Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 31 Temmuz 2023 · 1:16:02
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Meftan-ı Zikr-ı Fâleminnehu, La ilahe, İlahe, İlahe, İlahe, Muhammeden Resulullah, Cemiyen, Enbiya'yı, Velmürselin, Velhamdülillahi Rabbil Alemin, Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'in günahlarını affeylesin, hatalarını, kusurlarını affeylesin, yanlışlıklarını, eksikliklerini affeylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kendine dost eylesin, Habibine dost eylesin, dostlarına dost eylesin. Habibine dost eylesin. Habibine dost eylesin. Geçen haftadan kaldığımız yerden inşallah devam ediyoruz mesnevi okumaya. Allah izin verirse inşallah en son şehir ve köye sahip olan cisimlerin padişahıdır, gönül sahibi ise gönüllerinizin sultanıdır. Buradan kaldıydık. Şimdi inşallah kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hiç şüphe yok ki işler görüşlerin feridir. Şu halde insan ancak göz bebeğinden ibarettir.
Bu hani insan için göz bebeği bütün insanın sıfatlarını etkileyen bir şeydir. İnsanın bütün sıfatlarını, bütün üzerindeki azalarını etkileyince bu sefer o insanın tabiri caizse en mahrem yeri olmuş olur. İnsanın okuması, yazması, sanatı, ne bileyim bütün insanın üzerindeki iyi huylar hepsi de insanın görmesiyle alakalıdır.
Bu tabiri caizse görmekle bunlar meydana çıkar. Tabii beş duyu önemli, insanı insan yapan en önemli unsurları ama görme bunun içerisinde en önemlisi. Çünkü bir şeyin ne olup ne olmadığını göz tayin edecek. Göz tabii kendi başına bir şey değil, gözün arkasında idrak, akıl, biz işin artık bilgisi, ilmi devam ediyor arkaya doğru.
O yüzden normalde görme bu manada insanın göz bebeği hükmünde. Çünkü akıl gördüğüne göre hükmedecek. O gördüğüne göre hükmedeceği için Hz. Pir diyor ki, bir insanın görmesi insanı insan eden, bu manada insanı kemalata erdiren, bütün kemalat derken manevi olarak değil. Yani bunun maus olduğunu görüyorsun, bunun bardak olduğunu görüyorsun, bunun çay olduğunu görüyorsun, bunun gibi.
O görme insanın görmesi göz bebeği hükmünde oluyor, görmesi. Ben bunu tamamıyla söyleyemiyorum. Çünkü merkez sahipleri yani peygamberler veya maneviyat bunu men ediyor. Yani bu sufilere göre alemin kalbi zamanın kutuplarındadır. Bütün mevcudatın kalbi zamanın kutbudur. Ne zaman ki hani gerçek manada Allah diyen olduğu müddetçe kıyamet kopmaz, ne zaman Allah diyen kalmayınca kıyamet kopar. Bu hadis-i kutsiyi Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri der ki, gerçek manada Allah diyenler peygamberlerdir. Peygamberlerden sonra zamanın kutbu, kutupları, velileridir. En son zamanın kutbu vefat ettiğinde, eğer ki zamanın kutbu vefat ettiğinde yerine bir kutup tayin edilmezse, bu sefer alem mührü hükmünde olan kutup ölüp de yerine bir şey geçmeyince alem komple ifsad olur, kıyamet başlar der.
Böyle olunca işte o zamanın kutupları, yani zamanın mürşidi kamilleri bu manada o perdenin, o alemin göz bebeği hükmünde. Ve kimin göz bebeği olduğu, bu hususta kimler göz bebeğidir? Hz. Pir diyor ki, bunları söylemeye yetkim yok. Bunları peygamber bana, peygamberler söyletmiyor. Bu mana bir sır, bu mana sır olduğu için bunları söylemeye yetkim yok diyor. Şimdi manada öyle şeyler vardır, o normalde söylenmeye yetkili değildir. Çünkü dinin bir görünen tarafı var. Biz bunu şeriat olarak nitelendiriyoruz. Şeriat neye göre hükmeder? Gördüğüne göre, tespit ettiğine göre, elindeki delillere göre şeriat hükmeder.
Ama işin bir de hakikat tarafı vardır, mana tarafı vardır. Oradaki işleyiş farklı bir şeydir. Hani şeyde de sizin nar bildikleriniz, hani sizin kötü bildiklerinizde hayır vardır, şer bildiklerinizde hayır, hayır bildiklerinizde şer vardır der. İşin mana mekanizması farklı çalışır. Ama perdenin ön tarafında şeriatı bozmanın, şeriatı bozmanın hiç kimseye hakkın, hiç kimsenin hakkı değildir.
Bir küçük örneklemek gerekirse, Hallâc-ı Mansûr'a ceza verilir. Sağ işte serçe parmağıyla, el serçesiyle, sağ ayak serçe parmağı kesilir. Çaprazlama iki serçe parmakları kesilir, dört serçe parmakları kesilir. Kesilen serçe parmaklar hak, hak, hak deyip yürür gider. Kan da hak, hak, hak der. Bu sefer Hallâc-ı Mansûr'u cezaevine koyarlar. Aslında kesilmeye devam edilecek çaprazlama. O esnada bir derviş gelir cezaevinde kendine, izin alır, der ki ben görüşmek istiyorum, gelir. Neyse, derviş der ki sorun var sana. O da sor der. Der ki sabır ne? Sabır. Bakın sabrı hadis-i şeriflerden anlatmaz. Sabrı ayet-i kerimelerden anlatmaz.
Hallâc-ı Mansûr'un iki ayağı da prangada, iki eli prangada, iki ayağı da prangada. Bismillahirrahmanirrahim der, çat çat elindeki prangalar çözülür. Bismillahirrahmanirrahim der, ayağındaki prangalar çat çat çözülür. Bismillahirrahmanirrahim der, duvarın dışına çıkar. Yok orada. Bismillahirrahmanirrahim der, tekrar içeri girer. Bismillahirrahmanirrahim, çat çat prangalar. Bismillahirrahmanirrahim, çat çat ayağındaki prangalar. Der ki dervişe, sabır şeriat-ı ahmediyi delmemektir der. Bakın sabrın manası değişti şimdi. İşte perdenin gerisi vardır. Şeriatan bir şey öyledir.
Şeriatın kaidesini, kuralını delmek kimsenin hakkı değildir. İşin manevi tarafı farklıdır. Görünen tarafı farklıdır. O yüzden o manevi tarafına haberdar olanların söylemeye, söyleyerekten zahir şeriatın hukukunu bozmaya hakları yoktur. O yüzden onlar bu manada ehl-i sufinin hakikat noktasında duranlar, şeriat-ı ahmediyi bozmazlar.
Bunun hilafına bir şey söylemezler. Bunun hilafına bir şey olacaksa da onu durdurmaya çalışırlar. Kendini bilmeyen, şeriatı bilmeyen, çok affedersiniz hani böyle anne baba parası yiyen böyle şeyler vardır, çocuklar vardır. Nerede ne konuşacağını bilmezler, böyle aykırı işler yaparlar, böyle umursamazlar yaparlar. Bir kısım kendisine sufi süsü verenler de böyle aykırı işler yaparlar, dangoloz dangoloz konuşurlar.
Şeriat-ı ahmediyi, muhammediyi delerler konuşmalarıyla. Bu doğru değildir. Gerçek sufiler şeriat-ı ahmediyi bozmazlar. Hz. Pir buna örnek veriyor. Diyor ki, ben kimin göz olduğunu, kimin bu alemde sultan olduğunu ben biliyorum. Ama diyor, bunu söylemeye bana müsaade etmiyorlar. Kim müsaade etmiyor? Maneviyat. Müsaade olmuş olsa, müsaade etseler sıralayacak. Mesela Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri kıyamete kadar kimlerin mürşid-i kamil olacağını sıralamış örnek. Veyahut da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kıyamete kadar büyük olacak olan hadiselerin hepsini de ashaba anlatmış.
Ama ashabın enteresan bir itirafı var. Diyor ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunları bize anlattı. Ama bir müddet sonra bunlar bizde unutturuldu diyor. Hani geçen haftalardan sohbet vardı ya. Hani bir mürşid-i kamilin, bir velinin unutturma meselesi vardı. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kıyamete kadar gelecek olan önemli meseleleri, hadiseleri ashaba anlatmış. Ama ashab diyor ki, bunların bir kısmı bize unutturuldu. Biz şimdi bunları hatırlamıyoruz. İşte normalde Hz. Pir de diyor ki, bu konuda bana müsaade edilmedi. Bana müsaade edilmiş olsaydı ben normalde bu meselenin hakikatini size anlatırdım. Ama büyük pirler her zaman, her zaman Şeriat-ı Ahmedi'yi korumuşlardır. Onlar asla ve asla Şeriat-ı Ahmedi'nin zahirini bozmamışlardır.
Bakın zahirini bozmamışlardır. Hz. Pir de diyor ki, ben de diyor bu işin zahirini, bu hakikati size aktarırdım ama bu sefer Şeriat-ı Ahmedi'yi veyahutta bu meselelere aklı yetmeyen, bu meselelere dini bilgisi yetmeyen bir de işin o tarafı var. Yani din cahili, hele bu zamanda insanlar din cahili şimdi. İnsanların suçu yok bunda. Ben kimseyi suçlamıyorum. 26 yaşana kadar ben de din cahiliydim. Ben kimseyi suçlamıyorum. Son 250 yıl Anadolu insanı, Müslümanlar komple İslam dünyası din cahili. Hala da İslam dünyası din cahili. Bakın hala da İslam dünyası din cahili. Sebep dini eğitim yok. Gerçek bir dini eğitim yok İslam dünyasında.
Bu sadece İslam dünyasındaki idarecilerle, siyasetçilerle alakalı değil. Bu uluslararası global bir mesele. Aynı şekilde bir Hristiyan da din cahili. Aynı şekilde bir Yahudi de din cahili. Aynı şekilde bir Hindu da din cahili. Aynı şekilde bir Tavucu da din cahili. Yani bütün dünya din cahili. Bu enteresan bir şey. Sizin hangi dine inandığınız, sizin hangi meşrepten, mezhepten olduğunuz önemli değil. Genel olarak dünya din cahili. Sadece dinde mi? Hayır. Dünya komple cehalet içerisinde. Hristiyanı, Yahudisi, dinlisi, dinsizi. Ateisti, putperesti. Komple dünya cahil noktada. Yani bugün hangi ülkenin vatandaşına giderseniz gidin, günlük kullandığı kelime, bin kelimeyi geçmez.
Bugün en iyi yabancı dil konuşan bir kimseye gidin, bin kelimeden fazla bilmiyordur. Hatta Türk ise yabancı dil, İngilizce konuşuyorsa 300-500 kelimeyle konuşuyordur. 700-800 değildir. Bizim okullarımızdan mezun olan çocuklar 300 kelimeyle mezun oluyor. Bazen zaman zaman diyorum ya, en sevdiğinize sevginizi anlatacak iki kelime biliyorsunuz. Bazısı üçüncü yekliyor. Seni seviyorum ya da seni çok seviyorum. Ya da seni öyle çok çok çok seviyorum ki. Tamam bitti bu kadar. Sevgisini anlatabilecek kelime bilmiyor çünkü. Çünkü okumadı, okutulmadı. Anlatı anlatması mümkün değil. Anlatması mümkün değil. Cahil, kelime haznesi az.
Bizim kendi kendimize okuduğumuz bir klasik bile yoktur. Şimdi mesnevi okuyoruz mesela. Mesnevi okuyoruz. Mesnevi kimse okumuyordur bu ülkede. Ondan sonra bizim ülkenin insanı dışarıdan ama işte herhangi bir felsefeci bilmek onun için böyle okumuşluk, erdemlilik. Londra'da Hz. Mevlana'nın kürsüsü var.
Londra Üniversitesi'nde. New York Üniversitesi'nde Mevlana'nın kürsüsü var. Daha ülkede yeni kuruldu Mevlana kürsüsü. Yok, biz kendi topraklarımızın kendi insanını tanımaktan ve okumaktan uzağız. Bakın uzağız. Biz Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma günleri yapıyoruz. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin dört kapı kırk makamı anlatıyordum orada. Yani kendilerini Alevi olarak nitelendirenler geldiler. Dediler ki ya bizim bu kitaptan bile haberimiz yok. Bunlar Alevi. Dedim dedeler anlatmıyor mu kırk makam size? Bizim dedeler para yiyorlar dedi bana. Bizim dedelerin cebine para sok dedi.
Tamam bitiyor dedi. Bunlar da para hazırlamışlar. Bu aşağıdaki neydi? Hamam. Şey vardı ya ördekli, ördekli hamamda. Ben dışarı çıkıyorum, birisi cebime bir şey kaçacağım diyor. Bileğinden tuttum. Ne oluyor dedim ben? Biz dedelere böyle yapıyoruz dedi. Ben dede değilim dedim. Öyle baktı. Ben dede değilim dedim. Ben gencim daha dedim. Ben olsam olsam dedim. Baba olurum, üstad olurum, başka bir şey olurum. Abi olurum dedim. Ben dede değilim. Bizinkiler diyor. Bir şey oluyor diyor. Hemen para ver diyor. Hemen para ver diyor. Şimdi okumuyor. Böyle olunca bir de işin hani Hz. Pir bunu söylemiyor. Bir de diyor ki ben hani kendimce öyle diyorum. Yani manadan bilen mi var ki?
Bunu söyleyecek, taşlayacaklar bir de onu. Sebep? Veliye inanmıyor ki. Evliyaya inanmıyor. Veli yoktur diyor. Diyorum ya, ayet var. Velilerin mahcup olmazlar, mahzun olmazlar. Dünyada da, ahirette de onlara iyilik vardır. Ayet-i Kerime'yi ne yapacağız diyorum. Duruyor şimdi. Sen yoktur dediğinde el-veli ismi şerifini de yok hükmünde görüyorsun. Küfür. Bakın küfür. Ama din cahili. Şimdi insanlar din cahili. Bilmiyor. Eğer hasbelkader bilmeden bir yere gittiyse yandı keten el-va. Cahil çünkü. Allah muhafaza eylesin. Konuşamazsın da. Neden? Konuştuğunda o da bilmiyor. O konudaki hadis bilgisi de yok. Fıkıhi bilgi de yok. Ya enteresan bir şey. Diyanet kendi yazdığı ansiklopediden haberi yok.
Diyanet. Diyanet koca kurum. Giden eski mühtü, Bursa mühtüsü, Diyanetin kendi ansiklopedisinde yazan hükümden kendisinin haberi yok. Adam çıktı Cuma vaazında, beni eleştirmek için kendi cehaletini koydu ortaya. Hani ben rüyetullah, Allah rüyada görülür meselesi vardı ya. Adam kalktı. Allah rüyada görülmez dedi. Eee ansiklopedi görülür diyor. Diyanetin bastırdığı akait, Sabuni'nin akait kitabında görülür diyor. Diyanetin bastırdığı akait kitabında İmam-ı Azam'ın gördüğüne dair normalde kendi kitaplarında yazıyor. Adam dönüp okumuyor ki. Ya devlet sana maaş veriyor. Bu millet sana maaş veriyor. Bu millet sana maaş veriyor, maaş.
Bu millet sana maaş veriyor. Neden maaş veriyor? Dini öğren, bize aktar diye maaş veriyor. Onlar da diyorlar ki evet bize devlet maaş veriyor, biz sadece namaz kıldırmakta memuruz. Ya oku, birisi sana gelip sorduğunda cevap ver. Yıllar önce bir tane profesör öyle dedi. Hani böyle o ilahiyatta o zaman için profesör değildi daha. Talebeleriyle beraber görüşüyoruz Ulu Cami'nin orada. Hani böyle işte senin peşinden geliyor insanlar, senin ne ilmin var deyince. Bu manada Türkçesi bu. Hocam akşama bekliyorum seni dedim gel. Biz dedim topluluyoruz. Sen sohbet et bize. Doğru söylüyorsun dedim. Benim gibi insanın dediğim yeri değil. Nasıl basbayağı. Haftanın beş gecesi sohbet var dedim. Beş gecesi seni evden alacağım, her sohbete götüreceğim. Bu kaldı.
Böyle bir şeyle karşılaşmamış ya hiç. Hocam sen hocasın üniversitede. İki gece gel. Benim sohbet etmemem lazım. Sizin etmeniz lazım. Bu durdu şimdi. Hocam bütün ilahiyat profesörleri, doçentleri, öğretim üyeleri, ilahiyatta olanlar, diyanette olanlar, hepiniz dedim Allah katında sorumlusunuz. Çıkın meydanlara anlatın. Bu insanlara gerçek dini anlatın. Kur'an'ı sünnet anlatın ya. Kaldı. Yalvardım. Bu sözü söyledin ya dedim. Ben de şimdi onu bastırıyorum. Bu sözü söyledin. Haydi gel. Gelmiyor. Şöyle yap, yapmıyor. Böyle yap, yapmıyor. Dedim hocam. O zaman senin kalkıp da dedim. Tabii her hafta geliyor onlar şeye, Ulu Cami'ye geliyorlar. Cumayı orada kılıyorlar. Cumadan sonra böyle bir de, bir de kendisi tasavvuf kürsüsünde öğretim üyesi, millete tasavvufun olmadığını söylüyor.
Bu zamanda şeyhlerin olmadığını söylüyor. Ben diyorum ne oldu? Velilik ayet-i kerimesi askıya mı alındı? Velilik hadisleri askıya mı alındı? Cevap yok. Böyle bakıyor şimdi. O velilerden yoktur diyor. Hocam, birisi diyorum gözünü kapatsa, Hz. Pir'in şeyidir bu. Sen diyor gözünü kapatmışsın, güneşe yok diyorsun diyor. Hz. Pir öyle diyor. Sen güneşe gözünü kapatmışsın, güneş yok diyorsun. Gözünü açsan güneşi göreceksin. Diyorum ki hocam, aç gözünü var ama yok dinlemiyor o. Onlara göre yok. Ondan sonra beni mahkemeye veriyorlar. Ben diyorum ki şu kadar profesör var, ilahiyatçı var. Bunca yıldan beri mezun olan imam hatipliler var. Evet. İmam hatipliler var mı? Var. Mezun oluyorlar mı? Evet. İlahiyatçılar var mı? Var. Diyanetçiler var mı? Var. 85 bin cami var bu ülkede. 85 bin cami var. Kayıtlı, resmi. Resmi olmayanlarla beraber 100 binde.
100 bin camide 100 bin imam, 100 bin mezun, 200 bin kişi. Ağzım, yüzüm, etrafı osubusu 250 bindir. Resmisi. E imam hatipler var. İmam hatiplerden mezun olanlar var. İmam hatiplerden mezun olanlar var. E nerede bunlar? Nerede bunlar? Yok. Öğrendikleri dini ilim ne? Öğrendiklerini uygulayamıyorlar mı? Yaşayamıyorlar mı? Öğrendiklerini aktaramıyorlar mı? Yaşayamıyorlar mı? Ben bu hesabı yapınca televizyonda adamın birisi kafasına tuhaf bir şey sarmış.
Diyor ki, ey imamlar siz neden camilerde cemaatiniz az? Bir de böyle alayvari konuşmuş. Ondan sonra Allah'ya denk getirdi. Benden helallaşmadan ölme dedim. Kafasına tuhaf şey sardı dediğin şey dedim benim. Tuhaf şey diyorsun dedim. Yani bir insan başındaki sarığı tuhaf bir şey sarmış der mi? Alay ediyor. Bir kimse sarık dini bir ritüeldir. Bu ritüel de Allah'ın koyduğu ritüeldir.
Bedir savaşında bütün melekler başlarında sarıkla geldiler Bedir savaşına. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri meleklerin sarıkla geldiğini görünce emretti ashabına. Herkes de kafasına sarık sarsın. Meleklerin sardığı gibi. Sarığın sünnet olmasının yeri burası. Sen sarığa laf söylersen, küçümsersen tüfre düştün. Tecdid iman, tecdid nikah gerekli. Sebep? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Bedir'den sonra sarıksız hiç durmadı. Ve İslam'ın şiarı hükmüne girdi sarık sarmak. İslam'ın şiarı. Sen onunla dalga geçersen küfre düşersin. Sar sarma. Sen sakal sünneti seniye mi? Evet. Onunla dalga geçersen küfre düşersin. Evliysen nikahın düşer.
Dinin olmazsa olmaz farzlarından, sünnetlerinden bir şeyi. Veyahut da imamların olmazsa olmaz Kur'an ve sünnetten çıkardığı bir hükmü. Sen itiraz edersen küfre düşersin. Alay edersen küfre düşersin. Tecdid iman, tecdid nikah gerekli sana. Bakın tecdid iman, tecdid nikah gerekli sana. Sen sakalla alay edemezsin.
Sakalı küçümseyici bir söz söyleyemezsin. Sarıkla alay edemezsin. Sarığı küçümseyici bir söz söyleyemezsin. Nikah, nikahı hafife alamazsın. Ne alakası var ya bu zamanda dini nikah mı olurmuş? Diyemezsin. Dediğin anda kafir olursun. Ne alakası var ya gusül etmek varmış. Yıkanırsın geçersin. Gusül denilen bir şey yok. Kafir olursun.
Şimdi millet kızını veriyor. Karşıdaki kimseye soruyor mu? Gusülün farzı kaç? Abdestin farzı kaç? Namazın farzı ne? Millet soruyor şimdi. Neyi var? Dairesi var mı? Arabası var mı? Arabasının modelini de soracak bir de. Dairesinin mahallesini de soruyor. Sen dinini sorsan onun. Hiç unutmuyorum. Ödemişteyim. Ödemişin en zengin ailesinin kızı. Evleniyor. Ertesi gün ben boşanacağım diyor.
Hep anlatıyorum bunu derslerde. Aile ayağa kalkıyor. Neden boşanıyorsun diye. Bizim sohbetlere gelen bir kadın işte neyse onun üzerinden bana ulaştılar. Görüşmek istiyor seninle. Gelsin görüşelim. Geldi. Ben dedi boşanmak istiyorum. Sebep dedim. Kimseye söylemiyorum dedim. Dedim söyle. Dedi ki benim eşim dedi gusle inanmıyor dedi. Anlattım gene anlamadı dedi. Söyledim bir daha dedi. Ben inanmıyorum böyle şeye dedi dedi. Ben boşanmak istiyorum. Hakkın dedim ben de. Benim babam dedi. Bunun dedi zenginliğine baktı dedi. Halbuki bizde dedi farkındasın sen dedi. Zenginiz. Evet dedim. Paraya pulaya ihtiyacınız yok dedim. Annesine ne demiş biliyor musunuz? Annesine babasına neden boşanıyorsun diye.
Sonra bir daha görüştük. Demiş ki hiç sormadınız. Senin dinin ne? Hiç sormadınız. Guslü biliyor musun? Namazın farzlarını biliyor musun? Abdestin farzlarını biliyor musun? Hiç sormadınız demiş. Hani 54 farz var ya. Hani imamlar böyle indire indire indire indire. Şimdi 54'ten de aşağıya indiriyorlar. Ama yeter ki millet okusun diye bakıyorlar. Demiş bunu dahi sormadınız. Şimdi demiş adamdan tiskindim. Ben bundan boşanmak istiyorum. Boşandı. Tek celse de boşandı. Demiş boşanmazsa gideceğim demiş. Hakime söyleyeceğim. Bu gusletmesini bilmiyor. Gusü de intiraz ediyor diye demiş. Din cahili insanlar. Kalkacağız şimdi biz sufilikte.
Hazreti Pir diyor ya. Bundan müsaade yok diye. Evet din cahillerinin içerisinde. Din anlatırken dahi kendi kendimize hesap etmek zorunda kalıyoruz. Neden? Neden adam çok rahat hadis-i şerifi inkar ediyor çünkü. Şu ülkede ilahiyet fakültesi profesörü olan kimse ayet inkar etti. Onun yetiştirdiği öğrencileri düşünebiliyor musunuz? O yüzden insanlar, insanlar ne yazık ki, ne yazık ki hızla dinden uzaklaşıyorlar. Bu da uluslararası emperyalistlerin işine geliyor. İnsanların cahil olması, din cahil olması, okumaması, kendini yetiştirmemesi, uluslararası emperyalılar için harika bir şey. Zaten okumanızı istemiyor.
Herkesin cebinde bir cep telefonu, herkes kaydırıyor boyuna cep telefonunu. 5 yaşındaki, 3 yaşındaki, 2 yaşındaki çocuğun da elinde telefon, yemek yisin annesi, koy telefonun önüne. Evet. Herkes de aynı. Doğru mu? Doğru. Babalarda da aynı, annelerde de aynı. Herkes evin bir köşesinde, elinde telefon, kaydır Allah kaydır. Bu, çocuklarda da aynı, okuma özürlüyüz. Okuma özürlüyüz. Bakın, komple, dünya insanlığı olarak okuma özürlüyüz. Yani desem ki, günde 10 sayfa kitap okuyanın elini kaldırırsın, kimse kaldıramaz.
Acı bir şey. Bazen kardeşler, bu konuyla alakalı çalışma yapayım, yap diyorum ben. Neden yap diyorum? Ya okunu çalışmaya başlayınca bir sürü hadis okuyacak, ayet okuyacak çünkü. Araştırma yapacak ya. Sen şimdi bu sohbeti burada rahat rahat dinliyorsun değil mi? Ben burada 5 tane beyt okuyacağım, 5 tane beyt okurken, ben o beytlerle alakalı ne kadar ayet bulurum, ne kadar hadis bulurum diye boyuna arıyorum ben onu. 63 yaşındayım, arıyorum, buraya koyuyorum yine onu, okuyup okumamam önemli değil. Ama o, yani insanlarda bu eksik ve biz din anlatırken dilimiz güdük çıkıyor. Diyorum ki şimdi bu hükmü söylesem, herkes diyecek ki ben kafirim bu hükme göre.
Ha, salayım yakasını o zaman. Temelli küfür bataklığına girecek. Allah muhafaza eylesin. Çünkü o zayıf akıllılar, din bilmeyenler, dinin bu inceliklerini anlamaktan uzak oldukları için, Hz. Pir diyor ki bana bunu diyor, bu mesele bana müsaade edilmedi. Madem ki halkı unutması ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarına da o erişir. Yani o zamanın kutbunun elindedir madem, aslında elindedir diyor da bu mevzu öyle değil, elindedir. O zaman diyor, unutturması da hatırlatması da onun elindedir. O zaman imdatlarına da o yetişir. Şimdi bunu böyle bıraksan, bunu zahir bir kimseye bunu okusan, der ki Hz. Mevla'nın burada küfre düşmüş. Nasıl imdada onlar yetişir? Öyle değil mi?
Bunu söyler. E tabi şimdi Vahabi zihniyetliler de çoğaldı. Vahabi zihniyetler de çoğalınca, bu birisinin küfrüne fetva vermek havada dolaşıyor. Havada dolaşıyor. Önüne gelene kafir diyorlar. Önlerine gelene. Bunlar şimdi moda oldu bir daha. Bunları bu ülkeye, bu ülkenin başına mazaret ettiler. Bu ülkenin başına onları problem olarak getirdiler. Bunlar İngiliz oyunu. Bu ülkenin Hz. Mevlana'sı, Hacı Bektaşi, Yunus'u varken, bu ülkenin Kevserisi varken örneğin, bu ülkenin kendine has, bu topraklarda yetişmiş alimleri varken bıraktılar bunları, bizim ülkemize haricileri, Vahabileri, hadis inkarcılarını, mezhep inkarcılarını bu ülkenin başına mazaret ettiler. Bu ülkenin başına çorap ördüler.
Bu ülkenin başına çorap ördüler ki nasıl bir çorap? Bu ülke Müslümanlarını birbirine düşürecek, bu ülke Müslümanlarını birbirine çatıştıracak büyük bir oyun, büyük bir tezgah düzenlediler. Onların kitaplarını bedava dağıttılar, gazetelerden dağıttılar. Bu ülke insanı, örnekliyorum, İbn-i Teymiye'yi bilmezdi, sevmezdi. Bu ülke insanı, Vahabileri sevmezdi, tutmazdı. Bu ülke insanı, Ali Şerati tanımazdı. Bu ülke insanı, Abduhu tanımazdı, Afganiye'yi tanımazdı. Ama bunları bu ülkeye getirdiler, tanıttılar. Ve böylece ülkenin içerisinde dini olarak kocaman bir fitne koydular. Kocaman bir fitne koydular.
Şimdi adam bir şey diyor, sen kafirsin diyor ona. Oğlan babasına diyor, sen kafirsin diye. Oğlan babasına diyor, sen kafirsin diyor. Annesine diyor, sen kafirsin diye. Kız çocuğu, annesine diyor, sen kafirsin diyor. Başta örtüyle dolaşıyor evin içinde. Annesinin yanında örtüyle dolaşıyor. Kafir çünkü diyor, ben haramım ona diyor. Neden yapıyorsun böyle dedim ben? Haramım ben ona dedi. Kız çocuğu. Evin içerisinde kız çocuğu. Abisinin yanında örtüyle dolaşıyor. Ben haramım ona diyor. Neden? Abim kafir çünkü diyor. Evet. Aileyi nasıl yıkıyorlar gördünüz mü? Nasıl parçalıyorlar?
Neden? Deyince hayli. Şimdi aynı madem ki halkı unutması ve hatırlaması onun elindedir. İmdatlarına da o erişir. Hemen bunlar diyecekler ki Hazreti Mevla'na buradan küfre düştü kafir. Ama onun bu noktada şeyi anlattığı şey farklı. O ne mesela bak hemen ben bunun açıklaması olarak üç tane hadis aldım buraya. Ahmet İbni Hanbel'den naklediyoruz.
Ubade İbni Semid'den merfi olarak naklediliyor. Bu ümmette ebdallar otuz tanedir. Kalpleri Hallül Rahman Hazretleri İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce Allah onun yerine bir başkasını koyar. Demek ki ümmetin velileri var. Bunlardan birisi ölünce yerine birisi geçiyor. Yine başka bir rivayette yine otuz tanedir. Arz bakın onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mahsarsınız. Onlar sebebiyle yardıma mahsarsınız. Bakın onlar sebebiyle yardıma mahsarsınız. Kütüb-i Siddete geçiyor bu hadisler. E şimdi demek ki onlar sebebiyle yardıma mahsarsınız. Ne diyordu Hazreti Pir?
O zaman diyor imdatlanır da onlar yetişir. Yani onlar sebebiyle. Burada Hazreti Pir zamanın kutbu hükmündeki zamanın kutbu hükmündeki bir kimseyi tabiri caizse Allah'ın elinde bir maşa olarak görüyor. Çünkü o gören gözü duyan kulu tutan eli ya diyor ki unut oradaki aslında sıfatsal tecelliyatta onu yapan, onu yaratan Allah'tır.
Ama Allah kulun üzerinden tecelli ediyor. Şimdi az önce herkes lokma yedi. Helal-ı hoş olsun, afiyet olsun. Şimdi lokmayı birisi vesile oldu değil mi? Gerçek manada kim rızıklandıran? Allah. Ama ne dedi bir kimse? Dedik ya işte biz oraya vakfa gittik. Allah razı olsun ya. Lokma ikram ettiler bize. Yedik. Doğru mu? Kim ikram etti? Vakıf değil mi? Değil. Tevhid ne? Allah. İkram eden kim? Allah. İyilikleri Rabbinizden. Kötülükleri de nefsinizden görün. O zaman sen, senin üzeri, seni hayırda çalıştırdı. Alet gibi.
Seni hayırda çalıştırdı. Sen iyi bir kulsun ki seni hayırda çalıştırdı. Seni orada görevlendirdi perdenin gerisinde. Sen onu istedin. Aslında sende öyle bir mekanizma var. Hani bir ben var benden içeri dedi. O mekanizma çalışıyor. O mekanizmaya sen hükmedemiyorsun. Sende yüzde beşlik, yüzde üçlük bir pay var. Sen o beşlik, yüzde üçlük pay imtihanın sırrı. O ne? Gelip gelmeme idraki. Ben oraya gideyim mi, gitmeyeyim mi? Gideyim. Senin payın bu. Geri kalan, seni orada ahlet gibi kullanan o. La faili illallah. Allah'tan başka fail yok çünkü. Allah'tan başka yaratan yok.
Yaratan Allah. Fail olan Allah. O zaman Allah gören gözünün üzerinden tecelli etti. Kim gören göz? Zamanın kutbu. Gören gözün elinden tecelli etti. Zamanın kutbunun elinden tecelli etti. Allah haşa avama göre kendini perdeledi. Hakikat ehli ise perdenin gerisini gördü. İşleyenin Allah olduğunu biliyor.
İşleyenin Allah olduğunu bildiğinden o fütursuz. Sen de onu kibirli zannediyorsun. Değil. O yaratanın Allah olduğunu Allah izin vermedikçe hiçbir şeyin olmayacağına iman etmiş. İzin vermezse hiçbir şey olmaz. Terkisinde kim var? Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah var. Ey oğul iyi dinle. Emret ya Resulallah. Ey oğul iyi dinle. Emret ya Resulallah. Ey oğul iyi dinle. Emret ya Resulallah. Bütün dünya insanları toplansalar, sana zarar vermek isteseler, Allah izin vermeyince kimse sana zarar veremez. Saddak ya Resulallah.
Bütün dünya insanları toplansalar, sana fayda olmak, sana yardım etmek isteseler, Allah yaratmayınca sana yardım edemezler. O zaman iyilikler Rabbinizden kimmiş her şeyi sevk eden? Allah. O zaman kul ne oldu? Maşa oldu orta yerde. Biz şimdi gideriz doktora değil mi? Doktor dinler, tahlil yapıyor. Öyle değil mi? Bastırıyor. Buranı ağrıyor mu? Yok hocam. Buranı ağrıyor mu diyor. Yok hocam. E şuraya bakıyor. Buranı ağrıyor mu? Yok hocam. Hocam hiçbir ağrımsızım yok. Tamam şu var mı yok, bu var mı yok, bu var mı yok.
Bastırıyor şimdi. Dediyorum sen hastasın dedi. Tamam hocam hastasam hastayım. Tam kan tahlil yapacağız. Yaptı, etti, çattı tamam. Şu olacak, bu olacak tamam. Soruyor nasılsın? İyiyim hocam diyor. Peki. Şimdi doktor mu iyi etti bizi? Allah. O, orta yerde onun maşası. Onun eli. Gören gözü. O konuda. O, o konuda kamil. İşin ehli çünkü. Bak kamil o konuda o. Biz şimdi, mürşidi kamil, dini, manevi meselelerde olgunlaşmış kamil. Doktorun da mürşidi kamili var. Kamil olanı var. çok iyi doktor. Çok iyi ahşı. O da onun kemali ermiş.
Değil mi? Serdar şimdi. Usta ne? Motor ustası. Değil mi? İşte belli arabalara bakıyor. Onun mürşidi. Evet. Bak onun mürşidi. Neden? Adam o konuda uzman. O da onun mürşidi. İçerideki ayrı. Ona diyorum ki, arabada böyle bir şey var. Bas marşa bir dinlet bana diyor. Ben basıyorum dinletiyorum. Onun burasında şu var diyor. O da onun mürşidi. Öbürki de doktor. O da hasta mürşidi. Baktığı hastasın dedi bana. Hocam iyiyim. Yürüye yürüye geldim dedim. Bir sıkıntım yok. Yok yok hastasın dedi. Yok yok hastasın dedi. Tamam tamam. O da onun mürşidi. E şimdi, Herkesin bir sanatı var.
Herkes sanatında ilerlediyse, onun mürşidi. Allah ne yaptı? Onun üzerinden yürüdü. Onun üzerinden onu ne yaptı? Onunla kendini perdeledi. Onunla ne yaptı? Yardım etti. O güzel huylarla huylanmış olan zat, her gece gönüllerden yüz binlerce iyi ve kötü hatırayı giderir. Tam şirk. Öyle diyecekler ya. Halbuki ne? Onu, mürşidi kamili, zamanın kutbunu kullandı. Zamanın kutbunu ne yaptı? O meselede memur etti. Onun üzerinden yapıyor ne yapıyorsa. Onun üzerinden yapıyor. Ahmet'in, Mehmet'in üzerinden yapıyor. Sen dardasın. Ya Rabbi diyorsun. Bir kulu gönderiyor sana. Diyor ki, bu sana yardımcı olsun.
O sana yardımcı oluyor. Oysa sen Ya Rabbi dedin. O sana bir tane kul gönderdi. Oradan yardımcı gönderdi sana. Sen diyorsun ki, Ya Rabbi dardayım. Olmadı sazını dalıyorsun eline. Dardayım. Allah dardayım. Dardayım. Allah dardayım. Bakın otursanız, hiçbir şey bilmeseniz, deseniz ki, Allah'a dardayım Ya Rabbi. İmdat. duanın özü. Çünkü ciğerden gelen dua. İhlas, samimiyet. Desen ki, dardayım, yangınlardayım. Biraz arabeske bağlasan, kapının önüne gönderir sana. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Geldim. Geleni kim göreceksin şimdi? Dardayım demişsin.
Gelen kim şimdi? Gönderen kim? Sen Ahmet, Mehmet diyeceksin. Kime dardayım dedin? Ona. Kime yalvardın? Ona. O da bir memur gönderdi sana. Bir işçi gönderdi. Bir görevli gönderdi. Selamun aleyküm aleyküm selam. Bitti. Bitti bu kadar. Seni tevhide yönlendiriyor. E ne dediği hadisi kutsuda? Bir hastayı ziyaret etseydin, beni ziyaret etmiş olacaktın. Bir açı doyursaydın, beni doyuracaktın. bir çıplağı giydirseydin, beni giydirecektin.
Hey kardeş, dinin özü burada. Dinin özü burada. Sen insan gördün yedirdiğini. O da diyor ki, beni yedirmiş gibi olacaktın. O diyor ki, beni giydirmiş gibi olacaktın. Diyor ki, beni görecektin yanında. başka rivayette, beni ziyaret etmiş gibi olacaktın. Hım dedi ya, Musa aleyhisselam, Ya Rabbi dedi, benim dedi, ümmetim seni çok merak ediyor. Dedi, yemek versem gelir misin? Gelirim ya Musa dedi. Gelirim. Peki dedi, ne gün, sen ne gün dersen, şu gün, şu gün, tamam ben o gün geleceğim ya Musa dedi. Musa aleyhisselam kesti, danaları, inekleri, koyunları.
Halkına dedi ki, Allah geliyor ziyaretimize. Onların bir şeyi yok. Çünkü Musa'ya dediler ki, yani Rabbine söyle, biz bu çöle geldik, zulme mi geldik? Biz ne yiyeceğiz, içeceğiz? Cenab-ı Hak, Musa aleyhisselam yalvardı, bıldırcın etiyle, helva geliyor her gün. Bu Yahudiler, böyle nemurididir. Sonra dediler ki, ya biz, her gün bıldırcın mı yiyeceğiz, her gün helva mı yiyeceğiz? Biz soğan, sarımsak istiyoruz dedi. Hz. Piröle diyor, küstahlık yaptılar, soğan, sarımsak istediler diyor. Küstahlık yaptılar, soğan, sarımsak istediler. Yahudi ya, Yahudi hak kafası bu. Neyse, biliyorlar ya, Musa dua etti, şeyden, cennet nimetleri geliyor. Allah gerçek deyince, evet, yıkadılar, temizlediler, pakladılar şehirlerini, hayyanları kestiler, yemekleri hazırladılar, sofralar hazır.
Musa Aleyhisselam, şehrin gelişinde Allah'ı bekliyor. Geldi yaşlının birisi, ya Musa dedi, yoldan geliyorum, çok açım. Şurada biraz yemek yesem dedi. Olmaz dedi, bizim çok önemli misafirimiz gelecek. Onu bekliyoruz. Biraz sonra başka bir surette geldi. Dedi ki, ya Musa, çok açım, çok kötü durumdayım, şuradan biraz yemek yedir bana. olmaz dedi. Misafirimiz çok önemli, o gelecek. Bir daha geldi, gene olmaz dedi. Üçüncüsünde su içtedi hatta. Dedi ki, bir yudum su, olmaz dedi, sofrayı bozamıyorlar. Şimdi var ya öyle, bayanlar evde, sofranın düzenini bozmayın. Ulan millet, susuz, verin mi, bir bardak su içsin ya. Çocuktur, şudur, budur. Adamlar, dikkat edin, sofra düzenini bozmayın.
Kadınların sofra düzeni önemli. Ne? Ooo, şey de önemli, ikram da önemli. Nerede bizim şey, ben Gürcan? Kapının önünde mi? Gürcan, senden müsaade istemeden, bir şey anlatacağım. Anlatayım mı? Özel. Şimdi Gürcan anlatıyor. Ondan sonra, hanımı demiş ki ona, Nihan buralarda mı? Gürcan anlatıyor, bir mahsuru yok değil mi? sunumla alakalı mesele var ya. Gürcan'a demiş ki, hanımı, bu akşama demiş, yemek yapmadan gel. Yemek demiş, yemeden gel, hani yemek hazırlayacağım. Gürcan da, oh demiş ya, evlendiğimizden beri bir yemek yiyeceğiz. Tabii, Gürcan gitmiş eve.
Vallahi efendim diyor, tabak tabak üstüne, tabak tabak üstüne, buraya kadar diyor, tabak var diyor. Burnuna kadar. Gele gele diyor, bir çorba geldi diyor. Torbeyi içtim diyor. Hani demiş, nerede gerisi? E demiş, bu kadar. E demiş, bunca tabak ne? Demiş, sunum önemli. Gürcan, eşine selam söyle, bana hakkını helal etsin ya. Bunu söylüyorum, iki tarafta ben. Ama isim bazen veriyorum, bazen vermiyorum. Şimdi iyice faş oldu artık. Demiş, sunum önemli. Tamam. Ama Gürcan diyor ki, efendim diyor, vallahi tabak diyor, tabaklar diyor, burnuma kadar geliyor diyor, üst üste yani diyor. ama diyor, bir çorba içtik diyor, bu kadar diyor. Ondan sonra ama diyor, sunum önemli dedi diyor.
Dedim, tamam sunum önemli. Şimdi kadınların bazen, böyle takıntıları olur. Sunum önemlidir. Git çeşmeden iç, masadaki bardağı kullanma. Huzur arıyorsan, huzurun bozulsun istemiyorsan, git çeşmeden böyle tut, iç. Asla masadan, tabak, bardağı kullanma. asla. Sunum önemli. Musa aleyhisselam da sunum önemli. Demiş, veremeyiz. Çok önemli bir misafir gelecek. Gün tabi batmış, gece olmuş. Gelen giden yok. Musa'nın kavmi zaten Yahudi, zihniyetleri bozuk. Demişler, Rabbin sana yalan söyledi. Seni aldattı, kandırdı. Bak gelmedi. Tabi Musa üzgün, ne yapsın? Ondan sonra dosdoğru, turi sinaya.
Demiş, bekledim, gelmedin. O da diyor, ben geldim. Dedi ki, diyor ki, Musa aleyhisselam, yani nasıl geldin? Ya Rabbi. Diyor ki, o hani vardı ya, cübbenden asılan, ekmek isteyen, evet, o bendim ya Musa. Hani diyor, sonra başka birisi geldi, yine senden diyor, bir tabak yemek istedi, evet, vermedin, o bendim ya Musa. ha ne diyor, birisi geldi, bir yudum su istedi, vermedin ya diyor, evet, o bendim ya Musa diyor.
Yandı keten elva, değil mi Gürcan? Neler geri döndürdük diyorsun. Evet, şey de, kendi kafasını sallıyor, diyor, yandık biz, evet, yandık. Evet, ama ne diyor, o bendim. İşte, yani demek ki, Cenab-ı Hak, kullarının üzerinden tecelli ediyor. Burada, en önemli, zamanın, kutubunun üzerinden tecelli etmesi. Zamanın, kutubunun üzerinden tecelli ediyor. Gündüzün gönülleriyle, yine o hatıralarla doldurmakta, o sedefleri, incilerle, dopdolu bir hale getirmektedir. Gece oldu, hepimiz uyuduk mu? Uyuduk. Uyandığımızda, normalde, uyuduğumuzda, ne, ne, fikrimiz varsa, ne düşüncemiz varsa, hepsi gitti mi?
Gitti. Kaldı mı elimizde bir şey? Yok. Dertti, gamdı, kasavetti, hastalıktı, alamadım, veremedim, yan yattı, çamura battı, uyuyunca, hepsi de gitti mi? Gitti. Kavgaydı, gürültüydü, şöyle olduydu, böyleydi, uyudun, bitti mi? Bitti. Uyku neydi? Yarım ölündü. O zaman ne oldu? Sabah olduğunda ne yaptı? Yeniden her şeyi verdi sana. Yeniden her şeyi verdi. Neydi? Serdar Usta bizim motor tamircisiydi. Değil mi? Tamirci. Ne? Mekanik mi oluyor usta? Şey, ismi. Mekanik. Mesleği ne? Mekanikçi. Uyudu. Uyunca mekanikçiliği kaldı mı? Kalmadı.
Bitti. Dıgant. Sabah uyandı. Mekanikçiliği tekrar geldi mi ona? Geldi. Gece alındı. Gündüz verildi. Şimdi, ooo, çakır çakır konuşuyorsun. Bitti mi? Uyudun mu? Uyudun. Ha bazıları gece uyuduğunda da konuşuyor da. O ayrı mesele. Ama bu türlü gitti mi? Gitti. Uyudun mu uyudu? Bitti. Tabi gece uykusunda konuşan adam, kadın kolay bir şey değil hala. Hele bir de celaliyet varsa, bir başladıysa sohbete yandı. Kadıncağız nereye kaçacağını şaşırır. Veyahut da kadın. Gece uyuyor, uykusunda konuşuyor. Bağırıyor, çağırıyor daha çocuklarına. Şunu şöyle yapmadınız, bunu böyle yapmadınız.
Gece de rahat yok. Allah muhafaza eylesin. Evvelki düşüncelerin hepsi Allah'ın hidayetiyle sahiplerini tanırlar. Yani, sen neyin varsa, ne düşündün, ne ettin, uykudan gitti. Sabah olduğunda hepsi de geldi mi? Geldi. Adres şaşırdı mı? Hayır. Direkt sana geldi gene. Adresi şaşırmadı. Başka bir yere gitmedi. Serdar'ın mekanik ustalığı gene Serdar'a geldi. Adem'e gitmedi. Adem, Serdar'la ev yakın mı sizin? Çok uzak değil. Kime? Serdar, ev en yakın kim var burada? Kim? İdris var. Tamam. E şimdi normalde Serdar'ın mekanikçiliği İdris'e gitmedi. Adreste şaşkınlık yok. Tekrar Serdar'a geldi. Bu akşam da Serdar'dan göründük ha.
Serdar boyun uzun ya. Bir de güzel koca Arap oynuyorsun şimdi Allah için. Unutmak mümkün değil. İnşallah burada bir koca Arap böyle bir yakışır bahçede. İnşallah. Böyle bir ağır ağır böyle. Seni seyrederken diyorum ki, han diyorum, bayındırlıyım ama böyle koca Arap, bayındırda bile oynayan yok diyorum. Yok şimdi Allah için. Yani koca Arap Aydın yöresinindir. Aydın'a gitsen derler ki ya bu nereden geldi böyle? Bizim çukurda böyle koca Arap oynayan yoktur derler. Elhamdülillah güzel koca Arap oynuyor. Allah razı olsun inşallah. Ama o koca Arap oyun bilgisi de başkasına gitmiyor. İdris'e gitmiyor bak hiç Adres şaşırmamış. Gene onda kalıyor sabah olduğunda.
Uyanınca sanat ve hünerin sebepler kapısını açmak üzere yine sana gelir. Kuyumcunun hüneri demirciye gitmez. Bu güzel huyunun huyu öteki kötüye mal olmaz. Hünerler ve huylar kıyamet günü çeyiz gibi sahibine döner. Yani sabah oldu sen iyisen iyilik tekrar geldi. Kötüysen kötülük tekrar sana geldi. Başka bir adrese gitmedi. İyi adama kötülük, kötü adama iyilik gelmedi. Hepsi de adrese teslim. Sanatı var ne? Reslam. Onun o reslamlığı gene ona geldi. O ne? Mekanikçi geldi gene ona. Çünkü sabah herkes o mesleğinden ne yapacak? Rızık kapısı olacak. Bakın ona da sebeplere bağladı. Rızkı veren Allah onu sebebe bağladı tekrar. Herkesin sanatına, herkesin normalde huyuna, ahlakına bağladı.
Güzel olsun, çirkin olsun bütün huylar ve hünerler sabah çağında sahiplerine gelir. Nitekim posta güvercinleri, gönderilen mektupları yine uçtukları şehre getirirler. Bu hiçbir şey hiç değişmez. Hadis-i şerif normalde nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Bunu normalde kıyamete atıfe derseniz nasıl öldüysen, nasıl yaşadıysan öyle öleceksin. İyi yaşadın, iyiliklerle yaşadın, iyi bir şekilde öleceksin. Kötülük yaptın, kötü bir şekilde öleceksin. Yarın mahşerde senin yaratılman da aynı olacak. Uyku, yarı ölüm. Yattın, uyudun. İyisen iyi uyudun. Rüyalarında iyi şeyler göreceksin. Rüyalarında iyi şeyler göreceksin. İyi bir şekilde yatacaksın, iyi bir şekilde uyanacaksın.
Kötüsün, kötü bir şekilde uyuyacaksın. Rüyanda kötülükler göreceksin. Kabuslar göreceksin, sıkıntılar göreceksin, daraltılar göreceksin. Korkacaksın, korkacaksın, titreceksin. Sen normal ölünce de öyle olacaksın. Kabirde inim inim ineceksin. Sen nasıl yaşarsan öyle öleceksin. Zulmettin, bağıra bağıra öleceksin. Haksızlık yaptın. Zaten Allah senin geceni cehennem ediyor. Hele bu ahir zamanda zulmedenler, haksızlık edenler akli dengelerini bozacaklar. Evet.
Alma mazlumun ahını. Çıkar aheste aheste derdi Hasan babam. Çıkacak aheste aheste. Neden? Sen yaşarken zulmettin. Masumların hakkına girdin. İnsanların gözyaşını akıttın. Gece rahat uyku yok sana. Avuç iç. Avuçla antidepresan içeceksin sen. Avuçla. Annenle aranı bozdun. Babanla aranı bozdun. Anne babaya itaatsizlik ettin. Haram yedin. İnsanların arasını ayırdın, kayırdın. Mazlumun ahını aldın. Sana rahat uyku yok. Bekleme. Günah kebaileri fütursuz bir şekilde işledin. Sen ona dışarıdan bakınca oh ne rahat adam diyorsun.
Rahat değil. Geceleri kâbe sonu. Kâbus, kâbus geceleri. Sonra saklı gizli gitmedikleri ne o? Falcılar. Gitmedikleri ne o? Büyücüler, bir de şeyciler var ya. Medyumlar. Ne? Astrologlar. Gitmedikleri yer yok. Sebep? Kendine bakmıyor. Kardeş, sen anneye babaya haksızlık yapmışsın. Urtsuzluk yapmışsın. Anne babaya sen ayeti kerimede öf bile de... Demeyiniz diyor. Sen kırmışsın, fatmışsın. Senin psikolojin de bozulacak. Senin her şeyin bozulacak. Neden? Cebrail aleyhisselam öyle dua etti. Allah Resulü da amin dedi. Ramazan günde ne dedi?
Ey Muhammed! Ramazan ayı gelir geçer, bir kimse affolmazsa Allah ona lanet etsin. Amin dedi. Anne babasının yaşlılığına denk gelir de cenneti kazanmazsa Allah ona lanet etsin dedi. Amin dedi. Bir toplulukta senin adın anılır da salatü selam getirmezlerse Allah onlara lanet etsin dedi. Amin dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Kardeş, sen anneyle babayla iyi geçinme. Anne babaya sen kır, üz, harap et. Ondan sonra akli denge ara. Öyle mi? Sen lanetlik bir insansın. Ortalıkta lanetlenmiş bir şekilde geziyorsun. Sen Ramazan orucunu at taca, keyfiye tutma. Lanetlik iş yapıyorsun sen.
Eee, sen namazı kasten terk et. Lanetlik iş yapıyorsun. Dinde son yıkılan kale diyor. Sen neyin huzurunu arıyorsun ki? Sen sabahtan akşama kadar biradır, pirniktir, içkidir, odur, budur, iç. Haa, sen lanetlik iş yapıyorsun. Devamlı içki içenler. Evet, hiçbir ibadetleri kabul olmaz. Tövbe edip bırakmadıkları müddetçe. Lanetlik iş yapıyorsun. Ne huzur arıyorsun sen? Yok huzur. Birine zulmettiysen, birinin hakkına tecavüz ettiysen, bir topluluğa zulmettiysen, bir topluluğun hakkına girdiysen, sana rahat uyku yok. Sana rahat uyku yok. Sen kabri burada yaşayacaksın. Senin gecelerin, evet, kabir azabı gibi.
Sana rahat yok. Sen dön o tarafa, dön bu tarafa. Yan tarafa, bir yan döneceksin, bir olmadı öbür yana döneceksin. Sana rahat yok. O yüzden bir topluluğun ahını alma. Hangi birininle helallaşacaksın? Serdar'ın ahını aldın, parasını ödemedin. Gidersin Serdar'a dersin ya Serdar, ben yaptırdım arabayı, kaçtım, gittim veyahut da yarın geleceğim dedim, gelmedin. Esnaflar da çok olur değil mi Serdar? Üç ay sonra gelir, beş ay sonra gelir. Kimisi hiç gelmez değil mi? Kapının orundan uğramaz. İyi. Sonra gidersin Serdar'la helallaşırsın. Dersin ki ya Serdar, ben iki yıl önce sana geldim, iş yaptırdım, parasını ödeyemedim. Ödemedim. Ya al bu parayı, hakkın helal olsun. İyi, helal olsun.
Toplulukla nasıl helallaşacaksın? Hadi gel bu toplulukla helallaş şimdi. Nasıl helallaşacaksın? Hiç gördünüz mü buraya gelip ben Bursa'da 89'dan beri sohbet ediyorum. Hiç topluluğa zulmeden bir kimse gelip de arkadaşlar hakkınızı helal edin, ben size zulmettim, haksızlık yaptım diyeni gördünüz mü? Ben 86'dan beri sohbet ediyorum. Ben 86'dan beri hiç görmedim. Ben diyorum ki bu toplulukla helallaşmadan ölmeyin. Neden? Ya bu topluluk Allah'ı zikrediyor. Senden para isteyen yok, pul isteyen yok, makam isteyen yok, mevki isteyen yok, senden bir şey isteyen yok. Bunlar fi sebilillah Allah için toplanmışlar, Allah'ı zikredip dağılıyorlar.
Hani hadisi kudsi de diyor, birbirleriyle akraba olmadıkları halde, birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde, onlar birbirlerini severler, toplandıklarında da Allah'ı zikrederler. Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer yerinde Allah'ın gölgesinde onlar gölgelenecektir. Müjde bu, müjde bu. Ben neden diyorum içimize para girmesin, pul girmesin, menfaat girmesin? Bu müjdeye nail olmak için diyorum sakın ha, birbirinizden menfaatlenmeye kalkmayın. Sakın birbirinize bir iş yaptırdıysanız ücretini ödeyin. Sakın sufiliği menfaate çevirmeyin. Adem'den itibaren Hz. Muhammed Mustafa'ya kadar hiçbir peygamber din anlatmaktan, din tebliğ etmekten geçinmemiştir. Dinden geçinenler ne yazık ki, ne yazık ki Allah'ın lanetine uğrarlar.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından şu var, ayetle sabit bu da. Ben sizden ücret istemiyorum ancak diyor benim ehlime iyi davranın. Yani ehli beyt he, sizden diyor bir ücret istemiyorum. Sizde din tebliğ ettiğimden dolayı. Ancak diyor benim ehli beytimi sevin, ehli beytime iyi davranın. Dediği halde, ayetle sabit olduğu halde bu ümmet Hz. Hüseyin Efendimiz'i şehit etti. Evet, şimdi o zaman araya menfaat koyma. Ben oraya giderim evlenirim, ben oraya giderim iş bulurum, ben oraya giderim geçinirim, ben oraya gittiğimde herkes gelir benden alışır iş eder.
Ben oraya gittiğimde şu olurum, ben oraya buraya gittiğimde bu olurum. Sil kardeş aklından bunları. Sil, kalbini bozma, içini bozma. Kirletme kendini. Buraya fi sebilillah, Allah'ı sevdiğin için, Resulünü sevdiğin için, buradaki kardeşleri sevdiğin için gel, toplan, zikrullah yap, bak işine. Gözünü mahşerde Allah'ın gölgesine dik. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Geceniz mübarek olsun. Biraz geciktirdim sizi, 23 dakika fazladan kullandım. Tekrar hakkınızı helal edin. Önümüzdeki hafta aşure yapmazsak eğer ki inşallah yaparız. Dudu'nun, duduların hareketlerini duyması ve kafeste ölümü tacirin ona ağlaması babından devam edeceğiz. Tekrar söylüyorum, inşallah aşureyle alakalı bir ilan yapacağız size.
İlan yaptığımızda inşallah ama önümüzdeki hafta ama bir daha hafta takip edin. Aşureyi inşallah tekrar ne yapacağız? Yapacağız. Bu konuda biz Allah'ın izniyle devletle çatışmayız. Devletin kurumlarıyla çatışmayız. Asla. Biz hukukun içerisinde hareket ederiz. Hukukun içerisinde hareket ederekten tekrar izinlerimizi alacağız. İzin verirlerse inşallah burada bahçede hem aşure yiyeceğiz, hem sema edeceğiz, hem dua edeceğiz orada inşallah. Malum bakın burası normalde almıyor. O yüzden aşure etkinliği olunca daha da kalabalık olacak. Biz yoksa bir yerlere gösteriş yapalım, bir yerlerle böyle yarışalım, bir yerlere güç gösterisi de bulalım. Böyle bir derdimiz yok, benim böyle bir derdim de yok.
Benim kendimi tanıtma derdim de yok, güç gösterisinde bulunma derdim de yok. Ben hasbelkader 35-36 yıldan beri sufilik yapmaya çalışan bir kimseyim. Ne bir siyasi emelim var, ne siyasi bir hedefim var. Benim hedefim hiçbir gölgenin olmadığı orada, onun gölgesinde gölgelenmek. Başka bir hedefim yok. Ben sizlerin üzerinde de başka bir hedefin olduğuna inanmıyorum. İnşallah hep beraber orada, o gölgede de gölgeleniriz inşallah. Hatta diyor ki, onlara bakanlar derler ki diyor, bunlar hangi peygamberler? Oradan bir münadi der ki diyor, bunlar peygamber değil. Sorarlar diyor, bunlar hangi şehitlerden? Bir münadi cevap verir, bunlar şehit de değil. O zaman diyor, bunlar kim? Onu sorarlar.
O zaman diyor cevap gelir. Bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde, birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde, birbirlerini Allah için sevip toplandıklarında Allah'ı zikredenlerdir diyor. Hadisi kudisi bu. O yüzden sohbetin başında tevhid okuduk, zikrullah yaptık. Sohbetimiz ettik, Fatiha dedik, kapattık. Allah için. Mustafa Özba, seven Allah için sevecek. Benden size maaş gelmez, para gelmez, pul gelmez. Kapının önünde ne kitap satarım ne dergi satarım. Sizin paranız da bana lazım değil. Bende böyle bir şey yok. Allah için buradayız hep beraber. Kim Allah için bir şey yaparsa, duacısıyız, destekçisiyiz. El Fatiha'ma salavat.
Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.