mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1507.Beyit) 31.12.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Ocak 2023 · 56:27

Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikrfâlemennâhû, La ilâhû, Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyyâyi ve murserîn, ve elhamdülillâhi rabbil âlemîn. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Amin. Cenab-ı Hak hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad edenlerden eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Amin. İnşallah bugün kaldığımız yerden devam edeceğiz. Tabi sohbete başlarken yanlış anlayan olur, doğru anlayan olur. Ama bugün dert edilen Ülke Ocakları eski başkanı Sinan Ateş, Allah makamını yüce eylesin.
Amin. O burada tekke açıkken fırsat buldukça gelir ziyaret ederdi. Buradaki tekkeyi, arkadaşları, kardeşleri. O yüzden böyle bir gönül boğu vardı bizimle. Cenab-ı Hakk inşallah onun da makamını âli eylesin. Artık kimin ayağına, kimin kuyruğuna bastıysa böyle bir operasyona maruz kaldı. Demek ki onun da şühada şerbeti içme yazılmış alnına.
O da şühada şerbetini kana kana içti. Cenab-ı Hakk makamını âli eylesin, yüce eylesin. Amin. Tüm vatan için, millet için, Kur'an için, sünnet için canını seve seve veren bütün şehitlerin Cenab-ı Hakk makamlarını âli eylesin. Amin. 1506'yı okumuştuk. Oradan devam edeceğiz inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse.
Ey nur isteyen, can ziyası parladı, lazım, mülzem, nafi, muktazi kalmadı bir gören kişinin. Ey nur isteyen, yani ey aklını ilahlaştıran, aklına delil, ispat isteyen, cebir ve ihtiyar meselesine akıl erdiremeyen, artık aklın dedikodularını, aklın kendince gelgitlerini, onun bu konudaki aslı astarı olmayan düşüncelerini bırak.
Onlara hacet kalmadı, onlara gerek kalmadı. Neden? Can ziyası parladı. Yani artık can ziyası dediği can güneşi, artık onun kalbine ilham gelmeye başladı. Artık onun kalbindeki nur harekete geçti. Kalbindeki o nur, o kalbi veredi, zikrullah nuru veyahut da ilham nuru veya feraset nuru, bu perdede o harekete geçti. O harekete geçince artık aklın deliline ihtiyaç kalmadı.
Artık aklın dedikodularına ihtiyaç kalmadı. Artık aklın kendince akıl yürütmelerine ihtiyaç kalmadı. Çünkü o nur onda tecelli edince, o hakkın sıfatlarından başka, Allah'ın sıfatlarından başka, kainatta işleyen, kainatta tecelli eden başka bir şey olmadığını idrak etti. Her tecelliyat, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının tecelliyatı.
O her sıfatın tecelliyatını o kimse artık kalbi yakınlikle görünce, aklın o konudaki fikir yürütmelerine ihtiyaç kalmadı. Nuru doğmuş parlamaktayken, sopa gibi bir delilden vazgeçeceği meydandadır. Senin artık kalbine doğru ilham gelince, senin delile ihtiyacın kalmaz. Senin kalp gözün açılınca, manevi gözün açılınca, hani bunu böyle tırnak içerisinde söyleyeyim, küçümsemek için söylemiyorum. Hani derler ya, körün elinde bir değnek diye, o görmeyen kimsenin değnek onun dayanağıdır. Değnek onun gören gözü olmuştur. Ne yapar?
Değnekle vurur ya böyle. Neden vurur? Önünde bir boşluk var mı? Önünde bir tehlike var mı? Önünde herhangi bir yürüyüş yolunda bir engel var mı diye, değnek onun tabiri caizse gören gözüdür. Bir kör değneksiz yürüyebilir mi? Yürüyemez. Ama o körün manevi gönlü, manevi gözü açılınca, artık onun değneğe ihtiyacı yoktur. Siz öyle bir amayla karşılaşırsanız, o neyin nerede olduğunu görür. Neyin nereye konacağını da görür. O der ki, işte pirinci şuraya koy. O der ki, fasulyeyi şuraya koy. O der ki, sağ tarafta şurada bir kavanoz var, o kavanoza şunu koy. O der ki, şunu şuraya al götür bırak. Onun çünkü manevi gözü açılmış.
Hani Rabiyat-ül Adeviye Hazretleri'nin evine bir hırsız giriyor. Karanlık, içerisi göz gözü görmüyor. O hırsız girince, Rabiyat-ül Adeviye Hazretleri işaret parmağını kaldırıyor. Diyor ki, filanca yerde ekmek var. İhtiyacın varsa onu al. İşaret parmağından bir ışık çıkıyor. Bir nur çıkıyor. Hırsız, oradaki ekmeği görüyor. Diyor ki, şurada pirinç var, şurada şeker var. İşaret parmağıyla. Onlarla işaret parmağından çıkan nur ile hırsıza yol gösteriyor. İhtiyaçlarını buradan gör. Hırsız bunu görünce, tövbe ediyor. Geliyor, elini öpüyor, yalvarıyor kendisine. İşte senin mana gözün açılınca aklın deliline ihtiyacın kalmaz.
Sen mana tarafına geçince artık aklın delili sende iş görmez. Sen kalp yoluyla yürümeye başlarsın. Kalp gözüyle görmeye başlarsın. Hani Cenab-ı Hak hadisi kudsi de dedi ya, hani ben kulumu seversem onun gören gözü olurum dedi. Hadisi kudsi uzun. Bu kadarını söylesem yeterli herhalde. Ne dedi? Gören gözü olurum. O benimle görür. İşte senin kalp gözün açılınca veyahut da veyahut da nur senin gönlüne doğdu da parlamaya başladıysa merak etme. Senin gideceğin yolu aydınlatır o nur. O yüzden senin sopa gibi bir delile, sopa gibi bir dayanağına, yani sopa bildiğiniz sopa, aklı yok, fikri yok.
Ona ihtiyacın kalmaz. Allah'ım yiye etsin inşallah. Yine hikayeye geldik. Zaten ne zaman hikayeden ayrıldık ki? Hazreti Pir burada yine hikayeye geldik. Hikayeden ne zaman ayrıldık ki derken, bütün her şeyin Cenab-ı Hak'ın lütfi ilahisiyle, ikramıyla, sıfatlarının tecelliyatıyla olduğunu, hikayeden gelmenin, gitmenin, ayrılmanın, yeniden başlamanın, onun tecelliyatıyla olduğunu bize beyan ediyor. Allah-u Alem. Ve hüve mâküm, eyne mâküntüm, ayetinin tefsiri. Yani, nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Hadis Suresi, ayet 4. Ayet-i Kerime'nin başlangıcı şöyle. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden odur. O yere gireni ve çıkanı, gökten ineni ve göğe çıkanı bilir.
Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. Burada bir şeye böyle altını çizmek istiyorum. Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. bu böyle sizinle beraberdir sözünü iyi kenara yazın. Sizinle beraberdir. Evet. Tabii, bu, Cenab-ı Hakk'ın ilminin, bütün varlığı ihata ettiği gibi, sardığı gibi, bütün insanları da sarmıştır. ve insanlar nerede olurlarsa olsunlar, Allah'ın gözetiminden, Allah'ın sıfatlarının, onu kuşatmasından kurtulamayacağına delildir.
ve nereye giderse gitsin, hangi halde olursa olsun, hangi durumda olursa olsun, gecede, gündüzde, soğukta, sıcakta, kışta, küçükte, büyükte, her şey, Allah'ın sıfatları, onu çepeçevre sarmış, sarmalamış, çepeçevre, onu kuşatmıştır. Bir şeyin, Allah'ın kuşatmasından kurtulması mümkün değildir.
Her ne ise bu. Varlık, Allah'ın kuşatması altındadır. Allah'ın bütün sıfatlarının, tecelliyatı altındadır. Ve, hadis-i şeritede Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, hazreti buyuruyor ki, kişinin, imanının en üstün derecesi, nerede olursa, Allah'ın, kendisiyle beraber olduğunu bilmesidir. Teberan'ı ve Ebu'l-Nuaym bunu nakletmiş. Demek ki, nerede olursan ol, hangi hal üzerinde olursan ol, Allah, her daim, seninle beraber. Bakın, tekrar söylüyorum. Seninle beraber. Çünkü, bundan sonra gelecek olan beytler, bunun üzerine kurulu. Ve, Rabbim inşallah, bizleri bu idrakta eylesin.
Cehil bahsine gelirsek, o Allah'ın zindanıdır. İlim bahsine gelirsek, onun bağı ve sayvanıdır. Cehil, yani cehalet, Allah'ın zindanı. İlim ise, onun bağı bostanı. İkisi de Allah'ın. cehalet zindanı da Allah'ın. İlim bağı bostanı da Allah'ın. Ve Allah, hem cehalet zindanını yaratan, hem de ilim bağını, bostanını yaratan.
ve, ve, ama, ilimi, bağı bostan olarak nitelendirdi, Hz. Piyer. Cehaleti de, zindan olarak nitelendirdi. Çünkü, ayet-i kerimede, mücadele süresi, ayet 11, Allah, sizden inananları, ve kendilerine ilim verilenleri, derecelerle yükseltir. Demek ki, herkes eşit değil, herkes aynı değil. İlim verilenlerin, dereceleri yüksek. Cehalet ise, zindanda. Ama cehalet de, bu manada, Allah'ın yaratmasında, ilim de Allah'ın yaratmasında. Ve ilim verilenleri, demek ki, ilmi de Allah verdi.
Neden ona verdi? Sorgulayamazsın, başka bir ayet-i kerimede, Allah yaptıklarından, sorunlu değildir der. Uyursak, onun sarhoşlarıyız. Uyanık olursak, onun hikayesinden bahsetmekteyiz. Uyumayı da, uyanıklığı da yaratan Allah. Uyursak, onun sarhoşlarıyız. Burada, uykunun üzerine, çok mana yükleyebiliriz. Ağır uyku, hafif uyku, yakaza hali, Bedir'deki uyku, hani Bedir'de de, Cenab-ı Hak, Müslümanlara böyle bir, hafif bir uyku veriyor. Bedir'de, Müslümanlara hafif bir uyku veriyor. Ayetle sabit bu çünkü. Ya bildiğiniz, uyuyor Müslümanlar. Yani, karşıda düşman var, karşıda düşman varken, Cenab-ı Hak kendisi diyor, ayet-i kerimede, onlara hafif bir uyku verdik biz diyor.
Hafif bir uyku. Ağır uyku var, ayet-i kerimede. Ashab-ı keyfin uykusu var, ayet-i kerimede. Uyursak onun sarhoşuyuz. O zaman, hangi sarhoşluk, buradaki? Yani, biz bunu böyle anlarsak, uyursak onun sarhoşlarıyız, dediğimizde, yani, ben bunu manevi sarhoşluk olarak nitelendiriyorum. Hani var ya, insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Böyle bir uyku değil. Bu uyku, Hazreti Pir'in bahsettiği uyku. Veyahut da, onlar sarhoşlukların içerisinde, bocalayıp duruyorlardı diye, Hazreti Peygamber'e söylüyor, Lut Aleyhisselam'ın, Peygamber olarak o gönderildiği, kavimle alakalı. Cenab-ı Hak o kavimle alakalı, Hazreti Peygamber'e, Kur'an-ı Kerim'de hitap ederken, diyor ki, onlar sarhoşlukları içerisinde, bocalayıp duruyorlardı.
Yani onlar, öylesine, kötülükler, öylesine, yanlışlıkların içerisine girdiler. O kötülüklerin, o yanlışlıkların, o şehvetin, sarhoşu oldular. Bakın, o şehvet sarhoşu oldular. Yani bunu normalde, Lut Aleyhisselam'ın, Peygamber olarak gönderildiği, o kavim, tabiri caizse, şehvet sarhoşu oldu. Şimdi bazen, zaman zaman, dünya insanlığının, ve Müslümanların da, o şehvet sarhoşluğu altında, olduğunu düşünüyorum. Yani, o bir, dünya sevgisi de, insana sarhoşluk verir. Haram, cinsel dürtüler, insanlara sarhoşluk verir. Haramın, hepsi de, insana sarhoşluk verir.
Muhakkak ki, hani, ayeti kerimede, insanları sarhoş eden, her neyse, hepsi de haram kılınmış. O zaman, sarhoş eden, dünya sevgisi de, insanı sarhoş eder, o da haram kılınır. Sufilerce, dünya sevgisi haramdır. Sufilerce, haram kadın sevgisi, haram kadın. Uygun değildir. Haramdır. Oysa Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, dünyanızdan, üç şey sevdirildi derken, bir tanesini de, kadın olarak söyler. Ama, haramiyet girince, işin içerisine, haramiyet, insanı sarhoş eder. O zaman, Allah-u Alem, Hazreti Pir burada, haramiyet sarhoşluğunu söylüyor. Diyor ki, uyursak, onun sarhoşlarıyız.
Yani, uyursak, biz, nefsimize de uysak, şehvetimize de uysak, biz sarhoş olsak, bunu da yaratan ne? Allah. Biz, yine onun sarhoşuyuz. O yaratı, çünkü o sarhoşluğu. Bakın, sarhoşluğu, o yarattı. Uyanık olursak, onun hikayesinden bahsetmedeyiz. Eğer biz, normalde, ölmeden önce, ölünün sırrına kavuşursak, o zaman da onun hikayesinden bahsedeceğiz. Biz, o noktada, manevi diriliğe ulaştık. Ölmeden önce, ölünün sırrına erişirsek, manevi diriliğe ulaştık. Manevi diriliğe ulaştıysak, asıl yeryüzünde diri olarak dolaşanlar biziz. Eğer manevi uyanıklığa, manevi diriliğe ulaşamazsak, o zaman bütün yeryüzü insanları gibi, insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.
Hadis-i şerifi, bizim üzerimizde, tecelli etmiş oldu. O zaman, eğer, uyanık olursak, onun hikayesinden bahsedeceğiz. Uyanık olmazsak, onun hikayesinden bahsetmeyeceğiz. Onu anlatmayacağız. Onu sevmeyeceğiz, uyanık değil isek. biz onun sevgisini anlatamayacağız. Eğer uyanık değil isek. Uyanık olmak için, o zaman, o ölmeden önce, ölünün sırrına kavuşmamız gerekiyor.
O uyanıklığı yakalayabilmek için. Ve o uyanıklığı yakalarsanız, o zaman, ne tarafa dönerseniz dönün, o sizinledir. O sırra kavuşacağız. Eğer o manevi uyanıklığa kavuşursak, bütün her şeyde, her şeyi yaratan ve tecelli eden, onun sıfatlarının olduğunu anlayacağız. Ağlarsak rızıklarla dolu, ağlarsak rızıklarla dolu bulutuyuz. Gülersek şimşek. O zaman, ağlarsak, onun rızıklarıyla dolu bulutuyuz. İnsan, ya Allah'ı korkudan ağlar, ya Allah'ı sevdiğinden ağlar. O zaman, Allah'ı korkudan ağlayacaksak, ayeti kerime belli, tövbe ayet 82, yaptıklarımızın cezası olarak, az gülüp, çok ağlamamız gerekiyor.
E şimdi, çok ağlarsak, yaptıklarımızdan dolayı, biz rahmete nail olduk. Çünkü, tövbe ettik, ağladık, Allah bizi affetti. Rahmete, manevi rızıklara biz, gark olduk. Manevi rızka eriştik. kim tövbe eder Allah'a yönelirse, hiç günah işlememiş gibidir. O zaman, hatta kim tövbe eder Allah'a yönelirse, işlemiş olduğu günahlar daha önce, hayra döndürülür, sevaba döndürülür. işte ağlayaraktan o kimse, manevi bir buluta, manevi bir rahmete erişti. Ve manevi bir buluta, manevi bir rahmete erişerekten ne oldu? Ebedi mutluluğu yakaladı.
Rabbim onlardan eylesin. Gülersek, şimşek olduk. Gülersek. Ey Muhammed ümmeti, hadis-i şerif, Allah'a yemin olsun ki, benim bildiğimi bilmiş olsanız, az güler, çok ağlardınız. Yine hadis-i şerif, çokça gülmeyin zira, çok gülmek kalbi öldürür. İşte, çok gülmek kalbi öldürdüğü için, güldüğümüz vakit, vücudumuz, Cenab-ı Hakk'ın ayrı bir sıfatının tecellisi olur.
Ağladığımızda, farklı bir tecelliyet olur. Güldüğümüzde, farklı bir tecelliyet olur ki, burada Hz. bir şimşek gibi denilince, o zaman orada bir celaliyet girdi. Bak çok güldün, şimşek gibi celaliyet seni çarptı. Bu kadar çok gülme, bu kadar çok gül versen, sana celaliyet çarpar. Rabbim muhafaza eylesin. Kızar, savaşırsak, bu, kahrının aksidir. Barışır, özür serdedersek, muhabbetinin aksidir. Kızar, gadaplanırsak, bir şeye sinirlenirsek, bir şeye aşırı derecede, öfkelenirsek, eğer bizdeki o öfke şeytandan değil ise, Cenab-ı Hakk'ın kahar ism-i şerîfi üzerimizde tecelli etmiştir.
Veya aslında şeytani dahi olsa, yine Allah'ın kahar ism-i şerîfi bizim üzerimizde tecelli etmiştir. Eğer normalde barışır, özür dilersek, o zaman Cenab-ı Hakk'ın tevvap ism-i şerîfi üzerimizde tecelli etmiştir. Ve o barışıp muhabbet beslersek o kimseye, bu sefer vedud ism-i şerîfi tecelli etmiştir. Bakın, bizim her fiiliyatımız, Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatının tecelliyatı oldu. Bir sıfatının aynı zamanda da tecelligahı oldu. Bu dolaşık ve karmaşık alemde, biz kimiz, bizim gülmemiz, bizim ağlamamız, öfkelenmemiz, muhabbet beslememiz, bizim her halimizde bizimle beraber olan Allah'ın, bizimle beraber olması demek.
Bizimle beraber olması demek, burasını böyle yavaş yavaş anlatmaya çalışacağım. Çünkü, ehri sufi bu tip konularda bazen kantarın topuzunu kaçırmış, o ayet-i kerimeye baştan, o yüzden özellikle, hani, buraya dikkat edin dedim, ne tarafa dönerseniz dönün, Allah sizinle beraberdir diye.
Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir. burayı ehli tasavvufun bir kısmı, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken, kantarın topuzunu kaçıranlar olmuş. Hz. İpir, enteresan bir ölçü koyaraktan, kantarın topuzunu kaçırmadan, bu yolu yürümüş, öyle bir ince, perdede götürmüş, bu ayet-i kerimenin tefsirini, ben Allah'u alem, kendi zamanında ve kendisinden önceki, kantarın topuzunu kaçıran, bir kısım sufi meşreplere, cevap olarak nitelendirdim, bu beytleri.
Çünkü bu dolaşık ve karmaşık alemde, biz kimiz diyor soruyor. Sonra devam ediyor, şey, beyt, Elif gibiyiz. Elif'inse esasen hiç ama hiçbir şeyi yoktur. Hani Elif harbinin önünde, arkasında herhangi bir nokta, bir işaret hiçbir şey yoktur. Dik çizgidir ya. O yüzden, zaten meselenin en mahrem noktasını, son beyt'e koymuş, bu bölümde.
Allah'ın bizimle beraber olması demek, bizimle birleşmiş, hani, eski dilde iddihat etme. Onu bazı sufi eserlerinde, iddihat ve hulul olarak görülür. görülür. İmam-ı Azam'ın, fıkıh-ı ekberinde ve, ehl-i sünnet, akayidinde, Allah hiçbir şeyi itaat etmez. Yani birleşmez. Allah hiçbir şeyde hulul etmez. yani Allah bir şeyin içine girmez yani. Allah olmaz hiçbir şey. bu olmazsa olmaz, akayid kaidesidir. Ve, biz, Allah'la birleşmeyiz. Allah, zat olarak, bizim içimize de girmez.
Hulul, eski dilde. Hulul, kabul etmeyiz biz. Şimdi buradan, günümüzün bazı inanç sistemlerine, geleceğim de o yüzden. Hani böyle sufilik adına, hani, her şey Allah'tan bir parça, biz de ondan bir parçayız. Otur, ahmak. Sen ondan parça değilsin. Sen ondan parça değilsin. Sen Allah değilsin. Sen kendini Allah yerine koyma. sen yaratılansın. O, yaratan. Onun nerede olursan ol, seninle beraber olması, sana ilhak etmesi, sana hulul etmesi, senin içine girmesi değil.
Allah, bu alemin içinde. Her şey Allah'tan bir parça. Bu panteistiktir. Bizim sufi anlayışımız bu değildir. Biz her şey ondan deriz. Ama her şeyi O demeyiz. Burası çok önemli. Her şey ondan ayrı bir şeydir. Her şeyi O görmek, yani haşa, Allah görmek, farklı bir şeydir. Bir kısım, kendisini sufi, bir, klikmiş gibi, meşrep gibmiş gibi gösteren kimseler, bütün varlığı, bütünsel bir Allah olarak görüyorlar.
Bizim sufi duruşumuz, bu değildir. Biz otu, çöpü, ağacı, dalı, balığı, hayvanı, haşatı, insanı, Allah'tan bir parça olarak görmeyiz. Ama, onun ilmi ilahisiyle, bütün sıfatlarıyla, bu varlık alemi, geçici, mukayyet bir, tecelligahtır. Biz bu varlık alemini, geçici, mukayyet varlık olarak görürüz. Eski dilde mukayyettir. Yeni dilde geçici derler. Biz varlığı, tamamiyetle, mukayyet bir varlık olarak, geçici bir varlık olarak, hatta Muhyiddin İbni Arabi, gölge der buna.
Gölge bir varlık olarak görür. Asla bu varlığı, buradan yeni Arabicilere sesleniyorum. Muhyiddin İbni Arabi, varlığı hiçbir zaman, Allah olarak görmemiştir. Muhyiddin İbni Arabi Hazretlerine, iftira atıyorsunuz. Varlık, Allah'ın var ettiği bu varlık, Allah değildir. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının, tecelligahıdır. O yüzden, varlığın üzerinde, Allah, bu varlık, varlığın içinde, bu varlıkla beraber, dediğiniz şey, vahdedi vücut değildir. Bunu, vahdedi vücut düşüncesi, adı altında, lanse ediyorlar.
Bu, panteistiktir. gerçek sufileri, kalbi çalışan sufileri, kandıramazlar. Muhyiddin İbni Arabi Hazretlerinin, arkasına saklanıp, panteistlik yapmasınlar. Muhyiddin İbni Arabi Hazretlerinin, arkasına saklanıp, Muhyiddin İbni Arabi Hazretlerine, söz getirmesinler. ona da iftira, ona da iftira, atmasınlar. Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri, ondan öncesi, Gazali, ondan öncesi, Kindi, ondan öncesi, Muhasibi gibi, zatların, hiçbirisi de, panteist değildir. Bu silsileyi, hiç kimsenin, kirletmeye, hakkı, yoktur.
Allah'ın, nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. O sizinle beraberdir. Ayet-i Kerimesi, sizi bütün ilmiyle kuşatmıştır. Bütün varlığı ilmiyle kuşatmıştır. Senin nefes alıp vermeni dahi bilir, senin dakikada kaç nefes alıp vereceğini de bilir. Senin bütün vücudunun işlevini bilir, vücudunun nasıl işleyeceğini de bilir. Bu, seninle iddiaat etmesi, yani, seninle birleşmesi değildir. Sen kulsun, o Allah. O yaratıcı, sen yaratılmışsın. Sen Allah değilsin. Cenab-ı Hakk'ın bütün sıfatları, senin üzerinde tecelli etse, sen kemalatın en zirvesine gelmiş olsan, yine Allah değilsin.
Bütün sıfatlar sende tecelli edebilir. Sen insanı kamil olarak, kemalatta, kemalatta, o esnada, yeryüzünde bulunan bütün varlıkların, en zirvesine çıkmış olabilirsin. ama yine Allah değilsin. Bütün ilim sıfatı sende tecelli edebilir. O günkü insanların içerisinde, Allah'ın maddi manevi ilimlerine sen, senin üzerinden tecelli etmiş olabilirsin. Ama Allah'ın ilim sıfatının gerçek manada ne olduğunu bilemezsin yine. O yüzden, sufiler için, burası aynı zamanda bir vartadır. Sufi, biraz bir şey gözünün önünde dönünce, kendini bir şey zanneder. kendini böyle bir başka bir perdeye atıp, kendi kendine, kendisini yeryüzünde, Allah'ın böyle temsilcisi gibi göstermeye kalkarlar.
Veya değişik değişik şeyler yaparlar. Biz bunlardan uzağız. O yüzden, biz, geçici vücutlara sahibiz. Bu vücudumuz geçici. Bizim vücudumuz mutlak değil. Biz geçici bir vücuda sahibiz. Ama Allah Celle Celaluhu mutlak vücuda sahip. Onun vücudu geçici değil. Bu varlık alemi tamamiyetle her daim değişir ve dönüşür. O yüzden, varlığın vücudu bile mutlak değildir, geçicidir. Bir an için gördüğünüz herhangi bir zerre geçicidir. O mutlak değildir. Eski dilde mukayyettir. Yani geçicidir.
O dönüşüme, o geçmeye mahkumdur. O yüzden, varlığı tamamiyetle, hani Allah'tan bir parçaymış gibi ve bütün parçaları topladın, haşa Allah oldu. Böyle bir düşüncemiz yoktur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, biz asla ve asla, varlığı ve varlığın içerisindeki insanları, Allah'ın bir parçası olarak, gören bir, sufi anlayışına sahip değiliz. Hepsi ondandır. Eyvallah. Bunu kabul ederiz, buna inanırız. Hepsi ve her şey, ne var ise, her şey ondandır. La faili illallah. Allah'tan başka fail olan yoktur. Eyvallah. Ama hepsi de birer sıfatların tecelliyatıdır. Elif gibiyiz.
Elif'in ise esasen hiçbir, hiç ama hiçbir şeyi yoktur. Elif nedir? O zaman, Elif gibiyiz dediğinde, o zaman Elif, düp düzgün doğru bir şeydir. Yani, bu düp düzgün doğru olan bir şeyin, en güzeli şu, Elif'in ise esasen hiç ama hiçbir şeyi yoktur. Hani önce diyor ya, biz bu alemde neyiz, bu karmaşık alemde? Biz bu karmaşık alemde neyiz? Önce onu soruyor. Ondan sonra diyor ki, Elif gibiyiz. O zaman Elif olmanın sırrına ulaş. Bu, bu fakirce, öyle söyleyeyim. Üzerinde hiçbir şey yok ise, senin de üzerinde hiçbir şey yok. sen o zaman kendine ait bir şey görme.
Çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimede dedi ki, iyilikleri Rabbinizden bilin. Kendine ait bir şey göreceksen, sen yapmış olduğun yanlışlıkları ve eksiklikleri gör. onlara tövbe et. Senin üzerinden bir hayır, hasenet, iyilik, senin üzerinden bir güzellik çıkıyorsa, bu Cenab-ı Hakk'ındır. Bunu kendine mal etme. Allah'ın lütfü, ikramı, Allah'ın sana olan muhabbetindendir. Allah seni sevmiş ki, seni iyi işlerde kullanıyor. Seni hayır, hasenette kullanıyor. Cenab-ı Hak sana muhabbet beslemiş. Bunun lütfunu, ikramını, ihsanını anla, ona göre Allah'a hamd et.
Rabbimizi onlardan eylesin. Amin. Kendi üzerindeki iyilikleri, güzellikleri, hoşlukları, kendinden görmeyip, Rabbinin birer lütfu, ikramı, ihsanı olduğunu, bizlere idrak ettirsin. Amin. Hakkınızı helal edin. Önümüzdeki hafta, elçinin Ömer'den, Allah razı olsun, ruhların bu balçıya müptela olmalarının sebebini sormasından, konu başlığından devam edeceğiz inşallah. Bir soru gelmiş. Bu geceyi sabaha kadar zikirle ve ibadetle geçirmenin bir sakıncası olur mu? Grup da kursak, herkes özgür, katılıyor zaten. Bu gecenin ayrı bir önemlisi mi var? Kandil mi bugün? Ramazan gecesi mi?
Kurban gecesi mi? Cuma gecesi mi? Kadir gecesi mi? Ne var bugün? Diyemiyorsunuz değil mi? Yılbaşı diye. Arkasından ne gelecek belli değil çünkü. Şimdi yanılır, yenilir yılbaşı dersek, ondan sonra, bunun arkasından ne geleceği belli değil. Öyle bir imalı bir soruş var ki değil mi? Bu gece ne var bu gece? Değil mi? Evet, imalı. İmalı bir soruş. Evet. Allah bizi affetsin. Ben çok konuşmak istemiyorum bununla alakalı. Müslümanlar büyük bir aldatmacının ve kandırmacanın karşısındalar. işin enteresan noktası. Bir de bir tane öğretim görevlisi mi, ilahiyatı mı, nerede bir yerde.
O da çıkmış, demiş ki, yılbaşını kutlamak, Müslümanlara ne demiş? Farz-ı kifaye demiş. Demiş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğum gününü kutluyorsunuz ya demiş. İsa da peygamber, onun da doğum gününü kutlayın demiş. Yani, onun arkasına saklanarak söylenmiş. Tabii herkese, saldır, adama saldırıyor. Doğru, yanlış, ayrı mesele. Müslümanlardan, geçen gün, bunu birkaç günde, birkaç sefer de bunu yazdım. Gerçekten, İslam dünyasını anlamakta güçlük çekiyorum. Senin bütün kanunların Avrupa kanunu olmuş. Bütün kanunların, senin yönetildiğin kanunların hepsi de Avrupa'dan alınma.
İsviçre, İtalya, Fransa, Almanya. Senin evlenmen, boşanmen, düğünün, nişanın, ekonomin, sosyal hayatın, devleti ve sivil insanları ilgilendiren bütün hayat, Avrupa'dan alınma. Yani gavurlardan alınma. Kıyafetlerin gavurlardan alınma. Eğitimin gavurlardan alınma. Evlenme hukukun, boşanma hukukun, ceza hukukun, ekonomik hukukun, gavurlardan alınma. Ya bu ülke bu yıl 475 trilyon faiz ödedi. 475 trilyon faiz ödedi bu ülke bu sene.
Bu ülkenin 550 milyon dolar borcu var. Bundan 10 yıl önce uyuşturucu kullananlar %1800 arttı 10 yıl önce. 10 yıl önceki rakamı söylüyorum. 2012'nin rakamını, 2011'in rakamını söylüyorum. 10 yıl öncesinin rakamını söylüyorum. Uyuşturucudan tedavi olmak isteyenler önceki 10 yıl içerisinde rakamlarına göre %800 artmış. Bu ülkede huyuş serbest, içki serbest, kumar serbest. Bu ülkede işte ne o müzik festivalleri, ne o şeyler, ne o konserler yeni değil ki ya. Neden bu geceye bağlandınız kaldınız?
Belediyelerde ilk yılbaşı konserlerini yapan refah partili belediyeler. Neden görmüyorsunuz bunu? Melih Gökçek Ankara'da kimi çıkardı ilk önce? Muazzez Abacı'yı çıkardı. Kocaman konserler yaptı. Neden Melih Gökçek'e o zaman bağırıp çağırmadı bu insanlar? Nasıl sen yılbaşı konseri yaparsın böyle? Muazzez Abacı da hatta üstü iş çamaşırsız çıktıydı da bütün basın bunu dilerine doladıydı. Muazzez Abacı Husisi böyle yaptı diye. Müslümanlar enteresan insanlar. Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. Koca diyanet çıkmış, cuma günü vaazda bunu, hutbede bunu işliyor. Ya bu konserler her gün oluyor.
Bu konserler her gün oluyor. Bu ülkede barlar, meyhaneler, genel evleri, restoranlar, Sonra bu konserlerin olduğu içkili mekanlar açık kardeşim ya. Deliye her gün bayram dedikleri gibi deliye her gün yılbaşı ya. Neden bunu yılbaşının üstünde odaklıyorsunuz? Yılın bir günü demek ki o yılbaşı kutlandı. Ya ertesi gün devam ediyor hayat gene aynı içki, kumar, fuhuş. Her türlü şeytaniyet, hayvaniyet devam ediyor bu ülkede. Her gün devam ediyor. Ya bu ülke içkiyle bir tek yılbaşında mı tanışıyor? Kumarla yılbaşında mı tanışıyor?
Piyango bir gün mü? Her gün kumar var bu ülkede. Her gün. Devlet ihale etmiş milli piyangoyu. Her gün kumar oynatıyor. Bir tek yılbaşı piyangosu yok şu anda. Neden bu insanlar sadece yılbaşı günü böyle Müslümanlaşıyorlar? Diğer günler bu ülkede haram işlenmiyor mu?
Yani yıl 365 gün bir gün mü bunlar işleniyor? 364 gün işlenmiyor mu? Yıl 364 gün her şey haram, yasak da. Yılda bir gün mü bu serbest bırakılıyor da herkes ay yuka çıkarıyor bunu? İşte bazıları da diyor ki sabaha kadar bugün ibadet edelim. Örtesi gün diğer günlerinin dibine darım ekildi.
Ne yapacaksın? İbadet etmezsen meyhaneye mi gideceksin? Ne yapacaksın? İbadet etmezsen sen de eller havada deyip Gülşen'in konserine mi gideceksin? Ne yapacaksın? İbadet etmezsen ben ibadet beni muhafaza edecek. İbadet etmezsen ne yapacaksın? Bursa'da nerede konser var? Yok mu bilen? Şimdi millet söylemeyi de korkar ki bana. Konser mi takip ediyorsunuz diye. Her neyse muhakkak vardır bir yerlerde. Bütün şehirler yapıyor çünkü. Ne yapacaksın? Oraya mı gideceksin? Bir ara Refah Partisi başlattıydı. Mekke'nin Fetih Günü. Yılbaşı Mekke'nin Fetih Günü. İyi. Ona bugün de biraz sohbete değindim. Yani Mekke'nin Fetih Günü'nü Miladi Takvim'e göre kutlayacaksın da Ramazan'ın kurbanı Hicri Takvim'e göre kutlayacaksın.
Öyle mi? Mekke'nin Fetih Gelince Miladi Takvim, Ramazan kurbanı Gelince Hicri Takvim. Namaz vakitleri Gelince Güneş'e tabi olacaksın. Mekke'nin Fetih Olunca Ne Yapacaksın? Miladi Takvim'e tabi olacaksın. Öyle mi? Hz. Muhammed'in Mustafa'nın doğum gününde Hicri Takvim'e uyacaksın. Mekke'nin Fetih'inde Miladi Takvim'e uyacaksın. Ya güleriz ağlanacak halimize. O yüzden bu yılbaşı ile alakalı bir de bütün böyle hocalar, imamlar, müftüler, şeyhler yılbaşı gelmezden önce yılbaşına karşı teyakkuzdalar. Arkadaşlar bu ülkede fuhuş yapmanın cezası yok. Arkadaşlar bu ülkede istediğiniz gibi, istediğiniz kadar gavurları özenip ona göre yaşayabilirsiniz.
Cezası yok. Arkadaşlar bu ülkede eşcinselliğin cezası yok. Dileyen dilediği kadar eşcinsel olabilir ve dileyen dilediği kadar eşcinsellik yapabilir. Dileyen dilediği ile dilediği şekilde eşcinsellik yapabilir. Hem de eşkare yapabilir bunu. Ya Allah'ın lanet ettiği bütün fiiliyatlar bu ülkede serbest. Bırakın yasakladığını, lanetlediği diyorum.
Lanetlediği bütün fiiliyatlar bu ülkede serbest ya. Ya neden bunlar dillendirilmiyor? Yıl 365 gün bunların dillendirilmesi lazım. Yıl 365 gün İslam'ın hukukunun dillendirilmesi lazım. Yıl 365 gün haramların dillendirilmesi lazım. Haramların dillendirilmesi lazım. Hocası, alimi, şeyhi, dervişi, sufisi, bütün herkesin, topyekün haramlarla mücadele etmesi lazım. Yıl 364 gün sus, 365. gün konuş. Yılbaşı kutlamayın, kafir olursunuz. Adam faizle caiz dedi, kafir olmadı.
Adamın bütün kıyafetleri gavurlara benzedi, kafir olmadı. Adamın her şeyi gavurlara benzedi. Hukuku dahil ve hiç kimsede buna seslenmedi. Aldı, kabul etti, kafir olmadı. Adam yılbaşında gitti orada bir konsere kafir mi oldu? Demek ki yılbaşında giderse kafir oldu. Yılbaşından bir hafta sonra gidince kafir olmadı mı? Haramlar yüzüyor her yerde. Harama seslenmeyince kafir olmadı. Yılbaşına seslenmeyince mi kafir olacak? Yarın benim hakkımda da yazarlar. Yılbaşına cevaz verdi.
Mevlevi şeyhi diye. Evet, tabii. Allah bizi affetsin. Onun vardır ya, cumadan cumaya cumaya, küçümsemek isteyen için söylemiyorum. Yani normalde herkes cuma, cumaya gitmesi dahi kendi Müslümanlığını, İslamlığını unutmadığını gösterir. Yani bu kardeş de böyle yazmış ya, bu geceyi sabaha kadar ibadetle geçirelim diye. Allah iyi etsin sen inşallah. Bir kardeş rüya yazmış. Buradan rüya okumuyorum o yüzden. Haklarınızı helal edin. Geceniz mübarek olsun. Rabbim cümlemizi af-ı mağfiret eylesin inşallah.
Önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Rabbim sağlık, afiyet verirse inşallah. Allah'a emanet olun. El-Fatiha, hemen selavata. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi