mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1480. Beyit) 03.12.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 3 Aralık 2022 · 48:59

Önzübillahimineşşeytanurracîm, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftali zikrfâlemennehu, Laââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââ Ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet seneyi yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Ecmain. Geçen hafta konu başlığı yapmıştık.
Bu haftada 1480. Beyt'ten devam ediyoruz. İnşallah. Hakkın yaptıklarını da gör, bizim yaptıklarımızı da, her ikisini de gör ve bizim yaptığımız işler olduğunu bil. Zaten bu meydanda ortada halkın yaptığı işler yoksa, her şeyi hak yapıyorsa, şu halde kimseye bunu niye böyle yaptın deme.
Allah'ın yaratması, bizim yaptığımız işleri meydana getirmektedir. Bizim işlerimiz Allah işinin eserleridir. Bir fiiliyat olarak kulların yaptıkları var, bundan mükellef çünkü. Bir de Cenab-ı Hakk'ın yaptıkları var. Bu bizim üzerimizde de geçerli. Biz kalp ateşimizi kendimizce, kendimiz dizayn edemiyoruz. Damarlardaki kanın dolaşmasını kendimiz dizayn edemiyoruz. Güneşin doğması, batması, dünyanın dönmesi, bunları biz kendimiz dizayn edemiyoruz, kendimiz düzenleyemiyoruz. Bunlar cebri olarak Cenab-ı Hakk'ın işleri. Bunda kulun bir istiniatifi yok.
Yıldızların dönmesi, kendi yerinde, belli bir istikamette ve belli bir ölçüde yürümesi kulları ile alakalı değil. Veyahut da denizlerdeki dalgalanma, rüzgarlar, ne bileyim yağmur, kar yağması. Bunlar kullarla alakalı değil. Bunlar direkt Cenab-ı Hakk'ın kendi takdiri ve yaratmasıyla olan işler. Bir de halk edilmiş, halkın kendi el ürünleri var, kendi yaptıkları var. Hazreti Pir diyor ki, her ikisini de gör. Bizim yaptıklarımızı da gör. Yani kendi elinle işlediklerini de gör. Ve Allah'ın işlediklerini de gör. Ve bizim yaptığım her ikisini de gör. Bizim yaptığımız işleri de bil.
Bunlar zaten de meydanda. Ortada halkın yaptığı işler yoksa, her şeyi hak yapıyorsa, şu halde kimse bunu niye böyle yaptın demedi, cebriyecilere söylüyor. Yani bu normalde cebriyeci sınıfı, hani her şey hakkın, bu her şey haktan, onların kendince, kendi cüz'i iradelerini yok sayıyorlar. Bir de ne var? Bir de onun karşılığında, Allah hiçbir şeye karışmaz, her şeyi insanın kendi eliyle yapar diyen bir görüşte var. O da ne? Mütezzile. Hazreti Pir onu anlatıyor. Yani diyor ki, cebriyeye düştüysen, yani var ya, Allah nasip ederse, kısmet etmemiş bize. Öyle diyorlar ya, cebriye dediği bu.
Yani içki içiyor, işlemiş olduğu haramı Allah'a atfediyor. Şeytanın yolu. Neydi sohbet konu başlığı? Şeytan demişti ki, bu hatayı, kusuru sen işlettin bana. Benim bunda bir dahlim yok. Ama Adem ne demişti? Adem demişti ki, suçu üzerine almıştı. Dedi ki, ben nefsime zulmedenlerden oldum. Allah'ın yaratması bizim yaptığımız işleri meydana getirmektedir. Bizim işlerimiz Allah işinin eserleridir. Bu direkt İmam Maturidi'nin görüşü. Allah'ın yaratması. Çünkü İmam Maturidi, bu konuda çok şeydir. Hem mütezzileyle, hem cebriyeyle, uzun zaman mücadele etmiş bir kimse.
Tabi İmam Maturidi'den sonra İmam Nesefi, bu konuda daha da şerid davranmış İmam Nesefi. İmam Maturidi'nin, böyle tabiri caizse şarihi gibidir. Yani, onu İmam Maturidi'ni şerh eden kimse gibidir. İmam Nesefi. E tabi, ama tarih boyunca, insanlık, Allah ile, insanların fiilleri konusundan, ve fiillerin üzerindeki, kimin ne kadar rolü var, bunu hep tartışmışlar.
Bu böyle, öyle bir tartışma ki, tabiri caizse, beş bin yıllık, yedi bin yıllık bir tartışma. bu tartışma, bu tartışma yeni değil hiçbir zaman. Bu, Hristiyanlar da tartışılmış, Hristiyan teologlar da bunu tartışmış, Yahudiler tartışmışlar, Yahudi din alimleri tartışmış bunu, ondan öncekinler tartışmış, daha öncekinler tartışmış. Bu tartışma sürüp gidiyor hep. Buna son noktayı koyan, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Yani, Cebriye'yi de, yani, Allah, bir, kulun bu konuda, herhangi bir isniyatifi yok, direkt Allah ile alakalı. Yani, işte, yağmur yağacağı zaman, şemşeği sana aldıran da o.
Öyle demişti birisi bana. Yani, şemşeği aldıran da o, aldırmayan da o. Yani, kulun bu konuda bir isniyatifi yok diye var. Böyle bir kısım, ehli tasavvuf gibi görünen, cebriyeciler var. Bu tarih boyunca, bu tartışılmış, tabiri caizse düğüm haline gelmiş. Bu, tabi İslam söz konusu olunca, İslam'ın ilk yıllarında böyle bir tartışma yok. Yani, işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında tartışma yok. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman bunların zamanında tartışma yok. Hz. Ali radiyallahu anh Hazretleri'nin zamanında ve ondan sonraki dönemlerde tartışma var. Mesela, ilk kaderiyeciler o zaman çıkıyor. İlk cebriyeciler o zaman çıkıyor. İlk hariciler o zaman çıkıyor.
Hz. Ali Efendimiz'den sonra. Çünkü, bir lider kuvvetliyse, fitneler de kuvvetlidir. Bir şeyde böyle bir, lider pozisyondaki kimsede, kuvvet söz konusu olursa, asıl büyük fitneler de o zaman çıkar. mesela Hz. Ali Efendimiz'in zamanında çok büyük fitneler çıkmış. Ondan sonra, hatta diyorlar, ya Emir el-Mümin'in, Hz. Ebubekir Efendimiz'in zamanında bu kadar yoktu.
Hz. Ömer'de de yoktu. Hz. Osman'dan sonra başladı. hikmetine deyince, Hz. Ebubekir'in yanında Ömer vardı, Osman vardı, ben vardım diyor. Ahşere-i Mübeşşere vardı. Onun yanında dimdik durdular. E şimdi diyor, benim yanımda kimse kalmadı. Hani kimse kalmadı derken, onlardan bir kimse yok. Gün geçtikçe, Müslümanlar zayıfladı, zayıf hala aldı gibisinden. İşte Mütezile'de, bu mesela, meseleyi, direkt insan üzerinden çözmeye çalışmış. Yani her şeyi insanın üzerine koymuş. Yani ben kahve fincanını buradan aldım, buraya koydum, bunda diyor, Allah'ın yaratması yok. Bunda diyor, kul kendi fiilini kendisi yarattı. Böyle ben bir cümleyle geçeyim bunları ki, akılda kalsın.
Mütezile diyor ki, bu kahve fincanını buradan alıp buraya getirdin, bunun her şeye sana ait. Yaratması da sana ait. Bunu istemek de sana ait. Cebriye de diyor ki, bu kahveyi buradan alıp buraya koymanın, hepsi de Allah'a ait. Senin bir dahlin yok bunda diyor. Cebriye'nin de söylediği bu. Ve Cebriye bu konuda Allah'la çözmeye çalışıyor. Mütezile de kullar üzerinden, insanın üzerinden çözmeye çalışıyor. Ama Ehl-i Sünnet, diye nitelendirdiğimiz, tabir ettiğimiz, İmam-ı Azam'dan başlayan, o bu konudaki ekoy, bu fiiliyatın üzerinde iki kuvve vardır. Birisi Allah'a aittir, yaratımadır.
Öbürküsünde de kulluğa aittir, hani istemedir, işlemedir, işlem yapmaktır diye, ne mütezile tarafına dönmüş, ne de Cebriye tarafına dönmüş. Her iki tarafa da set çekmiş. Hatta her iki tarafa da tabiri caizse, savaş açmış. Bu savaşı daha da şiitlendiren, İmam-ı Nesefidir. İmam-ı Nesef'i mütezilenin küfrüne fetva verir. O kadar böyle serttir. Ondan sonra, tabi Cebriye'nin de küfrüne fetva verir. Yani öyle, İmam-ı Nesef'i böyle zayıf bir noktada durmaz. Allah bizi affetsin. Ehl-i Sünnet, normalde der ki, Allah'ın yaratmasına ortak kabul etmez.
Ama insanın, hür bir şekilde, fiilini ortaya koyabileceğini savunur. Der ki, bu konuda, insan, kendi elinin ürününü, fiilini, kendisi işler. Ama, o işlemeyi yaratan, Allah'tır. Bakın, yaratan. Sen bu kahveyi dökmeyi istersin, bu istemek sana aittir. Yaratma Allah'a aittir. Sen bu kahveyi istersen dökebilir misin? El cevap evet. Ama bunu yaratan, Allah'tır. Ehl-i Sünnet de bunu söylüyor. Ve, İmam-ı Maturidi, teknik olarak, bunu İmam-ı Azam böyle çok teknikleştirmeden, bunu basit bir şekilde, akaidinde söyler.
O meşhur, Risalesinde, küçücüktür ama, o böyle serttir. Şeydir böyle, onun sonu, oradaki o akaidinde, bunun kendisi beyan eder. Bunu, teknikleştiren, teferruatlaştıran, ruhatlaştıran, buna böyle, farklı bir açılım koyan, İmam-ı Maturidir. Ama İmam-ı Maturi de, böyle madde madde bunu götürmez. İmam-ı Nesef'i bunu, hem maddeleştirir, hem de, şerh eder, hem de, sertleştirir. Onun, bir de, işin o tarafı var. Yani, sertleştirir. Mesela, İmam-ı Maturid'i, küfrüne fetva vermez, İmam-ı Nesef'i, küfrüne fetva verir. Bunun gibi, sert değiştirir. Ve, bu böyle, tabi, ehli sünnetin, veyahut da, İmam-ı Azam, bu, İmam-ı Maturid'i, Nesef'i, bu ekol, bu damar, bu meseleyi, tabiri caizse, çözmüş.
İşin bir de, bu tarafı var. Yani, problem çözülmüş. Tarih boyunca, gelen bu tartışma, İmam-ı Azam'la beraber, ortak bir nokta bulmuş, ortak bir daire bulmuş, mesele çözülmüş. Çünkü, Cenab-ı Hak, ayet-i kerimelerde, yaratma işini, direkt, kendi üzerine almış. Yani, bir tek, yaratıcı var, o da Allah, bizim, bizim fiillerimizi de, bütün varlığın, fiillerini, hareketini, yaratan, Allah, bunların altını çizin.
En'am suresi, ayet 102, işte, Rabbiniz olan, Allah, budur. Ondan başka, hiçbir ilah yoktur. Her şeyin, yaratıcısıdır. her şeyin, gözünüzün gördüğü, görmediği, varlık aleminde, ne tecelli ediyor ise, her şeyi yaratan, Allah'tır. Ve devam ediyor, ayet-i kerime, o halde, ona itaat edin, o her şeye vekildir. Yani, yaratan, Allah'tır, ona itaat et. Yani, senin bir şeyi, yaratmaya gücünün, olmadığını gör. o hem yaratır, hem hükmeder, hem de senden, bunun itaatini bekler, ister. Sen, itaat etmekle, yükümlüsün.
Yaratan o, Zümer 62, Allah, her şeyin, yaratıcısıdır. Ve o, her şeyi, idare edendir. Yani, yarattığını, başıboş bırakmıyor. Yarattığını, idare de ediyor. Her şeyin, yaratıcısı ne? Allah, Celle Celaluhu. Her şeyin, yaratıcısı o. Buradaki, her şey, çok önemli. Her şey, buradaki, çok önemli. Yani, otomatikman, ayet-i kerime, her iki ayet-i kerimede de, yani, normalde, ne diyor? Her şey diyor. Araf, ayet 54, dikkat edin. Yaratmak da, emretmek de, Allah'a aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir?
Bakın, ayet-i kerimelerin, hepsini alıyorum özellikle, az önce neydi? Yaratan oydu, ona itaat edecektik. Ve ondan sonra, ne geldi? İdare eden de o. İtaat ediyoruz. Çünkü, idare ona ait. yaratma meselesinde, idare, direkt onun kendisine ait. Ve, her şeyi de ne yapıyor? İdare ediyor. O, her şey, onun, hükmü altında. Evet, Araf'ta da ne diyordu? Yaratmak, ve emretmek. Bunun ardından ne oldu? Bir de emretmek, ilave oldu. Yani, bir başkasının, emretmeye gücü, kuvveti yok. bir başkasının, bir şey, emretmeye hakkı, yok. Bir tek, emredici var, o da Allah, eğer birileri, Kur'an ve sünnetin dışında, bir şey, emrediyorlarsa, söylüyorlarsa, ilahlık taslıyorlar.
veyahut da, sen ancak, Kur'an ve sünneti tebliğ edebilirsin, nasihat edebilirsin, emredemezsin. Emreden kim? Allah. Biz, Allah'ın yerine emretmeye kalkmayalım. Biz, tabiri caizse, rol kapmayalım. Allah'lık yapmayalım. Allah muhafaza eylesin. Hıcır, ayet 86, şüphesiz ki, yaratan ve bilen, ancak Rabbindir. Burada da, Cenab-ı Hak, yarattı, yarattığını da biliyor. Bilmeyen değil, gerçek bilen o. ve bu ayetlerden anlaşılıyor ki, yaratma işi, Allah'a aittir. O yüzden, yaratma işi, direkt Allah'a aittir. Olduğunca, ne oldu? Mütezilenin, her şeyi, insan üzerine, dizayn etmesi, battı, bitti.
Ayet-i kerimelerle, bunu ortadan kalktı. Artık, kalkıp da, mütezilenin, kendi eliyle, işlediklerini de, kul kendi fiilini, kendisi yaratır. Tezi de, bu ayet-i kerimelerle, ne oldu? Gömülmüş oldu. Demek ki, ayet-i kerimelerden, anlaşılıyor ki, yaratma işi, Allah'a ait. Burada, normalde, kulun, istemesi, bir şeyi, kesbetmesi var. Müminin, ayet 62, biz, herkese ancak, gücünün yettiğiyle, mükellef kılarız. Mükellefsiniz. Neyden? Gücünüzün yettiğinden, mükellefsiniz. Yani, bir fiilin, üzerinde, o, Allah yaratıyor ama, sizin de, istemeden, onu böyle, talep etmekten, onu işlemekten, mükellefliğiniz var.
Allah da, Allah da sizin, mükellefliğinizi, dizayn etmiş. Belirli bir yere kadar, mükellefsiniz. Bu belirli yer ne? Gücünüzün nispetinde. Gücünüzün nispetini, geçen bir şeyden, mükellef değilsiniz. Güç, yetirebildiğinizden, mükellefsiniz. E mükellefseniz, o zaman, Cenab-ı Hak, bu noktada, yaptığınız işin üzerinde, sizin de bir payınız var. Sizin de bir, onun üzerinde, bir, tabiri caizse, kuvvetiniz var. Öyle söyleyelim. Allah'ın, size bahşetmiş olduğu, kendi kudretinden verdiği, bir kudretiniz var sizin. Ve siz, o size verilen, senden, mükellefsiniz. Burada, en ince nokta bu. Mükellefsiniz.
Haram işledin, mükellefsin. Helal işledin, mükellefsin ondan da. Haram işlersen, cezaya, mütalik bir iş yapmış oldun. Helal işlersen, e o zamanda, taltife, mütalik bir iş yapmış oldun. O zaman, o mükellefliğin, seninle, fiilin üzerindeki, kesbetmen, istemen, ve onu, işlemen senin. Ama o işlemeyi, yaratan kim? Allah. O zaman, bizim üzerimizden, bütün fiiliyatları, yaratan kim? Allah. İsteyen, onu kim? Biziz. işte Hazreti Pir'de diyor ki, meseleyi toparlayacak olursak, Hakk'ın işleri var, Allah'ın işleri var. Bu Allah'ın işlerini seyret. Yağmurun yağması gibi, dünyanın dönmesi gibi, yıldızların dönmesi gibi, bunu seyret.
Bunlar Hakk'ın işi. Damarlarında senin kanın dolaşması gibi, kalbin atması gibi, her nefes alışverişte, ciğerine pompalanması gibi. Bunlar ne? Bunlar Allah'ın işleri. Bunlara senin kendi gücün yetiyor mu? Hayır. Sen güç yetirdiklerine bak. Güç yetiremediklerine bakma. Senin isniyatifinin dışında olan şeylere bak. Bunlar Rabbinin işleri. İsteyen hatifinin içindeyse, o zaman bunlar da, senin elinin ürünü. Yaratan kim? Allah. Burası herhalde iyice anlaşıldı değil mi? Evet. Çünkü bu böyle, zaman zaman ehli tasavvufum diye, düşünen insanların bir kısım. mesela işte mütezileci.
Yani Allah'ın kulun üzerindeki fiilyatları, direkt kula atfedip, Allah bu konuda yaratmadı kulun fiilyatlarını. O noktadalar. Bir kısmı da yine ehli sufi bunlar. Cebriye noktasındalar. Diyorlar ki yani, ne yapalım? Bize namazı yazmamış. Örneğin. Bize namazı emretseydi kılardık. Bunları ben çok duyduğumdan, Allah muhafaza eylesin. Söz söyleyen kimse, ya harfleri görür, yahut manayı, bir anda her ikisini birden nasıl görebilir? İnsan konuşurken manayı düşünür. Onu kastederse, harflerden gafildir. Hiçbir göz, bir anda hem önünü, hem ardını göremez.
Yani normalde söz söyleyen insanlar, söze baktıklarında, normalde harfleri görürler. Birisine söz söylemiş olsan, ne yapar? O kimse harfleri görür. O başka bir şey görmez. Normalde işin manasını görmesi gerekir. E ama normalde o manasını görmez. Ve bir söz söyleyecek olan bir kimse de, önce aslında, sözden önce, manayı düşünür. Bu söz ne anlama gelecek diye, onu düşünür. Hem sözü söylerken, hem mana da aynı anda, onda olmaz. manaya göre o kimseden söz çıkar. O yüzden büyükler demişler ya, kalp dükkansa, dil tüccardır diye. O kalpteki, o içteki manaya göre, kelam çıkar. Onun her ikisini de, aynı anda, yapmak, biraz zordur.
Yani, hem, kelimeleri sıralayacaksınız, sıralayacaksınız, hem de, manayı sıralayacaksınız. Bu biraz, herkesin yapabileceği bir şey, bir şey değildir. Bu ancak, ilham ile olursa, veyahut da vahiy ile olursa, söz konusu olur. Öbür türlü söz konusu olmaz. Allah muhafaza eylesin. insan konuşurken, manayı düşünür, onu kastederse, harflerden gafildir.
Yani, bir kimse, manaya kendini attı, mana aleminde. Mana alemindeyken, o kimse, harflerden gafildir. Yani, hatta, o esnada, o kimsenin, söyledikleri de, kendi ihtiyarında değildir. Kendi ihtiyarında olmadığından dolayı da, sorunu değildir. E, öbür türlü de, normalde, harfleri konuşuyorsa, bir kimse, o esnada da, mananın üzerinde, tefekkür edemez.
Artık, o konuşmaya başlamış. Şunu iyice bil. Önünü gördüğün zaman, ardını nasıl görebilirsin? Yani, bir kimse, bu zahir manada, bir kimse, yolda yürüyor. Önüne baktığında, arkasını görebilir mi? Yok. Önünü görüyor çünkü. Arkasını görmesi mümkün değil. Arkasını nasıl görecek? O kimse, arkasını görebilmesi için, manevi bir hal olması lazım. O manevi haliyle, arkasını görebilir. O manevi hal yok ise, göremez. O da, vücut gözüyle değil. O da, neyledir? O da, kalp gözüyle görür. Arkadan kim geliyor, ne oluyor diye, kalp gözüyle görür. O da, Allah'ın, açmasıyla alakalıdır. Allah açarsa, onu görür. Allah açmazsa, kalp gözünü, Cenab-ı Hak, perdeyi kaldırmazsa, o zaman manevi olarak, ne önünü görebilir, ne arkasını görebilir.
Önünü de göremez, arkasını da göremez. O zaman, önümüze bir şey çıkmış oldu. Demek ki, sen önünü, ardını, normal, çıplak gözle göreceğim dersen, evet, yürürken, önünü gördün, ama, arkanı göreceğim diyorsan, benim gibi, geri dönmen lazım. Öyle, kendi kendine de, hava atma, ben arkamı da, normalde yürürken, görürüm deme. Öyle bir, şeye girme. Allah muhafaza eylesin. Madem ki, can, harfi ve manayı, bir anda, ihata edemez, nasıl olur da, hem işi yapar, hem o işi yapma, kudretini yaratır. Madem ki, bir kimse, madem ki, bir insan, hem manayı, hem harfi, bir anda, kavrayamıyor, ihata edemiyor, bunu beceremiyor, o zaman, bunu beceremedi, kendi üzerinde dahi, manayla, harfleri birleştiremiyorsa, o zaman diyor, nasıl, Hz. Pür diyor ki, hem işini yapar, hem de o işi, yapma kudreti, o kimse de, yaratır.
Bu mümkün değil. O zaman, sen o işini yapmaya çalışırken, o ameli işlerken, onu yaratan var. O yaratanı gör. Sen hem ameli işlemez, hem de, yaratanı yapabilecek, güçte, değilsin. Kendini o güçte görme. Kendini o kudrette görme. Kendini dev aynasına atma. Her şeyi ben yapıyorum deyip, ilahlık yapma. Allah muhafaza eylesin. Ey oğul! Allah her şeye muhittir. Bir işi yapması, o anda diğer bir işi yapmasına, mani olmaz. Allah bütün her şeyi hata etmiştir. Gücüyle, kuvvetiyle, kudretiyle, bilgisiyle, ilmiyle, bütün sıfatlarıyla, Cenab-ı Hak bütün her şeyi kuşatmıştır. Her şey.
Onun kuşatmadığı hiçbir şey yoktur. Onun uzak durduğu hiçbir şey yoktur. Onun bilmediği hiçbir şey yoktur. Özellikle bilmediği hiçbir şey yoktur. Bunu özellikle söylüyorum. Hani bir profesör var ya, çıktı, ne o, Abdülaziz Bay'ındır, Allah bir an sonra kulunun ne işleyeceğini bilmez dedi. Televizyonda. Bunu normalde internette de görebilirsiniz. Allah kulunun bir an sonra ne yapacağını bilmez dedi. Allah bütün her şeyi ezelî olarak bilir, ebedî olarak da bilir. Allah'ın bilgisi hem ezelîdir, hem ebedîdir. Allah bir şeyi ezelîden bilir. Ezel ne?
Başlangıcı olmayan şey. Ebed ne? Sonu olmayan şey. Sonu olmayan. Allah'ın başlangıcı yoktur. Allah'ın sonu da yoktur. O yüzden Allah'ın ilmi de başlangıçsızdır. Allah'ın ilmi aynı zamanda da sonsuzdur. Allah'ın bilmesinin de, bilmesinin de başlangıcı yoktur. Başlangıcı yoktur. Ve Allah her şeyi bilir. Allah şunu bilmez. Allah bunu yapamaz. Allah bunu görmez demek küfürdür. Allah'ın bilgisinin üzerinde şek ve şüphe küfürdür. Tecrid iman, tecrid nikah gereklidir. O yüzden Allah her şeye muhittir. Yani her şeyi sarıp sarmalamıştır.
Her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. Kudretiyle, kuvvetiyle, yaratmasıyla, bilmesiyle, ilmiyle, ezeli olmasıyle, ebedi olmasıyle Allah her şeyi bilen, gören, duyan işitendir. Ve her şeyi de yaratandır. O normalde bütün her şeyi bir anda yapmasına bir şey mani değildir. O biz insanlar gibi değildir. Değiliz, değildir. Biz önce, kelimeden önce mana gelir bizim aklımıza ve hatta fikrimize. Manadan sonra o manayı dillendirecek kelimeler gelir sonradan. Ardından biz onu konuşuruz. Bunun hepsini birden yapmak kulun işi değildir. Biz ancak kaldırabileceğimiz bir yük ile yüklenmişizdir.
Biz aynı anda çok iş yapamayız. Ama Allah aynı anda sayısız işler yapar, yaratır. Sayısız fiiliyatları her daim çalışır. Bu konuda inkıtaya uğramaz, kesintiye uğramaz. Allah muhafaza eylesin. Şeytan, Bima agveyteni dedi. O alçak ifrit, kendi fiilini gizledi. Sohbet başlığı neydi? Şeytan demişti ki, Bima agveyteni. Yani, Bu hatayı bana sen yaptırdın. Bu günahı bana sen işlettin. Bunu normalde sen yarattın demiyor bakın. Bu günahı bana sen işlettin. Bu günahı bana sen yaptırdın diyor. Şimdi de, normalde toplum içerisinde bunu söyleyenler var mı?
Var. Bu günahı bana Allah işletti. Suçu yok yani onun. O işleyen o değil. Yani bu günahı Allah bana yaptırdı. Allah yaptırdı. Hatta birisi öyle dedi. Hocam Allah yaptırdıysa günah değil ki dedi. Canım kardeşim yarattı dedim. Yarattı. Sen iyilik isteseydin, iyilik yaratacaktı. İyiliğe doğru koşsaydın, iyiliği yaratacaktı. Sen kötülüğe doğru koştun, sana kötülüğü yarattı. Bunu sen istedin. Kötülük yapmayı sen istedin. Kötü düşündün, kötü ağzından sözler çıktı. Ve senin fiiliyatın kötü oldu. Ya ben başka bir şey düşündüydüm. Ya başka bir şey düşündüysen, o çıkacaktı. Dilin senin düşünceni yalanlıyor. Fiiliyatların senin düşünceni yalanlıyor.
İslam o yüzden düşünceden değil, fiiliyattan karar verir. Senin ne yaptığın önemlidir. Bakın şeriat, senin ne yaptığına hükmeder. Sen dersin ki kendi kendine, ya ben böyle düşünmediydim. E ne düşündün? E ben şöyle düşündüydüm. Neden onu yapmadın? Ben ona yemek yedirecektim. Ne yedirmedin? Düşündün. Yedirmedin. Sevap mı? Ya paranda varsa değil, paran yok. Kendi kendine dedin ki, hani parası olmayan o hovardalık kolay gelir. Ben cami yaptıracağım. İyi güzel, Allah mübarek etsin. Ha nasıl olsa bedavadan cami yaptırmış gibi sevap alacak arkadaş. Çok uyanık ya.
O esnada birisi geldi, bir şey söyledi. 3 lira, 5 lira, 10 lira neyse. E cami yaptıracak. Onun cebinde sanki eşek arısı var. Eli cebine gitmiyor. Ulan cami yaptıracaktın ya. O camiyi yaptırınca kadar bir müminin kalbini yapsana. Bir müminin kalbini sevindirsene. Ona yardımcı olsana. Ona bir şey yapsana. E cami yaptırmak kolay. Tamam. Kendince de ki, ben camiye niyetlendim. E tamam. Cami yaptıracak arkadaş. Ondan bir şey istemeyin. Arkadaş cami yaptıracak. Çok sıkıntısı var. Yeri aldı mı? Hayır. Yeri aldı mı? Hayır. Ama camiyi yaptıracak. Birisi de ne diyor bana? Hocam dua et. Toto'dan çıksın. Cami yaptıracağım. Ha ben oturacağım.
O arkadaş, vay cami yaptıracak bir şey. Ya Rabbi şu adam Toto'dan tuttursun da cami yaptırsın. Oğlum dedim, Toto'nun parasından cami mi olur? Toto parasından cami olmaz. Kumar parası. Kumar parasından cami mi olur? Böyle baktı. Hocam ya dedi, Toto kumar mı dedi? Hem de dik alası dedim. Ya devlet yaptırıyor ama dedi. Devlet yaptırıyorsa helal yani. Dedim oğlum lan. Bu nasıl bir düşünce? O zaman dedim, bilmem ne evine gitmek de helal senin dediğine göre. Onu da devlet yaptırıyor. Öyle ya. Devleti oraya açmaya müsaade eden devlet. Oradaki kadınlara vesika veren devlet. Oradakinin açılışlarını, bütün intizamını neyi varsa her şeyle ilgilenenle devlet. O zaman haram değil mi diyeceğiz dedim ben.
Ya durdu ya sen de dedi. Hocam dedi ya. Ama işi dolandırdın ha dedi. E dedim tamam sorma sen bana dedim. Ben de konuşmayayım. Toto'ya caizlik çıkaracak adam. Çok rahat bir şekilde devlet oynatıyor diye. Var ya şimdi piyangoyu da normalde ne diyorlar? Devlet oynatıyor. O yüzden caiz. Hoş devlet sattı herhalde bunları değil mi? Totosunu, lotosunu, piyangoyu. E sattıysa işte bak bundan sonra artık helal diyemeyecekler onlar. Neden? Devlet elinden çıkardı onları. Sattı hepsinde. Allah bizi affetsin. İşte şeytan ne dedi? Şeytan dedi ki ben günah işlemedim. Ben dedi günahsızım, kusursuzum. Nefsini temize çıkarıyor. Bir kimse kendi kendine nefsini temize çıkarıyorsa bilin ki onun altında bir çapan oğlu vardır.
O bir yanlışlık yapmıştır yani. Kesin. Hani o böyle bu tip insanlar ben yanlış yapmadım. Benim bir hatam yok. Benim bir kusurum yok. ben nerede yanlış yapmışım? Ya burada yaptın diyorum ben. Ben yanlış yapmadım diyor gene. O gene aynı şekilde durur. Bu şeytanın yoludur. Ben yanlış yapmadım. Benim eksim yok. Benim günahım yok. Ben hatasızım. Ben kusursuzum. Bu şeytanın işi. Sen evet hatasızdın, kusursuz, mükemmel hale geldin. Seni alkışlıyoruz. Öylesine öyle diyeceksin. başka diyecek bir şey yok. O çünkü şeytan onun kalbine oturmuş. Şeytan onun kalbine oturduğu için onu hatasız, günahsız, kusursuz, yanlışsız gösteriyor.
Firavun da kendini böyle görüyordu. Nemrut da kendini böyle görüyordu. Böyle görüyorlardı. Onlar kendilerini hatalı, kusurlu görmüyorlardı. Yanlış görmüyorlardı. Aynı şekilde Ebu Cehil de kendini öyle görüyordu. Diyordu ki peygamberlik gelecekse bana gelmesi lazım. Yani bu kardeşimin yetimine nereden peygamberlik gelecek? Bir hikmet sahibim mi? Değil para sahibim mi? Değil makam sahibim mi? Değil tanınmış bir sima mı? Değil buna peygamberlik mı gelir? Peygamberlik gelecekse benim gibi bir insana gelecek. Bütün Arap yarımadası tanır Ebu Cehil'i. Şöhreti var. E Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden makamı var. E zengin. Bir hayli zengin.
Düşünebiliyor musunuz? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri doğduğu zaman bin tane deve kurban eden bir kimse. Bin tane deve. Deve o zaman için en pahalı hayvan. Kardeşimin oğlu dünyaya geldi deyip bin tane deve kurban edip dağıtıyor bütün herkese. öylesine de o zaman için cömert. Koyunun adli hesabı yok zaten kesilen koyunun. Bakın şan, şöhret hani hikmetin babası lakabı bu. Ebu Cehil değil Ebu'l Hikem. Yani hikmetin babası demek. Sözleri konuşuluyor Mekke'de.
Onun sözleri asılıyor Beytullah'a. O hükmediyor. Herkes gelip ona danışıyor. Herkes gelip ona danışıyor. Ta ki Hz. Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik tebliğ edilince kadar peygamberlik tebliğ edilince Ebu Hikem'in hakikatinin Ebu Cehil olduğu ve hakikatinin cehenneme odun olduğu çıkıyor. İşte o ben hatasızım ben kusursuzum benim bir yanlışlığım yok ben yanlış yapmadım diyen kimse şeytanın yolunu tutmuştur. Allah muhafaza eylesin. Adem ise zalemna enfisena dedi bizim gibi hakkın fiilinden gafil değil idi.
Ne dedi Adem? O işte ağaca yaklaştı yok o elmaya yaklaştı yok o buğdaydan yedi yok işte varlık kökenini gördü herkes bu konuda bir şey söylüyor ya Cenab-ı Hak ona dedi ki yaklaşma bu bölgeye yasak kimisi diyor ki bir bölge yasaktı o bölgeye yaklaştı herkes bu konuda bir fikir üretiyor çok bunun teferuatlık gitmesine gerek yok Allah demiş ki buna bir şeye yaklaşma demiş ya tamam bitti bu kadar Cenab-ı Hak hiçbir şey olmamış olsa dese ki bu bölgeye yaklaşma yaklaşmayacaksın Adem normalde Allah'ın emrini bu noktada yerine getiremeyince
dedi ki ben nefsime zulmeden nereden oldum demedi ki bunu sen benim kaderime yazmışsın ben bunu işledim demedi ki ben normalde benim anlama yazdığını ben işledim benim ne suçum var demedi bunu Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi çok çok böyle basit nadide güzel nükteli bir şekilde açıklardı böyle bir şey onu nasıl son vereceğim sohbetime derdi ki sohbette böyle bir kaderiyeden cebriyeden mütezileden böyle sorular gelince derdi ki parayı verdim senin eline bana da böyle söyledi çünkü Mustafa Efendi sana para verdim git dedim ki
bana bir şişe rakı al gel sen gittin bir şişe rakı aldın geldin ben sana tokadı akşettim sen neden rakı aldın diye sen demez misin bunu bana sen emrettin diye derim efendim şimdi hani diyalektik kuruyoruz ondan sonra hah işte hani Allah da bir kimse böyle yapmaz Mustafa Efendi bu ne demek yani böyle kendince cebriyeci olma benim anlıma ondan sonra içki içmek yazılmış ben gittim içtim öbürkünün anlına da işte namaz kılmak yazılmış o da gitti namaz kıldı bu değil bu cebriye olmuş oldu bu değil ya en büyük sıkıntı bu zaten
bu değil ya arkadaşlar herkes mükellef sizin kaldıramayacağınız bir yükü de Cenab-ı Hak vermemiş Allah'ı zalimde addetmeyin kendi kafanızdan haşa o zaman sen mükellefiyetliklerini yerine getir neyden mükellefsen onu icra et onu yerine getir ve hata işledin yanlış yaptın eksik yaptın günah işledin öyle ya sakın suçu başkasına yükleme ne de ki zalemna enfisena biz nefsimize zulmedenlerden olduk sakın bir de günah keçisi arama Yahudilerdedir bu meşhur yani Yahudiler günah işler ondan sonra belli bir zaman geldiğinde bir tane
keçiyi çilbirinden çıkarırlar dağa sahraya bırakırlar derler ki işte bütün günahı o keçiyi yükledik bütün günahım o keçinin üzerinde hani günah keçisi sözü Yahudilerden kalmadır bu bu Yahudilerin ahlakıdır Yahudilerin sözüdür hani o günah keçisi oluşması Allah muhafaza eylesin öyle de olma sen bir günah işlemişsin günahı başkasına bağlama bir başkasının üzerine yükleme kimse kimsenin günahını yüklenici değil kimse kimsenin günahını üzerine alıcı değil Allah da kimsenin günahını herhangi bir kimsenin günahını başkasına
yazıcı da değil o yüzden senin elinin ürünü sen o günahı işledin sen dilinle nemmanlık ettin sen dilinle gıybet ettin sen dilinle dedikodu ettin sen dilinle eşini kırdın sen dilinle eşini üzdün sen dilinle çocuğunu kırdın incittin üzdün senin diline sahip çıkamadın sen diline sahip çıkamadığın için kalkıp da başkasının günah keçisi yapma bir başkasının üzerine atma de ki ben nefsime zulmeden nereden oldum sen yoksa öbür türlü günahı bir başkasının üzerine yüklemeye kalkar günahları bir başkasının üzerine atmaya kalkarsan
bunun sonu yok Allah muhafaza eylesin Adem günah ettiği halde edebe riayet ederek Allah'a isnat etmedi Allah'ın halk ettiğini gizledi o suçu kendine atfettiğinden ihsana nail oldu yani Allah bu günahı Allah'ın üzerine atmadı bir başkasının üzerine atmadı bir başkasının üzerine bunu normalde işte bunu filanca işledi demedi kendi üzerine aldı kendi üzerine alınca da Cenab-ı Hak ne yaptı onu bu manada ihsana nail eyledi inşallah önümüzdeki hafta buradan kaldığımız yerden devam edeceğiz hakkınızı helal edin kızdan yanada
helal olsun el fatihah selavat amin

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi