Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 9 Temmuz 2023 · 1:31:56
İzübillâhi mineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftan-ı Zikr-i Fâlemennehu, Hak Muhammeden Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı vel-mürselin. Bu meseleyi farklı bir boyutta, farklı bir şekilde yürüttü.
Şimdi ekim ekmek, nefes almak, tuzak kurmak, çiftleşmek de söyledi. Yani bunlar normalde, hepsi de Cenâb-ı Hakk'ın yaratmasıdır, Allah yaratır hepsinde. Ama bundan hepsi de nedir? İnsana atfedilir. Ama bunları yaratan nedir? Allah'tır. Ekini eken bu manata, ekini ekme kudretini ve kuvvetini veren, ekine ekme aklını veren Allah'tır. Onu yaratan da Allah'tır. Ekini topraktan çıkaracak olan da Allah'tır. O buğdaya akıl veren, buğdayın kendi içerisine aklı, aklı tanzim eden, o küçücük buğday tanesine normalde ne olacağının, ne olmaması gerektiğini komple, buğdaya ilham eden, bu konuda ona bir kader içen Allah'tır. Hatta enteresan bir şeydir.
Bütün tohumlar kendi içten kaderleriyle hareket ederler, akıllarıyla hareket ederler. Siz buğdayı ekerseniz, buğday topraktaki nemi, topraktaki kuvveti, topraktaki bütün proteinleri, onları bunları, bütün minarelleri kendince analiz eder ve buğday filiz verip vermemeyen kendi iç dünyasında karar verir. O buğday kendince filizlenir.
Filizlenir her aşamada, her dış etkenleri kendi aklıyla, Cenab-ı Hakk'ın ona vermiş olduğu akılla analiz eder, onu göre hareket etmeye başlar. Bütün mükemmenaktaki varlığın üzerinde Allah'ın nuru tecelli etmiştir ve bütün varlığın üzerinde varlığın hücreden, küçücük hücreden, hatta hücrenin içerisinde hani atom, atomun altındaki elementler, hem kuvvetlere kadar geldiler ya, o kuvvetlerin altına da gidecekler, geçecekler ve en sonunda hiçliğe yiyecekler.
Yani aslında bir madde denilen bir şeyin olmadığını görecekler. Bunu bizim ileride torunlarımızın, çocukların bunu görürlerse görürler ama madde denilen şeyin gerçek manada olmadığını. Olmadığını, bunu dünya bilim adamları, fizikçiler bunun sonunda bunu bulacaklar. Ve Hazreti Mevlana'nın normalde sen bütün alemin bir hayal üzerine yürür görür sözü tecelli edecek.
Veyahut da Hazreti Mevlana'nın bu dünyayı bir gölgelik olarak görür sözü tecelli edecek. Şimdi, ama o buğday tanesi veyahut da bir incir tohumu, veyahut da bir meyve tohumu, önemli değil. Veyahut da ana rahmine düşen bir siper, ana rahmine düşen bir yumurta. Bunların hepsinin de Cenab-ı Hak kendilerince, kendi fıtratlarında onlara bir kader içmiş, bunların hepsine de kendi içlerinde akıl vermiş.
Bunda senin, yani kendince insana atfedilse dahi bunlar, bunlar hepsi de Hazreti Peri demesiyle ne diyor? Hakka mutidir. Bunların hepsi de insana atfedilir ama hepsi de Allah'a teslimdir. O yüzden Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki, hiçbir dişi Allah'ın ilmi olmaksızın hamile kalamaz, kebe kalamazlar. Demek ki oradaki bir Allah'ın bu noktada bir takdiri, Allah'ın orada bir kaderi var. Bunda'ın üzerinde de var bu, incir ağacında da var, zeytin ağacında da var. Bakın, zeytin ağacında da var. Şimdi bizim Bayındır'da bir bahçe dediğimiz yer vardı, üzerinde zeytinler vardı. Biz yılın kurak gidip gitmeyeceğini, zeytinin çiçek dökmesinden anlardık. Çocuktuk, büyükler öyle öğrettiler. Eğer zeytin normalde, bizim orada zeytinler sunanmaz.
Eğer zeytin çiçek döküyorsa, tuhura geçmeden daha, o yıl kurak geçecektir. Tohura geçer zeytin, bir daha tohur döker. Yani tohur deriz biz, küçücük küçücük. Ne diyorsunuz muhtar siz ona? Çiçekten tohum şeye geçince meyve, onun adının adı yok mu sizden? Bizde onun adı tohur. Yani hemen çiçek döker dökmez, çiçek, döküldüğü kabuğu, küçücük bir zeytin şey, ne o? Bir ne azıcık bir zeytin meyvesi, zeytin. Biz ona tohur diyoruz, daha olgunlaşmamış. O esnada eğer kurak gidiyorsa, yani zeytin şunu diyor kendi aklıyla. Ben bu kuraklıkla bu kadar çiçeği tuhura döndüremem. Tohura döndürürsem buna bakamam. Bir çiçek döküyor. Ardından zeytin, gene aklı var zeytinin kendince. Tohur tutmuş ama diyor ki, bu hava şartlarında, bu ney ne diyor.
Ben bu tohurların hepsini besleyemem. Bir daha tohur döküyor. Bir bakıyorsunuz siz, zeytin ağaçlarının dibi tohur donmuş. Yani dökmüş tohuru. Meyve küçücükken neden? Besleyemeyecek. Sebep, hava şartları uygun değil. O kendi aklıyla yürüyor. Cenab-ı Hak ona bir aklı vermiş. Nasıl ağaçtaki bir meyve veya ağaçtaki bir çiçek? Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu kendi fıtrat aklıyla yürüyor. İnsan evi dokunuyor mu buna? Dokunmuyor. İnsanın bunda bir ona aklı var mı? Yok. İşte mükamellandaki bütün her şey, zerreden küreye, hepsine de Cenab-ı Hak'ın kader vermiş, o kader üzerine yaratmış, o kader üzerine devam ediyor. İnsanın hücrelerinde de böyle. Siz hücrelerinizi söz geçirebiliyor musunuz?
Hayır. Ama yaptığınız bütün eylemler, Cenab-ı Hakk'a muhti, kudretiniz, kubretiniz, ferasetiniz, aklınız, her şeyiniz. Ama bunların hepsi de neye atfediliyor? İnsana atfediliyor. Bakın bunların hepsi de ne oluyor? İnsana atfediliyor. Yoksa koldaki gücü kuvveti veren kim? Allah. Başka hiçbir şey değil. Ve hepsi de neye muhtiymiş? Hakka muhtiymiş. Hazreti Gür diyor ki, bunların hepsi de birer sebepten imarettir. Bunların hepsi de halka nispet edilse de, yaratılmış olarak, yaratma olarak hepsi de Hakka muhtidir. Devam ediyoruz. Velilerde Allah'tan öyle bir kudret vardır ki, atılmış oku yoldan geri çevirirler. Atılmış oku yoldan geri çevirirler.
Bunun sonraki versiyonu ne? Söz olarak bizim onlarda meşhurdur bu böyle atasözü gibi. Velî, namludan çıkan mermiyi hibmetiyle tekrar namluya döndürür derler. Bu normalde halk arasındaki, daha doğrusu sufiler arasındaki söz böyledir. Bunu sufiliğimiz boyunca, ben sufilikle tanıştığımdan beri bu konuyla alakalı o kadar çok böyle laf söyleyen, bu konuyu irdeleyen, bu konuyu böyle karşı çıkan, bu konuyla alay eden, ya böyle bir şey mi olur diyen, o kadar çok şey insan, o kadar çok böyle aklı ileri, böyle kendini akıllı gören kimseler tanıdım, gördüm.
Bu mesele böyle sufiler arasında her ne kadar reddedimi kabul görse dahi, bir kısım zayıf gönüllü sufiler, bir kısım zayıf sufiler, ya bu kadar da değil. Zaman zaman bunların da diyen insanlar oldu. Ha, Hz. Pir enteresan bir şekilde velilerden öyle Allah'ın kudreti vardır ki, öyle Cenab-ı Hak onlara kudreti vermişlerdir ki, hani yaydan çıkmış olan oku tekrar yaya geri döndürürler diye, Hz. Pir meslemesinde bu konuyu almış.
Bunun üzerine alıyor tabi. Şimdi, bunun son 500 yılda, 600 yılda, hatta daha geriye doğru gitsek, bin yıllık İslam dünyasında tartışmaları var. Sufiliğe karşı olanlar, tasavvufa karşı olanlar, dervişliğe karşı olanlar, veliliğe karşı olanlar, veli olmaz diyenler, hep böyle bu tip büyük zatların sözlerini, normalde dillerine dolayı, işte sufileri inceltici, dervişleri inceltici, velileri inceltici, böyle sözler kullanırlar.
Bu, son zamanlarda daha da ağırlaşarak da devam ediyor. Hani bu velilerin üzerindeki aslında kerameti inkar ediyorlar. Bakın, velilerin üzerindeki kerameti inkar ediyorlar. Yani diyorlar ki, hani keramet hak olsa dahi, ya bu zamanda öyle veli mi var, bu zamanda öyle şeyh mi var, bu zamanda öyle mürşid mi var, siz bunları mürşid mi diyorsunuz? Daha da ileri sözler var da, ben şimdi onları söylemeyeyim. Tabi bunlar, normalde bir de, ama evliya mekıbelerinde geçen, işte Kuşer'i de olsun, Avarif, Marif de olsun, veya Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sohbetlerinin sonundaki kerametleriyle alakalı konulan yazılar olsun, bunların hepsini de böyle üst üste koyup, veyahut da işte bir kısım böyle Sufilerin ileri geri, şatahatvari konuşmalarını da örnek alarak da buna böyle aykırı bir cephe oluşmuş vaziyette.
Bunu böyle işte son 300 yıl, 400 yıl, 500 yıl olarak nitelendirmemiz biraz böyle zamanı daraltıyor. Ben son 1000 yıl diyorum buna. Şimdi bir, bunu yerli yerine koyalım. Velilik, ayetle, hadisle, imamların iştahatlarıyla sabit olan bir hay. Bir kimse veliliği inkar ederse, ayet kerimeleri inkar etmiş oluyor, ayeti inkar ediyor, hadisleri inkar ediyor, imamların iştahatlarını inkar ediyor ve inkar eden kimse bir, küfre giriyor.
Veliliği inkar eden kimseye tehdit, iman, tehdit-i nikah gerekli. Hala da diyorsa velilik yok, o kesin kafir oluyor. Kesin. Bir kimse şunu diyebilir. Ben x kimsenin veli olduğuna inanmıyorum. Allah yoluna çık etsin, sen inanmayabilirsin. Bunda bir sıkıntı yok. Ama veliliğe inanmıyorum diyorsa, o kimse kesin kafir oluyor. Şimdi ayet, Yunus suresi ayet 62. İyi bilin ki Allah'ın dostlarına, velilerine korku yoktur, onlar üzülmezlerden. 63. ayet, onlar iman eden ve Allah'tan korkanlardır. 64. ayet, onlara dünya hayatında da, ahirette de müjdevardır. Allah'ın sözleri asla değişmez.
İşte büyük kurtuluş budur. Demek ki velilik, veliler veya velilik, Kur'an'la sabit. Önce bunu bir kendimizde yerleştirme. Velilik, Kur'an'la sabit olan bir hay. O zaman bunu inkar etmek, haşa insanın küfreye düşmesidir. Ve yine, bu Kur'an'dan bakın bunlar. Ben bu konuda kendi sözümü söylemiyorum. Nebih suresi ayet 38-39-40. Böyle söylüyorum ki, sohbetleri böyle irdelercesine veyahut da sohbetleri böyle bir eksik kusur bulmak için uğraşanlar var. Böyle kendilerini de açıya veriyorlar, yazıyorlar sonra. Burada böyle böyle demiştim, bunun hani şeyi nerede, delili nerede diye.
O yüzden delillendirilerekten söylüyorum. Allah onlardan da razı olsun. Ben onlara kızmıyorum. Beni daha da iyi zikrini ediyorlar. Ben dersime iyi çalışıyorum. Yani ben onlardan rahatsızlığım yok. Sakın öyle bir şey de anlaşılmasın. Ben o insanlara da bu konuda saygı duyuyorum. Takip etsinler. Delilini sorsunlar. Harika bir şey. Ben sufiliği gibi söz verdim. Kendime de bütün kardeşlere. Kur'an, sünnet, imamlarının iştahına uyacak söylemiş olduğumuz her şeydir. Evet, şimdi neydi? Tekrar Nemül Suresi, ayet 38-39-40. Neyle alakalı? Süleyman Aleyhisselam'la alakalı. Süleyman Aleyhisselam ne yapıyor? Belkıs'ın tahtını istiyor. Belkıs gelmezden önce.
Belkıs yola çıkmış. Ama yola çıkmış, Belkıs gelmezden önce. Belkıs'ın tahtını istiyor. Ve diyor ki, ayet 38'den. Süleyman, ey ileri gelenler. Onlar bana Müslüman olarak gelmeden önce o Melike'nin tahtını bana hanginiz getirebilir dedi. Bakın Süleyman Aleyhisselam bir peygamber. Hani gaybı bilmez diyorlardı ya. Ben de geçen hafta peygamberlerin gaybı bileceklerini, Allah'ın onlara gaybı söyleyeceklerini, bildireceklerini söylemiştim. Yine diyor bak Süleyman diyor ki, onlar Müslüman olarak gelmeden önce, yani henüz daha onlar Müslüman değil ve Belkıs'ın ve avanesinin Müslüman olacağını Süleyman Aleyhisselam biliyor. Diyor ki, onlar Müslüman olmadan daha henüz, onlar gelmeden önce Müslüman olacaklar da, Müslüman olmazdan önce o diyor tahtı bana kim getirebilir?
Dinlerden bir ifrit, dikkat edin. Dinlerden bir ifrit. Malum Süleyman Aleyhisselam, dünya üzerinde şeytanı ve kafir cinlileri emrine alıp, onları emrinde çalıştıran bir peygamber. Onları bu kağalarla bu kağalayı, yani kendisine köle edip, şeytanın ve kafir cinlileri kendisine köle edip, onları normalde inşaatta orada burada amelelik yaptıkmış bir peygamber.
O bütün herkesin korktuğu, çekindiği şeytan amelesi. Cinli tayfesi amelesi. Bakın amelesi, öyle cinlerden bir ifrit diyor ki, sen makamından kalkmadan evvel. Süleyman Aleyhisselam orada koltuğunda oturuyor. Süleyman Aleyhisselam hem peygamber hem kral. Beni İsrail peygamberlerinin içerisinde Davud gibi, hem kral hem peygamber olanlar var.
Süleyman Aleyhisselam da onlardan birisi. Hem kral hem peygamber. Diyor ki cinlerden birisi. Diyor ki sen koltuğundan kalkmadan, doğrusu onu getirme, benim gücüm yeter ve ben emin bir kimseyim. Yani bana müsaade et, ben emin bir cinliyim. Ben onu sen diyor, oturduğu yerden kalkmadan onu getireyim. Ama Süleyman Aleyhisselam ona getirilemiyor. 40. ayet, nezdinde kitaptan ilim bulunan biri, ben onu sana gözünü açıp kapamadan getireceğim dedi. Öbürü ki koltuktan kalkmadan dedi. Ama Süleyman Aleyhisselam'ın yanındaki bir veli, şimdi bunun adını öyle koyacağız. Çünkü diyor ki ona kitaptan ilim bulunan bir kimse. Yani ilmilli dün sahibi.
Süleyman Aleyhisselam'da bu ilim yok mu? Allah'u alem var. Bunu kim getirebilir? O zaman etrafındaki ilimlerden birisi diyor ki, ben onu sana gözünü açıp kapamadan getireceğim dedi. Süleyman tahtı yanında duruyor görünce, bu Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü yoksa nankörlük mü edileceğimi sınaması içindir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz ki Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir, büyük lütuf sahibidir dedi. Yani daha henüz Süleyman Aleyhisselam daha gözünü açıp kapatıncaya kadar Belkıs'ın tahtını yanı başında görüldü. Görüldü, yanı başında. Taht gelmiş. Şimdi bunun üzerinde bir sürü tartışma yapıyorlar.
Yok onlar öyle mi gördüler, yok onlar şöyle mi gördüler. Buna akıl yürütme kardeşim, iman et. İman et. Süleyman Aleyhisselam'ın yanında böyle bir veli zat var. Bu veli zat, Cenab-ı Hakk'ın lütfu, iklamı, ihsanı yaratmasıyla Belkıs'ın tahtını göz açıp kapatınca kadar Süleyman Aleyhisselam'ın yanına Allah'ın izniyle getirdi. O zaman o velinin kerameti oldu mu bu? Oldu. Ali İmran ayet 37. Bakın peygamberin sağlığı, Süleyman Aleyhisselam'sa Süleyman Aleyhisselam'ın yanındaki onun peygamberliğine iman etmiş bir kul, bir veli zat. Ali İmran 37. Rabbi onu güzel bir şekilde kabul etti ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi ve Zekerya'yı onun bakımına memur etti.
Zekerya, Meryem'in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek rızık buldu. Bu sana nereden geldi? Ey Meryem dedi. Meryem, o Allah tarafındandı. Şüphesiz ki Allah'a dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır dedi. Ali İmran ayet 37. Meryem annemize Zekerya Aleyhisselam'ın Cenab-ı Hak dedi ki Meryem'i koru, Meryem'e hizmet et. Meryem nerede? O zaman için mescitte. Mescidin içerisinde Meryem kendisini kapattı. Mescitte yaşıyor. Dışarı çıkmıyor. Hiç kimseyle görüşmüyor. Hiç kimseyle de konuşmuyor. İnzilada. Ve Cenab-ı Hak peygamberi ona hizmetçi kıldı. Zekerya Aleyhisselam Meryem annemizin yanına gelip ona yiyecek içecek bir şeyler getiriyor.
Ama her geldiğinde Meryem annemizin yanında taze, taze, meyve, taze yiyecek içecekler görüyor. Her geldiğinde kendisi bir şeyler getiriyor. Ama ve lakin her geldiğinde bakıyor kendisinin getirmediği, yiyecekler görüyor orada. Ve diyor ki Meryem'e, diyor ki bunları kim getiriyor, bunlar nerede? Meryem annemiz cevap veriyor. Bu diyor Allah tarafındandır. Ve şüphesiz Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır. Demek ki Meryem annemiz de Eylia'dan, o da Eylia'dan, Cenab-ı Hak hiçbir iş görmeksizin sebepsiz, sebebi yok. Onu rızıklandırıyor. Taze yiyecekler, taze hani eski dilde incir derler.
Bildiğiniz incir değil, hani işte üzüm, karpuz, kavunun hepsi de incir sınıfındadır böyle. O taze meyveler, taze incirler, taze yiyecekler görüyor. Demek ki velilik ayetlerle sabit. Burada Meryem annemizi aldım. Hani sadece erkekler gibi velik. Kadınların velisi yok mu? Evet var. İşte Meryem annemiz buna bir örnek. Bakın Meryem annemiz buna örnek. Şimdi peygamberlerin üzerindeki mucizelerde hani son zamana kadar tereddüt yoktu. Tabi yeni yeni, yeni profesörler üredi İslam dünyasında. Bu sonradan üreyen, bugün açıklamasını yaptım. Bunların soyları tabile dayanan, soyları manevi olarak tabile dayanan soyu bozuklar bunlar. Dünya üzerinde iki tane soy vardır.
Birisi Adem Şid üzerinden soy gelir. İbrahim, İbrahim'den Muhammed Mustafa'nın, oradan Hazreti Fatıma'dan, Ali'den, Hasan'dan, Hüseyin'den yürür. Bir soy daha vardır. Adem, Adem'in üzerinden Kabil, Kabil üzerinden gelen, Kabil üzerinden gelen bir de soyu bozuklar vardır. Bunlar ne yaparlar? İşte bunların son şeyi normalde işte Ebu Cehil'ydi, Utbe'ydi, Şeybe'ydi. O soy devam eder. Hazreti Ali Efendimiz'i şehit edenler, Hazreti Hasan'ı ve Hüseyin Efendimiz'i şehit edenler, dinde fesat çıkaranlar ve kafirler, münafıklar, mürtedler bunların soyuları bozuktur. Ben sütü bozuk, kanı bozuk, soyu bozuk dediğimde bunu söylüyorum. Kimsenin annesiyle, babasıyla işim yok mu? Evet, bu böyle manevi bir soydur bu.
Bu manevi bir kanaldır. Eğer o manevi kanal üzerinde senin soyun, manevi soyun, Adem, Şik, İbrahim, Muhammed Mustafa üzerinden geliyorsa, sen soyun senin manevi olarak temizsin. Düşersin, kalkarsın, yan yatarsın, çamura batarsın, toparlarsın. Eyvallah. Ama senin soyun manevi olarak bozursa, Kabil'e dayanıyorsa, işte o zaman yürüyon, geliyon, münafık, kafir, mürted, böyle işte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar eden bir soy olmuş oluyorsun.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizesini inkar eden kimsenin Ebu Cehil'den farkı kaldı mı? Ebu Cehil de dedi ki sen büyücüsün, inkar etti. Peki, Ebu Cehil'in soyu devam ediyor. Halbuki Ebu Cehil, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zahiri amcası. Doğru mu? Ama bakın amcası olmasına rağmen soy farklı. Manevi soy bu. Bu sohbeti başka yerde bulamazsın. Bu manevi soyudur. Manevi. Senin manevi. Senin annen baban önemli değil. Senin deden neden önemli değil. Senin Arap olmuşsun, Çerket olmuşsun, Türk olmuşsun, Yunan olmuşsun. Bu önemli değil. Senin manevi soyun nereye bağlı? Bu önemli.
Manevi soyun nereye bağlı? Bu önemli. Hani bir hadis-i şerif var ya anlamakta zorluk çekeriz. Kul tam cennete gidecek. Bir Rab'ın kaldığı söylediği sözden dolayı cehenneme gitti. Tam cehenneme gidecek. Söylediği bir sözden dolayı cennete gitti. Soyla alakalı. Bu kimsenin manevi soyu, tabiri caizse manevi kütü nereden? Hangi kanaldan geldi? İşte eğer senin soyun, senin soyun Ebu Cehil'e, Utbe'ye, Şehbe'ye dayanıyorsa, manevi olarak sen bugün de çıkacaksın, profesör olarak Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin mucizesi yoktur diyeceğim. Bakın bunu söyleyeceğim. Birisi böyle söylüyorsa şunu da içinden. Aha zamanın Ebu Cehil'i.
Bu Ebu Cehil soyun nabı. Bu soysuz. Bunun sütü bozuk, bunun kanı bozuk. Manevi olarak. Annesiyle babasıyla işimiz yok bizim. Bakın annesiyle babasıyla işimiz yok. Manevi bu. Yani çalış, kendince Cenab-ı Hak senin mananı açsın, mananı açsın, gör soysuzları. Soysuzları gör.
O soyu bozuklarını gör. O kanı bozuk, sütü bozuklarını gör. Ebu Cehil dün de vardı, bugün de vardı. Bakın ruhunu oğlum. Ne dedi? Dedi ki ben de bilden geliyor soyu. Bilden geliyor. Abil soyunu. Ne yapıyorlar? Peygamber Salat ve Sedem Hazretleri'nin mucizelerini reylediyorlar. Diyorlar ki peygamber hiçbir mucize göstermedi. Nereden çıkabiliyoruz bunları? Hadislerin hepsi de yalancı zaten. Hadislerin hepsi de at kenara sahih değil. Onun soyu bozuk işte. O soysuzlar da.
Ya ağır konuşuyorsun. Canım kardeşim benim. Ne yapayım soysuza soylu mu deyin? Ne yapayım soyu bozuk kimseye soylu mu deyin şimdi? Ne yapayım manevi olarak yolu olmayan bir kimseye yol mu deyin yani? Senin yolun var mı deyin? Ben o sufilerden değilim. Ben soyuza soylu diyemem. Ben ulusuza uğurlu diyemem. Ben neyse onu söyle. Ben bildiğimi söylüyorum. Enafesi. Var ya şeyde de İslam'da helal var ve haramlarda nemmamlıkla alakalı bir konu var. Ne diyor orada ayeti kerime İbni Mubarek hazretleri? O diyor nemmam.
Onlar diyor soyu bozuk. Onun onun çocuklarıdır. Burada annesinin babasını atfetmiyor. Bu manevi bir şey. Hiç kimsenin anasıyla babasıyla işi yok. Hiç kimse. Ama o mane ne olmuş oldu? Onun soyu bozuk oldu. Maneviyat çünkü manevi olarak soyu bozuk. Şimdi o manevi soyu bozuklar peygamberlerin mucizelerini reddettiği gibi velilerin kerametlerini de reddediyorlar.
Çünkü peygamberin mucizesiyle velilerin kerametinin arasında ince bir perde var. İnce bir perde. Evet işte şimdi de sahabeden örnekler. Velilikle alakalı, velilerin kerametleriyle alakalı. En bilinenden başlayalım. Ne dedi Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri? Hutbeder. Hutbenin konusu başka bir şey. Ordu. Ya Sare Cebele. Dedi ki daha. Bakın Udi sesi sadece Sare duymadı. Sare komutan. Sadece Sare duymadı. Ya Sare Cebele dedi.
Ve bütün ordu ritmik olarak. Bulmadım da onun eteğine çekildiler. Muhasaraya giriyorlardı. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri gözünün önünde gördü onlar. Gözünün önünde görünce bir tuzak var orta yerde. Ya Sare Cebele diye bağırdı. İşte o Ya Sare Cebele deyince ne yaptı? Bütün ordu dağın eteğine doğru geldi. Ve sahabeler dediler ki ya Emre Eylül binin yani böyle bir şey söyledin gizlemedi. Dedi ki o dün muhasara altın anlıyordu. Ona söyledin dedi. Hani bir tane daha var ya Hazreti Ömer Efendimiz'den. Amr bin As şeye gidiyor.
Mısır'a vali. Amr bin As mektup yazıyor. Buradaki kıptiler senin bir senenin belli gününde nîh nehri tersine akıyor. Onu diyor kıptiler öyle görüyor. Bunu diyor mübarek bir gün olarak sayıyorlar. Bununla alakalı ne buyurursunuz diyor. Hazreti Ömer Efendimiz'e. Kelam şu. Ey nîh dosdoğru akıcağın yine ak. Sakın istikametini değiştirme. Mektup. Bunu diyor nîh ne at. Bu nâmeyi Emre'l-i Mü'minim. Bu diyor mektubu bu cümleyi nîh'e at. O gün geldiğinde.
O gün geliyor kıptiler bekliyorlar. Nîh geriye doğru akacak diye. Amr bin As mektubun elini üzerine atıveriyor. Nil sakinleşiyor. Normal düzende akmaya başlıyor. Kıptiler diyorlar ki ya olamaz. Bilmem kaç bin yıldır bugün nîh hep geriye doğru akardı. Bugün akmadı diyorlar. Şimdi işte demek ki Hazreti Ömer Efendimiz'de bu tip kerametler var. Sahabelerde de var. Mesela cinli tayfesini tutan sahabe var. Hani meşhur ya Beytülmon'un başına nöbetçi dikiyor. Bir de çizgi çiziyor. Sakın alıyor. Beytülmon'un etrafına. Nöbetçi de diyor ki buradan dışarı çıkma. Geliyor cinli tak sahabe tutuyor yakasından. Sonra ona diyor ya sana bir şey öğreteyim beni serbest bırak diyor.
Ne diyor öğreteceğim? Ayet-i Kursu'yu öğretiyor diyor ona. Diyor ki bunu eğer ki okursan diyor ki bütün şerlerden emin olursun. Bırakıyor cinliyi. Sabah geliyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Kim geldi diyor ona. Kadı diyor ki böyle böyle cinlilerden birisi geldi. Ne öğretti sana diyor. Bunu öğretti bana. Ayet-i Kursu'yu söylüyor diyor. Doğru söylemiş diyor. Cinli doğru söylemiş diyor. Cinliler hepsi de doğru söylemez çünkü. Şimdi demek ki bu tip insanlar var. Veli, Allah dostu sahabenin içerisinden. Başka bir adişleri. Hazreti Ömer radıyallahu anh'dan rivayet edilmiş. Bir gün Allah Resulü ve Teala'nın bulunan sahabelerini şöyle buyurmuştur.
Allah'ın kulları arasında öyleleri var ki peygamber ve şehit değinirler. Ama kıyamet günü Allah katındaki mevkilerinden dolayı peygamberler ve şehitler onlara imrenirler. Sahabeden bazıları. Ya Resulallah onlar kim? Bize haber verir misin? Dediler. Allah Resulü buyurdu. Onlar aralarında alıp verdikleri bir mal ve akrabalık olmadığı halde sırf Allah için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzleri nurdur ve kendileri nur üzerindedirler. Kendileri yüzleri nurdur ve kendileri nur üzerindedirler. İnsanlar korktuğu zaman onlar korkmaz. İnsanlar üzüldüğünde onlar üzülmezdir buyurdu ve haberiniz olsun. Allah'ın sevgili kullarına korku yok. Onlar üzülecek değillerdir ayeti olan Yunus suresini okudu.
Ebu da mutlaka geçiyor. Demek ki veliler kimmiş? Allah'ın nuru üzerinde olan ve onların yüzleri nurmuş. Başka bir adişeride ne diyordu? Onları gördüğünüzde Allah hatıra gelir. Demek ki o velileri gördüğünüzde Allah hatırına gelir. Buhar'de meşhur Hades-i Kudsi var ya bile. Kim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Bakın Allah'ın harp ilan ettiği bir faizciler vardır. Bir de Allah'ın velilerine düşmanlık besleyenler, düşmanlık yapanlar vardır. Allah bunların tekesine harp ilan eder. Devam ediyor. Ebu Hureyve radıyallahu anh anlatıyor.
Ve bunu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Demek ki kul önce ne yapacakmış? Allah'ın farzlarını yerine getirecek. Bakın Allah'ın farzlarını yerine getirecek. Sonra devam ediyor bu Hades-i Kudsi. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder. Sonunda sevgime erer, onu bir sevdim mi artık ben onun işiten kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm. Hades-i Kudsi'ye dikkat edin. Gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yüreğin ayağı, söyleyen dili oldu.
Ve devam ediyor. Benden bir şey isterse onu veririm. Benden sığınma talep ederse onu himayeme alırım, korurum. Ben yapacağım bir şeyden mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem. Bu Hades-i Kudsi'ye almamın sebebi şu. Hani veliler oku, yaydan çıkan oku geri döndürüyordu ya. Demek ki gören gözü, tutan eli, yüreğin ayağı, söyleyen dili. Ve veli bir şey isterse Allah da onun istediğini ne yaptı? Verdi. Hades-i Kudsi'ye göre. Yine Ahmet Hanbel'den bu hadisleri. Bu hadis-i şerifte de onlar sebebiyle ihya edilir, velilerle alakalı, arz değil.
Ve öldürülür, yağmur yağar, nebat biter, belalar def edilir. Bakın burası da önemli. Ve velilerin yüzü sürmetine belalar def edilir. Burada konumuzla alakalı olanları aldım. Der ki, haberi rivayet eden İbn-i Mesud'a denildi ki, yani İbn-i Mesud kim? Sahabenin fakih olanı. Fıkıh erbalı İbn-i Mesud. Yani sahabenin içerisinde fıkıhıyla öne çıkmış, sahabenin önder fakihlerinden birisi İbn-i Mesud. Burada kim naklediyor? İbn-i Mesud naklediyor. Diyor ki, İbn-i Mesud'a nasıl onlar sebebiyle ihya ve öldürme olur yağmur yağarın? Cevabı veriyor.
Çünkü onlar Allah'tan ümmetlerin çoğalmasını talep ederler ve çoğalırlar. Cebbarlara beddua ederler, onlar azalır. Cebbarlar zulmeden, etrafına zulmeden, cebbar olan kimselere de ne yapıyorlarmış? Onlar beddua ediyormuş. Ne yapıyorlarmış cebbarlara? Beddua ediyorlarmış. Bize şimdi yumuşak bir verilik nasıl sen kafirlere edermişin? Nasıl zalime beddua edermişin? Diyorum ki, peygamber beddua etmiş kafirlere.
Selamat ettir, beddua etti. Bu yumuşaklığı nerede? Siz asla, ey iman edenler, kafirleri kendinize dolu için sen. Bu ayet-i kerimeye ne deyin, sizin münafığı kafiri alkışacak mısınız? Nerede böyle bir din?
İslam uydurmaya çalışıyorlar. Hakkın var mı? Kimi müamini müslümanlar? İbni'lik yapanları, azmanın üzerinden dedi ki, kavmi yıkılması lazım dedi.
Onların güzelse evleri başları damları başına yıkılacak. Hani nerede burada hoşgörün? Ben müslümanım diyen böyle bir eşcinsel sevinci oldu başımıza. İslam'a dedi, kovdu Medine'den. Çünkü kırıtan erkekleri. Bunlar ne dedi? Birisine sordu. Bunlar kendilerini kadın hissedenler ya Resulallah. Çöle sürdü onları. İçlerinden bir tanesini seçecekler. O bir tanesi gelecek Medine'den dedi. İşte ihtiyaçlarını alacak, gidecek Medine'de yaşamayı yasakladı onları. Bakın Medine-i Münevvere'de onların yaşamalarını yasakladı. Çünkü onların birbirleriyle zina ettiğini görmedi.
Kimse de bilmiyor. Ama Halid bin Velid zina edenleri yakaladı. Yakalayınca Hazreti Ebu Bekir bunlar erkek erkeğe zina ediyorlar. Lut Aleyhisselam'ın kavminin yapmış olduğu pis işi yapıyorlar. Bu konuda hükmeler. İşte hadisleri. Müslümanları topladı. Fakir gönder olanları topladı. Herkes kimisidir ki ucundan aşağı atılması lazım. Kimisidir ki işte gömülmesi lazım. Ondan sonra kimisidir ki şu olsun bu olsun. Hazreti Ali Efendimiz fetvayı verdi. Ben ilmi şehrisem o da kapısıdır. Hadis-i şerif. Arabi Ali'nin döndüğü yere hakkı döndür.
Amin. Hadis-i şerif. Lütf'a bu ikrama mazhar olmuş olan Hazreti Ali Efendimiz iştahat etti. Dedi ki onlar o melanet, o meyhun işi yaptıkları yerde öldürülecek ve o evde onların başlarına yıkılacak. Fetvalı. Kim o iş gömle davranıyorsun sen? Allah o melanetli işi yapan, lanetli işi yapanı boş mu görmüş?
Yerle yeksan etmiş, batırmış yer. Ne yapacak? Allah'ın velisi eşcin sefere dua mı edecek? Allah'ın velisi kafirlere dua mı edecek? Allah'ın velisi münafıklara dua mı edecek? Bursa'ya yeni geldim. Yalavaya sohbete götürdüler bizi. Zikrulara götürdüler. Daha doğrusu davet edildim. Davet eden de kim? Allah affetsin. Yeni derviş olduğum zaman böyle beni rüyasında görüp araya araya bayındıra kadar gelen Yalavadan bir zat. Havşo'nun yeğeniyle tanıştık sonradan. Ben bu kıssayı anlatınca sonra yazıştık yeğeniyle. Ya o demiş hala daha yeğeni falan ölmüş vefak etmiş. Allah rahmet eylesin. Geldi sen benim şeyhimsin. Benden yaşı büyük.
Seni yüzme kırmak istemem. Benim şeyhim var. Ben Nevşel Abdullah Gürnüz Efendi'ye bağlayayım. Diyor doğrudur. Yani tabiri derse diyor ki ben senin iyilerini görüyorum diyor. Sen benim şeyhimsin. Beni diyor dervişliği kabul etti. Ben yalvarıyım, yakalıyım, ben şey değilim, şöyleyim, böyleyim. İnanmıyor. Bir şey demiyorlar. Ben bir şey yalavadan biri bulmuş. Elinden koymuş gibi babayımdır lan. Bu da benim. Neyse konuştuk. Böyle ziyaret ediyor beni ara sırada. Şeyhini ziyaret eden gibi. Böyle iyi giyeyim mi? Kravatlı. Çok şık geziyor. Emekli. Allah'ın insanı. Yani hali vakti de yerinde belli böyle. Ben yalvarıp yakalıyım. Benim şeyhim Nevşel'e götüreyim seni diyorum Nevşel'e.
Hani onlar dersem. Benim şeyhim sensin diyor bana. La havre ve la kuvvette. Kimseye de bir şey diyemiyorum. Diyorum. Şimdi iş ayyuka çıkacak. Neyse. Bayıldır'dan göçtüm. Şeyh Efendi öyle bir şey götürdü ya beni. Aha dedim ya böyle birkaç tane var. Bir tane de İzmir'den geliyor. Bir tane Aydın'dan geliyor. Dedim ya tamam bunlardan hiç olmazı kurtulduk. Ödemiş'e gittim. Ödemiş'e göçtüm. Aradan iki ay filan geçti. Bir baktım bizim yana var orada. Dedim nereye gidiyorsun? Dedim bir yere gitmiyor. Şeyh'in buraya gömüldü buraya göçtüm. Hareket bu. Sen benim şeyhimsin. Yapma etme. Bu sefer ben Ödemiş'teyken 3-4 sefer Ödemiş'e geldim. Mutant bir derviş.
Hani şeyhefendi diyorduk. Kırk günde bir şeyhini görmesi lazım. Gidip ziyaret etmesi lazım. Sohbetine katılması lazım. Oğlum bize öyle söyledi. Biz öyle bir itimatız. Kırk günde bir kimse şeyhini ziyaret edecek. Sohbetine katılacak. Haluk etsiye kullarına katılacak. Bizim öğrendiğimiz suhulü bu. O da kırk gündedir geliyor. Hikaye geçirmiyor yani. Yaşlı ben utanıyorum, sıkılıyorum. Ben şeyh değilim. Dinlemiyorum. Ödemiş'te devam etti. Ödemiş'te devam etti. Geliyor, bakıyor, ağlıyor. Böyle dua ediyor. Gidiyor. Allah'ım diyorum ya Rabbi ya Resulallah. Neyse. E tabi İzmir'den gelen var. O rufayeler var İzmir'den. Onlar geliyorlar. Ben Ödemiş'ten gene bir daha dedim.
Tamam yük atıyoruz biz. Bir böyle kapsül atalım gibi. Bursa'ya geldim. Adam elinden koymuş gibi Bursa'da adam dükkana geldi. Bir baktım dükkanın önünde. Huu üstadım diyor bile. Bütün çarşı bana bakıyor. Medrese pasajı. Zaten orta gündem doydu. Kan ikilik oldu. Mezduban. Tabi sabahleyin geliyor birisi. Elin daha sağ. Şeyin. Çarşının başına. Al sahibi diyor. Küt. Bütün o içerisi ona bakıyor. Usta arlandi. Abdülkadir Geynan Hazretler'den. Huu selam getirdim. Huu. Bütün çarşı bir bana bakıyor.
Bir ona bakıyor. Allah'ım ya Rabbi. Bunlar diyorum eksilmiyor. Artık o aylar. Artık o aylar. Eksilmiyorlar. Neyse bütün çarşı artık öğrendi bizim. Dakika bir gol bir. Nerede var ne varsa geliyor bize. Huu diyen geliyor. Hay diyen geliyor. Hatta bir sabah. Sabah erken de yedi buçukta. Biri baktım semah elde edildi. Ulan gene geldi biri dedim ya. Tamam dedim ya yapacak bir şey yok dedim. Semah diyor bir deniz. Tamam diyorum ben. Tamam o da huuu. Tamam huuu eyvallah. Gel bakalım otur. Haydi yemek gibi çorbayı iç. Çay iç tamam mı? Söyleyemiyorsun ki böyle yapma diye. Ondan sonra biri soruyor lan. Bilader ayrı işler diyor. Huu. Anneden bilader dedi ona. Ya diyorum sakin ol.
Onlar beni normal esnaf görüyorlar. Sen normal değilsin. İşte şu. İşte bu. Bağdat'tan selam getiren. Beyrut'tan selam getiren. Ne oldu? İpini koparan geliyor. Neyse sana baktım mı olmayacak. Şey efendim dedim. Efendim dedim. Ne yapacaksan ya? Bunlardan başımı kaldıramıyorum dedim ben. Ne oluyor dedi evve de. Bir güne koparan geliyor dedim ben. Huu diye geliyor. Haydi en geliyor dedim. Allah'ın sana. Maşallah Mustafa'nın. Mesutlar çok seviyor oğlum seni dedi. Otur. Hani otur. Gelmesinler demiyor mu? Mesutlar seni çok seviyor diyor. Dikiyor. Artıyor. Önceden haydi bir tane, iki tane geliyordu. Fergin gelmeye başladı. Huu diyene gel diyor. Otur Yemeni'yi aman lütfen Allah rızasız için.
Yemeni'yi şeyini iç, şeyini iç. Tamam yürü bak. Nereden geldikleri böyle değil. Gidiyorlar böyle. Allah bizi affetsin. Bu zaten işte bizim o Yalaroğlu'da. Bir baktım ah geldi. Dedim yok ya. Dedim. Bu onun arkası çökün ediyor zaten. O geldi bir sonrası hepsi de geliyor. Dedim tamam arkası hepsi toplanacak bunlar. Huu hu eyvallah. Dedi bak. Gördün mü Mustafa Efendi dedi. Daha yakına geldik dedi. Daha fazla görüşeceğiz. İnşallah görüşürüz abi. Tamam mı? Ben için görüşürüz abi. Sen benim üstadımsın diyor. Bana abi deme yani. Sen benim üstadım bak. Ben her seferinde sana aynı şeyi söylüyorum. Benim üstadım var Mevşe evre. Biz böyle böyle. Onun zaman gel.
Ondan ders al. Diyor. Sen bana ister ders ver, ister ver. Sen benim üstadımsın diyor şimdi. Neyse. Ve geldi gene bir hafta dedi. Bizi bir şenlendir. Bu akşam dedi. Ondan sonra abimin oğlanın kardeşimin evine dedi. Zikre gelecekler derse. Sen de buyur ya. E dedim inşallah gelirim. Tamam. Ahmet Özbağ söyledim abime. Bir kişi daha mı? İki kişi daha mı var yanımızda? Bizi abimin arabasıyla çıktık yola. Adres verdiler. Yolda bir de trafik kazası oldu. Başkası. Onları götürdük hastaneye. Zikrullah'a gideceğiz biz. Oradan berisi geldi. Kapatayım bir berisi. Biz dedi. Ben dedi şeyi buldum. Ne oldu? Kazayı gördüm.
Siz dedi yürüyün gidin dedi. Ben dedi polislerle baş ederim dedi. Yoksa siz işini karakola götürecekler. Orayı buraya götürecekler. Allah razı olsun dedi. Yürüdük biz. Doğru kapatayı olursa iş görür. Neyse git tek tek yola. Tabii sohbete gittik oradan. Konuşur. Şeyhin adını söylemeyeyim şimdi. Yani kimse bu uzatmesin diye. Sohbet ediyor. Sohbet ediyor ki işte bir veli, bir muşit kafire de dua eder. Münafı'ya da dua eder. Fası'ya da dua eder diyor. Biz herkese dua ederiz diyor. Tabii sohbet öyle bir noktaya geldi. Herkese dua eden, kafire dua eden Muaviye'yi dua etmiyorlar. Biz Muaviye'yi kötülüyor bile.
Asla bu yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Asla abıma sakın sövmeyin, sövücü olmayın, hakaret etmeyin. Hadi şey yapın. Ha seversin, sevmezsin. Hayırlı bir şey. Hakaret değil mi? Şey yapmam. Böyle söyledi. Dedim efendim bir şey soracaktım. Buyur. So. Dedim kafire dair dua edin dedim. Hz. Muaviye'ye dedim. Neden sövüsün? Neden ona dua etmesin? Öyle ya. Münafı'ya dedim. Kafire, falsa dua eden kimse. Muaviye'ye dedim. Neden dua etmesin dedim. Öyle ya. Muaviye'ye Hz. Yender'le işimiz yok. İşte şöyle, işte böyle.
Herkes kurşturamam. Bülbül ayrıdır, kargı ayrıdır. Ondan sonra işte o atıyor bize. Kalktım. Hakkını zelal edin dedim. Siz bülbül olun, biz kargı olalım. Siz iyi olun, biz kötü olalım. Siz iyi olun, biz kötü olalım. Dedim ahenginizi bozdu. Hakkını zelal edin, özür dilerim. Kalktım. O benim davet eden. Yahu dedim. İntikamımı Geylana Hazretleri Hazretleri. Şimdi ben öyle değilim. Benim dedim, pirim dedim. O benim hakkımı savunacak olan da o.
Ben orta yere dedim. Kendi evimden çıkmış bir insan değilim. Benim dedim. Hakkımı Hz. Ali Efendimiz'e asılın. Amin. Ne dedi o dedim. Misafirin gönlü incedir bu kıldan. Bal tefsiri var ya. Hz. Ali Efendimiz diyor. Diyor ki misafirin gönlü, balın içerisindeki kılla alakalı. İncedir bu kıldan. Bakın dikkat edin. Misafir kırılmaz. Misafir incitilmez. Misafir. Haklı olsan dahi onu kıramazsın. Haklı olsan dahi onu incitemezsin. O oradan kırılır, incinin gidersen. Senin de iki yakın bir yere gelmez.
Dedim ki benim hakkımı dedim. Geylana Hazretleri Hazretleri Hazretleri. Ben dedim ona havale ettim. Hakkımı. Sonra o geldi. Yaşananları hep bana anlattı neler yaşandığını. Hani duanı geri al manasında söylüyor. Dedim yok. Dilden çıktı dedi. Dilden çıktı dedim. Biz dedim ki cindik o gün dedim. Misafirler de var. Gerek yoktu dedim. Böyle bize celallik yapmasına. Bir de El Fatiha, El Fatiha. Bundan sonra burayı çağıracak olduğunuz kimselere soracaksınız. Muaviye Hazret mi diyor ne demiyor mu? Muaviye Hazret diyorsa getirmeyeceksiniz buraya. Şey bunu söyleyeyim. Söyleyeyim şey. Mürütleri var. Biz kalktık.
Yürüdük geldik. Şimdi veliler demek ki ne yapıyorlarmış? Onlar ümmetin çoğalması için uğraşıyorlar. Ve bunlar bir şey talep ederlerse Allah da onların taleplerini yerine getiriyor. Çünkü Allah'tan ümmetlerin çoğalmasını talep ederler. Ve çoğalılar cebbarlara beddua ederler. Demek ki bu veliler ne yapıyormuş? Zalimlere, cebbarlara beddua ediyorlarmış. Ve yağmur talep ederler. Yağmur yağar. Onlar dilerler. Onlar için arz nebahat veriyor. Dua ederler. Bu dua sebebiyle nice belalar defol. Bakın dua sebebiyle ne oluyormuş? Belalar defoluyormuş. Başka bir adı şerif. Cami üstadgirde geçiyor. Allah'ın öyle kulları vardır ki şu şöyle olacak diye yemin etse Allah onu yalancı çıkarmaz.
Demek ki Allah'ın öyle kulları var. Şu şöyle olacak diye yemin etse Allah onu boşa çıkarmaz. Yine Buhari Müslim'den Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah adına yemin etseler Allah onların yeminlerini yerine getirir. Allah ne yapıyormuş? Onların yeminlerini yerine getiriyormuş. Yine Müslim'den bir hadı şerif. Saçı başı dağınık toz toprak içinde ve kapılardan geri çevirilen nice insan var ki Allah adına yemin etse Allah yeminini yerine getirir.
Müslim'den bu hadı şerif. Yine Sûmîti'den ve Teberhani'den Allah'ın bazı kulları vardır ki Allah onları, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar ihtiyaçları için onlara sığınırlar ve onlar kıyamet günü Allah'ın azabından evindirler. Demek ki ne oluyormuş? Onlar o Allah'ın okuluna sığınıyorlarmış ve Allah onları ne için? İnsanların ihtiyaçlarını gidermek için onları yaratmış. Cenab-ı Hakk'ın cümlemizi onlardan evlesin. Yine bunları bir de İbn-i Teymiye'den bu. Fetevatül Kübra'dan. Yani böyle İbn-i Teymiye'yi bize başka türlü tanıtıyorlar ya.
Bakın İbn-i Teymiye'den. Halid bin Velid bir kaleyi kuşatmıştı ama kale treniyordu. Kaledekiler dediler ki eğer şu zehri içersen siz de teslim oluruz. Bakın ya şu zehri içersen kaleyi siz de teslim ederiz. Buna hiç zarar verdiler. Yahudiler Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerini Hayber'te zehirlediler ya.
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ne yaptı onları topladı. Dedi ki hanginiz bu zehri verdi? Kadın çıktı ben de dedi. Niçin zehirlediniz dedi. Sordu niçin zehirlediniz? Dedi ki dedi eğer bu hak peygamberse bu zehir buna zarar vermez. peygamberse zarar vermez. O zaman ona biat ederiz. Sehir onu öldürürse bu hak peygamber değildir diye hükmüne vardı dedi. Allah Resulü onları önce serbest bıraktı. Dedi ki bundan yiyen arkadaşlarım var dedi. Sahabeler var. Eğer bunlardan birisine zarar gelirse dedi. O zaman onları kısası uyguladı. Uygularım dedi. Ve sahabelerden şimdi tam hatırımda dedi. İki tanemiz, üç tanemiz.
Hatırına gelemezse söylesin. Kaç tanesi öldü. Şehit oldu. Bir tanesi, evet. Bir tanesi şehit oldu. Orada şehit olunca o kadının kısası uyguladı. Haklı özür diler. Bakın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem an ziyeterine zehir tesir etmedi. Ama son hastalığında Hz. Ayşe annemize dedi ki ateşli hastalık. Dedi ki o Yahudi kadının zehrinden böyle dedi ateş var. Bu ateş dedi o Yahudi kadının zehrinden. Demek ki aynı şeyi ümmeti olan ve sahabesi olan Halid bin Velid yapıyor. Zehri kendi eliyle içiyor. Bakın zehri kendi eliyle içiyor. Hz. Ebu Bekir efendimizin yılanın zehri tesir etti mi? Etmedi. Etmedi. Bakın ne yaptı?
Etmedi. Evet. Yine devam ediyoruz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem an ziyeterinin zamanında bir yalancı peygamber çıktı. Esret el ansi. Bu müslümetül kezdaptan önce bu. O sahabeden müslimi yakalıyor. Yakalayınca benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet ediyor musun diye soruyor. O da diyor ki seni duyamıyorum diye karşılık verdi. Seni duyamıyorum. Yani dediğini duymuyorum der. Bunun üzerine Esret peki Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna şehadet ediyor musun diye sordu. Ebu Müslim de evet cevabını verdi. Bunun üzerine Esret onu ateşe attırdı. Bu müslüm ateşin içerisinde namaz kılmaya başladı.
Ateş onun için seri ve selamet alıvermişti. Bu müslüm peygamber efendimizin vefatından sonra Medine'ye döndüğünden Hz. Ömer onu Hz. Ebu Bekir ile kenti arasına oturtarak Ölmeden Eren İbrahim Aleyhisselam gibi ateşe atılan birini bana gösterdi dedi. Bakın İbrahim Aleyhisselam'ın mucizesi Hz. Muhammed Mustafa'nın ümmetinin üzerinde bir keramet olarak tecelli ediyor.
Ümmetin velileri üzerinde bir keramet olarak tecelli ediyor. Şimdi zayıf hadis olduğu söylenir ya Ümmetimin velileri Deli İsrail peygamberlerine denktir. Bunu zayıf hadis olarak söylerler ama Bunu gazali normal hadis olarak bunu nakleder. Böyle bir hadisi zayıf olarak söylerler. Ben bunu zayıf olarak söylendiğini söyleyeyim inni olarak Ama benim için hadislerin hepsi de sahiptir.
Hepsi de kuvvetlidir, zayıf yoktur. Bu benim kendi inancım. İşte demek ki peygamberlerin üzerindeki o mucizeler Geçmiş peygamberlerin üzerinde Bilhassa Ben-i İsrail peygamberlerin üzerindeki mucizeler Ümmetin velilerin üzerinde keramet olarak tecelli etmiştir. Ve bunu bizim vahid gönderdi bana. İmam-ı Nevevinin başından geçen bir hadise Rical-i Gayb hakkında onların tasarrufu ile alakalı.
Abdullah bin Mesud rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetleri şöyle buyuruyor. Birinizin bindiği hayvan çölde kaçtığı zaman Ey Allah'ın kulları onu yakalayın diye seslensin. Çünkü aziz ve celil olan Allah'ın yeryüzünde onu tutacak kulları vardır. Yani bu hadis var. Bu hadisi ben başka kaynaklarda da okumuştum. Yani İmam-ı Nevevi'de de var bu. Ve normalde böyle bir şey var. İşte Nevevi bu hadisi bildiğinden dolayı Ondan sonra bir onun hocası Nevevinin hocası Ondan sonra bir neyini kaybediyor. Bu hadisi bildiğinden böyle dua ediyor. Ey Allah'ın kulları benim hayvanımı bulun geçin diyor.
Ve onun hayvanımı buluyorlar. Bu Nevevi'de geçiyor. Ve gelirlerin üzerinde kerametlerden gelişir. Bunu normalde Geylan Hazretleri'nin menkıbelerinde de okursunuz. Avarif-i marifte okursunuz. Bu tek elyan menkıbelerini her yerde okursunuz. Ama bunu normalde bir de Bediüzzaman Saygı Nursi'nin Hazretleri de aktarır. Hatta der ki yani ben Rusya'da zulüm altındayken Ben Geylan Hazretleri'nin himmetiyle zulümden kurtuldum.
Onun kerametiyle zulümden kurtuldum da. Yine Bediüzzaman Saygı Nursi Hazretleri Bir şey kaybolunca 12 İhlas bir Fatiha Geylan Hazretleri'nin ruhaniyetini okuyor. Kaybımı bana buldur Ya Rabbi diye dua etermiş. Ne yapalım dostum? Bunu ben denemiş insanım. Ya Rabbi lastik patladı benim ondan sonra. Neyse ben lastiği değiştirdim. Ama onun bir şifreli bir şey varmış. Nedir bu onun lütfusunda? Şifre kapağı. Ben bunu bilmiyorum düşünmüş. O da Almanya'dan geliyormuş. Normal bulurmuş. Cevdet dedi yani bunu bulmamız lazım.
Bunu bulmazsak dedi sıkıntı durum dedi. Almanya'dan isteyeceğim. Allah'ım ya Rabbi. Gittim. Bir şeyin kaybettiği sen kaybettiğin yerde aracaksın. Tekrar gittim. Ben orayı halbuki o gün aradım. Ben bulamadım hiç bir şey yok. Gittim tekrar aynı yere. Oturdum. On bir ihlası. On iki şey ayet-ül kürsü pardon. Ne dediydim? İhlas. Okudum ihlas ve fatihaları. Geller Hazretler'in rüvaneten dedim ki. Dedim dedim. Necarim yok. Şunu dedim. Bana buldur. Dedim bu Almanya'dan gelince kadar dedim yollardayım ben sohbetlere gidiyorum dedim. Bir de kendimi öyle anlatıyorum. Açılmıyorum kendimi. Diyorum ben sohbetlere gidiyorum. Bir şey gibi öyle gidiyorum.
Lastik yolda patlarsa perişan olurum diyorum. Şu neyse bulunacak olan şey bana buldur. Ah ne dedim. Tam arabanın arkasında böyle bagajın olduğu yerde. Patlıyor oradan bir şey. Ben baktım. Aradığımız can topununda. Allah Allah dedim. Kedik bir ev. Hani asanı yaptın Musa da şaştı diyor ya. Musa aleyhisselam bismillah diyor. Atıyor asayı ortaya. Asa kocaman ejderha oldu. Bütün büyücülerin büyülerini çekiveriyor. Musa da ayette diyor. Büyücüler diyor ki asanı yaptırdı diyor. Musa da şaştı. Bu diyor Musa'nın Rabbisinin işi. Bakın. Dinin ehli nasıl oluyor? Feraset ne? Bu diyor Musa'nın Rabbisinin işi. İman ettik diyor.
O zaman bir mucize, bir keramet ya ümmete mütealik bir fayda sağlamalı ya da şahsa mütealik bir fayda sağlamalı. dini mesele de. Şimdi bizim benim dervişlik hayatım boyunca Cenab-ı Hakk'ın bu sena olsun şeyhimin çok duasını aldım ben. Bu hani şeyhin duası hani kurşunu namluya döndürüyor ya şeyh efendi bu konuyla alakalı ben böyle konuştuğumda usta efendim dedi oğlum rüyanda kaza etmiyor musun hiç dedi.
Çok ediyorum dedim ben. İşte oğlum dedi. Allah dedi rüyanda geçiriyor imtihanı dedi. Bakın o mutlak kaderse onu yaşayacaksın. Ama bir velinin duası, bir garibin duası, bir yetimin duası, bir ihtiyaç sahibinin duasını almak, duasını almak çok önemli. insanın yüzü sürmetine nice bella ve musibetler rüyada geçer, halde geçer.
Bakın halde, zikrullah da halde geçer. Veya rüyada geçer. Veyahut da o şey sana gelir, bir başkasını da yüz tesir eder, sen de bir tesir eder, iki tesir eder. Tabiri caizse, yani meşhur oldu Cumhurbaşkanı'nın sözüyle, teyet geçer senden. Bu velilerin duasıyla, bu fukaranın duasıyla, kimsesizleri, yetimlerin, yolda kalmışların duasıyla, bu etraftaki insanlara yardımcı olmakla olur bunlar.
O zaman, meseleyi toparlıyoruz şimdi. Peygamberlerin mucizesi haktır. Ve Ümmet-i Muhammed'in velilerinin üzerinden keramet de haktır. Ve nice hadiseler olmuştur ki, evliya menkıbelerinde bunlar vardır. Bunlar böyle, evliya menkıbesi deyip de hafife alınacak şeyler değildir. Şimdi yine kalbime geleni söyleyelim, Geynan Hazretleri ile alakalı. Kadının birisi geliyor, diyor ki, ya bir, evladımı diyor, dijda aldın. Git kadın, bak işine diyor. Geliyor Geynan Hazretleri'nin ısrarla. Efendi diyor, sende yok yok, ben diyor evladımı istiyorum. Bak işine diyor. Hani ilgilenecek durumu yok. Gitmiyor kadın. Üçüncüsünde diyor ki, evladımı dijda aldı, evladımı istiyorum senden diyor.
Bunları şimdi zahiren baktığında, küfür olarak görüyor insanlar veya, bunları söylemeye de çekiniyorlar. Bize taş atacaklar diye. Bizi kılacaklar diye. Kınanmaktan korkmuyorum. Filmden korkmuyorum. Gittiğim yoldan korkmuyorum. Yolumdan dolayımdan durumumda, dijnenin kenarında, bir bakıyor ki, çocuk kıyıyormuş, ağrıyor.
Evliyanın, evlilerin kerameti, halktır. Kim inkar ederse, kerameti, küfre düşmüş olur. İşte Hazreti Pir'de diyor ki, Hazreti Pir'de diyor ki, diyor velinin, Allah dostu bir veli, yaydan çıkmış oku, tekrar yaya döndürür. Yani duasıyla, bereketiyle, Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla, o, o tekrar, yolu çevrilir mi? El cevap çevrilir. O, şer gibi görünen şey, hayra döner mi? Evet. Nice bela ve müşibet, nice sıkıntılı durumlar, o velilerin duasının yüzü, ümmetine, o velilerin bereketiyle, ortadan kalkar, veya da hafifler.
Rabbim cümlemizi, velilerle, salihlerle, beraber olanlardan eylesin. Amin. Onların yolunda gidenlerden eylesin. Amin. Onların duasını alın, immetini alınlardan eylesin. Amin. Rabbim bizleri, son nefesimize kadar, velilere ve veliliğe, düşman olanlardan eylemesin. Amin. Bu konuda dinimizi tutsun. Amin. Kalbimizi tutsun. Amin. Aklımızı tutsun. Amin. Velilere bizi düşman olarak, bu dünyadan göndermesin. Amin. Kim velilere düşman olursa, son nefesleri tehlikededir, demeyeceğim, küfre düşmüş bir vaziyette. Bu dünyadan göçerler, giderler. Velilere düşman olan, veliliğe düşman olan, zikre düşman olan, zikrullah yapanlara düşman olanları, olanlar, bu dünyadan kafir olarak, göçerler, giderler.
Rabbim, bizleri, Allah'a dost, Habibine dost, velilerine dost, dostlarına dost, düşmanlarına düşman olarak, bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. El-Fatiha, ma selamat. Etrafımda duranlara bu sözüm.
Bir veliye imtisap edenlere, muntesip olanlara bu sözüm. Bunu da söyleyeyim. Ben, şeyhimin yanında, 18 yıldır durdum. Bu eskiler, bir yılda, seyahatlerin büyük bir çoğunluğunu, beraber yapmışızdır. O esnada aklınız almaz. O esnada kabullenmek zor gelebilir. O esnada, canınızı acıtabilir. O esnada, nefsinize ağır gelebilir. Bunları açık açık söylüyorum. Susmayı bilin. İçinizi bastırmayı bilin. İtiraz kapısını kapatın. Bir kardeşiniz olarak söylüyorum. artık yaşım 63, bir büyüğünüz olarak da söyleyebilirim. Üçüçten fazla olan var mı içinizde?
Bak, en yaştınız benim. Bir büyüğünüz olarak söylüyorum. Bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Ben göçüp gideceğim bu dünyada. Hiç kimse kalıcı değil. Allah ne zaman, nefesi bitirdiyse, o esnada bitecek. Eyvallah. Ama size, bir kardeş, bir ağabey, bir büyük nasihata, bir veli, isterse dereden, tepeden konuşsun. Ne konuşursa konuşsun. Ne söylerse söylesin. İster sizin zatınıza, ister umuma. Kafanız almadı, aklınız almadı. Nefsiniz ağır geldi. Zor geldi. Gördüğünüz şeyi de idrak edemediniz. Duyduğunuzu idrak edemediniz. Bunlar olur. Susun, konuşmayın. Kalbinizi de, nefsinizi de bastırın. Ben bunu öğrendim.
Şeyhimin yanında. Sustum, hiç konuşmadım. Bir başkasına da arttırmadım. Betle dedim. Betle dedim. Bazı meseleler oldu. Üç yıl, beş yıl, on yıl bekledim. Bir şey söyledi. O esnada konduramadım. Bir tarafa yerleştiremedim. Vardır bir hikmet Mustafa Özban. Sabret. Bekledi dedim. Gerçekten on yıl sonra, on beş yıl sonra onun tecelliyatını gördüm. Sözünü dinleyin. Bir velinin, bir mürşenin aklınıza zarar olarak gelmesin. Ona kara dönüyor. Otuz yıl sonra, yirmi yıl sonra kara dönüyor.
Bakıyorsunuz, o zaman zarar görünen, yirmi yıl sonra kar olarak görmüyor. Kendi hayatımdan örnekliyim. Bana dedi ki, tekstire gireceksin. Emredersin efendim. Ben tekstirde üç sefer battım. Baktığın zaman, dışarıdan ne göründü? Zarar değil mi? Baktım üç seferden tekstirde. Cenab-ı Hak oradan beni tekrar kurtardı. Bütün borçlarımı ödedim. Cenab-ı Hak hamdolsun. Çolun çocuğum rezil zevildi. Ortalık'a düşmedi. Şu anda hiç kimseye ihtiyacım yok. Muhtaçtım yok. Hala da çalışıyorum. Hiç kimseye şey en illa demedim. Ama üç sefer battım. Baktığın zaman, hani, ya, bir insanın şeyhi, batacak bir işi yapar mı?
Böyle düşünmedim. Şeyhim bana bu işi söyledi. Ben battım, tekrar bu işe devam ettim. Başka bir iş yapmadım. Bir daha battım, yine aynı işe devam ettim. Bir daha battım, yine aynı işe devam ettim. Benim şeyhim, çünkü bana o işi söyledi en son. En son o işi söyledi. Ben şimdi, tekrar iş yapacak olsam, ben yine aynı işi yaparım. Ben yine aynı işi yaparım. danışıyorsunuz, danıştığınız zaman, bu bütün umuma, bütün mürhitlere bu. Umuma, gittin şeyhine danıştın. Onu yerine getir. Yerine getirebileceksen de, söyle, ben burada zorlanıyorum de. Ben burada, burada zorlanıyorum, efendim, haberiniz olsun de.
Ben bunu yapacağım ama, zorlanıyorum. Burada böyle, önümde engeller çıktı, sıkıldı, şu oldu, bu oldu de, söyle. Söylememezlik etme. İşte, rahatsız etmeyin, nefsinden. Uyandırmayın, nefsinden. Ya, bunun için konuşmayayım, nefsinden. O çöp içinde uğraşma. Öyle değil. Ya, soracağım, dostlar bir şey olsun. Ama, gerçekten ben, üstadımın duasını alan bir sufi olarak, Cenab-ı Bakan'ın selam olsun.
Nece zorluklar gördüm, içimden yürüdüm. çıktım, gittim, Cenab-ı Bakan'ın olsun. Nice, daha ağırları olacaktı belki de, Cenab-ı Bakan'ın hafifinden kurtardı beni. Nice, böyle başıma benim, çorap örmeye çalışanlar oldu. Allah onların tuzaklarını bozdu. Ben, kendi üzerimde dua eden bir insan değilim. Ben, dervişlikle tanıştığımdan beri, onların alemi, beni bozdu. Orada okudum, kendine bir şey istemediği, saldım yakasını. Dua etmiyor manası değil. Cenab-ı Bakan bütün kardeşlerimizi ihya eylesin. Amin. Kardeşlerimizin bütün sıkıntılarını hayra çevirsin. Amin. Beda bu musibetleri başlarından def eylesin. Amin. Onların maddi, manevi afiyet nasip eylesin. Amin.
Eş ve çocuklarına güzel ahlak nasip eylesin. Amin. Eş ve çocuklarına güzel ahlak nasip eylesin. Amin. Eş ve çocuklarına güzel ahlak nasip eylesin. Amin. Evlerine, işlerine, ceblerine, vücutlarına, kalplerine, akıllarına afiyet versin. Amin. Şimdi, o yüzden üstadın bir velinin duasını almak, bir velinin duasını almak, babanın duasını almak, baba peygamber mesafesinde yap, duası. Bir babanın duasını almak, bir velinin duasını almak, bütün dünyadaki her şeyi topla, oraya koy, onlar daha önemli. Bakın, o daha önemli. Cenab-ı Hak anında diyorum, ben babamın duasını alarak aldım. Böyle, hep başımda isterdi beni. Ben onun başındayken vefat ettim. Uyuklamıştım, uykuladığım anı vefat etmiştim.
Ben gece onun başında duruyordum. Bende uykusuzluk önceden beri vardı. Benim çok böyle uykum yoktu. Ben başımda duruyordum, gündüz okula gidiyordum. Ben böyle uyuklamıştım, uyukladığım anda babam vefat etmiştim. Onun arkadan kalbini ilk dinleyen benim, işte o zaman için böyle 16 yaşındayım da. Annem dedi ki, dinle bakayım kalbime atıyor mu dedi. Ben böyle insanın babasının kalbini atıp atmıyor mu diye dinlemesi, 16 yaşındaki bir çocuk için kolay bir şey değil. Ben böyle dinledim, kalbime atmıyor, nefesi durmuş. Annen bana bakıyor, ben öldü diyemedim anneme. Allah! Öyle ben, annem anladı, hemen yatırıverelim dedi. Cesedini yatırıyor.
Yatırdık. Ondan sonra dedi ki, teyzeme haber verdim. Sabaha kalsın zaten. Teyzemelerin yattığı bu küçük teyzemeleri. Ben camımı vurdu mu? Teyzem çıktı. Babam öldü diyemedim ben. Anladı, o geldi. Şimdi babamın duasını ben 16 yaşında alan insanım. Böyle çok methederli. Ardından benim ikinci babam da şeyhim.
Benim hayatımda derinlemesine hayatımı değiştiren, hayatımı komple benim böyle hükmeden tasarruf eder. Benim şeyhimdir. Ben öyle inatçı zor bir insanımdım. Ben her şeye böyle boyun eğmem, pehtemem, susmam. Başıma büyük bir insanım. Şeyhimdini bu konuda şey yaptı. Ne o? Yola getirdi öyle söyleyeyim. Benim başka dinlediğim hiç kimse olmamıştır hayatımda. Git duayı alın. Duayı almadan bu dünyadan küçük gitmeyin. Gençler, babası sağ olanlar, annesi sağ olanlar. Anne babalarınızın duasını alın.
Muhakkak üstadınızın da duasını alın. Hangi derdaha müntesipseniz müntesip olun. Önemli değil. Şeyhiniz kimse kim? Önemli değil. Duasını alın. Ben duasının bereketini gördüm hamdolsun. Onun duasının yüzü sürmetine Cenab-ı Hakk'ın bir çoğu tuzaktan bu fakiri kurtarmıştır. Allah üstadından gani gani razı olsun. Cenab-ı Hakk'ın makamını adi edilsin. Makamını yüce tutsun. Ama her nefis ölümü tadacaktır. O da o ölümle zahiri olarak yüzleşti, karşılaştı ve vazifesini yaptı, yörüldü gitti. Cenab-ı Hakk'ın hepsi de veliye eylesin. Hakk'ınızı helal edin. Helal olsun. Onun yanında helal olsun. Öyle bir kalbime geldi, gözlüğüme geldi. Dedim ki, öyle söyleyivereyim onu dedi.
Hakkınızı helal edin. Her şey vaatimde. Bazen arkadaşlara diyor, hadi şeyhimiz sağ olsaydı da ömreye gidin. Hadi beraber bir zaman geçirin. Hadi hizmet edin hadi. Yok, bitti. Enteresan şey. İnsanlar sağlığında kıymet bilmiyorlar. Öldükten sonra kıymetlendiriyorlar. Asıl sağken kıymet verirsen, asıl sağken kıymetlendirirsen, asıl sağken hizmet edeceksin. Allah bizi onlardan eylesin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.