mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1535.Beyit) 21.01.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Ocak 2023 · 1:18:53

Önzübillahimineşşeytanirreccim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlevennehu, La-Muhammedenresûlullah, Cemiyen'in enbiyâyi, vel-mürselin, vel-hamdülillâhi rabbil âlemîn. Amin. Selamun aleyküm.
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Allah razı olsun inşallah. Selamun aleyküm. Geçen haftadan kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz.
Sürme taşı, dövülüp gözlere çekilince iyi görmeye sebep oldu. Gözcü kesildi. Bunu okumuştuk. Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş, diriye ulaşmıştır. Ne mutlu o kimseye ki o kendisinden kurtulmuş.
Kendisinden kurtulmuş demek nefsiyle mücadele etmiş. Nefsiyle mücadele ederekten Cenab-ı Hak'a yaklaşmaya bir yol bulmuş. Yoksa eğer kendisinden kurtulmamış olsaydı, o heva ve hevese devam edecekti. Hani ayet-i kerimede ey iman edenler Allah'tan korkun ve ona yaklaşmaya bir yol arayın. Ona yaklaşmaya bir vesile arayın. Yani o kimse ona yaklaşmak için bir vesile, bir yol arıyorsa artık heva, hevesinin üzerine çıktı. Nefsaniyetinin ve şeytaniyetinin üzerine çıktı. Böylece kendi nefsini yendi. Bu manada nefsini hiçe saydı. Ve normalde o kimse ne oldu? Diriye ulaştı.
Yani bir mürşidi kamile ulaştı. Burada diriye ulaşması, Kur'an'a, sünnete, aynı zamanda da bir mürşide ulaşması. O vesile aradı, yol aradı. Kur'an sünnet dairesinde o hem hiç miadını doldurmamış, ölü hükmünde olmayan Kur'an'a, hem de her devamlı taze duran sünnet-i Resulullah'a, Kur'an ve sünnetin diriltmesiyle diri olan bir mürşide ulaştı.
Ve böylece o kimse diriye ulaşmış oldu. Diriye ulaşan ne oldu? Dirildi. Ey ashabım! Size diri ile ölü arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allah'ı zikredenler diridir. Allah'ı zikretmeyenler de ölü gibidir. O kimse Kur'an, sünnet, mürşidin terbiyesine girerekten zikrullaha girdi. Ve zikrullahla tanıştı. Ve zikrullahla tanışınca o kimse ölü idi, dirildi. Önceden zikrullahı bilmez idi, şimdi zikrullahı bilir idi. Önceden mürşid yolu nedir, Kur'an nedir, sünnet nedir bilmez idi. O kimse Cenab-ı Hakk'ın hidayet etmesiyle, o bu yola girince ne oldu? O dirildi.
Kalpler ancak zikrullah ile mutmain oldu. Onun kalbi zikrullahla ne oldu? Dirildi, canlandı. Zikrullah kalbi diriltti. Zikrullah vücudu diriltti. Zikrullah dimağı diriltti. Zikrullah o kimsenin hem manasına hem de maddesini diriltti. O zikrullah hem onun ruhuna kuvvet verdi, canına can kattı, hem de sırrın perdelerini açtırdı. İnsanlar ölü gibidirler, ölüdürler. Normalde ne zaman dirildirler? Öldükten sonra uyanırlar, o zaman dirildirler. Uykudaydı, onlar uyandı. Nasıl uyandı? Bir mürşidin terbiyesine girerekten, o mürşidin halakasına oturarakten o kimse uyandı. Bir diriyle karşılaştı çünkü. İşte o Rum Kayseri de diri olan, mürşid olan Hz. Ömer radiyallahu anh Hazretleriyle karşılaşınca, diriden dirilik aldı.
Ölüyle karşılaşmış olsaydı, ölüden ona ölülük bulaşacaktı. Dirilten neydi? Ya hafza, çok konuşmaktan sakın. Eşine diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Söylenen şey zikrullah olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allah'ın zikrini çok yap, işte bu kalbi diriltir. Bakın, diri olan etrafındaki ölüleri de diriltti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eşine dedi ki, çok konuşmaktan sakın. O zaman çok konuşmak insanları helaka götürüyor. Hele hevahives konuşuyorsa, şeytaniyet konuşuyorsa, nefsaniyet konuşuyorsa helaka götürüyor. Allah Resulü eşine söylüyor. Çok konuşmaktan sakın. Dervişler çok konuşmaktan batarlar.
Çok uyumaktan batarlar. Çok yemekten batarlar. Az ye, az uyu, az konuş. Çok konuşan kimse, Allah muhafaza eylesin, zikrullahı az yaptığındandır. Çok konuşan kimse, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini terk ettiğindendir. Çok konuşan kimse, boş konuşan kimsedir. Ya hayır söyle ya sus. Ya hayır konuşursun, hayır konuşursan bir sıkıntı yok. Sen Kur'an'ın sünneti doğruları tebliğ ediyorsan bir sıkıntı yok. Sabahtan akşama kadar sen Kur'an ve sünneti tebliğ et. Sabahtan akşama kadar müşterinle alakadar ol. Sabahtan akşama kadar işinle alakadar ol. Bunda bir sıkıntı yok. Ama boş konuşuyorsan, hevahives konuşuyorsan burası sıkıntılı.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hafsa annemize diyor ki, çok konuşmaktan sakın. Zira bu kalbi öldürür. Bu müthiş bir uyarı. Demek ki çok konuşanın, boş konuşanın kalbi ölü. Kimin diri? Zikurullah'ı çok yapanın kalbi diri. Allah bizi onlardan eylesin. Yazık o diriye ki, ölü ile oturmuş, ölmüş, hayatını kaybetmiştir. Arif olan cevherini boş yere saçar mı? Yazık ki o diriye. Yani sen gerçekten diriysen, ölü ile oturma. Ölü ile muhabbet etme. Ölü kim? Ölü kendisini dünya ve dünyanın hevahivesine, dünyanın süsüne aldanmış kimse.
Ölü kim? Ahirete gözlerini yummuş, ahiret dünyasını düşünmeyen kimse. Ölü kim? Öldükten sonra hesaba çekileceğini düşünmeyen kimse. Ölü kim? O heva ve hevesini ilahlaştıran kimse. O zaman onlarla oturur kalkarsan, muhakkak ki ne olursun? Sen de ölürsün. O yüzden müridanın belli bir zamana kadar, yani beşinci esmaya kadar, ölülerle oturup kalkması yasaktır aslında.
Yani bu ne demektir? Müridan kalkıp da boş muhabbet eden insanlarla muhabbet etmez. Onların laklakısına bakmaz. Onlarla çok konuşmaz. İşi vardır, işini halleder. Çalışıyordur, çalışmasını halleder. Ama böyle dünya laklakısına düşen, böyle boş boş muhabbet edip, boş boş gülcem diye uğraşan, insanları güldüreceğim, eğlendireceğim diye ulaşanlardan, uzak durur müridan. O mürid, kalbi harekete geçmesi gerekiyor. Kalbini harekete geçirecek kimselerin yanına gider. Mesela ham derviş, dünyadan konuşur, maldan, mülkten konuşur, heva, hevesten konuşur. Bu ham derviştir. İyi derviş, Kur'an'dan, sünnetten, yoldan konuşur. Aşktan, muhabbetten konuşur.
Maneviyattan konuşur. O yüzden bir kimse öldü ise, yani ölüm demek, manevi ölümle karşılaşmış, manevi ölü olan insanla, hemhal olanlar, onunla arkadaş olanlar da, o manevi ölüme düçar olurlar. Adam der ki, ya bu hafta derse gitmeye versek olur mu? Bak maç var. Bu akşam zikrullaha gitmesek olur mu? Ya bak önemli burada bir konuşma var. Ya bu akşam perşembe, işte zikrullaha gitmesek de, evde otursak, evde adamın hanımı der. Ya her hafta, her hafta gidiyorsun, bu perşembede evde otur. Sen her hafta zikrullaha gitmek zorunda mısın? Ya işte bir an, heva hevesine döner o kimse, hanımına uyar, ben bu perşembe tamam gitmeye vereyim der. Aynı şeyi adam yapar.
Adam kadına der ki, ya her cumartesi gidiyorsunuz sohbete, ha bu cumartesi gitme, bak havada yağıştı zaten, çocuk hasta olacak. Lodos esiyor, çocuk lodosdan hasta olacak. Poyraz esiyor, Poyrazdan hasta olacak. Yağmur yağdı, yağmurdan hasta olacak. Kar yağdı, kardan hasta olacak. Ulan olmadı, yaz geldi, yaz gelsin diye bekledi, bu sefer de sıcaktan hasta olacak. Yok baharda polenlerden hasta oluyor, sonbaharda hava gelgitleri var, hava gelgitleri olduğundan hasta oluyor. Velhasıl çocuk oldu, kadının dervişliği bitti. Çocuk büyüsün diye bekliyor, işte bir sene geçiyor, iki sene geçiyor, üçüncü sene geçiyor, bir çocuk daha geliyor, tamam iki çocukla hiç çıkamıyor zaten. Üçüncüsü, dördüncüsü geldi mi pert, kadının dervişliği kalmadı.
Evde boyuna kendi kendine ders çekeceğim diye uğraşsın. Biraz uğraşıyor, bir iki hafta, üç hafta mücadele ediyor, bir ay sonra pert. Kadın diyor ki tamam, ondan sonra adama bakmaya başlıyor. Ben bu adamla ne amma evlendim? Sonra adam diyor ki, eşim benden soğudu. Ulan kimden soğuyacak? Soğuyacak tabii. Kadın başlıyor sarmaya kendi kendine. Adama bakıyor, adam ortalıkta dolaşıyor, ayağında bir tane pijama, hele bir de çizgiliyse, yandı keten elva. Ortalıkta adam dolaşıyor, o gün günlerden ne cumartesi derse gidemedi kadın, o gün günlerden ne perşembe derse gidemedi kadın. Zikrullah'a gidecekti, oradaki derviş kardeşleriyle görüşecekti, onlarla muhabbet edecekti, harikaydı, güzeldi her şey.
Öyleydi zaten hayatı. İyi bu hayatın bozulmasın diye bir tane dervişle evlendi. Adı derviş, içi de evlilmiş. Gitti. Aynı şey erkek için de geçerli. Erkek de kendi kendine, ama dervişle evlendi, ama derviş olmayanla evlendi. vay, siz bu kadar terse mi gidiyordunuz? Eyvah, evdeki hatun ölü hatun. Diri değil. Adam yandı. Hatta daha ilerisine söylüyor. Sen Mustafa abinle yat. Bir de bunları da duyduk çünkü. Ölü, ölüyle karşılaşırsan, diriyken ölüye gidersen, diriyken ölüyle arkadaşlık ettin, eşlik ettiysen, yoldaşlık ettiysen, cumburlop sen de öldün. Ya da, sen diriysen gerçek manada, ölüyü dirilt o zaman.
Onun hidayetine sebep ol. Bak, ölüler hakkında, ayet-i kerime, İsrail'i yedi, onların taptıkları da, Rab'lerine bir yol arar. Her biri Allah'a daha çok yaklaşmak için çalışır. Onun rahmetini umarlar, ve onun azabından korkarlar. Elbette Rabbinin azabı, korkulan bir azaptır. O heva hevesine uyanlar, kendilerince bir şeyi ilahlaştıranlar, bu nefsi olabilir, bu şeytanın yolu olabilir, bu heva hevesi olabilir, bu geçmiş müşriklerde, lat, uzza, menat, putlar olabilir, günün putları olabilir, bugünün.
Bugünün putları da olabilir. O zaman, o bugünün putları da, Rab'lerine ne arıyorlar? Bir yaklaştırıcı bir şeyler arıyorlar. O müşrik de, o ahiret gününde, kendisini Rabbine yaklaştırıcı, bir vesile arıyor. Müslümanlar, eğer diriyse, şimdiden o vesileyi bulacaklar. Ve diri olarak, bu dünyadan göçüp gidecekler. O yüzden, Allah'a ortak koşan, görüntüde Müslüman, şirk ehli, görüntüde Müslüman, onların o şirklerine ve, sebep olan, o manevi ilahlarına, kendi iç dünyalarındaki, manevi ilahı, rahatı, parası, makamı, mevkisi, eşyası, evi, barkı, lüksü, hayatı, onun manevi ilahıdır.
Adama desen ki, gel zenginliğe tap, tapmaz. Ama zengin olunca, zenginlik onu, Kur'an ve sünnetten uzaklaştırır. Adama desen ki, gel, makama tap, tapmaz. Bakın bunlar, manevi hastalıklardır. Ama o kimse, bir makama erince, Kur'an ve sünneti terk eder. Bunlar, manevi ilahtır. Bu dervişlerde de vardır. Derviş bir esma alır, o esmayı, kendisine, kendisine, Rableştirir. O halini, o hali kendisine Rableştirir. ve kendince, o hali Rableştirdiğinde, o hali onun ne oldu? İlahı oldu. Allah muhafaza eylesin. Yol, uzun, o kimse, son esmayı, alıncaya kadar, kendine, rahat yüzü, göstermeyecek.
Mesela, gel ona rahatlığını, ilah edin desen, o rahatlığını ilah edinmez. Ama öbür türlü, rahatlık ona hoş gelir. Evde yan gel, çayı da demlet, sohbeti de aç, telegramdan da izle, harika ya, rahat, tatlı geldi. nerede ders var? Filanca yerde. Ya öyle de, benim sanki, buradan buradan, başıma bir ağrı mı geliyor ne? Ben bugün bir yere gitmeyeyim. Üff, ne lodos esiyor, aha, başına keremit filan düşer. Ben bir yere çıkmayayım. Rahat ona tatlı geldi. Rahat onu gaflete çökertti. Rahat onun ilahı oldu. Yemek onun ilahı oldu. Eşya onun ilahı oldu. Takım elbisesi onun ilahı oldu.
Arabası onun ilahı oldu. Aman arabayı çıkartmasın bugün. Ne mi lazım? Başına taşmaş yağar. İki dervişi bindirir. İki dervişi bindirince, dervişlerde destere var sanki her tarafında, koltukları yırtılabilir. Allah muhafaza eylesin. İşte ne oldu? Bunlar kalbi öldürdü. Kalbi ölü olanın, bütün her şeyi öldü. Kalbi diri olanın her şeyi dirildi. Kalp ölüyse her şey öldü. Kalbi ölü olan bir kimseyi kendine dost ettin. O kalbi ölülü, eğer kuvvetliyse, senin de kalbini öldürdü. Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. O zaman kalbi ölüyle bir arkadaşlık ettin. Senin de kalbin öldü. O dedi ki, gel bu akşam gidelim, işte nereye?
Lüks bir alışveriş merkezi. Ne o Mudanya yolundaki? Koru Park. Gidelim Koru Park'a, burnumuzu dayaya daya, vitrin seyredelim. Gidelim orada, kafede bir çay içelim. Orada bir yemek yiyelim. Günümüzü gün edelim. Ya bugün ama, cumartesi ders var. Ya ne yapalım ama, cumartesi de rolları kalabalık oluyor. Gidelim biz de boy gösterelim. Kalbi ölü, kalbi heva hevese gitmiş onun. Kalbi heva hevese gittiğinden dolayı, seni de heva hevese çekiyor. Bu ister eşin olsun, senin ister arkadaşın olsun, isterse çocuğun olsun. Önemli değil. Ya sen onu bu tarafa çekeceksin. Diyeceksin ki, yok, senin kalbin ölü bak, sen heva hevese doğru koşuyorsun. Gel bu akşam zikrullaha gidelim, kendimizi diriltelim.
Yok, o diyor ki, her daim zikrullaha mı gidilecek? Bugün de benim dediğimi yap. Büyük bir çoğunluğunuz, kadın, erkek, eşlerinizden bunu duymuşsunuzdur. Bana da söylüyorlar. Benim eski arkadaşlar diyorlardı ki, birader bu gece gel bize takıl ya. Bir gün bizi dinle ya. Ben diyordum ona, oğlum ya yıllardır ben sizi dinliyorum zaten, beraberdik. Gelin bir gece beni dinleyin. Ne yapacağız birader? Hu mu çekeceğiz? Ha hu çekeceğiz. Hu'cu mu oldun sen? Evet hu'cu oldum. Kalıyorlardı. Kalbi ölü olan, seni heva hevese çeker.
Kalbi ölü olan, seni şeytaniyete çeker. Kalbi ölü olan, seni Kur'an ve sünnetin dışına çeker. Kalbi diri olan, seni Kur'an ve sünnete çeker. Kalbi diri olan, seni manaya çeker. Kalbi diri olan, seni zikrullaha çeker. O zaman, bir arkadaşınla nereye gittiğine bak. Ne yaşadığına bak. Kimin ölü, kimin diri olduğunu görürsün. Allah bizi muhafaza eylesin. Allah Kur'an'ın, Allah'ın Kur'an'ına kaçar, sığınırsan, peygamberlerin ruhlarına karışırsın. Kur'an, peygamberlerin, Allah'ın, temiz ululuk denizindeki balıkların halleridir. Kur'an, eğer ona kaçar, ona sığınırsan, yani, Kur'an'a tabi olursan, peygamberlerin ruhlarına karışırsın.
Hani Fatiha'da diyoruz ya, o inam ettiğin, ihsan ettiğin, ikram ettiğin, o peygamberlerin, o evliyaların, o velilerin var ya, evet, bizleri onun yanında eyle. Eğer sen Kur'an'a kaçar, sığınırsan, doğru yolu buldun. Çünkü, Kur'an, başlı başına, bir hidayet rehberi. Başlı başına, bir bereket. Başlı başına, bir lütuf. Başlı başına, bir ikram. Başlı başına, bir şifa. Başlı başına, insanların, dünyasını da, ahiretini de, aydınlatan bir kitap. O yüzden, kim, Kur'an'a yönelir, Kur'an'a sığınır, Kur'an'ın, emirlerini yerine getirirse, o, kurtuluşa ermiştir.
o, dünya ve ahiretinin, en büyük bereketini bulmuştur. Kim, Kur'an'ın, emrettiklerini, yerine getirirse, dünya ve ahiret, lütfuna ulaşmıştır, o kimse. O yüzden, Hz. Pir diyor ki, Allah'ın, Kur'an'ına kaçarsan, senin ruhun, peygamberlerle beraber olur. Bu, muhteşem bir şey. Bakın, o yüzden, önemli olan, insan, bir kimsenin, her konuda, Kur'an ve sünnet-i seniyeye, tabi olmasıdır. Eğer, her konuda sen, Kur'an ve sünnet-i seniyeye, tabi olursan, bu bereket, bu lütuf, bu ikram, bu ihsan, bu hidayet nuru, bu feraset nuru, sende hiçbir zaman eksilmez.
ve peygamberlerin ruhları, ve peygamberlerin nurları, senin bu konuda yol göstericin olur. Sen yürürken, peygamberlerin, o, Cenab-ı Hak'tan almış oldukları, nur, senin önünde mihmandar olur. Senin önünde yol gösterici olur. Ama sen, muhakkak ve muhakkak, her işinde, her konuda, her meselede, Kur'an ve sünnet-i seniye, tabi ol.
Ve, Kur'an ve sünnet-i seniye, bir Müslümanın, tabi olabilmesi için, onu iyi bilmesi gerekir. Ya bu konuda ilmini arttırmak zorundasın, okuyacaksın, okuyacaksın. Ya da, bu konuda ilim sahibi olan, bir mürşidin önünde, diz çökeceksin. Ve, bildiklerinle, amel edeceksin. Cenab-ı Hak diyor ki, bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size, bilmediklerinizi öğretir. O yüzden, biz, Kur'an'ı, anlama ve yaşamada, önde olmak zorundayız. Peygamberlerin ruhlarına, ruhumuz karışsın, onlarla beraber olsun, diyorsak, biz, Kur'an ve sünnet-i seniye, iyi anlayıp, iyi yaşamamız gerekir.
Bunun için, birinci yol, okumaktır. İkinci yol, bir mürşidin önünde, oturmaktır. Bir bilenin, çünkü, bilmediklerinizi gidip, zikir ehline sorunuz. Ayet-i kerime, bu o zaman, sanki, muhakkak, ne yapacak? O bir bilene, danışacak. Ve, bir kimse, Kur'an ve sünnet-i seniyenin, inancına sahip olacak. Kur'an ve sünnetin, inancına. Kur'an ve sünnet bize, inanç hakkında, akaidle alakalı, hangi sınırı çizdiyse, biz orada olmalıyız, orada kalmalıyız. Eğer biz, inanç dairemizi, akidemizi, Kur'an ve sünnet dairesinde tutamazsak, yine sapkınlardan olduk. Ve yine ruhumuz, peygamberlerin ruhlarıyla, hemhal olmaktan, yoldaş olmaktan, uzaklaştı.
Bakın, akaidle, imanla alakalı, Kur'an ve sünnet akidesinin dışına çıkan, hiçbir kimse, peygamberlerin ruhlarıyla, kendi ruhu, hemhal olamaz. Bu dönemde, bu zamanda, çok sapkın fikirliler, çok sapkın, yollular çıktı. Yolu sapkın, Kur'an ve sünnet tarihinde değil, bunlar ne yazık ki, İslam dünyasının baş belası. Bunlar, ne yazık ki, İslam dışı güçlerin, yetiştirip, bizim içimize, soktuğu, dini ajan bunlar. Bunlar, dini ifsad etmek için uğraşıyorlar. Ve bunlar, Kur'an ve sünnet-i seni, akidesini, kendilerini akide olarak, görmüyorlar.
Bunların fiilleri, halleri, davranışları, bunların sözleri, bunların düşünceleri, fikirleri, Kur'an ve sünnete, tabi değil. O yüzden, bunların ruhları, peygamberlerin ruhlarıyla, beraber değil, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Kur'an ve sünnete, tabi olanlar, Kur'an ve sünnet-i seniye, sımsıkı yapışanlar, ancak, peygamberlerin ruhlarıyla, beraber olabilirler. Fakat okur da, Hz. Pir uyarı veriyor, fakat okur da, dediğini tutmazsan, yani, Kur'an ve sünnet-i seniye okudun, Kur'an ve sünnet-i seniye'nin bilgisi sana geldi, ama dediğini tutmazsan, farz et ki, peygamberleri, velileri görmüşsün, inanmadıktan, inanmadıktan, onlara uymadıktan sonra, ne fayda var?
Farz et ki, sen, Kur'an ve sünneti iyi biliyorsun. Var ya şimdi, ilahiyatta var, diyanette var, ilahiyatlarda var, böyle, sufiler var, kendilerince, dervişler var, ondan sonra, medyumlar var, hem icazetli şeyhler var, icazetli şeyhler var, Kur'an'ı inkar eden, ayetleri inkar eden, e şimdi, oldu da, sen bunları okudun, çok iyi biliyorsun, ama, emrini yerine getirmiyorsun, okuyorsun, ama, emrini yerine getirmiyorsun, hatta, böyle, Kur'an'ı, Arapça, tam lafzıyla okuyorsun, hatta, onun manasını da biliyorsun, manayı da anlatıyorsun,
ama namaz yok, Kur'an'ı Kerim'i okuyorsun, harika bir belagatın var, okumayla alakalı, sonra öyle bir açıklama da getiriyorsun, ama rüşvetçisin be namussuz adam, Kur'an'ı senden, benden çok iyi biliyorsun, gayınları, ayınları çok iyi çıkarıyorsun, ama, hırsızsın, devletin malını, mülkünü çalıyorsun, sen, sen çok güzel ayını gayını çıkarıyorsun, ihalelerde yolsuzluk yapıyorsun, e sen çok güzel ayını gayını çıkarıyorsun, dervişlerin parasını ütüyorsun, e sen çok güzel ayını gayını çıkarıyorsun, harika tecvidli Kur'an okuyorsun sen,
ama haksızlık sende, ursuzluk sende, hırsızlık sende, rüşvetçilik sende, kamu malına ziyan vermek sende, insanlara zarar vermek sende, kibirlilik sende, ahlaksızlık sende, her türlü, her türlü, her şey sende, ne yapayım senin ayını gayını iyi çıkartmanı ben, harikasın, e hocam ben de hafız sayılırım, ben hafızlığı bitirdim, ee namaz, namaz, namaz yok, e hocam biz de ilahiyatı bitirdik, namaz, namaz yok, e ilahiyatı bitirdin sen, bu rüşvet ne, e ilahiyatı bitirdin sen, e imam hatiplisin, ilahiyatçısın, muhafaza karsın,
harikasın ya, on numarasın, ee, bu ne, bu pislik ne, bu lağın deryasında senin işin ne o zaman, işte okur da, okur da, uymazsan, okudun, uymadın, inanmadın, okudun, uymadın, inanmadın, münafıksın, kafirlerden daha şedit bir yerde yanacaksın cehennemde, kafirlerden daha şedit bir yere gideceksin, neden, e sen inandım dedin, münafıklık ettin, sen Kur'an'ı çok iyi biliyorum dedin, münafıklık ettin, sen Kur'an'ı çok iyi biliyorum dedin, harika okuyorum dedin, bir Eyyüzü Besmele çektin ki,
Allah Allah, ee sonra, İslam dünyasının, İslam dünyasının en büyük handikapı bu, en büyük handikapı bu, ne olacak ki, Peygamberi Ebu Cehil de gördü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, utube de gördü, şeybe de gördü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Bedir kuyularına doldurulan müşriklerin hepsi de gördü, görmek yetmedi ama onlara, Peygamberin peygamberliğine iman etmediler, kabul etmediler, Ebu Cehil de gördü Peygamberi, kurbanlar kesti onun adına, ama yetmedi,
olmadı, E Kur'an'ı okudun, Kur'an'ı okudun, harika okudun hem, tecvidiyle okudun, muhteşem okudun, sen evli partlı kadınsın, ne işin var elin adamıyla senin, senin Kur'an'ı okuman, evli partlı bir kadının ve adamın zinadan ayırmadı onu, zinaya devam etti, ne anladın be, harika Kur'an okuyorsun, eyvallah, amel amel, akait iman, öbür gün normalde senin kadar iyi Kur'an'ı Kerim okumuyor, ama imanı, muhteşem, Uhud sıra dağları gibi iman var,
Uhud sıra dağları gibi imanı var, o lazım, Hazreti Pir onu diyor, sen diyor Kur'an'ı okur, Kur'an'a uymazsan, ha peygamberleri, velileri görmüşsün, ama iman etmemişsin, inanmamışsın, ona benziyor diyor, e sen ne olacak ki, gittin, ben öyle kimseler tanıyorum, bütün şeyhleri tanıyor, ama hiçbirisinden bir türlü ders alamamış, nasip olmadı, kısmet değilmiş, evet diyorum nasip değilmiş sana, kısmet değilmiş, ben şimdi kenayisine söylüyorum, nasip değilmiş, kısmet değilmiş diye, gerçeği, hakikati bu, sen bir mürşidi Kamil'den ders almayı,
sen kolay bir şey mi zannettin, sen bir mürşidi Kamil'den ders almayı, yol geçen hanından geçmek mi zannettin, tabii nasip olacak sana, e dersi aldın, orada durmak da önemli, orada durmak da çok önemli, neden, uymak lazım çünkü, tabi olmak lazım, dediğini yerine getirmek lazım, e dediğini yerine getirmedin, e sen ne oldu, sen gördün ama, dediğini yerine getirmedin, Allah muhafaza eylesin, bu hani, hem alimlere, hem şeyhlere olsun bu hadis-i şerif, zakirlere olsun, herkese gelsin bu hadis-i şerif, Allah muhafaza eylesin,
bu hadis-i şerif, kıyamet gününde bir adam getirilir, ve cehenneme atılır, bağırsakları parçalanır, merkebin değirmeni döndürdüğü gibi, onunla beraber döner, cehennem ehli, onu izler ve ona, ey falan, ne oldu sana, sen bize iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaz mıydın, o da, evet, ben size iyiliği emreder, fakat kendim yapmazdım, kötülükten sakındırır, fakat kendim yapardım, alimler, hocalar, vaaz-ı nasihat edenler, şeyhler, mürşitler, veliler, zakirler, nakipler, nükabbalar, çavuşlar, anneler, babalar, evet, dedeler,
nineler, nasihat edenler, iyilik abidesi olduğunu kast ederekten, iyilik abidesi kesilenler, eğer söylediklerinizi kendiniz yapmazsanız, yapmazsak, yapmazsam, sonumuz bu, Rabbim bizi affeylesin inşallah, Cenab-ı Hak Kur'an'a tabi olanlardan eylesin, sünnet-i seneye tabi olanlardan eylesin, Kur'an'ın hükümlerini tutar, 1540. beyt, Kur'an'ın hükümlerini tutar, kıssalarından hisse alırsan, can kuşuna ten kafesi dar gelir, kafeste mahpus olan kuşun, kurtulmak istememesi, cahilliktendir,
o zaman sen, Kur'an'ın hükümlerini yerine getirir, sünnet-i seniyenin adabına, erkanına tabi olursan, ve can kuşu bu bedene, yani ruh, bu bedene sığmaz olur. Bu bedende durmak istemez, dar gelir ona beden. Ve sen, eğer ki, o Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, peygamberlerin kıssalarını öğrenir, o velilerin, o evliyaların kıssalarını öğrenir, onlara tabi olur, oradan ders çıkarır, Kur'an'daki kıssaları öğrenir, oradan ders çıkarır, kendine bir hisse alır, ve onlarla amel etmeye başlarsan, evet, o zaman sen,
bu ruh, bu bedende durmak istemez. bir an önce, tabiri caizse, öteye kanatlanıp gitmek ister. O, sevdikçe sevmek, yol yürüdükçe yürümek ister. Koştukça koşmak ister. Artık ona, dünya hayatı, ona bir necis gibi gelir. Dünya hayatı ona, böyle yoldan geçerken, bir anlık nefes aldığı bir yer gibi gelir. O, orada kalıcı olmadığını, hisseder, görür, bilir. E, yok, öyle değilse, o zaman, bu can kafesi, burada dünya hayatından, lezzet alıyorsa, tat alıyorsa, o zaman o kimse, Kur'an'ın hissesinden, kıssalarından, kendisine hisse ve kıssa çıkarmadı.
ya cahildir, ya gaflet ehlidir. Cahil ve gaflet ehli olanların, ruhları, içleri, nefisleri, bu dünya zevkine, bu dünya şatafatına ve şatatına aldanır. Ve onlara, dar gelmez bedenleri. Ona bu dünya tatlı geldi çünkü. eğer, ebedi olan, ahiret alemini tanısaydı, ebedi olan, cennet hayatını tanısaydı, ebedi olan, ebedi bir şekilde, beraber olacağı, peygamberlerin ruhaniyetlerini ve nuraniyetlerini tanısaydı, ve ebedi olan, Allah'ın nurunu ve sıfatlarını tanımış olsaydı,
onun ruhuna beden dar gelecekti. O yüzden, onları tanımış olsaydı, hep tabiri caizse, onun gözü, ölüm kirişinde olacaktı. Diyecekti ki, ölüm bana ne zaman gelirsen gel. yok, böyle olmadıysa, o zaman o kimseye, bu beden, onun ruhuna dar gelmeyecekti.
O çünkü, kendince heva ve heves hayatın, içerisinde yaşamaktan, tat alacaktı. Kafeslerden kurtulan ruhlar, Allah'a layık ve, halka rehber olan, peygamberlerdir. Kafeslerden kurtulan ruhlar, o zaman kafeslerden kurtulan ruhlar, Allah'a layık, ve halka rehber olan, peygamberlerdir. Peygamberlerin ruhları, asla ve asla, tabiri caizse, kapalı bir, menfezde tutulan ruhlar değildir. Kutupların ruhları da öyledir. Velilerin, büyük velilerin ruhları da öyledir. Peygamberler gibi değildir, ama peygamberlere yakındır.
Peygamberlerin ruhları, tamamıyla serbesttir. Tamamıyla serbesttir. Cenab-ı Hak onları kendine seçmiş, Cenab-ı Hak onları kendine seçtikten sonra, onları tamamıyla serbest bırakmıştır. Hür bırakmıştır. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e diyor ya, kim bana diyor, salatu selam getirirse, Allah diyor, benim ruhumu kabrimde hazır tutar. Benim kabrimde hazır tutar. Ben diyor, bana salatu selam getiren ümmetimin diyor, salatu selamını alırım ve diyor, ona da ben salatu selam getiririm. Ona da ben salatu selam getiririm. Ve bir melek, ona getirdim salatu selamı, o kimseye ulaştırır der. Bizde o kulak olmadığından, bizde o kalp olmadığından, biz boş boş, böyle biraz heva hevesle, gafletle salatu selam çektiğimizde, bundan haberimiz olmuyor.
Biz Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed dediğimizde, hemen Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ruhaniyetini, bundan haberdar ediyor. Ve onun devamlı, etrafında bulunan, başucunda bulunan bir melek, hemen senin salatu selamını, oraya deftere kaydediyor. Diyor ki, Ey Muhammed, senin ümmetinden, senin ümmetinden, Hasan oğlu Mustafa, sana salatu selam getirdi. Hemen ona cevap veriyor. Ve aleyküm selam, Allah'ın selamı, bereketi, rahmeti, onun üzerine olsun. Bir melek, hemen o salatu selamı, senin adına getirilen, o salatu, o selamı, Hz. Muhammed Mustafa'nın ağzından, alıyor, getiriyor. Senin, sana, tebliğ ediyor. Ama, biz, gaflette olduğumuzdan, bizim, bu tebliğden, haberimiz yok.
Bu tebliği, bizim, duyacak, kulağımız, bu tebliği, getiren meleği, görecek, gözümüz, yok. Açılmamış. açılmayınca, biz böyle, gafletle, salatu selam getiriyoruz. Ya şu yüz taneyi, bir bitirsem ya. Allahümme sallallahu seyyidina, Muhammed'in ve sahbihi ve sellim. Allahümme sallallahu seyyidina, Muhammed'in ve sahbihi ve sellim. Yok ya. Yok. Öyle değil ya. Öyle değil. Öyle değil canım kardeşim ya. Dost doğru. Allahümme sallallahu seyyidina, Muhammed'in ve sahbihi ve sellim. Ey ya ya Resulallah. Ben günahkarım, kusurluyum, hatalıyım. Ben yanlıştayım, eksikteyim.
Ben her an için toza, dumana bulananım. Ben her an için her türlü pisliğin içerisinde yaşayanım. Benim dilim laik değil, benim gönlüm laik değil, benim vücudum, ruhum, sırrım laik değil ama, hani Allah demiş ya, ben salatu selam getiriyorum. Meleklerim de salatu selam getiriyor. Ey iman edenler, siz de habibime salatu selam getirin demiş ya, ben bu emre binaen, yüzsüzüm, sana salatu selam getiriyorum. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed ve sahbihi ve sellim diyorum. Biliyorum, ben buna laik değilim. Bu Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı, onun hidayeti, onun lütfu, ikramı, ihsanı olmasaydı, benim bu dilim o salatu selama da dönmezdi. Aşk ile, sanki hani diyor ya, hadisi kudside, Allah'ı görüyormuşçasına, namaz kılıyorsun ya, Allah'ı görüyormuşçasına, öyle kıl, salatu selam getiriyorsun ya, sanki Muhammed-i Mustafa'yı görüyormuşçasına, bakın görüyormuşçasına, sanki kabrinin başına gitmişsin, oturmuşsun oraya, boynunu bükmüşsün,
demişsin ki, geldim, ben fakirinim senin. sanki onun kabrinin başında hiç olmazsa, salatu selam getiriyormuş gibi, öyle salatu selam getirmek, ve o peygamberin ruhu, ve diğer peygamberlerin ruhları hür, serbest, sen İsa'dan bahsederken, İsa aleyhisselam da duyuyor onu, sen Musa aleyhisselamdan bahsederken, Musa aleyhisselam da duyuyor onu, sen Adem aleyhisselamdan bahsederken, o da duyuyor, sen Adem aleyhisselama methettiğinde, hoşuna gidiyor, benim ceddim Muhammed ümmeti, beni andı diyor, kopup geliyor neredeyse,
veyahut da sen, Yusuf aleyhisselamdan, Yunus aleyhisselamdan, bir kıssasından bahsedince, hem de Allah'ın emrini getirmiş oluyorsun, hani peygamberine dedi ya, sen İsa'dan da bahset, sen geçmiş peygamberlerden bahset dedi ya, sen Eyüp'ten de bahset dedi, geçmiş peygamberlerden bahset diye, Hz. Muhammed Mustafa'ya da söyledi, sen geçmiş peygamberlerden birisine, edeple bahsedince, böyle büyük bir muhabbetle, aşkla ondan bahsedince, ondan bir kıssı anlatınca, onların ruhları serbest, onlar anında geliyorlar, senin sohbet alakanı da geliyorlar,
senin anlattığın anda, onlar geliyorlar, doğru anlatıyorsan, kafalarını tahsik ediyorlar, doğru anlattın diyorlar, sen daha da heyecanlanıyorsun, daha da aşklanıyorsun, Allah senin bilmediğini öğretiyor o zaman, diyor ki, benim peygamberlerimi andı, bu sefer kalbine, sanki Fırat Nehri'nden geliyormuş gibi, geliyor, bilmediğinde geliyor, görmediğinde geliyor, onların ruhları serbest çünkü, Cenab-ı Hak onların ruhlarını serbest etmiş, siz onlara ölü demeyiniz demiş ya ayeti kerimede, o peygamberlerin ruhları, ruhaniyetleri serbest,
onlar ölmediler, onlara ölü demeyiniz, onlar hala da vazifelerinin başındalar, yeni bir kitap indirilmiyor sadece, peygamberler, peygamberliklerine devam ediyorlar, dinde emeklilik yok, onlar da emekli değiller, onlar da ümmet-i Muhammed'in iyi olması için, boyuna dolaşıyorlar, ümmet-i Muhammed'in zorda kalanlarına dua ediyorlar, onlar ölü zannetmeyiniz, onları böyle kimsesiz, sanki böyle siz kendinizi de kimsesiz zannetmeyiniz, o şehitlerin ruhları ölü değil, onlar da diriler, onlara da ölü demeyiniz diyor, o yüzden Allah yolunda şehit olanlar,
ölüler değil, onlar da diri, veliler, mürşidi kamiller, onlar da nefisle cihatlarını yapmışlar, en büyük cihadı yerine getirmişler, heva heveslerini ezmişler, şeytanı ezmişler, nefislerini ezmişler, Allah onları kuşandırmış, Allah onları velilik elbisesi giydirmiş, mürşidlik elbisesi giydirmiş, onlar da o haliyle öldüklerinden dolayı, onlar da manevi şehit hükmünde, onlar da şehit, onları da ölü zannetme, Abdülkadir Geylani Hazretleri dediğinde, duymadı diye düşünme, Cenab-ı Hak ona duyurucu, Ahmet Er Rufay Hazretleri dediğinde,
onu duymadı zannetme, Allah onu duyurucu, Hasan ile Hüseyin Efendimiz'den bahsedince, duymadı zannetme, onlar duyurucu, Allah onlara da duyuruyor, onların da ruhları serbest, bunlar çünkü, yedinci makamı da bitirmişler, bunların önünde makam kalmamış, bunlar ehadiyet makamında dolaşan ruhlar, bu ruhlar peygamberlere en yakın olan ruhlar, hani Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin bahsettiği, ümmetimden öyle veliler vardır ki, beni İsrail peygamberlerine denktir dediği ruhlar bunlar, bunlar kendi zamanın kutupları,
bunlar kendi zamanlarının kutup yıldızları gibi, nasıl gece oldu bütün yıldızlar göründü ama kutup yıldızı yol gösterdi, o kutup yıldızı en parlak olan yıldız, hepsi de yıldız, Allah'ın velileri böyledir, hepsi de bir yıldız hükmündedir, ama zamanın kutbu vardır, o kutup yıldızı gibidir, o kutup yıldızı gibidir, o yol göstericidir, yolda kalanlara, işte onların ruhları da serbesttir, sakın onlara ölü demeyiniz, onların da ruhları nedir, serbesttir, yeter ki biz, edebimizle, adabımızla, erkanımızla, Kur'an-ı Kerim'e bağlılığımızla,
sünnet-i seneye tabiliğimizle duralım, eğer öyle durursak, onların ruhlarının diri olduğunu, ve onların ruhlarının hür olduğunu, serbest olduğunu görürüz, işte o yüzden Hz. Pir diyor ki, eğer ki diyor, onun ruhu o kafeste rahat ise, o cahil ve gafildir, onun ruhu o beden kafesinde, rahat bir şekilde duruyorsa, o Kur'an'dan, o sünnet-i seneyeden, o velilerin halinden, hiçbir şey almamıştır, o gaflet deryasında yüzüyordur, onun bu manada, onun ruhu, o bedende hapislikten, zevk almada, onların sesleri, kafeslerin dışından,
ve din makamından gelir, yani bu, ruhları serbest olan, o peygamberlerin, o velilerin, o şehitlerin, o normal, kemale erenlerin, o, onların sesleri, din makamından gelir, yani, onlar, peygamberler, dinin yeryüzünde yaşanması için, özel seçilmiş, zatlardır, peygamberlerden sonra, veliler, mürşid-i kamiller, o dini ayakta, tutmak için, seçilmiş, özel zatlardır, onların sesleri, din perdesinden gelir, ve din, perdesinden gelince de, Hazreti Pir diyor ki, sana kurtuluş yolu, ancak budur, bu, sana başka bir, kurtuluş yolu yoktur,
sen eğer ki, kurtulmak istiyorsan, Kur'an'a sımsıkı yapış, sünnet-i seniyenin, adabına, erkanına uy, onun ayak izlerini, takip et, mürşidine, dost doğru bağlan, Kur'an ve sünnet-i seniyeni, sımsıkı yaşayarak, bu hayata devam et, kurtuluş ancak bu yoldadır diyor, başka bir yerde kurtuluş arama, başka bir yolda kurtuluş, kurtuluş arama, başka bir hizipte, başka bir toplulukta, kurtuluş arama, kurtuluş Kur'an ve sünnette, kurtuluş peygamberlerin yolunda, kurtuluş ariflerin, kurtuluş velilerin, kurtuluş mürşidlerin yolunda,
onların yolu ki, Hazreti Muhammed Mustafa'nın yoludur, Hazreti Muhammed Mustafa'nın yolu ki, Allah'ın yoludur, o yolu takip edersen, kurtuluşa erersin, eğer o yolu takip etmezsen, kurtuluşa erenlerden olmazsın, Allah'a itaat et, Resulüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine, itaat et, başka türlü kurtuluş, yok, biz bu daracık kafesten, bununla kurtulduk, bu kafesten, kurtulmanın, bundan başka çaresi yok, Hazreti Bir diyor ki, biz bu daracık beden kafesinden, Kur'an ile, sünnet ile, peygamberlerin yolu ile, kurtulduk,
biz bu daracık beden kafesinden, bu mana yoluyla, mana yolunda, yürüyerekten kurtulduk, sen de eğer kurtulmak istiyorsan, bu mana yolundan, bu peygamberlerin, velilerin, evliyaların yolundan yürüyeceksin, kurtuluş başka bir yerde, değil, kazandığın şöhretten, kurtulman için, inleyip duran bir hasta haline gir, zaten halk arasında meşhur olmak, sağlam bir bağdır, bu bağ, bu yolda demir bir bağdan, aşağı mıdır ki, hani meşhur bir laf vardır ya, şöhret afat getirir diye, başka bir, hani, şöhret afattır derler, iki şekilde şöhret olur insan,
bir, kendisi şöhret perdesine, atmak ister kendini, heva hevesine uyar, şeytaniyete uyar, ve kendisini şöhret perdesine atar, şöhret olmak için elinden gelen her türlü çabayı sarf eder, bu hem dünyevi yolda, hem nefsani yolda, hem şeytani yolda olduğu gibi, bu aynı zamanda da din yolunda olur, din yolunda da bir kimse şöhret ister, ne kadar büyük alim desinler, ne kadar büyük şeyh desinler, ne kadar iyi derviş desinler, ne kadar güzel sufi desinler, vay, şöyle bir mümin, şöyle bir mücahit, şöyle bir sufi, şöyle bir zakir,
şöyle bir nakip, şöyle bir nikabba, şöyle bir şeyh, işte o şöhret olmak için, elinden gelen bütün çabayı ve gayreti sarf eder, bu şöhret onu, ne yazık ki cehennemlik eder, bu şöhret ne yazık ki onu, halkın ininde belki de aşkı alkışlattırır, ama Allah ininde batar o kimse, o yüzden şöhreti istemek riyadır, riyada gizli şirktir, gizli şirk ise insanı cehenneme götürür, o yüzden ehli sufi, bu tip yapmacık şöhretten ve yapmacık şöhretlikten uzak durur, şöhret olacağı, şöhrete düşüreceği, her türlü halden ve fiiliyattan kaçar,
işte şöhret iki türlüdür, birisi heva ve hevesten, şeytaniyetten, nefsaniyetten gelir, birisi de Allah'tan gelir, Allah bir kimse istemediği halde onu şöhret yapar, onu şöhret yapıyorsa iki şey bekleyin, şöhretten, şöhrete düşmüş olandan, bir, ya Allah onunla dinini muhkem ediyordur şöhretiyle, ya da o kimse heva hevesine düştüğünden dolayı, şöhrettedir, o kimse cehennemin en dibinde gidecektir, mümin, sufi, her türlü şöhretten uzak durur, şöhrete düşmemek için, ulu orta ona sorulmadıkça rüya anlatmaz, ona sorulmadıkça hal anlatmaz,
ona sorulmadıkça keramet anlatmaz, ona sorulmadıkça, benim başımdan şöyle bir şey oldu, ben şöyle bir şey yaptım demez, bu onun içindeki, kalbinin derinliklerindeki şöhret hastalığıdır, şöhret hastalığı, o kimsenin maneviyatını yok eder, o kimsenin halini yok eder, o kimsenin iç dünyasını parçalar, kalbi körelir, kalbi taşlaşır, Allah muhafaza eylesin, o kalbinin taşlaştığını, kalp gözünün körlüğünü saklamak için, hayalini hal zanneder, hala da hal anlatacağım diye uğraşır, o şöhret basamaklarını kendince tırmandırmak istiyor,
öyle şeyhler vardır, süste çok güzeldir, şöhretleri fevkaladededir, fevkaladenin fevkinde bir şöhretleri vardır, ama maneviyatları yoktur, ama icazetleri yoktur, ama kalpleri çalışmaz, ama gözlerinde feraset yok, kalbilerine feraset yok, kulaklarında feraset yok, anlayışlarında feraset yok, akıllarında feraset yoktur, onlar ne yazık ki şöhrete koşarlar, onların şöhretlerini arttırdıkça arttırırlar, şöhretleri yaldızlanır, parlanır, ama onların ahiretleri perperişandır, o yüzden gerçek manada sufi, şöhretten uzak durmaya gayret eder,
o şöhretten uzak durmaya gayret ettiği halde, Allah onu tezgahına, vitrinine koyduysa, onda yapılacak bir şey yoktur, o hala da kendisini şöhretten sakındırmak için uğraşır, o hala da şöhrete düşmemek için, öyle kendisini şöhretli kılanlardan da uzak durur, Rabbim şöhret hastalığından cümlemizi muhafaza eylesin, çünkü şöhret hastalığı gizli şirke götürür insanı, ki gizli şirktir, bakın o her şeyi şöhret için yapar, ahir zamanda öyle insanlar olacak ki, Kur'an okuyacaklar, ama onların Kur'anları boğazlarından aşağı geçmeyecek,
onlar çünkü dinlerini istismar edenlerdir, dini şöhret aracı yapanlardır, Kur'an'ı şöhret aracı yapanlardır, Kur'an'ı geçim aracı yapanlardır, onlar öyle güzel Kur'an-ı Kerim okurlar ki, gözleri, kalpleri verilecek olan zarftadır, gözleri, kalpleri Kur'an okumadan alacak oldukları ücrettedir, onlar ne yazık ki cehennemde odundurlar, ahir zamanda öyle alimler gelecek ki, o alimler ne kadar şöhretli desinler, ne kadar meşhur desinler diye alimlik yaparlar, ilimleri de ondandır, ilimleri amel etmek için değil, insanların başına şöhret padişahı olmak içindir ki,
onlar cehennemin en icra köşesinde, en altında cezalandırılacaklar, ve onlar ne yazık ki iman üzerine gitmeyeceklerdir. Evet, öyleleri vardır, siyaseten şöhret olmuşlardır. Siyaseten şöhret olanlar, sırf o siyasi şöhretlerini devam ettirmek için, Kur'an ve sünnetten taviz verirler, Kur'an ve sünneti hiçe sayarlar, Kur'an ve sünnete sırtını dönerler, ama onların siyaseten şöhretleri devam eder, ve insanları kurtuluşa değil, onlar insanları cehenneme çağırırlar, cehenneme sevk ederler, bununla da alakalı hadis-i şerif vardır,
onlara tabi olan o topluluklar, ne yazık ki, onlarla beraber cehennemde soluklanırlar. Devlet tebaasından şöhret olanlar vardır. Bunlar şöhretlerine şöhret katarlar, zulümlerine zulüm katarlar. Zulm ettikçe devlette şöhretleri artar, zulm ettikçe zalimlerin yanında makamları artar. Bunlar da mahşerde, rezil oldukları gibi, cehennemin en ücra köşelerine giderler. Evet, şöhret şirktir. Şöhret şirktir. Ve bu şöhrete düşenler, şöhrete düşenler, sufilerin içerisinde şeyh efendiler, sufilerin içerisinde zakirler, nakibler, nükabbalar, dervişler böyle bir şöhrete düşer. Sen biliyor musun ben nerenin zakiriyim? Sen biliyor musun ben kimim?
Sen biliyor musun ben nasıl bir şeyhim? Sen biliyor musun ben nasıl bir mürşidim? Sen biliyor musun, sanki Uludağ'ın küçük eteklerine, sen yarattın küçük eteklerini. Sen şeyh değil, veli değil, mürşid değil, şirk ehlisin. Gerçek bir mürşid olsaydın, gerçek bir veli olsaydın, gerçek bir evliya, sufi, derviş olsaydın, şöhretten uzak dururdun. İkincisi alimlere sözüm. İlminiz de amel etmiyorsanız, okuduklarınız da, öğrendikleriniz de, fetva vermiyorsanız, okuduklarınız da, öğrendikleriniz de, ilminiz de, ilminiz de, küfre küfür fetvasını, imana iman fetvasını, Kur'an ve sünnet tarihinde, harama haram fetvasını, helala helam fetvasını veremiyorsanız, Kur'an'ın ayetlerini, Hz. Muhammed'in Mustafa'nın hadisi şeriflerini, eğip büküyorsanız, iktidarlara yalakalık yapmak için, zenginlere yalakalık yapmak için, güç sahiplerine yalakalık yapmak için, ilminizi kullandırıyorsanız,
ilminizi beş paralık ediyorsanız, vallahi de billahi de, böyle namazdan eve, evden namaza giden Müslüman, sizden hayırlı, hayırlı ve siz Cehennem'in en ucra köşesindesiniz. Üçüncü sınıf insanlar, siyasetçiler, evet, siz siyasetinizi, Kur'an'a ve sünnete hizmet için yapmıyorsanız, siyasetinizi halk ve vatandaşın faydasına yapmıyorsanız, siz siyasetinizi şöhrete, mala, mevkiye, makama, zengin olmaya, siz siyasetinizi, kendi heva ve heveslerinizi yerine getirmeye, siz siyasetinizi, kendinize ve etrafınızı zengin etmeye,
makam sahibi, mal sahibi etmeye, kullandırıyorsanız, şöhretinizi, vallahi de cehennemliksiniz, billahi de cehennemliksiniz. Dördüncü şöhret elli, makam sahiplerine. Eğer siz bürokraside bir makam sahibi olduysanız, eğer belediyelerde, devlet dairesinde bir makam sahibi olduysanız, siz bu şöhretinizi, bu makam sahibinizi, rüşvete, bu makam sahibliğinizi, haram yemeye, bu makam sahiplerinizi, fakir fukaraya ezmeye, bu makam sahiplerinizi, insanların işlerini görmek için değil, zorlamaya kullanıyorsanız, bu makam sahiplerini siz,
değişik güç odaklarına, yalakalık ve yaltaklık yapmaya kullanıyorsanız, vallahi cehennemliksiniz, billahi cehennemliksiniz. Ben, Kur'an ve sünneti seni anlatmaya çalışıyorum. heva hevesine uymuş olan, ehli dünya benim işim değil. Onlar zaten, paralarını, bacaklarını göstermekten, göğüslerini göstermekten, ne kadar çok çıplak olursak, oradan kazanıyorlar.
Bunlar benim mevzum değil zaten. Onlar zaten, kendilerince şeytaniyete, nefsaniyete, deccaliyete, bağlanmışlar, gidiyorlar. Bir hadis-i şerif, birkaç hadis-i şerif, bu geceyi sonlandırılar. Bir adam, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerine gelerek, Ey Allah'ın Resulü, hem sevap, hem de şöhret için, savaşa katılan kimseye ne vardır diye sordu.
Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem cevap olarak, hiçbir şey yoktur dedi. Adam, meseleyi üç sefer sordu. Üç seferinde de, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir şey yoktur diye cevap verdi. Sonra, Allah, amelden ancak halis olanı, hedefi Allah'ın rızası olan ameli kabul eder, buyurdular. Demek ki, hedefin Allah'ın rızası olacak. Hedefin Allah'ın rızası değil ise, şan, şöhret, cebini doldurma, hedefin Allah'ın rızası değil de, nefsin, heva hevesi ise, sana hiçbir şey yok. Allah muhafaza eylesin. İmam Ahmet, bu az önceki Nehsai'dendi. İmam Ahmet, nakletmiş.
Sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu, küçük şirk olan riyadır. Allah, kıyamet günü, insanlara amellerinin mükafatını verdiği vakit, gösteriş yapanlara, dünyada kime gösteriş için amel ettiniz ise, gidin onlara bakın, onların katında alacağınız bir mükafat bulur musunuz buyurdu. Teberhani'den, riyanın en küçüğü şirktir. Allah katında kulların en sevimlisi, takva sahibi cömert ve amellerini gizli yapanlardır. Tekrar söylüyorum, riyanın en küçüğü şirktir. Allah katında kulların en sevimlisi, kulların en sevimlisi, takva sahibi, cömert ve amellerini gizli yapanlardır. Yani amellerini, taayetlerini, dünyalık şaibelerden koruyor.
Onlar ki, bakın bunları tarif ediyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Onlar ki, ortadan kayboldukları vakit, gözler onları aramaz. Ortaya çıktıkları vakit, göze batıp bilinmezler. İşte karanlıkların aydınlığı ve hidayetin imamları bunlar. Bu hadis-i şerif beni böyle derinden etkiler.
Ben bu hadis-i şerifi kendi içimden çok okumak istemem. Sebebi şu, bu hadis-i şerifte tarif edilen bir mümin olmak isterdim. Bu hadis-i şerifte tarif edilen bir Müslüman olmak isterdim. Takva sahibi, cömert ve amellerini gizli yapan, ortadan kaybolduğunda hiç kimsenin fark etmeyeceği bir kimse.
Ve onlar ortaya çıktığı zaman da göze batmayan, göze batmayan, her kimsenin ayağa kalkmadığı, temanna etmediği, elini öpmek için, sarmaşmak için uğraşmadığı, vasat bir insan gibi, bir köşeye oturup Allah'ı zikreden bir kimse. Ne yazık ki benim hayatım için mümkün değil.
Ve Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin metine mazhar olmak. Hiç kimse seni tanımayacak, bilmeyecek. Ve sen bir zikir halakasına gideceksin, oturacaksın, kimse sana demeyecek, Ahmet Efendi, Mehmet Efendi gel buraya. Senin yerin öne halakalı, senin yerin şurası veya hiç kimse seni tanımayacak. Bir topluluğa gireceksin, oturacaksın oraya. Amelini de gizli yapacaksın. Gece kime yardım edilecekse yardım edeceksin. Gösterişten uzak duracaksın. Gece diri olacaksın, gündüz ölü. Ve hiç kimseler senin halini bilmeyecek. Sen hiç kimseyi içini açmayacaksın.
Hiç kimseye hiçbir şey söylemeyeceksin. Hiç kimseye hiçbir şey aktarmayacaksın. Varlığını da Allah bilecek, yokluğunu da Allah bilecek. Varlığınla yokluğun insanlar arasında bilinmeyecek. Bu melametin zirvesi, asıl melamet ehli olanlar bunlardır. Evet, şöhret perdesine Allah'ın sürdüğü kimseler de melamet perdesinde midir? Evet. Onlar da melametin zirvesinde yaşarlar mı? Evet. Ama ona öyle takdir etmiş, onu şehret perdesine sürmüş, öbürkün de şöhret perdesine sürmemiş, onu da bir gizli velisi, evliyası yapmış.
Evet, muhakkak herkese duyurduğu velisi, evliyası öbürkünden kıymetlidir ama şöhret perdesine sürülen kişinin işi öbürkünden zordur. İşi öbürkünden daha zordur. Daha zordur, daha zordur. Rabbim cümlemizi şöhret hastalığı düşenlerden eylemesin. Böyle bir hastalığa düşenimiz varsa Cenab-ı Hak onu maddi manevi tedavi eylesin. Rabbim bizleri bu hastalıklardan uzak eylesin. Sürç-i lisan ettiysem affola. Geceniz mübarek olsun. Pazartesi zannediyorum 3 ayların başlangıcı Recep'in biri mi oluyor Pazartesi? Pazartesi değil mi? Pazartesi Recep'in biri. Şimdiden 3 aylarınız mübarek olsun. Rabbim Recep'e, Şaban'a, Ramazan'a hepimizi ulaştırsın.
Hoc.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi