mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1608.Beyit) 15.04.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Nisan 2023 · 54:17

Hânzu Billâhi mineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Efdânî zikr-ı fâlemennâhû, Hâk Muhammeden Resulullah, Cemiyen, Enbiye-i vel Mürselîn, Velhamdüllâhi Rabbil Âlemîn. selâmün aleyküm.
aleyküm selâm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. amin. gündüzünüzü hayırlı eylesin. amin. ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin inşâAllah. amin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim bu Ramazan'ın son on günlerinde Kadir gecesini ihya eden ve Ramazan'ın bitiminde geçmiş günahları affolmuş olan kullarından eylesin. Asıl affolmaktır bayram, o bayramı cümlemize yaşatsın inşallah. Geçen haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. En son madem ki sen ne yüzyetsin ne de denizci, aklına uyup kendini denize atma.
Burayı okuduyduk. Buradan devam ediyoruz. Yüzgeç ve denizci denizden inci çıkarır. Ziyanlardan bile bir hayli fayda elde eder. Kamil toprağı tutsa altın olur. Nakıs altını ele alsa toz, toprak kesilir. Yüzgeç dedi, bu kendisini, bu dalanlar var ya, hani denizin dibine dalıp da denizin dibinden işte değişik av hayvanları toplayanlar veyahut da böyle denizden inci çıkaracak olan hayvanları toplayanlar.
Bu dalgıçlar eskiden yüzgeç, bugünün dalgıçları, hani dalıp denizin dibinden bir şeyler çıkarıyorlar. Bu denizci de normalde bildiğimiz denizci. Tabii bunu normalde biz şimdi bu dalgıcı ve denizci, biz mürsidi kamiller, veliler olarak nitelendirdik ya, işte bunlar normalde o mana denizinden bunlar değişik cevherler çıkarırlar. Hani Kur'an ve sünnetin bir zahir manası var, bir de batın manası var. Biz bunu hani İslam dilinde işari tefsir derler ya, işari tefsir denilince, şeyin İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin ruhul beyanı gibi, işari tefsir biraz dahi işin mana tarafına bakar. Görünen yüzüne bakmaz.
Dinin bir görünen yüzü vardır. Bir de işin derinliği vardır. Hani siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz. Bu işin derinliği tarafıdır. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin ayette sabittir. Bunlar içe doğru, derinliğe doğru yürütür. İşin bir hani zahir tarafı vardır. Bu lazım mıdır? Evet. Sohbet edilirken umuma, dinin zahir tarafı anlatılır. Ama sufiliğin kendi iç dünyasında, o karşıdaki sufinin konumuna göre ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktası konuşulur. O hal anlatılır. Şimdi, o yüzden o dinin özü hükmündedir o. Bir kabuğu vardır, bir de onun özü vardır. Bunu sufiler anlatırlarken, ceviz metaforunu kullanırlar. Hani cevizin dışı vardır, ondan sonra yeşildir, acıdır.
Ondan sonra içinde derin bir kabuğu vardır, kalın. Orayı kırmak zordur. Orayı kırdıktan sonra içine ulaşırsın. Böylece o cevizin dışındaki o yeşil kabuğa, derler ki, sufiler bu şeriattır. İçindeki kalın kabuk tarikattır. Şimdi neden kalın kabuk tarikattır? Tarikatta biraz böyle usuller, kaideler, ritüeller, orayı kırmak biraz zordur. Oraya sabretmek zordur. Edeptir, adaptır. Böyle sufinin kendine ait ahlakıdır, kurallarıdır. O kurallar manzumesidir, o disiplin manzumesidir. Oraya böyle, oradan delip içeri girmek biraz zordur. Ha, içeri girdi, tarikattan hakikate geçti. O cevizin üzerinde bir ince daha zar var. O ince zarı da geçeceksin. Ne olacak?
Bu sefer marifete geçeceksin. Bembeyaz, pırıl pırıl çıkar ya, içindeki ince zar çıktıktan sonra. Bazen bu bazı ehli tarikatın dilinde, bazen işte hakikat önde, marifet ardında, mana olarak, şey olarak, hal olarak, değişmez bir şey. Bu ne oldu? Dört kategori oldu. İşte o yüzgeç olan, o denizci olan, işin ilmel yakin, aynel yakin noktasına doğru yürür. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına doğru yürüyünce, sana dinle alakalı inci mercen çıkarır senin önüne koyar. Dinle alakalı. Duymadığını duyarsın, görmediğini görürsün. Bu senin önünde inci mercen çıkarmaktır. Ve o diyor ya, ziyanlardan bile bir hayli fayda elde eder. Sen dışarıdan ziyan görürsün onu, ama o ziyandan fayda eder.
Yani siz hastalığı ziyan görürsünüz, ama o hastalıktan fayda elde eder. Siz bir sıkıntıdan ziyan görürsünüz, o sıkıntıdan fayda elde eder. Siz biz kendinizce imtihan oldum, şöyle oldum, böyle oldum dersiniz, ama o ondan fayda elde eder. O çünkü zorluklar, sıkıntılar, gam, kasvet, dert ona fayda olur. Onun manen daha da yükselmesine, manen daha da derinleşmesine sebep olur. Günahları affolur. Günahları affolduktan sonra ne olur? Onun manevi derecesi artar. Manevi derecesi arttıkça daha da derinleşir. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ateşlerin içerisinde kıvranıyordu. Sahabe dedi ki, Ya Resulallah sana da mı zorluk, sıkıntı? Bu sefer hadisi kudsi iran oldu. Dedi ki, belanın, musibetin, sıkıntının büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere dedi.
Bu imtihanın, belanın büyüğü dedi. Kimeymiş önce? Önce peygamberleriymiş. İşte onların başına gelen bu bela, musibet gibi gördüğümüz şeyler, onda ziyanmış gibi görünen şeyler, onlarda kar olur. Sufilikte ziyan gördüğün kardır. Sufi, şimdi insanlara böyle şey, ne o, kolay böyle, ya başına hiçbir şey gelmeyecek değil, aldatıyorsunuz. O zaman gerçek Sufi yolunda yürümüyor orası. O topluluk gerçek bir Sufi topluluğuysa, hem birey olarak, hem topluluk olarak, onların başında imtihan eksik olmaz, sıkıntı eksik olmaz. hiçbir şey olmasa dahi, o güne kadar hiçbir şey demeyen eşin evde der. Bakarsın böyle, Allah Allah dersin, ya bu nereden çıktı şimdi, bunu ne yapmaz söyledi dersin.
Olur. Sufilik yolu, sıkıntısız, imtihansız olmaz. Eşinden olursun, çocuklarından olursun, işinden olursun, canından olursun, her şeyden olursun. Sen Allah'a yaklaştıkça, yaklaştıkça, senin başında imtihan eksik olmaz. Sen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uydukça, sende sıkıntı eksik olmaz. Hele böyle bir zamanda, dinsizliğin, imansızlığın, ahlaksızlığın, her türlü, her türlü din dışılığın, oluk oluk aktığı bir zamanda, sen ben Kur'an, sünnet yaşayacağım diyorsan, onu rahat yaşayamazsın. Mümkün değil. Sen ben dinden taviz vermeden, dinimden taviz vermeden yaşayacağım dediğin anda, bütün her yerde patlar.
Her yer patlar. Her şey patlar. Eşin, çocuğun, annen, baban, akrabaların, geçmiş ümmetlerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden cennetlik olacağını mı düşünüyorsunuz? Sen Kur'an ve sünneti yaşayacağım dediğin anda, bütün Kur'an ve sünnet dairesinde durmayan, bütün herkes, etrafındaki herkes, sana imtihan olur. Onu yaşarsın, Allah muhafaza eylesin. Ama sufilik yolu, o zararmış gibi görünen şeyi, kara çevirir. Sen ha bire günahlarından arınır, dökülür, Cenab-ı Hak katında Allah'a yaklaştıkça, maneviyatın artar. Derine doğru dalarsın. Ziyan ne oldu sende? Kara döndü. Ziyan sende, dışarıdan ziyan görünen, sende kara göründü.
E, devasız hastalık, herkes feryat figan ediyor. Bana telefon açıyorlar, işte kanser teşhisi kondu. Elhamdülillah diyorum ben, kanser teşhisi konduysa, dervişlik hastalığı bu diyorum. Ya nasıl? Basmayan. Yani ona sabredecek, Allah'ı zikredecek, sırat-ı mustakimde kendini tutacak, devasız hastalıktan vefat ettiğinde, şehit hükmünde olup, ölecek gidecek. Bu dünyadan geçip gidecek. Kazık çakmayacak ki kimse bu dünyaya. Bakın, ne oldu? Ziyandı, kara döndü. Veya başı ağrıyaraktan dahi, ölse bir kimse, bir hastalıktan ölse, şehit hükmündedir diyor ya. Ne oldu? Kara döndü. Ümmetin diyor, başına ayağını taş çalsa, ona kardır diyor. Hadis-i şerifte. Ayağını taş alsa, yani sen ayağını taşa değdin, tökezledin.
Ona kardır diyor. Ona rahmettir. Sabrederse. Dışarıdan ziyan görünen, ona kâr oldu. Kamil, toprağı tutsa altın olur. Kamil, mürşidi kamil, değersizmiş gibi görünen bir kimseyi eline alır, o altın olur. Önceden değeri yoktu. O din bilmezdi, iman bilmezdi, yol bilmezdi, yordan bilmezdi. Hiç kimse ona selam vermezdi. Ailenin, sülalenin ikinci sınıf vatandaşıydı. Kimse onun yüzüne bakmazdı. Ama o, bir mürşidi kamile intisap etti. Bir el tuttu, bir eli tutunca kıymetlendi. Dünün cehennemli, bugün cennetlik oldu. Kıymetsizdi o, bugün cennetlik oldu. O kıymetsizdi, bugün peygambere dost oldu. O gün kıymetsizdi, bugün Allah'a dost oldu.
Kamil, toprağı tutsa altın oldu. Bir kamil bul, onun elinden tut, sen de altın olmanın yoluna bak. Baktığınız zaman, sahabelerde bunun örnekleri var mı? Evet. Köleydi, köleydi. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirmiş olduğu dine iman etti. Komutan oldu. Değersiz bir müşrikti, değersiz bir müşrikti. İman etti, Allah ve Resulü yoluna girdi, ehli cennet oldu, aşere-i mübeşşere oldu, hayattakken cennetlikle müjdelendi. İman etmemişti, müşrikti, değersiz bir kimlikti. Gittiler, Bedir'e girdiler, Bedir ashabı oldu. Bedir ashabı oldu, ebediyen, ebediyen, kurtuluşa erdi. Bakın, Kamil, eline toprak alsa, o altın oldu.
Şimdi, bir kısmı bunu, kendisinden bilir. Sufi'nin, çok özür dilerim, hamı, körü, kendisinden bilir. Oysa, o elden düştüğünde, o, o elden düştüğünde, yine eski haline gider. Çünkü Cenab-ı Hak, o elin üzerinden, ona fayda verir. Hani, senin elini tutanlar, gerçekte Allah'ın elini tutmuşlardır. Peygamberin elini tutmuştur, o mürşidi Kamil. Sen de onun elini tutmuşundur. Gerçekte Allah'ın elini tutmuşundur. Bıraktığın anda, sen zannetme ki, eski haline dönmeyeceksin. Dönersin. Hani, Bediüzzaman Said Nursi dedi ya, bir kimse adi, samimi, bir ehli tarikat olsa, sisili, meşahiye duyduğu, muhabbet cihetiyle, asla zındıkaya düşmez, ümidini kesmez, zındıkaya düşmez.
Ama dedi, mütefennin bir alim olsa, bugünkü zındıkanın karşısında, imanını koruması, müşkülleşmiştir. İmanını koruyamaz dedi. O yüzden, sen bir mürşidi Kamil'in elinde tut, altın ol. E bıraktın, o zaman yapacak bir şey yok. Allah yolunu açık etsin, sen tekrar eski haline geldin. Bunu bu fakir, 35-40 yıldan beri görür. İnsanlar der ki, ben böyle hani, kendimi tutacağım, muhafaza edeceğim, bu işte, kendi başına yürüyeceğim. Hep bunları biz dinledik. Bir şeyhe ihtiyaç yok, boşu boşuna bağlanmışız. iyi, fazla geçmez. Üç ay bile geçmez. Bir bakmışsın, o zaten namaz kılmıyormuş, kılmıyordu, derviş olmazdan önce, gene namaz kılmamaya başlar.
Oruç tutmuyordu, yine oruç tutmamaya başlar. Dağılmaya başlar, günden güne. Dağılmaya başlar. Bunu bu fakir, tespit etmiş, görmüş. Ben o yüzden derim, nereye intisap ettiyse etsin, bir kimsenin intisabına karışma. Oradan onu geri döndürme. Sebep, zayıf çünkü o kimse. Bir, mürşidi kamil olmasa dahi, bağlandığı şeyh, onda durduğu müddetçe, o kendini disiplin eder. Eğer oradan ayrılırsa, başka bir şeyhe intisap etmezse, o dağılır gider. İşte kamil, toprağı tutsa, altın olur. Ama nakıs, altını ele alsa, toz, toprak kesilir. Şimdi, işte o, bir mürşidi kamile, intisap etti, altın oldu. Ama o, orayı bıraktı, gitti, başka bir mürşidi kamil olmayan şeyhin elini tuttu. Gene, ne oldu?
Toz, toprak oldu. Şimdi, bir kimse, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerine iman etti, peygamberliğini kabul etti. O peygamber, onun peygamber olarak, ona iman ettikten sonra, döndü, dinden, toz, toprak oldu. Eski müşrik günlerine geldi. Kendini necisleştirdi. Bakın, kendisini necisleştirdi. Dün namaz kılıyordu, bugün kılmıyordu. Bugün kılmıyor. Kendi kendisini necisleştirdi. O, bir altın silsilenin elini bıraktı, kendi kendine toz, toprak oldu. Bu, kim olursa olsun, herkes bu konuda, kibir deryasına dalar, ben işi götürürüm diye düşünür. Ben, sufilikle tanıştım, bayındır da, o gündür, bugündür, tecrübeyle sabit bu.
Hocasıyla da tanıştık, alimiyle de tanıştık, dervişiyle de tanıştık, şeyhiyle de tanıştık. Bunlar, heva heveslerine uyduklarında, adam heva hevesine uyduğunda, beş vakit namaz kılan kimse, namazı terk etti. Orucu terk etti. Kendilerini perişan ettiler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, veyahut da, geçmiş dönemden söyleyeyim, şeyh efendi bıraktılar, kendilerince şeyh aramaya düştüler, gittiler, kimisi orada, burada ders aldılar, bağlandılar, bir de çok metrettiler, şöyle şeyh, böyle şeyh, dört ay sonra, o şeyhi de bıraktılar.
Sebep, sen altın silsiliği bıraktın ya, altın silsiliği bırakınca, sen hiçbir yerde artık, dikiş tutturamazsın. Toz toprak olursun. olursun. Çünkü, o altın silsiliğe vefasızlık ettin. Sen, o peygamberin elini tutmuş olan ele, vefasızlık ettin. Ona nankörlük ettin. Ona hainlik yaptın. Senin iki yakan bir araya gelmez. Bunu böyle ağır gelir. Bazen ben derim, şeyh efendiye nankörlük eden, Mustafa Özbağ mı etmeyecek? Ya, şeyh efendiye nankörlük etmişsin. Sen herkese edersin. eder ve toz toprak olurlar. Neden? O yola, o silsiliğe hainlik ettiler çünkü. Ya, hiç olmazsa otur oturduğun yere, hainlik bari yapma. Bir el tutmuşsun, vefalı ol. Bakın, vefalı ol.
De ki, ben burada kalacağım, bu evde devam edeceğim de. Sen ne yapma, oraya buraya, çarpınıyorsun, veyahut da, ne yapma sen kalkıp da, şeyh efendiye laf söylemeye kalkıyorsun. Vefat etmiş, gitmiş, hizmet etmiş, koşturmuş. Beraber koşturduk zaten. Sen beraber mi yaşadın ki? Ben beraber yaşadım. Sen ne yapma, onun ağzına alıp da, onun gıyabında, gıybetini ediyorsun, iftira ediyorsun. Yapma. E ne oldu? E böyle kaldın, ortalıkta dımdızlak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, altından sonra, gümüşe intisap edilmez. Güneş varken, aya intisap edilmez.
Güneşi bırakıp, aya intisap edemezsin. Hani İbrahim, aleyhisselam çıktı, baktı, parlak bir yıldız. Sirius yıldızı. Yıldızların içerisinde, en parlağı. Sirius yıldızını gördü, benim ilahım bu olmalı dedi. Sirius yıldızı ne? Zamanın velileri, zamanın mürşidi kamilleri, ertesi gün, ayı gördü. Ayı görünce, dedi ki, ondan daha parlak bu. Benim Rabbim olsa olsa, bu olur. Ay ne? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, peygamberler, ardından ertesi sabahına güneş çıkınca, dedi ki, bu benim ilahım. Sonra o da battı, ben batanları sevmem dedi.
Şimdi, o zaman ne olmuş oldu? Evet, sen, ayın olmadığı yerde, Sirius yıldızı sana yol gösterir. Ay çıkınca, Sirius'in hükmü biter. Güneş çıkınca da, güneş çıkınca da, ayın hükmü biter. Bakın, o yüzden, ashabım yıldızlar gibidir. Hangisini yetişirseniz, bulursanız, ona sarılırsanız, beni bulursunuz. O zaman, bir mürşidi kamilin vazifesi, kendisine tabi olanları, Kur'an ve sünnet yolunda yürütmedir. Ve onun vazifesi odur. O kendisine başka bir anlam, mana yüklemesin. Müritler de, üstadlarına başka bir mana, anlam yüklemesin. Hiçbir mürşidi kamil Allah değildir. Hiçbir mürşidi kamil peygamber değildir. Hiçbir mürşidi kamil yeni bir din getirmez.
Bu şirk olur. Mürşidi kamillerin vazifeleri, Kur'an ve sünnet-i seniyenin yaşanması ve yaşatılması ve öğretilmesi mücadelesidir. Başka bir dertleri olmaz. Olmamalı. Olmamalı. Derdi Kur'an ve sünnet olmalı. Derdi din olmalı onun. Başka bir şey değil. Allah bizi onlardan eylesin cümlemizi. O yüzden işte o mürşidi kamil, alır nakısı kamil eder, ama nakıs bir kimse kamili alır, nakıs eder. Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i kurtarsın inşallah. O gerçek er Allah'a makbul olmuştur. Bütün işlerde onun eli Allah elidir. Hani Fetih Suresi ayet 10 var ya.
Ey Muhammed şüphesiz ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiştir. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Sonrası çok muhteşem. Kim ahdini bozarsa, kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a olan ahdini yerine getirirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir. O zaman bu malum Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin değişik zamanlarda biat almıştı. Malum bu Hudeybiye'de de bir biatlaşma olmuştu. Bu Hudeybiye biatıyla alakalı. Sahabenin bir kısmı işte savaşalım, Mekke'ye girelim diyorlardı.
Şahin kanadı. Ama normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri savaşarak Mekke'ye girmek istemiyordu. Ve Hudeybiye'de tekrar biatlaşma oldu. Bakın tekrar biatlaşma oldu. Onlar Müslümandı. Müslüman olmalarına rağmen Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri orada yeniden bir biatlaşma yaptı. Ve o biatlaşmanın ardından Cenab-ı Hak ayet-i kerime, Fetih suresi ayet 10, Fetih suresi orada inzal oldu. Dedi ki, Ey Muhammed şüphesiz ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiştir. Bununla alakalı bu benzer, bu minval üzerine çok ayet-i kerime vardır. Hani sana iman edenler Allah'a iman etmiştir. Hani senin peygamberliğini kabul edenler Allah'a iman etmiştir. Allah ve Resulüne itaat edin. Sana itaat edenler Allah'a itaat etmiş.
Gibidir. Gibi. Çok ayet-i kerime vardır. İşte burada da dedi ki, Ey Muhammed şüphesiz sana biat edenler ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Görünüşte, zahirde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine biat ettiler. Ama manada Allah'a biat ettiler. Bütün biat manada Allah'adır. İyyâken abdü ve iyâken astayin. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Sufilerin de imanı, Kur'an ve sünnettir. Allah'adır. Bizim biatımız da Allah'adır. Biz üstadımıza yolun, üstadımıza yolun gereklerini yerine getirme, disiplinlerini yerine getirme olarak biatlaşırız. Bir veliden, bir mürşid-i kâmine biat etmek demek, yeni bir din değildir.
Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için biatlaşılmıştır. Hem ayetle hem hadiste sabittir. Ve bu biatlaşma gerçekte Allah'adır. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozar. Kim bu biatlaşmayı bozarsa, kendi aleyhine bozmuştur. Üstada bir zarar gelmez. Peygambere zarar gelmez. Bir kimse dininden dönse, peygambere zarar gelmez. Bir kimse biatlaşmasını sona erdirse, dersini iade etse, üstada bir zarar gelmez. herkes kendi aleyhine o biatlaşmayı bozmuştur. Sen biatlaşırsın, biatını kendin bozduysan, kendi aleyhine bozdun. Bunda ne üstadın bu noktada zararı olur, ne de peygamberin zararı olur. Ama böyle, kendini bir şey zanneden, böyle sufi yolundaki kimseler, kimseler sanki dersi bırakınca, orası dağılacakmış gibi düşünürler.
O dersi bırakınca, oradaki dağılacak. Senin gibi kaç kişisi gelmiş geçmiş, Mustafa Özbağ gibi kaç kişisi gelmiş geçmiş, 1400 yıldan beri dergahlar dolmuş taşmış hep. Ölen olmuş yerisine gelmişler, giden olmuş yerisine gelmiş. Hani dünden kalanlar nerede? Herkes vakti saati geldiği zaman, bu dünyadan göçüp gidiyor. Veyahut da işte o dönmüş gitmiş, kimin umurunda, orası gerçekten hakikat yolundaysa, Allah yenisini getirip koyuyor oraya.
Sen dışarıda kaldığına kalıyorsun. Sonra uzaktan bakıyorsun. Diyorsun ki ya ne dağıldılar, ne perişan oldular. Aynı şekilde devam ediyorlar. Ya ne olacaktı? Sen toprağın altı vazgeçilmez insanlarla dolu. Sen sımsıkı kendini tut, kendini koru, yolunda yürü, Kur'an ve sünnete sımsıkı tutun. Sen üstadının eline sımsıkı tutun. Bıraktığın zaman üstadın zarar görmez. Allah senin yerine daha iyisini, daha yenisini, daha güzelini, daha doğrusunu verir. Zannetme ki yerinde olmaz. Abdülkadir, hani nerede Abdülkadir Geylan Hazretleri? Nerede Ahmet Er Rıfa Hazretleri? Vefat edip göçtüler, yolları sona mı erdi? Yolları inkıtaya mı uğradı?
Hani nerede Hazreti Mevlana Celalitin Rumi? Yolu sona mı erdi? İnkıtaya mı uğradı? Hani nerede Abdullah Gürbiz Efendi Hazretleri? Vefat etti gitti, yolu sona mı erdi? Hani Çorumlacı Mustafa Efendi, hani Hacı Elayder Efendi, hani Hacı Ebu Bekir Baba? Ne oldu ki? Toprağın altındalar, yolları sona mı erdi? Cenab-ı Hak o yol açıksa, birilerini aldı getirdi. Hacı Ebu Bekir Baba, vefat edeceğiz zaman, demişler ki, kimi bırakıyorsun arkana? Demiş ki, Dergan sahibi çıkacak gelecek, sabredin demiş. Dergan sahibi çıkacak gelecek, nereden gelmiş? Ahiska'dan gelmiş. Ali Haydar Efendi, Ahiska'dan gelme. Ahiska'dan vazifellendirilmiş, gelmiş Çorum'da, hazır, Dergan başına oturmuş.
Boş kalmaz. Bu manevi alem, boşluk kabul etmez. Her dönemin, üçleri, beşleri, yedileri, kırkları, eksik olmaz. Eksik olmaz, hadisle sabit. Açın kütüb-i siddete, ebdal meselesini okuyun. Açın kütüb-i siddeten okuyun, hadisleri okuyun, hadislerin şerhlerini okuyun. İmam-ı Hambel'den okuyun, ebdal meselesini. Bu tevatür derecesinde, hadislerle sabit. Allah'ın velileri eksik olmaz. Ayetle sabit. Onlara korku yoktur, mahzunluk yoktur. Onlara dünyada da, ahirette de, müjdeler vardır. Sen ister kabul et, ister kabul etme. Allah'ın velileri eksik olmaz. Kırklar eksik olmaz.
Vefat ettiğinde, hemen yerine birisi atanır. Hadis de sabit. Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah diyor ki, onlar dinin yeryüzündeki direkleri gibidir. Dağlar gibi. Allah diyor, dünyayı nasıl dağlarla korur, dağlar dünyanın direği ise, o veliler de diyor, dinin direği gibidir. Peygamberlerden sonra, dinin direği. sen tükürmekle, laf söylemekle, hakaret etmekle, kendine ziyan edersin. Sen onların elini bırakmakla, kendine ziyan edersin. Sen onların yolunu bırakmakla, kendine ziyan edersin. Kendini perişan edersin. Onlara bir zarar gelmez. Çünkü, onlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, elini tutmuş. Sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, elini tutmuş bir kimseye, nereden zarar vereceksin?
Veremezsin. Kendi kendine kılıca vurur geçersin. Kendi kendini helak edersin. Kendi kendini perişan edersin. Sen edebini aşma. Haddini aşma. Şu mürşidi kamil, bu değil, bu veli, bu değil. Sen bırak. Bu tartışmalara da girme. Sen, manada, sahip bir şekilde, bir üstadı rüyanda gördüysen, git ona intisap et, yürü yoluna. O Kur'an ve sünnet dairesinde, sana yanlış, eksik bir şey söylerse, yapma. Ama Kur'an sünnet dairesinde, sana nasihat ediyorsa, elini sımsıkı tut, yoluna devam et. Çünkü, bütün işlerde, onların elleri, Allah'ın eli gibidir. Bütün işlerde. Sen, o eli bırakma.
O eli tutmuşsun, o ele nankörlük etme. Nankörlük edersen, Allah muhafaza eylesin, kalbin mühürleniverir. Sen nankörlük edersen, vefasızlık edersen, kalbin mühürleniverir. En büyük tehlikesi de budur. En büyük tehlikesi budur. Benim korktuğum, en büyük tehlike budur. Ben derim ki, Allah muhafaza eylesin. Kardeş, sen başka bir yerden ders alacaksan, al, ama dilini tut. Gel, de ki, efendim, hakkınızı helal edin. Ben, filancı yere gitmek istiyorum. Müsaade edin. Allah yolunu açık etsin. Git, git, ama laf konuşma. Çeneni tut, dilini tut, Allah muhafaza eylesin. Nâkız kimsenin eli ise, şeytanın, ifritin elidir.
Çünkü şeytanın teklif, ve hile tuzağına tutulmuştur. Şimdi, nâkız kimse, bir kimse, mürşidi kamil değil, mürşidi kamil değil. Sen onun elini tutarsan, şeytanın elini tutmuş gibi oldun. Nâkızlara yürüme. Bakın, nâkızlara yürüme. Üstadının, söz, üstadının nasihatine bak. Hiçbir halife, hiçbir nakip, nügabba, hiçbir çavuş, hiçbir zâkir, kamil değildir. Onlar dergâhın içerisinde, ders yaptırırlar, üstadın adına. Sen onu şeyh gibi görme.
onu şeyh gibi görürsen, şeytanın oyuncağı olursun. Sen bir mürşidi kamilin elinden tutmuşsun. Sen kalkıp da bir nâkızın elini tutma. Veyahut da, bir yere intisap edeceksin. Bir yere intisap edeceksen, iyi incele, iyi düşün, iyi araştır. Üfürükçüsü var, büyücüsü var, cincisi var, dilencisi var, milletin parasına, malına, ığırına, zıvırına, göz dikeni var.
Sen iyi araştır. Kur'an ve sünnete uygun mu, değil mi? İyi bak. İnsanlardan dileniyor mu? İyi bak. Geçimini dervişlerden mi sağlıyor? İyi bak. İyi araştır. Ne iş yapıyor? Geçimi nereden? Sufiliğin olmazsa olmazıdır. Herkesin bir işi olacak. İmam-ı Azam tüccardı. Kumaş tüccarı, teksilciydi. Bütün pir efendilerin işleri vardı. Bütün pir efendilerin. Bütün velilerin iaşesini sağlayacak bir işleri vardır. Mürşidi kamiller, dervişlerinden dilenmezler. Telefon kaldırıp ona beş bin lira getir. Telefon kaldırıp ona on bin lira getir.
Telefon kaldırıp ondan iki bin lira al. Telefon kaldırıp bugün akşam yemek senden. Telefon kaldırıp senden misafir olacağım. Telefon kaldırıp hadi beni buradan alın. Telefon kaldırıp benim şuraya götürün, beni buraya götürün. Bunlar mürşidi kamil ahlakı değildir. Kendi nefislerine bir şey istemezler. İntisap edecek olduğun eli iyi tanı. Dervişlerine sor. Orada rüya görenler, hal görenler, orada esma alanlar, esma olarak yürüyenler, orada ilmel yakin, aynel yakin, kalbi meratiplere gidenler var mı? İyi araştır. İyi sor, iyi soruştur. Çünkü sen bir nakısın elini tutarsan, şeytanın oyuncağı olursun. Şeytanın oyuncağı olursun.
Adamın yüz elli bin doları varmış, getir demiş, götürmüş o da yüz elli bin doları. Adam bana diyor ki, bana bir dua öğret, bir esma söyle de, ben diyor, şeyhimden bu yüz elli bin doları alayım. Dedim, nasıl verdin? Verirken bana mı sordun dedim. öyle kaldı, benim şeyhim dedi, Mürşid-i Kamil değil o zaman, değil mi? Bilemem dedim. Yüz elli bin doları verirken, Mürşid-i Kamil'di dedim. Şimdi vermeyince dedim, Mürşid-i Kamil olmadı dedim. Değil mi? Git dedim, iste kendisinden. Adam ne, koskoca adam, iki üniversite bitirmiş ya. Üniversite bitiriyorlar ama, hayat tecrübeleri yok. Mustafa Özboğ'un tedirizasına gelmeleri lazım. Hayat tecrübesi için.
Dedim, git, otur, efendim, hakkınızı helal edin. Ben size yüz elli bin dolar borç ver dedim. Bana bunu nasıl ödeyeceksiniz, ne zaman ödeyeceksiniz diye sor dedim. Borç istemiş senden çünkü dedim. O şöyle istiyor, bir esma söyleyeceğim ona. O parayı kendiliğinden verecek. Dedim, öyle bir esma bilsem, benim dedim, sadece, sadece dedim, bu Tansu Çiller dönemindeki, hani bir çek yasası çıkardılar ya, çek yasası çıkardılar, bir gecede iflas ettim ben. Dedim ki, olanca çek dedim, şeyde, mahkemede, ben bir, öyle bir esma bilsem, o esmayı kendim okurum, oradaki paraları tahsil ederim dedim. Böyle kaldı. Ardından dedim, ben dedim, tekstili bıraktım, gene orada dedim, ağırlık bıraktım. O günün parasıyla, dünyanın parası, öyle bir esma bilsem dedim, kendim okuyacağım. Böyle vakti bana.
Dedim, kardeş, yok öyle bir şey. Git dedim, iste. Dedim, intisap etmezden önce, neden araştırmadın? Geçmiş dönemden, birileri de geldi, heyet halinde, selamun aleyküm, aleyküm selam. Mustafa abi, sana bir şey danışacağız. buyur danış kardeş. Biz sorduk, soruşturduk. Dedim, sizin dergah, evet, sana bir ev yapmamış, bir tekke yapmamış, evet. Ama dedi, biz filanca yere intisap ettik, evet. Zakirimize dediler, bir arsa aldık, altını dergah yaptık, üstünü ev yaptık. Güleceğim, gülemiyorum. Ben öyle söyledi, şimdi o şeyhi bıraktı değil mi dedim ben? Vallahi bıraktı dedi. E dedim, tamam, yani arsayı almışsınız, tapusu onun üstüne mi? Evet. Üstüne dergah yaptınız, üstüne de ev yaptınız, o adam yakında dedim, şeyhliğini ilan eder şimdi.
Şimdi şeyh efendi, onların şeyhi, oraya, Bursa'ya, bir zakir daha atamış. Şimdi o da diyormuş ki, bana da bir arsa alacaksınız. Dedim, yavrum, bunun sonu yok. Bu da yarın öbür gün dergahı bırakırsa, başka birisini atacak şeyh efendi, mecbur atacak. Ya ölüm olacak, ya birisi nefsine uyacak, ayağa kayacak. Ne yapacak şeyh efendi? Ölüm olursa, yerine birisini atacak. Ayağa kayarsa, onun yerine birisini atacak. Veyahut da bakacak, birisi zakir oldum diye, etrafı kıruyor, döküyor, üzüyor. Öyle ya. Adı Aba Erkan'a riayet etmiyor, o zaman alacak onun zakirliğini. Bu işin kaidesi bu. E dedim, böyle olunca, her gelene dedim, arsa, ev, dergah mı yapacaksınız dedim.
Murtaza da bakıyor öyle, hiç bu işten bir hisse kapmıyor kendine. Böyle asıl kelam dedim, olmaz. O yüzden, intisap edecek olduğu yere, insan dikkat edecek, inceleyecek, araştıracak. Evet, şeyh efendinin tabiriyle söyleyeyim. Pazardan domates alırken, eziğini, çürüğünü ayırıyorsunuz, bir şeyhe intisap ederken, neden düzgününü bulmuyorsunuz? Öyle derdi, şeyh efendinin Allah rahmet eylesin. Eskiler hatırlarlar bu sohbete şimdi. Pazarda domatesin çürüğünü ayırıyor musun? Ayırıyorsun. Pazarcı arkadan çürükleri, ezikleri koyunca, canın sıkılıyor mu? Canın sıkılıyor. Koyma onları diyorsun. Bana ön taraftan, vitrine koyduklarından ver diyorsun. Doğru mu? Doğru.
Şimdi marketler onu kırdı tabii. Yığıyor domatesi, istediğini seç. Sonra pazarcılar diyorlar ki, kimse gelmiyor. E sen arkadan çürüğünü, çarını katıyorsun. Neden gelsinler? Çürüğünü, çarını almamak için, pazarı terk et, markete gidiyor musunuz? Evet. Çürük çarık domates veren bir kimseyi, kabul etmiyor musunuz? Evet. Ve kardeş, şeyhin çürüğünü, çarını neden ayırmıyorsunuz? Dostun çürüğünü, çarını neden ayırmıyorsunuz? Arkadaşınızın çürüğünü, çarını neden ayırmıyorsunuz? E bizim akrabamız, çürük kardeşim, seni yanlış yollara götürüyor. Heva hevese sürüklüyor seni. Neden ayırmıyorsun? Çürüğünü, çarını ayır. Seni nereye götürüyor?
Zikrullah'a mı götürüyor, kafeye mi götürüyor? Seni nereye götürüyor? Seni namaza mı götürüyor, seni gecelere mi götürüyor? Nereye götürüyor seni? Senin arkadaşın sana ne tavsiye ediyor? Sana ne nasihat ediyor? Seni ne tarafa doğru yönlendiriyor? Buna baksana. E çürük çarık, e çürük çarık da oturursan sen de çürüyeceksin. Sen de çürüyeceksin. O yüzden nakısın eli, şeytanın elidir. Heva hevesine kul olmuş, heva ve hevesini ilah edinmiş bir kimsenin eli, şeytanın elidir. Şeytanın yolundan yürüyen bir kimsenin eli, şeytanın elidir. Adam oturmuş hurufçu, hurufçuluk yapıyor.
Büyücü. Ne şeyhi? Adamın Kur'an sünnetten haberi yok. Adamın manevi ilimlerden haberi yok. Adamı bir rüya anlatıyor, ona söylerlerse o da söylermiş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle demedi. Rüya gören gitti, ona anlattı, o da rüyasını tevil etti. O madem ki peygamberin elini tuttu, ona da rüya anlattığında bana söylerlerse söyleyeceğim demeyecek. O da rüyayı tevil edilmesi gereken rüyasa, tevil edecek onu. Nasıl peygamberin elinden tuttun sen sallallahu aleyhi ve sellemin? Sen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinden tuttuysan, mürid sana gelip rüya anlattığında rüyası tevil edilecek bir rüyaysa onun rüyasını tevil edeceksin.
Sen gideceksin oradaki topluluğa soracaksın, rüyalarınızı kim tevil ediyor? Gideceksin orada soracaksın topluluğa, burada içinizde kendisine özel husisi esma alan var mı? Soracaksın onu oraya. Rüya görüp de kendisine özel esma verdiklerim elini kaldırsın. Kaldırın elinizi utanmayın. Demek ki bakın aranızda esma alanlar var. Evet. Bunu soracak, nakıs eli tutmayacak. Bir el nakıs, nakıs olduğunu gördü mü? Gördü. Gidecek. Ehil olanı bulacak. Onunla mükellef. Çünkü nakısın eli şeytanın elidir. Sen ne yapıyorsun? Şeyh olmuş.
Nereden? Kim verdi sana icazeti? Senin şeyhini ilan etti mi? Senin şeyhliğini? Hayır. Var mı elinde bir icazetin? Hayır. Millet senin rüyasında gördü mü? Hayır. Sen nereden çıktın kardeş? Sen nerenin yolcususun? Sana kim söyledi? Kemdü, kümdü, kümdü. Değil, öyle değil. Öyle değil bu yol. Bu yol öyle değil. O yüzden nakısın elini tutma. Bir nakıs eli tuttun. Baktın nakıs. Adamın Kur'an'da sünnetten haberi yok. Adamın sohbetten haberi yok. Ne yapıyorsunuz dedim gittiğinizde üstadınıza soru soruyor musunuz?
Yok dedi. E dedim ne yapıyorsunuz? Bakirem, bakirem, bakirem. Ben bakirem, o bakir. Fiizini yaptı bu şimdi. He dedim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolu bu değil. Müşrikler geldi ona soru sordu. Ayet inzal oldu. Ayet inzal oldu. Müslümanlar geldiler soru sordular. Hadis inzal oldu. O Kur'an ve sünneti tebliğ edecek sana. Bugünün nefesiyle tebliğ edecek. Bugünün nefesiyle. Dünün nefesi bayatladı. Bugünün nefesi lazım. Hz. Pir diyor ya, dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım.
Ben bilemem mi meslevi başka daha önce tefsir etmiş veyahut da açıklamış kimselerin tefsirlerini burada okumayı? Bakın burada sadece 1610. beytin sadece altında konuyla alakalı sadece ayeti var. Allah'ın eliyle alakalı. Altında başka bir var mı aktarma dönderme? Yok. 150 yıl önce kim nasıl anladıysa bunu anladı. İnkar etmiyorum onları. Ama ona bugünün nefesi lazım. Ona bugünün nefesi lazım. Fıkıh değişmez.
İştahatlar olur, yeni iştahatlar olur. Ana kaideleri değişmez. Ayetler değişmez. Yeniden o müteşabih olanlar tefsir olunur. Hukukla alakalı değişmez. Şimdi bir kısım dışı Müslüman içi kafir olanlar hukuk ayetlerini değiştirmeye çalışıyorlar. Onların dışı Müslüman içi kafir. Onlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Bir kısmı bizdenmiş gibi görünüyor, hadisleri inkar ediyorlar. Bir kısmı bizdenmiş gibi görünüyorlar, fıkıhı inkar ediyorlar. Akaidi bozmaya çalışıyorlar. Bunların hepsinde dışı Müslüman içi kafir. Değişmez bunlar. Siz bir kısım ayetleri yok göremezsiniz. Bu zamanda bunlar yaşanmaz diyemezsiniz. Kur'an bütün zamanlarda, bütün mekanlarda, bütün coğrafyada yaşanır. Hadis-i şerifler bütün zamanlarda, bütün mekanlarda, bütün coğrafyalarda yaşanır.
Din, bütün coğrafyada yaşanır. Sen bu zamanda bu olmaz, şu zamanda şu olmaz diyen bir kimse kafirdir. Kafirdir. Siz Kur'an'ın ayetleriyle alay edemezsiniz. Yok göremezsiniz. Kim bunlarla alakalı bir yanlış kelime söylerse, nakıs elidir, şeytan elidir, şeytan dilidir o. Ama normalde, evet, bugünün nefesiyle nefesleneceğiz.
Eyvallah. Mürşidi Kamil odur ki, zamanın nefesiyle nefeslenir. Bu akça gavak yaprağı gibi dönmek, değişmek değildir. Bugünkü manada müteşabihe, bugünkü manada mana verir. Allah bizi muhafaza eylesin. İşte o kimse, nakıs bir kimsenin elini tutarsa, şeytanın elini tutmuş olur. Bir kısım sufiler de kendi heva ve heveslerini ilahlaştırırlar ki, onlar da şeytanın nefesi olur.
Kendi heva ve heveslerini, kendi akıllarını ilahlaştırırlar. Onlar da ne olur? Onlar da o zaman şeytanın eli, şeytanın nefesi olurlar. Allah bizleri muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. Böyle beytler olarak az bir beyt sohbet ediyoruz. Ramazan şimdi, yaş 62. Beni de hoş görün. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun, bizden yana da helal olsun. Az kaldı. Ben böyle mutluluğumu her toplantıda söylüyorum. Diyorum ki Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Bu sene benim kendime hiç güvenim yoktu. Ama Rabbim yardım etti. Şu ana kadar oruçlarımı tutabildim. Dua edin inşallah. Ramazan'a kadar da oruçlarımızı tutalım inşallah.
Malum bugün de 25. Gece. Yani tek gecelerde arayınız demiş. Ama arkadaşların umumi rüyalarının hallerine bakacak olursak, 23. Gece güzel bir gece geçmiş gibi görünüyor. Ama biz bu noktada hani böyle bir iddiamız yok. İnşallah biz bu geceyi de tek gecelerden bir gece inşallah son 10 günü ibadete geçirmek sünneti seniyededir. Biz yine inşallah bilhassa tek gecelerde ibadete geçirmeyi gayret edelim inşallah. Ramazan'ın sonunda 29'u da perşembeye geliyor. Perşembe günde dersi var inşallah. Pazartesi de kandil inşallah o da 27'sine geliyor. Böyle biz tek geceleri ihya ederekten inşallah Ramazan'ı sonlandıracağız. Pazartesi günde kandil programı yine aynı eski yerimizde devam edecek.
Allah izin verirse. İnşallah perşembesine de son günü arife. Arife günlerini ihya etmek de hadis-i şerifle sabit. Çok böyle ehemmiyetli, önemli arife günlerini ihya etmek. Hem kurban arifesi hem Ramazan arifesi. Her iki arife gününü, gecesini ihya etmek önemli. Mecburiyet yok. Biliyorsunuz bizde mecburiyet söz konusu değil. Gelebilen arkadaşlar inşallah bu günlerde de bu geceleri iştirak etmeye gayret etsinler inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse böylece Cuma bayramlaşma da aynı yerde olacak inşallah. Cuma namazından önce inşallah orada toplanacağız. Orada yakın mescitte lütfus da cami orada Cuma'yı kılarız gene değil mi? Açık oluyor orası.
Evet. Cuma'yı orada kılarız inşallah. Cuma'dan sonra da, Cuma'dan önce, Cuma'dan sonra mutat bir şekilde bayramlaşmamız yine Allah'ın izninden devam edecek inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz mübarek olsun. El-Fatiha. Alcode' canal. El-Fatiha. Al-Fatiha. Al-Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi