Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 7 Mayıs 2023 · 1:18:06
Eyvûzübillâhü m'ineşşeytanun rejim, Bismillahirrahmanirrahim, eftâni zikr fâlemennâhû, Hak Muhammeden Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı vel Mürselin, velhamdülillâhi rabbil âlemî. Selâmünaleyküm.
Aleykümselâm. Allah gününüzü hayırlı eylesin. Amin. Gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Ezmeyin. Evet, konu başlığında kalmıştık geçen haftadan.
Sihirbazların ne buyurursun, asayı önce sen mi atarsın yoksa biz mi atalım diyerek Musa Aleyhisselam'a hürmet edip onu ağırlamaları, Musa'nın da siz atın demesi. Malum, beni İsrail peygamberi olan Musa Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk'ın emriyle ona peygamberlik görevi verilince, Firavun bütün avanesini toplayıp onu sınav etmek istedi, imtihan etmek istedi.
Tabiri caizse onu rezil rüsva etmek istedi. Bütün sihirbazlarını topladı, sihirbazlarını topladıktan sonra Musa'yla sihirbazlarını tabiri caizse yarıştırmak istedi. Ve Musa onun huzuruna gidince, o huzura varınca, sihirbazların başı dedi ki, Yani önce sen mi maharetini göstermek istersin, yoksa biz mi maharetimizi gösterelim dediler.
Konu bu. Mel'un Firavun'un zamanında sihirbazlar Musa ile kin giderek mücadeleye giriştiler. Fakat onu büyük tuttular, öne geçirdiler, ağırladılar. Zira ona, ferman senin istiyorsan önce sen ağır sana at dediler. Musa hayır, ey sihirbazlar, önce siz büyülerinizi meydana koyun dedi. Tabi o zaman için henüz daha aslında sihirbazlar ağırsının ne işe yaradığını, ağırsının üzerine Cenab-ı Hakk'ın nasıl bir mucize yaratacağını bilmiyordu.
Musa da bilmiyordu. Bakın o esnaya kadar Musa da bilmiyordu. Tabi orada, o dönemde Mısır'da sihirbazlık hakim. Öyle bu sihirbazlar var ki Firavun döneminde, Her şey sihirle, büyüyle yürüyor. Tıpkı bu zamandaki gibi. Bu zamanda da sihir ve büyü, Ahir zamanla alakalı bu. Gün geçtikçe artıyor. Yani o kafir cinlilerin yeniden dünyayı zapt etmek, dünyada kaos çıkarmak için var güçleriyle mücadele ediyorlar. Ve bu ahir zamanın daha da yaklaştığında bu daha da fazlalaşacak. Büyü, sihir bunlar iyice artacak. Bunlar iyice artaraktan ümmet-i Muhammed'in başına tabiri caizse bunlar cebelleş olacaklar.
Ama ayet-i kerimedeki, hani Cenab-ı Hak şeytana cevaben diyor ya, sen benim mümin kullarıma erişemezsin. Mümin kullara ne yapacak? Dokunamayacaklar. Zaten müminin, münafığın, kafirin ayırt edilişi de buradan kaynaklanacak. Yani müminler, kafir cinlilerin musallatından emin olacaklar. Şeytanın musallatından emin olacaklar. Onlarda fıtrat değişikliği olmayacak. İnsan fıtratında devam edecekler. Bir müddet sonra bunun böyle şimdi böyle küçük küçük görülmeye başladı. hemen öyle fıtrat değişikliği olanları Avrupa'da, Amerika'da hemen şey yapıyorlar, katlediyorlar. Hani o kimse sağ 25-30 yaşına gelmiş ama fıtrat değişikliğine uğruyor.
Hemen öldürüyorlar onları. Bu fıtrat değişikleri artacak daha. Bakın bu daha da artacak. Mesela bir kimse çok yalan söylüyor. çok yalan söyleyen de fıtrat değişikliği olacak. Huş yapıyorlar. Huş yapanlar da fıtrat değişikliği olacak. Bu ahir zamanın son dilimi. Cenab-ı Hak bunları bize gösterir mi, göstermez mi bilemeyiz. Bu tip fıtratı değişmiş mahluklar var. Varlıklar var. Yani artık onlara insan diyemiyoruz biz. Onlar böyle farklı perdelerde, farklı perdelerde sanki numunelik gibi hayatlarına devam ediyorlar. Ama bu böyle zahiren böyle bir şey değil. Ama manen farklı perdelerde o fuhuş yapanlar mesela.
O normalde adam öldürenler, insanları katledenler, zulmedenler, zalimler. Bunların normalde farklı perdelerde hayatları var. Bu onların hayatları böyle devam ediyor. Tabii Miraç hadisesini biz böyle doğru okumuyoruz. Müteşabih bir mesele. O Miraç'ın müteşabih bir mesele olduğunu, hani müteşabih olarak baktığımızda farklı farklı perdelerde farklı hayatların olduğunu görüyoruz.
O farklı hayatlar dünyada yaşandı. Cenab-ı Hak onların fıtratlarını değiştirdi. Numunelik olarak seyrüslülükte bir derviş bunları görüyor. Seyrüslülükte görüyor. Seyrüslülük olmazsa o derviş onları görmüyor. Şimdi toparlayalım. İşte o zaman içinde sihir çok meydanda. O kadar ki her şey sihirle dönüyor Mısır'da. Firavun döneminde. O Harut'la Marut'un öğretmiş olduğu ilim, onlarda böyle çok kuvvetli. Öyle olunca Firavun zaten o sihirbazlarla Musa'nın doğduğunu öğrendi. O sihirbazlar dediler ki, seni saltanatını yıkacak bir erkek çocuk. Hem de kral olarak, kral peygamber doğdu dediler. Şimdi şeye kadar, İsa Aleyhisselam'a kadar Museviler'de kral peygamber düşüncesi var.
Şeye kadar, İsa'ya kadar. Mesela İsa Aleyhisselam kral peygamber değil. Ama Beni İsrail'de bir kral peygamber silsilesi var. Şimdi Firavunlar, o müneccimler, o sihirbazlar Firavun'a dediler ki, senin saltanatını yerle bir edecek ve seni öldürecek bir kral peygamber doğdu dediler. Öyle denilince, Musa Firavun kendi mülkünde ne kadar erkek çocuk doğarsa, her sene doğan erkek çocukları katlediyordu, öldürüyordu.
Bütün erkekler öldürülüyordu. Böyle erkeklerin öldürüldüğü zamandaki o atanan peygamber, diğer peygamberlerden hep böyle manevi olarak daha yüksektedir. İbrahim Aleyhisselam gibi. İbrahim'de de aynı kıssa var. İbrahim Aleyhisselam'ın doğacağını söylenince, o Nemrut'un krallığı yıkılacak deyince, Nemrut'ta yedi yıl boyunca bütün erkek çocukları ne yaptı? Öldürdü, şehit etti, katletti. Aynı şeyi ne yaptı? Firavun da yaptı. Yedi yıl boyunca bütün doğan erkek çocuklarını katlettiler, öldürdüler. Konudan konuya geçiyormuş gibi olsun ama, bir parantez açıvereyim buraya. Muhyiddin İbni Araba Hazretleri, Fisus'un da özellikle bu konuya yer verir. Ve der ki, yedi yıl boyunca öldürülen o erkek çocukların ruhları, bu peygamberlerin ruhunun etrafında toplandı.
Ve ona büyük bir destek ve güç oldu der. Bu öldürülen çocukların ruhları ile alakalı. Tabi normalde hep böyle Firavun, her devamlı müneccimlere, bu sihirbazlara baktırıyordu. Bunun yıldızı söndü mü, sönmedi mi diye. Onun yıldızının sönmediğini söylüyorlardı. Katlede katlede yürüdü Firavun. Ama artık yedi yıl boyunca katletti, hala da yaşıyor, ipin ucunu bıraktı taviri caizse. Oysa neredeydi Musa Aleyhisselam? Firavun'un sarayındaydı. Firavun'un sarayında, Firavun onu ne yapıyordu? Besleyip büyütüyordu. Ve zaman geldi, kırk yaşını doldurdu. Kırk yaşını doldurunca, Cenab-ı Hak onun peygamberliğini ona vahyetti, vahyetti, söyledi ve bir de Firavun'a gönderdi Cenab-ı Hak onu. Git dedi Firavun'a yumuşak yumuşak, tatlı bir şekilde benim Allah olduğumu, senin de peygamber olduğunu ona tebliğ et dedi.
Ve Musa Aleyhisselam'a da özellikle dedi ki, yumuşak yumuşak, tatlı tatlı tebliğ et dedi. Demek ki tebliğde aranılacak özelliklerden birisi, tebliğ yapanın yumuşak, huylu olması. Ve tebliğ yaparken, Firavun'a dair tebliğe gönderiyorsa Cenab-ı Hak, o tebliğin yumuşak bir şekilde yapılması gerekiyor. İşte zaman geçti, bu normalde peygamberliğini ilan etti. Bu sefer Firavun onu imtihana çağırdı. Dedi ki, gel benim sihirbazlarımı ye. Ve böyle olduktan sonra ne yaptı? Musa Aleyhisselam da Firavun'un sarayına gitti. Ve bütün sihirbazlar, Firavun'un o günkü din alimlerinin toplandığı bir konsey. Bir konsey gibi.
Onlar da kaç kişi? Onlar da kırk kişi. Allah'ın velileri kaç kişi? Onlar da kırk kişi. Allah'ın velilerine karşı kırk tane sihirbaz. Kırk tane müneccim, öyle değilim. Ama normalde sihirbaz. Ne yaptılar? Dediler ki Musa'ya, Haydi senin ne maharetin varsa, senin bize ne göstereceksin varsa, istersen önce sen başla. Hani bizim seni yeneceğimiz kesin. Sen başla ki, bir de biz senin sihrini öğrenelim. Bir taraflarında da, kalplerinin bir köşesinde de, acaba bu o beklenen peygamber mi diye, böyle bir de şüpheleri var. Çünkü hepsi de o beklenen peygamberin yıldızının sönmediğini biliyorlar. Beklenen peygamberin ölmediğini de biliyorlar.
Ve sihirbazlar bunu biliyorlar. Ama bu kim? Bir de firavunun korkusundan, çekintisinden, dünya hayatının debdebesinden, şatafatından, Musa Aleyhisselam'ın peygamberlerini kabullenemiyorlar. Dünya hayatı onlara tatlı geliyor. Firavunun etrafındaki makam, firavundan gördükleri lütuflar, firavundan gördükleri ikramlar, firavunla beraber halkın içerisinde gördükleri saygı, onların tabiri caizse gözlerini kamaştırıyor, kalplerini karartıyor.
Yani aslında onlar çok iyi biliyorlar ki, çok iyi biliyorlar. Bir peygamber gelecek. Ve o peygamber firavunun saltanatını yıkacak. Onlar çok iyi biliyorlar. Ama bir türlü Musa'nın peygamberliğini kabul edemiyorlar. Musa'nın peygamberliğini kabul etmiş olsalar, zaten mesele hallolmuş olacak. Ama Musa'nın peygamberliğini kabul etmedikleri için zaten problem yaşanıyor. Onlarda da bir bilgi enesi var. Bilgi kibiri var. Onlarda da bir büyüklük kibiri var. Böyledir. Mesela bir kimse o bilgi, o büyüklük kibirine erişirse, bir üstada, bir mürşidi, kamile de bağlanmaz. Bağlansa dahi ona böyle tepeden bakar kendince.
Veyahut da işte ne yaptı Kureyş'in ileri gelenleri, onlar dediler ki, yani bu yetim bir kimse mi peygamber olacak başımıza? Yüzlerini ekşittiler. Kim? Yani yetim. O mu bir peygamber olacak? Yani olsa olsa gelseydi, o Ebu Cehil o zaman için Ebu'l-Hikem'di. Yani bir peygamber olacaksa, ben olmalıydım diyordu. Bakın bu ben olmalıydım. Aynı şey böyledir. O bilgi, kibir verirse insana, böyle bir şey olacaksa ben olmalıyım der. Yani veyahut da Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi rahmetliyle alakalı biri söyle dediydi bana. Mustafa Efendi dedi, yani şeyhlik verilseydi, verilecek olsaydı bana verilmesi lazımdı dedi.
Çünkü dedi ben hafızım, o hafız değil dedi. Yani Şeyh Efendi hafız değil, o kendisi hafız. İşte bende şu var, onda yok, ben böyleyim, o böyle. Ben böyle hani dinledim, dedim ki sende kibir var, o yüzden vermem istersen sana dedim. Gençlik ya biraz da böyle hazır cevaplılığımız var, kırılacak mı, üzülecek mi diye düşünmüyoruz. Şeyh Efendi söz konusu olunca çarpıp geçiyorum ben. Dedim sende bu kibir varken zaten olmazdın dedim ben. Nasıl yani? Dedim Bas Bey, sende kibir var dedim. Sen dedim kendini kıyasa tutmuşsun. Kıyas aklın işi, bu akıl şeytani akıl dedim. Dedim şeytan da kendini Adem'le kıyasladı. Sen de dedim kendini kıyaslamışsın. Allah seçmiş dedim.
Allah birini seçmiş. Dedim sana danışacak değil ya, kimi seçeyim diye dedim. Tabi biraz böyle sert oldu söylemimiz o zaman için ama bu iş böyle Allah kimi seçtiyse onu peygamber edecek. Kim veliliğe layıksa onu velilik tacıyla süsleyecek. Kim mürşitliğe layıksa onu mürşitlik tacıyla süsleyecek bu böyle çok istemekle veya çok böyle şunu olayım demekle olmuyor. Firavun da belki de o zaman için normalde ilahlığını ilan etmiş. Yani bir peygamber gelecekse onun ataması lazım. Firavun'da da böyle bir şey var. Yani onun isni hatifinin dışında bir peygamber olmaması lazım. İşte velhazlık yalan sonuç itibariyle ne yaptı? Firavun sihirbazlarını topladı. Musa'yı da oraya çağırdı. Ve sihirbazlar şöyle dediler.
Araf ayet 115. Ey Musa! Önce maharetini ya sen ortaya koy yahut da biz koyalım. Araf 115'te geçiyor. Bu birkaç ayette de geçiyor da ondan sonra Taha 65'te geçiyor mesela. Ey Musa! Ya sen maharetini ortaya koy veya önce biz koyalım dediler. Taha suresinde de geçiyor. Ve normalde tabii bu sihirbazlar bir de Firavun onları dizayn etti, düzenledi.
Dedi ki Musa'yı yenerseniz Musa'yı yenerseniz dedi ki sizi mükafatlandıracağım. Aklınızın, hayalinizin alamadığı bir mükafat alacaksınız dedi onlara. Böyle onları mükafatla mükafatla ne yaptı? Onları heyecanlandırdı. Onları dizayn etti. Onları böyle bu konuda iyice şedid bir şekilde kuvvetlendirmeye çalıştı. Ve onlar dediler ki ya Musa ya önce sen ne yapacaksan maharetini göster ya da biz maharetimizi gösterelim. Ve Taha 66'da Musa cevap verdi. Dedi ki hayır siz ortaya koyun dedi. Siz ortaya koyun. Bir anda onların ipleri ve değnekleri sihirleri yüzünden Musa'ya hareket ediyorlarmış gibi göründü.
Onlar hepsi de bir anda ne yaptılar? bütün sihirlerini ortaya döktüler. Bütün sihirlerini ortaya dökünce bütün o sihirler birden harekete geçiyormuş gibi oldu. Ejderhalar, büyük varlıklar hepsi de hareket ediyor. Ve Musa aleyhisselam bir anda irkildi. Musa aleyhisselam önünde kırk tane sihirbazın birden sihirlerini görünce bir ürperdi.
Ürpermek de korkmak farklı bir şeydir. Ürperdi bunlara karşı nasıl bir hareket edeceğim? Birden böyle ürperdi haline geldi. Mesela şimdi hiç şeytanı görmemiş bir kimse gerçek sureti olmasa dahi rüyada değil böyle bir yakaza halinde şeytanın suretini görse bir irkilir ürperir insan. bir böyle bir titrer bu nasıl bir şey der? Veyahut da kafir cinniler genel olarak böyle çirkin surette görünürler. O kimse bu yakazada zikrullah halindeyken onu bir görse bir irkilir bir çekinir böyle. Çünkü ürperti gelir insana. Ama mümin cinniler insana böyle bir ürperti vermez.
daha mülayim daha böyle size şimdi böyle sevgi pıtırcı gibi gelmesin de daha mülayim görünür. Ve insan ondan bu sefer bir ürperti değil bir hayret yaşar. Aa bunlar böyleymişler bu hayret olur. Ama öbür türlü bir ürperti olur o hayrıdır. Bu şeytanla kafir cinnilerde böyle olur. İşte böyle normalde onlar bütün sihirlerini bütün maharetlerini kırkı birden ortaya atınca Musa aleyhisselam da bir ürperdi bir irkildi. Onun karşısında ne yapacağıyla alakalı bir durdu. Ve bütün bunu böyle attıklarında Musa tabiri caizse hani böyle bir peygamber üzerinde konuşmamız gerekirse hani böyle hayrette kaldı.
O sihirbazların öyle olmasından. Tabi Hz. Pir bu meseleyi anlatırken diyor ki Firavunlar sihirbazlar Musa'ya taltif ettiler. Gizliden bir taltif. Yani gizliden taltif şuydu. Yani bizim oranın tabiriyle önü ona vermek. Ona ön vermek. Yani buyur sen büyüksün. Yani ne yapman ne yapman gerekiyorsa istersen önce sen yap. Hz. Pir bu meseleyi bu taraftan bakıyor. Diyor ki hani sihirbazlar Musa aleyhisselama böyle bir hani taltif ettiler. ona karşı böyle bir incelikte bulundular. Eğer taltif etme düşüncesi incelikte bulunmamış olsaydı onlar Musa'ya böyle bir şey teklif etmezler.
Kendi yapacaklarını yaparlar geçerlerdi. Ama kibirlilik yapmadılar. Hani Musa'yı bir büyük saydılar. Buyur önce ne sen yapmak istiyorsan sen yap dediler. Hani İslam ahlakında da böyle bir hedef vardır ya hani derler ya söz büyüğündür diye. Yani orada bir kendinden büyük bir kimse varsa söze atılmazsın. O büyük konuşur. O büyüğe göre hareket edersin. Ailede bu babadır. Baba sözü açar, baba sözü kapatır. Baba söze başlamadan orada söze başlanılmaması gerekir. Veya karı-koca ilişkisinde önce erkektir. Evin reisi odur. Önce ö söze başlar. Önce evin erkeği yemeğe başlar.
Yemeğe önce baba başlar sofrada. Önce koca başlar sofrada. Bu böyle büyükten küçüğedir. Bir gelenektir, bir görenektir. bir örtür. Küçüğün büyüğünü büyüğün küçüğünü görmesi, saymasıdır. Yoksa mesela bir baba orada otururken herkes böyle kalkıp da hani babayı sayısınlamadan ne bileyim işte büyüğü sayısınlamadan böyle kakara kukara muhabbet etmez. Veyahut da bir dergahta, bir tarikatta üstadın bulunduğu yerde herkes lambur lumbur konuşmaz. bir adab erkan olur. Veyahut da orada bir diyelim ki diğer zakirler var. Zakirlerin yanında böyle langur lumbur konuşulmaz. Bir adab, bir erkan olur. Ondan izin alınaraktan konuşulur. Bu böyle edep, adab budur.
Böyle olunca veyahut da mesela bana birisi üstadımın yanında bir şey sorsa ben cevap bile vermezdim. Yani üstadımın yanında bana ne soruyorsun? Sorma bir şey. Ben cevap bile vermezdim. Veyahut oradaki hizmetle yapılacak işlerle alakalı böyle bizim o eski arkadaşlarının hepsinden Allah razı olsun bakışımdan anlarlardı neyi ne demek istediğimi kaldı ki Şeyh Efendi derdi ki oğlum sen hizmet ediyorsun o esnada sen konuşabilirsin sen görüşebilirsin telefonunu açabilirsin derdi ben şeyhimin yanında telefon açamazdım açamazdım
telefonu alırdım sessize açamazdım ben o derdi ki aç görüş o zaman açar görüşürdüm şey bir insan büyünün yanında büyünden izinsiz konuşamaz büyünden izinsiz müdahale edemez o büyüye saygıyı gösterecek ne dedi hadis şerifte büyünümüze saygı duymayan küçüklerimize şefkat ve merhamet etmeyen bizden değildir o yüzden biz büyüklerimize karşı saygılı davranmakla emrolunmuş bir ümmetiz küçüklerimize sevgiyle merhametle şefkatle davranmakla emrolunmuş bir ümmetiz küçüklerimize sevgiyle merhametle şefkatle yaklaşacağız büyüklerimize
de saygıyla yaklaşacağız bu bizim ümmetin şiarıdır büyüğümüzü büyük olarak görür büyüğümüzü büyük olarak bilir öyle saygılı davranırız küçüğümüzü de küçük olarak bilir şefkatli ve merhametli davranırız işte firavunun avanesi de Musa'ya saygılı davrandı ona fırsat verdiler ön verdiler dediler ki ne yapmak istiyorsan önce sen yap dilersen Musa da onlara ayet-i kerimede dedi ki hayır siz ortaya koyun dedi ondan sonra onlar da ne yaptılar bir anda ne ortaya koyuyorlarsa hepsini ortaya attılar Musa'ya karşı gösterdikleri
o kadarcık hürmet din sahibi olmalarına sebep oldu inat yüzünden de elleri ayakları kesildi işte Musa'ya karşı böyle gösterince onlara Cenab-ı Hak onların kalplerindeki hidayet nurunu bir peygambere hürmet gösterdikleri için hareketlendirdi o hidayet nuru tabiri caizse kodlanmış olan o hidayet nuru koddan bir harf bir numara neyse açılaraktan o kod açıldı o kalplerindeki o zincir kırıldı kalplerindeki o kilit kırıldı kalplerindeki o kilit o zincir kırılınca teker teker iman etmeye başladılar tabi bunu böyle bu kıssayı
az bir şey daha gireyim tamamlayayım geriye döneyim tabi Musa aleyhisselam onların komple o sihirlerini görünce ürpeldi irkildi Allah onun kalbine ilham etti dedi ki besmeleyi çek asayı yere at besmeleyi çek asayı yere at bu sefer Musa aleyhisselam önzubillahimine şeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim dedi asayı orta yere tam asayı elinde tutarken tutma ve atma aralığı çok az bir aralık o yani asanın uç tarafı büyük bir yılan ejderha olmaya başlarken elinde de tahta vardı o esnada o böyle nasıl söyleyeyim şöyle bir
direk düşünün bu direkten yukarısı ejderha olmaya başlıyor hızla ama aşağıdan Musa aleyhisselam eliyle tutuyor ve yukarıdan ejderha olmaya başlarken ürperti ayrı ürpertiye hayrete dönüyor elindeki asa sihirbazların sihrinden ürperen irkilen Musa elindeki asanın birden ejderhaya dönmesiyle hayrete geçti Allah onun irkilmesini hayrete döndürdü hemen onun ürpermesini hayrete döndürdü hemen tabiri caizse elinde ejderha olmaya başlayan bir asa var Musa aleyhisselam Bismillahirrahmanirrahim dedi asayı elinden attı çünkü
asa hızla tabiri caizse böyle an içerisinde ejderhaya dönüyor bunu böyle tefekkür edin o yüzden teferruatla anlattım size bir anda böyle Musa aleyhisselam hayrete geçti irkilmeden hayrete geçti hayret perdesine attı asayı elinden asa elinden daha çıkarken sanki böyle devasa bir şey hapsi hapsolmuş bir şey sanki hapsinden dışarı çıkmış gibi böyle kocaman bir ejderha oldu yutuverdi büyük bir gürültüyle ne varsa bir gürültü bir şeyi vakumlarsın böyle gürültü çıkar ya öyle bir gürültü her şey uçuştu böyle büyük bir
vakumla çekti ne kadar sihir büyüğü varsa ve firavunun ve müneccimlerin o sihirbazların üzerindeki elbiseler böyle uçacakmış gibi o vakuma doğru yürüldü böyle her birisinin elbiseleri bol böyle o tarafa doğru gitti neredeyse elbiseler de yutulacak onlar da yutacakmış gibi onlar da bir anda bu vakum bu çekiş bizi de götürecek diye korktular onlar da büyük bir korkuya büründüler o esnada bu ne muhteşem bir an çekiverdi ve aniden tekrar yeri yerde Musa'nın asası oldu asanın yaptığına tabiri caizse Musa da hayrette kaldı
ama firavun ve avanesinde korku hakim oldu ve o korkuyla dediler ki firavunun sihirbazları evet bu peygamber nereden hükmettiler sihirbazlar kendi aralarında istişare ettiler dediler ki bu Musa'nın Rabbisinin işi bu Musa'nın işi değil asanın yaptığına Musa da hayrette kaldı Musa da şaştı dediler onlar kendi sihirlerini biliyorlar kendi sihirleri oluştuğunda normal geldi o onlara kendi sihirleri çünkü hepsi de sihirlerine inanıyorlar hepsi de sihirlerine iman etmişler bakın
bir kimse sihire büyüye inanır kendi yaptığı kötü sihire büyüye inanırsa küfre düşmüş olur bir kimse sihirbaza gitse büyücüye gitse sihirbazın ve büyücünün dediklerini kabul etse o da küfre düşer bir kimse kahve falına baksa günahı kebari işler kahve falında söylenilenlere söyleyen kendisi iman eder inanırsa kahve falına bakan küfre düşer tecdid iman tecdid nikah gerekli onu dinleyen de onu kabul eder onu kabul eder doğru söylüyor derse ona da tecdid iman tecdid nikah gerekli bir kimse bir büyücüye gitse büyücü büyüsünü
iman üzerine yapamaz çünkü büyücü en son noktada şeytanla ahitleşir yani şeytanı ilah olarak tanır öyle büyü yapmaya başlar ve o büyüyü yapan kimse küfre düşmüştür artık imansızdır o büyüyü yapmaya devam ettiği müddetçe o kimse imansız olarak ölür bir kimse gitse büyücüye o büyüyü yaptırsa buna da inansa o da imansız gider Allah muhafaza eylesin ve sihirbazlar bu işi biliyorlar bu işleri bildikleri için baktılar onlar da böyle büyük bir korkuyla beraber hayretin içinde kaldılar ve kendi aralarında istişare ettiler
dediler ki evet bu bir peygamber biz bunun peygamberliğini kabul edelim onun peygamberliğini kabul edince Firavun da ne dedi onları sizleri cezalandıracağım dedi siz bu halde durursanız sizin el ve ayak parmaklarınızı çaprazlama kestireceğim dedi ve Firavunları bu noktada iman ettim diyenlere çaprazlama parmaklarını her gün kestirmeye başladı bir gün sağ serçe parmağı ayak serçe parmağıyla işte sol serçe el parmağını kestiriyor ertesi gün onun yanındaki ertesi gün onun yanındaki çaprazlama kestiriyor bunları ne yaptı
Firavun yapmaya başladı ama o Hz. Pir diyor ki Musa'ya böyle işte onlar ihtimam gösterince Musa'ya böyle tevazulu davranınca Allah onları İslam'la şereflendirdi diyor bakın bir kafir insan bir Müslüman'ı bir iman eden bir mümine tevazulu davranırsa Cenab-ı Hak ona iman nasip ediyor ama bir Müslüman'a içinde kin beslediysen içinde düşmanlık beslediysen bil ki o Müslüman'a dininden dolayı beslemiş olduğun kin ve nefret seni cehennemlik edecek Allah muhafaza eylesin 1620.
bey sihirbazlar Musa'nın hakkını anladıklarından evvelce işledikleri suça karşılık olarak ellerini ayaklarını feda elediler yani o Firavunlar Musa Aleyhisselam'ın peygamberliğini ve büyüklüğünü kabul edince tanıyınca artık normalde onlar o el ve el parmaklarını feda ettiler kendilerini feda ettiler demek ki Musa'nın Firavun'un sihirbazları Musa'yla kendini denk tutmadılar kendilerini denk tutmuş olsalardı ne yazık ki imanla nasip olmayacaktı ey buraya not düşmüşüm ey sufi kardeş bundan ibret al da kendini mürsid-i kamillerle
kendini denk tutup münaşakaya girme demişim demek ki ne yapacaksın kendini bir mürsid-i kamille denk tutup onunla münakaşa etmeyeceksin kendini büyük sufilerle denk tutup onlarla münakaşa yapmayacaksın onlarla tartışmayacaksın kendini onlardan üstün görmeyeceksin büyüğünü büyük olarak tanıyacaksın ki o zaman Allah sana merhametiyle şefkatiyle sana muamelede bulunsun cümlemize inşallah yemek yemek ve nükte söylemek kamile helaldir madem ki sen kamil değilsin yeme ve sükut et demek ki yemek yemek ve nükte
söylemeyecek nükte söylemek yani yemek yemek normal yemek nükte malum şiir veyahut da vaaz etmek veya nasihat etmek bu kamile helaldir madem ki sen kamil değilsin yeme ve sükut et sen kamil değilsen riyazat et önüne geleni yeme ve ağzına geleni diline geleni söyleme bir gün bu meşhurdur kısa kadıncağızın birisi Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne illaki görüşmek için ısrar etti ona dediler ki yemek yiyor müsait değil ama o illaki ısrar etti ben görüşmem lazım dedi bu sefer PİR'e söylediler illaki görüşmek istiyor alın dedi
içeride aldılar Abdülkadir Geylani Hazretleri'de kızarmış tavuk yiyordu kadın girdi içeri bir baktı koca PİR tavuk yiyor kızarmış tavuk söyleyeceğinden vazgeçti dedi ki efendi bu ne haldir bizim çocuklara riyazat yaptırıyorsun çocuklar aç sefil bir şekilde duruyor az yediriyorsun kendine gelince diyor gözünün önünde kızarmış tavuğu çatır çıtır yiyor tabi Geylani Hazretleri yani bizim diyor sen diyor burada çatır çıtır habire tavuğu yiyorsun tabi Geylani Hazretleri hiç oralı değil tavuğu yemeye devam ediyor çatır çıtır
patır kütür yiyor kemiklerini topluyor bir yere kadın hala da tabu onu irdeliyor böyle eleştiriyor ondan sonra kemikleri toplayınca küntü biiznillah diyor kemiklere Cenab-ı Hak hemen o kemiklerden bir tavuk daha oluşuyor gıt gıt gıt … gidiyor tavuk senin oğlun da bu hale gelince o da yesin diyor senin oğlun da bu hale gelince o da yesin diyor bir kıssada Hazreti Mevlana'dan bir zat işte Hazreti Mevlana'yla kendisini denk tutuyor hatta üstün tutuyor diyor ki birer tane kuzu yiyeceğiz itikafa gireceğiz ama abdestte çıkmayacağız
diyor Hazreti Pir'de olur diyor birer tane kuzu kızartıyorlar her ikisi de birer kuzuyu yiyor ondan sonra itikafa giriyorlar itikafa girince o böyle küstahlık yapan zat bütün gece tuvalette geçiriyor git gel hiçbir zikir yapamıyor bakıyor öbür tarafta Hazreti Mevlana çatır çatır çat çat çat çat tevhid sesi geliyor tuvalete çıkan yok hiçbir şey yok sabah oluyor diyor ki o zat efendi diyor hakkı nelâret sen haklıymışsın biz daha kemale erememişiz ama diyor şunu merak ettin diyor lan diyor onca kuzuyu sendeydin bendeydim
ben diyor sabaha kadar tuvalete taşındım sen hiç ye sen ise şiş tuvalete gitmedi ona cevap veriyor ben her lokmada sana niyet ettim diyor nur bana geldi diyor posası sana gitti her lokmada diyor ben diyor sana niyet ettim nur bana geldi posası sana gitti çok affedersin büyük abdesti sana gitti nuru bende büyük abdesti sende diyor tabi o sabaha kadar tuvalete gidip geliyor Allah affesin tabi böyle büyüklerin kıssaları çoktur muhakkakta birkaç kıssa ektirin de şimdi laf uzam olsun şimdi yemek yemek
Kamil'in işi o daha önce riyazatını yapmış yapmış yapacağına o daha önce susmuş susmuş susacağa kadar sen onun yanına gittiğinde onun yemesine içmesine bakma aldanırsın onun misafiri gelir misafiri yesin diye yer o herkes kendisi gibi görsün diye yer o yiyecek içecek insanlar arasında uyuyacak yani öyle görünecek öyle bilecek herkes diyecek ama bizim gibi yiyor işte bir kuzuyu yer ben bir kuzuyu yerim İsmail o yüzden beni yemeğe davet etme bak Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi de böyle dışarı çıktığında mesela o seyahat ederdik
seyahate çıkardık ondan sonra o böyle hiç şey yapmaz bir şey demez hep böyle yanı başında benim ya usta efendi sen ye de ben yedim zannetsinler emredersiniz efendim o hemen benim önüme böyle bir şeyi koyar ben hemen pat pat pat birkaç kaşık alırım o eksilir ya ev sahibi mutlu oluyor hani benim yemeğimi yedi beğendi Şeyh Efendi'nin hiç şikayet ettiğine şahit değilim ooo çok güzel olmuş harika maşallah gelin sen bunu yapmak için ne eziyetler çektin hakkını helal edin ben ilk zamanlar bir mahna veremezdim ondan sonra
hani derdim ki yani bu ne lan yemek mi bu ondan sonra hani derdim ki ulan sertçe parmağımı yaptırırım sertçe parmağımı bu yemeği yaptırırım hiç şikayet yok alır birkaç kaşık Allah razı olsun çok güzel olmuş da halbuki at duvara kaç kenara ya başını yaracak ya gözünü yaracak onu normalde bir de dişleri takmaz sert bir şeyi yiyemez hani böyle ısıramaz dişler takmaydı çünkü Allah rahmet eylesin ödemişti bunun bütün dişlerini sökmüşler iki zakir başına geçmiş söktür efendim sökülsün efendim bunun sağlam dişlerini bile sökmüşler
bana telefon açtı Mustafa Efendi Mustafa Efendi sensiz bir iş yaptım ben dedi ilk defa beni perişan ettiler oğlum ya dedim efendim ne oldu dedi filancalar filanca benim başıma geçti söktürelim efendim dediler oğlum sağlam dişlerimi bile söktüler benim ben sensiz ne yapmaya gittim böyle bir şeye dedi dedim efendim hakkınızı helal edin keşke dedim hani Bursa'da yaptıraydık böyle bir şeyi ondan sonra bunu ödemişler götürmüşler oradaki diş doktoru da artık bizim Oktay'ın kız kardeşi Olcay'da diş doktoru ya onun tabirini
söyleyeyim bir de Şeyh Efendi'nin yanında rahat konuşuyor baktı ondan sonra böyle muayene etti yani döndü bana abi bu doktor değil resmen kazmaymış bu cellatmış ya dedi bunu Şeyh Efendi de duydu mu Allah'ım söyleyecek laf yok bu abi valla cellatmış bu dedi ya bu doktor Moktor değilmiş bu dedi cellat olaymış dedi ya dedi ağızı perişan etmiş dedi yetti Şeyh Efendi'ye gördün mü Mustafa Efendi Şeyh Efendi gördün mü Mustafa Efendi oğlum ne yapmışlar efendim işte toparlayamıyoruz biz ortalığı toparlanacak gibi de değil gerçekten
bir insanın dişi sallanmadığı halde çekilir mi çekmişler çektirmişler başında da iki tane nakibini gaba onlar da çektir baba birinin damadı burada ikisi de çektir Allah çektir çektir Allah çektir çektirmişler bunun dişini perişan ağzı şimdi Şeyh Efendi ondan sonra o dişi yaptırıyor tutmuyor bu dişi yaptırıyor tutmuyor Ankara'lara gittik Olcay'ın yanına orada bir diş yaptırdık işte konuşurken çok güzel ondan sonra iyi işte yemek yeme de sıkıntı yaşıyor ama konuşurken çok güzel onu da Hacay'ınle böyle peçetenin içine
koymuş Şeyh Efendi onu Hacay'ınle de bu peçete değil de soba yağdı hadi bir daha dişsiz kaldı çileye bak ondan sonra bir daha diş yaptırdık gene olmadı Şeyh Efendi elinde diş boyuna törpülüyor en sonunda Hatay'a gitti o zaman Hatay'da böyle dişçiler meşhurmuş Kırık Ana oraya gitti oradan bir adres vermişler ona oradan komple bir diş takma diş yaptılar damak Şeyh Efendi onu da biraz törpüledi ama onunla idare etti artık bir müddet sonra şimdi Şeyh Efendi de aslında diş yok öyle her şey yiyemiyor ondan sonra ama yiyormuş
gibi görüntü veriyor herkes de onun yediğine inanıyor işin en enteresanı da bu ben yanı başındayım çorbayı alıyor karıştırıyor çorbayı yiyor mesela çorbayı alıyor karıştırıyor arada bir kaşık alıyor arada bir kaşık daha alıyor biz onun çorbasına domatesi rendeliyoruz soğanı rendeliyoruz salatalığı rendeliyoruz çorbasına şimdi gittiğim yerlere ben önceden talimat veriyorum çorbayı şöyle rendeleyeceksiniz şunu yapacaksınız bunu yapacaksınız et yemeği yaparsanız çok iyi haşlanacak bak et yemeğini kavurmayın kavurunca
sert kavuruyorsunuz haşlayın yumuşak olacak iyice pişecek yiyemiyorsun e şimdi böyle bazen de işte oradanın zakiri bir yere yemeği vermiş ona ses çıkaramıyorsun tabi ondan sonra halbuki oranın zakiri onu düşünmesi lazım onu söylemesi lazım o zakir işte orada yemek bir yerde yenecekse bak işte şeyh efendisi baharatlı yemezdi Allah rahmet eylesin diyecek ki baharatlı yapma acı yapma fazla tuzlu yapma tuzlu da yapma e bir sürü hastalık vardı şeyh efendinin üzerinde Allah rahmet eylesin o yüzden baharattır tuzdur ekşidir
ondan sonra sert yiyecekler bunların hepsi de şeyh efendinin için olumsuz şeyler ama o yiyormuş gibi yapardı böyle normalde herkes de yiyor diye düşünürdü ama o kamil yemek deyese onun hakkıdır ona sakın bir laf söyleme o orada herkesin içerisinde yer sonra iki gün yemez sen o yemeğin ondaki neyse kefareti onu öder ama sen ödeyemezsin o konuşmanın kefaretini öder sen ödeyemezsin o konuşur onun konuşması sana boş konuşma gibi gelir o boşa konuşmaz Allah onun boşunu da dolu eder ama sen dolu konuştum zannedersin seninki boşa çıkar
o yüzden dilini tut dilini koru sen mürşidi kamil değilsin sen onun huzurunda az konuşanlardan eyle böyle bir kıssa anlatacağım diye uğraşma şeyh efendinin zamanında bunları hep görürdük biz efendim bir şey anlatmak istiyor sohbet ediyor ya işte konu ne yemekle alakalı konuşmakla alakalı hemen oradan birisi kalkıyor efendim bir şey anlatabilir miyim o da bakıyor ona anlattı demiyor anlatmadı demiyor ona bakıyor hani sen ne diyorsun sen ne yapıyorsun diye o oralı değil efendim ben yolda giderken şöyle başıma geldi de
böyle oldu da şöyle oldu da şu oldu da hani onun başına gelen mucizevi bir hali anlatıyor çok önemli bir şahsiyet şeyh efendinin böyle bakardı kafa sallıyor oranın zakiri ona müdahale etmesi lazım oradaki bir büyük ona müdahale etmesi lazım işaret etmesi lazım konuşma sus üstadın sözü böyle kesilmez üstadın sözünü böyle kesip de efendim bir şey anlatabilir miyim diye o gün ilk defa gelenler onu söyler bir derviş bunu söylemez efendim bir şey anlatabilir miyim demez varsa bir sorusu bu konu hakkında şunu sormak istiyordum
der ona da müsaade edilirse sorar müsaade edilmezse kendi kendine soru sormaz bu böyle miydi orası orası hacı baba tekkesi değil kahve değil kıraatane değil orası kadınların gün yaptığı pasta yedi börek yedi yerde değil orası bir mürşidi kamil sohbeti herkes oturur edebiyle sohbetini dinler ben bunu anlatabilir miyim bunu konuşabilir miyim demez var mı sorusu olan denmedikçe o kendi kafasından soru da sormaz dinler o hiç konuşmazsa kimse de hiç konuşmaz oturur Allah'ı zikreder sufi adabı budur geldi üstad oturdu değil mi
oraya kendi yerine oturdu senin muhabbetin biter senin konuşman biter senin yanındakine her şeyin biter bir sufi toplantısında uğultu yoktur uğultu ne herkes birbiriyle konuşuyor bu yoktur sufi toplantısında üstad geldi oraya oturdu sohbete başladı mı uğultu biter var mı bir sorunuz derse o kimseler varsa sorusu olanlar sorar var mı sorusu yok denmiyorsa oradaki hiç kimse ben bir şey sorabilir miyim demez ama ilk defa gelenler bunu söylerler onlar da mazur karşılanır işte yemek yemek bu manada kamile caizdir
ama kamil olmayana yemek fazla yemek yemek caiz değildir neydi az yemek az uyumak az konuşmak hadis-i şerif mucibince şiarımızdı sufi şişman değildir kadın erkek şişmanlık insana uyku verir hadis-i şerifte Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şişmanlık uykuya düşkünlük tembellik ve iman zayıflığı dedi ümmetinin üzerinden dedi bu konularda korkuyorum ümmetimin üzerine en çok bunlardan korkuyorum dedi birincisi ne şişmanlık bu neyle mümkün bu çok yemekle mümkün abur cubur abur cubur hadsiz hudutsuz yiyor
bugünkü dünya toplumu abur cubur yiyor ne varsa yiyor ne varsa yiyor obez bu ne bu fast foodlar bilmem neler onlar bunlar çıktıktan sonra iyice iş çığırından çıktı kadınlar hamur işleri hınkallar ondan sonra börekler çörekler kadınlar da çığırından çıktı sonra sabah namazından sonra çık bir de o bu belediyeler bir de bu parklara onlar için böyle spor ne o aletleri koydular ya Allah Allah Allah Allah belediyeler iyilik mi yaptı kötülük mü yaptı belli değil kocaman kocaman totaman anneler teyzeler her taraflarını çalkalaya
çalkalaya hoplata zıplata orada spor yapacağız diye uğraşıyorlar ya mübarek insanlar yani hiç mi edebiniz adabınız kalmadı orayı sanki bir spor salonuymış gibi kullanmaya çalışıyorlar giymişler daracık eşofmanları kimisi oralarda böyle spor yapacağım o aletler dedi uğraşıyorlar normalde sabah namazından sonra yapıyorlardı şimdi gece gündüz devamlı Allah muhafaza eylesin bu kadınlar bu konuda buna dikkat edecekler tesettüre riayet edecekler vücut hatları belli olmayacak daracık yiyinmeyecekler nereye gidiyorlarsa gitsinler
içleri görünmeyecek tesettür tesettürlerine riayet edecekler ve o şişmanlığına bakmadan kadın daracık kıyafetler giyip de çıkıyor o zaman şişmanlık uykuya düşkünlük ellemesen 15 saat uyuyacak 10 saat uyuyacak 20 saat uyuyacak herkes uyku uyuyor millet uyuyor dervişi uyuyor şeyhi uyuyor nakibi uyuyor nikabası uyuyor zakiri uyuyor çavuşu uyuyor paso uyuyor orucu uykuya tutturuyorlar dersi uykuya çektiriyorlar ders olacak dersi çekecek ya la ilahe illallah
daha dur daha bir tesbih bitirmedin bir tesbih bitirmedin ne çabuk uyku galebe geldi sana uyku neden galebe geliyor şeytan onda galip geliyor üçüncüsü tembellik ümmet tembel çalışmıyor çalışmıyor iş beğenmiyor işi olsa dahi tembel tembel işe gidip geliyor kaçta dükkan açılması lazım sekizde yedide açması lazım açmıyor ben lütfu suyaya ayırayım o erkencidir sabah namazından sonra gider dükkanı açar sokağa bütün sokağın temizliği ondan zorluyor dükkanların önlerini
bir güzel süpürüyor bir de ıslatıyor yıkıyor bir de ondan başka dükkanı açan yok ama yok değil mi lütfu suda senden önce açan yok değil mi yok benim sokakta da benden önce açan yok zaten bizim orada bir kalaycı var o çelik parlatıcısı ondan yarışıyoruz biz ama bu ara ben onu geçtim inceden de kulağını üflüyorum hayırdır raci abi diyorum geç kalmaya başladın evden bırakmıyorlar mı seni diyorum böyle bir üzülüyor kendi kendine hani erken gelemiyorsun diye tembel açmıyorlar bursa'da gördüm ben bunu bursa esnafı açmıyor
kapalı çarşı bile kaçta dokuzda mı dokuz buçukta mı açılıyor kaçta açılıyor dokuz buçukta yani düşünebiliyor musunuz kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor ya bereketim olur ya koca kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor kapalı çarşının hiç kapanmaması lazım turisti var yabancısı var geleni var gideni var gece 12'ye 1'e kadar açık olması lazım kapalı çarşının sonra diyorlar ki AVM'lere gidiyor herkes aç çarşı 11'e kadar aç 12'ye kadar aç 11'e 12'ye kadar açılsa iş yapsın esnaf tembellik diz boyu olmuş bizden tembeliz şikayet etmeye gelince
şikayet ediyoruz ben pandemi başladığından beri diyorum ki her şey pahalanacak dedim mi pandemi başladığından beri söyledim bütün her şey pahalandı mı bu dedim iyi günleriniz gidin dedim bağınızı bahçenizi yeniden ekin dedim mi bildiğiniz marulu dayı 10 liraya 15 liraya alacaksınız dedim mi ekin dedim mi ya millet şimdi şikayet ediyor git kardeşim bir karış toprağın olsa dahi git oraya ek dedim mi git ek ya üstadını dinle git bir karış toprağa ek soğan 30 lira 50 lira olsun sana müstahak sana müstahak neden ya sen
evinin bahçesindeki o 5 metre kare 10 metre kare olan toprağa ekmekten aciz bir tembelsin sen şehrinin kenarında babandan kalmış dedenden kalmış 500 metre kare 1000 metre kare 2000 metre kare neyse isterse 50 metre kare yeri ekmekten aciz bir toplum haline gelmiş tembelsin tembelsin ya tembelsin 5 ağaç zeytinini toplamaya acizsin toplamıyorsun tembelsin çocuğunu da bilmiyor sen de bilmiyorsun senin çocuğunun çocuğu da bilmiyor tembelsin o zeytini ağaçtan toplayıp dilme yapmak çürütme yapmak salamur yapmaktan
uzaksın tembelsin sonra diyeceksin ki ya sofralık zeytinin kilosu 100 lira 500 lira olsun sana müstahak sana neden ağacın üstünde kalıyor zeytinler toplamıyor tembel tembelsin kendi zeytinini bakmaktan uzaksın kendi zeytinini toplamaktan uzaksın kendi tarlana bahçene ekmekten uzaksın uzaksın gideceksin nerede yaşıyor arkadaş İstanbul'da yaşıyor yetmiyor İstanbul'da ulan yeter mi İstanbul'da 50 milyon maaş alsan da yetmez sendeki o lüks sevdasıyla şimdi bu sohbeti alacaklar Mevlevi şeyhi ondan sonra AK Partili oldu
bak yine böyle söyledi diyecekler evet tembeliz biz ekmiyoruz bahçelerimiz öyle duruyor tarlalarımız öyle duruyor zeytinlerimiz öyle duruyor meyvelerimiz öyle duruyor toplamıyoruz ekmiyoruz dikmiyoruz tutturmuşuz biz hafta sonları birisi asgari ücret alacak 10 lira eşit asgari ücret alacak 10 lira 20 lira değme keyiflerine gidecekler hafta sonu o alışveriş merkezlerinde dolaştıracaklar kendilerini orada bir köfte ekmek yiyecekler orada bir hamburger yiyecekler amanın çok medeni oldular medeniyet aktı paçalarından hepsinin de
anası babası köyde hafta sonu gideyim anamın babamın köyüne de ya orada bir yer var ben oradan 500 metrekare bir yer ayırayım baba ben buraya ekceğim dikeceğim kendime ait anne ben buraya ekceğim dikeceğim kendime ait domatesini ek biberini ek patlıcanını ek fasulyeni ek bamyanı ek yazlık sebzene ek kışlık sebzene ek ek ya ek yetiştir orada ya bunun tadını al eşine dostuna da faydalı ol pazar günü git topla gelirken de arkadaşına kardeşine hediye et veya sat tembellere sen sat tembellere sen sat e ümmet tembel çalışmıyor
yapmıyor çalışmıyor yapmıyor ben örnek olsun diye tarastan fotoğraf paylaşıyorum tarasta ben saksıların içerisinde işte bir şeyler yetiştiriyorum kendimce bizim muhtarla fatih geliyorlar arada bir işte buna bu lazım şuna şu lazım tamam boş kaldığımda bir terapi oluyor benim için açıyor çünkü birisi telefon Mustafa Özbağ'la mı görüşüyorum evet efendim hakkınızı helal edin bir şey görüşmek istiyorum buyur ben 11 yaşında ilk önce babamın tacizine uğradım 13 yaşında dayım taciz etmeye başladı ondan sonra 15-16 yaşına gelince
önce dayım tecavüz etti sonra amcam tecavüz etti sonra ben böyle tecavüz aile içerisinde tecavüzde devam ederken sonra beni bir adama sattılar o adamdan para aldılar o adam ondan sonra beni satmaya kalktı benim şu anda bilmem kaç tane çocuğum var ben şu duruma geldim bu duruma geldim ben ne yapayım gittim ben telefonu kapattın evet söyleyin bana kime konuşursunuz bitti ya gün ay yıl kalmadı bugün günlerde neydi bilmiyorsun saat kaç bilmiyorsun gece mi gündüz mü bilmiyorsun bitti bu toplumda
yaşıyoruz biz ben orada çiçeğin dibini karıştırıyorum hem ağlıyorum nasıl bir dünya bu nasıl bir hayat diye bu ayrı bir dünya işte e şimdi daldan dala geçtik yani oradan fotoğraf çekip paylaşıyorum yani bak ya orada saksının içerisinde nane var hoş muhtar yetiştirip getirmiş ama Allah razı olsun saksının içinde nane iki yaprak kopar ye saksının içinde ben aralığa kadar saksıdan domates yedim orada tembellik yapma çalış çalış ya gayret et mücadele et Allah yolunda çalış kendi işinde çalış
çalıştığın iş yerinde çalış tembellik yapma sonra ne imansızlık iman zayıflığı hepimiz iman ettik ama burada iman kemale ermiyor sıkıntı bu iman olgunlaşmıyor bu ahir zaman hastalığı Allah muhafaza eylesin böyle olunca işte o kimse halis bir mümin olmuyor şişmanlık çok fazla uyku tembellik ve iman zayıflığı Allah muhafaza eylesin bu suiyeti de geçiyor yine suiyeti den sizin Allah'a en sevimli olanınız az yiyip içen ve bedence hafif olandır o zaman biz az yiyip içmeye
gayret edeceğiz ve beden olarak hafif bir bedene sahip olacağız kadınlar erkekler hadis-i şeriflere dikkat edin Allah bizi onlardan eylesin evet susmakla alakalı hadisler hayırlı şeyler konuşmak sükuttan daha iyidir sükutta kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir uzun bir hadis konuyla alakalı olan kısmı aldım hayırlı şeyler konuşmak sükuttan iyidir bir toplulukta eğer ki sizi dinleyecekler siz orada konuştuğunuzda sözünüze itibar edilecek siz orada hayırlı şeyler konuşun orada sükut etmeniz
sizin için hayır değildir ama orada seni dinlemeyecek hiç kimse o zaman kötü şeylere sen de önek olma katılma sus hani var ya ya hayır söyle ya sus diye hadis-i şerif o zaman sus yalnız bu sükut etmeyi susmayı biz doğru yerde kullanmıyoruz o yüzden bu uzun bir hadis-i şerifin gerekli olan kısmını aldım eğer ki sen bir yerde nasihat edip de nasihatın dinlenecekse orada senin susman doğru değil hani haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır hadis-i şerif hadis-i şerif orada bir haksızlık var o haksızlığın karşısında
sen susarsan gücün varken konuşmaya muktedirken o zaman o zaman sen dilsiz şeytan oldun yok yok sen orada eğer konuşursan sana bir zarar gelecekse senin azalarına bir zarar gelecekse ve sen konuştuğunda senin konuştuğun şeyle alay edecekler ve sen o alayı durduramayacaksan o zaman o zaman sen sus sükut et konuştuğun yerde zenginler var büyükler var öfüflü insanlar var onlar zulmedecekler zalimler veya kötü insanlar sen de oradasın sen de saygınlık kazanırım düşüncesiyle onların kötü konuşmalarına katılma sen de kötü
konuşma bir yerde toplanmışsınız bir yerde akraba cemiyeti bayramdır seyrandır müslümanlara atıp tutuyorlar müslümanlara atıp tutarlarken ya susturacaksın ya susacaksın gücün yetmiyor susacaksın iyi sus sükut et evet ya onlar da böyle yapıyorlar şunu şöyle yapıyorlar deyip onlara katılma müslümanların aleyhine konuşulan bir yerde susturamıyorsan sükut et çek git oradan daha kötüsüne onlara katılmak ya neden böyle konuştun onlardanmış gibi davrandın münafık mısın sen ses yok evet
bu ümmet-i Muhammed'in gözününden kaçan şeylerden birisi adam dinsiz müslümanlara saydırıyor adam münafık müslümanlara saydırıyor ebe kardeşim hani biz bir müslüman kardeşimizin aleyhine arkasından konuşulursa kendi namusumuz gibi onun namusunu koruyacaktık ya hani bir müslüman kardeşimizin aleyhine birisi konuşuyorsa kendi şerefimizi korur gibi onun da şerefini koruyacaktık ya nerede kaldı islamın şiarı islamın şiarı kalmamış bizde Allah bizi muhafaza eylesin o yüzden ne yapacağız o zaman kötü bari konuşmayalım susalım
Rabbim bizi muhafaza eylesin İbn-i Macede geçiyor hadis-i şerif insanoğlunun konuşmaları lehine değil aleyhinedir ancak iyiliği emretmek veya kötülükten men etmek için yaptığı konuşmalar bunun dışındadır Rabbim iyiliği emreden kötülüğü nehyeden konuşmalar yapan kullarından eylesin inşallah haklarınızı helal edin bizden yanında helal olsun inşallah Allah rızasına el fatihama selamat amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.