Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i felaha erdirsin. Ümmet-i Muhammed'i kurtuluşa erdirsin. Ümmet-i Muhammed'i zalimlerin elinden kurtarsın. Kafirlerin elinden kurtarsın. Zulmedenlerin zulümlerini kendi başlarına makus eylesin. Cenab-ı Hakk, İslam âlemini dirilsin. İslam âlemini yücertsin. İslam âlemini inşâAllah yeniden uyandırıp şahlanışa geçersin. İslam âlemini kuvvetli eylesin.
Ey cümayin. Allah razı olsun inşâAllah. Geçen hafta nerede kaldığımı ben bilemedim ama herhalde onun her bir yıldızı yüzlerce hilalin kan diyetidir. Ona âlemin kanını dökmek helaldir. Burada kaldım diye ben kendimce öyle şey yaptım. Dinlemedim de nerede kaldığımızı. Eğer bir eksik kalırsa arkadaşlar bakarlarsa, şimdi uyarırlarsa tekrar geriye dönüp bakarız. En son geçen hafta tutalım ki senin isteğinde şeker tadı var. Sevgilinin isteği, isteksizlik, murat ve maksadı terk etme değil mi?
Burayı okuduğumuzu ben öyle hatırladım. Oradan devam ediyorum. Onun her bir yıldızı yüzlerce hilalin kan diyetidir. Ona âlemin kanını dökmek helaldir. Onun her bir yıldızı dediği Cenab-ı Hakk'ın zâti ve sıfatsal tecelliyatları. Onun her bir sıfatsal tecelliyatı, Cenab-ı Hakk'ın tecellisi olarak velev ki dışarıdan yıldız gibi küçük görünsün.
Baktığımızda biz şimdi semaya yıldızlar küçük görünür. Hatta uzaklaşsam biraz daha da küçük görünür. O küçücük bir şeydir bizim için. Burada Hz. Pir diyor ki Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatları. Velev ki küçücük yıldız gibi görünse de o normalde yüzlerce hilalin kan diyetidir. Yani yüzlerce hilal haline gelir ya incelir.
O zaman daha öncekinden normuş oldu. Hani baktığımızda incecik bir hilal. Geri kalanın kan diyeti oldu küçücük yıldızlar. Tabi müthiş bir teşbih sanatı var burada. Normalde tabi Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatına mazhar olan kimse için ise o küçücük tecelliyat, o aydan daha parlak, aydan daha fazla gelir insana. Veyahut da tecelli ettiği yere küçücükmüş gibi gelir ama o aydan daha büyük olur. Dışarıdan baktığında küçük bir yıldızmış gibi görünür. Mesela Musa aleyhisselam Tur-i Sina'da Allah'la sohbet ederken, konuşurken öyle bir halet-i ruhiye girdi. Dedi ki seni görmek isterim, seni görmek isterim deyince ya Musa gözler hani sen göremezsin, senin gözün bunu idrak etmekten uzak.
Ben şimdi şu dağa tecelli edeceğim oraya bak dedi. Cenab-ı Hak o Musa aleyhisselam yönünü ve gözünü oraya çevirdiği anda Cenab-ı Hak tabiri caizse hafiften bir tecelliyat oraya gösterdi. Gösterince Musa aleyhisselam bayıldı kaldı. İşte onun küçücük bir sıfatsal tecelliyatına mazhar olan kimse, o tecelliyat onun üzerinde tecelli edince o da kendinden geçer.
O tecelli edince senin aklının nuru söner. Aklının bir hükmü kalmaz. Çünkü ona alemin kanını dökmek helaldir. Hilalin kan diyetidir. O zaman normalde o küçücük bir sıfatsal tecelliyat senin üzerinde tecelli ettiğinde sende akıl donar kalır, akıl filan kalmaz, aklın gider. Çünkü akıl bildiği şeyleri idrak eder hep. Akıl gördüğü, ilmini öğrendiği şeyleri idrak eder. Akla öğretilmeyen bir şeyi aklın idrak etmesi mümkün değildir. Çünkü akıl görecek, dokunacak, duyacak, tatacak, duyu organlarıyla çalışıyor. Okucak, okuduklarına hıfzediyor. Bunun dışında aklın bilgisi yok. Aklın bilgisi öğrendiklerinle, yaşadıklarınla sınırlı.
Akıl sınırsız değil sende. Ama birkaç derstir bahsettiğim kalbi, aklın ise sınırı yok. O bütün tecelliyatlara ram olacak olan bir şey. Bütün tecelliyatları kendi üzerinde kabul edebilen bir yer. Çünkü Cenab-ı Hak buyurdu ki, hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım. Demek ki bu şu demek, kalp mana olarak sonsuz.
