mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1670.Beyit) 15.07.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Temmuz 2023 · 56:31

Ünzübillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftan zikr fâlemennehu, La ilâh, Hak Muhammeden Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı, Velmurselin, Velhamdülillahi Rabbil âlemîn, Ünzübillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Bu çetrefilli beytlere devam ediyoruz, Mesnevi'den. İnşallah bu akşam da 1670. beyt okuyacağız. Malum, geçen hafta bir velinin, bir mürşid-i kaminin yaydan çıkan oku, geri çevirmeyle alakalı sohbet ettiydik. Aynı konu devam ediyor.
Allah izin verirse, o aynı konunun devamı beytleri. Burası da, 1670. beyt. Allah velisi pişman olursa, sebeplere eserlerin kapılarını kapatır, kapar. Fakat bunu Allah eliyle yapar. Allah kudretiyle söylenmiş bir sözü söylenmemiş hale getirir. Bir halde ki, ne şiş yanar, ne de kebap.
Bir söz söylenmiş, bu söylenen sözden fitne çıkacak, bu söylenen sözden sıkıntı çıkacak, problem çıkacak. Tersinden başlarsak, o zaman o Allah dostu, o veli, o bir fitne çıkmasın, bir musibet oluşmasın diye söylenmiş bir sözü, söylenmemiş bir hale getiriyor. Ve o sözden herhangi bir kimse de bir zarar, bir sıkıntı, bir musibet, bir problem hissetmiyor. Bunu normalde hiç söylenmemiş gibi o mesele orta yerde kapanıyor. Demek ki bu da o Allah dostu, velilerin bir kerameti. Ve bunu yaparken de o normalde bir iş var, diyelim ki herhangi bir meselede bir hadise oldu veya bir söz söylendi. O hadiseye göre, burayı böyle biraz açmak istiyorum.
Şimdi her hadisenin veyahut da her olayın kendine ait bir esma tecellisi vardır. Burayı iyi dinleyin. Bir meselenin kendisine ait bir esma tecellisi vardır. Bir ismi şerefin orada tezahürü vardır. Bir mürşidi kamil o olayla alakalı hangi ismi şerefin tecelli ettiğini, hangi ismi şerefin orada işlediğini, çalıştığını, o kendince Cenab-ı Hak onun kalbine ilham eder.
Öyle olunca orta yerde bir zarar oluşmasın diye o mürşidi kamilin gönlü o meseleye müdahil olur ve o esmayla, o esmayla o mesele geri döndürülür. Bu mürşidi kamillerin kendi içlerinde kendi dereceleri vardır. Bazıları ise hiçbir şeye müdahale etmez.
Bu da mürşidi kamildir. Bu bazıları, bu üçlerin dışında olan, dörtler, beşler, beşinci, altıncı, yedinci, bunlar bu tip şeylerle daha fazla ilgilenirler. Daha fazla bunlarla haşır neşir olurlar. Oysa kutup seviyesinde olanlar, bu biraz ağır bir söz ama onlar zati tecellilerde garp olduklarından dolayı, onlar bu tip şeylerde kendi akıllarını, kendi iradelerini ortaya koymazlar.
Ama Cenab-ı Hak onları bir tabiri caizse maşa gibi kullanaraktan onlar yine orta yerde görünen olur. Bu ayrı bir mesele. Tabii bunun delili ne? Bunun delili hadisi kutsi. Yani Allah o velisini sevdiğinde ne diyordu? Gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, söyleyen dili, yüreğin ayağı olur.
Benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür. Bu hadisi kutsi, velilerin sonuç itibariyle kendi cüz-i iradeleriyle yapmış olduğu şey gibi görünse de, o cüz-i iradelerinin külli iradeye bağlı olduğunu gösterir. Ama orta yerde o velinin kendi zatı çalışıyormuş gibi görürsün.
Yani dersin ki ya rüyanda dersin ki ya Şeyh Efendi şöyle oldu, böyle oldu, şu şöyle oldu, bu böyle oldu. Normalde orta yerde görünen üstattır, şeyhtır. Ama o eğer ki bu manada pir seviyesindeyse, onun bu konuda cüz-i iradesi çok yoktur. Varmış gibi görünür, çok yoktur. Çünkü neydi onlar? Onlar tam olarak teslim olmuş vaziyetelerdi. Onlar kendi içlerinde derece derece, kendi içlerindeki derecelerine göre olay ve hadiselere bakarlar. Ama sonuç itibariyle onlar bir meselede eğer ki farklı bir yöne döndürülüyorsa iş, farklı bir şey olacaksa ne yaparlar? Onların Cenab-ı Hak gönüllerinin üzerinden bu mesele farklı bir yöne gider. Bu işin sufi hakikat tarafı, bir pişmanlıkta ne var?
O normalde avamla alakalı. Ben oraya çok girmek istemiyorum. Avamla alakalı olan ne? İşte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya, her ölen mutlaka pişmanlık duyacaktır diyor. Her ölen. Bu pişmanlık ne? Mesela kötüler, kendilerince diyeceklerdi ki, ondan sonra biz neden kötülük yaptık? Hadis-i Şerif'e diyor ki, iyilik eden kimse iyiliğini arttırmamış olduğuna, kötülük eden kişiler de kötülükten vazgeçmemiş olduğuna pişman olurlar. Velilerin pişmanlığı bu manada değil. Bunu böyle algılamayın diye, bunu da birisi kalkar, bu yani nasıl pişmanlık olacak, hani pişmanlık böyle asıl der, Hadis-i Şerif'i söyler.
Bu o manada değil. Bunun birinci merhalede anlattığım şey, o zaman o veyli orta yerde bir Ümmet-i Muhammed'e sıkıntı olacaksa, kardeşlere sıkıntı olacaksa, o zaman o ok tekrar yayın sadana girer mi? El cevap girer. Bütün kalplerdeki nükteli nükteleri işitir, işitir gönüllerden o sözü yok eder.
Yani o mürşid-i kamil gönüllerde o sözün olumlu veya olumsuz tesirini yok eder. Artık o söz o kimsede söylenmemiş gibi. O hadise yaşanmamış gibi. Hatta bazen böyle, ben şimdi önceki zamana döneyim yine, kimse üzerine alınmasın. Şeyh Efendi'nin zamanında mesela, işte bir kardeş, bir arkadaş, böyle dersini bırakır, şey olurdu, giderdi mesela.
Sanki o hiç yaşamamış gibi orada, hiçbir etkisi olmazdı. İnsanlar unuturdu onu. Yani böyle unutulur, hiçbir esamesi kalmaz, hiçbir şeyi, yani sanki o kimse orada dervişlik yapmadı, orada yaşamadı. O sanki o dergahta değildi. böyle bir anda esamesi kaybolur onun. Bir anda hiçbir eseri kalmaz. Bir anda herkes onun ismini, cismini unutur. Böyle orta yerden kaybolur, gider. Bunu Şeyh Efendi'nin zamanında, bunu çok görmüş, yaşamış bir insanım. Bir bakarsınız, saman alevi gibi bir derviş, hızlı, sonra, yok ortalıkta.
ve kimse de hatırlamıyor. Kimse de, ya böyle bir arkadaş da vardı filan demiyor. Bazen, hatırlayan olurdu, mesela, o da, hani siz böyle, işte o arkadaşa gidip arayıp sormadınız, ben kulağına eğilirdim. Git ara sor, git ara sor, bakardı. Hatta birine dedim, Allah'ın, Allah'ın unutturduğunu sen mi hatırlatacaksın? Allah'ın ismini, bu dergahtan kazıyanı sen mi yazacaksın? Allah'ın sevgisini, kestiğini sen mi sevdireceksin? Kim yapacak bunu? bu işte, o, o, mürşidi kamiller, o veliler, hani, o, biz böyle bir ok gibi düşünüyoruz.
Yok, mesela, bir kimse geldi, önceden işte, sufilikte hiçbir payı yoktu, sufilik yapmaya başladı, ama, sufiliği istismar etmeye başladı. Şeyh Efendi onu bıraktı, o tekrar okun sadana girdiği gibi, eski haline düştü. Veyahut da o Şeyh Efendi'yi bıraktı, okun sadana girdiği gibi, eski haline gitti. Bakın, bunu böyle, sadece, bir mürşidin kerameti, oku yaydan attı, ondan sonra ok geri geldi, böyle düşünmeyin bunu. O sadaha, okun sadana, insanların toplandığı bir yer, veya insanın kendi durduğu nokta, kendince hayat standartı olarak görün.
Oradan çıktı, o Kur'an ve sünnete doğru yürüyordu, ondan sonra, öyle bir yanlışlık yaptı, tekrar o kendi kötü çukuruna düştü. Tekrar gitti, o hayva hevesine yürüdü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, bu sufilik yolu, ince bir yoldur. Sen bir yıl önce bir şey yaparsın, o senin önüne, bir yıl sonra gelir. O, iki yıl sonra, senin önüne gelir. O işi, çözmemişsindir, tövbe etmemişsindir. Orada sen unutuldu zannedersin, böyle sufilik devlet aklı gibidir. Unutmazlar. Devlet bir şeyi unutmaz, not alır kenara. Sen unuttu zannedersin. Sonra bir gün gelir, faturayı senin önüne koyar.
Sen es geçtiler, beni tanımadılar, beni bilmediler zannedersin, değildir. Devlet hepsini de tanır, bilir. notunu alır. Bunu normalde 12 Eylül'de yaşamış insanım ben. Kimin elinde ne silah var, devlet biliyordu. Kimin elinde ne silah var? Diyelim ki birisi silahı, kendi silahını kıyamadı. İşte götürmüş hususi altın kapzama, altın oraya kaplama yaptırmış, bir şeyler süs yaptırmış. Ona dediler, altın kaplamalıyı koymamış. Öbürkünü atmışsın, o duruyor. Onu da at, başını yakmayalım. Biliyor devlet hepsinde. 12 Eylül'de bir fiil yaşadım. Devleti tanıdım o zaman ben. Sonra 28 Şubat'ta bir daha tanıdık biz.
Az tanımışız. Sonra bir daha tanıdık. Devlet yazar kenara. Vakti geldiğinde faturayı senin önüne koyar. Vakti geldiğinde hesabı görür o. Onun hesap görmeme gibi bir şey yoktur. Bazen, içinden başka organlar, başka şeyler çıkar, başka şeyler olur. Olur. Ama onu unutmaz. Aynı şey. Sufilik de, manevi devlet gibidir. Unutmazlar bir şey. Sen unuttular zannedersin. Es geçtiler zannedersin. Hatta daha da küstahlığını arttırırsın. Daha da böyle fütursuzluğunu arttırırsın. Zannedersin ki, bunun hesabı görülmeyecek. Ben de 35 yılımı verdim sufiliğe. 36-37 yıl oldu. Tecrübe var. Öyle düşünür dervişi, zakiri filan böyle.
Yani bir böyle kaçak yapar. O kaçak görülmedi zanneder. Bilinmedi zanneder. Bir şey olmayacak zanneder. Bir şey olmuyor zanneder. Böyle hani, hatta öyle bir noktaya gider. Nereden görecekmiş şey efendi der. Bir müddet sonra der ki, ne cezası, ne bir şeyisi ya. Olurmuş böyle şeyler der. Sonra hesap görürler. Derler ki, gel bakalım. Şurada şunu yaptın, burada bunu yaptın, burada bunu yaptın. Hatta bir de söylenmeyenler var denir. Söylenmeyenler. O söylenmeyenleri bir tek dergahın başındaki şeyhi bilir. Bir de söylenmeyenler vardır. Konuşulmaz onlar.
Onlar lafa gelmez. Neden? Size de ders olsun. Sen Allah'ı gambazlayamazsın. Cenab-ı Hak senin rüyanda göstermiş veya haininde göstermiş. Bunu ifşa edesin diye değil, bilesin diye. Sana il milletinden bir sayfa açılmış. Ya işte mahrem. Mahrem ama uçtada mahrem değil. Onu bilmiyor zannetme. Onu sen görmüyor zannetme. Zaten herkesin hatası buradadır. Herkesin hatası da buradadır. Ürşidi Kamiller, Şeyhler bu manada ketumdurlar. Konuşmazlar ulu orta.
Yakışmaz zaten onlara. Ama o derviş veya zakir işte o konuyla alakalı olan onu normalde bilmiyor zanneder. Hazreti Pir diyor ki kalplerdeki nükteleri işitir. Gönüllerden o sözü yok eder. Hani ne diyordu? Benimle duyar. Benimle duyar deyince o zaman onu duydu. Çünkü o zatta o Mürşidi Kamil'de İlm-i Ledun var.
Hani Cenab-ı Hak Musa'ya dedi ya sordular Musa'ya senden daha elin bir kimse var mı? Yok zannederim dedi. Senden daha belgele daha hikmetli bir kimse var mı? Yok zannederim dedi. Sonra tabii ilişki vahiy kesildi. Musa Aleyhisselam Tur-i Sina'ya çıktı. Dedi ki Ya Rabbi aramızda ne oldu ki? Dedi ki Ya Musa hani sana sordular ya senden daha elin bir kimse var mı? diye. Sende yok deyince Allah'ın tahaccubuna gitti dedi. Senden daha alim bir kimse var. O kim? Ya Rabbi gideyim ben ona hizmet edeyim. Gideyim ben ondan o ilmi öğreneyim deyince hani dedi ya kurutulmuş balık al yanına ondan sonra Kızıldeniz'in kenarına çık ne zaman balık canlandı denize kendini attı orada benim bir kulun var odur dedi senden daha halim.
Bunu Kehf suresi 65. ayet ne diyor? Musa ve adamı kayaya vardıklarında nezdimizden kendisine rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz salih kullarımızdan birini buldular. Salih kullarımızdan biri yani salih kulumuz değil kullarımızdan biri. Başka salihler de var. Neydi? Hadis-i Şerif vardı. Kırt tane ne vardı? Abdal vardı. Kırtlar seksenler yüz yirmiler yüz altmışlar devam ediyordu. Üç yüz yirmiler beş yüzler öyle gidiyordu. Hazreti Ali Efendimiz'in naklettiği Hadis-i Şerif'te. Bu Adem'den itibaren var olan bir şey. Bu da ne? Manevi hükümet, manevi devlet öyle diyelim.
Bunlar eksiliyorlar mı? Hayır. O yüzden bu tabi Ayet-i Kerime Hızır'ı kastediyor. Bu Ayet-i Kerime. Demek ki onlar kendi nezdimizden kendisine rahmet verdiğimiz tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz aracı yok. Direkt Allah'ın kendi zatından ilim almış. İlminledini almış kimse. İşte o Mürşid-i Kamiller bu Ayet-i Kerime'de belirtilen zatlardır. Böyle olunca onlar ne yaparlar? Kalplerdeki nükteleri işitirler. Neyi? Lazım olacak olana. Lazım olana. Dervişler bazen şöyle yapar.
Benim kalbimden geçeni gülsin. Bunlar şeytani değil ki. O Cenab-ı Hak onun kalbine ilham edecek. Cenab-ı Hak onun kalbine ilham etmezse o da senin gibi benim gibi olur. Ama senin kalbine ilham etmez. Onun kalbine ilham eder yalnız. O yüzden bazen ham dervişler vardır. Ham dervişler. İşte arasın şimdi bizi veyahut da işte benim kalbimden geçeni bilsin veyahut da şu şöyle olsun bu böyle olsun. Bunlar dervişin hamıdır. Ya da avam tabakasındandır bunlar. Avam tabakası. Bunlar böyle şeyler söylerler mi? Söylerler. İşte bunlar böyle kendilerince kendilerince o Allah'ın velisini o Allah'ın dostunu utandırmaya çalışırlar.
Bakın utandırmaya çalışırlar. Ama Cenab-ı Hak onları utandırır mı? Hayır. Onları utandırmaya çalışanlar utanırlar. Bakın onları utandırmaya çalışanlar utanırlar. hatta onlar utandırmaya kalktıkları için Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürler. Tövbe etmezlerse helallik almazlarsa Allah muhafaza eylesin. Ey ulu kişi sana delil ve hüccet gerekse min ayetin ey nün siha ayetini oku. Bu ayet-i kerime Bakara'nın 106. ayet-i kerimesi. Bakara'nın 106. ayeti kerimesinde mealen biz bir ayetin hükmünü kaldırır veya onu unutturursak daha iyisini veya aynısını getiririz.
Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin? Yani unutturmayı unutturma bir veli bir mürşid onun kalbinden geçeni unutturuyor ya unutturmaya delil sana Bakara ayet 106. Demek ki Cenab-ı Hak kendi ayeti kerimesini kendisi unutturuyor veyahut da kendi ayeti kerimesini kendisi nesh ediyor. Mesela nesh edilenlerden hep bu konuşulur ya Allah sizin kalbinizden geçenlerden de hesaba sorar. sonraki ayeti kerimene Allah kalbinizden geçenlere hesaptan sormaz. Hesabı onun hesabını sormaz. Bakın o ayeti kerime bir önceki ayeti kerimeyi alimlerin dedi nesh etti. Ha diyeceksin ki sen bu nesh'i katılıyor musun?
Ben alimler nesh etmeyi kabul ettikleri için ben de kabul ediyorum. Ama şöyle diyorum. Bu ayeti kerimenin tecelli edeceği bir alan vardır. Ve o tecelli edeceği alan nedir? Sufilerdir. Sufiler kalp temizliğine kalbin mamur ve imar edilmesine önem vermeleri gerekir. Eğer siz Allah yoluna girdiyseniz ve Allah'a doğru yola çıktıysanız siz hem zahiri hem de batini kendinizi temiz tutmak tutmakla mükellefsiniz. Zahiri temizlik nedir? Tövbedir, abdesttir, namazdır.
İnsanın kendisini şeriaten temiz tutmaya çalışmalısıdır. batini temizlik nedir? O kimsenin kalbinden bir kötülük geçmemesi, kalbinden bir günah geçmemesi, kalbinden bir yanlış bir şey geçmemesidir. Bu da o işin batini temizliğidir. Bütün insanlar zahir temizliklerine dikkat ederler ama ne yazık ki insanlar batın temizliğine dikkat etmezler.
batın temizliği o insanın kalbidir. Kalbinden bir kötülük geçmeyecek, kalbinden bir günah geçmeyecek, kalbinde Allah'ın zikri ve sevgisinden başka bir şey olmayacak. Cenab-ı Hakk'ın sevgisini düşüneceksin sadece ve kalbinde Allah'ın zikrinin yerleşmesini hedefleyeceksin ve kalbinde zikullahın haricinde bir şey gelmeyecek.
Gelirse o helal olacak. Gelirse ve zikullahla alakalı sen zikullahı oturmuşsun kalbinde zikullah var eğer bir şey geldiyse bil ki hayır olarak mübah olarak gelen şey senin bir ihtiyacın içindir. Çoluğunun çocuğunun ihtiyacı içindir. Bir kardeşinin ihtiyacı içindir. Ümmet-i Muhammed'in bir ihtiyacı içindir. O kalbine gelen senin. Yoksa ondan sen sorumlu olursun bir derviş olarak. Bir derviş kötülük düşünemez. Bir derviş suizana girmez. Bir derviş kardeşinin üzerinde suizana girmez.
Üstadının üzerinde suizana girmez. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin üzerinde suizana girmez. Allah'ın üzerinde suizana girmez. Hani diyorlar ya işte yok bu din erkeklere mi sadece? Allah'ın üzerinde suizana düşüyor. Veya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendine münhasır kendine münhasır hukukundan suizana düşüyor. Hani kendine münhasır hukukundan suizana düşüyor. Veya üstadın bir sohbetinden bir hareketinden suizana düşüyor. Sufi suizana düşmez. Kalbinin üzerinde kendince cüz iradesiyle hakimiyet kurar.
Nereye kadar? Nereye kadar? ta onun zikrullahı ruha ruh ile oluncaya kadar. Artık onun geri dönüş kapısı kapanıncaya kadar. O zaman o kimse asla kalbini fesada vermez. Böyle olunca Allah ona bir şeyi unutturursa o unutmuştur. Allah ona unutturmuştur çünkü. hadis-i şerif ne dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Unuttuklarınızdan uykuda yaptıklarınızdan bir de delilendiğinizden delirdiğinizde yapılanlardan sorunlu değilsiniz. Unuttuğunuzdan sorunlu değilsiniz.
Demek ki Allah onu size unutturdu. Hani sahabeler namaz kılıyorlardı. Namaz kılarlarken ayetleri unuttular. Allah Resulüne geldiler. Dediler ki biz ayetleri unuttuk. Unuttuk demeyin. Unutturuldu deyin dedi. Ve siz o ayetleri okumayın dedi. Bir daha namaz kılarken dedi. Enteresan bir şey. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri siz o ayetleri bir daha okumayın dedi. Aklımda kaldığı kadarıyla zannediyorum Tirmizi'de geçebilir bu ad-i şerif. Enteresan bir şeydir. Yani normalde sahabe namaz kılarken ayeti unutuyor. Allah Resulüne geliyorlar sallallahu aleyhi ve sellem diyorlar ki biz bu ayeti unuttuk namazdayken. Unuttuk demeyin unutturulduk deyin. Ve siz bir daha o ayeti kerimeleri okumayın diyor.
Ha demek ki bir kimse nasıl Cenab-ı ayeti kerimeyi unutturuyorsa veya neshettiriyorsa aynı böyle Allah'lık değil bu. Haşa. Demek ki velilerin üzerinde de öyle bir keramet var. Veliler de bazı şeyleri unutturabilirler Allah'ın izni kerimeyle. Bu normalde velinin kendi cüz-i iradesiyle yapacağı şeyler değil. Bakın bunlar. Bunlar normalde evet belli noktadaki evliyalar bazı şeylerin oluşması için kendi üzerlerinde uğraşırlar. Yeni sufiler, yeni dervişler, yeni rüya görenler, hal görenler kendilerinin üzerinde bir keramet tecelli etsin, bir harikülale delik olsun diye avamca, cahilce uğraşırlar.
Bu onların o ulaştıkları nokta böyle çok önemsenecek bir nokta değildir. Gerçek mürşid-i kamiller üzerlerinden keramet zuhur etsin diye uğraşmazlar. Zaten bu zamanda en büyük keramet istikamet sahibi olmaktır. Bu zamanda en büyük keramet bir kimsenin Kur'an ve sünnete sımsıkı sarılıp farzları yerine getirip haramlardan uzak durup nafilelerle Allah'a yaklaşıp Allah'ı sevme noktasında yürümesidir.
Bu zamanda en büyük keramet odur. Beş rakit namazını kılıyorsa bir kimse bu zamanda kadın erkek evliyadandır. Bu zamanda kadın erkek haramlardan uzak duruyorsa haramlara göz göre göre girmiyorsa evet farzları yerine getiriyorsa o bu zamanda evliyadandır. Evliyadan bakın günün evliyası onunla küçük görmeyin. Yani bazen ben diyorum ya bir kimse oturmuş zikrullah alakasına bir üstada bağlanmış yıllardır orada zikrullah alakasında duruyor. Herkesin harcı değildir o. Ne bir şeyhin harcıdır ne de o dervişin harcıdır. Herkesin harcı değildir.
Allah'ın lütfu ilahisi ikramıdır ihsanıdır. Onlar kolay şeyler değil. Allah muhafaza eyle sev. Cenab-ı Hak onlara bahşeder, lütfeder, ikram eder, ihsan eder. Kendi katından lütfeder, ikram eder, ihsan eder. Bu o mürşidi kamil çalışmadan elde eder, böyle aklınıza gelmesin. Çalışmadan hiçbir şey olmaz, gayret etmeden hiçbir şey olmaz. O kimse kendisini Allah'a vakfetmiştir. Allah'a vakfettiğinden dolayı Cenab-ı Hak de onun işlerini üzerine alır. Sen Allah'a kendini vakfedersen Allah senin işini üzerine alır. Sen Allah'a kendini vakfedersen Allah senin dünyanın da tamam eder, ahiretini de tamam eder. Sen Allah'a kendini vakfedersen o zaman onu söyleyen dili, gören gözü duyan kulağı olursun.
Bu senin Allah'a kendini vakfetmenle alakalı. O zaman Allah hani Hadisi Kudisi de diyor ya kulum beni zikretmekten dolayı kendisine bir zaman ayırmazsa kendisine bir şey istemezse ben onun ihtiyaçlarını görürüm diyor Hadisi Kudisi de. Sen zikretmeye başla senin bilmediğini öğretir o. Sen zikretmeye başla senin kalbine bir tane müftü koyar o. Sen zikretmeye başla o senin kalbine zikrullahın nurundan bir nur tecelli ettirir senin kalbine. Seni merak etme bülbül gibi şakıtır seni. Sen hiç kimsenin bilmediği içinden çıkamadığı işlerin içerisinden çıkarır seni. Sen yeter ki kendini ona vakfet.
Yeter ki senin birinci önceliğin Allah olsun. Eğer birinci önceliğin Allah ise sana korku yok sana hüzün de yok. Senin korkunun içerisinde korkunun içerisinde eminlik hüznün içerisinde sevinçlik verir. Senin korkun herkes gibi değildir artık. Öyle bir hale gelirsin ki senin korkun heybet olur. O korku ayrıdır. Kimisi cehennemden atacak beni diye korkar. Kimisi cennetten uzaklaşacağım diye korkar. Seni öyle bir hale getirirsen onun heybeti önünde titrersin.
Ama onun heybeti önünde titrerken Cenab-ı Hak sana da ayrı bir heybet verir. O zaman herkes senin heybetinin önünde de titrer. Eğer gerekirse. Bu nedir? Bu Celal-i ismi şerifinin tecellisidir. Ha Cemal-i ismi şerifi tecellide o ne kadar muhabbet güzel. O yüzden eğer Allah'a vakfedersen kendini evet Cenab-ı Hak sana gönüllerden geçen nükteleri sana ilham eder. Bildirir lazım olana. Ve o zaman normalde kendince unuttuysan unutturulmuş olursun.
unuttururlarsa senin üzerinden onlar da ne olur? Unutmuş olur. En sevküm zikri ayetini de oku. Velilerin kalplere nisyan koyma kudretini de anla. Bu ayeti kerimene Müminin Suresi 109. ve 110. ayetler kullarımdan bir zümre vardı. Onlar Rabbimiz biz iman ettik. Bizi bağışta. Bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Duası neymiş? Bütün kullarından bazılarının duası buymuş. Ayet-i kerime tekrar söylüyorum. Siz de ezberleyin ki dua edin böyle.
Bakın bu Allah'ın ağzından dua. Tabiri caizse kullarının ağzından olarak söylüyor ama bu haşa Allah ağızı. Haşa bu Allah'ın kullarına bahşettiği dua kapısı. Amin diyelim. Rabbimiz biz iman ettik. Bizi bağışla. Bize merhamet et. sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Amin. Evet. Demek ki kullarından bir kısmı böyle dua ediyormuş. Derlerdi de hani kullarından bir kısmı böyle derlerdi. Siz de onları alaya alırdınız. O kadar ki bu davranışınız beni zikretmeyi unutturdu.
Siz onlara hep gülüyordunuz. demek ki bir kimse Allah'ı zikrediyor, iman ediyor, Allah'tan bağışlanma merhamet dileniyor ve onlar normalde böyle iman edip zikredip merhamet dilenirken bir kısmı bunlarla alay ediyor. Şimdi geriye doğru gidersek peygamberlerle ümmetleri peygamberlerin üzerinde alay ettiler mi? evet baktığımızda Yakup'la Yusuf'la Yunus'la İbrahim'le Musa'yla İsa'yla hep alay etti mi müşrikler? Evet sıra geldi Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'yle de müşrikler alay ettiler mi? Evet devam etti alaycılar Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin zamanında Ashab-ı Sufe'yle alay ettiler mi?
Evet sahabelerin bir kısmıyla alay ettiler mi? Evet sonra tabi'in teba'inle alay edenler oldu mu? Evet sonra ilk zahidler ilk sufiler oluştuğunda onlarla da alay edenler oldular mı? Evet şimdi hala da sufilerle alay edenler var mı? Evet bakın hani geçen derste dedim ya manevi bir silsile vardır manevi bir soy vardır bu manevi soy devam eder insanlarda o zaman peygamberlerle alay edenler sahabelerle Ashab-ı Sufay'la da alay ettiler şimdi sufilerle de alay ediyorlar Müslümanlarla da alay ediyorlar doğru mu?
alay etmeye devam ediyorlar bakın o zaman bu alaycı alaycı soyu bozuklar devam ediyor mesela işte bayan kardeşler örtünüyorlar ne diyor bir şeyde röportajda örtülü olduğu için senin kafana oksijen almıyor diyor yani sen geri zekalısın manasında alay etmeye devam ediyorlar mı? evet hakaret etmeye devam ediyorlar mı? evet ve bu alay ve hakaret edenler işin dozunu o kadar kaçırıyorlar ki bunlar normalde Allah'ı unutuyorlar Allah'ı unutuyorlar onlar başka bir ayet-i kerimede Allah diyor onlar Allah'ı unuttu Allah da onları unuttu Allah unutur mu?
unutmaz ama onlar Allah'ı unuttu Allah da onları unuttu demek ki o zaman o velilerle hani kim benim velime düşman olursa ben de ona düşman olurum dedi ya veli aynı zamanda ne oldu o zaman bir kimsenin cehennemlik olmasına vesile oldu veli bunu isteyerek mi yaptı hayır veli bunu normalde tasarladı mı hayır ama ne yaptı birisi o mürşidi kamile o veliye düşmanlık yaptı Allah o düşmanlığı kendi üzerine aldı dedi ki sen onu veli yapan benim ona velilik makamına çıkaran da benim ona mürşidi kamillik veren de benim onu mürşidi kamil olarak
piyasaya süren de benim sen kalktın ona düşmanlık ettin sen kalktın ona onunla alay ettin sen kalktın onu hor hakir gördün küçümsedin o zaman ben de sana kendimi unutturdum ne yaptı Allah ona kendini unutturdu şimdi o mürşidi kamil o veli bu sefer o kimsenin cehennemlik olmasına sebep oldu değil mi nisyan yani küfre gitmesine sebep oldu aa evet bunda o mürşidi kamilin o velinin payı var mı yok bundan sorunlu mu hayır bundan sorunlu mu hayır adam oturuyor bütün velilere mürşidi kamillere sufilere dervişlere hakaret edip
onların aleyhine konuşuyor mu konuşuyor onlara savaş açıyor mu açıyor gerçekte kime savaş açtı Allah'a Allah'a savaş açtı Cenab-ı Hak iki zümreye savaş açar bir faizcilere iki Allah dostlarına düşman olanlara bir müslümana bir sen ehli zikre düşman oldun Allah'a düşman oldun bir mümine düşman oldun değil mi Allah'a düşman oldun başka bir kimseye değil veya İslam'ın bir ritüeline İslam'ın bir simgesine düşman oldun Allah'a düşman oldun namaza düşman Allah'a düşman tesettüre düşman Allah'a düşman oruca düşman Allah'a düşman
kurbana düşman Allah'a düşman zikrullaha düşman Allah'a düşman zikrullallahla alay ediyor birisi öyle dedi benim yüzüme gençliğimde ne bu ya dedi köpek gibi havlıyorsunuz dedi ben böyle gençlikte var ya toparladım yakasını böyle aldım nünün elime tecrid-i iman getir lan dedim başladı lan sen müslümansın Allah'ın zikrini nasıl böyle söylersin dedim ya zikrullaha davet ettik adamı dedim sen kafir misin oğlum münafık mısın mürted misin nesin sen Allah düşman adam ama bilerek ama bilmeyerek yani zikrullaha da alay ederler ya
işte sallanıyorsunuz yok işte kafa sallıyorsunuz alay ediyorlar ya yok işte o şeyhe bağlanıyorsunuz ne oluyor onun peşinden mi gidiyorsunuz birisi de çıkıyor ortaya Türkiye şeyhler dervişler sufiler ülkesi değil ha ne İbneler ülkesi mi şerefsizler haysiyetsizler ülkesi mi ne ülkesi burası İslam ülkesi burası bu toprakları İslam'la kanla yoğruldu şehitlikle yoğruldu ne istiyorsunuz başka da ama soyu bozuk hani şimdi bir menzilin şeyhi vefat etti gündemde şimdi o var cenazesi şöyle oldu böyle oldu diye ne var bunda hizmet etmiş
fayda sağlamış insanlara insanlara doğru yolu göstermiş içkiye mi götürmüş meyaneye mi götürmüş barapaviyona mı götürmüş saza caza mı götürmüş Allah denmesine vesile olmuş beğen beğenme kabul et etme kabul et etme başları sıkınca tekbir la ilahe illallah iyi darbe oldu herkes tekbir la ilahe illallah yollarda yürüdü doğru mu değil mi sabaha kadar tekbir getirerekten bekledi değil mi herkes hep beraber yaptık öyle değil mi biz de oradaydık değil mi tekbir getire getire darbeyi önlemeye çalıştık değil mi insanlar tekbir getirerekten
tankların üzerine yürüdü tankların altına attı doğru mu tekbir getire getire sabahlara kadar bekledi mi bekledi ve ahlaksız insanlar ve soyları bozuk olan insanlar ülke zora düşünce tekbirlerle tevhidlerle salatü selamlarla selalarla ülkeyi zordan kurtaracaksınız kurtarılacak sonra rahata erince tekbiri de selayı da onun salatü selamı da tuğkaka göreceksiniz öyle mi böyle bir açımazın içindeyiz 15 Temmuz tekbirlerle tehlillerle tevhidlerle salatü selamlarla bütün halk meydanda mıydı peki neden
15 Temmuz'u yine tevhidlerle tekbirlerle salatü selamlarla anlıyorsunuz da meydanlarda millete sanatçı mıdır sepetçi midir nedir belli değil neydi belirsiz insanları getirip onlarla 15 Temmuz kutlayacağız diye uğraşıyorsunuz Allah unutturdu kendisini onlara bakın Allah kendisini onlara unutturdu ne yaptınız yani bilmem kim hangi sanatçıya giden kimselerle mi gittiniz 15 Temmuz'a tankların önüne hangi sanatçının şarkısıyla gittiniz 15 Temmuz'da tankların önüne tekbirlerle gittiniz tevhidle gittiniz selalarla
gittiniz doğru mu peki nereden çıktı kardeş bu şimdi 15 Temmuz kutlamalarında konserler Allah'ı unuttular Allah da onları unuttu onca şehidin başına götürün o zaman bütün sanatçıları şehitlikte şehitlere şarkı türkü söylesinler oca kişi biz yara almadık biz toplandık Cumhurbaşkanı'ndan önce Cumhurbaşkanı'ndan önce herkes toplansın darbeye karşı geleceğiz dedim doğru mu peki biz toplandık biz tekbir getirdik orada
doğru mu Allah'ı zikrettik doğru mu biz tekbirlerle zikirlerle orada durduk biz herhangi bir şarkıcının şarkısıyla değil gördünüz mü orada bir buradaki Fomara Meydanı'nda bir şarkıcı yoktu bir türkücü gördünüz mü yoktu daha ilerisini söyleyeyim AK Partili milletvekilleri bile yoktu doğru mu yoktular beklediler darbe ne tarafa evrilecek diye yoktular hatta bir sabah namazından sonraydı Ay Bey bana soruyordu ne yapıyoruz bitecek mi gidecek mi diye ben diyordum ki bekle doğru mu Ay Bey hani o ne tarafa merak ediyor ne olacak diye
bekle diyorum ben yani bir işaret o bu işler böyle rumuzludur çünkü o rumuzu görünce o mesele neye tarafa gideceği belli olur rumuz görülünce dedim yürüyün tamam mesele bitti dedim o gece orada olanlar yanımızda olanlar belli şimdi tekbirlerle mi oradaydık evet zikirlerle orada mıydık evet peki arkadaş biz de gaziyiz biz yola çıkmışız sonuçta meydana çıkmışız biz meydandayız tekbirimizle tehlilimizle tevhidimizle duamızla oradayız sen nereden sanatçı getirip de kutlama yapıyorsun şimdi Allah'ı unuttular Allah da onları unuttu
Allah'ı unuttular Allah da onları unuttu demek ki burada ne diyor bir kısmı kulların bir kısmı derler ki Rabbimiz biz iman ettik bizi bağışla bize merhamet et sen merhamet edenlerin en hayırlısı bir kısmı da ne yapıyormuş bunlarla alay ediyormuş bunlarla alay edince onlar Allah'ı unutuyorlarmış Allah'ı unutunca da ne yapıyordu Allah da onları unutuyor Rabbim bizi kendisini unutan ve unutturduklarından eylemesin inşallah Allah'ı veliler hatırlatma ve unutturmaya kadirdirler şu halde herkesin gönlüne hakimdirler diyelim
1675'ten önümüzdeki cumartesi devam edelim önümüzdeki cumartesi biz yanlış hesaplamışız heyecan yapmışız kendi kendimize Cafer Adnan Hüseyin böyle konuşurken biz önümüzdeki cumartesi aşure diye hesapladık bugün yanlış hesap döndü ondan sonra önümüzdeki cumartesi değil bir dahaki cumartesi aşure yapacağız inşallah ayın 10. günü cumaya geliyor malum biz 10. gün ve 10. günden önce aşure programı yapmamaya gayret ediyoruz inşallah yine bu senede 11. gün yani cumartesi gün aşuremiz olacak Allah'tan bir şey gelmezse burada meydanda
kaynatacağız aşuremizi inşallah orada meydanda aşuremizi dağıtacağız semamız yapacağız duamız yapacağız ibadetimizi edeceğiz inşallah hazırlıklarımızı ona göre yapıyoruz o zaman bu önümüzdeki cumartesi değil bir dahaki cumartesi yer ve gök halkı aşureye davetli inşallah Allah'tan bir şey gelmezse o yüzden önümüzdeki haftaya da şey var sohbet var bir dakika haftaya sohbet burada aşurede olacak inşallah haklarınızı helal edin bizden yanında helal olsun el fatiha selamat ecme

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi