mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1525.Beyit) 14.01.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Ocak 2023 · 1:16:42

Ünzübillâhümüneşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftâni zikrfâlemennâhû, Lâinâh, Ehe, Resûlullah cemiyen, Enbiye-ülmürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Rabbim cümlemizi, hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed-i Kur'an ve sünnet-i seneye yapışanlardan eylesin.
Amin. Rabbim cümlemizi, affettiği kulların zümresine ilhak eylesin. Amin. Katından merhamet ettiği, ikram ettiği, lütfettiği kullarından eylesin. Amin. Selâmünaleyküm. Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Amin. Geciktiğimiz için hakkınızı helal edin. Allah razı olsun inşâAllah. Evet, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. Bin beş yüz yirmi beşinci beytten inşâAllah devam ediyoruz. Allah'a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Tabi bundan önce hani sözün faydası yoksa söyleme. Varsa itirazı bırakıp şükretmeye çalış. Yani sözün bir kimseye sözün faydalı olacaksa, o seni dinleyecekse, ona bir fayda söz konusu olacaksa ona konuş, ona söyle, ona anlat.
Ama yok, ona bir faydanın dokunacağını düşünmüyorsan, sözünün ona tesirli olacağını düşünmüyorsan, bir şey konuşmana gerek yok. Sen otur, Allah'a şükret, Allah'a hamd et. Oradan devam ediyoruz. Allah'a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Allah'a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Bu ne demek? O zaman herkes Allah'a borçlu. Hani Cenab-ı Hak ayeti kerimede hepiniz tabiri caizse fakirsiniz. Allah kanıdır, zengindir diyor. O zaman herkes Allah'ın zenginliğinin önünde boyun bükmek zorunda, borçlu. Tabi şükür bahsi dinin içerisinde ayrı bir bahis olarak alınmalı. Çünkü Cenab-ı Hak o kadar çok şükretmekle alakalı, Kur'an-ı Kerim'in de üzerinde durmuş ki, yetmiş kusur yerde Allah'a şükretmekle alakalı ayetler var.
O zaman Cenab-ı Hak şüküre o kadar çok ehemmiyet vermiş. Öyle ehemmiyet vermiş ki, peygamberlerine dair bu konuda Allah'a şükretmeleri için onlara dair tavsiyelerde bulunmuş. Ve Rabbim insanlara vermiş olduğu nimetlerin karşılığı olarak şükretmelerini, hamd etmelerini, kendisini zikretmelerini istemiş. Lokman suresi ayet 20 Allah'ın göklerde ve yerde bulunan her şeyi hizmetinize verdiğini ve sizlere açık ve gizli bol bol nimetler bahşettiğini görmez misiniz?
O zaman iki türlü nimet var. Bir açıktan nimetlendirmiş, iki bir de ne? Gizli olarak nimetlendirmiş. O zaman iki şükür hale çıktı. Bir açıktan nimetlere var, bir de gizli nimetlere şükür var. Bunu alın bir kenara koyun. Bir açıktan nimetler var, bir de gizli nimetler var. Gizli nimet ne? Bütün herkes onu görmüyor. O seninle alakalı bizatihi. O zaman herkesin görmediği şey ahşikar değil. Ya da birliği şeylere ahşikar. Ve yine Bakara 152'de Öyleyse yalnız beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bu ayeti kerime çok önemli. Bu zikre karşı gelenleri durduran ayetlerden birisi. Öyleyse yalnız beni zikredin.
Yani zikredilecekse sadece Allah zikredilir. Ben de sizi zikredeyim. Demek ki siz Allah'ı zikrederseniz Allah da sizi zikredecek. Zikrin hemen arkasından bana şükredin. Sakın nankörlük etmeyin. Zikrin arkasından şükür ayeti var. Bana şükredin. Demek ki zikir, şükür ve nankörlük etmeme ardı ardına sıralandı. Allah'ı zikret, Allah'a şükret ve nankörlük etme.
Bu üst üste sıraladı. Ve yine Bakara 152, Bakara'da normalde Ali İmran'da değişik surelerde hep Cenab-ı Hak'a şükürle alakalı ayetleri bulmanız mümkün. Ve mesela Cenab-ı Hak enteresan bir şekilde Allah'a karşı gelmemenin de bir şükür olduğunu söylüyor. Allah'a karşı gelmemek.
Ali İmran 123, and olsun siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir'de yardım etmişti. O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Hani Bedir'de çok azdı Müslümanlar. Cenab-ı Hak Bedir'de Müslümanlara bir zafer bahşetti. Diyor ki o zaman Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Yani bir kimse Allah'ın emirlerinin dışına çıkmazsa ne olmuş oldu? Şükretmiş oldu. Demek ki karşı gelmemek dahi bir şükür. Yine hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez. Ölüm belli bir sureye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse kendisini ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız. O zaman salih amel de ne oldu?
Şükre götürecek amellerden birisi oldu. Yani siz normalde dünya menfaatini istemez de ahiret menfaatini isterseniz o zaman şükredenleri mükafatlandıracağız. Cenab-ı Hak o şükreden insanlar da ne yapıyor? Mükafatlandırıyor. Bu da ayrı bir şükür vesilesi. O zaman biz iyi ameller, salih ameller işleyeceğiz ki Cenab-ı Hak bizi şükretmiş gibi sayacak. Yani salih ameller işlemeyen insanlar o zaman şükretmediler. Şükretmediyse karşılığı ne? Nankörlük yaptılar. O zaman normalde mesela bir kimse Cenab-ı Hak'a karşı geldi. Cenab-ı Hak'a karşı gelince o da şükretmemiş oldu. Bakın yani şükretmemek sadece elhamdülillah dememek değil. Yani bir kimse farzları terk etti o da şükretmemiş oldu.
Bir kimse haramları aleni açıktan işledi. Allah'ın hukukunu kanununa saygılı olmadı. O da şükretmedi. Demek ki şükürle alakalı yelpaze öyle dar bir yelpaze değil. Ve yine şükür insanı cehennem azabından koruyor. Şükür. Nisa 147 Eğer şükreder, iman ederseniz Allah size niye azap etsin ki? Allah şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir. Eğer şükredersen ve iman edersen Allah sana neden azap etsin ki? Allah sana şükrünün karşılığını verecek. Bakın iman etmeyi ve şükretmeyi cehennem azabından kurtuluş olarak Cenab-ı Hak gösterdi. Allah'a şükretmek bu kadar önemli.
Ve yine şükretmek, müşriklerle müminlerin arasını ayırt eden önemli ibadetlerden birisi. Şükretmek. Müminle müşriğin yolunu ayırdı. Müminle müşriğin arasına bir ayraç koydu. Böylece insanların bazısını bazısıyla denedik ki, Allah aramızdan şu adamları mı iman nimetine layık gördü desinler. Allah şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? Demek ki Cenab-ı Hak bir kısmını bir kısmını deniyor ve senin beğenmediğin bir kimse iman ehli oluyor. Ve iman nimetine layık görüyor Cenab-ı Hak onu. Ve bu öylece Cenab-ı Hak şükreden kullarını daha iyi biliyor. Öbürküsü normalde o iman nimetine nail değil. Müminle münafı ne yaptı?
Ayırt etti. Tabii bir de ayrıca bu yiyecekler, içeceklerle alakalı. Bu şükür meselesi çok geniş. Bu kadar geniş almaya gece yetmeyecek. O yüzden kısa kısa aldım. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıklarını temiz ve helal olanlarından yiyin. Eğer yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız ona şükredin. Demek ki iman edenlere Cenab-ı Hak temiz ve helal olanları müsaade etmiş.
Temiz olması yeterli değil, helal olacak. Helal olması da yeterli değil, temiz olacak. Bugün dünya üzerindeki sıkıntılardan birisi bu. Helal gıda meselesi. Bakın gıdalar temiz olabilir, helal mı değil mi? Sakın öyle o helal sertifikasını yeterli görmeyin. Çünkü bu mesele öyle bir noktaya gitti ki artık dünya üzerindeki savaşların bir kısmı gıda üzerinden oluyor. Gıda bir savaş aracı oldu. Aslında bundan yüzyıllar önce de gıda savaş aracıydı. Şimdi yüzyıllar sonra yine savaş aracı olarak önümüze çıktı. Yüzyıllar önce kıtlık, düzgün beslenememe, insanların yeryüzünde değişik göçlerine sebep olmuştu. Yine şimdi artık bu gıda terörüyle alakalı yine insanlığın bu konuda en büyük handikaplarından birisi.
O zaman Cenab-ı Hak bize vermiş olduğu rızıkların temizini ve helalini tercih edeceğiz. Ama ve lakin Allah'a kulluk ediyorsanız ona şükredin. Bakın Allah'a kulluk etmeyi de Cenab-ı Hak şükre bağladı. Eğer Allah'a kulluk ediyorsan o zaman ona şükret. Eğer ona şükretmiyorsan o zaman Allah'a kulluk etmedin. Yine Nahl Suresi 114 Öyleyse Allah'ın size rızık olarak verdiğini, pardon İbrahim Suresi Ayet 7 Andolsun eğer şükrederseniz elbette size nimetimi arttırırım.
Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çedindir. Burada da Cenab-ı Hak şükredenlere nimetlerini arttıracağını söylüyor. Eğer şükrederseniz nimetlerimi arttırırım. Yok, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir. O zaman hani sohbetin başında Cenab-ı Hak maddi manevi, görünen, görünmeyen rızıkları ikiye ayırmıştık. Görünenler bir de görünmeyenler. O zaman hem görünene hem görünmeyene bir kimse şükrünü arttıracak ki Cenab-ı Hak da ona nimetini arttırsın. Şimdi çok şükrettiler, çok şükredenler maddi olarak, görünen olarak rızıkları arttı. O zaman manevi nimetin artışına, manevi nimetin artması ne? Manevi nimet ne?
Manevi nimet bu herkes için değişebilir. En önemlisi Allah sevgisidir. Bu manevi nimet, normalde Allah sevgisi tabi bu nimetin zirvesidir. Bu normalde Allah'ın bu nimetine nail olan o kullar, devamlı Cenab-ı Hakk'ın manevi lütuflarına, ikramlarına, ihsanlarına mazhar olduğundan, onlar her daim Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu bu manevi nimetlere hamd edecekler, şükredecekler.
Allah da onların o manevi nimetlerini arttıracak. Ve bu normalde nimetler öylesine artacak ki, dünya perdesiyle alakalı herhangi bir şey kalmayacak. O kimse manevi olarak yürüyecek. Bu manevi nimetler genelde kalbi şükürle mümkündür. Şimdi bir dil ile şükür vardır. Dil ile şükür o kimsenin Allah'a hamd etmesidir. Elhamdülillahi Rabbil Alemin demesi. Bu dil ile şükürdür. Fiili şükür vardır. Namaz kılmak gibi, oruç tutmak gibi. Fiili şükür vardır. Bir insanın davranış biçimleri, fiiliyatıyla alakalıdır. Bu da nedir? Şükrün fiili olanıdır. Şükrün kalbi olanı vardır ki, bu Allah sevgisiyle alakalıdır, bağlantılıdır.
O kimse Allah'ı sevdikçe sevmeye çalışır. Sevdikçe sevmeye çalışır. Ve kalibi varidatları, kalibi meratibleri artmaya başlar ki, bu manevi şükrün göstergesidir. Ve o manevi nimetlerin artmasıdır. Nasıl günü gününe müsavi olan zarardadır hadis-i şerifi, manevi yolda da öyledir. Bir kimsenin kalbi şükretmesi, kalbi şükretmesi, kalbi Allah'a hamd etmesi, onun manevi olarak yolunun açık olduğunu, manevi olarak yol yürüdüğünü, kalbi varidatlarının devam ettiğini gösterir ki, bu görünmeyen, gizli, manevi, Cenab-ı Hakk'ın rızkıdır. Ve Allah'ın manevi, gizli olarak vermiş olduğu bir lütuftur. O yüzden hani ayet-i kerimede, bunlar mı Allah'a iman etmiş, küçük görüyor ya, yani buna mı Cenab-ı Hak bahşetmiş, küçük görüyor ya, ve ondaki o manevi rızık, ondaki manevi tecelliyat, ondaki manevi görünmeyen lütuf, ikram, ihsan,
o kimsenin kalbi şükrüdür. Kalbi şükre erenler, kalbi şükre erenler, kendilerinin başlarına ne gelirse gelsin, o her halükarda Allah'a hamd ederler. Kalbi şükre erenler, o yüzden her halükarda hamdlerini arttırmaya çalışırlar ki, Cenab-ı Hak da onlara nimetlerini arttırsın. Çünkü ayet-i kerimede kim nimetlerime, kim şükrünü arttırırsa, kim hamdini arttırırsa, Allah da ona olan manevi rızkını, manevi tecelliyatlarını arttıracak. O yüzden o kimsenin normalde en önemli şükrü, kalbi olarak yaptığıdır. Yine Tirmizi'de bir hadis-i şerife bağlayayım.
Şükür, gönlünün nimeti veren Allah-u Teala'ya tam bağlı olmasıdır. Tirmizi'den geçen hadis-i şerif. O zaman o gönlün senin, o nimeti veren Allah'a tam bağlı olursa, o zaman şükrün edası verilmiş olur. O yüzden mesela işte peygamberlerine, Davut'a, Musa'ya, Cenab-ı Hak şükretmeleriyle alakalı birçok kutsi hadisler ve hadis-i şerifler vardır. Allah muhafaza eylesin. Hem İmam Malik'ten hem İmam Tirmizi'den Allah'a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez. Burası çok önemli. Allah'a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez. Birisi bir sana faydalı bir şey yapmış, ona teşekkür et. Ona teşekkür etmiyorsan, o zaman sen Allah'a da şükretmiyorsun demektir.
İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmez. İnsanlara da teşekkür etmeyen Allah'a şükretmemiş oldu. O yüzden bakın denklem enteresan. Hep bunun biz son kısmını söylüyoruz. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmez. Allah'a da teşekkür etmemiş olur diyoruz. Ama bunun başlangıcı ne? Allah'a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez. Bunun başlangıcı bu. O zaman önce o kimse Allah'a teşekkür edecek ki insanlara teşekkür kapısı açılsın. İnsanlara teşekkür kapısının açılabilmesi için o kimse Allah'a şükredecek.
Allah'a şükretmeyince insanlara da teşekkür etmiyor. Allah'a şükretmeyince insanlara da teşekkür etmiyor. Nankörlerden oluyor. Vefasızlardan oluyor. Hem insanlara hem Allah'a. Arkasını eliyor. İnsanlara teşekkür etmeyen de Allah'a şükretmez. Rabbim bizler onlardan eylemesin. Kavga etmek, suratını ekşitmek şükür değildir. Şükretmek surat ekşitmeden ibaretse sirke gibi şükreden hiç kimse yok. Sirke ciğere gitmek için yol arıyorsa ona şekerle karış da sirken cebün ol der. Şimdi kavga etmek, kavga etmek, suratını ekşitmek yani başına gelen hadiselerden dolayı kavga etmek. Başına gelen herhangi bir meseleden, sıkıntıdan, dertten, gamdan yüzünü ekşitmek.
Ondan hoşnut olmamak. Eğer sen şükrettiğini göstermek istiyorsan başına gelen hastalıkmış, dertmiş, gammış, kasavetmiş, sıkıntıymış buna karşı yüzünü ekşitme. Allah'tan gelen her ne var ise tebessümle karşıla ve Allah'a hamd et, Allah'a şükret, Allah'ı zikret. Hiçbir zaman başına gelen hadiselerden dolayı Cenab-ı Hakk'a şikayette bulunma. Hiçbir zaman isyana doğru yürüme. Ve başına gelenlerden dolayı yüzünü ekşitme. Bu zor bir hal ama Hazreti Pir öyle bir yerden dem vuruyor ki herkesi evliya yapmaya çalışıyor. Diyor ki hepinizde evliya olun. Başınıza gelen şeylerden dolayı yüzünüzü ekşitmeyin. Bu anneden imtihan, babadan imtihan, eşinden imtihan, çocuğundan imtihan, malından imtihan, sağlığından, canından imtihan.
Bunların hepsi de başınıza gelecek. Bir şey başınıza geldiğinde, bir sıkıntı sizi bulduğunda, yüzünüzü ekşitmeyin. Kalkıp da surat ekşitirseniz, hoşnutsuzluk belirtesi. O zaman Allah'a şükretmedin. Allah muhafaza eylesin. Ve diyor ki, eğer diyor, şükretmek, surat ekşitmekten ibaretse, sirke gibi şükreden hiç kimse yok. Yani, o zaman sirkeyi en fazla şükreden göreceğiz. Demek ki suratımızı ekşitmek yok. Demek ki bizim suratımızı düşürmek yok. Kendi kendimize kalkıp da, vay başımıza şunlar geldi deyip, saçımızı başımızı yolmak yok. Sirke, cihere gitmek için yol arıyorsa, ona şekerle karış da, sirken cebin ol de. Yani sizin başınıza bir sıkıntı geldiğinde, bir problem geldiğinde, sen ona şükret, sen ona hamd et, sen Allah'ı zikret, Allah'a yaslan, o sana gelen dert, gam, kasvet, her ne geldiyse, o tatlılaşsın.
Bakın, o tatlılaşsın. Devam ediyor ya, şekerle karış da, hani ciğere doğru yol al. Demek ki sen onunla, ona, sana gelene hamd etmezsen, sana gelene şükretmezsen, şikayet edersen, sana geleni, sen yüzünü ekşitirsen, o zaman Allah'a şikayette bulundun. Her halükarda, ona hamd etmedin. Oysa, evliyalık kapısı, her halükarda hamd etmekten, her haline şükretmekten geçiyor. başına gelenlerle mücadele etmek, ayrı bir şey, ama ondan şikayet edip, yüzünü ekşitmek, ayrı bir şey. Sufilik, Allah'a dost olma yoludur. Hz. Pir, Allah'a dost olma yolunu anlatıyor bize.
Bakın, iyi dinleyin. Başınıza gelen bir şeyden, bir müsibetten, bir sıkıntıdan, bir dertten, bir gamdan, bir kasavetten, yüzünüzü ekşitmeyin. O halin geçmesi için, Allah'a yalvarın, hamd edin, şükredin, zikredin, ama ondan şikayet etmeyin. Onunla alakalı, yüzünüzü ekşitmeyin. Allah'a küsmeyin. Allah'a sırtınızı dönmeyin. Bir tarafınızda, bir sivilce çıktı diye, ver yansın etmeyin. Bırakın, o sivilceyle mücadele edin, ama kalkıp da Allah'a isyan etmeyin. Allah'a sırtınızı dönmeyin. Allah'ı unutmayın. Allah'ı unutursanız, o da sizi unutur. Allah'a sırtınızı dönmeyin. Başınıza ne geldiyse geldi. Eğer sen Allah'a sırtını dönersen, Allah da sana sırtını döner.
Tövbe et, hamd et, Allah'ı zikret, yoluna devam et. Hayat devam ediyor. Herkesin başına bir şeyler gelecek. Başına bir şey gelmeyen, hiç kimse kalmayacak. Yok öyle bir şey. Zenginimiş, fakirimiş, makam sahibimiş, değilmiş, şeyhmiş, dervişmiş, dinlemez hiç kimse hiçbir şeyi. Senin başına gelecek olan gelir. Sen, kamiller kamili olsan, baş köşeye otursan da gelir. Sen, sufiliği en derin yaşasan da, senin başına gelir. O yüzden, senin başına dertsiz, gamsız, bir zaman geçecek zannetme. Hani, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ağır hasta, ateşler içinde kıvranıyor.
Başından aşağı sular döküyorlar, kendine geliyor, namazım diyor. Namazım. Tekrar bayılıyor. Bir daha sular döküyorlar, başından aşağı, kendine geliyor, namazım diyor. Namazını gevşetenler, buraya iyi dinleyin. Namazsız evliya olmaz. Namazsız sufilik olmaz. Namazsız müminlik olmaz. Olmaz. Namazsız uçmaya çalışanlar, hayal dünyasında yüzüyorsunuz. Namazsız Allah'a vuslat olduğunu iddia edenler, hayal dünyasında yaşıyorsunuz. Bir kimsenin namazı yoksa, evliyalıktan payı yoktur.
Namazı yoksa, sufilikten payı yoktur. Namazı yoksa, onun seyri sülükten payı yoktur. O kimsenin namazı yoksa, asla ve asla, manevi olarak yol gidenlerden değildir. O bir Müslümanın namazı yoksa, o nankörlerdendir. Direk. Endirek değil. Namazı olmayan bir Müslüman, nankörlerdendir. Bak, tekrar tekrar söylüyorum. Ne olursan ol, kim olursan ol, namazını terk etme. Nerede olursan ol, hangi halde olursan ol, namazını kıl. Allah muhafaza eylesin. İşte eğer ki o kimse, başına gelen sıkıntılardan, başına gelen gam, kasavetlerden şikayet ediyorsa, sıkıntı büyük. Hz. Peygamber, o halinde dahi, başına gelen o sıkıntıda, o başına gelen o hastalıkta, kendine geldiğinde namazım diyordu.
Her kendine geldiğinde namazım diyordu. Ve sahabe dayanamadı. Dedi ki, ey Muhammed, ya Resulallah, hani sana da mı böyle eziyet, sana da mı böyle sıkıntı? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, son nefesine kadar din tebliğ ediyor, nasihat ediyor. Bu hadisi kutsi, diyor ki, bela ve musibetin çoğu, peygamberlere. Dikkat edin burayı. Bela ve musibetin çoğu, peygamberlere. Ondan sonra Allah'ın veli kullarına. Ondan sonra Allah'ın veli kullarının etrafındaki insanlara. Demek ki, sen Hz. Muhammed'in Mustafa'nın peşinden gidiyorsan, sana bela, musibet, sıkıntı gelecek.
Sen bir velinin etrafında duruyorsan, sana bir bela, musibet, sıkıntı gelecek. Sana bir kıvılcım sıçıracak. Sıçramaması, gayri kabil bir şey. Hem ben veli kulunun yanında duracağım, hem bana hiçbir şey sıçramayacak. Öyle bir şey yok. Öyle üç kuruşa beş köfte yok. Orada beş köfte yiyeceksen, on beş kuruş ödeyeceksin. Beş köfteye beş kuruş değil. O velinin etrafında duracaksan, beş köfteye on beş kuruş ödeyeceksin. Beş köfteye üç kuruş yok. Yok öyle bir şey. Hem Şeyh Efendi'nin yanında duracaksın, hem bir de üç kuruş, beş köfteye üç kuruş ödeyeceksin. Yok öyle bir şey. Daha fazla ödeyeceksin sen. Yanındasan daha fazla ödeyeceksin. Ya da uzak duracaksın. Uzaktan sevmek, açların en güzeli.
Demiş ya aldatmak için. Ben Şeyh Efendi'nin zamanına alakalı söylüyorum. Ben o zaman için de zakirlere, nakiplere, nügabalara diyordum. Uzaktan sevmek, açların en güzeli. Yanı başında dur bakalım bir. Bir onunla seyahat et. Bir yol yürü bakalım onunla. Bir beraber ol. Bir tuvalete bir dakika geç kal da göreyim ben seni. Kendi kendine avare avare, orada dururken sen gazoz alacağım diye uğraş da bir göreyim seni. Bir yanında gevşek davran da göreyim seni. Allah muhafaza eylesin. O yüzden demek ki her halükarda biz elhamdülillah diyeceğiz. Hz. Pir bize evliyalık yolunu anlatıyor çünkü. Mesnevi kendisine tabi olanları evliyalık yolunu anlatır.
Dinin özünü anlatır. Mesnevi okuyup dinleyecek olanlar, sufilik yolundan gidecekler. Mesnevi bir hikaye gibi okuyamazsınız. Mümkün değil bu. Mesnevi tam bir evliyalık yolunu anlatan bir kitaptır. Bu tarakta bezo olmayan okumayacak da dinlemeyecek de. Çok rahat, çok basit söylüyorum. Allah bizi affetsin. Manayı şiire sıkıştırmaya çalışmak, hapsolmakla müsavi, ondan gayri bir şey değil. Şiirde mana sapan gibi istenen yere gitmesine imkan yok. Manayı şiire sıkıştırmak. Yani siz bir rüya gördünüz, manevi, mübeşşirattan bir rüya gördünüz.
O mübeşşirattan bir rüyada değişik haller tecelli etti. Onu siz şiire sıkıştıramazsınız. Kelama sıkıştıramazsınız. Bilhassa şiire sıkıştırmaya çalışmak, manayı katletmektir. Çünkü siz o zaman için şiir yazacak olanlar kafiyeye dikkat edecekler, vezine dikkat edecekler. Aman şu harf şuraya denk düşmedi, aman bu harf buraya denk düşmedi diyecekler. O yüzden manayı şiire, yazıya, kaleme dökmek kadar zor bir şey yoktur. Mananın özgürlüğünü katleder, harflere hapsedersiniz. O yüzden ama rüyada görünen manevi haller, ama zikrullahta görülen manevi haller, kelama dökülürken eksilir. Hele bir de böyle şiirsel yazacağım, aman böyle bir şiirsel olarak ben buraya bunu not düşeyim dersen, o daha da zor olur.
O yüzden hiçbir mana kelimeye gelmez, çok zor gelir. Hz. Piri de bunu söylüyor. Diyor ki mana şiire gelmez. Eğer şiire gelirse, mana sapan gibi olur diyor. İstenen yere gitmesine imkan yoktur. Sapanı bilir misiniz? Bilmeyenler elini kaldırırsan. Evet. Sapan malum uzak mahalle bir taş atacaksanız, Filistin direnişinin meşhur simgelerinden birisidir ya, sapan taşı. O normalde Filistinliler malum böyle bir sapan yaparlar, içine taşı koyarlar, İsrail'in bombasına, mermilerine, tankına, tüfeğine, sapan taşlarıyla karşılık verirler.
Tabii Filistinlilerin o sapan taşı, ta Davut'a gider. O zaman sapan taşını en iyi isabet ettiren kimdir? Davut Aleyhisselam'dır. Tabii Davut Aleyhisselam, onlar on üç erkek kardeşler. En küçükleri Davut. On iki kardeş, on ikisi de Talut'un yanına giderler savaşmak için. Callut ordusunu toplar, Talut'un üzerine doğru gelir. On üç kardeşin, on ikisi, Callut'a karşı savaşmak için yürürler, savaşa katılırlar. Davut Aleyhisselam'da dağda odun koyunlarının davarlarını gidiyor. Dağda koyunlarının davarlarını giderken ona da onu bırakmışlar.
Demişler ki, sen koyunlara bak, davarlara bak, hayvanlara bak. Biz Callut'la savaşmaya gidiyoruz. Davut Aleyhisselam henüz daha genç. O da orada en küçükleri. O da normalde orada hayvanlarını giderken, dağın başında. Davut'i bir ses. Ey Davut, burada ne arıyorsun? Senin yerin burası değil. Sen Callut'u öldüreceksin diyor. O ilahi, vahyi ve kelamı duyan Davut, bir de arkasından bir ses daha. Hayvanlarına Allah yeter. Yani bu hayvanlarını düşünme. Onları koruyacak, muhafaza edecek olan da Allah.
Sen bu hitaba, bu emre tabi ol. Hemen Davut orada hayvanları bırakıyor. Hemen yola koyulmaya yüz tutuyor. Yola koyulmaya yüz tutunca bir taş dile geliyor. Ey Davut, beni al. Callut'u benimle öldür. Davut, vahye, emre tabi. Hayvanlarını bırak dedi, bıraktı. Callut'u öldüreceksin dedi, yola çıktı. Taş dile geldi yolda. Beni al dedi. Bu sefer Davut Aleyhisselam taşı aldı. Heyvesine koydu. Yürürken tekrar bir taş daha seslendi ona. Dedi ki, ey Davut beni al.
Callut'u benimle vur. Davut ikinci taşı da aldı. Biraz daha yürüdü. Bir müddet daha yürüdükten sonra bir taş daha dile geldi. Ey Davut, beni al. Dedi ki, Callut'u benimle vur. Üçüncü taşı da aldı. Bazı rivayetler var. Üç taşın Davut'un heybesinde birleştiğine dair. Ben öyle bir şey görmediğimden dolayı öyle bir şey söylemiyorum. Davut yürüdü. Heybesinde üç tane taş var. Ve üçü de dedi ki, Davut'a benimle Callut'u vuracaksın. Ben bu üç taş'a değişik manalar veririm. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin.
Taş taştır. Davut bu üç taşı aldı. Ben Callut'a da ayrı mana veririm. Callut, Callut'tur. Ben Callut'a ayrı mana verdiğim gibi taşlara da ayrı mana veririm. Müteş abi, yürüdü. Biz şimdi meselenin normal tarafına bakalım. Yürüdü, savaş meydanını buldu. Kardeşleri dedi ki, Davut dön geri. Senin silahın yok, minferin yok, elinde mızrağın yok, okun yok, yayın yok, kılıcın yok. Callut da bugünkü savaş makinesi gibi bir makine. Callut, iki metrenin üzerinde, yaklaşık iki otuzluk bir kimse. İki metrenin üstünde ama.
Üzerindeki zırhlar, demirden, tuştan zırhlar var. Kılıcın geçmesi mümkün değil, okun girmesi de mümkün değil. Ne ok girer, ne kılıç girer. O günün savaş makinesi, zırhlarının da giydiğinde ikinin üzerinde boy var, devasa bir insan azmını gibi bir şey çıkıyor ortaya. devasa bir insan azmanı. Ve kimse Callut'un karşısına çıkmaya cesaret edemiyor. Ve iki ordu karşı karşıya gelince Callut meydan okuyor. Diyor ki içinizde benimle savaşacak olan var mı? E Tallut dönüyor geriye ordusuna bakıyor.
Herhangi birisi ben çıkarım diyen yok. Davut çıkıyor ortaya. Diyor ki onunla ben savaşırım. Tallut bakıyor ona. Diyor ki gençsin ben senin ölmeni istemem. Bakın mağlubiyeti kabul etmiş. Ben senin ölmeni istemem. Sen geri dön diyor. O da diyor ki hayır Callut'u ben öldüreceğim diyor. Callut'u ben öldüreceğim deyince Tallut'un kalbinde bir ürperti oluyor. Kalbinde bir değişiklik oluyor. Davut'un sesi Tallut'u etkiliyor. Tallut'u etkileyince bu sefer Tallut Davut'a müsaade diyor. Hadi çık o zaman diyor. En enteresanı şu. Davut meydana çıkınca Callut'un karşısına Callut kibirleniyor.
Diyor ki yürü git tabiri caizse bayındır diliyle söyleyeyim. Yürü git diyor. Seni öldürmek istemiyorum. Git diyor. annenin babanın yanına git. Ama Davut bu konuda cesaretli Allah'tan aldığı manevi ilham ile vahiy ile diyor ki seni öldürecek olan benim. Sen hazır mısın? Diyor. O da diyor ki ben hazırım. Sen ölmeye hazır mısın? Hazırım diyor. Tabi Tallut Callut büyük bir dehşet ve vahşetle savaş meydanında Davut'un üzerine yürümeye başlayınca Davut elinde sapanı ve tabiri caizse heybesinde taşları heybesinden taşların her birine besmele çekerekten sapanının içine koyuyor. Üç taşı birden koyuyor.
Çünkü karşısında devasa bir savaş makinesi var. Tek taşla onu normalde indirmek mümkün değil. Ama üç taşın üçü de dedi ki Callut'u benimle öldüreceksin. Callut'u benimle öldüreceksin. Ve Hazreti Davut o taşları kendi sapanının içerisine koyup sallayıp sallayıp bıraktığı zaman sapanı o taş üç taş gülle gibi Callut'un tam alnına tam alnına bizim tabiri caizse anlı göbene yani bayındır dili bu Callut'un anlı göbene üç taş birden vurunca Callut upuzun yüzü koyun düştüğü görülüyor.
Yüzü koyun düşünce hareket edemiyor. Ve Davut o hareket edemeyince gidiyor o savaş makinesinin o zırhlarının üzerine çıkıyor. Callut'un kılıcıyla Callut'un kafasını kesiyor. Callut'un kılıcıyla kesiyor. Ve Davut o zaman Tallut'un komutanı oluyor orada. Ve Tallut'un askerleri Callut'un askerlerini yerle bir ediyor. Şimdi dünya üzerinde isabetli tek sapan taşı atan vardır ki o da Davut'tur. O yüzden hiçbir sapan taşı hiçbir zaman tam olarak isabet etmez. Hazreti Pir bunu alıyor getiriyor burada mevzu ediyor.
Diyor ki şiirin içindeki mana sapan taşı gibidir. Nasıl sapan taşı hedefine ve merkezine gitmesi en zor bir şey ise mana da kelimelere döküldüğünde mana cümlelere döküldüğünde kolay kolay hedefe ulaşamaz diyor. O yüzden mana kelimeye dökülürken eksilir. Ya da o kimse hiç süsleme sanatına girmeden ne gördüyse onu söyler ne duyduysa onu anlatır ne gördüyse manevi olarak onu anlatır kurtulur. Onda kelime süsü arayanlar sufilerde süs bu manada aramasınlar.
Allah bizi onlardan eylesin. Allah ile oturmak dileyen tasavvuf ehliyle otursun sözünün manası. Konu başlığı. Elçi bu bir iki kadehle kendinden geçti. Hatırında ne elçilik kaldığı ne getirdiği haber. Hazreti Ömer Radillâhu An Hazretleri öyle mana dilinden ve mana perdelerinde dolaşarak elçiye dinin hakikatini özüne anlattı. O Rum elçisi Rum Kayseri o hakikati dinleyince o hakikat deryasından birkaç damla içince kendinden geçti.
Manevi sarhoş oldu. Ve ne elçiliği aklına geldi ne de söyleyici söz aklına geldi. Tabiri caizse hayret makamına geçti. Hayret makamına geçince artık onun asıl niçin geldiğini görevinin ne olduğunu o kendince unuttu. Allah kudretine hayran olup kaldı. Makam erişip sultan oldu. emirel müminin Hazreti Ömer Hazretleri ona Fatiha suresinde inam ettiğin ihsan ettiğin o peygamberlerle beraber olma o yolu anlatınca ona o hidayet yolunu anlatınca onu ona o mana yolunu anlatınca ona mana yolunu gösterince Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını kudretini kuvvetini ona beyan edip anlatınca Allah ona hidayet etti.
Hidayet ona tecelli edince o hayretten hayrete daldı. O mana perdelerinde dolaşmaya balışladı. Nefsinin köleliğinden kurtuldu sultan oldu. Bir kimse bir mürşidi kamile intisap eder ona itaat ederse nefsinin köleliğinden kurtulur. Nefsinin köleliğinden kurtulan da sultan olur. Nefsinin köleliğinden kurtulamayan ne yazık ki ne yazık ki Allah muhafaza eylesin o necaset deryalarında dolaşır ki necis olur çıkar. sel denize kavuştu deniz oldu. Tane ekinliğe vardı ekin oldu.
Sel denize kavuştu deniz oldu. O elçinin elçide bir hidayet nuru vardı. O hidayet nurunun üzeri küfür perdesiyle perdelenmişti. Cenab-ı Hak ona hidayet edince Hz. Ömer Efendimiz'in sözleriyle Hz. Ömer Efendimiz'in vesilesiyle onun o hidayet nurunun üzerindeki perdeler kalktı ve o elçi akıllı bir kimseydi zeki bir kimseydi.
Hz. Ömer Efendimiz'in manası aklı zekiliyle birleşince sel oldu. Sel olunca ne oldu? manevi deryaya doğru yol almaya başladı. Bir mürid adayı üstadının manasına ulaşınca o katreydi bir tabiri caizse ırmağa ulaştı. O ırmağa ulaşınca onun deryaya ulaşması artık an meselesi oldu. Ve deryaya doğru yol oldu. tane bir tane guğday tanesi ekti o ekince ne oldu? Ekin oldu. O bir sürü başaklar verdi bir sürü buğday tanesi oldu. Veyahut da bir tohum bir taneydi tohumu ekti kocaman ağaç oldu birçok meyve verdi.
İşte sufilik de böyledir. Bir kimse gider bir üstada mürid olur bir kişidir. Ama o ekin tarlasına ekildi. O iyi bir sufi ise ne yaptı? Birçok ona bakaraktan insanlar sufi oldular. Ekmek Adem Atan'ın vücuduna karıştı. Ölüken dirildi. Haberdar oldu. Yani bir insan yedi içti. Yedi içtikleri ölüydü. Vücuda girdi. Canlı oldu. Dirildi. Vücuda kuvvet oldu. Vücuda kuvvet oldu. Vücuda kan oldu. Vücuda hücre oldu. Ve yeniden vücudu çalıştırır hale geldi. İşte ne oldu? O vücuda karışınca artık o aslında ölüydü.
Düşünebiliyor musunuz? Ekmek buğday halinde un oldu. Un olduktan sonra hamur oldu. Hamur olduktan sonra pişti. Tabiri caizse öldü aslında. Hiçbir canlılık kalmadı. Ama o ekmeği yedi insanoğlu. O ekmek ona ne oldu? Can verdi, kudret verdi, kuvvet verdi. Mum ve odun ateşe can verip yanınca nursuz vücutları nur oldu. Mum ve odun nursuz olan varlıklar. İşte gaflet ehli de öyledir. Cahiller de öyledir. Onlar odun gibidirler. Onlar ne zaman ki manadan nasip olmayanlar aşk ateşiyle yandı, nurlandı. Aşk ateşiyle karşılaştı, nurlandı. Heva ve hevesinden kurtuldu, nefsin desterlerinden kurtuldu, nurlandı.
Allah bizi o nurlanlardan eylesin inşallah. O yüzden hidayet nuru bir kimseye sarır sarmalarsa o ne olur? Nurlanır. Etrafına ışık vermeye başlar. Sürme taşı dövülüp gözlere çekilince iyi görmeye sebep oldu. Gözcü kesildi. Malum sürme taşı sürerler ya genelde kadınlar da erkekler de sürmelenmek sünnettir deyip yerli yersiz herkes sürmelenmeye başladı.
Sünnet deyip o sünnetin nerede nasıl icra edileceğini kimse bakmadı. Kimse dinlemedi. Hele bu zamanda bakıyoruz o sarıklı cübbeli gözler sürmeli arkadaşlarla. Erkeklerde de bayanlarda da sürmeli. Aslında bayanlar sürme çekmiyor. Kalem çekiyorlar. O da ayrı bir mesele. Sürme hadis hadis herhalde hazreti peygamber diyor ki ismitten olandır. İsmit taşı olan sürme evladır. Hadis herhalde diyor ki o gözü cilalar tüyü bitirir. Yani kirpikleri uzattırır. Şimdi yine hadis herhalde ismit ile gözlerinize sürme çekin. Çünkü o gözü kuvvetlendirir. Kirpikleri çoğaltıp uzatır. Tirmizî o zaman normalde göze sürme çekmek sünnet.
Bu birinci derecede erkeklere bu söyledim. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yatmazdan önce gözlerine sürme çekerdi. Tekrar bunu söylüyorum. Tekrar altını çiziyorum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yatmazdan önce gözlerine sürme çekerdi. öyle güpegündüz Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gözlerine sürme çekip güpegündüz asrabın arasında dolaşmadı hiç. Ve sürme sağlık sebebi ile göze çekilir. Sağlık sebebi ile. Gözlerinizde bir rahatsızlık varsa yaparsınız. Olmasa da sünnet sağlık sebebi ile yatmazdan önce gözlere sürme çekilir.
Şimdi diyeceksiniz ki ya erkekler için süslenmek evet erkekler için de erkeklerin süs ve ziynet için gözlerine sürme çekip ortalıkta dolaşmaları caiz değil. Herkes zannediyor ki sadece kadınlara caiz değil. Erkeklere de caiz değil. Kadınlar kime sürmelenebilir? Evlerinde sürmelenirler, eşlerine sürmelenirler. bir kadının eşine karşı sürmelenmesi sünnettir, caizdir. Yatmazdan önce sürmelensin yatsın. Sürme yalnız bakın. Şimdiki kalem değil. Şimdiki kadınlar kalem çekiyorlar. Genç kızlar kalem çekiyorlar. Sürme caiz o da ne zaman ya evinde ya da yatarken. Evinde genç kızlar evlerinizde süslenebilirsiniz.
evli kadınlar evlerinizde süslenebilirsiniz. Ama ne yazık ki şöyle bir sıkıntı var. Kadınlar dışarı çıkarken süsleniyorlar. Evlerinde eşlerine süsleneceklerine, evlerinde eşlerine karşı güzel, iyi, düzgün kıyafetler giyeceklerine, evlerinde eşlerine karşı tertemiz, en güzel, en iyi kıyafetleri giyeceklerine öyle değil.
Evde alta bir tane gri eşofman Cem Yılmaz diyor ya, Cem Yılmaz mıydı? Neydi o? Öyle. Ne o? Bizim hallerimiz var. Bize dokunmayın. Altında gri eşofman blue tevimi ne izliyor? Bize dokunmayın. Öbür tarafta kadın ağır bas indiriyor. Bizimkiler eşofmanı çekiyor, bana dokunmayın. kadınlar eşofmanları çekiyorlar evde. Böyle eşofman da düzgün olsa. Soruyorum, bir kadına sordum yıllar önce. Sabah saat sekiz buçuk kadın aramış beni. Daha gözüm açılmamış benim. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Ben hoca değilim. Adım Mustafa buyur. Hemen direkt konuya giriyorlar. Eşim beni aldatıyor. Allah Allah telefonunuzu sizin dervişlerden birisi verdi.
İyi. Seni tanımam, eşini tanımam. Allah'ım dedim sabah sekiz buçuk. Ama nasıl yangın böyle kadın? Dedim dur bir saniye. Ben soracağım sen cevap vereceksin dedim. Tamam, tamam. Peki. Eşin işe kaçta gidiyor dedim ben. İşte sekiz, sekiz buçukta gidiyor dedi. Kaçta kalkıyorsun sen dedim. İşte on bir gibi dedi. dedim. Eşini giderken uğurluyor musun sen onu dedim. Yok, hayır öyle bir şeyimiz yok dedi. İyi, kaçta geliyor adam işe dedim. İşte altı, altı buçuk gibi dedi. Sen ne yapıyorsun o harap dedim. Ya yemek yapıyorum, ya mutfakta oluyorum dedi. İşte soru, cevap ben şunu soruyorum, bunu soruyorum, bunu soruyorum.
Dedim normal seni aldatması. Benden böyle bir şey beklemiyor. Kaldı. Dedim adam kaçta işe gidiyor? Sekiz buçukta. Sen dedim altı buçukta kalkacaksın. Bir güzel duşunu alacaksın dedim. Sabahlıklarını giyeceksin, kahvaltıyı hazırlayacaksın. Adama diyeceksin ki aşkım kalk. Buyur kahvaltını yap. Kaldı telefonda. Dedim böyle yapıyor musun? Hayır dedi. Dedim sabah sıcak börek yediriyor musun adama? Hayır. sıcak bir kahvaltı hazırlıyor musun? Hayır. Ulan o adama kim sıcak bir börek yapsa sabahleyin gel börek yaptım dese koşa koşa gider adam. Sıcak börek hayatında yememiş adam. Sabah fırından çıkmış taptaze mis gibi çıtır çıtır ya üzeri susonlu ya da çörek otlu.
İsmail'in bile canı çekti şimdi. E kadın telefonda. Dedim akşam geldi adam. Bütün gün müşterisinden uğraş. Toptancısından uğraş. Çalışanından uğraş. Çalışan dahi trip atıyor şimdi patrona. Patron susuyor. Ulan göndersem yerine eleman bulamam diyor. İşçi patron olmuş. Patron işçi olmuş. Devirler değişmiş. Şimdi var mı işverenlerden çalışanın yanındaki elemana bir şey diyebilen? Yok. Telefon kullanma diyor. kadın ertesinin işi bırakıyor. Bir de enteresan televizyon gibi o telefonu da arka cebinde taşıyor. Kadına erkeği.
Hepsi de çok affedersiniz kıçının üstünde televizyon taşıyor herkes. Ne anlıyorlarsa demek ki mabat oradan seyrediyor televizyonu. Devam ediyor. Televizyon gibi telefon arkada. Al çantana koy bir yere koy. Veya televizyon gibi o telefonu almak zorunda mısın? Alacak ama. E şimdi ona zaten telefonu bırak desen işi bırakıyor. Adam bütün gün ama işçıma işveren hiç önemli değil. İşveren ise işi daha zor. Maliyesi var, sigortası var, stopajı var, mal geldi gelmedi, gitti gitmedi, döndü dönmedi, yandı keten elva. El ama rahat atıyor bacak bacak bacak üstüne. Saat kaç oldu ya? Ya dört buçuk oldu, beşe çeyrek var.
Hadi arkadaşlar ya gidelim ya. Patron selamun aleyküm, aleyküm selam. Ya burada daha bir iki bir iş var ama biz bunları yarın halledeceğiz, biz gidiyoruz. Ne desin adam? Gidin diyecek. Veyahut da hiç haber vermeden patron o zaten. Kaçta bitiyor mesai? Altı daha. Aha beş buçukta yok adam. Beşte yok. Şimdi adam bütün gün bunlarla uğraşıyor, akşam geliyor eve. Kendince diyor ki evde bir huzur bulayım, rahat bulayım. Ulan nereye huzur bulacak, rahat bulacak adam. Daha kapıyı normalde zil çal Allah, bas Allah, bas, kapıyı açan yok. Sonra mecbur kapıyı açıyor. Adam kendi anahtarıyla giriyor içeri. Hoş geldin diyen yok, nereden geldin diyen yok, nereye gittin diyen yok. Bir arkadaş anlattı.
Bugün de söyledim. kadın mutfaktan bakmış, hani geç geldin, tabağa vurmuş, tak, masanın üzerine sen nasıl geç geldin diye. Adama dedim, sen ne yaptın? Ben bir şey yapmadım dedi. Sen de alıp tencereyi vuraydın dedim. Nasıl yandı? E basmaya dedim ya. O tabağa vurmuş, sen de tencereyi vuracaksın dedim. Yoksa dedim, yarın öbür gün tencereyi kafana yiyeceksin oğlum dedim. İş dedim artacak. E şimdi dedim, adam geldi, müşterinin kahrını çekti. Toptancının kahrını çekti. Çalışan elemanın kahrını çekti. Birisi geldi, yani biz emekli maliye memurlarıyız demiyor. Biz maliye diyor, dergiyi atıyor sana.
Sen maliye sözünü duyunca zaten lanet olsun diyorsun, kaç para istiyorsun? O hemen diyor, yıllık ücreti şu kadar. Anında veriyorsun, bir daha görmek istemiyorsun onu çünkü. Bir de onunla uğraş, bir laf sigortacılar dolaşıyor. Ulan hepsi de sigortalı olsan dahi diken üstündesin. Bize diyorlar ki sigortalılar dolaşıyor, ulan diyorum ya, kaç kişi var içeride, 12 kişi. Ulan hepsi sigortalı bunların, neden diken diken olduğun, korku içimize sinmiş bizi. Adam öyle geldi eve, öyle ya, değil mi? Esnaflar şimdi diyor ki, biz anlatıyor. geldi adam eve, geldi ya, işte ne yapsın? Döndü, dolaştı, geldi. Geldi, geldi, pişman oldu. Kadın soruyor, ne pişireyim sana?
Allah Allah, ulan akşam yedi olmuş, ne demek, ne pişireyim sana? Veya laf şu, karnın aç mı, tok mu? Allah Allah. Veya sorma, bugün ne oldu? ne oldu? Senin bu aldığın ocak zaten sağı solu belli değil, yemeği yaktı ocak. Ulan bu ocak ne hınzır bir ocak. Ben aldım ya, duruyor duruyor, nereden ne yapayım da yemeği yakayım da uğraşıyor. Kadının suçu yok yani. Ya tencerede kabahat, ya yemekte kabahat. Ve yemek yok. Hadi şimdi rahat. Ne diyordu geçen gün İzmit'te kadınlar dedi, getirden getirtiriz dedi. İzmit'teki bayan sohbetinde böyle mevzu oraya geldi, bayanın birisi dayanamadı. Getirden getirttiriyoruz hocam dedi.
Ulan bir de getir çıktı şimdi başımıza. Yani kadın evde yemek de yapmıyor, telefon açıyor, getir getiriyor zaten. Yemek de geldi. Ulan çamaşırı bulaşık makinesi yıkıyor, çamaşır makinesi bulaşığı bulaşık makinesi yıkıyor. Ortalığı süpüren akıllı süpürgeler çıktı şimdi. Onlar süpürüyor. Eee bizim Gürcan öyle diyor. Ben dışarıda ütületiyorum daha ucuz efendim dedi. Nasıl lan dedim ben. Eee dedi ben evde unutursam gömleği tanesini hanım on liradan ütülüyor dedi. Bir öğrendim ki dışarıda üç liraymış dedi. Ulan aldanıyormuşum ben dedi. Dışarı göndermeye başladım dedi. Hanım dedi ki bana dedi. Ya ben ne güne hani ben burada ne güzel ütülüyorum. Demişti dışarıda daha ucuz. Onu da şeyden öğrendik.
Gürcan'dan öğrendik. Eee çamaşır makinesi yıkacak bulaşık makinesi yıkacak süpürge süpürecek ütü dışarıdan yemek de getirden. Bu adam geldi ya bir saygıyı hak etmedi mi ya evde? Yok. Kadına tabi böyle anlatmadım. Sen şunu yapıyor mu? Dedim kadına diyorum ki sen mesela diyorum yemeklerini hazırladın mutfağa topladın bir güzelce duşunu aldın öyle ya kızartma kokmayacaksın. Balık kokmayacaksın. Mesela ne yemek yaptıysan adam yemek kokusunu mu koklasın? Bir güzel dedim duşunu alacaksın banyonu yapacaksın saçlarını taracaksın süsleneceksin giyin yem bir de. Sen kapıyı açacaksın hoş geldin gözümün nuru başımın tacı kalbimin en ince köşesi dedin adama bizim Türk erkekleri bundan muaf böyle bir şey duymadınız görmediniz bilmiyorsunuz bunu unutun bu bir hayal dünyası bu sakın eve gidip de böyle bir şey bekleme hatasına düşmeyin böyle bir şey yok benimki hayal işte ben bu hayali kadına anlatıyorum
diyorum böyle yaptın mı hiç yemin ediyorum suskun bir vaziyette duruyor telefon elde böyle suratını da astı konuşmuyor ekşitli yüzünü hiç istediği noktadan gelmedi çünkü soru dedim bu fasıl bitti böyle yapmadın yemeği yediniz adam kenara çekildi ona dedim bir kahve işte soda içer misin kahve içer misin yanında küçük bir tatlı bak ben bunu ellerimle yaptım evde yapılan bir şekerpare kalbura bastığı örneğin ya hiçbir şey bilmiyorsan al elmayı rendele içine tarçın koy ceviz koy biraz da tahin bal üzerinde serpiştir yum onu
şeye ne o bir kağıtla ne kağıt o beyazlı olan yağlı kağıt değil öbürkü ne alkışlıyorum bütün erkekleri hepsi de biliyor folyo kağıdı aferin size ben de biliyorum hiç sıkıntı yok ben de biliyorum folyo kağıdı aferin evet folyonun içerisine koy kafasını da yum at fırına oldu tatlı tatlı oldu kadına diyorum bir tatlıyla bir kahve hak etmiyor mu adam duruyor kadın bundan da geçtim dedim adama bir çay yapıyor musun hani adam geçti koltuğun üzerine yorgun adam ya ya bir çayı da mahka etmedi ne yapıyorsun gene ses yok kadına dedim ki
valla da billa da aldattı sehlal hoş olsun o adama dedim ben de siz bize bana bir dua söyler o şunu bekliyor adam aldatıyor ya ben ona bir esma vereceğim bir dua vereceğim onu okucak adamı mum gibi edecek orada yani ne yaparsa yapsın o adama adam onu terk etmeyecek onu aldatmayacak böyle bir dünya yok böyle bir dinde yok alışmışlar şimdi bazen yazıyorlar bana dışarıdan da hocam adam beni aldatıyor ne okuyayım yani adam beni aldatıyor ben ne yapayım nerede hata yaptım nerede yanlış yaptım diyen yok ne okuyayım ona bir şey
söyleyeceksin ona bir şey söyleyince ondan sonra adam aldatmaktan vazgeçecek daha ilerisi var hocam eşim beni aldatıyor ne okuyabilirsiniz bismillahirrahmanirrahim ben okuyuvereceğim ona bir de bunlar var hocam okur musunuz Allah Allah yani aldatılan sensin ben neden okuyayım ya öyle değil ben okuyacağım onu Allah muhafaza eylesin evet kadınlar eşlerine süslenebilirler onunla eşlerine karşı sürme çekebilirler veya sıhhatla alakalı yatarken kendilerini sürmeleyebilirler gözlerine yani kendilerini sürmeleyebilirler deyince
komple topyekün kendisine sürme çekmesin Allah muhafaza eylesin işte bir mürşide kamile intisap eden bir kimsenin de önceden mana gözü kör idi mana gözü açık değil idi ve üstad ona sürme çekti ne yaptı ona manevi hallerden bahsetti ona mana dünyasından bahsetti onun hidayetine sebep oldu vesile oldu onun Kur'an ve sünnet tarihisinde nasihatleriyle sohbetleriyle o ölüyü ne yaptı Allah'ın izniyle diriltti ve onun nazarı onun sohbeti göze sürme gibi oldu gözü keskinleşti manevi olarak Hz. Pir'in deyimiyle
gözcü oldu Hz. Pir'in deyimiyle gözcü oldu işte bir mürşide kamile intisap edip onun manevi öğretisini alan bir kimsenin görmeyen gözü keskinleşti görür oldu az görüyorsa da daha da keskinleşti gözcü oldu Allah bizi o gafletten uyanananlardan eylesin bizi gaflet uykusuna dalanlardan eylemesin bizleri Kur'an ve sünnet yolunda düp düzgün bir şekilde yürüyüp koşanlardan eylesin inşallah haklarınızı helal edin bizden yanı da helal olsun geceniz hayır olsun inşallah bir soru var ona bakacağım inşallah önümüzdeki hafta
1535'ten devam edeceğiz ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş diriye ulaşmıştır yazık o diriye ki ölüyle oturmuş ölmüş hayatını kaybetmiştir bir soru var buradan cevaplanabilenecek bir soru değil o yüzden bu kardeş bu arkadaş bana özelden danışabilir eğer numaramı biliyorsa
ona inşallah özelden fırsatım olursa cevabını vermeye çalışırım hakkınızı helal edin bizden yanı da helal olsun el fatih amin amin geceniz hayır olsun Allah razı olsun hakkınızı helal edin inşallah bu sesi açar mısın ömreyle alakalı görüşmeler devam ediyor bir otel ismi ve en son gittiğimiz şirketin bana attığını sayfaya attım henüz daha net bir karar veremedik gidip gitmemeye veyahut da gidersek
ondan sonra nasıl gideceğimizi inşallah netleşince kardeşleri arkadaşları bilgilendireceğiz çünkü bazen soruyorlar işte ne olacak ne gidecek ne zaman gidilecek ne zaman gelinecek diye netleşmediği için bir cevap veremiyoruz netleştiğinde inşallah bütün kardeşlere bu konuda Allah izin verirse şey yapacağız bilgilendireceğiz inşallah bunu kapatamadık o yüzden tekrar açmak zorunda kaldık bunu tekrar söylüyorum ömreyle alakalı
henüz daha hiçbir şeyi netleştiremedik en son gittiğimiz firma bize bir kendi sayfasından bir şey yaptı gelip görüşebiliriz dedi ondan sonra bu konuda da biz netleşmediğimizden onlar da netleşmediğinden dolayı böyle duruyor bu konuda bir netlik söz konusu olursa bütün kardeşlerle bunu inşallah paylaşacağız hayırlı geceler

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi