Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Nisan 2023 · 51:58
Euzubillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâni zikr fâlemennehu, Lâ ilâhî, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı, El-Mürselin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi mübarek eylesin, gündüzünüzü mübarek eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü mübarek eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Ey cümleyi, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. 1598. beyt, canlar aslen İsa nefesidir. Bir anda yara, bir anda merhem olurlar. Canlardan perde kalkaydı, her canın sözü, Mesih'in sözü gibi tesir ederdi.
Can denilince malum birçok manaya gelir. Buradaki Allah-u Alem mânâ ruh. Çünkü ruhlar temizdir, latiftir. Ruhu insanın kirlenmesi için. Kirlenmediği için de ruh arındırmak diye bir şey yoktur. Bunu batılılar söylerler. Batıl standlı eğitim yapanlar, ruhu arındırmaya çalışırlar. Oysa ruh temizdir, latiftir. Hz. P'ir ruhlar aslen, hani candan kastı burada benim ruh olarak algıladığım için, ruhlar aslen İsa nefesidir. Yani İsa aleyhisselam ne yapardı? Ölüleri diriltirdi. Ne yapardı? Yaraları, normalde bereleri tedavi ederdi. Hastalara okurdu.
Hastalara okuduktan sonra hastalar şifa bulurdu. İsa nefesi demek o. İşte o normalde aslen İsa nefesidir. Yani bütün ruhlar o temiz, Cenab-ı Hakk'ın ruhlar alemini yarattığı hal olarak kendisini muhafaza eder, korursa, İsa nefesi gibi olur. Yani tertemiz olur. Tertemiz olunca bir anda yara, bir anda merhem olurlar. Öyle tertemiz olunca merhem olurlar. Ama yok, o ruh bu noktada o halde değil ise ve ruhun üflendiği kimse nefsine uydu ise, heva hevesine, hevesinin peşinden giderse, ortalığı da ne yapar? Zarar verir, yara dediği o. O zaman o bir kimse nefisle olan mücadelede hassasiyetini kaybedince etrafa zarar verir. Ama nefsiyle mücadele ederse, nefsiyle mücadele ettiğinde etrafa faydası olur.
O zaman heva hevesine uyanlar etrafa zarar verdi, heva hevesine uymayanlar, şeytana uymayanlar etrafına ne yaptı? Faydalı oldu. Onun sözü geçti, geçer akça oldu. Tesir etti. Nefsine uyanın sözü tesir etmedi. Anlattı sabahtan akşama kadar. Ayet anlattı, hadis anlattı, her şeyi anlattı. Ama o anlatan nefsine uyduğu için karşıdaki kimseye tesir etmedi. Yani illaki karşıdaki kimse hemen genel olarak bu vaaz-ı nasihat edenler, anlatanlar, karşıdaki insanları suçlarlar. Bunlar anlamadı, bunlar dinlemedi, bunlar duymadı. Bunların bir şeyden haberi yok. Hani böyle genelde tipik vaaz eden insanlar halkı suçlarlar, etrafı suçlarlar.
Kendilerinin dinlenilmediğini söylerler. Oysa sen İsa nefesiysen etrafa merhem olursun, herkes seni dinler. Eğer İsa nefesi değilsen senin söylediğin bir anlamı kalmaz, merhem olmaz. Aynı ayeti okursunuz. Birisi İsa nefesidir, karşıdakisine derinlemesine nüfuz eder. Birisi İsa nefesi değildir, o derinlemesine nüfuz etmez. İşte derinlemesine nüfuz etmezse onda yara olur o. Etrafına zarar verir. Sizin en faydalınız etrafına hiç zarar vermeyenizdir. Zarar veriyorsa bir kimse, o zaman o İsa nefesi değil. Canlardan perde kalkaydı, her canın sözü Mesih'in sözü gibi tesir ederdi. Yani normalde eğer insan o hayvani sıfattan kurtulmuş olsaydı, yani nefsaniyetten kurtulmuş olsaydı, o kötülenmiş emmareden, levvameden, mülhimeden hatta mutmainne'den kurtulmuş olsaydı, o nefsini temize çıkarmış olsaydı, nefsini temizlemiş olsaydı, nefsini arındırmış olsaydı,
o zaman onun her sözü Mesih'in sözü gibi olacaktı. Ama onun önünde nefis perdeleri olduğundan, onun nefsi karanlıklarda dolaştığından, onun nefsi ilmi ilahiden perdelendiğinden, onun nefsi o ilmi ledünden perdelendiğinden ne yazık ki sözü Mesih sözü gibi değil. Ama o hani 70 bin hicab perdesi vardır kalbinde hadis-i şerif var ya, o kalpteki hicab perdeleri, onda durduğundan dolayı ondan çıkan söz İsa nefesi, İsa sözü gibi değil.
Yani insanlara tesir etmediği, insanlara tesir edecek olan kimsenin, kimse nefis meratiplerini geçmesi lazım. Hani bazen derler ya, işte ben anlatıyorum, beni dinleyen olmuyor filan, bu senin kendinle alakalı, karşındakinle alakalı değil. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde bir kimse o hale ulaşabilmek için, muhakkak ki ibadetleri yerine getirirken, ahlakını da düzgün tutmalı ve nefsiyle olan mücadeleyi hiç bırakmamalı.
Bakın, bu bir sufi ahlakı ve yoludur. Son nefese kadar nefsinle olan mücadeleye devam edersin. Son nefese kadar. Ne zaman son nefesi bitti, verdin, imtihanın bitti. Yoksa son nefese kadar mücadeleye devam ve heva hevesinle, nefsinle, şeytaniyetinle ne yapacaksın? Mücadele edeceksin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma, bu helvayı yeme. Bakın, şeker gibi söz söylemek istersen, üç merhale, sabret, haris olma, bu helvayı yeme. O zaman şeker gibi söz söylemek mi istiyorsun?
O zaman sabredeceksin. Sen heva ve hevesinle mücadele edeceksin. Nefsinle mücadele edeceksin. O heva hevesinden kurtulacaksın. Nefsini dünyevi telaşlardan beri eyleyeceksin. Bu dünyevi telaşlardan beri eylemek, dünyayı terk etmek değil. Dünya seni aldatmayacak. Dünya seni kandırmayacak. Dünya seni telaşa sevk etmeyecek. Nefsini bu konuda arındıracaksın. Ve dilini şikayetten koruyacaksın. Dilini şikayetten koruyacaksın. Yok şöyle hasta oldum da, böyle oldu da, şöyle mal kaybettim, şöyle pul kaybettim. Dilini senin üzerinde yaşanan, tecelli eden her ne var ise hepsini şikayetten koruyacaksın.
Dil, başına gelenlerden şikayet etmeyecek. Başına gelenlerden şikayet ediyorsa, o nefsin heva ve hevesinden kurtulamadı demektir. O yüzden nefsi telaştan, dili şikayetten muhakkak koruyacaksın. Bu eğer heva ve heves sende devam ederse, sen şeker gibi söz söyleyemezsin. Organlarını çirkin davranışlardan koruyacaksın.
Bütün organlarını çirkin davranışlardan koruyacaksın. Organlarını çirkin davranışlardan, haram davranışlardan korumazsan, sen sabretmedin. Ve bunları anlattığım hepsi de sabırla alakalı. Bakın bunlar sabırla alakalı. Eğer bu haliyle bir kimse, hani dilini şikayetten korumadan, nefsini telaştan korumadan, organlarını çirkin davranışlarını korumadan, şeker gibi söz söyleyemez.
Belagatlı konuşur, insanları aldatmak için konuşmak da caiz değil. Bu da insanı cehenneme götürür. Allah muhafaza eylesin. İnsanlar beni dinlesin deyip de belagatlı konuşmaya yeltenilenler, o konuşması onların cehennemlik ameli olur. Kelime süslemek İslam'da yoktur. Süslü kelimeler sufilerde yoktur. Böyle süslü konuşayım, ahenkli konuşayım, böyle faaliyettin, faaliyettin, faaliyettin vezdinde konuşayım. Böyle bir şey yoktur sufilerde. Sufiler samimi olurlar, dürüst olurlar, içten konuşurlar, laf süslemezler. Bu sufi dilidir.
Sufi dilinde böyle söz süsleme sanatı yoktur. Allah muhafaza eylesin. O zaman o kimse nefsini ne yapacak? Devamlı terbiye altında tutacak. Ve nimet halindeyken de, mihnet halindeyken de, her durumda da sükunetini muhafaza edecek. Ve Allah'tan başkasına şikayette bulunmayacak. Hatta bir çıt ileri. Bu avam dervişin işidir. Allah'a şikayet etmek. Dervişin hası Allah'a da şikayet etmez. Benim başıma şu geldi, bu geldi demez. Yalnız Allah'la sohbet ederken bunları söyler naz makamında, şikayet makamında değil ama. Bunu normalde şikayette bulunmak yok.
ister nimet halinde ol, ister mihnet halinde ol, ister lütuf halinde dur, ister kabız halinde dur. Halinden şikayet etme. Hiç kimseye halinden şikayet eder bir vaziyette konuşma. Üzerinde bulunan mihnetten, hastalıktan, dallıktan, sıkıntıdan, kabız halinden bir başkasına şikayette bulunma. Sufi yolunda isen hiç kimseye halini arzetme.
Hiç kimseye durumunu anlatma. Varsa anlatılacak bir şeyin, avan, dervişsen Allah'a anlat. Anlatacağın kapı orası. Ha bir kimse üstadına gelir anlatır, bu ayrı meseledir. Üstadı hem alim hükmündedir, hem hakim hükmündedir, hem amir hükmündedir. Gelir ona anlatır, eyvallah. Bir sufi için başka anlatacağı kimse yoktur. O yüzden şikayet etmek de yoktur. Böyle davranırsan sabretmiş olursun. Böyle davranırsan. İkinci hal nedir? Haris olma. Harislik ne?
Hırs, temah, harislik. O zaman sen dünyaya, normalde dünyaya karşı haris olma. Harisliği daha fazla dünyayla alakalı konuşmuş ehl-i sufi. Yoksa bunun zıttı nedir? İlme haris olmaktır. Bunun zıttı nedir? Allah'a karşı haris olmaktır. Yani Allah'ı sevmede haris olma, hırslı olma. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmekte hırslı olma. Kur'an ve sünnet-i seneyi yaşamada hırslı olma. Bunlar alkışlanacak, met edilecek olan hırstır, harisliktir. Bu doğru mudur? Evet. Bir Müslüman, bir mümin, bir sufi Allah'ı sevmede haris olmalıdır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmede haris olmalıdır.
Üstadını sevmekte haris olmalıdır. Müminleri sevmede haris olmalıdır. Eş ve çocuklarını ve akrabalarını sevmede haris olmalıdır. Ben buna ilave ederim daha. Bir sufi işinde haris olmalıdır. İşinde disiplinli olmalıdır. İşini düzgün yapmalıdır. Sufi ahlakıdır bu. Her sufi işinde maharetli olmalı. Her sufi işini en düzgün şekilde yapmalı. Nerede olursanız olun. Benim hakkımı verdiydi, vermediydi, azaldıdım, çok aldıdım yok. İşinde haris ol, disiplinli ol. Sabah dükkanın kaçta açılması lazım? Sekiz buçukta. Sen sekizde aç. İşinde haris ol. Müşteriyi iyi karşıla. Kimseyi kırma. Kimseyi üzme. Kimseye tepeden bakma.
Her gelen müşteriye hakkın gönderdiğini anla. Hakkın gönderdiğini anlarsan onu aldatmazsın, onu incitmezsin, onu kırmazsın, onu üzmezsin. Ona tepeden bakmazsın, onu iteklemeksin, onu ötelemezsin. Kapına gelen her neyse, hak göndermiştir sana. Hak göndermiştir. Onun işini görmeye çalış. Hani derler ya, dükkan kapısı, hakkın kapısı. O zaman hakkın kapısı ol. Cenab-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Senin önüne bir iş koymuş. Sen işini hakkıyla yapmaya gayret et. Kimseyi incitme, kimseyi kırma orada. Kimseyi aldatma, aldanma da. Aldanmak da yok.
Ama sen dünyayı severekten, dünyaya haris olaraktan etrafındaki insanları da aldatma, kandırma. Etrafındaki insanları istismar etme. Dünyaya karşı haris olup, ebedi hayatını mahvetme. Dünyaya karşı haris olup, mana hayatını katletme. Dünyaya karşı haris olup, dünya sevgisi.
Senin kalbini etkilemesin. Senin kalbini evirip çevirmesin. Senin kalbini Kur'an ve sünnetten uzaklaştırmasın. Dünya sevgisi ağır basıp, senin kalbini Allah sevgisinden, Resulullah sevgisinden, Mürşid-i Kamil sevgisinden ayırmasın. Buna dikkat et. Hani geçmiş ümmetlerden, Davud'dan geldi ya dua. Neydi? Ya Rabbi senin sevgini, seni sevenin sevgisini ve seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye, soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bana da sevgili kıl. Amin. Bu üç sevgiden seni uzaklaştırmasın, dünya sevgisi ve dünyanın içindekiler. O yüzden haris olma.
Bir şeye haris olmak, hele herhangi bir şeye, neye haris olursan ol, o seni körleştirir. Dünya sevgisi seni körleştirir. Seni Allah sevgisi de körleştirir. Seni peygamber sevgisi de körleştirir. Seni Mürşid-i Kamil sevgisi de körleştirir. Ama seni dünya sevgisi de körleştirir. Kadın sevgisi de seni körleştirir. Haram kadın. Makam sevgisi de seni körleştirir. Mevki sevgisi de seni körleştirir. Çünkü neyi çok seversen, kör olursun. Ondan başka bir şey görmezsin. Ne dedi hadis-i şeridi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Senin bir şeye aşırı olan sevgin, gözünü kör eder, kulağını sağırlaştırır.
Sen neyi aşırı olarak seviyorsan, onun haricinde hiçbir şey görmezsin, duymazsın. Gözün kör olur, kulağın sağır olur. Sen mesela makam sevdasına düşersen, makamdan başka bir şey düşünmezsin. Müdür olmak için ne yapılması gerekiyorsa yaparsın. Harammış, helalmiş bakmazsın. Dünya sevgisi seni körleştirir. Dünya sevgisi senin kalbine oturur, yerleşir. Senden ne gittiğini görmezsin. Her şeyi bırakır, her şeyden geçer. O dünyayı elde etmek için koşarsın. Aynı şey bunun zıttı. Bir kimse Allah'ı öyle sever, Allah'tan başka bir şey görmez, körleşir. Bu muhteşem bir körlüktür.
Allah'ta onu öyle ister. Bir kimse Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni çok sever, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin dışındaki her şey körleşir. Muhteşem bir şey. Baktığı yerde Hazreti Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetini ve nuraniyetini görür. Muhteşem körlüktür bu. Bir körlük daha vardır, insan üstadını çok sever. Fena fişşeh olur, o da kör olur. Bakın o da kör olur. Bunlar güzel körlüklerdir. Bunun zıttı ne? Dünyayı sevmek, makamı sevmek. Hani üç şey ümmetimi ifsad eder. Dünya, kadın, mal. Bu üçü ama haramla alakalı bunlar. O zaman hırs, doğru yerde kullanılması gerek.
Hazreti Pir diyor ya burada, Haris olma. Neye karşı? Dünya ve dünyanın içindekilere karşı. Hani meşhur ya, ben böyle son kısmını anlatayım, hikayeyi uzatmayayım. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ya, insanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüyü ister dedi. O yüzden öyle kimsenin gözünü de ancak toprak doyurur diye ilave etti. Tövbe ederdin, tövbesin de Allah kabul eder dedi. Böyle bir hale geldin, bu halden tövbe et, geri dön. Kapı kapalı değil. Yani sen o dünya hırsına kapıldın, ahiretini mahvettin. Dünya hırsına kapıldın, kırılmayacak gönülleri kırdın. Dünya hırsına kapıldın, yapmadığı şeyleri yaptın. Faize daldın, şunu yaptın, bunu yaptın.
Ölçüde, tartıda eksiklik yaptın. Dünya hırsına daldın. Zekatını dostlara hesaplamadın. Zekatını vermedin, dağıtmadın. Benle beraber mi kazandılar dedin. Böylece ne oldu? Dünya hırsı sende ağır bastı. Veyahut da kadın namuslu, evli, barklı. O kadını asılmaya kalktın. O kadını yoldan çıkarmaya kalktın. Haram. Veya o kadının zafiyetini kullanmaya kalktın. Haram. Yok seni işe kaçacağız, yok seni fabrikaya kaçacağım, yok seni belediyeye alacağım, yok seni bir şirkette iş bulacağım dedin. O kadına sen haram bir şekilde yaklaştın. Haram kadına yaklaşmaya çalıştın. Haris oldun. Bu seni batırdı. Buradan dön, tövbe et. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tövbe ederse de o kimseler, Allah tövbeni kabul eder senin.
Allah muhafaza eylesin. O kalbin, senin kalbin, Allah'ın, muhabbetullahının yerleşeceği yer. Allah kalbi bunun için yarattı. Dünya sevgisini doldurasın diye değil. Şeytaniyeti, hayvaniyeti, nefsaniyeti doldurasın diye değil. Sen oraya Allah'ı, Resulullah'ı, Allah'ın veli kullarının sevgisiyle dolduracaksın. O kalp bu yüzden selam verildi. dünyevi hırsların için değil. Allah muhafaza eylesin. Bu helvayı yeme. Bu helvayı yeme dediğinde, helva tatlıdır. Öyle değil mi?
Şimdi geçmiş zamanlarda, Hz. Pir'in zamanına giderseniz, böyle helva kıymetlidir. mesela bir kimse, ölenin arkasından, kıymetli bir şey dağıtır, helva dağıtır. Bu şimdi size ters gelir. Hani ölenin arkasından, helvasını yiyeceğiz. Çünkü helva her zaman yapılacak, bir yiyecek değil. Özel bir tatlı, özel bir yiyecek. O yüzden de o düğünlerde oluyor. Ne bileyim törenlerde oluyor. Yani öyle şimdiki sizin gibi, evde yarım kilo irmik varsa, işte yarım kilo süt, yarım kilo da şeker, karıştır, kavur. İçine biraz daha varsa zenginlik, ne o, çam fıstığı koy içine, biraz ondan kavur.
Üzerine tarçın at. Bir de böyle fındık fıstık üzerine dök. Ondan sonra İsmail'in elini kolunu tut, salma yakasını tencereye bitirir. Öyle değil geçmiş dönemde. Geçmiş dönemde herkesin ulaşabileceği bir şey değil, helva. Un helvasına ulaşıyorlar. Herkesin evinde un var. Yani tatlı canı isteyince, başlıyor unu kavurma, içine süt, şeker koyuyor, oluyor un helvası. Bunda bir sıkıntı yok. Şimdi yeni nesil, bunları bilmiyor zaten, yukarı bakmıyorum. İçi İsmail, sana bakıyorum zaten. Şimdi yeni nesil alışmış, filanca marka baklava yiyecek. Filancadan olmazsa da kabul olmaz. Öyle irmik karıştıracak olan, un karıştıracak olan kadın, çok az kaldı. Tabii.
Onun böyle, kadınlar da telefon açıyorlar. Aşkım gelirken filanca yerden baklava alır mısın? Filanca yerden ama. Baklava alır mısın değil. Filanca yerden. Bir de işin bu tarafı var. Yani adam da şunu diyemiyor. Evde un var mı? Var. Şeker var mı? Var. Tamam. Un, şeker, süt karıştır. Olduğu un helvası yap. Doya döya yiyelim. Onda da yiyeceğin unla şeker. Hatta onun içerisinde şeker olup olmadığı da şüpheli. gülü koz koymuş olabilir. Şeker ondan iyi. Eee? Yapacak olduğu şey, şimdi bütün tatlıcılar bana itiraz edecekler. Dicekler ki sen ne yapıyorsun? Bizim ekmeğimizle mi oynuyorsun? Kimsenin ekmeğiyle işimiz yok.
Ama işte helva, helvayı yeme. Helva ne o zaman burada? Nefse tatlı gelen, nefse hoş gelen şeyler. Çocukluk yapma. Nefsine hakim ol ve helvayı yeme. Yani heva, hevesine kapılma. Nefsin isteklerine boyun eğme. Heva, hevesinin isteklerine boyun eğme. Hazreti Pir burada nefis terbiyesini söylüyor bize. Allah-u Alem, benim anladığım bu. Diyor ki nefsini terbiye et. Sabırlı ol. Buradaki sabırlı ol. Mesela oruç tutuyoruz. Sabırla alakalı. Öyle değil mi? Sabırlı ol. İbadette sabır var. Başına gelen bela, musibetlere sabır var. Ve haram işlememekte sabır var bir de. Bugün için en zor sabırlardan birisi bu.
Haram işlememekte sabır. Sen o sabrı göstermezsen helvayı yedin. Adama bir giydirdin. Oh, için rahat etti ya. Kadına bir giydirdin. Evde eşine, için rahat etti ya. Çocuğuna bir giydirdin. Oh, için rahat etti ya. Çocuk annesine, babasına bir giydirdi. Birey ya, istediği gibi yaşayabilir. Özgür ruh ya, bir giydirdi annesine, babasına. İçi rahat etti ya. Böylece içi rahat etti onu. Helvayı yedi. Ne helvayı yedi? Heva, heves helvasını yedi. Ne yedi? Nefsaniyet helvasını yedi. Ne yedi? Şeytaniyet helvasını yedi. Şeytan oturdu onun kalbine, onun kalbine oturdu. Habire ona şeytaniyet helvası yediriyor. Habire ona şeytaniyet helvası yediriyor.
O da benim hakkım diyor. Annesine, babasına havazı çıktığı kadar bağırıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü arsızlığı, ursuzluğu yapıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü hırsızlığı yapıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü namussuzluğu yapıyor. Helvayı yeme diyor Hz. Bir. Feraset sahiplerinin iştahları sabradır. Onlar sabretmek ister. Evet. sen feraset ehliysen, sen heva ve hevesine uymuyorsan. Feraset neydi? Feraset işin hakikini hakikatini görmek. Perdenin arkasından vukufiyet sağlamak. Mümin feraset nuruyla bakar. Müminin ferasetinden korkun.
Müminin ferasetinden kork. Neden? Mümin feraset ehlidir. Meselenin özüne hakimdir. Meselenin arkasını görür. Meselenin özünü bilir. Feraset sahiplerinin iştahları sabradır. O sabreder. Sen istersen istersin ki şeyhin hemen birisini sen şikayet ettin onu bağırsın çağırsın dersini alsın göndersin. Sen şikayet ettin kocanı o hemen kocana senin telefon açsın nasıl bu kadına böyle davranırsın desin. Veyahut sen şikayet ettin eşini kaldırırsın telefonu senin eşine söylesin söyleyeceğini. Veyahut başka bir kimse gelir sana bir şey söyler başına bir şey gelir sen anında böyle parlarsın yakarsın yıkarsın kapıdayısın ya efeysin ya veyahut annesin ya eşsin nasıl böyle bir şey yapabilir adam senin nasıl çocuğun böyle bir şey yapar yakar yıkarsın ortalığı değil feraset sahibi sabreder meselenin özüne meselenin hakikatini
vukufiyet sağlamak ister ve öyle davranmak ister bu sufi yoludur çünkü nefsine dur de sabret izle dinle ondan sonra hükmet Allah bizi onlardan eylesin helva ise çocukların istediği şeydir helva çocukların istediği bir şeydir yani çocukların şimdi sevdiği helva olmadı da mesela hemen bakkaldan ne alıyorlar cips alıyorlar başka efendim 5-6 yaşında çocuğu olanlar eline kalır ne istiyorlar damat çikolata istiyorlar başka meyveli sütlerden var çocuk ne istiyor bunlar istiyor bunun da bir şeyden haberi yok ha çocuk
sırf bundan çikolata istiyor demek bir de meyveli süt istiyor onu ilgilenmedi çıktı meydana damat iki tane bir şey söyle çocuğu götür bakkal dükkanını kaldırmak ister çocuk ya da senin çocuklar doğuştan evliya demek Allah yesin inşallah damat olunca damata sorayım kimse alınmasın diye eyvallah çocuğun isteyeceği o bonibonlar var şekerlemeler var çikolatalar var yaz gelince dondurmalar var değil mi çocukların isteyeceği şey bu o zaman da çocuklar ne istiyor helva istiyor yani çocuk ne çocuk henüz daha nefsi terbiye olmamış
çocuk o yüzden istiyor çocuk nefsi terbiye olmuş olsa onu istemeyecek zaten nefsi terbiye olmamış çocuk aklıyla ne yapıyor onları istiyor ve o yüzden bu heva heves feraset nuruyla nurlanmamış olan zikrullah nuruyla nurlanmamış olanların dışında olan kimseler böyle helva isteyecekler ama feraset nuruyla nurlandıysa zikrullahın nuru onun kalbine yerleşti ise ve kalp yaratıcısı olan Allah'la zikrullah üzerinden alışverişe başladıysa Allah dediğinde buyur kulum veya kulum sözünü nidasını aldıysa veyahut da böyle
hu hak hu hak hu hak hu esması senden hak esması ondan kalpte böyle vuruyorsa sen Allah dediğinde oradan başka bir ses hu bu sefer öyle bir denklem olur ki Allah hu Allah hu Allah hu denklem böyle devam eder o saat sarkaca gibi Allah hu Allah hu o kimse başka bir şey gözü görmez o kalbe heva heves yanaşmaz o kalbe şeytan yanaşmaz o kimse bu hali kaybetmemek için muh gibi oturur gözünü dahi açmaz gözümü açarsam saat görürüm fotoğraf görürüm resim görürüm duvar görürüm diye gözünü
dahi açmaz onun kalbi olarak zikrullah üzerinden alışveriştir bu kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder ayeti kerimesinin tecellilerinden bazılarıdır bunlar bunları kitaplarda okuyamazsınız bunları normalde herhangi bir sohbette de dinleyemezsiniz bunlar benden size miras kalsın o zikrullah üzerinden alışveriştir sen başlarsın la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah diye o da oradan cevap verir her la ilahe illallah hu her la ilahe illallah hu dervişin ahma şeyhin verdiği tevhidi hafif görür hani
şeyh ona der ki tevhide devam et Allah herkese aynı şeyi söylüyor bunun bir şeyden bildiği yok herhalde der tevhid onun anahtarıdır kapıyı açacak olan o tevhid bu kapı açılır sonra mecralar değişir sen la ilahe illallah la ilahe illallah oradan o hak der hu der senin o nefis meratibine göre oradan başka bir esma gelir nefsine uyma esmayı değiştirme şeyhinin esmasında devam et ahmak olma değiştirirsen kesilir ses o senin ahmaklığından o senin kendi kendine bilgiç gördüğünden o senin kendi kendine kibirliliğinden anında
yok ettin o o hali sen kendi heva ve hevesinden yok ettin hani şeyhine tabi olmak vardı neden şeyhine itaat etmedin madem itaat etmeyecektin namma sen ders aldın madem heva hevesine uyacaktın sen namma dersi aldın bırak dersini git bırak dersini git ya dosdoğru itaat et nefsine uyma verdiği virdi çek dosdoğru bu zikrullah üzerinden feraset ehli olma sufilerin yoludur bu sen verilen virdi çek ne esma verdi tevhid tevhide devam et ne verdi sonra sana dedi ki Allah esmasını çekeceksin sen Allah esmasına devam et rüya
gördün rüyanda Allah esmasıyla bir şey oldu sana dedi ki Allah esması sayısız devam et sen sayısız Allah esmasına devam etsene internette bir şey okumuş da ben bunu çekebilir miyim git çek ne çekiyorsan çek internet senin şeyhin olsun internet şeyhi ben şurada şunu söylediler de bunu çekebilir miyim git çek ne çekiyorsan çek senin söyleyen senin şeyhin olmuş madem internetten kendine şeyh bulacaktın interneti kendine şeyh edecektin ne ama gittin bir yere intisap ettin kardeş sen ya ama yok bu hale geldi o çok seviyor
mübarekleri e git onlardan ders al itaat et heva hevesine uyma sana Allah esmasını vermiş sayısız dersini çektikten sonra Allah esmasına devam et sabırlı ol haris olma kendi kendine bilgiçlik taslamam bana Allah esmasını verdi ama ben hak esmasında mıyım acaba ya sakladı mı benden bizim yetişmemizi istemiyor herhalde bir arada birisi öyle demiş benim şeyh olmamı istemiyor kıskanıyor demiş ahmak ya okumuş ahmak ben şeyh olsun millet diye uğraşıyorum o demiş ki benim şeyh olmamı kıskanıyor herhalde demiş Allahu ekber
burnunun ucunu görmekten uzak kör oldu kör Rabbi muhafaza eylesin işte sen o feraset sahibi olma sufilerde zikrullah üzerinden olur siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz zikrullah üzerinden yürür o kimse ve zikrullah ile perdesi açılır zikrullah ile kalbi mutmain olur ve sen onu zikredersen o da seni zikredecek onun zikrini duy o seni zikrediyor ama senin kulaklar sağır henüz daha perdeli senin kalp henüz daha perdeli sen her onu zikrettiğinde o seni zikrediyor o bu konuda Allah'ın vaadi haktır ayeti kerime o vaat etmiş
kim beni zikrederse ben de onu zikrederim diye kim tövbe derse tövbesini kabul ederim demiş o zaman sen zikrine devam et o seni zikrediyor ama sen her Allah dediğinde o da seni zikrediyor senin kulağın perdeli senin kalbin perdeli perdeli olduğu için sen onu duymuyorsun işte feraset sahibi olduğunda duyacaksın feraset sahibi olduğunda duyacaksın o zaman sen üstadının zikrini yaparken o da senin o esnada o esnada burayı iyi dinleyin senin ruhaniyetin esman hangi esmadaysa o da onu zikredecek burayı iyi dinleyin o alçakta duranı yükseltir
istediğini aziz eder istediğini aziz eder ayetle sabit onun zelil ettiğini de hiç kimse aziz edemez o zaman istediğini aziz ederse sen üstadına tabi ol sen Allah esmasını çek veya tevhidi çek veya ne esma verdi sana sayısız hay esması verdi sen sayısız hay esmasını çek o seni aziz edecek o seni yükseltecek o aşağı bayığı bir şeyi zikretmez o bir şeyi zikrederse kendi makamını alır kendi makamını alır sen o makama layık mısın değil misin bakmaz sen onu hakiki manada zikrettiğin anda o seni kendi katına kendi makamını
alır kendi katından lütuflandırır kendi katından bereketlendirir kendi katından ikramlandırır sen ne ibadet ettiğinin bilincinde farkında değilsin o zaman sende feraset nuru tecelli eder ve sen sabretmeyi zevk edinirsin o yüzden bir kısım tabi'in teba-i tabi'in hastalıklarına şifa aramamışlar tedaviyi kabul etmemişler bu yüzden o boş muhabbet değil o buna sen kalkışma sen ben avam insanız bir tarafımız ağrıyınca biz bir ilaç içeceğiz oh başımızın ağrısı geçsin diye bakacağız o tabi'inden olan zatlar o büyük zatlar
bu yüzden tedavi istemememişler onlar bunu sabır bile görmemişler helva ekmek yer gibi derdi gamı kasaveti yemişler şikayet etmemişler dillerinde şikayet olmamış hallerine hamd etmişler şükretmişler zikurlahlarına devam etmişler işte onlar sabretmek isterler çünkü sabır onların bineği olur ötelere uçmak için ötelere gitmek için sabır onların bineği olur Allah bizi hakiki manada sabredenlerden eylesin helva ise çocukların istediği şeydir sabreden dikkat edin buraya sabreden göklerin üstüne yükselir helva
yiyense geriler kalır işte sabreden kimse halden hale geçer perdeden perdeye geçer Allah alem Cenab-ı Hak ona her şeyden münezzeh olan kendi katından lütuflandırır ikramlandırır helva yiyen ise dünya lezzetlerinin arasında heva heveslerin içerisinde ne yapar helak olur gider Allah muhafaza eylesin bu yolda insanların arasında bulunup insanlarla bir arada yaşayıp onların eziyetlerine sabretmek onların sıkıntılarına katlanmak da vardır sufilik yolu özel bir yoldur bu özel yolda derviş kardeşlerinden şikayet etme derviş
kardeşlerinin eziyetini diline dolama derviş kardeşlerinin aleyhine bir şeyler söyleme ve bunlara sabredersen büyük ecir alırsın evet dersin ki sen dervişler böyle mi olur deme dervişler şöyle mi olur deme Allah'ı zikrediyor onlar senin ayağına basmış olabilirler hüsnü niyet besle yanlışlıkla basmıştır de bir çıt ileri onun ayağının altında ben turabı olurum de o iyi bir derviş de şikayet etme Allah bizi muhafaza eylesin ve sen ve sen sabrettikçe başına gelen her şeyden bela müsübet sıkıntı dert gam kasvet bil ki günahlarının
affına günahlarına kefaret olur bil ki senin makamının yükselmesine sebep olur Allah bizi onlardan eylesin inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun böyle Ramazan ya gecikiyoruz biraz bir de bugün misafirim var çetenin ekibinden inşallah o da olunca biraz böyle geciktik o yüzden tekrar haklarınızı helal etmenizi diliyorum Allah razı olsun inşallah öyle çete gelince ilk günlerden laf açılıyor yok şöyle oldu yok böyle oldu eski anılar canlanıyor işte paramız yoktu yok pulumuz yoktu yok şöyleydik yok böyleydik
öyle bir eskileri konuşuyoruz öyle olunca biraz da böyle ne o az bir şey gecikiyoruz o yüzden tekrar hepiniz de hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun işte Allah helal etmeyen varsa da söylesin defterini dürelim buradan yaş 62 ama daha iş görürüz yani popücü bırakacak durumda değiliz daha inşallah beyaz sakalımız aldatmasın kimseyi daha çok harmanlar döveriz yani İsmail de kıs kıs gülüyor benim tanıdığımda diyor ne o sakalları diyor şim siyah kömür gibiydi diyor yok şöyleydi yok böyleydi
İsmail sen de öyleydin ama sen maşallah saçlar hala nasıl siyah senin Demirtaş'ın afilli delikanlısı Demirtaşlılar afillilerdir önceden heykel o cadde Demirtaş'ın gençlerinden sorumluydu hepsi de bizim çocuklar her birinin boyu posu yerinde afilliliği yerinde bir bak adım attığın yerde bir Demirtaşlı delikanlıya karşılaşmam mümkündü ne vardı neydi o Ayşim Bıçakçı Ahmet vardı Adem vardı Rüsten vardı değil mi ondan sonra onların ekipleri ayrı bir gruptu onlar seninki ayrı gruptu evet
öyleydi değil mi onlar üçü dördü bir ekipti değil mi evet onların üçü birdi boyları da birbirine yakındı afilli konuşmaları afilli yürüyüşler görüyorum hala da aynılar göl yatan nasıl eksik değil haydi bakalım destur selamun ekim
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.