mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1735.Beyit) 30.09.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ekim 2023 · 1:10:32

Üzü billâhe mineşşeytânunrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Evtâne zikerife âlemennâhû, La ilâh, ilâh, ilâh. Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azad eylesin. Amin. İnşallah. Geçen hafta 1734. beyti okumuştuk. Hem nefi hem de ispat olarak bunu okumuştuk.
Ondan sonra da dedik ki inşallah 1735'ten devam edeceğiz dedik. 1735. beyti ben varlığı yoklukta buldum. Onun için varlığı yokluğa feda ettim. Hz. Pir beyin neronlarını yakmaya devam ediyor. Varlığı yoklukta buldum.
Yoklukla alakalı böyle felsefik derinliğe girmeyeceğim. Yani ta Yunan filozoflarına kadar gider çünkü yoklukla alakalı meseleler. Yokluğun üzerinde baya baya konuşmuşlar, baya baya incelemeye çalışmışlar. Yoklukla alakalı bir hayli fikir yürütmüşler. Aristo'dan, Sokrates'ten önce. Öyle olunca tabii normalde yoklukla alakalı herkes bir şeyler söylemiş zamanında. Ben işin o tarafına bakmayacağım hiç. Onları felsefecilere otursunlar, tartışa koyusunlar, tartışsınlar. İşin içerisine tabii kendi girmiş. Ondan sonra İbn-i Sina girmiş, İbn-i Haldun girmiş, Gazali girmiş işin içerisine. Onlar normalde bu konuda herkes birbirine cevap vermiş.
Herkes birbirine bir şeyler söylemiş. Yoklukla alakalı. Ben kısaca yokluk, aynı varlık gibi bilinmesi açık, aşikare bir şeye. Tabii onu anlayabilmek için varlığın olması lazım. Var olması lazım. Var olunca bir şeyin varlığı var ise o zaman yokluğu anlaşılır. Eğer bir şey yok ise yokluğun bir anlamı kalmaz kavram olarak boşluk olur. Hiçbir şey olmaz. Ama bir şey mevcut ise o zaman yokluğun kavramı anlaşılır. Yani yokluğun anlaşılabilmesi için varlığın yani mevcudun olması gerekir. Tabii bu işin bir de matematik boyutu var.
Yani matematik boyutuna da girdiğimiz zaman burada işin sufi boyutu kalkacak ortadan. Yani şimdi hocam da bakıyor oradan matematik boyutu da var deyince. Matematik boyutu da var değil mi hocam? Yoklukla alakalı. Tabii bu böyle yokluk meselesi şey mesela sıfır değersizmiş gibi görünüyor matematikte ama sıfırın değeri var. Değil mi hocam? Önüne ve arkasına koyarsan bir rakamın değer kazanıyor. O zaman sıfır değersiz değil. O zaman yokluk dediğimiz şey de aslında gerçek manada varlığın zıttıymış gibi görünüyor. Varlığın zıttı da değil. Yani mesela bunu siyah beyaz gibi algılayamazsınız. Mesela siyahın zıttı beyaz, beyazın zıttı siyah dersin.
Zıtlar birbirleriyle karşılaştıklarından dolayı birbirinle anlaşılır. Zıttıklarla alakalı. Hani ona ne diyorlar? Zıtlık teorisi mi diyorlar hocam ona? Evet. Bunun gibi. Ama yokluk öyle bir şey değil. Yani bir şey yok ise onun üzerinde fikir yürütmeye gerek yok. Yok çünkü. Yoksa adı da yok onun. Bakın yoksa adı da yok zaten. Bilinmiyor. Yok çünkü. Yok olunca onun üzerinde fikir üretmek, onun üzerinde herhangi bir fikir yürütmek de mümkün değil. Sana lazım bu ilahe. Tabii mühendislere lazım. Aslında bu işin bir de mühendislik boyutu var. Ben şimdi böyle felsefe yapmayayım artık da bu mevzunun üzerine gerek yok. O yüzden normalde bir şeyin tabii yokluğun anlaşılabilmesi için mevcut olması lazım.
Mevcut orta yerden kalkarsa yokluk anlaşılır. Buradaki derdimiz o bizim değil. Bunu koyalım kenara. Buradaki Hz. Pierre'in anlatmak istediği şey, ben varlığımı yoklukta buldum, varlığı yoklukta buldum dediğinde varlığı nasıl yoklukta bulur? Bütün varlığını, bütün varlığını fena ederse, yani varlığını bütün, buradaki varlıktan kastı kendi nefsi. Eğer nefsini Kur'an ve sünnete tabi tutarsa, nefsini Allah'ın sıfatlarında yok ederse, bu sufilikte fena makamıdır. Bir kimse bütün her şeyini, her şeyini Kur'an ve sünnete göre dizayn eder. Kur'an ve sünnete dizayn edince, bütün üzerindeki fiiliyat sünnet-i seneye uygun olur. Bütün üzerindeki fiiliyat sünnet-i seneye uygun olunca, artık o kendi nefsinin bir hal ve hareketi kalmaz.
Her şey, her şey sünnet-i seneye uygun. Her şey Allah'ın, O'nun kalbine indirmiş olduğu ilhama uygun. Hani geçen haftadan dedik ya, Allah kullarıyla konuşur, kullarına ilham eder. Artık o kul, hani Hz. Pir bunu yavaş yavaş yukarı doğru çekiyor. Diyor, geçen haftaki ders neydi? Allah dilsiz, dudaksız, harfsiz kuluyla konuşur mu? Konuşur. İşte konuştuğu zaman Allah, o kulun kalbine ilham etmeye başladı. Kulun kalbine ilham edince, o kul bütün her şeyini, bütün her şeyini sünnet-i seneye uygun hale getirdi. Sünnet-i seneye uygun hale getirince, Allah'ın emirleri dairesinde yürüyünce, Yürüyünce artık o nefsinin, o kimsenin, kendi nefsinin kendine ait bir sıfatı kalmadı.
Kendine ait bir sıfatı kalmayınca, fena haline geldi. Hani Allah'ta fena olmak, fena fillaha erişmek. Fena fillaha gelince, varlığını, varlığını ne yaptı? Yok etti. Artık onun kendi nefsiyle alakalı bir hal, hareketi, söz, tavır yok. Olmadığı anda, fena makamında oldu. Ve Hazreti Pir, o nefsani varlığından sıyrılıp, fena halini bulunca, diyor ki, artık ben varlığı yoklukta buldum. Tersini söylüyor. Varlığı yoklukta buldum. Bu ne demek? Bu da, Hazreti Pir diyor ki, sen fena fillaha geçer, bütün kendi üzerindeki sıfatsal boyutları, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uygun hale getirirsen, yine Allah'ın sıfatlarında beka hali yaşarsın.
Çünkü tekrar nereye döndü? Yokluktan varlığa döndü. Önce fena haline geçti, her şeyini feda etti, ardından beka haline geçti. Allah onu kendi sıfatlarıyla, kendi ilmi ilahisiyle onu süsledi. Ve her kim nefsani sıfatlarından geçer, Allah'ın sıfatlarına bürünürse, o kimse önce fena halini yakalar, sonra da beka haline geçer.
Yani, beka billah denilen, arifi billahların haliyle hallenir. Yani, bir kamil mürşidin haliyle hallenmiş olur ki, işte Hazreti Pir bunu diyor ki, ben varlıktan, varlığımdan geçtim, yok oldum, ondan sonra da diyor, yoklukta varlığı buldum. Padişahların, devam ediyoruz beyite, padişahların hepsi kendilerine karşı alçalana alçalırlar.
Bütün hak, kendisine sarhoş olanın sarhoşudur. Padişahlar, kendilerine kul olana kul olurlar. Halk, umumiyetle kendi yolunda ölenin yolunda ölür. Padişah, nasıl ki padişahlar kendilerine hizmet eden, kendisine koşulsuz itaat eden, kendisini canından fazla seven, hizmetçilerini severse veya bir patron, yanında çalışan elemanı var, saat, dakika, gece, gündüz düşünmeden yanında çalışıyorsa, çalışıyorsa, patronun için canı feda ediyorsa, her şeyini koşturuyorsa, o patron onu sevmez mi?
Sever, bir eş düşünün, eş her şeyine, eşine canı feda edecek hale geldiyse, o eş, o eşi sevmez mi? Veyahut da bir çocuk, anne baba için canı feda edecek hale gelse, anne baba o çocuğu sevmez mi? Veyahut da anne baba, çocuğu için canı feda edecek hale gelse, o çocuk anne babayı sevmez mi? Ve bunun gibi, müminler de Allah'ı çok severlerse, Allah'ı çok severlerse, Allah da onları sever. Bakara ayet 165, müminler ise en çok Allah'ı severler. O zaman müminlerin Allah'ı sevmeleri, ona iman edip, ona itaat etmek, rızasına nail olmak için, Allah'ı her şeye tercih etmeleridir.
O mümin ki Rabbini darlıkta, sıkıntıda, bollukta, ferah anında, her şeyde ne yapar? Allah'ı sever. Ve sevdiklerinin delili de, Kur'an-ı Kerim'de buyrulan, ey Muhammed, de ki, yani Allah'ı seviyorsa, o kimsenin delili, Allah'ı sevenin elindeki delil. Yani biz, o Allah'ın sevip sevmediğini, buna uyup uymadığına bakacağız. Ve o kimsenin elinde delil bu. Allah'ı sevenin elinde delil. Allah'ı seviyorsun, elindeki delilinle. Delil göster. Her iddianın delile ihtiyacı vardır. Her iddianın. Allah'ı sevmenin de, Allah'ı seviyorum demenin de, bir delile ihtiyacı var.
O da ne? Ali İmran ayet 31. Ey Muhammed, de ki, Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. Ve günahlarınızı bağışlasın, Allah affeder ve merhamet eder. Ama işte burada, o kimse, Allah'ı seviyorsa, Allah'ı seviyorsa, Muhammed-i Mustafa'nın, ayak izlerini, Muhammed-i Mustafa'nın, gönül izlerini, Muhammed-i Mustafa'nın, sır izlerini, Muhammed-i Mustafa'nın, ruh izlerini, takip etmekle mükellef.
Çünkü, seven, sevdiğine tabi olacak. Seven, sevdiğinin dairesinde duracak. Geri kalan boş laf. Ben seni çok seviyorum. Olur. Ben sigara içiyor muyum? Hayır. Ben gıybet ediyor muyum? Hayır. Sen neden ediyorsun? Ben seni çok seviyorum. İyi. Ben neredeyim? Sohbetteyim. Sen neredesin? Evdesin. Nasıl sevgi bu? Ben neredeyim? Perşembe günü zikrullahtayım. Sen neredesin? Evde çay içiyorsun. Nasıl sevgi bu? Seven sevdiğinin peşinden gider. Seven sevdiğinin yörüngesinde gider. Seven sevdiğinin hukukunu çiğnemez. Seven sevdiğinin hükmüne karşı gelmez. Seven sevdiğinin, sevdiğinin rengine bürünür.
Onun haliyle hallenir. Onun haliyle hallenir. Ki maşuk aşığını sevsin. Aşık odur ki maşunun ayak izlerini takip eder. Aşık odur ki maşunun rengine bürünür. Aşık odur ki baktığı yerde maşukunu görür. Sevdiğini görür. Aşık odur ki sevdiği ne haldese o da o hale geçer. O yüzden peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gitmeyen bir kimsenin Allah'ı sevme iddiası heva hevesten ibarettir. Sen padişahı seviyorsan padişaha hainlik edemezsin. Padişahı seviyorsan sen padişaha küstahlık edemezsin. Sen padişahı seviyorsan padişahın dairesinin dışına çıkamazsın.
Onun hududunun dışına çıkamazsın. Çıkıyorsan o zaman bu sevgide yalancılık oluyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah sevgi denilen soyut kavramı tabiri caizse somutlaştırıyor. Onu fiiliyata döküyor. Yoksa sevgi denilen kavram eğer soyuda dökülmezse orta yerde anlaşılmamış, yaşanmamış bir kavram olarak kalacak.
Allah kendisini seviyorum iddiasında bulunan kimseye diyor ki benim Habibime uy. Bakın Habibime uy. Ey Muhammed de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman öyle sünnet-i seneyi reddederekten Allah sevgisi olmaz. Hadisleri reddederekten Allah sevgisi olmaz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hukukunu reddederekten Allah sevgisi olmaz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyesini yaşamadan Allah sevgisi olmaz. Bu mümkün değil. Allah Celle Celaluhu hadisi kudüsü de buyuruyor ki Kulum farzları yerine getirmekle bana en sevgili işi yapar, ameli yapar.
O zaman farzları yerine getirmeyen bir kimse Allah'ın sevgisini cezbedemez, celbedemez. Farzları yerine getirmiyorsan Allah seni sevmez kardeşim. Allah kimi seveceğini beyan etmiş, fiiliyata koyacaksın. Allah tövbe edenleri sever, tövbe edeceksin. Allah zikredenleri sever, zikredeceksin. Allah cömertleri sever, cömert olacaksın. Allah kendi yolunda mücadele eden, savaşanları sever. Onun yolunda mücadele edeceksin. Allah faizcileri sevmez, şeytan çarpmış gibi topraktan kaldırır onları. O zaman sen kalkıp tefecilik yapmayacaksın. Allah fuhuş yapanları sevmez. O zaman fuhuştan uzak duracaksın. Allah içki içenleri, uyuşturucu kullananları sevmez.
O zaman içkiden, uyuşturucudan uzak duracaksın. Allah kendi emirlerini yerine getirmeyen, emirlerine isyan edenleri sevmez. O zaman Allah'ın emirlerine isyan etme. Allah'ın emirleri dairesinde yürü. Allah rüşvet yiyenleri sevmez. Allah kayırmacılık yapanları sevmez. Allah kamu malına zarar verenleri sevmez. Allah kullarının arasında fitne çıkaranları sevmez. Allah kıybetçileri sevmez. Allah dedikoducuları sevmez. Allah anne babaya asi olanları sevmez. Allah eşlerine zulmedenleri sevmez. Allah çocuklarına zulmedenleri sevmez. Allah çocuk istismarcılarını sevmez. Allah kadın istismarcılarını sevmez. Allah tüm din istismarcılarını sevmez.
Allah dinini geçim yolu yapanları sevmez. Yahu sevmediklerinden bir uzaklaş. Sevmediklerinden uzaklaş. Bakıyorsun müşrikleri sevmez. Kafirleri sevmez. Müşrikleri benzeyenleri de sevmez. Kafirleri benzeyenleri de sevmez. Kafir adetlerini yerine getirenleri de sevmez. Müşrik adetlerini yerine getirenleri de sevmez. Müşriklerin ayak izlerini takip edenleri sevmez. Kafirlerin ayak izlerini takip edenleri sevmez. Heva hevesini ilah edinenleri sevmez. Şeytanın peşinden koşanları sevmez. Şeytana kendi nefsini satanları sevmez. Heva hevesini ilah edinenleri sevmez. Allah Kur'an ve sünneti seniyenin dışındaki fikir, düşünce, yaşantı, felsefe, kültür hiçbirisini de sevmez.
Allah eşcinselleri sevmez. Allah lutileri sevmez. Ne kadar sevmediği ne varsa ülkemizde var. Sevmediği ne varsa ülkemizde var. Sevmediği ne varsa. Ve Müslüman ülkeyiz biz değil mi? Biz Müslüman ülkeyiz. Allah'ın ne kadar sevmediği, lanet ettiği ne varsa hepsi de ülkemizde var. Hepsi de halkın üzerinde de var. Müslümanım diyenlerin üzerinde de var. Bir eşcinsel ben Allah'ı seviyorum diyor. Lanetlik iş yapıyorsun. Diyorum ki yaptığın iş lanetlik. Allah lanet etsin diyor.
Melekler lanet etsin diyor. Hadis-i şerif değil mi diyor. Bakın bu hadis-i inkarcıları var ya, ebediyen cehennemde kalacaklar. Öyle büyük bir fitne ateşi yakıyor ki bunlar. Bunlar kafirlerin borazanı. Bunlar kafir borazanı. Bunlar şeytan borazanı. Bütün insanların dinlerini ifsad ediyor bunlar. Ve namussuz adam, ve şerefsiz adam, ve haysiyetsiz adam, ve dinsiz adam, ve pislik adam.
Hiç olmazsa başkalarını zehirleme. Bunlar zehirliyor ortalığı. Hadis-i şeriflerle alay ediyorlar. Ondan sonra çıkıyor bir eşcinsel luti, eşcinsel luti çıkıyor. Bu söyledikleriniz sizin hadis-i şeriflerde var diyor. Bu sözlerin hadis olduğu nereden belli? Hadis değil bunlar diyor. Uydurma değil bunlar diyor. Ne diyorlar? Arap'ın uydurması. Biz susuyoruz bunlara. Oturmuş koca koca profesörler, koca koca din alimiyim diyenler. Kandil var mı yok mu onu tartışıyor. Tartıştıkları konu bu son günlerde. Millet de çakı bulmuş çocuk gibi. Hocam kandil denilen şey var mı? Birisi de çıkmış kandiliniz mübarek olsun.
Olmasın diyor. Olmasın lan. Senin kandilin de mübarek olmasın. Hiçbir şeyin olmasın. Adam bunu söylüyor. Hadi bir laf söyleseniz de eşcinseller. Hakkında. Tabi mahkemeye veriyorlar ya eşcinseller. Eşcinseller Müslümanlardan daha cesaretli bu ülkede. Evet. Sen eşcinselle eşcinselsin. Sen şöylesin böylesin diyemiyorsun. Dediğin anda mahkemeye veriyor seni. Müslümanlar ne yazık ki. Ne yazık ki. Denizin üzerinde köpük misali. Hiçbir ağırlıkları yok. Hadi faiz yüzde otuz beş. Hadi fuhuş serbest her yerde var. Her yerde var. Hadi.
Herkes sessiz. Geçen gün birisi haberlerde var ya. Nerede? Bağdat Caddesi'nde. Ne o bikiniyle geziyor. Polis tutuyor onu. Bütün deniz kenarları bikiniyle gezenlerle dolu. O zaman deniz kenarlarına gidip bütün bikiniyle gezenleri toplasanız ya. Mantığa bak. Daha doğrusu mantıksızlığa bak. Bağdat Caddesi'nde bikiniyle dolaşırsan polis seni alıp götürüyor. Plajlarda dolaşmak serbest. Hatta üstsüz, alçsız dolaşmak serbest. Hatta bütün gazeteler, basın, yayın, internet filanca, pişmanca yerde ne oldu? İşte kırmızı bikiniyle, mavi bikiniyle boz verdi. Hadi o gazeteyi de kapat. Hadi o internet haberini de kapat. Yolda bikiniyle dolaşanı aldın götürdün ya. Neden aldın götürdün?
Kimse bilmiyor. Halkın huzurunu kaçırdı diye, çıplak dolaştı diye herkes dönüp bakıyor. Ya zaten çıplak dolaşıyor herkes şu anda. Sokaklar dolu. Sessiz herkes. Demokrasi var ya. Özgürlük var. İstediğin gibi soyunabilirsin. Ama istediğin gibi aşire dağıtamazsın. İstediğin gibi soyunabilirsin. İstediğin gibi zikredemezsin. İstediğin gibi böyle işte sanatçı adı altında konserler düzenleyebilirsin. Pilav dağıtamazsın.
Bütün konserlerde yarı çıplak kadınları orada oynatabilirsin. Hiç kimse bir laf söyleyemez. Sen bir kandil kutlarsın. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri doğmuş dersin. Onun sevincini yaşamak istersin. Bütün alimi, uleması, diyanetçisi, hıyanetçisi, profesörü, doçenti, bilmem nesi, İslam araştırmacısı. Herkes ayağa kalkar. Kandil denilen bir şey yok. Fuhuş var mı? Ne ayağa kalkmıyorsunuz fuhuş için? Faiz için ne ayağa kalkmıyorsunuz? Haramlar için ne ayağa kalkmıyorsunuz? Haramları istemiyoruz diye ne ayağa kalkmıyorsunuz? Edebiyatı güzel, müşrikli zamanında kadınlar, kızlar diri diri toprağa gömülürdü. Şimdi genel evlerine gömülüyor.
Ne ayağa kalkmıyorsunuz? O zaman için müşrikler kızlarını diri diri gömüyorlardı. Bir sefer ölüyordu o kız. Bir sefer ölüyordu. Şimdi fuhuşhaneler, genel evler dolu her gün ölüyor o kadınlar, kızlar. Var mı ses çıkaran? Yok. Tartışın kandil var mı yok mu diye. Ahmak adamlar. Müminlerin Allah'ı sevmeleri, O'nu layık oldukları şekilde bilmeleri, vahdaniyetini ikrar etmeleri, azametini tanımaları, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaları ile mümkündür.
O yüzden müminler yalnızca Allah'a dayanıp güvenir, bütün işlerinde O'na yönelir, istediklerini yalnızca O'ndan isterler. Ve müminler Allah'ı sevmenin delili olarak farzları yerine getirirler. Haramlardan uzak dururlar. Nafilelerle Allah'a yaklaşırlar. Allah'ı severler. Siz Allah'ı annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan, canlarınızdan, gözünüzün gördüğü, görmediği her şeyden fazla sevmekle mükellefsiniz. O zaman müminliğiniz kemale erer.
Rahatınızdan, paranızdan, yumuşak yataklarınızdan fazla seveceksiniz Allah'ı. Sabah namazına kalkmayıp Allah sevgisinden bahsetmeyeceksiniz. Sabah namazına kalkacaksınız. Beş vakit namazınızı kılacaksınız ki Allah'ı sevdiğinizin delili olsun. Otuz Ramazan orucunuzu tutacaksınız ki Allah'ı sevdiğinizin delili olsun. Haramlardan uzak duracaksınız ki Allah'ı sevdiğinizin delili olsun.
Allah'ın lanetlemiş olduğu işlerden uzak duracaksınız ki Allah'ı sevdiğinizin delili olsun. Kur'an'ı okuyup Kur'an'a tabi olacaksınız ki Allah'ı sevdiğinizin delili olsun. Hz. Muhammed'in Mustafa'nın sünnetlerini öğrenip sünnet iseniyesini yaşayacaksınız ki Allah'ı sevdiğinizin delili olsun. Yoksa Allah'ı seviyorum demen bir kuru iddiadan öteye geçmez.
Bir bedevi Hz. Peygamber'e gelerek ey Allah'ın Resulü kıyamet ne zaman dedi. Bu hadisi şerif beni çok ümit var eder. Bu hadisi şerif bütün bu olumsuzluklara rağmen bir nebze olsun bu fakire nefes verir. Ben derim ki yani burada nefes alacağımız bir hadisi şerif var.
Burada nefes alacağımız tabiri caizse bir yer var, bir kanal var. Nefes alacağımız. Çünkü bu ahir zamanda gerçekten mümin olmak, mümince yaşamak ve mümince ölmek zor. O yüzden hani ahir zamanda onlar on taneden bir tane yapacaklar ama kurtuluşa erecekler. Siz diyor on taneden bir tane yerine getiremezseniz yandınız diyor hadisi şerifte.
Ey Allah'ın Resulü kıyamet ne zaman diye sordu. Bunun üzerine Hazreti Resul sallallahu aleyhi ve sellem ona onun için ne hazırladın dedi. Buna karşılık bedevi çok namazım orucum yok. Ne var ki ben Allah'ı ve Resulünü seviyorum dedi. Bu böyle bu hadisi şerif sanki beni anlatıyor. Yani çok namazım orucum yok. Allah beni affetsin. Çok ibadetim yok. Çok öyle koşuşturmam yok. Rabbim beni affeylesin inşallah. Bunu ciddi ve samimi söylüyorum. Böyle tevazu gösterisi gibi algılamayın. Hani var ya böyle çıkarlar hatipler. İşte ben sizin en adinizim. Yok ben sizin en etnanınızım. Yok ben sizin en kötünüzüm falan. Böyle söylerler ya.
Bunu böyle almayın. Allah beni affetsin. Ben kendi nefsimi biliyorum. Benim öyle geceler boyunca namazım yok. Öyle ardı ardına oruç tutayım. Böyle bir halim yok. Allah beni affetsin. O yüzden bu hadisi şerifi kendime bir kurtuluş ümidi olarak görüyorum. Çok namazım ve orucum yok. Bakın çok farzları yerine getirmiyorum demiyor. Çok yok. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem az yeter. Ayakları şişinceye kadar namaz kılıyordu. Öyle uzun secdeler yapıyordu ki Hazreti Ayşe annemiz öldü zannediyordu. Secdede öldü zannediyordu. Nefesi kesiliyordu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Hafiften böyle ayağına dokunuyordu. Hani öldü mü diye.
Başında bekliyordu Hazreti Ayşe annemiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere ibadet ederken o da bekliyordur. Öyle çok uyumuyordu o da. Neden? Bir gün uyuyakaldı. Uyuyakalınca hemen bir böyle uyandı. Bir baktı ki Allah Resulü yok. Gece yarısı. Gece yarısından sonra. Koğuştu nerede diye. Hurmalıkta yakaladı onu. Meşhur hurmalık var ya. Orada onu gördü. Yani elinden kaçırıyor. Elinden kaçırmamak için uyumuyor. Uyumuyor Hazreti Ayşe annemiz. Uyursan elinden kaçırırsın. Uyursan kaybedersin. Uyursan fırsatları değerlendiremersin. Uyudun baktın ki gitmiş elinden kaymış gitmiş. Aşıksan, sufisen.
Dikkat edeceksin. Öyle fazla uykuya kaptırmayacaksın kendini. Bir bakmışsın yürümüş gitmiş. Ara dur artık İsmail'i sen. Nerede bulacaksın? Bulamazsın. Yakalayamazsın. Neden? Uyudun çünkü. O uyumadı. İşte Hazreti Ayşe annemiz de uyumuyor. Çok seciyede kalınca bakıyor öldü mü ölmedi mi diye. Çünkü hanımların içerisinde en kıskanç olanı. En kıskanç olanı. Çok namazım ve orucum yok. Ne var ki ben Allah ve Resul'ünü seviyorum dedi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kişi sevdiğiyle beraberdir buyurdu. Kişi sevdiğiyle beraberdir buyurdu. Bu hadis-i şerif beni çok böyle mutlu eder tabiri caizse. Ümit var eder beni.
Evet çok namazımız yok, çok orucumuz yok. ama Allah ve Resul'ünü sevmeye çalışıyoruz. Allah ve Resul'ünü sevme iddiamımız var. Ve inşallah o sevgiye ulaşanlardan oluruz. Sevgi kalbi bir mesele çünkü. Evet fiiliyat ister ama kalbi bir mesele. Allah bizi sevenlerden eylesin. Allah'ın müminleri sevmesi ise onlara nimet vermesi, onlara sevap vermesi, onlara affetmesi, onları kendine dost etmesi, onları fena fillaha ulaştırması, onları beka billaha ulaştırması ve normalde Cenab-ı Hak kulunu sevmesi, onun onu hayretten hayrete, hayretten hayrete, perdeden perdeye onları geçirmesi.
İşte nasıl padişah, nasıl padişah kendisinin sadık, sadık hizmetkarlarını, kendisini seven hizmetkarları seviyorsa, severse, Allah da kendisini seven müminleri öylece sever. Mustafa Özbağ sözü, seven sevilir. Seven sevilir. Eğer gerçekten o kimse seviyorsa, o sevilir. Ha seviyormuş gibi yapıyor, yap, o da güzel. Sevemiyorsan seviyormuş gibi yap. Hani hadis-i şerif var ya, ağlayamazsanız dahi, ağlıyormuş gibi yapın diye. Evet, bu da güzel. Bu kadar seviyor.
Seviyormuş gibi yap. Orada o sevgi dairesinde dur. Allah bizi onlardan eylesin. avcı, avcı onları ansızın avlamak için kuşlara av olmaktadır. Dilberler aşıkları canla başta ararlar. Bütün maaşuklar aşıklara avlanmışlardır. yani avcı aslında ava av olmuştur. Nerede Yusuf ya gözüme göründüydü az önce. Yusuf ava gidiyor musun gene? Gidiyorsun. Şimdi nereye gidecekler? Ördek avına. Gidiyor musun ördeğe gene? Gidiyorsun. Senin dili güdük çıkıyor. Biliyor hatasını o yüzden. Ava gitti.
Nereye? Ördek avına. nereye şu ilerideki gölüne? Oraya gidiyorsunuz değil mi? Neydi? Ulaabat gölü. Ördek avlayacaklar ya aslında ördeğe av oluyorlar. Ne yapıyorlar? Gidiyorlar sazlıkların içerisine kamuflajlar atıyorlar üstlerine ottur çöptür sazdır samandır ne varsa orada bekliyorlar sabaha kadar. Akılsız işe. Akıllı işi değil. Soğuk kış kıyamet ellerinde tüfek eldiven ne bekliyorlar? Ördek. Peki ördek ne? Av değil mi? Ya sen ava av oldun gittin ördeğin peşinden düştün ördek bekliyorsun orada.
Evet ava av oldu farkında değil. Ava av oldu. Ne yaptı? Av onu kendine çekti. Av onu kendi ayağına getirdi. av onu ne yaptı? Çepe çevreledi onu. Av onu ne yaptı? Aklını aldı onu. Av onun aklını aldı. Av onu cezbetti. Av onu aşık etti. Av kendisi maaşık oldu. Av maaşık avcı aşık oldu. Ava giderken avlandı. E şimdi dilberler aşıkları canla başta ararlar. Yani kadınların erkeklerin süslenmeleri kendilerine çeki düzen vermeleri hatta tabiattaki bütün varlıklar o erkeğini veya dişisini cezbetmek için ne hareketler yapıyorlar öyle değil mi?
İşte kuşlar yılanlar hayvanlar ne vahşice dövüşler yapıyorlar. Belgesellerde izliyorsunuz değil mi? Ne için? Bir kadın için. Değil mi? Orada bir işte vahşi bir şekilde öbür erkekleri kovmak için ne büyük vahşetler yaşanıyor. Deniz hayvanlarından tut kara hayvanlarına kadar. Veyahut da Ali Karadağ burada mı? Kraliçe uçunca arkasından bir sürü erkek uçuyor değil mi? Ama o bir sürü erkeğin içinden bir tane seçiyor. Seçtiği de onunla çiftleşir çiftleşmez ölüyor. Vuslat'a can gidiyor. Ve arı öleceğini biliyor. Arı öleceğini biliyor. Vuslat'ın sonunda arı ölecek.
Ölümüne koşuyor. Bakın bütün bu eşler arasındaki cilvelenmeler eşler arasındaki vahşice hal ve hareketler kendisine bir aşık bulmak için kendisine bir aşık bulmak için kendisine bir maşuk bulmak için bütün varlık ama aşık ama maşuk statüsünde birbirlerine cilvelenmekte.
böyle olunca böyle olunca aşıklar maşukların avu hükmüne geçiyor. Her aşık maşuğun avu hükmünde. Aslında aşıklar maşuku arıyorlar ama aynı zamanda da maşuklar da aşıklarına av oluyor. yani her iki tarafta birbirine av. Aşık maşuğunu arıyor. Maşuğuna av oluyor. Maşuk da aşığını arıyor gerçekten. O da ona av oluyor. yani aşık maşuğa av, maşuk aşığa oluyor. O yüzden bütün maşuklar bu manada aşıklara avlanıyorlar. O zaman asıl zor iş kiminmiş?
Maşuğun 'miş. Yani sevilenin gerçek manada ben hep söylerim sevilmek büyük vahşettir. Sevmek de vahşettir. sevilmek daha büyük vahşettir. Gerçek manada. 1740 Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur. Çünkü aşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihette maşuktur daha. Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur. Çünkü o aşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihette de maşuktur. maide ayet 54 Allah onları sever onlar da Allah'ı sever.
Ne oldu? Her iki taraf hem aşık oldu hem aşık oldu. Hem aşık oldu hem aşık oldu. Kul mizana çıkarıldı. Mizana çıkarılınca Cenab-ı Hak onun kulağına eğildi. Dedi ki bu bu sevapların vardı kabul ettim dedi. Kul çok sevindi. O kadar çok sevindi ki kendinden geçti. Sonra bir daha eğildi kulağına. Dedi ki bu günahların da vardı senin. Kul çöktü üzüldü üzüldü. Allah bir daha eğildi kulağının kulunun kulağına. Dedi ki hepsini de affettim. Kul derin bir nefes aldı. Derin bir nefes aldı. Bir rahatladı. Allah kulunun kulağına tekrar eğildi.
Dedi ki bu affettiğim günahların vardı ya. Evet. Onları sevaba çevirdim. Kul o kadar sevindi o kadar sevindi. Dedi ki ben ne güzel Rabb'mişim. Sen ne güzel kulmuşsun. Sarhoş oldu. Kendinden geçti. Dedi ki ben ne güzel bir Rabb'mişim. Sen de ne güzel bir kulmuşsun. Ne oldu? Aşıkla maşuk yer değiştirdi. Allah da ona tebessüm etti. İşte muhabbet vardır. Bir insanın nefsi neyi severse onun peşinden gider. Neden haz aldı? Neden lezzet aldı? Onun peşinden gider.
Bu nefsin muhabbet edir. Bir de muhabbet vardır. Bir de sevmek vardır. Bu bütün sebepleri bütün vesileleri hazı lezzeti tadı bütün her şeyin illeti hastalığı gamı kasaveti ne varsa her şeyi masanın üzerinden sıyırıp kenara atıp sırf hakkı hak olduğu için sevmek vardır.
Bu gerçek manada sufilerin sevgisidir. Bu evliya yolunda istenilen hak olan sevgi budur. Allah'tan bir şey ummadan hiç kimseden hiçbir şey istemeden hiçbir şey istemeden ve fise her şeyi Allah'ı sevdiği için yapan sevginin hakikatine ulaşır.
Ama Allah'tan korkarak seven benim sözlerim biraz sıkıntılıdır. Allah'tan korkarak seven Allah'tan umut ederekten seven çok özür dilerim kötü bir taklitçidir. kötü bir ameledir o. Kötü bir amele. Böyle hırslı çalışanlar vardır böyle para hırslı çalışanlar. Akşamüstü olunca hemen böyle parayı alayım diye bakar. Parayı alacak gidecek o. Ben bu iş yerine ne katabilirim? Buraya ne yapabilirim? Burayı daha nasıl güzelleştirebilirim? Öyle bir derdi yoktur onun. Parayı alacak gidecek o. Allah'tan ister boyuna verdiği zaman Allah'ı sever.
Seviyormuş gibi görünür. İnkıtaya uğrarsa Allah'a küser. Sen beni nasıl hasta edersin? Bir tek beni mi buldun hasta edecek? Ben bu kadar iyi insandım. ben mi hasta olmalıydım? Ben bu kadar iyiydim. Ben mi belalara maruz kalmalıydım? Ben mi şöyle olmalıydım? Ben namaz kıldım da oruç tuttum da zikrettim de sen kalktın bana bunları verdin. Tiyansın. Senin gibi Allah olmaz olsun. Haşa. Bu sufilerin istediği Allah sevgisi değildir. Bu gerçek aşık değildir. Bu taklidi aşıktır. Taklit hani o taklit kitabından okuyor. Tutuşturmuşlar onun ebi taklit kitabı.
O taklit kitabından okuyor. Oradan ders yapıyor. Bütün genelde ders yapanlar taklit kitaplarından ders yaparlar. Ben şimdi burada mesnevi okumaya çalışıyorum. Taklit edecek olursam hazır. Ne? Tahir-ül Mevlevi'nin al şeyini tercümesini getir burada oku. taklit. Avnikon'un tercümesini al burada oku. Taklit. Onlar da mesnevi işaretmişler. Git bir mesnevi şerhinin şerhini bul. Al getir burada oku. Taklit. Taklit. Sufilik taklidi kaldırmaz. Sufilik taklidi kaldırmaz. Aşk taklit istemez. sevmek taklidi olmaz.
Herkes kendi rengince sever. Herkes kendi dengince sever. Herkes kendince sever. Az çok o onun sevgisidir. Gerçeği onun odur. Çünkü hiçbir maşuk taklidi istemez. Hiçbir maşuk hiçbir maşuk başkasının mektubunu okumak istemez. der ki sen oku kendi mektubunu. Başkasının şiirini okumak basit iştir. Otur aşıksan kendin yaz. Aşıksan bir cümle söyle yeter bana. Aşıksan bir bakışın yeter bana. Aşıksan bir süzüşün yeter bana.
Başkasının kelimeleriyle gelme. Başkasının sözleriyle gelme. Başkasının tavsiyesiyle gelme. yok. O gerçek aşıklık değildir. O taklit defterinden okuyor. O taklit defterinden ders yapıyor. Tutuşturuyorlar onun eline bir şey ya. Çık diyorlar bunu oku. Onu okuyor oradan. Onun gönlü onun gönlünden coşan bir şey değil. Onun ciçinden coşan bir şey değil. Onun kalbi harekete geçmemiş çünkü. O sevmemiş. sevememiş. Aşk onda harekete geçmemiş. Sevgi onda harekete geçmemiş. Geçmiş olsaydı bakışı farklı olurdu. Geçmiş olsaydı dokunuşu farklı olurdu. Geçmiş olsaydı hitabı başka olurdu.
Geçmiş olsaydı sözü başka olurdu. Hali başka olurdu. yürüyüşü başka olurdu. Gelişi başka olurdu. Gidişi başka olurdu. O sevememiş. O yüzden o kalbindeki kinden gamdan kasavetten kurtulamamış. O kalbindeki sevgisizliği yoğrup dışarı atamamış. Yüyüp yıkayamamış onu. Kalbinde kötü huylar kalmış. Yüyüp yıkaması lazım. Dışarı atması lazım. Atamamış. O yüzden sevmek samimiyettir. Sevmek tahkiktir. Taklit değildir. Tarih boyunca aşıklardan hep kaçmışlardır. Mecnun'un dostu var mı?
Yok. Herkes Mecnun'dan kaçtı. Kimse Mecnun'u evine misafir etmedi. Kimse Mecnun'la dostluk kuramadı. Kimse Muhyiddin İbn-i Arabi'yle dostluk kuramadı. Kimse Hallacı Mansur'la dostluk kuramadı. Hazreti Mevlana'nın kaç tane dostu vardı? Kaç kişi sabretti Hazreti Pire? Abdülkadir Geylan Hazretleri'ne kaç kişi sabretti? Olmadı. Neden? Vahşi geldi onlar. Kendilerine vahşi geldi. Olamaz. Böyle sevilemez. böyle aşık olunamaz dediler. Tırstılar. Yalnız bıraktılar. Her aşık yolunu yalnız yürür. Neden? Çünkü bakar yanındaki der ki ben böyle yapamam.
Bu normal değil. Bu kafası kırık bunun da. Evet. Haklıdır da kendisi. Allah bizi muhafaza eylesin. Susuzlar alemde su ararlar. fakat su da cihanda susuz zarar. Madem ki aşık odur. Yani aşık odur. Kim? Haşa Allah. Gerçekte aşık odur. Hazreti Pirtel yakıyor. Madem ki aşık odur. Sen sus artık. Madem ki o kulağını çekmekte sen tamamıyla kulak kesil. Kalbine ilham geldi. dedi ki madem o dedi ki aşk benim sus aşktan anlamayan aşkın dokunmadığı sevmekten nasibi olmayanlara sus konuşma dedi ona.
Hazreti Pirtel dedi ki sustum aşk sana her daim iltifatlarda bulunur. Her dem gönlüne ilhamlar yağdırır. Kulağını sevgiliye ver de dinle Mustafa aşıklık sanatı neşe hazinesi sana açılmışsa sus Mustafa'm sus ey gönlüm aşıklıkta tahammül gerek ayağını sağlam baz Mustafa sus dinle aşıklık sırları harfe kelama sığmaz sığmaz Mustafa sus dinle aşıklık belaya
koşanların işidir aşıklık dünyanın gamını çekenlerin işidir aşık kokusundan kokusundan uzakta olanlar bilmezler dinle Mustafa sus ah gönlüm aşıklık tuzağına kendi ayaklarınla gittin başını eşiğine koydun sus dinle maşuk maşuk bir kez olsun yanını okşasaydı bir kez olsun zülfünü gösterseydi lal olmuş dudaklarını merhamet edip ıslatsaydı ey gönlüm aşıklıkta durmakta metin ol bu aşıklık yolunda meşakatsız bir an
yok sevgili bana ayrılıkla da eziyet etsen ey sevgili sen ayrılık perdesinden ayrılık perdesine Mustafa'yı atsan böyle eziyet etsen beni gamdan gamana atıp acılarla inletsen faydasız aşıklıktan tövbe etmem dönmem sevdandan vazgeçmem dönmem haykırırım dağ taşa insanlar beni dinlemezse seni seviyorum diye her an senin sevgini senin aşkını anlatırım hem varlığa hem yokluğa Hz.
Pir devam ediyor sel akmaya başlar başlamaz önünü kes yolunu bağla yoksa alemi perişan ve harap eder her tarafı yıkar fakat harap olmaktan niye gamlanayım harabenin altında padişah hazinesi var Hz. Pir kendine diyor sel akmaya başlar başlamaz önünü kes yani bu seli insanlara anlatma yoksa harap olacak her taraf yakılacak yıkılacak insanların düzenleri kaçacak sonra sonra diyor ki harap olmaktan neden gamlanayım ki neden harap olmaktan çekineyim ki harabenin altında padişah hazinesi var diyor yani kendisini harap ediyor
ya diyor ki bende padişah hazinesi var bundan sonrası da Mustafa Özba'ya ait aşk söyletir söyledikçe harmanı ateşe verir aşıklıktan payı olmayan küfrüme fetva verir maşuk aşk gamının hazinesini aşıklara verir gönlüm aşk gamında virane daim ilham verir elimizde avucumuzda ne varsa maşığa verdik harabat yoluna girdik tacı tahtı isteyene verdik aklı ateşe verdik yandı hazineyi de yağmaya verdik aşkımızın karşılığını
beklemeyi de münafıklık bildik el fatiha amin kim sevdasının karşılığını bekliyorsa sevdasının münafığıdır kim aşıklığının karşılığını bekliyorsa aşıklığa en büyük ihanet eden odur seviyorum deyip sevgine karşılık bekliyorsan sen sevmekten uzaksın sen sevmenin kenarından bile geçmemişsin sevmenin kokusu dahi sana ulaşmamış Mustafa'ya göre sevmek maşuğun
eşiğine başına koyup okşanmayı dahi beklememektir maşuğunun eşiğine aklını fikrini gönlünü kalbini vücudunu paranı pulunu her neyin varsa eşiğine koyup hiçbir şey beklememektir ve ebediyen senin yüzüne bakmayacağını bilsen ebediyen sana kalküllerini göstermeyeceğini bilsen ebediyen bir göz süzüşü dahi sana bakmayacağını bilsen ebediyen senin adını sormayacağını bilsen ebediyen hep ayağının altında durup her gün her an başını ezip geçeceğini bilsen başını ezip
geçmeyi lütuf bil eşiğinde durmayı ikram bil onu sevebilmeyi büyük ganimet bil o aşkınla onun kapısında durmayı hazine bil hazine bil ve asla aşıklığını kaybetmemek için ayaklarını sıkı tut o kapıdan ayrılmamak için gönlünü sıkı tut oradan bir an olsun gaflete düşer uzaklaşırım diye gözünü sıkı tut uyursan kaybedersin uyursan elinden akar gider uyursan gönlünden akar gider
uyumak nedir gaflettir kaflet uyumak nedir heva hevestir uyumak nedir kendi nefsinin doğrultusunda gitmektir uyumak nedir şeytanın peşine gitmektir o yüzden o yüzden Allah Resulü buyurdu ki göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma dedi onun nefsimin eline bırakma deyişi günaha düşme korkusu değildi o günaha düşmeyeceğini biliyordu o kendisinin korunmuş olduğunu biliyordu o kendisinin mahfuz olduğunu biliyordu o kendisinin ta ilk ne zaman
yaratıldığı ilmi ilahide olan o başlangıçtan itibaren temiz olduğunu biliyordu o ilk yaratıldığı andan itibaren kendisinin peygamber olduğunu biliyordu ama o göz açıp kapatınca kadar beni nefsime bırakma deyişi her an ben seni seyretmek istiyorum ben her an senin aşkınla yoğrulup hayretten hayrete geçmek istiyorum ben göz açıp kapatıncaya kadar olan zaman zarfında dahi gözümün önünden seni kaybetmekten korkuyorum bir an gözümün önünden gidersin diye bu yangınım bu feryadım ondan Allah Resulü
o yüzden göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsime bırakma çünkü aşık aşıklığından bir an gaflete düşerse maşuna ihanet etmiş olur sebebi sebebi şudur asıl onu maşuk sevmiştir çünkü asıl onu padişah sevmiştir asıl onu aşk sultanı sevmiştir asıl seven odur çünkü o onu sevip dururken o onu okşayıp dururken o ona lütfedip ikram edip dururken aşığın heva hevesine uyması aşığın nefsine uyması aşka en büyük ihanettir aşka en büyük ihanettir o yüzden
aşık aşıklığını bilmeli aşkından vazgeçmemeli göz kapaklarına kürdanı takmalı bu göz bir an olsun onu görmekten uzak durmamalı demeli ve gözünü kapatmamalı gözünü her daim açık tutmalı gönlünü uyutmamalı gönlü o maşun zikurlahıyla hayat bulmalı onun aşkıyla coşmalı onun aşkıyla akmalı onun aşkıyla yanmalı dumanı kilometrelerce ötelerden görünmeli öyle yanmalı ki kokusu ahireti sarmalı demeli ki ahiret alemine göçenler bu hangi aşığın yanık kokusudur bu
hangi aşığın yanık kokusudur ki bize hayat verdi bu hangi aşığın yanık kokusudur ki biz o yanık kokusuyla bugün kabir azabından beri olduk bu hangi aşığın gönül kokusudur ki biz bugün kabirlerde bayram ettik demeli o yüzden aşık aşıklığını unutmamalı aşık aşıklığından hiç mi hiç taviz vermemeli aşıklık süt gibidir leke kaldırmaz süt gibidir pislik kaldırmaz aşıklık çünkü gerçek manada
odur selamun aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi