettim anlatamadım siz anlatın ben edeb ettim isteyemedim siz isteyin siz isteyin vallahi isteyin billahi isteyin isteyin verir dua edin dua icabet eder anında anında daha senin ne isteyeceğini bilir ve sen desen ki Ya Rabbi verir önünde kapının önünde senin elinde içinde ne ister ne lazımsa verir sana ne lazımsa verir ne lazımsa verir öyle bir Allah'a iman edin Rabbim imanımızı kavi eylesin o yüzden Hazreti Bir anlaşılması
avamca zor anlaşılması avamca mümkün olmayan tabiri caizse bir böyle roket atar gibi atmış demiş ki bir kimse mihrapta yani kıblesi ayin yani Allah ise onun avam imanına dönmesi ayıptır kusurludur demiş sufi gerçek manada o zaman o avam imanından çıkıp gördüğü Allah'a ibadet etmesi gerekir avam imanından çıkıp avam imanından çıkıp kalbinde perdesiz onu
görmesi gerekir el fatiha ama selamat haklarınızı hilal edin bizden yanında hilal olsun inşallah ama

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi