Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Haziran 2023 · 49:54
Önzübillâhü bineşşeytanurracîm, Bismillahirrahmanirrahîm, eftâri zikr fâlemennevhû, la ilâhe illâk, Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyâyi vel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, selamun aleyküm.
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü, son nefesinize kadar her şeyinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'in günahlarını affeylesin. Hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini, yanlışlıklarını affeylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlediklerini affeylesin. Huzuruna affolmuş olarak çıkardığı kullarından eylesin. Rabbim cümlemizin gönüllerine mutluluk nurunu versin. Gönüllerimizden her tarafa mutluluk nurunu saçan kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i kendi hak yolunda yürüttüğü kullarından eylesin. Allah razı olsun, ecmayın. Evet, kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz. Biraz gecikiyoruz bazen böyle bir konu istişaresi oluyor, bir şey oluyor.
O yüzden ben biraz da böyle şey yaşta geçiyor ya böyle ondan sonra kendimce ben diyorum ki dostlarımla, arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Yarenlik yapıyorum diyorum kendimce. Benim artık böyle ne o mazur görün biraz. Ben böyle arkadaşları, dostları, kardeşleri görüyorum böyle mutlu oluyorum kendimce. Ondan sonra böyle bizimki böyle evet muhakkak hem dini de sohbet ediyoruz ama asıl şey ne o, benim durduğum nokta bu.
O yüzden böyle ne o, mürid, mürşid, hoca, işte talebe veya bu ambiyansı da değilim yani. Hepimiz kardeşiz, arkadaşız, dostuz. Sohbet ediyoruz, muhabbet ediyoruz burada. Durumumuz bu. Allah bizi affetsin inşallah. İsmail'in kulağına dedim şimdi az önce gelirken mutluyum, mutlusun, mutlular dedim. Önce sen mutlu olacaksın, etrafını mutlu edeceksin. Sonra herkes mutlu olacak. Sen mutlu değilsen hiç kimseyi mutlu edemezsin. Sen mutluysan mutlu olmak isteyenler senin etrafında toplanır. Sen mutlu değil isen kalbinde mutluluk emaresi yoksa etrafına mutluluk veremezsin. Kalbinde sevgi yoksa etrafına sevgi veremezsin. Kalbinde muhabbet yoksa etrafına muhabbet veremezsin.
Sufilik böyle katı, sert, böyle mutsuz, haşin, böyle işte her şeyde problem çıkaran, her şeyi problem haline getiren insanların işi değildir. Sufilik böyle onun bahçesinde mutluluk bahçeleri olmalı kalbinde. Onun kalbinde mutluluk bahçesi olacak, muhabbet bahçesi olacak, sevgi bahçesi olacak, aşk bahçesi olacak. Gelen giden oradan bir gül koparacak, koklayacak. Neden bahçeme girdin de benim gülümü kopardın, kokladın demeyeceksin, cömert olacaksın. Bahçeni aşacaksın yani kalbini aşacaksın, içini aşacaksın. İhtiyacı olan, o bahçeye girmek isteyen, orada gül koklamak isteyen, gelecek koklayacak. Sınır koymayacaksın, kokla koklayabildiğin kadar, gez dolaş bahçede edeceksin.
Çünkü biz buraya gelmezden önce onun bahçesindeydik. Bütün onun bahçesinden koku alanlarda, bakın bunu unutmayın, onun bahçesinde dolaşan, oradan ta ayağını sabit ede, oradan kokulananlar ancak sufi olurlar. Çünkü o kokuyu ararlar her yerde. O kokuyu bulduğu zaman, nerede buldu, oraya oturur o. Eğer o kokuyu bulamazsa, doyuma ulaşamaz. Dolaşır da dolaşır, dolaşır da dolaşır, bir yerde karar bulamaz o. Bulsa dahi, orada mutlu olmaz. Bakın, orada mutlu olmaz. O ayağını sabitedeki kokuyu bulacak o. O ayağını sabitedeki kokuyu bulduğu zaman, hani gönlü kalbi mutmain olur, içi huzur dolar.
Oturur, onu kovsan da gitmez o. Onu kov gitmez bir yere. O böyle haktı, hukuktu, haklıydım, haksızdım bakmaz, orada oturur o koku. O kokuyu aldıysa, o kokuyu aldıysa orada oturur, sakin olur. Yok mürşid miydi, değil miydi, veli miydi, değil miydi, yok icazeti var mıydı, yok muydu, yok kağıdı asılı mıydı boynunda, yok değil miydi. O kokuyu aldıysa o kimse, hiçbir şey bakmaz. Hiçbir şey. Bakın, hiçbir şey bakmaz. Ben bazen onu diyorum arkadaşlara. Diyorum, 1990 yılında bizim elimizde ne kağıt vardı ki? İsmail sen benden kağıt mı sordun o zaman için? İsmail çarşıda beni bir gördü, yakışıklı böyle, al veri düzgün.
Ha İsmail? Muhabbet güzel. İsmail her öğlen benim tezgahtaydı. Ne tarikat bilir, ne şeyh bilir, ne cemaat bilir. Bir görüşte aşık oldu, geldi. O kokuyla alakalı işte. O ayağını sabit eden, o kokuyu aldıysa mesele bitmiştir. O yüzden burada bizim işimiz dostluk, arkadaşlık, sevgi, muhabbet. Bizim işimiz arkadaşlığımızın, dostluğumuzun, muhabbetimizin ebediyete gitmesi.
Ebediyete. Biz unutanlardan olmayacağız. Ebediyete. Öyle. Bizimki çarşıya kadar, mezara kadar, pazara kadar değil. Bizimki ebedi. Muhabbetimiz, sevgimiz, bağlılığımız ebedi olacak. Öyle. Üç günlük, beş günlük değil. Veyahut da birbirimize olan muhabbetimiz maddi olmayacak. Ben o yüzden derim ki aranızda maddiyatı koymayın. Maddiyet olmayacak. Fîsebillâh. Allah için. Allah için yürüyecek. Allah için sevecek. Allah için zikredecek. Allah için birbirini tutacak. Allah için birbirine muhabbet besleyecek. Bunlar Arşâlâ'nın mahşerde hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde bir rivayette. Arşâlâ'nın gölgesinde bir rivayette diyor ki, Allah'ın gölgesinde gölgelenecekler.
Allah'ın gölgesi olur mu? Bu manada böyle diyor. Orada diyor onlar toplanacaklar. Şehitler diyecekler ki mahşer halkı. Bunlar kim? Hangi şehitlerden? Bunlar şehit değil diyecekler. Bunlar peygamber mi? Bunlar peygamber de değil diyecekler. Cevap veriyorlar. Bunlar kim? Bu hadisi kutsi çok hoşuma eder benim. Bunlar kim? Bunlar dünyadayken birbirleriyle akraba olmadıkları halde, birbirlerinden alışverişleri, menfaatleri olmadıkları halde birbirlerini Allah için sevip toplandıklarında Allah'ı zikredenler. Bunlar nurdan minberlere, nurdan elbiseler giyilip, nurdan taçla taçlandırılacak olanlar bunlar. Benim kendimce durduğum hedef bu.
O yüzden hiçbirinizin parası, malı, mülkü yok beni ilgilendirmiyor. Rabbime hamdolsun. Allah hepinize de hayırlısıyla çok çok versin. Adetsiz versin. Sayısız versin. Hepinize de Cenab-ı Hak bu dünyada helal, hayırlı, bol, rızıkla rızıklandırsın. Ne ihtiyacınız varsa siz istemeden o kendi katından versin. Sizin ihtiyaçlarınızı kendi katından tamam eylesin. Ama ne lazımsa siz daha Ya Rabbi demeden versin size inşallah. O yüzden birbirinize de bu yüzden böyle maldı, mülktü hiçbir zaman bunun eksikliğini göstermesin. Allah hayırlı ve helal olan dualarınızı katından kabul eylesin. Ve sizin isteklerinizi katından hiç kimseye muhtaç olmadan versin inşallah. Ve böylece biz mahşerde toplanırken birbirimizin gözünün içine baka baka, yüzüne baka baka mahşer yerinde toplanıp büyük bir sevinçle, mutlulukla, büyük bir sürur ile Allah'ın gölgesinde gölgelenmeyi cümlemize nasip eylesin.
Ve hesaba kitaba kalmadan Rabbim cemaliyle müşerref kılıp hızla bizi kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Ve hızla hiç hesap kitap görmeden cennetine koyduğu, peygamberine komşu ettiği, peygamberlere komşu ettiği kullarından eylesin. Ve bizleri bir an bile olsa kendi cemalinden mahrum eylemesin. Bizim nefislerimize uyup, perdelenmemizi affedip gözümüzün önünden perdeye her daim kaldırdıklarından eylesin. Amin. Ey cümayin. Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin? Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin? Sen Allah için ağlamayı nereden bilirsin? Sen bir dost için ağlamayı nereden bilirsin?
Allah'a yakın olmak için ağlamayı nereden bilirsin? Sen gece yarısı kalkıp iki rekat namaz kılıp ağlamayı nereden bilirsin? Sen günahına tövbe ederken ağlamayı nereden bilirsin? Sen bir kardeşin için, bir dostun için ağlamayı nereden bilirsin? Bilemezsin. Neden? Çünkü sen bir üstadın, bir mürşidin elini tutmadın. Çünkü sende aşıklık emaresi yok. Çünkü sende aşktan koku yok. Çünkü sen Allah'a karşı aşıklık noktasında değilsin. Muhabbet noktasında değilsin. O yüzden gözyaşını bilemezsin. Gözyaşının kıymetini de bilemezsin. Oysa hani hadisi kutsi var ya, Cebrail aleyhisselam elinde küçücük bir, hani bizim koku şişeleri var ya küçücük bir parmak gibi, öyle bir küçücük koku şişesi elinde harıl harıl koşturuyor.
Diyorlar ki, Cebrail aleyhisselam bu ne? Bu diyor filanca kulun Allah için akıttığı iki damla gözyaşı diyor. Bunun onun cehennem ateşini söndüreceğim diyor. Şimdi Allah için akıtılan bir damla gözyaşı, senin cehennem ateşini söndürür. E sen Allah'ı bilmezsen, resulünü tanımazsan, sen aşıklıktan bir payın yok ise, e sen heva hevese düştüysen, şeytaniyete, dünyaya düştüysen, o gözyaşını bilemezsin.
O gözyaşının kıymetini de bilemezsin. Sen ağlayamazsın da, hani hadis-i şerifte ağlayamazsanız da, ağlıyormuş gibi yapın diyor ya, sen ağlıyormuş gibi de yapamazsın. Sebep, kalbin katılaşmış, gönlün katılaşmış, için katılaşmış senin. Taş olmuş, mermer olmuş. Mermer olmuş. Senin o heva, hevesin, o şeytaniyetin, o nefsaniyetin, onu mermer haline getirmiş. Artık Allah için gözyaşı dökebilecek noktada değilsin. O yüzden sen gözyaşını nereden bileceksin bilemezsin. görmedikler gibi ekmek aşığısın. Diyor, görmedikler gibi ekmek aşığısın. Sen görmedikler gibi ekmek aşığısın. Yani sonradan buldu, dangadak öldü derler. Sonradan görmeler vardır.
Yani daha önce işte parayı görmemiştir, pulu görmemiştir, hayatı görmemiştir, üç kuruş para görür, kendini bir şey zanneder, etrafını beğenmez, kibirli olur. Ve o kimse böyle, dünya için koşar. Dünyaya yırtar kendini. O dünya sevgisi onu almış götürmüştür. O bir dairen daha fazla olsun, bir tane daha şu fazla olsun, ahireti bırakmıştır. o görmemişler gibi ekmek aşığısın. Hani bir kimse o güne kadar aç kalmış, açıkta kalmış, ona bir tas yemek koydun, o böyle yiyecek, hapır kıpır, hapır kıpır, komple tencereyi bitirecek. Görmemiş çünkü. İlk defa işte böyle bir yemek yiyor, görmemişler gibi derler ya. Veyahut da işte, görmemişler gibi. Bir bakıyor, üç beş kuruş bulmuş, gideceğim işte, marka budalası olmuş, marka delisi olmuş.
Gösteriş budalası olmuş, gösteriş delisi olmuş. Böyle gösterişe, dünyaya kendini bırakmış. Allah muhafaza eylesin. İşte sen gözyaşının kıymetini bilemezsin. Çünkü sen görmedikler gibi, ekmek aşığısın. Sonradan görmeler gibi. Hani gidersin birisinin yanına, evini anlatır, iş yerini anlatır, tezgahlarını anlatır, malını anlatır. Ulan ben senin malını mı sordum, iş yerini mi sordum, tezgahlarını mı sordum veyahut da işte, ne kadar para kazandığını mı sordum, ne sordum ki ben sana. Yok o anlatacak. Şunu şöyle aldık, bunu böyle sattık, şunu şöyle yaptık, bunu böyle yaptık. Allah Allah, bir tek kafası çalışan o var. Ondan başka kafası çalışan yok.
Bir tek o biliyor, ticareti o biliyor, memuriyeti o biliyor, siyaseti o biliyor, bürokrasiyi o biliyor, ekonomiyi o biliyor, ahkam da kesiyor. Mustafa Özbağ gibi her yerde. Evet. O içi onun, onunla dolu çünkü. Görmemiş de. Görmemiş olunca böyle oluyor. O böyle, böyleleri bir de cimridir ha. Hayat görmemiş çünkü o. O intikam alıyor geçmişinden. Öyleleri bir de cimridir. Onun kollarındaki Rolex, sahata kanmayın. Onların üzerlerindeki vakkı, kıyafete kanmayın. Onlar cimri olur. Onlar çünkü görmemişler. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden bu karın dağarcığından, ekmeği boşaltırsan, ululuk incileriyle doldurursun. Sen bu dünya sevgisinden kurtulursan, o zaman sana maneviyat gelir.
O zaman Allah sevgisi gelir sana. O zaman sen ululuk incileriyle doldurursun dedi, sana maneviyat gelir. Senin kalbine maneviyat oturur. Eğer kalbinde dünya sevgisi varsa, senin kalbinde maneviyat Allah sevgisi olmaz. Allah sevgisi olan yerde de, dünya sevgisi olmaz. İki sevgi bir arada olmaz. Ya Allah'ı seviyorsundur, ya da dünyayı seviyorsundur. Bu buradaki kardeşlerin haricinde olan söz. Sizler zaten buradasınız. Bu dışarı bir söz. Sebep, yani dünyayı seven bir insanın burada işi olmaz. Bunu unutmayın. Bunu hayatınız boyunca, kulağınıza küpe yapın. Dünyayı seven bir kimsenin, ehli zikri, ehli zikri ve zikri, sevmesini düşünmeyin.
Bunu açık ve net söylüyorum bakın. Bir kimse dünyayı seviyorsa, ehli zikri ve zikri sevmez. Sevmezler. 35-36 yıl oldu bizimki de. Sufilik dünyasının içindeyiz. Dünya sevgisi varsa, siz o kimseye asla bir veli, bir mürşidi, bir zikullahı, zikredenleri sevdirmeniz mümkün değildir.
Bazen anlatıyorum ya kıssı olarak. Biz Gökçeada metropoliteni ziyarete gittim. Orada kiliseye gittik. Kilisenin arkasında böyle özel bir yermiş. Bir kapı Cebrail kapısı, bir kapı Mikail kapısı dediler. İçeri girmek yasakmış. Mustafa Özbağ, kafası kırık bir insan. Ben langırtak girdim içeri. Orada da matah bir şey yok ha. İki tane mum, iki tane Şam'dan var. Böyle bir masa var. Masanın üzerine de bir tane İncil aşmışlar. Yani baktım, aha dedim burası neden yasak? İşte bir de metropoliten diyor ki, oraya diyor bir tek, var ya ortodoks papaz Bartolomeos. Oraya diyor bir tek Bartolomeos'la diyor, ben girebilirim diyor.
Başka oraya, papazlar da giremiyormuş oraya. Ben girebilirim oraya diyor. Başka bir kimse girebilirim. Ben girdim valla dedim ben de. Telefonda. Ben içerideyim şu anda girdim dedim. Neyse. Bakın ne kadar çalışıyorlar biliyor musunuz? Bir tane papaz gelmiş. Oraya İngiltere'den. Orada papazlık okulunu bitirmiş. Papaz olmuş gelmiş. Türkçe biliyor. Evet. Türkçe biliyor. Ben böyle İncil'den burayı oku dedim. Latince okudu. Türkçe'ye çevirdi dedim. Türkçe'ye çevirdi. Türkçesi şu. Deveyi iğne deliğinden geçirebilirsin. kalbinde dünya sevgisi olanı hidayete erdiremezsin.
Ben böyle parmağımı böyle. Dedim buraya oku. Okuduğu ayet şu. İncil'deki ayet. Deveyi iğne deliğinden geçirebilirsin. kalbinde dünya sevgisi olanı hidayete erdiremezsin. Yani o hidayete ermez. İşte kalbinde dünya sevgisi var ise senin kalbine manevi inciler tecelli etmez.
Orada feraset nuru olmaz. Oraya feraset nuru orada tecelli etmez. Tirmizi de geçiyor hadis-i şerif. Diyor ki, dünya malından ayrılınca üzülmek, buna kavuşunca sevinmek ve azgınlık yapmak insanı cehenneme götürür. Demek ki dünya malından ayrılınca üzülmek, buna kavuşunca sevinmek ve azgınlık yapmak insanı cehenneme götürür.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden dünya sevgisi, Hazreti Mevlana der ki, Cerahat-ı Ruman Zedderi, Mesnevi de, bizde alım, almak, satmak yasaklanmadı. Bize yasaklanan dünya sevgisi der. Bize yasaklanan dünya sevgisi. İşte hadisi kudside de Cenab-ı Hak buyuruyor ki, Ey dünya! Bu çok hoş. Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol. Bana hizmet edene hizmetçi ol. Cenab-ı Hak dünyaya söylüyor bunu. Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol. Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun. Muhteşem bir şey. Ey dünya!
Bana hizmet edene sen hizmetçi ol. Sen Allah'a hizmet ediyorsan, dünya da sana hizmetçi olacak. Bunda şey şüphe etme. Dünya senin peşinden koşacak. Şunu yakalayayım da benden faydalansın diye. Senin gelecek, önüne gelecek. Hani ben böyle hep anlatırım ya bunu. Bir melami kıssasıdır bu. Allah rahmet eylesin. Bizim Harun Hoca'nın babası anlatmıştı bunu bana. Harun Hoca'nın babası da Allah rahmet eylesin. İyi melamilerdendi. Yani kimi sonlar yok, namazımız kılındı, yok orucumuz tutuldu filan böyle bozuk fırkaları vardır onların. Öyle değildi, hafızdı. Ondan sonra beş vakit namazında abdesinde, fıkıhı yerinde, harika Kur'an-ı Kerim okur.
Böyle bayındırın ağır imamlarından birisiydi. Allah rahmet eylesin. Ben böyle dönüş yapıp dervişe girince çok seviyordu bizi. Beni, Nuri'yi, Oktay'ı. Böyle çok sever bizi. Allah rahmet eylesin tekrar. Böyle çok bize desteği olmuştur, hizmeti olmuştur. Ondan sonra neyse o anlattı bana. Bir melami kıssası. Derviş seyahate çıkmış. Seyahate çıkınca bir harabeliğe gitmiş. Harabelikte kalıyor. Tabi böyle huzur etmiş. Ondan sonra Allah'ı zikrediyor tabi. Allah'ı zikrederken mana açılmış. Bakmış leylekle baykuş atışıyor kendi aralarında. Leylek diyormuş ki baykuşa.
Ve ey baykuş, sabah bıraktığım yerdesin. Sabah bıraktığım yerdesin. Hiç kımıldamazsın, tembelsin, çalışmıyorsun. Kalkıp rızkını aramıyorsun. Sen sabahtan akşama kadar burada oturuyorsun. Baykuş cevap veriyormuş Leyle'ye. Diyormuş ki, sen sabahtan akşama kadar zikurlah senin dilinde. Lak lak lak … dilinle zikrediyorsun.
O yüzden gidiyorsun yılan çıyan toplayacağım diye uğraşıyorsun. Hemen cevap şeyden, Leylekten demiş. Sen ne yapıyorsun? Baykuş derin bir nefes almış. Derken de böyle tabiri caizse, yani böyle arkasının üzerine böyle yıkılmış, tam bir yakası olmuş, bayılmış, böyle gitmiş. Ama o zaman bir kendine gelmiş.
Bir titretmiş kendini. Siz öyle titretmeyin kendinizi. Üç tane sertçe kuşu gelmiş. Cik cik cik … önünde bir tanesinin pençesine vurmuş. İkisini de kanadıyla azat etmiş. Demiş, ben öyle zikrederim ki demiş. Kalbimden öyle zikrederim ki demiş. Allah benim rızkımı, benim ihtiyacımdan fazla olanı demiş. Gönderir. Ben demiş, ihtiyacım kadarını alır, geri kalanı azat ederim demiş. Derviş tabi tık kendine gelmiş. Bu da aklıma geldi, kalbime geldi şimdi. Süleyman hocamın da inşallah ruhaniyetine gitsin. Şimdi Allah'ı öyle zikredersen, dünya sana hizmet eder. Sen Allah'a hizmet edersen, dünya senin peşinden koşturur.
Senin önüne gelir. Şeyhimin tabiriyle öyle dedi. Oğlum dedi, sen dedi Allah'a hizmet edersen dedi. Gece alın, gece satın. Gece alın, gece satan dedi bana. Ben iflas ettim ya, iflas etmişim, hiçbir şeyim yok. Borç ona keza, dedikode ona keza. Gece saat on iki, birisi arıyor. Kafa bir dünya. Hayırlı akşamlar. Ben de hayırlı akşamlar. Mustafa Özbağ ile mi görüşüyorum? Evet. Ondan sonra, ben Antalya'dan arıyorum. Bana şula, kafa bir dünya. Adamı bir yıl boyunca mal satık. He saat. Adamı tanımıyoruz. Bir yıldan fazla. Adam telefon açıyor. Bunlar lazım diyor. Tedarik ediyoruz, gönderiyoruz. Adam parayı gönderiyor.
En son adamın torunu oldu. Bursa'ya geldi. Sait'e dedim. Sait, bu adam geldi. Şimdi beni görecek sakallı, bir daha alışveriş olmayacak. Öyle olmadı mı? Adam geldi, bir baktı. Ben sakallıyım. Adam birden gardı düştü. Selamun aleyküm, aleyküm selam. İşte torununa bir şeyler hazırlıyorduk. Tamam bitti. Ama Cenab-ı Hak'a hamd-ı sana olsun. Allah bin mi, bereket versin. Adamdan biz para kazandık. Şimdi, o isterse gece bile sana para kazandırır. Gece. Gecesi gündüz yok onun. Gece gündüz seninle bende var. O yüzden dünya senin peşinde koşturur. Çünkü hadisi kudsi net. Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol. Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.
Muhteşem. Rabbim kendisine hizmet edenlerden eylesin. Önce can çocuğunu şeytan sütünden kes. Kes de sonra onu meleklere ortak yap. Önce sen şeytandan nemalanmayı bırak. Şeytanın yolundan gitme. Şeytanın vesvesesine kanma. Şeytanın vesvesesinden karnını doyurma. Şeytan, Cenab-ı Hakk'a ne dedi ayet-i kerimede? Ben onları saptırmak için mutlaka senin doğru yolunun üzerine oturacağım dedi. Ayet-i kerime açık. Şeytan Allah'a diyor ki, ben onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerine oturacağım. Sonra onlara önlerinden, ortalarından, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulamayacaksın.
Araf ayet 16-17 Sen önce şeytanı kalbinden kov. Sen şeytandan beslemekten kendini kurtar. Şeytandan beslenme. Senin ağzında şeytanın memesi olmasın. Bu ne demek? Sen haram mı? Uzak dur. Sen şeytanın heva ve hevesine kanma. Şeytanın önden girmesine, sağdan girmesine, soldan girmesine, arkadan girmesine, ortadan girmesine müsaade etme. Kelime-i tevhidi dilinden, kalbinden, ruhundan, sırrından uzaklaştırma. İmanını kemale erdirmenin yolunu ara. Allah'ı sev, Resulünü sev, Allah'ı sevenleri sev, Resulünü sevenleri sev, onları sevdirenleri sev.
Ve can çocuğunu şeytan sütünden kes. Sen onu şeytan sütünden, onu kesersen, melek sütünden içmeye başlayacaksın. O bir çocuk düşün, o çocuk muhakkak hangi memeyi versen, çocuk çünkü. Ondan içer. Anasının memesi mi, teyzesinin memesi mi, halasının memesi mi, çocuk ayırt etmez. Hangisi ayırt eder? Doğuştan veli olan. Evet, çocuk doğuştan veli ise, anasının memesini ayırt eder. Doğuştan veli ise, haramı emmez. Doğuştan veli ise, Ramazan ayında gündüz oruç tutar. Diyeceğiniz, böylesi var mı? Var.
O doğuştan velidir. Doğuştandır, seçilmiştir. Allah dilediğini seçer kendisine. Öbür türlü ayırt edemez. İşte ama, burada Hazreti Pir diyor ki, Sen şeytanla olan ilişkini kesersen, melekle olan ilişkin başla. Allah bizi onlardan eylesin. Sen karanlık, mukedder ve bulanık oldukça bil ki melun şeytanla süt kardeşisin. E normalde şeytan ne dedi? Dedi ki, Ademoğullarına ben kötülükleri hep güzel göstereceğim dedi. Bakın yol açık meydanda, kötülüğü sana güzel gösterecek. Kötülüğü sana güzel gösterecek. Bu sefer sen ne olacaksın? Karanlığın içinde kalacaksın. Bulanık kalacaksın. Çünkü kötülüğü sana güzel gösteriyor. Haramı sana güzel gösteriyor. Şeytaniyeti, kendi yolunu sana güzel gösteriyor.
Namazı, abdesti, orucu, zikri sana güzel göstermiyor. Sen onları küçük görüyorsun, kerih görüyorsun. Onlardan uzak tutuyorsun kendini. Bu ne demek? Sen şeytanın yoluna yakınsın. Şeytanın yoluna yakınsın. Şeytan senin önüne bin bir tane de bahane koyar. Senin önüne bin bir tane fikir koyar. Senin önüne bin bir tane, senin önüne bin bir tane problem çıkarır. Bahane çıkarır. Ve seni Allah'ın doğru yolundan uzaklaştırır. Kalbine vesvese verir senin. Beş dakika sonra namazı kıl. Yirmi dakika sonra namazı kıl. Ya tamam ya yaşlanınca kılarsın ya. Tamam eve gittiğinde kılarsın ya. Sonra hepsini toptan kılarsın ya. Ya herkes şimdi böyle yaşıyor canım kardeşim ya.
Sen nasıl yaşayacaksın ki? Ya bakıyorum ben şimdi kendi kendine bunu düşündürür şeytan. Kimisi yaz da geliyor. Kimi saza gidecek, kimi caza gidecek, kimi deniz kıyına gidecek. Kimisi adalara gidecek, kimisi modalara gidecek. E bizim hakkımız değil mi? He biz de gidelim. Dünya nimetlerinden biz de faydalanalım. Evet o başını açıyor, o orasını açıyor, bu burasını açıyor. Biz de açalım. Hocam örtünmek farz mı? Farz. Farz kalıyor. Ama ben farz değil desem ne olacak? Kur'an-ı Kerim'deki ayeti mi değiştireceğim? Hadis-i Şerifleri mi değiştireceğim? Ama illa ki kendine bir dayanak arıyor ya. Yani farz mı? Farz kardeşim. Örtüneceksin. Tesettüre riayet edeceksin. Vücut hatların belli olmayacak.
Erkekler size de farz. Vücut hatlarınız belli olmayacak. Daracık pantolonlar, likralı pantolonlar da pantolon değil onlar. Likralı donlar giymeyin, don. Evet. Likralı böyle tişörtler, gömlekler giymeyin. Vücut hatlarınız meydana çıkacak. Kas yapmış arkadaşın. Kası meydana çıkacak. Yok. Daracık şeyler. Yok. Dikkat et. Şeytan seni saptırıyor. Şeytan vesvese veriyor sana. Şimdi herkes böyle giyiniyor. Ben öyle giyinmiyorum diyorum bakıyor bana. Herkes öyle giyiniyormuş. Ben öyle giyinmiyorum. Herkes öyle giyinmiyor. İşte gençler böyle giyiniyor. Hayır öyle giyinmeyen de var. Veya herkes bilmem neresini açarsa sen de mi açacaksın?
Nasıl hali, ne hali? Aynı. Herkes hırsızlık yapınca sen de mi yapacaksın? Şimdi moda oldu ya LGBT'cilik. Ne yapacaksın? Sen de LGBT'cilik mi yapacaksın? Google'u, osu busu hepsi de LGBT bayrakları açıyorlar. Yok onur yürüyüşümüz. Neyin onuru? Allah'ın lanet dediği bir fiiliyatın onuru mu olurmuş? Allah'ın lanet dediği fiiliyatı onur olarak önümüze koyuyorlar bizim. Onur haftası, onur yürüyüşü. Allah lanet demiş. Allah'ın lanet dediği fiiliyatı biz onur haftası olarak kutlayacağız. kutluyorlar da, yürüyorlar da. Lan bir sufiler yürümüyor. Böyle yürümeye kalksanız ortalık ayağa kalkar. Memlekete şeriat mı geliyor deyip bir sürü terenenini okurlar. LGBT'ciler yürürken memlekete çok çok özür dilerim ama Diyanetin ansiklodibisinde İbni olarak geçiyor.
LGBT'liler yürüyünce bütün Türkiye İbni mi olacak diye ayağa kalkan yok. Ulan üç beş sarıklı, üç beş cübbeli yürüyse memlekete şeriat mı geliyor diyor. Ne memlekete şeriat geliyor ne de memlekete İbni'lik geliyor tam olarak. Ama yürüyor adam. Hiç kimse de bir şey demiyor. Allah'ın lanet dediği, sevmediği, haram ettiği şeyleri sana doğru gösteriyor. Bir bakıyorsunuz gençlerde, onların da yaşam hakları var ama. Ulan bizim öldürüyoruz mu onları? Allah'ı lanet demiş diyoruz, yapmayın diyoruz. İşte saygı duymak lazım. Neden Allah'ın lanet demiş olduğu bir şeye saygı duyayım ben? Allah'ın lanet demiş nesine saygı duyayım? Ama şeytan o doğru yola tezgahını kuruyor ve saptırıyor insanları.
Şeytanın işi o. Ve şeytan diyor ki, kötülüklere onlara güzel göstereceğim. İmtihan belli, yola çık, kötülükleri sana güzel gösteriyor. Apaçık Kur'an-ı Kerim, ayetler apaçık. Şeytan kötülüğü sana güzel gösteriyor. Şeytan Allah'ın sevmediği şeyleri sana güzel gösteriyor. Kalbine senin vesvese veriyor. Aklına senin vesvese veriyor. İdrakine senin vesvese veriyor. Komple senin damarlarına, hücrelerine vesvese veriyor. Ve seni doğru yoldan saptırıyor. Bir şey haram, o haramı işliyorsun doğru yoldan saptırıyor sana. Onları mutlaka saptıracağım. Onları ümitlere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağım. Ve onlara emredeceğim de davarlarının kulaklarını yarayacaklar.
Onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Nisa 119. Bakın açık, onları mutlaka saptıracağım. Ve onları ümitlere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağım. Olmayacak kuruntularla seni aldatacak. Yani oturacak senin doğru yolunun, Allah'ın doğru yolunun üzerine. Sen diyeceksin ki ya şu fukaraya yardım edeyim, iflas edersin. Çalışsaydı diyecek. Ya diyeceksin ki şunun karnını doyurayım. Senin gibi çalıştın mı ki çalışsın da karnını doyursun diyecek. Sen diyeceksin ki ya şu yetime yardım edeyim, şuna şöyle yapayım, buna böyle yapayım. O hep senin önüne muhakkak bir şey koyacak. Saptıracak seni. Ve ne yapıyor? Diyor ki onlara emredeceğim, davarların kulaklarını yarayacaklar.
Sana emredecek. Sen fıtratı değiştireceksin. Sadece hayvanların üzerinde değil. Ne yapacaklar? Allah'ın yarattığını da değiştirecekler. Ne yapıyorlar şimdi? Allah'ın yarattıklarını değiştirmeye çalışıyorlar. Ne yapıyorlar? Lanetlenmiş işi yapıyorlar. Erkek kadın olacağım, kadın erkek olacağım diye uğraşıyor. Bir de sözleri hazır. Ben doğuştan böyle hissettim kendini. Lan ananın karnında luti mi oldun? Doğuştan nereye hissettin sen? Bir yaşında, iki yaşında, üç yaşında sen luti mi oldun? Ama söylem bu. Ben doğuştan böyleyim. Hani var ya, adam işte kendince bir keman çalıyor, bir şey çalıyor. İşte televizyonlarda duyuyoruz ya.
İşte sanat hayatınızda ne zaman başladınız? E ben anne karnımda başladım. Aha. Müzik kulağımız bizim o zaman oldu. Neden? Hani sebep, işte hep beraber cemi cümle. Bunlar şey, vur patlasın, çal oynasın. Yani çalgıcılar. Allah Allah. Adam sanatçı oldu. Başımıza. Ne zaman başladın? Anne karnında başladın. Hafıza demiyorlar. Sen anne karnından başladın diye. Neden? E yok öyle bir şey. Bizim eşlerimiz, çocuğa hamile kalınca, aa ben bir saat Kur'an-ı Kerim okuyayım, sesli, benim karnımdaki bebek Kur'an-ı Kerim'le büyüsün diye düşünmez ki.
Evet. Berekez, zikir halakası var. Çocuklar anne karnında zikrullaha aşina büyüyecekler inşallah. E bir de Kur'an-ı Kerim olsa muhteşem bir şey olacak. Allah bizi onlardan eylesin. İşte diyor ki, onlara emredeceğim. Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Bakın, şu anda bize teknoloji olarak, ilim olarak sunulan şeyleri, şimdi ne yapıyorlar? Üçüncü insanı teşkil edeceğiz diye uğraşıyorlar. Bu ne? Yani ne erkek ne kadın. Tuvaletler yapıyorlar alışveriş merkezlerine. Erkek desen erkek değil, kadın desen kadın değil. Üçüncü sınıf. Bir tane daha. Kim? Bunlar LGBT'ci. Tatlı tatlı yapıyorlar.
Fark ettirmiyorlar. Bir tane LGBT'li Fransa'da imam da buldular. Değil mi? İmam ne? İbni. LGBT demeyeceğiz zaten aslında da. LGBT deyince onların yoluna girmiş oluyoruz. Onların söylemlerini kullanıyoruz. Yok. İbni. Nerede? Fransa'da. Ne? İmamlık yapıyor orada. Alıştırıyorlar. Alıştırıyorlar. Hani ne çıktı bir de Fransa'da? Şey, kadın imam. Cuma kıldırdı değil mi? Bütün herkes de gitti. Çok önemli bir şey oldu sanki. Bakın, 1500 yıllık dinin kaideleriyle oynuyorlar.
1500 yıllık dinin kaideleriyle oynuyorlar. Ve dünya daha doğrusu Müslümanlar suskun. Suskun ve LGBT ile alakalı bütün başlangıçlar AK Parti yönetiminden oldu. Bunu da unutuyoruz.
Bunu da görmüyoruz. Sonradan tornistan ettiler. Baktılar ki yanlış yolda gidiyoruz. Tornistan ettiler. Ama daha kanunlar duruyor orada. Kanunlar değişmedi daha. Bakın, şeytan ne diyor? Allah'ın yarattığını değiştireceğim diyor. Onlara emredeceğim. Onlara emrederekten Allah'ın yarattığını değiştireceğim. Ayet açık. Bakın dünyaya, etrafınıza. Ameliyat olmak isteyene devlet ameliyatını yapıyor bedava. Sen sigortalı mısın, değil misin diye bakmıyor. Bağkur esnafı bir şeyini ödeyemeyince taksidini hastanede tedavi olamıyor. Çoluğunu çocuğunu da tedavi ettiremiyor.
Ama İbni'nin birisi, ben eşcilsel ameliyatı olacağım derse, onu bedavadan ameliyat ediyor. Senin bağkurun yoksa, sigortan yoksa, sen kalp krizinden ölürsün. Seni ameliyat etmez, anjiye etmez etse de sana borç çıkarır. Ama bir kimse işte erkeklikten kadına döneceğim ameliyatı olacak bedava. Bütün her şeyi, bütün her şeyi A'dan Z'ye müracaat ettiğinde hormon tedavileri bedava, ameliyatı bedava, hapları bedava, bütün psikolojik, psikiyatriyle görüşmeleri bedava, psikologla görüşmeleri bedava, hepsi de bedava.
Her şey bedava. Her şey. Geçenlerde bir profesör açıklıyordu, işte İstanbul'da bir hastanede bilmem kaç bin tane müracaat varmış, ameliyat olmak için sıra bekliyorlarmış. Bedava. Ne yaptı şeytan? Allah'ın yarattığını değiştiriyor. Ve Hazreti Pir de diyor ki, sen diyor şeytanın süt kardeşisin. Neden? Çünkü sen ağzını, kulağını, gözünü, kalbini şeytana verdin. Şeytanı dinliyorsun. Eğer şeytanın yolunu kesmiş olsaydın, meleği dinleyecektin. Melek de arkadaş, melek de dost olacaktın. Ama sen şeytanın yolunu kesmediğin için neyle? Sen melek de dost olamadın.
Şeytanın yolunu keseceksin. Allah bizi şeytanın yolundan uzak olanlardan eylesin. Evet, buradan devam edeceğiz. Saat 11 oldu. Bizim saatte günle işimiz yok da. Bizim Ercan Muhtar öyle diyor. Muhtara diyorum, ya işte yok cumartesi, yok pazar falan böyle gün muhabbeti yapıyoruz. Muhtar diyor ki, efendim diyor, şehirlilerde gün muhabbeti var diyor. Yok pazar tatil, yok işte cumartesi tatil. Bizim burada diyor, gün problemimiz yok bizim diyor. Biz her gün feriyiz diyor. Ne kadar güzel, her gün feriler. O yüzden ben de feriyim. Saat 10 olmuş, 11 olmuş. Umurumda değil. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha'ma selam et. Amin.
Ejmeyin. Allah razı olsun inşallah hepinizden de.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.