Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Mayıs 2023 · 1:06:09
Önzübüllâhi minnes şeytanürecim, Bismillahirrahmanirrahim, eftâni zikr fâlemennerhu, lâhâ. Hak Muhammeden Resûlullah cemiyen Enbyeyi velmûrselin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm.
Aleykümselâb. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Amin. Geçen hafta dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz ancak tamahsız, ihtiyaçsız olan Allah'ın sözüdür. Burayı okumuşuz. Buradan devam ediyoruz.
1630. Beyt. Allah yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır. Üstad'a tabi değildir. Herkes ona dayanır, onun dayanacağı bir varlık yoktur. Ondan başka bütün mahlukat hem sanatında hem sözünde üstada tabidir, örneğe muhtaçtır. Allah bir şeyi yaratırken bir şeyden kopya çekmez.
Cenab-ı Hak çünkü bütün yarattığı her şeyi yoktan var etmiştir. Yoktan var eden, vardan zaten var eder. Ama Cenab-ı Hak yoktan var ederken elinde bir numune yoktur. Elinde bir örnek yoktur. O numunesiz, örneksiz yaratır. Cenab-ı Hak'ın sıfatlarından birisi de El-Bahri ismi şerefidir. El-Bahri, bu manada yaratırken örneği olmadan, varlıkları icat eden Allah'ın bir sıfatı, ismidir. Demek ki o yaratırken örneksiz yaratıyor. Bir üstada, yani bir öğreticiye, bir yol göstericiye, bu konuda bir mihmandara ihtiyacı yok. Ve Haşr 24'te de, O Allah ki yaratandır, kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü, O'nu zikretmektedir. O aziz ve hakimdir. İşte Cenab-ı Hak ne varsa, her şey yaratandır. Ve yarattığı şeyleri de, bir üstada bağlı kalmaksızın, bir şeye sormaksızın, bir yerde numune çalmaksızın, numunesiz yaratır. Ve burası çok önemli. Bütün her şeyi de, her şeyi yoktan yaratır. Bu hani insanlara derdi ya, der ya ayet-i kerimede, siz yoktunuz, Allah sizi var etti. Yani bu noktada bakılacak olursa, insan ama ruhlar aleminden kıyaslansa, ama dünyaya gelişinden kıyaslansa, dünyaya geldiğimize baktığımızda, işte 9 ay önce var mıydın, yoktun.
İşte anne karnına düştün, 9 ay sonra doğdun. Ve doğduğunun farkında da değilsin. Varlığının da farkında değilsin. Var olduğunun da farkında değilsin. Anne karnında da var olduğunun farkında değilsin. Anne karnına gelmezden önce de var olduğunun farkında değilsin. Seni ruhlar aleminde yarattı, sen ruhlar aleminde var olduğunun da farkında değilsin. Eğer sana ruhlar aleminden bahsetmemiş olsaydı, sen ruhlar aleminden de bir haber olacaktın. Hatta bunu normalde bir insan böyle bir öğretisi olmamış olsa, ruhlar aleminden de haber olmayacak. Peki, ruhlar aleminden önce, Cenab-ı Hak ruhları yaratmazdan önce, neredeydi insanlar? İlmi ilahideydi. İlmi ilahide ne olup ne gittin, kim söyleyecek bize?
Hiçbir kimse. İlmi ilahide vardık ki, bizi orada kendi ilminde, kendi ilmi ilahisinde var etti. Ve bizim haberimiz yok. Bize sormadı da, bize danışmadı da, bize herhangi bir şey de söylemedi. Ve ilmi ilahide bizi nasıl var ettiğinin de bilgisi yok. Yani normalde bunlar böyle geriye doğru baktığınızda, birer sır, bu sırrı çözecek sırdaş lazım. İlmi ilahide, şimdi ilmi ilahiden koptu geldi, biz Muhyiddin İbni Arabi'den yürüyecek olursak, İbni ilahiden kopup gelenler, ayağını sabiteye geldi. Ayağını sabitede ne olduğumuzu bilmiyoruz. Ayağını sabiteden sonra, ruhlar alemi geldi. Biz orada da ne olduğumuzu bilmiyoruz. Henüz daha ruhlar alemine gelmezden önce, yani ayağını sabiteden, ayağını sabiteden kopup gelen şey, ilmi, şeye geldi, büyük ana kitaba geldi.
İyi. Büyük ana kitaba geldiğinden haberimiz var mı? Yok. Bakın, ne ilmi ilahiden haberimiz var, ne ayağını sabiteden haberimiz var, ne de büyük ana kitap dediği, lef-i mahfuzdan haberimiz var. Bakın bu üçünden de haberimiz yok. Lef-i mahfuzda olan şey, ruhlar alemine tecelli etti. Ruhlarımızı yarattı. Ruhlarımızı yarattığı zaman da, ruhların yaratıldı. Ama bugünkü aklınla, yine haberin yok. Bugünkü aklınla, yine haberin yok. Ve Cenab-ı Hak, kusursuz yarattı. Bu kusursuz yaratılışı yaparken de, bir numunesi, bir örneği yok. Mesela ilmi ilahinin bir örneği yok. Ayağını sabitenin bir örneği yok. Bir örneği yok.
Veyahut da biz, daha aşağı indiğimizde, lef-i mahfuzun örneği yok. İkinci bir örneği yok. Biz desek ki, ayrı bir lef-i mahfuz var mı? Yani yok. Biz zaten sadece ismini biliyoruz. Tecelliyatını biliyoruz. Kendimizce. lef-i mahfuzu, eğer manevi olarak, seyr-i sülûk yapar da, lef-i mahfuzu görürse o kimse, amenna ve saddakna. Diyeceğiz ki, o da, bu pir seviyesinde, bir mürşidi kamil olmuş. Eyvallah. Alkışlayacağız. Pir seviyesinde, mürşidi kamil oldu diye. Normal bir mürşidi kamilin de, lef-i mahfuzu görmesi mümkün değil. Bırakın, şimdi bugünün şeyhleri, mürşidim diye dolaşanlar, daha ruhlar aleminden haberi yok. Bırak ruhlar alemin, ruhlar aleminden aşağı doğru gelen, emir aleminden, ne bileyim, öbür alemlerden haberi yok.
Hiçbir şeyden haberi yok. Seyri sülükü yok ki haberi olsun. Seyri sülükü yok. Bunu böyle söylediğimizde de kızıyorlar. Neden böyle söylüyorsunuz diye. Gidin kocaman kocaman şeyhlere sorun bakalım. Seyr-i sülûk çıkarmışlar mı? Kocaman kocaman şeyhlere sorun bakalım. İtikafa girmişler mi? Adamın itikafı yok. Şeyhlik yapıyor. Ömründe itikafı yok. Bir günlük daha itikafa girmemiş. Şeyhlik yapıyor adam. Ama haberi yok. İşte Allah'ın yaratması, öylesine muhteşem, öylesine bir hesap üzerine, öylesine bir nizam üzerinedir ki, bunun örneği yoktur. Bakın bir insanın örneği yok. Cenab-ı Hak o kadar, bugün diyelim ki yedi milyar insan var, yedi milyar insanın, hepsi de kendine münhasır.
Ve Adem'den itibaren, ilk Adem'den itibaren, ne kadar insan gelip gittiyse, hepsi de kendine münhasır. Hepsi de özel. Bakın hepsi de özel. bir benzeri yok, bir kopyası yok. Bir benzeri yok, bir kopyası yok. Şuradan kopya çekerekten yaratılmış yok. Ve maneviyatınız ne kadar el verdiyse, Allah'ın yarattığı bütün varlıklar, böyle tabiri caizse askeri sistem gibi, hani var ya böyle Cumhuriyet bayramlarında veyahut da bayramlarda, komünist sistemde de vardır bunlar, bütün devlet gücünü gösterir, resmi geçit yaptırır ya,
işte böyle bir Kadir Gecesi'ne denk geldiğinizde, Kadir Gecesi'nde bütün o resmi geçidi görseniz, bütün mahlukata aşina olsanız, hepsini de seyredalsanız, seyrillah, seyrillah, asıl seyrillah o, taşı toprağa seyretmek seyrillah değil. Onlar böyle daha çocukların, dervişlerin çocuklarının oynayacağı yerler. İşte o Mekke'yi gördü, Beytullah'ı tavaf edenleri gördü. Çocukların oynayacağı yer. Yürü, birinci kat sema, ikinci kat sema, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat, yürü. Seyrillah yapacağın yerler ayrı. Dervişliğini ona göre yap. Zikrini ona göre yap. Dilini ona göre muhafaza et. Gözünü ona göre muhafaza et.
Hz. Mevlana ne dedi? Bu aleme gözünü kapatırsan, öbür tarafa açılır dedi. O zaman bu aleme gözünü kapatmasını bil, öbür tarafa açılmasını istiyorsan. Ve o, Allah hepinize de nasip etsin. Bütün kardeşlere nasip etsin. Öyle bir seyrillah, yani birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, ve içindeki mahlukatlar yaşayanlar, ve içindeki mahlukatlar yaşayanlar, onları böyle bir seyrullah esnasında seyredin, insana benzer, insana benzer, bir tane mahlukat göremeyeceksiniz.
Bir tane mahlukat göremeyeceksiniz. Bütün mahlukatları göreceksiniz. Her türlü mahlukat var. Her türlü yaratılmış olan var. Ve tanımlamakta, tanımlamakta güçlük çekeceksiniz. O zaman size mihmandarlık eden bir resul, bir peygamber var ise, o size tanıtacak. Veyahut da, üstadınız gerçekten büyük bir mürşidi kamil ise, o tanıtacak. Evet. Ya da göğe çıkarılan İsa Aleyhisselam tanıtacak. Ya da Cenab-ı Hak direkt kalbinize ilham edecek. Eyvallah. Ve bütün mahlukatı izleseniz, bütün mahlukata baksanız, aşina olsanız, insana benzer bir şey bulamayacaksınız. Ve yaradılan bütün varlıkların hepsine de aşina olsanız, hepsine tek tek baksanız, örneği yok.
Bakın, örneği yok. Örneksiz. Birbirine benzeyeni yok. Benzersiz. Birbirine benzeyeni yok. Benzersiz. Hz. Pir bunu söylerken, avama söylemiyor. O yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır dediği, avama değil. Dervişlere kapı aralıyor manevi olarak. Siz diyor seyr-i süluku yürüyün. Seyr-i sülukta yürüdüğünüzde bunları göreceksiniz diyor. Bunları yaşayacaksınız. Ve devam ediyor. Herkes ona dayanır. Onun dayanacağı bir varlık yoktur. Ve baktığınız zaman, bütün mükevanatı kudret ve kuvvetinde tutan, bütün mükevanatı, bütün yaratılanları, bütün yaratılanları, tabiri caizse, elinin altında tutan Allah, Celle Celaluhu.
Ve hiçbir şeyi, hiçbir şeye muhtaç etmeden, bakın dikkat edin, hiçbir şeyi, hiçbir şeye muhtaç etmeden, hepsini direk, hepsini direk, kendi emanında, kendi elinin altında tutan, ve kendisi rızıklandıran, hiçbir şeyi, hiçbir kimseden rızık beklemeksizin, bütün bu varlığı rızıklandıran, bütün bu varlığa hayat veren, ve bütün bu varlığın dayanağı, Allah Celle Celaluhu.
Ve baktığınızda bu seyirde, hangi varlığa, hangi kabileye, hangisine aşina olursanız olun, bir de bunun konuşması var. Bunların, bunlarla konuşsanız, bunlarla dildaşlık etseniz, sorsanız, hepsinin de rızkı, hepsinin de rızkı, Allah'a ettir. Ve hepsinin de rızkı, Allah'ı zikirdir. Ve hepsinin de ayrı ayrı, hem kavimsel esmaları vardır, hem de bireysel esmaları vardır. O esmaları, o bireysel ve kavimsel esmalar, onlar için birer rızık kapısıdır. Biz insanlar için, ne yazık ki biz de öyleyiz, ama biz heva, hevesimize uyduğumuzdan, nefsimize uyduğumuzdan, biz kuşlar gibi değiliz.
Biz bu heva ve hevesimize uyduğumuzdan, Cenab-ı Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri ne buyurdu? Beni Rabbim besler dedi. Direkt. Yani o, benim gibi alacağım, satacağım diye uğraşmıyordu. rızkını oradan zannetmiyordu. Bu insanların gafleti, alıp satmanız rızık kapısı değildir. O bir sebeptir. Rızkı veren, kendi katından veren, göklerden rızık indiren, indiren Allah'tır. İşte o mahlukatın tamamını, mahlukatın tamamını, cinnisinden şeytanına kadar, meleğinden kafirine kadar, değişik birçok yaratıklara varıncaya kadar, hepsinde rızıklandıran nedir? Allah'tır. Ve hepsinin dayandığı, hepsinin yaslandığı, hepsinin bu konuda, elini altında tutan Allah'tır.
Celle Celaluhu. Devam ediyor Hazreti Pir. Ondan başka bütün mahlukat, hem sanatında, hem sözünde üstada tabidir. Örneğe muhtaçtır. Allah, bir şeyde örneğe ihtiyacı yoktur. Adem'i yaratırken örneğe ihtiyacı yoktu. Ve melekler şaşkın şaşkın, ne oluyor diye bakıyorlardı. Melekler şaşkın şaşkın, ne oluyor diye bakıyorlardı. Ve Cenab-ı Hak, Adem'i yaratırken çamurdan, ilgilenme, senin bileceğin bir konu değil bu. İllaki oradan, elmani sıfatı gibi çıkacak işin içerisine. Ve Adem'i yaratırken çamurdan, melekler gelip bakıyorlardı.
Hani bu ne olacak diye. Hatta, Cenab-ı Hak bunu Kur'an'ında beyan eder ya, şeytan geliyordu, yani Adem'in o topraktan yaratılmış olan, o pro tipine vuruyordu. Tık tık tık diye ses geliyor diyor ya, testi gibi ses geliyordu diyor. Tabii bunu, zamanın şeyhlerinden, Ahmet Özcan kabul etmiyor tabii de. O da bu ayeti kerimeyi inkar ediyor. Adam diyor biyoloji okumuş diyor, matematik okumuş diyor, şunu okumuş, bunu okumuş diyor, söylüyor. Tabii bizde de bir sürü okumuş var, bir sürü üniversite mezunu var, hepsinin de kafası çok çalışıyor, yukarıda aşağıda. O da onlara yönelik söylüyor. Diyor ki, adam biyoloji okumuş diyor, matematik okumuş, kimya okumuş diyor.
Siz ona diyorsunuz ki diyor, işte Adem kuru tesliden yaratıldı, küt küt küt ses geliyordu. Böyle şey olmaz diyor, yeniden bunun diyor, değiştirilmesi lazım. Tabii, ayetleri değiştirecek. Yani, adam koca şeyh olmuş şimdi. Atanmış, seçilmiş, atanmış demeyelim de, seçilmiş. Ondan sonra, yani onun böyle, bir şeyler söylemesi lazım ki, insanlar şeyh diye kabul etsin tabii. Cumhurbaşkanı'nın danışmanlarına varıncaya kadar. Oysa ayeti kerimede Cenab-ı Hak diyor ki, ben onu normalde batçık topraktan yarattım diyor, bir de pişirdim onu diyor. Şeytan da geliyor, vuruyor böyle, tık tık tık ses geliyor. Kuru testi gibi. Şimdi, o bir örneği var mı, daha öncesinden yok? Hani Cenab-ı Hakk'ın başka ayeti kerimede diyor, sizi yoktan var eden, daha önce sizi var etmiş çünkü diyor.
Yoktan var eden, mahşerle alakalı söylüyor. Sizi bir daha yaratamaz mı ki diyor. Ya seni zaten yoktan var etmiş o. Seni bir daha yaratması kolay, o yüzden onun için zorluk yok. Ve o bütün varlıkları, önce yoktan var etti. Burası çok önemli. bütün varlıkları. Şimdi bunu dünya üzerinde, kendilerince dinleri, bilhassa İslam'ı yok etmek isteyenler, bu ayeti kerimeyi bozmaya çalışıyorlar.
güçleri yetmeyecek ama bunun böyle enteresan ayetleri buluyorlar, onların üzerinde çalışma yapıyorlar. ve bunu normalde eğer yoktan var ettiğini, yoktan var ettiğini, çürütürlerse kendilerince, dini komple çökerçekler. diyecekler ki, diyecekler ki Allah yoktan var eden bir varlık yok. yani bu, şimdi bunu söylüyorlar ya, yani Allah düşüncesi, Allah, Allah'ın varlığı, diyorlar ki bu farazi bir şey. Bunu insanlar kendileri ürettiler. E tabi bunu söyleyen de yeni değil, bunu daha öncesinden Atatürk de söyledi. hani Arap'ın yazmış olduğu bir din dedi.
Yani, bu İslam'ı da öyle düşünüyorlar. Bütün dinleri de öyle düşünüyorlar. Yani, insanlar oturdular, toplum bozuldu. Bu toplumu ihya etmek için, yeni kurallar koydular. O kurallara da, dini bir elbise giydirdiler. Bu da peygamber oldu. Böylece o vahşi toplulukları eğitmek istediler. Yani, Allah'ın dini diye bir din, söz konusu değil. Böyle olunca, e tabi, hani, yoktan var eden bir Allah inancımız var. Onlar da diyorlar ki, yoktan var eden bir şey yok. Varlık kendi kendine var etti. Liselerde bunu öğretmediler mi? Hepimiz öğrettiler değil mi? Tabiat kendi kendine yaratıyordu. Değil mi? Bir tabiatın kendince gücü, kuvveti var, kudreti var.
Tabiat, oturuyor, bugün düşünüyor, yarın ne yaratayım diye. Ondan sonra, ertesi gün yaratıyor. Biz bunu, liselerde, ortaokullarda gördük mü? Gördük. Kimse bunu Allah yarattı, demedi. Tabiat, yani, tabiatın kanunları var, kuralları var, tabiatın döngüsü var. O tabiat, kural ve kanunları döngüsüyle, devam ediyor. Yaratan bir Allah, yok yani. Oysa, Cenab-ı Hak da, tabiri caizse, ısrarla diyor ki, Allah sizi, yoktan yarattı. Bütün mahlukatı, bütün var olan her şeyi, yoktan var etti Cenab-ı Hak. Bakın, bunun ilk varoluşu, ilmi ilahi. Ben bilinmez bir hazineydim. İlmi ilahi. Bilinmekli istedim.
Ayağını sabite. Ve bir şey yarattım. Bilinmekli istedim. Ve bir şey yarattım. Yaradılışa geçme. Bakın, üç ayrı merhaleden geçti. Bilinmez dedim. Hiçbir şey yoktu. Bilinmekli istedim. Evet. İlmi ilahiden, südur ettiğine, ayağını sabite. Arabi ekolünden gidiyoruz. Ve bir şey yarattım. Bu Arabi ekolü. Ben, hadisler üzerinden gideyim. Hiçbir şey yoktu. Ben bilinmez bir hazineydim. Bir şey yarattım. Ne o? Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Benim inancım bu.
Yani, ben Arabi ile ters düşüyormuşum, düşmüyormuşum diye bakmıyorum. Ben dini, Kur'an sünnet ölçüsünde, tasavvufu, Kur'an sünnet ölçüsünde almaya çalışıyorum. Eğer ayağını sabiteyi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. ruhaniyeti ve nuraniyeti olarak algılayabilir miyiz? Algılayabiliriz. Ama ben direkt hadis metnine sadık kalmak istiyorum. Sizlere de tavsiyem bu. Ayağınız yere basar. Bu konuda hadis var canım kardeşim. Bu konuda hadisi kutsi var. Bu konuda hadis var. Ayağınız yere basar. Hiçbir şey yoktu. Allah var idi. Allah bilinmez bir hazinedi. Bir şey bilinmekte istedi. Bir şey yarattı. Yarattığı ilk şey ne? Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti.
Bakın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Burada iki tane sıfat var. Cenab-ı Hakk'ın iki tane sıfatı var. Ruhaniyeti çünkü kendisinden ruh üfledi. Ve nuraniyeti. ve kendi nurundan yarattı. Kendi nurundan. O zaman yaratılışın bütün merhaleleri Cenab-ı Hakk'ın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetinin dereceleri söz konusu. Dereceleri. Bakın dereceleri. Bunu anlatırken mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte terledi. Birinci terlemesinin sağ tarafından birinci terlemede peygamberler yaratıldı. Terledi. Ondan sonra melekler yaratıldı. Terledi. Ondan sonra işte devam eder. O hadis-i şerifler uzundur. yaratılışla alakalı.
Ve Cenab-ı Hak ne yaptı? Her şeyi yoktan var etti yarattı ve her şeyi yarattığını varlık alemine sürdü. Varlık alemine gönderdi. İndirdi varlık alemine. Ve bütün o varlık alemi hepsi de ona tabi. Hepsi de ona dayanır. Ve Cenab-ı Hak hiçbir şeye dayanmaz. Hiçbir şeyin örneğine ihtiyacı yoktur. Ama varlık aleminde biz insanlar için veyahut da varlık aleminde diğer varlıkların her biri bir üstada bir imama bir öğreticiye ihtiyacı vardır. Nasıl çocuk doğar? Anne öğreticidir. Baba öğreticidir. Ona öğretir.
hani çocuk önce ti ti diyordu ya dinliyordu ya dinleyerekten konuşmayı öğreniyordu. O zaman çocuğun birinci öğreticisi varlık aleminde annedir. Babadır. Ve etraftır başlar artık öğretici. Onun için her şey bir üstad konumuna geçer. Üstad olur. Çocuk dinledikçe neyi dinlediği önemli bir de dinledikçe ne yapar? O çocuk olgunlaşır, kemale erer. Mürid de aynıdır. Mürid de bu alemde, bu varlık aleminde kemale ermek istiyorsa bir üstada gider, intisap eder, ona bağlanır, onu dinler, ona tabi olur, o da ne yapar? O da kemale erer. işte normalde bütün Allah'tan başka bütün mahlukat hem kendi sanatında hem de kendi sözünde bir üstada ihtiyacı vardır.
Muhakkak. Hani Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri de sözlerde der, her ne yaparsan yap bir üstada ihtiyacın var. Bu kainatı bu hale getirenin bir üstaya, bu kainat kendi başına böyle olmaz. bu kainatın üstadı da ustası da Allah'tır der. Ve bir meslek öğrenecekseniz, bir sanat öğrenecekseniz, bir ustanın yanına gitmeniz lazım. Lütfu usta, ustan var mıydı? Kendi kendine orta kaporta boya öğrenmedin yani. Bir insan kendi kendine orta kaporta boya öğrenebilir mi? Öğrenemez. Bir ustaya ihtiyacı var. Ustasız olur mu? Olmaz. Murat, nerede çıraklık yaptın ticareti öğrenmek için? Uzun çarşıda.
Orada bir çıraklık kalfalık yaptın. Orada çıraklık kalfalık yapmadan ticareti öğrenemedin. Muhakkak ki bir usta lazım. Terziliği nerede öğrendin? Ustaların yanında öğrendin. Demek ki ustasız bir şey olmuyor. Üstatsız ustasız bir şey öğrenilmiyor. Bir kimse ben yaparım bunu der. Çıkar orta yere ayı maymuna çevirir. Çevirir mi? Çevirir. İşi düzgün yapmayınca ne deriz? Han deriz ya biz bunu usta diye geldik ama bu usta değilmiş. Doğru mu? Peki böyle bir mesleği yoksa bir üstattan birisinden bir şey öğrenmediyse o ne oluyor? Vasıfsız eleman oluyor. Değil mi? Hiçbir normalde bir mahareti yok.
Yetiştirmemiş kendisini. Ama diğer taraftan her şeyin bir ustası bir üstadı var. Her şeyi bilen kendince ehlince bir şeyi biliyor. Ama onun bir ustası var. O öğretmiş. İşte Allah'ın bir ustası yok ama insanlar bir ustada bir ustaya muhtaç. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu söze yabancı değilsen bir hırkaya bürün, bir viraneye çekil ve gözyaşı tök.
Yani sen bu söze yabancı değilsin. Yani bir üstada ihtiyacın var, bir ustaya ihtiyacın var. Eğer sen kemale ermek istiyorsan eğer sen Allah yolunda Allah yolunda Allah'a vusat olmak istiyorsan yakın olmak istiyorsan sen önce bir hırkaya bürün. Bu hırka takva hırkası olsun. Bu hırka önce İslam hırkası olsun. Bu hırka İslam hırkası olduktan sonra içi de takva hırkası olsun. Ona bürün. Ondan sonra bir viraneye çekil gözyaşı dök. Sen o ustaya o üstada onu bulabilmen için sen bir hırkanı değiştir. Sen dünyanın dünyanın zevkine debdebesine dalmışsın. Senin gözünü dünya bürümüş.
Senin kalbini dünya bürümüş. Gözünde gönlünde kalbinde dünya bürümüşken sen bir üstadı bulamazsın. Sen günah kebayelerinin içerisindeyken sen bir üstadı bulamazsın. Sen de bu kibir var iken sen kakılıp da bir üstada intisap edemezsin. Kibrini kıracaksın. Kibrini kıracaksın. Dünyanın süsüne debdebesine aldanmayacaksın. Bak dünyayı terk etmek değil bu. Bunu geçen haftada özellikle altını çizerekten söyledim. Dünyayı terk etmek yok. bizim benim sufi ve din anlayışımda dünya terki yok. Ölünceye kadar ölünceye kadar bu dünyada üzerine düşen vazifeleri yerine getireceksin. Gücün kuvvetin yettiği müddetçe çalışmaya devam edeceksin.
Gücün kuvvetin bu normalde rahat hayat yaşamak için değil. Çalış çabala çoluğunun çocuğunun da konumunu durumunu koy ortaya Allah için harcamak için çalış. Daha fazla zekat vermek için çalış. Bir fukaranın karnını doyurmak için çalış. Bir fukarayı giydirmek için çalış. Allah Allah yolunda koşmak için çalış. Allah yolunda koşanlarla beraber seninle koşmak onlara yardımcı olmak için çalış. İslam'da tembellik yok. İslam'da çalışmamak yok. İslam'da sufilikte çalışmamak tembellik yok. Günü gününe müsavi olan zarardadır. Yürü Allah yolunda koşulacak çok yer var. Bakın bütün dünya insanlığı batıyor.
Bütün dünya insanlığı batıyor. Bütün dünya insanlığı uyuşturucun pençesinde. Bütün dünya insanlığı fuhşun, fahşiyatın pençesinde. Bütün dünya insanlığı içkinin pençesinde. Bütün dünya insanlığı bütün dünya insanlığı anarşinin terörün pençesinde. Bütün dünya insanlığı dinsizliğin pençesinde. Bu illaki İslam olmuş, Muhammed olmuş, İsevi olmuş, Musevi olmuş. Bu önemli değil.
Bütün dünya insanlığı Allah'ın lanet dediklerinin pençesinde. Bir tarafta üçüncü ırk olarak LGBT'yi çıkarıyorlar. Üçüncü ırk olarak. Bunu dünya insanlığı görmesi lazım. Bunun pençesinde. O yüzden sadece bir Müslüman sadece kendini düşünmez. Hollanda'da eşcinsellik eğer ki artıyorsa bir gün senin kapına da dayanır o. Ve bizim kapımıza dayanmadı. İçimize geldi oturdu. Demek ki Müslüman durmayacak.
Uyanık olacak. Çalışacak. Mücadele edecek. Hem fikri planda, hem dini planda, hem sosyal planda, hem ekonomik, hem siyasi, hem askeri planda Müslüman uyanık, diri ve çalışkan olmak zorunda. Müslümanlar kendi içlerindeki ufak tefek problemleri büyütüp, kendi aralarındaki ufak tefek problemleri büyütüp, incir çekirdeğinde fırtına koparma lüküsleri yok. Müslümanlar cahil kalmışlar. İncir çekirdeğinde fırtına koparacağız diye uğraşıyorlar. bak, kapılarına dayanmıştı, şimdi içimize oturdu. Bakın, Allah'ın lanetlediği bütün fiilyatlar ülkemizde kol geziyor. İslam dünyasında kol geziyor. Allah'ın lanetlediği ne var ise, bu insanlar, bizim insanımız, gün geçtikçe dinsizleşiyor.
Dindarlar da dinsizleşiyor. Dindarlar da dini kaidelerini bozuyorlar. Dün kapıya başörtüsüz çıkmayan bacımız, bugün dışarıda kendisini sergiliyor. Dün kapıların arkasında mantosunu, örtüsünü eksik etmeyen, zil çaldığında ola ki birisi benim başımın, saçımın bir tek teli görünür diye tiril titreyen bacımız, şimdi artık göstermediği bir yeri yok. Dün dar pantolon giymeyecek, herkes bol pantolon giyecek, dar bir pantolon gördüğünde askıda bırakan derviş, şimdi daracık streç pantolon giyiyor. Bu bizim içimize yerleşti. Şimdi daracık streç gömlek giyiyor, daracık streç pantolon giyiyor. Erkekler giyiyor bunu. Bakıyorsun erkeğin önü, arkası meydanda, kadınlara laf söylemezden önce, önce erkeklere laf söylememiz lazım.
Bizi perperişan ediyorlar. Perperişan ediyorlar. Düne kadar kafe bilmeyen gencimiz şimdi kafe biliyor. Düne kadar papçı, rapçı, bilmem neci bilmeyen örtülü kızımız artık rapçı, papçı, popçı örtüsüyle gidiyor, Tarkan konseri izleyeceğim diye uğraşıyor. Bağırıyor oradan Tarkan, Tarkan. düne kadar yoktu. 28 Şubat'ın etkileri, 28 Şubat'ın başardığı şeyler, herhangi bir bu ülkedeki topçuların, popçuların, rapçıların hangisi İslam, hangisi dini kaidelere uyuyor? Ama bakıyorsunuz, önceden başörtüsüyle orlara gidemeyen, gitmeyen, şimdi kendince kendisini oraya layık görüyor veyahut da sakallı derviş kendisini oraya layık görüyor.
Gidiyor oraya veyahut da düşünebiliyor musunuz? Bir tane cız takı cız takı kafe, içeride başörtülüsü de var, sakallısı da var, dervişi de var, namaz kılanı da var. Gitti ama namaz o esnada o gece. Bakın tehlike çok büyük. Tehlike çok büyük. O yüzden çalışmak, Allah yolunda çalışmak, Allah yolunda gayret etmek, yürümek, koşmak, çocuklarınızı eğitmek, çocuklarınızı eğitmek, torunlarınızı eğitmek. Artık çocuklar, torunlar elimizde değil, elimizden kaçıyor, elimizden gidiyor. Hepsinin eline son model telefonları verdik, ayet okusunlar, hadis okusunlar, fıkıh okusunlar, dinlerini öğrensinler, tefsir okusunlar diye. Amaç, maksat, niyet harika ama onlar gittiler top pop dinlediler. Onlar gittiler topçuları popçulara baktılar.
Onlar gittiler moda manyağı oldular. Gittiler moda salağı oldular. Gittiler evet gerçekten moda aptal oldular. Afrika'daki açı düşünmediler. Hollanda'da fuhuş yapan zavallı kadını düşünmediler. Veyahut da sokaklarda tenini satan kadınları düşünmediler. Biz düşünmüyoruz şimdi. Kızarken kızıyoruz. Diyoruz ki bunlar bilmem ne sokaklarda tenlerini satıyorlar. Onlara o eğitimi veremediğimiz için biz yanmıyoruz. Biz bu eğitimi veremedik diye yanmıyoruz. Biz İmam Hatip'e gönderdik çocuklarımızı. İmam Hatip'teki hocalar ya bunlar burada dinlerini öğrenecekler. Biz bunları dosdoğru Kur'an Sünnet öğretelim diye düşünmediler. Kimi Ali Şeriatici çıktı. Hadisleri inkar etti. Kimisi kalktı.
Afganici çıktı. Faizi caiz gördü. Kimisi bilmem nece çıktı. Çocukların akıllarına anlaşmamı gibi attılar. İlahiyatın da bir sistemi kalmadı. Ve gün geçtikçe ciğerim yanıyor. Bu toplum nereye gidiyor? Bu toplumun içindeyiz hepimiz. Hep beraber nereye koşuyoruz diye kendi kendime soruyorum. Ve bu toplum enteresan bir şekilde Allah'ın lanetlediği işleri normal görmeye başladı. Allah'ın lanetlediği işleri normal görüyor. Alkışlıyor onu. Ne var bunda diyor. Ya Allah lanet etmiş bunu. Daha ne istiyorsun? Ama yok. yakında evlerimizde lanetlikler dolaşacak. Kimler? Çocuklarımız. Kim? Eşimiz. Kim? Torunumuz. Lanetlik olarak dolaşacak. Aynı evin içerisinde. Ve Hazreti Peygamber'i düşünüyorum sallallahu aleyhi ve sellem'i.
Ve Medine'nin üzerinde kara bir bulut çöktüğünde Allah bize gökten azap mı edecek deyip ağlayıp telaş edip öğlenle ikindiği cem eden peygamberi düşünüyorum. Gökten azap gelecek mi diye. Göğe bakıp göğe bakıp bakıp ağlayan göğe bakıp bakıp durgunlaşan göğe bakıp bakıp yemekten kesilen içmekten kesilen göğe bakıp bakıp kendinden geçen bir peygamber Allah bize bizim içimizdeki işlenen günahlardan dolayı azap eder mi diye geceler boyunca ağlayan geceler boyunca düşünen gözüne uyku gelmeyen ve gidip evi dar gelen evi içi
kendisini sıkıp bahçelere hurma bahçelerini atıp oralarda Allah'ı zikreden yalvaran bir peygamberi düşünüyorum. Demek ki bu zamanda olmuş olsaydı diyorum asla ve asla uyumazdı herhalde. Ve biz çok rahatız. Bütün Müslümanlar çok rahat. Akşam ne güzel yemeklerinizi yediniz. Hep beraber ben de dahilim. Evlerimiz var, katlarımız var, arabalarımız var, var. Maaşlarımız var, var. Ama hamdimiz yok, şükrümüz yok, Allah yolunda koşmamız yok. Koşanlara destek olmamız da yok. Evet, bir hırkaya bürün, gözyaşı dök.
Öyle diyor Hazreti Pir. Bir viraneye çekil diyor. Enteresan bir şey. Bir viraneye çekil. Bir hırka giy üzerine. Ve diyor Allah'a yalvar, Allah'a yakar. Gözyaşı dök. Senin bu günahlığınla, senin bu günahkarlığınla sen olmazsın. Muhakkak inziva et. Evinin bir köşesine çekil. Tövbe et. Ağla. Yalvar. Rabbim seni felaha kavuştursun. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Ama Allah yolunda koşacağına da Cenab-ı Hak'a söz ver. Yeniden bir ahit yap. Yeniden bir ahit yap. Benim dizime vurdu.
Dizime vurdu benim. Otobüste gidiyoruz. Dizime vurup benim dedi ki Mustafa Efendi dedi. Buyurun efendim dedim. Bütün günlerini oruçlu geçirsen dedi. Bütün gecelerini zikirle geçirsen dedi. Allah yolunda birine daha dedi. Dini anlatmak yaşatmak yaşatırmak için dedi. Bir mücadelen olmazsa kendini kurtaramazsın oğlum dedi bana. Bunu söylediğinde ben 26 yaşındaydım. Ve kendimce kurtuluşu Allah'ı çok zikretmekte çok zikretmekte görüyordum. Yani çok böyle agresif anlatmıyordum insanlara. bunu bana söylediğinde böyle nasıl Allah beni affetsin yoldan geçenin kalbinden ne geçtiğini kalbime geliyordu.
Yeşim 26'ydı. Şimdi geri dönecek diyordum geri dönüyordu. Şimdi şunu söyleyecek diyordum söylüyordu. Bana konuşurken yalan söylüyor diye kalbim patlıyordu. Ondan sonra bakıyordum yüzüne. İlk gençlik ya doğru mu diyordum kalıyordu. Onun yalan söylediğinin kalbime geliyordu. Öyle zikrullah yapıyordum. Şimdi ben kardeşlere diyorum beş bin tevhid çekin. Çok azı çekiyor. Beş bin tevhidle bile olmaz. Beş bin tevhidle bile olmaz. Böyle ben yaşarken böyle ben yaşadım diye söylemiyorum size.
Ben günlerce bir bardak ayranla oruç tutardım. Ceza verirdim kendime. yoldan geçen kıza baktın cezalısın Mustafa Özbağ'ı. Üç gün katıksız oruç tutacaksın. Sadece gözüm kaydı diye. Ben üç gün oruç tutardım. Birinci gün iftar bir bardak ayran. Başka yemek içmek yok. İkinci gün iftar bir bardak ayran. Sahur da yok. Üçüncü gün iftar bir bardak ayran. Öyle kendimi terbiye ediyordum. Daha şeyhim de yoktu o zaman. Bakın şeyhim de yoktu benim. Ben derviş olduğumda 62 kiloydum. 62 boyum 1.85 kilom 62'ydi benim.
Kemiklerim çıkıktı benim. Sonra bu böyle sesler ondan sonra kalbe gelen ilhamlar bunlar artmaya başlayınca onların aleminde açtım. Sen kimsin dedi bana. Üstatsız bu yolda yürünmez dedi. Bir üstad bulacaksın dedi. Ben her seher vakti Allah'a yalvarıyordum. Bana bir üstad nasip eyle. Bana bir mürşidi kamil nasip eyle diye. Öyle yalvarıp ağlıyordum. Herkes bir şey söylüyordu. Şurada şu var burada bu var burada bu var burada bu var. Ben diyordum ki benim nasibim neyse bana göster ve Cenab-ı Hak Abdullah Efendi Hazretleriyle buluşturdu beni. Herkes bir laf söyledi Şeyh Efendi'ye.
Evet Cenab-ı Hak'a hamdolsun beni onunla buluşturdu. O dedi bana Mustafa Efendi dedi sabaha kadar zikretsen gündüzünü oruçlu geçirsen oğlum din-i mübinin hakim olması için gayret etmez mücadele etmezsen kendini kurtaramazsın dedi. Hiç unutmam. Bakın hiç unutmam. sen Allah yolunda İslam'ın hakim olması için mücadele etmezsen kendini kurtaramazsın. Türkçesi buydu. Allah bizi affetsin. Bu sözler sana yabancı değilse senin kalbine bir şey indiyse şu anda otur ağla otur tövbe et otur kendince seni oyalayan seni Allah yolunda geriye bırakan etrafında her ne var ise onları tespit et ona göre yol al.
Çünkü Adem Hz. 1 devam ediyor Allah'ın itabından ağlamakla kurtuldu. Tövbekarın nefesi ıslak gözyaşlarıdır. Adem ne yaptı? Zevcesiyle beraber eşiyle beraber Allah'a yalvardılar. Ne dediler? Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz ve bizi acımazsan şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz. Araf ayet 23 Musa da öyle dua etti. Musa da ne dedi? Rabbim ben gerçekten nefsime zulmettim. Bana mağfiret buyur dedi. Kasas 16 Yunus da dua etti. Dedi ki senden başka hiçbir ilah yok.
La ilahe illallah. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zulmedenlerden olurum dedi. Enbiya 87 dedi. İşte bütün peygamberler bütün peygamberler Allah'a tövbe ettiler. Geçmiş peygamberler küçük kusurları için Allah'a tövbe ettiler. Bakın geçmiş peygamberler bunların başında Adem çünkü Cenab-ı Hak yaklaşma buradan uzak dur buradan uzak dur dediği ağaca yaklaştı.
Meyveden yedi. Neyse burası mübeşirat. Üzerinde herkes bir şey söyleyecek. Ama ben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediğini söyleyeyim. Ne dedi? Yasak meyveden yedi. Meyvenin ne olduğu belli değil. Elmadır armuttur böyle kafa yapıyorlar insanlar. Ben o kafa yapanları dinle alay ettikleri için dinle alay ettikleri için kafir hükmündeler. Sonuçta Cenab-ı Hak'ın yasağını Adem aleyhisselam unuttu. Şeytan geldi Havva nemize vesvese verdi. Bu meyveden yiyen dedi ebedi olacak. Allah sizin ebedi olmanızı istemiyor. O yüzden dedi ye bu meyveden dedi. Havva annemiz yedi ardından Adem'i çağırdı. İlla ki gel bundan ye diye.
Adem'i çağırınca Adem aleyhisselam o esnada bir anlık bir anlık unuttu. Unutturuldu. Hatta sonradan hadis-i şerifte diyor ki Allah'ın beni takdir edip de ezeli ilmi ilahesinde takdir etti ve benim unuttuğum bu meseleden dolayı beni sorumlu tutuyorsunuz dedi. Ve ondan sonra da Cenab-ı Peygamber dedi ki unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Böylece Adem atası Adem'i tabiri caizse kurtardı Allah'ın izniyle. İşte ne yaptı sonra onlar o meyveyi yiyince onların edep yerleri göründü cennette. edep yerleri görünce melekler bunlardan kaçıştılar. Bunlardan yüzlerini çevirdiler. Ve normalde o elbiselerini soydu Cenab-ı Hak ve onlar böylece cennetten dışarı çıkarıldılar.
Ve cennetten dışarı çıkarılınca işte bazı rivayetlerde Adem Aleyhisselam Arafat Meydanı'nda onun sonra işte Havva annemizde Sri Lanka'da okyanus kenarlarında Adacık'ta o burada şeyde Arafat'ta dağ taş orman yok hiçbir şey yok yiyecek içecek yok Adem Aleyhisselam başladı tövbe edip ağlama Havva annemiz orada tövbe edip ağlamaya başladı ve Cenab-ı Hak sonuç itibariyle onların tövbelerini kabul etti.
Onların tövbelerini kabul edince Arafat Meydanı'nda onları birleştirdi. Arafat Meydanı'nda Arafat Dağı'nda onları yeniden birleştirdi. O yüzden hacılar şimdi giderler Arafat Dağı'na çıkarlar dua ederler. Duaların kabul olduğu yerdir. Çünkü Adem Aleyhisselam'ın duası orada kabul olundu. O yüzden Arafat'a çıkan orada dua eden kimsenin günahları affolur. Haç kıymetli bir ibadettir. Her ne kadar şimdi insanlar bu ibadeti sulandırıyorsa da bir mümin için önemli bir ibadettir. Önemli bir vazifedir. Allah hepinize nasip eylesin.
evet biraz dolardan dolayı fiyatlar yüksek doğru ama Said'le konuştum Said dedi Cenab-ı Hak bir kapı açtı dedi inşallah dedi daha hesaplı gitmek isteyenler gidebilecekler dedi demek ki dedim içimden öyle düşünün o bana söylediğinde dedim yani gidecek olanın Rabbim kapı aralıyor niyet edin inşallah hacca gidin muhakkak niyet edin ömreye gidin ve gittiğinizde orada böyle alışveriş edeceğim şuraya gideceğim bunaya gideceğim diye değil bakın Arafat Meydanı peygamberlerin dualarının kabul edildiği yer Adem Aleyhisselam
duasının kabul edildiği yer Mekke Beytullah İbrahim Aleyhisselam'ın inşa ettiği yer ama ilk Adem Aleyhisselam için cennetten çıkarılmış olan ev evet ve Adem'in ilk Adem Aleyhisselam'ın evi orası ve o Beytullah etrafında tavaf ettiğiniz alanda adım attığınız yerde nice peygamberlerin mezarları var nice velilerin nice evliyaların mezarları var altında insanlar onların üzerinde tabi tavaf ediyorlar ama birçok peygamber kabri var o yüzden tavaf edenler büyük bir edeple büyük bir terbiyeyle
büyük bir edeple büyük bir terbiyeyle orada tavaf edecekler Mekke peygamberler şehri her peygamberin oradan yolu geçmiş o yüzden Mekke'de dolaşanlar orada haç vazifesini ömre vazifesini yapanlar çok gülmeyecekler çok ağlayacaklar tövbeyecekler dikkat edecekler orada dolaşırken yerken içerken dikkat edecekler dikkat edecekler diyecekler ki her attığımız adımda nice peygamberlerin adımları var nice velilerin evliyaların adımları var nice peygamberler buradan gelip geçtiler onların gelip geçtiği yaşadığı yerlerde şimdi
biz tavaf ediyoruz diye düşünecekler kendisini derinleştirecek kendisini derinleştirirken o esmaları çekerken bir bakacak ki filanca peygamber onunla beraber tavaf ediyor bir bakacak ki Adem aleyhisselam gelecek diyecek ki burada ilk tavafı yapan bendim bana tavafı öğreten Cebrail aleyhisselam işte böyle tavaf edeceksin diyecek birinci eğer sen böyle güzel bir dervişsen birinci şafta kim gelecek Adem aleyhisselam gelecek ikinci şafta örneğin İbrahim aleyhisselam gelecek İsmail aleyhisselam gelecek İsa aleyhisselam
gelecek Hz. Muhammed Mustafa gelecek sen iyi bir müslümansan iyi bir mümin isen iyi bir sufi isen bakacaksın önünde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem diğer peygamberler tavaf ediyorlar kafanı yukarı kaldıracaksın kafanı yukarı kaldırdığında Cebrail aleyhisselam meleklerin başına geçmiş bütün birinci kat ikinci kat üçüncü kat dört beş altı yedi cennetin katlarındaki melekler cehennemin katlarındaki melekler arşalanın etrafında onun katındaki melekler hep beraber melekler Cebrail aleyhisselamın refakatında tavaf ediyorlar
bir üstada intisap edeceksin ağlayacaksın seyr-üsülükte yürüyeceksin yürüyeceksin önüne ne çıkarsa çıksın ne yaşarsan yaşa ne yaşarsan yaşa yoluna devam edeceksin ve bir bakacaksın ki Adem aleyhisselam Arafat'ta dua ediyor yanında Havva annemiz ve bir bakacaksın ki her sene oraya gelmişler haç zamanı orada tavaf etmişler orada ihrama girmişler orada çocuklarıyla beraber tavaf etmişler çocuklarıyla beraber haç yapmışlar sonra torunlarıyla beraber sonra insanlar çoğalmışlar
o insanlarla beraber orada ne yapmışlar tavaf etmişler sonra bir bakacaksın ki İbrahim aleyhisselam hala da Allah'ın emrini yerine getiriyor insanları hacca davet ediyor insanları hacca davet ediyor Cenab-ı Hak onun sesini duyuruyor onun sesini duyuruyor ve hacca gittiysen onun davetine icabet edenlerdensin duymuşsun demek ki oraya doğru gönlün istediyse ve oraya doğru yürüdüysen ve orada bir bardak zemzem içtiysen ve Beytullah'ı seyrederekten dua ediyorsan Cenab-ı Hak sana lütfetmiş ikram etmiş ihsan etmiş İbrahim
aleyhisselam senin ruhuna davetiye çıkarmış sen o davetiye yürümüşün senin vücuduna davetiye gelmiş sen o davetiye yürümüşün benim bu sohbetimden sonra demek ki davet edilmemişim deme Allah muhafaza eylesin kalbin mühürleniverir hiç gidemezsin o davetin olması için o davetin sana da ulaşması için kenara çekil ağla gözyaşı tök de ki Ya Rabbi o İbrahim aleyhisselamın nefesini bana da ulaştır o İbrahim aleyhisselamın davetini bana da ulaştır nefesim son nefesim gelmeden maddende manende beni Beytullah'ını tavaf edenlerden
eyle Hacir-el Esvet'ine yüz sürenlerden eyle Safa ile Merve'de ibadet edenlerden say edenlerden eyle orada zikredenlerden eyle Arafat'a çıkıp Arafat'ta dua eden Arafat'ta zikreden Arafat'ta duaları kabul edilen zikirleri kabul edilen kullarından eyle Allah'a yalvar yakar Müzdelife vakvesinde durabilmek için o Hz. Muhammed-i Mustafa Müzdelife vakvesinde durdu ve dedi ki kim Müzdelife vakvesinde durursa onun Müzdelife vakvesinde kul hakkı da dahil bütün günahlarından affolunur dedi o hadis-i şerife iman et o hadis-i şerifin
üzerinde şey şüphe etme sabah namazını kıl Beytullah'a doğru yönel ve Beytullah'a doğru yönelip Müzdelife vakvesini yap dua et ve Ümmet-i Muhammed'e de orada dua et günahlarına da dua et orada ağla yalvar yakar de ki Ya Rabbi benim her ne kadar günahım var ise hepsinin kefili sen ol hepsinin vekili sen ol beni affeyle diye dua et ve orada durma bak şeytanı taşladı İbrahim Aleyhisselam şeytanı taşladı yanında İsmail vardı İsmail'i nereye götürüyordu Allah adına kurban etmeye götürüyordu nefsini Allah adına kurban et
ve şeytanı taşlarken kendince İbrahim Aleyhisselam'ı gözünün önünde gör İbrahim nasıl şeytanı taşladıysa da ben de öyle taşlıyorum da Hz. Muhammed'i Mustafa'yı gör asabıyla nasıl taşlamış sen de onu taşladığın gibi taşlayacağım da kendince niyet et öyle dua et Allah sana nasip etsin sen öyle şeytanı taşla o şeytan bir daha senin kalbine bevletmesin o şeytan bir daha senin kalbine yanaşamasın o şeytan bir daha senin kalbine yanaşıp da seni dünyaya seni namussuzluğa şerefsizliğe haysiyetsizliğe günah günah keberleri
götürmesin o vesveseyi sana vermesin öyle dua et öyle sen Adem'in çocuğusun sen Adem'in evladısın bir şeye ulaşmak istiyorsan gözünden yaş enmesi lazım bir şeye ulaşmak istiyorsan gözünden yaş enip dua etmen lazım senin ağlaman lazım gece tenhallara çekilip ağlaman lazım ah keşke büyük şehirde oturmasanız küçük şehirlerde otursanız mezarlıklara gitseniz ağlasanız kabirlere gidip ağlasanız gidip Demir Sultan'da ağlasanız Ühtadı Hazretleri'nde bağlasanız gidip İsmail Hakkı Bursa'yı dağlasanız büyük velilerin kabirlerinde
dağlasanız dualarınız kabul olur kabul olunsa ve o ağlamakla tertemiz olunsanız tertemiz yıkansanız ve günahsız pimi pak olsanız ve Ya Rabbi dediğinizde Allah'ın sesini kalbinizde duysanız dese ki buyur kulum söyle ne istiyorsun dediğinde tiril tiril titreseniz kendinizden geçseniz ne diyeceğinizi unutsanız hayrete kalsanız hayretten hayrete geçseniz Allah'ın zikirden başka bir şey aklınıza gelmezse hatta zikrullah'tan dahi kesilseniz ve kesilmiş olarak sağlıca içinizde dışınızda her şeyinizde sır-i ilahi olarak sadece ve
sadece Allah merfumu kaldığını hissetseniz ve böylece bu dünyadan göçüp geçseniz eşmayın Rabbim bunlardan eylesin haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah el-fatiha salamat salamat
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.