Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 7 Ekim 2023 · 1:16:36
Enzübülâhü müneşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâri zikrfâlevennehu, La-Li'lâh, Hak Muhammeden Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı, El-Murselin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi, ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin,
Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışanlardan eylesin, Cenab-ı Hak kanı dökülen Müslümanların intikamını aldırsın, Filistin'e ve diğer İslam ülkelerindeki İslam müminlerin kanlarını dökenlerin Cenab-ı Hak hepsini kahri perişan eylesin, Müslümanlara adaletsiz davranan, zalimce davranan, onların kanlarını döken, onların başına bombalar yağdıran ne kadar kafir varsa Cenab-ı Hak hepsini helak eylesin,
Müslümanları bu şuurda, bu bilinçte bir ve beraber eyleyip cihad şuuruyla Müslümanlara zulmedenlerden Müslümanların intikamlarını aldırmayı nasip eylesin. Ne yazık ki Osmanlı dağıldığından beri Müslümanların sahibi yok, Müslümanlar sahipsiz. Bu manada siyasi, askeri, ekonomik herhangi bir ağırlıkları yok.
Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi kalabalıklar ama denizin üstündeki köpük misali hiçbir ağırlıkları yok. Herhangi bir Müslüman topluluk, bir Müslüman devlet veyahut da bir Müslüman topraklar hiç fitursuz bir şekilde bir kafir devlet tarafından bombalanabiliyor. Veyahut da kafir hukuk sistemleri, kafir sistemlerle ne yazık ki her türlü adaletsizlik, her türlü haksızlığı, hukuksızlığı duçar kalabiliyor.
Ne yazık ki Müslümanların bu noktada hakkını, hukukunu koruyacak ama siyasi, ama askeri, ama ekonomik herhangi bir organizasyonları yok. Müslümanların komple hepsi de esir. Esir. Kendi ülkelerinde dahi esir. Yani şu bir filanca ülke filan deyip de böyle yok esaretten kurtulmuş olarak görmeyin. Osmanlı İmparatorluğu'nun bıraktığı bütün topraklar esir hükmünde.
Müslüman'ı da esir hükmünde, gayrimüslimi de esir hükmünde, bir başkasının esaretinin altında. O yüzden dünya insanlığının ve dünya Müslümanlığının topyekun uyanışa ve dirilişe ihtiyacı var. Rabbim inşallah uyandırılsın ve dirilsin. Bakıyorsunuz haberlere her gün bir Müslümanların kanı akıtılıyor. Şimdi Filistin duruyorlar, duruyorlar. Filistinleri kanlarını akıtıyorlar. Bir bakıyorsun Suriye'de, Irak'ta, bir bakıyorsun Doğu Türkistan'da, Çin'de, bir bakıyorsun Bangladeş'te, bir bakıyorsun başka bir yerde. Sıraya girmişler gibi. Herkes sıraya girmiş. Sırası gelen oradaki Müslümanları katlediyor. Kimse de hesap soramıyor. Hesap sorabilecek askeri ve siyasi ve ekonomik güç yok çünkü. Yok. Oluşmasına da müsaade etmiyorlar.
Zaten Müslümanlar da böyle gevşemiş vaziyette, dağılmış vaziyette. Hiç kimse de keyfini bozmak istemiyor. Yorgun Müslümanlar yıllardan beri aldatılar, aldatılar, aldatılar, yoruldular. Dinle aldatıldılar, cemaatle aldatıldılar, aldatıldılar, tarikatla aldatıldılar, şeyhlerle aldatıldılar, siyasetle aldatıldılar, aldatıldılar. Aldanıyoruz boyuna. Aldanmaya da hazırız. Bir daha aldanmak istenirse bir daha aldanırız. Aldanırız. Bile bile aldanırız. İsteyerekten aldanırız. Gözümüz göre göre aldanırız, aldanırız. Yani aldatılmaya müsaitiz. Aldanmaya da müsaitiz. Oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem muzretleri aldatan bizden değil dedi.
Aldatan bizden değil demesine rağmen aldatanlar gene bizim içimizde. Bizdenmiş gibi biz gene onlara sarılıyoruz. Allah Resulü bizden değil dedi. Ama biz bizdenmiş gibi onlara sarılıyoruz. Aldattı bizi. Olsun varsın. Oradan şu oldu da buradan bu oldu da şöyle oldu da böyle oldu. Yine devam ediyoruz. Aldanmaya da devam ediyoruz. Allah hepimizi ayıksın inşallah. Hepimizi uyandırsın. Hepimizi bu konuda derlesin, toparlasın inşallah. Tabi yaş geçiyor, zaman geçiyor, tecrübe artıyor. Görüyorsun bunları. Gördükçe de böyle üzülüyorsun. Elinden bir şey gelmiyor. Yaş olmuş 63. İslam'la tanışalı 26. Siyasetle tanıştığımız 16 yaşındaydık. 16 yaşından beri 16 ile 26 arasında ülkeyi kurtaracağız diye uğraşıyorduk.
Nereden kurtaracağız? Komünistlerden ülkeyi kurtaracağız. Komünistler gelecek. Ülkeyi işgal edecekler. Bir ülkeyi işgalden kurtaracağız. Ülkeyi komünistlere vermeyeceğiz. Değil mi Ahmet? Öyleydi değil mi? Var değil mi? Evet. Ülkeyi kurtaracağız biz. Sonra bir düdük, bir ihtilal, herkes içeride. Ülke kurtulmadı yine. Sonra İslam'la tanıştık. Yine ülkeyi kurtaracağız. Sonra bir 28 Şubat. Yine de ortalık darmantaz. Yine ülkeyi kurtulmadı. İşin acı tarafı bu. Bakıyorsun artık böyle. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Bakıyorsun. Diyorsun ki yok. Mustafa Özboğa sen kendini kurtar.
Çevrendeki eşin, dostun, arkadaşlarına doğruyu tebliğ et. Bu kadar yapabileceğimiz iş bu. Başka bir şey değil çünkü. Elimizden gelen bu gücümüzün yettiği bu. Elimizde tank yok, tüfek yok. Siyasi bir ne o? Güç yok. Askeri güç yok. Ekonomik güç yok. Bir tek Allah'a dua ediyoruz. İnsanlara anlatmaya çalışıyoruz. Bu Rabbim inşallah gerçekten böyle her olay karşısında artık hani ben hiç ümidimi yitirmem ama her olay karşısında Müslümanların bir daha aldanışını gördükçe üzülüyorum. Allah'ım inşallah derlesin, toparlasın hepimiz de. Evet, geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz. Meslevi sohbetlerine inşallah.
1745. Beyt'te kalmışız. En son sel akmaya başlar başlamaz, önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar. Fakat harap olmaktan niye gamlanayım? Harabenin altında padişah hazinesi var. Buraya okumuştuk. İnşallah. 1745.
Beyt, Hakk'a dalan kişi daha ziyade dalmak, can denizinin dalgası altüst olmak ister. Hz. Bir aşıkların hallerini anlatmaya devam ediyor. Hakk'a dalan kimse daha ziyade dalmak ister. Yani daha da sını ister. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olan bir kimse, o sıfatların içine dalan, o sıfatlarda fani olan o sufi daha da sını ister. Çünkü Allah'ın ilmi sonsuzdur. Allah'ın hayret perdeleri de sonsuzdur. Allah'ın sıfatsal tecelliyatları da sonsuzdur.
Sonu yoktur. Böyle olunca, o derviş seyri süluka girdi, o sıfatsal tecelliyatlara mazhar olmaya başladığında, artık o daha da sını ister. Çünkü her sıfatsal tecelliyata mazhar olması, onun hayretini, onun şevkini, onun aşkını daha da arttıracaktır. Bu arttırdıkça yok mu daha diyecektir. Çünkü o şevk, onda fazlasını isteyecektir. Bir kimse de şevk yoksa, aşk yolunda yürüyemez. Şevk yoksa o kimse de, seyri sülukta da yürüyemez. Çünkü bir bakmışsın, doygunluğuna ulaşmış, doymuş. Mesela bir kimse, dünyevi olarak doygunluğuna ulaşsa, normaldir. Yani der ki, evim var, arabam var, işte işim düzgün, katım var, yatım var.
Ha tamam. Ama dünya hırsına kapılan bir kimse, doygunluğuna ulaşmaz. Dünya sevgisi varsa, o doygunluğuna ulaşmaz. O bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun. Daha büyük yer olsun, daha büyük yer olsun. Bu normaldir. Dünya sevgisi böyle bir şeydir. Aynı şey, Allah sevgisi için de geçerlidir. O kimse Allah'ı seviyorsa, o bir adım daha gideyim, bir adım daha gideyim. Biraz daha yaklaşayım, biraz daha yaklaşayım. Doygunluk nedir bilmez. Nerede duracağı da belli değil onun. Çünkü o her adımda Allah'a yakinliğin, şevkini, aşkını, ızdırabını, gamını, sevincini, hayretini, bütün duygular karmakarşıkta gibi görünse de onları yaşadıkça daha ileri gider.
O sevme isteği, o sevme şevki onu hayret perdelerinde dolaştırır. O hayret perdelerinde dolaştıkça dahadasını ister. Bakın o dahadasını ister. Ve hayretten hayrete, hayretten hayrete sürüklenir gider o. kendisini durdurması mümkün değildir. Bunu deryada fırtınaya tutulmuş bir tahta parçası gibi düşünün. Deryada dümensiz kalmış bir kayık gibi düşünün. O dalgaların arasında durmak bilmez boyuna dalgalar bir o tarafa, bir o tarafa vurur. Sufi'nin işi böyle değildir. Ama nasıl o durmak bilmiyorsa o kayık deryanın içerisinde, Sufi de seyr-i sülükün içerisinde durmak bilmez. Her gece sohbet var desen, her gece sohbete gider. Her gece zikir var desen, her gece zikre gider.
Her gün şurada bir iş var, bir iyilik yapılacak desen, her gün o iyiliğe koşar. O ardı ardına tesbih tanesi gibi birbirini devam ettirir. Allah aşığı olan kimse asla durduğu yerde durmaz. Durduğu yerde durursa o kendisini münafıktan addeder. Bakın o kendisini münafıktan addeder. Sebep, çünkü hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri günü gününe müsavi olan bizden değildir dedi. Zarardadır dedi. Şimdi zarardadır deyince o kimse durmaz. O devamlı bu konuda manevi olarak yol almak ister. Ve yol almak isterken de o koşar. Koştukça koşası gelir.
Çünkü o manevi hayret perdeleri, o manevi nur hüzmeleri, o ilhamlar, onu tabiri caizse çöldeki kum gibi kaynatır. Çöldeki kum gibi durmaz durduğu yerde. İşte Hazreti Pir diyor ki Hakk'a dalan kişi daha ziyade dalmak. Yani bu konuda örneğin işte bütün okyanusu, deryayı Hakk'a dalmak olarak teşbih edin.
Daha da dalmak ister. Daha da altını üstünü getirmek ister. Daha da tanımak ister. Çünkü Allah'ı tanıma, Allah'ı bilme, Allah'ı sevme kişinin gönül dünyasına damladıysa o artık o konuda geri adım atmaz. Tabiri caizse aşk onun gönlünü yalamış. Aşk onun gönlüne kendisinden bir damla koymuş.
O damla derya olur içeride. Ve durmaz durduğu yerde. Ve o kimse böyle hayretten hayrete koşarken de kendi nefsini de unutur. Hayretten hayrete geçerken başkalarının da nefsini unutur. O etrafına kör olmaya başlar. O Allah'ın sıfatlarının tecelliyatına daldıkça etrafına da kör olmaya başlar. Onun gördüğü bir tek Rabbisidir. Rabbisinin sıfatsal tecelliyatlarıdır. Kendi nefsini unuttuğu gibi başka diğerlerinin de nefsini ne yapar? unutur. Bu onda fena halidir. Fena haline geçtiği zaman bir kimse artık etrafındaki herhangi bir şeyi tanımlamaktan uzaktır.
Uzak kalır. Allah bizi o hale erenlerden eyle seneyip. Allah Resulü de sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de hakkıyla seni metü sena edemedim. sen kendini sena ettiğin gibisin deyip bu konuda acizliğini gösterir. Yani o hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer. Ben hakkıyla seni metü sena edemedim der. Çünkü her hayret perdesi bir tanıma perdesidir. hani ayeti kerimede de peygambere sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine atfen dua ederken sen ilmimi artır de diyor ya ilmimi artır. Buradaki ilim ne? Allah'ı tanıma bilme ilmidir. İlmimi artır dediğinde ilmi ledündür Allah'ı tanıma bilme ilmidir.
Çünkü Kur'an'ın hukuku bellidir. Hukuk ilmi bellidir. sınırlıdır. Hukuk ilmi sınırlı olduğu için belli olduğu için yeni bir hukuka ihtiyaç yoktur. O orada kalır. Bir cilttir iki cilttir üç cilttir beş cilttir on altı cilttir. Bitti bu kadardır. Yeni bir şey olunca yeni bir iştahat gerekir. Bu ilim sınırlı bir ilimdir. Bakın sınırlı bir ilim veyahut da kelam ilmi sınırlı bir ilimdir. Veyahut diğer ilimler genel olarak hadis ilmi sınırlı ilimdir. Hadisler belli çünkü. Ama Allah'ı bilme marifet ilmi tasavvuf ilmi sınırsızdır. Nasıl Allah sınırsızsa Allah'ı bilmenin de sınırı yoktur. Nasıl Allah'ın sıfatlarının tecelliyatı sınırsız ise Allah'ı tanımanın bilmenin de sınırı yoktur.
O sınırsız bir deryadır. Sınırsız bir derya olduğu için kul bu konuda Sufi Allah'ı tanımaya çalışan aşık Allah'ın bu ilmine onu tanıma onu bilme ilmine karşı tabiri caizse haris olur. o şevkle hep dahadasını ister. Dahadasını istemeyen derviş yolda kalır. Sufilik şevk işidir. Dahadasını isteme işidir. O kim bizim Sufi yolumuz bizim Sufi anlayışımız anlayışımız sevmenin üzerine kuruludur. Hiçbir zaman ben sevdim diyemezsin. Sevdikçe sevesin sevdikçe sevesin sevdikçe sevesin gelir sonu yok.
Hayretten hayrete geçersin hayretten hayrete geçersin sonu yok. Tevhide oturursun. Her tevhid çekişinde bir perde açıldığını görsen sen sabahlar olmasın dersin kafan düşünceye kadar tevhid okursun. Oturdun tevhid çekiyorsun. Örnekliyorum oturdun tevhid çekiyorsun. Başladın o güne kadar hiç böyle bir şey yaşamamıştın. La la hay lallahu derken tak Beytullah'ı gördün. Heyecan yaptın birden. O güne kadar görmedin öyle bir şey yaşamadın çünkü. Seni cezbetti o. Seni aldı içine. Sen la la ilallahu devam ediyorsun. Kacığırt.
Beytullah'ın kapısı açıldı. Bir baktın içindesin. La la ilallahu la ilallahu la ilallahu la la ilallahu devam. Bir davudi ses. Burada iki rekat namaz kılmak sünnettir. Kalk namazını kılın. Kalktın Beytullah'ın içinden namaz kıldın. Bir kendine geldin la ilallahu la ilallahu la ilallahu ben Beytullah'ta namaz kıldıydım. Kapısı açıldı. Namaz kıldım. Baktın üstüne başına hafif tozlanmış o Beytullah'ın kendine ait bir kokusu var ya kokuyor. Bütün oda ona kokuyor. Sen ona kokuyorsun.
Bakıyorsun oranın tozu var üzerinde. Oranın kokusu sinmiş. hadi durdurabilirsen la ilahe illallah la la illallah devam ediyorsun. Hayretten hayrete geçmenin başlangıcı. Başlangıcı. E sen tevhide devam ettikçe bunlar değişiyor. Sen tevhide devam ettikçe bir bakıyorsun ki tavaf edenlerin bir kısmı tevhid çekiyor. Hanım millet okuyor görüyorsun ya orada. Herkesin elinde bir defter bir kitap tutuşturmuşlar. Tabi aman başka bir şeylere karışma başka bir şey görme oku boyna başındaki bir tane de hoca dikmişler okuyun bunları birisi ondan sonra bağırıyor oradan geri kalan devam ediyor.
Öyle değil mi? Ben tevhid söyleyince öyle yapmıyorlar. Okursan sana bir şey diyen yok. Cemaate ses okut sana bir şey diyen yok. sen fâle mennehû la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah Muhammeden Resulullah böyle tevhid vurmaya başlayınca geliyor la sufi la sufi askerler etrafını sarıyor.
Neden? Tevhid korkutuyor onları. zikir onları korkutuyor. Sufi topluluk onları korkutuyor. Sadece onları değil gerçek sufi topluluklardan bütün zalim sistemler korkarlar. Bütün zalim sistemler onları kendi hegemonyalarına almak isterler. Onların üzerinde baskı uygularlar. Olmadı asarlar hallacı Mansur gibi. olmadı derisini yüzerler Seyyid Nesimi gibi. Olmadı Niyazi Mısır gibi sürgüne gönderirler. Bütün zalim sistemler tevhidi sevmez.
Tevhidi istemez. Su gerçek sufiliği istemez. Onlar da aynı. İşte o hayretten hayrete geçince o kimse o dalgaların arasında devam etmek ister. Tabiri caizse hani böyle sörfçüler var ya sörfçüler gibi veyahut da ben diyorum ya sufilik veyahut da hayretten hayrete geçme rafting gibidir.
Irmağın içindesin. Ne zaman nereye vuracağın belli değil. Dümenin yok. Ondan sonra küreğin yok. Bağlı da değilsin onun üzerine. Onun üzerinde durmaya çalışıyorsun. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin öğretisi durur orada hep. Kulluk edemedik. Yapamadık. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ya ey yalnızca kendisine ibadet edilen Allah'ım sana hakkıyla kulluk edemedik. Sana hakkıyla kulluk edemedik. Seni hakkıyla metü sena edemedik. Seni hakkıyla tanıyamadık. Seni hakkıyla bilemedik. Bizim tanımamız için bilmemiz için bize elin ver.
Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de duası vardır ya hani bunu zayıf hadis olarak söylerler. Biliyorsunuz ben bunu hep birkaç seferdir söylüyorum. Ben zayıf hadis diye bir şey tanımıyorum. Benim için hadislerin hepsi de sahih ve kuvvetli. Ben hadis alimi değilim. Benim için biz hadis-i şerif dendiyse benim için sahih o. Onunla normalde hadis alimleri ayırsınlar bu zayıf hadis, bu kuvvetli hadis, bu haberi vahid, bu şöyledi, bu böyledi onların işi o. Ben bakıyorum o hadis-i şerif o sünnet-i seniye ve o hadis-i şerif bana zarar veriyor mu vermiyor mu? Vermiyor. Yani tas tamamın sözünle hareket edeceğimi zayıf hadis de olsa onunla hareket ederim.
Ne o? Bir tane daha hadis inkarcıları var, Mehmet var, bilmem ne var, bir sürü profesör toplanmışlar. Her biri aynı yerden besleniyor. Bunlar masanik kafa bunlar. Bunlar abduhçu, bunlar böyle Afganici bunlar. Bunların silsilesi o. Onlar nasıl diyorlar ya işte hadisler alay ediyor. Ne o? Soy ismi İslamoğlu olan. Evet alay ediyor. Bunlara isim vermezdim önceden. Şimdi artık isim veriyorum. Ümmet-i Muhammed uyansın. Yani bir kimse hadislerle alay ediyorsa, hadisleri inkar ediyorsa o dinlenilmez. onun sözlerine bakılmaz. Onu dinlemek caiz değil. Hatta tam anlamıyla dinlese, doğru söylüyor dese küfre düşer o. Tecid, iman, tecid, nikah gerekli olan.
Bu böyle bir fikir özgürlüğü filan değil. İslam'da fikir özgürlüğü yok. İslam'da fikir özgürlüğü yok öyle. İslam, Kur'an, sünnetle belli. Sen kendi kendine benim fikir özgürlüğüm var deyip de sapkınlık yapamazsın küfre düşersin. Sen eşcinselliği, fikir özgürlüğü var. Ben bunu kabul ediyorum diyemezsin. Diyemezsin. Haramı helallaştıramazsın, yapamazsın. Özgürlük adına yapamazsın bunu. Ben özgürüm deyip de kalkıp da Allah'ın zatını tefekkür edemezsin. Yapamazsın. İslam'da kurallar belli. Kurallar belli. O kuralların üzerinde oynayamazsın da sen.
Ayetler belli, hadisler belli. Öyle kendi kendine bir din oluşturamazsın. Bir arkadaş göndermiş. Ne o? Bir tane daha var ya el açık mıdır, eli kapalı mıdır, nedir? İhsan el açık. Ne diyor? Doğru olursa, dürüst olursa ateist de cennete gider. Bak, bak, cennet kendisi mi sanki? Tabii, Türkiye'de televizyona çıkmak için absürt şeyler söyleyeceksin çünkü. Televizyona çıkacağım, sonra bu, sen böyle absürt şeyler söyleyeceksin ki, bu layık, kemalist, kesin var ya, seni alkışlayacak, muteber insanlar sınıfından olacaksın yani. Çünkü ülkede kemalistler, layıklar, sosyalistler, komünistler, ne o, lüks ve sefahat içinde yaşayan, kendisini dindar gibi gösteren, yeni türemiş muhafazakar kesim, dindar kesim, yeni türedi bunlar.
Bunlara şirin görünmek için absürt şeyler söyleyeceksin. Dinde varmış, yokmuş, önemli değil. Bu da onun gibi işte. Allah bizi affetsin. Şimdi, öyle olunca, tabii bunlar sapkınlıkları konuşuyoruz, mecbur kalıyoruz böyle. Biz konuya dönelim. Allah'ı tanıma, Allah'ı bilme, hayretten hayrete geçince, o kimse diyor ki, ya Rabbi, benim ilmimi arttır. Ayetle sabit. Niçin? Allah'ı tanıma, Allah'ı bilme, ilmi sonsuz. sonu yok. Ve hayretten hayrete ne yapıyor? Geçiyor. Denizin altı mı daha hoştur, yoksa üstü mü? Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve güzeldir? O oka, o oka karşı siper tutmak mı?
Denizin altı mı hoştur, yoksa üstü mü? Yani mana alemine daldı, mana alemine dalınca, deniz çünkü maneviyatı işaret eder. Genelde rüyada da bir kimse denizi görse, denize dalsa, manevi aleme daldığına dair yorumlanır. Deniz, uçsuz, bucaksız deniz her zaman için maneviyatı simgeler tasavvufta, sufilikte. Bir kimse denize dalsa, maneviyata daldı demektir. Denizin içerisinde yüzse, o yol alıyor demektir. İçine dalarsa. Deniz, maneviyatta direkt deniz tasavvufta maneviyatı simgeler. Maneviyattır yani direkt. İşte denizin altı mı hoştur, yoksa üstü mü? Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve güzeldir? O oka karşı siper tutmak mı?
Denizin altı mı, üstü mü? Yani bir kimse eğer ki Cenab-ı Hakk'ın ihsanına, lütfuna, rahmetine, iyiliğine, yakınlığına, rızasına, nuraniyetine, sevgi ve kerem, keremine ve bu sıfatlarının, daha nice sıfatlarının tecelliyatına mahzar olursa ve bu sıfatları temaşa eder hale gelirse ve bu sıfatların genel olarak cemal sıfatının altında olduğunu inanır sufiler, sıraladığım şeyler.
Bunlar normalde bunları temaşa etmeye başlayınca bir de Celal ismi şerifinin tecelliyatları vardır. Celal ismi şerifinin altındaki ismi şerifler öyle diyelim izzettir, kibriyadır, kahırdır, cebirdir, gazaptır, kudret gibi, heybet ve azamet gibi sıfatları da o kimsede tecelli eder. O tecelliye mahzar olursa o kimse bu sıfatları aşina oldukça artık o suyun altı mıdır, üstü müdür kalmaz onda. Bu hayretten hayrete geçiş onda başlayınca artık altı mı hayırlıdır, üstü mü hayırlıdır? Yani celaliyet mi onun için uygundur, cemaliyet mi o artık ondan geçer.
Hatta daha ileri onun üzerindeki celali sıfatlar da cemali sıfatlar da kendi iradesinin değildir artık. Bakın tekrar söylüyorum. O sufi fena haline gelince fena haline gelince ve hayretten hayrete geçerken artık kendi üzerindeki celali veya cemali sıfatlarının sıfatlarının tecelliyatında kendi ihtiyarı olmaz.
Onun kendi aklı kalmaz orada. O yüzden celaliyet tecelli ettiğinde onun üzerinden celaliyet akar, cemaliyet onda tecelli edince üzerinden cemaliyet akar. fena haline gelmiş olan bir sufide her iki sıfat da tecelli eder. Bazen derler ki ya işte o sırf cemal sıfatıydı. Sırf cemal sıfatıysa o yolu yarım kalmış onun. Bir mürşidi kamilde hem celaliyet vardır hem de cemaliyet vardır. Celaliyet lazım olduğunda celaliyet sıfatları çalışır, cemaliyet lazım olduğunda cemaliyet sıfatı çalışır. Cemal sıfatında fani olan bir kimse işte neşelenir örneğin o esnada.
Cemal sıfatı tecelli etmiş, cemal sıfatı tecelli edince ihsan, lütuf, rahmet, iyilik, yakınlık, rıza olma, nuraniyet, rahmaniyet, sevgi, kerem sahibi olma, artık o cemaliyette, yani onun yanına gittiğinde cemali sıfatı o esnada tecelli etmiş. Aldanma buna yalnız, buna aldanma, buna aldanırsan yanarbaşın. Bu sıfat tecelli ettiği zaman bir mürşidi kamilin üzerinde aldanıp gevşeme, aldanıp şımarma, aldanıp küstahlık yapma, aldanıp kendini bir şey biliyormuş gibi zannetme, o tevazudan, sevgisinden, muhabbetinden çarpmış, o aslında kendinde değil. Sen ne dersen de, tebessüm edecek o sana. Ama celaliyete bürünürse yandı keten elva.
Neden? Celaliyete büründüğü anda izzet, kibriyat, cebir, gazap, kudret, kuvvet, ezer seni, parçalar, tuzunu bulamazsın kendinin. Ama normalde bir de, bir de bu fenadan bekaya geçenlerde vardır bu. Bunun da altını çizin. Fenadan bekaya geçenlerde ayrıca kemal sıfatı tam olarak tecelli eder. Kemal sıfatı. Onda kemal sıfatı tecelli edince onun bir tarafı celaliyet, bir tarafı cemaliyettir. Celaliyetin içerisinde cemaliyet, cemaliyetin içerisinde celaliyet vardır. O artık kemal sıfatıyla, kemal elbisesiyle giyinmiş, kemal elbisesine bürünmüş.
Onda celaliyeti de cemaliyeti de aynı anda görmek mümkündür. Ama fena halinde olan bir sufide, çünkü daha onun yolu var, kah celaliyet, kah cemaliyet tecelli eder. O daha tam yolunu bitirmemiş. O fena halinde. Beka billaha geçmemiş daha. Bunları kitaptan okuyabileceğiniz bilgiler değil. İyi dinleyin. Çünkü fena halinde olan bir sufi henüz daha tam bir mürşidi kamil değil. Onun celaliyetine denk gelirsen uzaklaşırsın, uzaklaşabildiğin yere kadar. cemaliyetine denk gelirsen oh ne kadar güzel, yumuşak dersin.
Ama bir celaliyete bürününce de gidecek yer ararsın kendinde. Veya kemal sıfatına bürünmüş olan insanda da bu olur. Ama bu kemal sıfatına büründüğü zaman fena olanda da kemal olanda da artık bu sıfatların tecelliyatı ihtiyari değildir. Tekrar söylüyorum ihtiyari değildir. Kah celaliyete geçer kah cemaliyete geçer. Bu Cenab-ı Hak'ın evirip çevirmesiyle alakalı. O nasıl evirip çevirirse öyle olur. Cemal sıfatında neşelenme celal sıfatında fani olma kemal sıfatı sevme sonucu olur. Kemal sıfatı da ne oluyormuş?
Severekten o sonuca ulaşıyor. Aşık olaraktan. O yüzden Allah bizi de inşallah o kemal sıfatıyla sıfatlananlardan eyle seni. O yüzden bu varlığın üzerindeki bütün her şey her şey celaliyete ve cemaliyete bağlıdır. İkiye ayırsak komple varlığı bir taraf celaliyettir bir taraf cemaliyettir.
Onun üzerine bir kubbe koysak o da kemaliyettir. Onun üzerine bir kubbe koysak o da kemaliyettir. O yüzden mesela ayeti kerimede der ki Allah'ın azabı şiddetlidir. Öyle değil mi? Aklıma gelen ayeti kerimeyi söyledim şimdi ama Allah'ın azabı şiddetlidir. Bu nedir? Bu celaliyettir. Allah tövbe edenleri sever. Bu nedir? Bu cemaliyettir. Bakın bu cemaliyettir. Allah'ın azabı şiddetlidir. Ey iman edenler siz Allah'ın affına güvenerekten günah işleyicilerden olmayınız Allah azab edicidir.
Bakın bu ne? Celaliyet. Allah tövbe edenlerin günahlarını siler. Bu cemaliyet. Allah cömert olanları sever. Cemaliyet. Allah namaz kılanları sever. Cemaliyet. Allah namaz kılıp oruç tutup hacca giden zekat veren Allah yolunda cihad edenleri sever. Cemaliyet. Bakın sevgiyle alakalı her şey cemaliyete bağlı. Şiddetle azapla alakalı her şey celaliyete bağlı. Ama bunların üzerindeki sıfat ne? Allah'ın kemal sıfatı kemaliyet. Allah bizi onlardan eylesin. burada bir şey daha belirteyim öylesi geçeyim burayı.
Allah'ın veli kullarında Allah'ın mürşidi kamillerinde kemal sıfatına mazhar olmuş kemal sıfatının tecelliyatında olanlarda hem celal sıfatı hem cemal sıfatı çalışır. Üzerinde hiçbir şekilde eksik kalmaz. ve bu kamil insanlar bu veli insanlar bu mürşidi kamiller kendilerine gelen ama cemaliyeti ama celaliyeti de razı olup kabul ederler.
Bunun en zor tarafı da bu. Celaliyet de gelse kabul edecek cemaliyet de gelse ne yapacak? Kabul edecek. O yüzden Erzurumlu İbrahim Hakkı demiş lütfun doğuş kahrın doğuş lütfun doğuş kahrın doğuş herkesin söyleyebileceği bir söz değil. E tabi şimdi millet sufili edebiyata çevirdi. Seyri sülükten haberi olmayan ayağına bir iğne bassa bangır bangır bağıracak olan da kimse de kahrı doğuş lütfu doğuş diyor. Deme kardeşim bu senin sözün değil. Ne yapma başkasının sözünü taklit ediyorsun? ne yapma başkasının sözünü söylüyorsun? O halde hallendin mi ki sen? Ama bizde ne yazık ki böyle bir hal var.
O hal ile hallenmediği halde o halin sözünü söylemeyi çok seviyoruz biz. Edebiyat. oysa oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selam hazretleri yapmadıklarınızı söylemeyiniz diyor. Neden söylüyorsun kardeşim? Sen kahrın doğuş derken nereye hoş gelecek sana? Hadi birden bütün malını mülkünü kaybettin ne yapacaksın? Gülüp oynayacaksın mı?
Üç kuruş vereceğin zaman elin zangır zangır titriyor elektriğe tutulmuş gibi. Nereye kahrın doğuş doğuş diyorsun sen? Bir sivilce çıkıyor çıkmadık gitmedik doktor bırakmıyorsun nereye kahrın doğuş diyeceksin? Allah hiç kimsenin başına vermesin. Yani bir sevdiğini bir herhangi bir sevdiği dünyevi olsun eş olsun çocuk olsun anne olsun baba olsun vefat ediyor ölüyor elinden çıkıyor dünyayı dar ediyorsun ortalığa nerede kahrın doğuş diyeceksin sen? Bir de melamiler bunu çok yapar. Her şey onun her şey o deme kardeşim deme yapamazsın yapamayacağım bir şeyi söyleme almış anahtarı da eline sıfır doğan almış arkadaş anahtarlığı böyle attırıyor her şey onun diyor bu ne dedim ben anahtarlık dedi aldım böyle baktı her şey onun dedim her şey o ondan ona geçti dedim aldım
anahtarı o zannediyor ki ben orada duracağım bindim arabaya aldım yürüdüm gittim ders vereceğim ya gittim arabaya olmayacak bir yere bulamayacağı bir yere park ettim araba derdim yok bir saat iki saat üç saat geri döneceğim zannediyor dönmüyorum ben en sonunda ödemişte oluyor bu bizim Adil geldi dedi abi ya ağlayacak neredeyse adam dedi gel dedi şunun anahtarını ver ondan ona geçti ne ağlayacak dedim ya sonra gittim nese orada bekliyor ne oldu dedim ondan ona geçti hani her şey onundu ne oldu büyük laf söyleme dedim
ezbere laf söyleme ezbere laf söyleme Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri Malatya'ya geliyor Malatyalılar ona bir tane tabiri caizse köşk hediye diyorlar yeter ki sen burada dur yeter ki sen burada otur yeter ki sen burada kal diyorlar ki bu köşk senin efendim buyurun anahtarını anahtarını köşk sizin peki diyor giriyor içeri daha oturmamış kapıya birisi vuruyor çıkıyor buyurun diyor şeyhe lillah diyor şeyhe lillah Allah için bana ver demek üzerine bakıyor ediyor çatıyor hiç dirhem yok para yok üzerinde köşkün anahtarını
veriyor az önce bunu vermişlerdi bana diyor buyur kardeşim al bir şey istemiş yok çünkü dirhem yok üzerinde köşkü vermiş bunu ona anlattım dedim Arabi'nin sözünü nakledeceksen her şey onun diyeceksen bu halde olacaksın dedim yaşım 29'du yaşım 63 yine aynı şeyi söylüyorum o halde sen o lafı söyle evet mağlükül mülk olan o kardeş sen şöyle de mağlükül mülk o ben ölünce kadar bu malın tasarrufunu bana verdi bunu söyle ben seveyim seni tamam diyeyim ya gücü buna yetiyor ben mağlükül mülk o
ben her şey onun hani tasarrufu da ona ait diyemiyorum sebep ya benim tasarrufuma nimetler vermiş geldi birisi kapıyı vurdu şeyhenillah dedi o zaman o sözünün yerine getireceksin boş söz söylemeyeceksin öyle evet söylemiş İbrahim Hakkı Hazretleri lütfun onun değil mi bu lütfun da hoş kahrın da hoş onun değil mi evet lütfun da hoş kahrın da hoş iyi sen ne söyleyeceksin lütfun da hoş kahrın da hoş hastalıktan şikayet etme soğuktan şikayet etme sıcaktan şikayet etme hiçbir şeyden şikayet etme ya sen bütün üzerinde bulunan
nimetleri üzerinde bulunan gam keder hastalık varlık yokluk her şeyi lütuf gör hiç itiraz etme hiç isyan etme hiç yüzünü ekşitme hiç yüzünü ekşitme hani diyor ya demen için o öyle evet demen için o öyle yüzünü ekşitme hiç teslim ol varlık onun mülk onun saltanat onun padişah o yüzünü ekşitme o zaman hiç bu neden böyle oldu deme deme dediğin an o söz tecelli etmedi işte velilerde celaliyet de cemaliyet de tecelli eder onlar celaliyeti de cemaliyeti de gönül razılığıyla kabul ederler cemaliyeti herkes kabul eder çünkü
sıkıntılı olan yer celaliyeti kabul etmektir celaliyeti kabul etmek zordur celaliyeti kabul etmek zordur imtihanın sırrı da oradadır zaten sıkıntıyı kabul etmek şimdi şeyh efendi bana söyledi diye söylemeyeceğim de ama tecrübe bunlar öyle algılayın Allah rahmet eylesin geldi oturdu böyle koltuğun ucuna kadar geldi Mustafa bende gel buraya dedi gittim ben böyle oturdum önüne yere diz çöktüm bundan sonra bir dizine gül yağı dökecekler bir dizine ateş dökecekler ateş dökenle gül yağı dökeni dökeni bir kabul etmez onların
ikisini de makul görmezsen dedi kemale eremen oğlum dedi emredersiniz efendim yıl 92 bunu söylediğinde bir dizine gül yağı dökecekler bir dizine de ateş dökecekler gül yağı dökeni de ateş dökeni de ondan görüp ateş dökene gadablanmayacaksın gül dökene de ayrı bir hani fazla bir şekilde muhabbetlenmeyeceksin demek ki güle de eyvallah deceksin ateşe de eyvallah deceksin en zor şey budur zaten güle herkese eyvallah der gül koklamaya herkes gelir ateşe dayanmak
ateşten razı olmak zordur burası biraz insanı yorar ama burayı da geçerse evet o kimse kemal ehli olur Allah cümlenize nasip etsin inşallah ne demiş koca bir mahmudü hüdayi ee bursadan gitmeyen bursalı sayılır hoştur bana senden gelen ya gonca gül yahut diken ya hillatü yahut kefen lütfun da hoş kahrın da hoş demiş Allah bizi o hal ile hallenenlerden eylesin şu halde ey gönül neşe ve sefayı cefa ve beladan ayırt edersen vesveseye zebun olmuş
olursun yani sen Allah'ın rızasına iradesine razı olmayıp Allah'ın senin üzerinde muradına senin üzerindeki tecelliyatına razı olmazsan ve sen neşeyi de cefayı da sen sefayı da belayı da birbirinden ayırt edip sanki hepsinin de kaynağı o değilmiş gibi görmezsen kendi iç aleminde kemale eremezsin Allah'tan razı olacak olan sufiler cefanın da belanın da neşenin de sefanın da çıkış noktasının ve yaradanının Allah olduğunu kendi içinde ne yapacak idrak edecek bunun zevkine varacak
eğer bunu idrak edip kendi iç aleminde bunlardan razı olmaz bunları hoş karşılamazsa yine kemale eremez yine seyri sülükte takılır kalır başına bir sıkıntı geldiğinde bir bakmışsın dağılmış o derviş eşinden sıkıntı gelir çocuğundan sıkıntı gelir malından sıkıntı gelir ne bileyim makamından sıkıntı gelir etrafından sıkıntı gelir annesinden gelir babasından gelir bir sıkıntı gelir o sıkıntı geldiğinde razı olup onu tedavi edip onu tedavi edip sabırla namazla Allah'tan yardım dileyip zikirle Allah'tan yardım dileyip onu tedavi
edip onu tedavi edip kendisini de tedavi edip yol yürümesi gerekir yoksa seyri sülükte orada takıldı babam bana neden bunu böyle yaptı bana neden az mal verdi de öbürküne fazla verdi takıldı gitti adamın dervişti veya hanım bana neden böyle kaşını kaldırdı yok bey bana neden böyle sert baktı yok çocuk beni neden böyle dinlemedi yok şu neden şöyle oldu böyle mi olur ben namaz kılıyorum ben oruç tutuyorum ben zikrediyorum benim başıma böyle mi gelecek takıldı kaldı adamın seyri sülükü derdim takılıp kalanlarla alakalı
derdim takılıp kalanlarla alakalı derdim yol yürüyemeyenlerle alakalı o yüzden o yüzden böyle açık açık açık açık açık konuşuyorum ki herkes buradan bir kendisince dersini alsın üzülüyorum geceleri gözüme uyku girmiyor kendi kendimi çökertiyorum diyorum ki neden anlamıyorlar neden yolda kalıyorlar bunda da bir hikmet var eyvallah ama bu dünya geçici tekrar söyledim yaşım 63 oldu bir şey değişmedi Allah mal verecekse verecek elinden alacaksa alacak Allah eş verecekse verecek elinden alacaksa
alacak Allah çocuk verecekse verecek alacaksa alacak elinden sufisin geleni ondan bil diye yıllarca size bangır bangır bağırıyorum gelmiş ondan bil hoş karşıla güzel karşıla tebessümle karşıla hastalıkmış kammış kedermiş iflazmış kolay değil evet varlıkmış yoklukmuş kolay değil evet sen mücadele et tedavi et yürü yolda kalma Allah seni mutmeyin olmuş olarak huzurunda istiyor Allah seni kemale erdirmek istiyor Allah seni olgunlaştırmak istiyor Allah'ın senin üzerinde lütufla dolu
bir muradı var seni bir dergahla tanıştırmış seni bir zikrullah halakasıyla tanıştırmış rüyanda bir üstadla seni tanıştırmış rüyanda seni bir mürşidi kamil ile tanıştırmış bu Allah'ın büyük bir lütfu ikramı bu Allah'ın büyük bir ihsanı bu Allah'ın yeryüzündeki onca Müslümanın içerisinde özel seçtikleri bunun kıymetini bul bunun kıymetini gör bunun kıymetini anla Allah'a yakin olmanın yolunu ara farzları yerine getir nafilelerle Allah'a yaklaş Allah'ı sev Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin sünnetine uy üstadının
adabına erkanına nasihatlerine uy Allah için Allah'a teslim ol Allah için Allah'a teslim ol cennet için değil cehennem için değil dünya malı mülkü için değil dünya makamı mevkisi için değil Allah için Allah'a teslim ol Allah için Allah'a teslim ol o Hz. Muhammed-i Mustafa'yı 8. katta yalnız bırakma onun sofrasına oturmaya gözünü dik o mahşer yerinde bütün bütün mahşer halkının gıptayla bakacağı ümmet ol o Allah'ın gölgesinde gölgelenmeyi kendine hedef seç ben Allah için buradayım Allah için Allah'ı zikrediyorum Allah için namaz kılıyorum Allah için oruç tutuyorum Allah için tövbe ediyorum Allah için Allah'tan gelene razıyım Allah için Allah başıma ne getirirse başım gözüm üstüne derim de yürü derdim bu derdim başka bir şey değil bu ancak neşeyi sefayı
cefayı belayı ayırt etmeden Allah'ı sevmekten geçiyor Allah'ı sev şedid bir sevgiyle sev ayet-i kerime de öyle diyor şedid bir sevgiyle sev o müminler ki Allah'ı şedid bir sevgiyle severler kuvvetli bir sevgi Allah sevgisinin önüne bir şey geçirme canım kardeşim mal makam mevki para pul eş çoluk çocuk hepsi de senin hiçbirisi de senin değil hiçbirisi de annenin karnında kaç paran vardı annenin karnında ne makamın vardı annenin karnında ne mesleğin vardı annenin karnında ne ilmin
vardı seni var etti yoktan annenin karnını sana cennet bahçesi gibi yaptı ne iş yaptın da büyüdün anne karnında neydi mesleğin arabam alıp satıyordun tekstil mi yapıyordun ne yapıyordun anne karnında anne karnında sana bakan dünyada da sana bakacak inşallah tutalım ki senin isteğinde şeker tadı var sevgilinin isteği isteksizlik murat ve maksadı terk etme değil mi diyelim ki senin isteğinde şeker tadı var ne güzel tatlı tatlı şeyler istiyorsun değil mi gönle hoş gelen nefse tatlı gelen istekler
yok mu var değil mi ben duyuyorum böyle mesela işte ben kendimden önüne tatile çıkmış dur bakıyorum öyle diyorum ya yaş oldu 63 hiç tatilimiz olmadı öyle deniz kayına gidelim çipil diyelim orada diyorum yani şikayet etmiyorum Mustafa Özbay yazmamış sana diyorum böyle bir hayatı yazmamış sana razı ol senin isteğin ama hani bu normalde bundan sonrası kendime ait değil ister insanoğlu nefis çünkü ama diyor ki tut ki senin isteklerin şeker tadında ama onun muradı öyle değil onun senin üzerindeki planı programı öyle
değil sen güzel şeyler kendince nefsine tatlı şeyler istiyorsun ama onun senin üzerindeki planı programı öyle değil o zaman diyor sen ona uç senin isteklerin sana tatlı geldi hoş geldi uygun gördün ama senin isteksizliğin dahi sevgilinin muradıdır hani sen bir şeyde isteksiz durdun öyle istemedin bu artık fena halinin halleri tekrar söylüyorum bunlar fenaya ermiş olanların seyr-i sülükte fenaya erenlerin hali senin üzerindeki bir şeyin isteksizliği de ona ait senin bir şeyi istemen de ona ait istediğin halde
vermemek de ona ait istemediğini burnunun dibinde bitirmek de ona ait sana ait değil bunlar sen sadece her geleni bir gör ve say bir daha lapsekide oturuyorum böyle tek başıma hava soğuk mu soğuk banka oturdum böyle dalga vuruyor böyle nasıl fırtına var o ara bir lapsekide sevdası var bende üşüme koşuma gidiyor orada gelibolu'dan sonra orada nefesleniyorum kendimce çok soğuk günleri tercih ediyorum oturuyom böyle bir bayan geldi eline çay termos
almış tepsi yapmış böyle tanımıyorum kendisini böyle baktım gördüm seni iyi bir insana benziyorsun çay getirdim sana hava çok soğuk dedi ne yapıyorsun ki burada dedi ben hiç yüzümü çevirmeden denize bakıyorum dalgaları sayıyorum dedim bu gelen kaçıncı dedi bir dedim bu geldi güvurdu sular şeye ne o kıyıya attı böyle bir daha karşıdan böyle daha şedid geliyor güldür geliyor geliyor ben ama böyle ellerimi
bağladım diyorum gönder bu kaçıncı dalgan bilmiyorum ki bu kaçıncı ayaz akalaşım bu kaçıncı soğuyo akalaşım ya dondur dondur beni burada kendini al ne yapacaksan yap gecenin yarısında kendi kendime konuşuyorum ben kadın da öyle yan tarafta duruyor ben bakmıyorum yandan görüyorum daha kuvvetli geliyor dedi geldi bir daha vurdu bu kaçıncı dedi bir dedi benden bir daha geldi vurdu bu kaçıncı bir bir daha geldi vurdu bu kaçıncı bir elinde duruyor termosla tepsi bir elinde termos bir elinde tepsi dönüp bakmayacağım mı dedi
onu seyrediyorum şimdi senden uğraşacak halim yok dedim nasıl dedi diyor ki dedim benden başkasına gözünü çevirirsen gözün çıksın diyor ki dedim benden başkasına gönlüne koyarsan gönlün kopsun diyor ki dedim benden başkasına dinlersen kulağın sağır olsun ebedi duymayasın benden başkasına yürürsen ayakların kötürüm olsun benden başkasına tutarsan elin kötürüm olsun benden başkasına dönersen döndün yer cehennem olsun diyor dedim durdu ben seni tanıdım dedi iyi dedim tanıdıysan sen beni tanıma onu tanı tanıcaksan dedim
benim iksirimi bozdun benim gecemi bozdun benim keyfimi bozdun dedim yar ile arama girdin mani sıfatı tecelli et dedin perdeledin beni dedim ama o da ondan dedim hadi bak işine sen dedim beni onunla baş başa bırak aldı gitti tanımıyorum halallah ben tabii dedim döndüm ah dedim kara gözlüm ah cefalım benim ah vefalım bu gecelik bu kadarmış dedim madem ki sen bir mani sıfatı gönderdin naz ettim aha ben de gidiyorum dedim yürüdüm gittim onun muradı neyse senin önün üzerinde senin kazanı örer sen
zannedersin ki renk benim rengim öyle zannet gene sen sen perdenin önünde renk senin şiş senin onun sonra yün senin öyle ya sen ördün ah canım benim ah canım benim sufilik yoluna girdiysen bu zandan ibaret sufilik yoluna girdiysen bu yol onu kaldırmaz ip de onun şiş de onun renk de onun kazak da onun ören de o sen onun ördüğü kaza gay sakın dar geldi bu sıktı beni sakın bu bol olmuş biraz ya benim vücuduma göre değil sakın bu renk benim hoşuma gitmedi sakın şu şöyle olmadı bu böyle olmadı deme deme onun onun
müsaade etmediği gelmeyecek sana ben şimdi bazen iş yaptırırım etrafımdaki insanlar benim böyle patinaj çeker işte kim mobilya olacak Burhan selamun aleyküm aleyküm selam gel abicim buraya bir mutfak yap ya ne renk yapalım ne istiyorsan onu yap Burhan karışmıyor mu şimdi Burhan gelir kendi kafasına göre yapar bakar ya çok güzel olmuş sen mi seçtin hayır yok ya Burhan yaptı nasıl yani basma ya sen seçmedin hayır ben seçmedim Burhan yaptı diyorum ben ya seçen o ondan sonra Adnan Hoca Adnan Hoca gel lan dedim ya buraya dedim
bir gör de buraya dedim bir koltuk al sen millet zannediyor ki Adnan'ın dükkanına gideceğim de koltuk beğeneceğim de yok ya ama siz böyle yaşamazsınız Adnan gönderiyor halısında koltuğunu da ya çok güzel olmuş diyorum Adnan gönderdi nasıl yani basma ya e sen gidip seçmedin mi hayır hayır ama cebriyeye düşmeyin teslimiyete düşün cebriye gibi düşünme teslimiyet bakın teslimiyet teslim ol teslim ol bırak o senin rengin neyse gelecek o ah sevgilim derdim senin memnun olmandır senden başka derdim gamım olmasın gönlüm
seninle de olsun isterim ne tarafa dönsem senin cemalini dilerim isteğim isteğim olsun isterim isterse celalin olsun muradın muradım olsun isterim istersen kemalin olsun onun her bir yıldızı yüzlerce hilalin kan diyetidir ona alemin kanını dökmek helaldir burası karışık kuruşuk biraz uzun saat 22.20 arkası yarın bu böyle yine telleri yakacak bir yer tabiri caizse biraz uğraştırıyor o yüzden önümüzdeki haftaya inşallah Allah izin verirse devam edeceğiz
not düşmüşüm dilediğini ne bir resul edersin dilediğini mürşid veli edersin dilediğini mümin edersin dilediğini kaftığına sultan edersin dilediğini sürürse postunu serersin dilediğinin kanından değirmen kurarsın dilediğinin gözyaşından değirmen kurarsın dilediğini aşka dehinden içirir mecnun edersin dilediğini aziz eder nevilere dost edersin dilediğini zelil eder cehenneme odun edersin veren sensin vermeyen sen alan sen dilediği olan dilemediği olmayan da sensin diyelim şimdilik sohbeti kapatalım önümüzdeki haftaya
inşallah bu tel yakıcı beyite geçeceğiz haklarınızı helal edin el fatihame selamat amin canlı yayını kapattım bir şey ilan edeceğim hemen bir dakikalığına oturursanız tekrar canlı yayını açayım bu malum cemaatle ders yapılan yapılma o adabında bir üzerinde ilaveler ettik yani ilaveler ilk dergahın bizim başlangıçta okuduklarımızdı onları onları ilaveler ettik bir iki orada
sonradan yine aklıma geldi ilave edeceklerim var bir de normal ders kağıtlarında bu bağışlamalarla alakalı eski sileyi yazmadıydık daha önce onu normalde Adnan Hoca sen bilirsin yazalım o mu dedi dedim yazalım Adnan Hoca tamam hani bir de hani dergah içerisinde de silsile belli olsun diye onları bir iki daha böyle eksik kalan yerler gördüm onları da tamamlayacağız inşallah Allah'tan bir şey gelmezse yarın onun üzerinde çalışıp tamamlamayı düşünüyorum onu tekrar yayınlayacağım özellikle şunu belirtmek istiyorum o ders
topluca cemaatinde ders yapma adabını bütün kardeşler ezberlesinler ki toplu zikrullahlarda neyin nerede ne çekileceğini onların da ezberinde olmuş olsun inşallah tekrar haklarınızı helal edin Allah razı olsun inşallah selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.