Nasıl sonsuz bir Rab oraya tecelli ediyorsa ve oraya sığdım diyorsa, sonsuz olan bir Rab ancak sonsuz bir yere sığar, tecelli eder. O zaman işte o küçücük tecelliyat yıldız gibi olur. Ve o kanını dökmek de helaldir ona. Evet, o normalde bir şeyin kanını dökmek, bir şeyi yapmak. Cenab-ı Hak bu konuda yaratımada özgürdür.
Fiiliyatta özgürdür. Allah'ın önüne geçebilecek herhangi bir şey yoktur. O dilediğini dilediği gibi tecelli ettir. De ki, Ali İmran ayet 26. Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın. Dilediğini yüceltip aziz kılar, dilediğini alçaltıp zelil edersin. Bütün hayırlar yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin. Mülkün gerçek sahibi Allah! Dilediğine mülkü verir, dilediğinden alır. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil eder. Dilediğine dilediği gibi yapar. Bu yaptığından da Cenab-ı Hak sorumlu değildir. Allah bu konuda sorumluluk kaldırmaz.
O yüzden dilediğini dilediği gibi yapmak da hürdür. Dilediğinin de kanını döker. Bu konuda da Cenab-ı Hak mesul değildir hiçbir zaman. Ben çünkü burada kaldığımızı en son okuduğum şiirden anladım. Dilediğini nebi, resul edersin. Dilediğini mürşid, veli edersin. Dilediğini mümin edersin. Dilediğini kaftığına, sultan edersin. Dilediğini sirusa postunu serersin. Dilediğinin kanından değirmen kurarsın. Dilediğinin gözyaşından değirmen kurarsın. Dilediğini aşk kadehinden içirir, mecnun edersin. Dilediğini aziz eder, nebilere dost edersin. Dilediğini zelil eder, cehenneme odun edersin.
Veren sensin, vermeyen sensin. Alan da sensin. Dilediği olan, dilemediği olmayan da sensin. Sen dilediğin her şeyi, dilediğin gibi yapansın. Bu rüç ayet 16. Evet, malikül mülk odur. Dilediğini dilediği gibi yapar. Her ne dilerse, onu yapar. İsterse bir anda alemi harap eder. İsterse bir anda alemi de ne yapar? Mamur eder. Dilediğinin kanını döker. Dilediğinin kanını döker. Beni arayan bulur, bulan tanır. Beni tanıyan sever ve aşık olur. Bana aşık olana, ben de aşık olurum. Aşık olduğum kimseyi öldürürüm. Öldürdüğüm kimsenin diyeti benim üzerimdedir. Diyeti üzerimde olan kimsenin diyeti, ben kendimim demiş.
Bazıları bunu Hadis-i Kudsi olarak yorumlar. Bazıları Hazreti Ali Efendimiz'in sözü olarak yorumlar. Ama kokusu Hadis-i Kudsi. O zaman o normalde dilediğini ne yapıyor? Dilediği gibi eğiliyor. Hatta diliyor. Meşhur ya, velilerle alakalı Hadis-i Kudsi. Ne diyor? Kim benim veli dostuma düşmanlık ederse, ben ona savaş açarım. Kulum bana kendine farz kıldığım amellerden daha sevindim bir amelle yaklaşamaz. Kulum nafile amellerle de bana yaklaşmaya devam ederse, ben onu severim. Onu sevdiğim zaman da, onu duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey istediği zaman, istediğini veririm. Bana sığındığı zaman kendisini korurum.
Mümin bir kulumun, burası konuyla alakalı. Mümin bir kulumun canını almakta tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmiş değilim. O ölümü istemezken, ben daha fazla yaşlanarak fena duruma düşmemesini, düşmesini arzulamam. Demek ki ne yapıyormuş? Dilediğinin de canını alıyormuş. Hem de erken alıyormuş. Ben onun ihtiyarlayıp da daha fena bir hal yaşamasını istemem. Ve istemeyerek onun canını alırım. Ne yaptı? Dilediğinin de ne yaptı? Kanını döktü. 1750. Bey'in, biz değeri de bulduk, kan diyetini de. Ve o yüzden can vermeye koştuk. Biz değeri bulduk, onun karşılığındaki diyetini de bulduk. Hiçbir manevi değer diyetsiz değildir.
Hiçbir manevi değer diyetsiz değildir. Bu dünyadaki hiçbir lütuf, hiçbir ikram, hiçbir ihsan diyetsiz değildir. Bunların hepsini de mananın içerisinde değerlendirirsek, değersiz, ucuz bir mana, değersiz, ucuz bir değer mümkün değildir. Bakın mümkün değildir.
Hele iş, sufilikse, manasa onun bir diyeti vardır. O diyet ödenmedikçe, o diyet yaşanmadıkça siz o hal ile hallenemezsiniz. O yüzden can vermeye koştuk der ya Hazreti Pir, kan diyetini de bulduk. O yüzden can vermeye koştuk. Can vermeye koşmak ne demek? Hani hadis-i şerifte buyrulan ölmeden önce ölünüz. Can vermeye koşmak, kendin koşuyorsun ona. Can vermeye koşuyorsun. İki, can verme var. Bir, şehitlik için koşuyorsun. İki, nefisle mücadele için koşuyorsun.
İki, ölüm var. Bir, sen kendin mecburi istikamette ölüme koşuyorsun doğduğundan itibaren. Bunda senin cüz-i iraden yok. İkinci ölüm var. Biz ona iradi ölüm diyelim. Kendi iradenle ölümü seçiyorsun. Kendi iradenle. Bu intihar etmek değil. Biliyorsunuz intihar eden bir kimse imansız olarak gider. Küfre düşmüş olur aklı yerinde ise. Ama sufilerde iki ölüm vardır. Bir, mecburi istikamet olan tabi ölüm. İkincisi, bir sufinin nefis mücadelesine girip iradi ölümü tercih etmesidir. O yüzden bir kimse bir mürşidi kamilden ders aldığında iradi ölümü seçmiş kabul edilir.
O normalde bu son dönem çıktı. İşte dört tane ölüm vardır diye dört ölüm sıralarlar ya, böyle değişik böyle şeyler var. Hani böyle zaman zaman soru olarak da soruyorlar dört ölüm diye. İşte beyaz ölüm, ondan sonra yeşil ölüm, kırmızı ölüm, ondan sonra siyah ölüm gibi. Bunları böyle sonradan artık nereden doğu felsefesinden mi aldılar, getirdiler? Nereden getirdilerse böyle kendi kendilerine böyle ölümleri hani ilim bir noktaydı. Cahiller çoğalttı, çoğaltıyorlar boyuna. Böyle kendilerince farklı bir öğreti veriyorlarmış gibi gösteriyorlar. Sufilerce, normalde sufilerce ölüm bu manada ikidir. Bir, tabi ölüm dediğimiz bir kimsenin eceli geldiğinde ölümü. İki, iradi ölüm dediğimiz bir kimsenin ölmeden önce ölünüz, hadisi şerifinin tecelliyatını yaşamak içindir.
Hz. Bir, burada o yüzden can vermeye koştuk dediği şeyde bu var. İnsan iki şeyde can vermeye koşar. Bir, Kur'an ve sünnet için Allah için cihada çıkar, orada canından geçer. Can vermeye koşmak budur. Cihada giden bir kimse, eş, çocuk, mal, mülk, şan, şöhret, her şeyi geride bırakır. Allah için can vermeye çıkar. Ben bazen derim ki Allah için can vermeye çıktın, cihada çıktın. Bir sefer çıktın, öldün, şehit oldun, bitti işin. Zor olan iradi ölümdür. Yani nefsinle mücadeledir. Hani yine meşhur ya hadisi şerif, savaştan dönen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, küçük cihattan büyük cihada döndük dedi.
Sahabe sordu, ya Resulallah büyük cihat ne ki? O da dedi nefsinizle olan savaş, nefsinizle olan mücadele. Onu büyük cihat olarak nitelendirdi. İşte o büyük cihat asıl önemli. Büyük cihat asıl sıkıntılı. Büyük cihat asıl böyle kıymetli. Neden? Sen çünkü göz göre göre yürüyorsun. Ve bir insan için en zor olan sınav, şeytanla, nefisle yapılan mücadele. Şeytanla, nefisle yapılan savaş. O savaş çünkü bitmek, tükenmek bilmiyor. O her nefes, şeytanla ve nefsinle olan savaşın devam ediyor. Hatta her nefes ölüp, her nefes diriliyorsun. Sebep? Çünkü her nefes, tabiri caizse imtihan topunun ağzındasın. Her nefes.
Ve nefsin arzu ve isteklerini terk edip, hayva ve hevesini terk edip, şeytanın vesvesesine dalmayıp, o kimsenin farzları yerine getirmesi. Hani az önce hadisi kudside okuduk ya, Allah'a en sevimli gelen şey, farzları yerine getirmek. Ve farzları yerine getirirken, Allah'ın çizdiği kurallar içerisinde yaşamak. Allah'ın çizmiş olduğu hukuku, hududu aşmamak.
Yani haramlara da girmemek. Harama göz göre göre düşmemek. Ve bu nefisle alakalı bu mücadeleyi vermek. Ve nafileyle devamlı iştigal etmek. Bunlar nefse ağır gelen şeyler. Bir mürşide kamile bağlanmak. Nefse ağır gelen bir şey bu. Aklına uyan bir kimse için, aklını ilahlaştıran bir kimse için zor olan şeyler. Artı, bu ne? Orada kalmadı. Allah'ı sevecek, Resul'ünü sevecek, Üstadını sevecek, Müminleri sevecek, Anne babayı sevecek, Eş ve çocukları sevecek, Etrafiyle iyi geçinecek. Ve bu hayatı, Kendi hayatını, Böyle dizayn edip, Son nefese kadar bunu götürecek. Bakın, son nefese kadar bunu götürecek. Ben onu söylüyorum.
En büyük savaş bu. Bakın, en büyük savaş bu. Savaş meydanına çıktı, Çektin kılıcını, Ya can aldın, Ya can verdin. Can verdin, Bittin işin, Şehitsin. Cennetliksin, Bak keyfine. O yüzden o diyor ki, Beni tekrar dünyaya gönder, Ben yine şehitlik şerbeti içeyim. Böyle şehitlik şerbetini, Bin sefer gönder, Bin sefer ben de içeyim. On bin sefer gönder, On bin sefer ben de içeyim. Neden? Yemin ediyorum, Vallahi de çok kolay, Billahi de çok kolay. Nefisle mücadele etmek zor. Nefisle mücadele etmek zor. Dilini tutmak zor. Kalbini tutmak zor. Gözünü tutmak zor.
Allah yolunda durmak zor. Allah yolunda koşmak zor. Ve bu bir günlük değil, İki günlük değil. Ölünceye kadar namaz kılmak, Ölünceye kadar zikrullah etmek, Ders çekmek, Ölünceye kadar oruç tutmak, Ölünceye kadar haramlardan uzak durmak, Ölünceye kadar her türlü pislikten kendini uzaklaştırmak, Her türlü nefse tatlı gelen, Heva hevese tatlı gelen, Her şeyden uzak durmak, Ölünceye kadar yemin ediyorum en zor olan şey bu.
En zor olan şey bu. Ve her şey, Ve her taraf, Her şeyi yapmaya müsaitken, Yapmaya müsaitken, Oraya düşmemek, Ona dokunmamak, Zor olan bu. Bakın zor olan bu. Ama Hazreti Pir diyor ki, O zorluya biz koşa koşa yürüdük. O can vermeye koşa koşa yürüdük. Koştuk ona. O yüzden, Sufiler, Bir mürşide bağlanma, Bir mürşide bağlanmayı, Kendilerince derler ki, Bir mürşide bağlanmak, İkinci doğumdur. Ve ne zaman ders aldı, Otuz yaşında değil mi? Bir yaşındayım der. Ne zaman ders aldı? Elli yaşında. Bir sene olduğu zaman, Bir yaşındayım. Yeni doğdum der.
Çünkü, Kur'an ve sünnete intisap edip, Kur'an ve sünnetin emirlerini yerine getirmek, Ve o dairede durmak, Hele bu zamanda, Ahir zamanda, En zor işlerden birisi. Ben o yüzden diyorum, Herkes derviş olmaz. Herkes dervişlikte oturamaz. Herkes son nefese kadar, Bu sabrı gösteremez. Eğer oturuyorsa, O sabrı gösteriyorsa, Allah'ın seçilmiş kuludur o. Bakın o Allah'ın seçilmiş kuludur. Allah onu kendine seçmiş. Allah onu kendine seçtiği için, O lütfuyla, İkramla, İhsanla orada oturuyor. Allah lütfetmezse, İkram etmezse, İhsan etmezse, O kimse orada oturamaz. Ve bunun kıymetini bilenler, Ancak oturur. Bu işin, Şeyh Efendi öyle derdi, Allah rahmet eylesin. Derdi ki, Valiler, Bakanlar, Milliyetvekilleri, Belediye Başkanları, Böyle büyük, Hani, Amiri, Memuru, Makam sahipleri, Zenginler, Çok zenginler.
Mustafa Efendi oğlum derdi, Bu işin kıymetini bilseler, Bize derler ki, Çekilin! Şeyh Efendi'nin öyle, Anlatışı vardı. Çekilin! Kenara, Biz oturacağız oraya derlerdi dedi. Bilmiyorlar da oğlum dedi. Bilmiyorlar dedi. Evet kıymetini bilmiyorlar. Cenab-ı Hak aslında, O, Ben hep derim ya böyle, Sufiler özel kullardır diye. Sufilik özel bir yoldur. Cenab-ı Hak, Sufileri böyle örter, Korur, Muhafaza eder. Kıskanır çünkü onları. Allah kıskançtır. O yüzden, Gerçek bir, Sufi topluluğu, Çok meşhur olmaz. Mesaj geldi mi? Öyle, Cezalısın.
Çok bir şey yok. Bu iş, Heva hevesi kaldırmaz. Yok, Gözüne görünmeyeceksin hiç. Ya da gözüne göründüysen, Gözünden eksik olmayacaksın. Öyle, Leke kaldırmaz. ders olsun sana. Sufileri bu manada, Ben, Sufilik yolunu, Seçilmişlerin yolu olarak görüyorum.
Bunu ben bu yoldayım diye, Abarttığımı düşünmeyin. Bu bir tecrübe bendeki. Hiç kimse, Son nefesine kadar, Kimsenin elinde hiçbir şey yok. Ne o? Emanlık yok. Rabbim bizi, Son nefesimize kadar, Kendi yolunda eylesin. Zikrullah halakalarında eylesin. Kendisine zikredenlerden eylesin. Kendisine hamd edenlerden eylesin. Son nefesimize kadar, Buyurun, Eşhedü en la ilahe illallah, Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü, Yolunda ve nefesinde eylesin. Ben artık böyle, Herhalde yaş geçtikçe, Veyahut da başka şeyler oldukça, Bu işleri artık Allah affetsin. Sakın cebriyeciye veya kaderiye düştüğü olarak düşünmeyin.
Yani bu bir Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı olarak düşünüyorum. Bir kimsenin zikrullah halakasına oturması, Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı. Bu böyle, Bir kimsenin kendi çalışmasıyla elde edilebilecek bir şey değil. Yani ben bayındır da tek başımayım, Dua ediyorum ya Rabbi, Beni bir mürşidi kamille buluştur, Beni onunla beraber eyle, Bana bir şeyh lazım diye, Oturduğum yerde, Ne şeyh tanırım, Ne mürşid tanırım, Ne veli tanırım, Hiçbir şey tanımam.
Bilmiyorum. Sadece dua ediyorum. Onda onların alemini okuyor. Onların alemini dang dang kafama vuruyor. Diyor ki, Şehzsiz yürünmez bu yolda. Böyle dua ediyorum kendi kendime. Böyle beton bir yer var, Evinin arkasında. Sandalye, şey, Merdiveni oraya dayıyorum, Oraya çıkıyorum. Bir de kıyamet bekliyorum o ara. Güneş batıdan doğacak diye düşünüyorum. O kadar psikolojiyi kaptırmışım. Yani güneş doğmazsa, O gün böyle kızıllık kaldı, Doğmadı, Aha kıyamet kopuyor diyeceğim bugün. Öyle psikolojim o noktada. Ve devamlı dua ediyorum. Ya Rabbi bana bir mürşidi kamil nasib eyle diye. Yani bu böyle, Allah affetsin.
Bu böyle olacak bir şey değil. Allah'ın yutfu. Sonra Allah rahmet eylesin. Bizim bir Mehmet vardı. Ramazanda oruçluyuz. Onu çağırdı bir, Hep anlatıyorum bunu. Köyden bir Hasan abi vardı. Sakal bırak dedi sonradan o. Risale-i Nurcu'ydu o. Pıs pıs pıs … ona bir şeyler söyledi. Nereye çağırdı lan o senin dedim ben. Bleder sana göre değil ya dedi. Oğlum ne varmış dedim ben. Zikir varmış. Bleder sana göre değil dedi. Sen beni dedim bu gece oraya götürme. Ben onun evini biliyorum dedim. Fırını köyünde evini. Hem valla basacağım hem billaha basacağım dağıtacağım oraya dedim. Bleder işte dedim ben. Sen götürme beni ben basacağım bu gece oraya dedim. Tamam mecbur götürdü beni.
Zikrullah lakası. Bu insanın kendi cüz-i iradesiyle bulduğunu gösterir bir şey yok. Kendine bir pay çıkartacaksan işte bunu istedin sen. Tamam. Her isteyene nerede verilmiş bulunmuş. Allah lütfedecek. Allah ikram edecek. O ihsan edecek ki sen o yolun içinde durasın. Niceleri kaydı gitti. Şeyh Efendi'nin sağlığında kayıp gittiler. Kayıp gidiyor adam. Millet üzerini alıyor. Gitmez dedim gider deyince. Evet gitmez dedin kimse gider. Kaymaz dedin kimse kayar. Savrulmaz dedin kimse savrulur.
Evet. Hz. Peygamber boşuna mı dua etti? Ya Rabbi benim kalbimi senin dininde kaim eyle diye. Sabit eyle diye dua etti. Bu bize aslında dua. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden bu hani diyor ya biz can vermeye çıktık diye. Evet. Bu sufilik yolu bir kimsenin kendi kendisine can vermeye çıkması. Can vermek için koşması. Çünkü nefsiyle mücadele edecek. O nefsiyle mücadele ederekten yürüyecek. Hani hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya Allah'ı zikredenle zikretmeyenin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah.
Allah'ı zikreden diri zikretmeyen ölüdür. Can vermeye gidiyorsun. Ne yapıyorsun? Zikrediyorsun. Zikrederekten ne yaptın? Can verdin. Yani ölüydün. Dirildin. Can aldın karşılığında. Bak ölüydün. Dirildin. Can aldın. Ve o can verdikçe Allah sana binlerce can bağışlıyor. Ama sen can vereceksin. O canı vermeye kendini kendini alıştıracaksın. Bu ne? Nefsinle mücadele edeceksin. Nefisle savaşacaksın. Nefsiyle mücadele etmeyen o hal ile hallenmiyor. Allah bizi iyi etsin inşallah. O yüzden Cenab-ı Hak can verenler için diyor ki ölüyken dirilttiğimiz ölüyken dirilttiğimiz sen ölüsün Allah seni ne yapıyor?
Diriltiyor. Ve can vermeye koşmak insanın en çok sevdiği neyidir? Canıdır öyle değil mi? canı olmamış olsa diğer sevdiklerinin bir anlamı kalır mı? Kalmaz. Normalde hani ayet-i kerimede de sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz der. Sevdiğiniz şey nedir? örneğin insanların konumuna durumuna göre lüks evleriniz lüks arabalarınız şata şatafat gösteriş tantana ne bileyim işte fakirlik zenginlik neyse mal mevki şimdi bir kimse bir mürşide bağlanıp ben nefsimle mücadele edeceğim dediğinde bu nefse hoş gelen her şeyi sıyırıp atması gerekiyor.
Nefse hoş gelen her şeyi sıyırıp atacak. Bu meydanda cihad etmekten daha zor. Bu meydanda cihad etmekten daha zor. gücün var harika bir arabaya binebilirsin ama sen diyorsun ki gösterişten uzak durayım. Gücün var lüks ultra lüks bir evde oturabilirsin ama sen diyorsun ki yok ben bunu sevmeyeyim. Böyle bir şeyin olsa dahi bunu Allah yolunda hizmette kullanayım diyorsun. Çağırıyorsun der işleri yiyorlar içiyorlar dağıtıyorlar gidiyorlar. Şimdi millet evine ders almıyor. Neden çocuklar kirletiyor? Neden gürültü oluyor? Neden bir sürü derviş geliyor gidiyor filan? Neden koltuklar eziliyor? Neden arabayının arkasına üç kişi bindirmemiş koltuklar ezilir diye?
Hiç unutmuyorum İstanbul'dan birisinin arabasını alacağız. Esnaf konuşuyorlar Ahmet Acar'la. Ahmet Acar'a diyor ki daha arka koltuğa Ahmet'ciğim kimseye oturtturmadım diyor. Dinliyorum böyle ben. Dedi abi ne yapıyorsun? Pazar günleri herkes köpek gezdiriyor. Ben arabaya çıkıyorum yıkatıyorum gezdiriyorum böyle dedi. Tekrar otoparka gidip ondan sonra kapatıyorum otoparka dedi. Hanımın bir tane Ford'u var ona biniyorum dedi. Daha arka koltuğa hiç kimse oturmadı dedi. Sıfır almış. Bizim Ahmet Acar da bu arabayı değiştirecek. Baba bu arabayı alalım sana diyor.
Sonra o gitti dedim. Ahmet Acar bunun arabası alınmaz. Neden baba ya dedi. Oğlum cimri bu adam dedim. Dedim bir insanın arabasının arkasına hiç kimse oturmadı diye övünürüm dedim ya. Vallahi hiç böyle düşünmedim dedi. Yani dedim bizim araba beş kişilikse on kişi biniyor bizim arabaya dedim. Hatta ben bazen Cafer'e soruyorum. Cafer'i bir çevirmeden çevirmeden dersten gelirlerken çevirmiş şey. Ne o trafik polisi? Kaç kişi inmişler ya? Cafer arkada mı? Gitti mi? Yalan olmasın on dört kişi mi? Ne şeyden ne o? Kartal'dan gitti mi Cafer? Gitmiş mi? Cafer Kartal'dan kaç kişi indiydiniz çevirmede?
On altı kişi indiniz. Trafik polisi dersinden gelirken çevirmiş Cafer'i. Tabii çeviriyor. Kartal o zaman araba dergahda kimse de yok. Birkaç tane araba var onun on sona. Hüseyin Karadağ'da var. Adnan Narda var. Onun on sona. Cafer'da var. Bir yere derse giderken herkes bir araba var. Doluşuyor gidiyor. Tabii inen iniyor inen arabadan. Trafik polisi demiş ya kaç kişi? On altı kişi. Demiş bu on altıyı nasıl valla sığdırdık. Tekrar demiş sığdır ceza kesmeyeceğim sana demiş. Öyle mi dedi? Kesmedi değil mi? On altı kişiyi tekrar sığdırdın mı? İndirdiniz onu. Sonra on altı kişi gene bindiniz mi?
Maşallah subhanallah. Tabii bu da bir maharet. Allah genişletiyor işte. Kartal'a on altı kişiyi biniyor. Bizde normalde adam arabanın arkasını kimse oturtturmamış. Aradaki fark bu. Birisi Kartal'a on altı kişi biniyor. Öbür arabanın arkasını çocuk dahi torununu dahi oturtturmamış arabanın arkasına. Şimdi sufi olmak bu manada Allah razı olsun cevap ver hakkını helal etsin. Sufi olmak ve can vermeye koşmak bunun gibi bir şey. Sen maldan da geçiyorsun. Mülkten de geçiyorsun. Paradan puldan da geçiyorsun. Bu savurganlık demek değil. Kenara atmak demek değil. sen onu dinden daha fazla ehemmiyet vermiyorsun. Sen onu sufilikten daha fazla ehemmiyet vermiyorsun.
Sen dünya malına dünya malına dünyaya sufilikten dinden daha fazla değer vermiyorsun. zannediyorlar ki hani malını dağıt filan işte çarçur et. Değil. Onu sufilikten daha fazla sevmemek. Rahatını sufilikten fazla sevmemek. Veya senin üzerinde ne varsa sufiliğin önüne geçmeyecek. Dininin önüne geçmeyecek. Ne varsa ama bu şu demek değil. İşte bağım var, bahçem var, tarlam var, takkam var, dükkanım var. en titiz bir şekilde ilgileneceksin. En titiz bir şekilde ilgileneceksin. Ama söz konusu olan din ise yolun ise diyeceksin ki masanın altına hepsi daha. Bu can vermeye koşmak bu.
Ve bunlar kim? Şüphesiz ki Allah cihad eden müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaştırlar öldürürler ve öldürürler. Bu Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da olan gerçek vaadidir. Allah'tan daha fazla kim ahdine vefa gösterir? Öyleyse yaptığınız bu alışverişe sevinin. İşte büyük kurtuluş budur. İşte o can vermek, koşmak, şehitlik yolunda yürümek. Ama bu bir sefer bakın o kimse şehit oldu, Cenab-ı Hak onu ne yaptı? Cennetin baş köşesini oturttu. Bunun suficesini düşünün. Yani o kimse o zaman bir sefer can vermekle cennete gittiyse bir sufi nefisle mücadelede her gün can alıp vermede.
Dünyayla mücadelede her gün can alıp vermede. Onun işi o yüzden zor diyorum. her gün her an gönlümdeki putları yıkmak için savaştım. O şehitler ki bir kez canını verdi cennete aldı. Ben ben ise nefisle mücadelede her nefeste öldüm dirildim. Sufiler nefislerini yok etmişlerdir. Hakkın gücü ve kuvveti karşısında başka bir şeyde değil. onların ne güçleri ne de kuvvetleri kalmıştır. Hakkın karşısında Allah önünde güçleri kuvvetleri yoktur. Allah önünde nefisleri de yoktur. Onlar Allah'ın kudreti ve kuvveti ile var olurlar.
O Allah'ın önünde gücünden kuvvetinden bilgisinden aklından fikrinden vazgeçen ve ölmeden önce ölünüz şerbetini içen kimse Allah'ın kudreti ve kuvveti ile var olur. Sen Allah'ın önünde üzerinde ne varsa hepsinden vazgeçer, iradi ölümü seçersin, Allah kudreti ile kuvveti seni yeniden diriltir.
Onun uluhiyetinin önünde, uluhiyetinin önünde, onun büyüklüğünün önünde varlıksal sebeplerin hepsinden vazgeçer. Tabiri caizse kendi ellerinle parçalar, yok edersin. ve kendiliğiyle parçalayıp yok edenler kimlerdir? Bakın ayet-i kerime nasıl tarif ediyor onları. Bunlar günahlardan tövbe edenler, Allah'a ibadet edenler, ona hamd edenler, onun yolunda seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları koruyanlardır.
Bunlar nefislerinden geçip üzerlerinde her ne var ise Allah'ın önünde mahviyeti yakalayıp, mahviyeti yakalayıp günahlarına tövbe eden, Allah'a ibadet eden, ona hamd eden, onun yolunda seyahat eden, hicret eden, Allah için şehir şehir, il il, mahalle mahalle dolaşan, tebliğ için, nasihat için koşan, rükû edenler, yani secde edenler, namaz kılanlar yani, ya iyiliği emrelip kötülüğü yasaklayanlar, işte bunlar Allah'ın koymuş olduğu sınırları koruyanlar, işte bunlar kendi iradeleriyle iradi ölümü tercih edenler, bunlar
yine Nisa ayet 100, kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde çok barınacak yerler, genişlik ve bolluk bulur, kim evinden Allah ve Resulü için hicret etmek gayesiyle çıkar da, sonra ona ölüm gelirse, şüphesiz ki onun mükafatı Allah'a aittir, Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir, işte nefislerinden geçen, iradi ölümü tercih eden ve kendi eliyle şeytanı, heva ve hevesi, nefesi kenara atıp, canını, malını, her neyi var ise, Allah'ın önüne, kendi iradesiyle koyan kimselerdir, bu Hazreti Pir'in can vermeye koştuk
dediği kimseler, Allah cümlemizi onlardan eylesin, Allah için Allah yolunda olmak, Allah için iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek, Allah için namaz kılmak, Allah için seyahat etmek, Allah için Allah'ı zikretmek, Allah için cömertlik yapmak, Allah için feda etmek, Allah için nefsini kenara çekmek, Allah için heva ve heves tabiri caizse olunu kapatmak, Allah için şeytanın vesvesesini la ilahe illallah diyerekten tıkamak, kalbe şeytanın vesvesesinin ulaşmasını tıkamak, engellemek neyle?
Tevhidle, zikirle, kalbe gelecek olan heva ve hevesi, kalbe gelecek olan yanlışlıkları Allah'ın zikriyle durdurmak, heva hevesini durdurmak, şan, şöhret, gösteriş, Allah yolundan uzaklaşma, şeytana yakınlaşma, nefsin isteklerini yerine getirme, bunları bırakıp Allah'a dost olma, Habibine dost olma, müminlere dost olma yolundan gitmek ve en önemlisi nefisle mücadele etmek, en önemlisi günah-ı keballerle mücadele etmek, en önemlisi gösteriş, şatahat, şatafat bunlarla mücadele etme, hepiniz fakirsiniz, Allah ganidir,
ayet-i kerimesini kendi üzerinde tecelli etmesini sağlayıp, kudretini, kuvvetini, makamını, mevkini, gücünü, bilgini, aklını, neyin varsa, neyin varsa sıyrılıp, bir hiç olarak Allah'ın önünde oturmak. İşte, Allah'a, ölüme koşmak bu. Ey aşık, aşıkların hayatı ölümledir. Gönlü, gönül vermeden başka bir surette bulamazsın. Aşıkların hayatı ölümledir. Sen nefsinle mücadele edip, o ölmeden önce ölünüzün sırrını yaşaman gerekir ki, o zaman sen yeniden hayat bulasın.
Sen ölmeden önce ölünüzün sırrına ulaşmadan, yani, nefsini heva ve hevesten, nefsini şeytanilikten, nefsini aklın putlaştırmaktan, nefsini uzaklaştırdığında, işte o zaman sen ölümü tadar ve yeniden dirilmiş olursun. Eğer nefsinin istediği yerde koşuyorsan, nefsinin istediği gibi oluyorsa, hayır, sen aşıklık meydanından uzak dur. Aşıklık meydanı onu kaldırmaz. Sen aşıklık meydanından beri dur. Çünkü bu yol öyle bir yol değil. Yine aynı hadisi kudsi var ya, beni arayan bulur, beni bulan beni tanır, beni tanıyan sever, beni seven bana aşık olur.
Bana aşık olana ben de aşık olurum. Aşık olduğum kimseyi öldürürüm. Öldürdüğüm kimsenin diyeti benim üzerimedir. Diyeti üzerimde olan kimsenin diyeti de ben kendimim demiş Cenab-ı Hak. Sen ölümü seçeceksin. Ölümü seçtiğinde Cenab-ı Hak ne diyor? diyeti ben olurum. O zaman yeni bir canla yeniden dirileceksin. Yeni bir canla yeniden dirileceksin. Ama o ölümü seçersen. Ah Mustafa'm karakaçlı bir yâre gönül verdin.
Makamı sidrede olana gönül verdin. Ah bu hayat çeşmesinden süverene gönlünü verdin. Bir bakışıyla gönlünü viran edene gönlünü verdin. Ah Mustafa'm selvi boylu gül dudaklı laleye nakliye gönül verdin. Gönlü onunla doldurdun. Gönül onun oldu. Ne derdi kaldı ne gamı ne tasası şad oldu gönlün mihnetlerle dolu olan bu dünyadan geçip gidince yüzlerce nazu işveyle gönlünü almak istedim.
Sevgili bana istina yüzünü gösterdi bahaneler etti. Ah Mustafa'm sevgilin yüzüne milyonlarca göz dikilmiş. herden bir anlık nazarını sen isterken o yüzüne bakmakta nazlanmış. Bir tek aşığına olsun cemalini göster diye ona yalvarıp dururken nazınla edanla bütün gönüllere hoşluk vermişsin.
Ah sevgili ah naz ederek beni gamlara atsan da yaksan da yandırsan da hatta öldürsen bedenimi pare pare etsen kanımı dağlara taşlara ovalara çöllere dağıtsan da her şeyim sana helaldır. Eyvallah. Hakkınızı helal edin. Bu gecelik de burada kalsın. Önümüzdeki hafta inşallah bu sefer bir bellilik koyalım. Bu akıl bu can senin aşkına garkolmuş değil mi ki dedim.
Dedi ki git git bana bu efsun'u okuma demiş Hazreti Pira. El Fatiha Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.