mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1470.Beyit) 19.11.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Kasım 2022 · 1:18:00

Eyüzübillâhîmü'neşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftali zikrfâlemenlehu, Hak Muhammed'in Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı velmürselin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemizi, cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur'an ve sünneti seni yaşayıp yaşatanlardan eylesin. Cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilmemiz için kalplerimize ilham eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele, aşk, şevk nasip eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı mücadele, şevki versin. Mücadele azmi versin. Rabbim cümlemize batıla mücadele ederken korkaklığın şerrini düşürmesin. Korkaklığın şerrinden muhafaza eylesin. Dünyanın şerrinden muhafaza eylesin. Dünyadakilerin şerrinden muhafaza eylesin. Gökteki habis ruhluların şerrinden muhafaza eylesin. Yerdeki habis ruhluların şerrinden muhafaza eylesin.
Denizlerdeki habis ruhluların şerrinden muhafaza eylesin. Cümlemize her türlü nazardan, şeytanın desesesinden, vesvesesinden, kafir cinlilerinin musallatından cümlemizi muhafaza eylesin. Amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eylesin. Amin diyen dillerimizi kendi zikriyle süslediği dillerden eylesin. Amin diyen dillerimizi Kur'an'ıyla, sünnetiyle, hak ve hakikatiyle süslediği dillerden eylesin. Amin Ey cümlem, Allah hepinizden de razı olsun inşallah. 1470. beytten devam ediyoruz. Birkaç beyt önceden bakalım da.
Yağmur damlaları sedeflerin içinde ince olur. Sedeften dışarıda küçük büyük damlalar var. Sedefin içinde ise küçük büyük inciler. Yağmur damlaları, normalde yağmur damlasıdır. Ama bir sedefin içerisine girerse, sedef dediğimiz ne? Okyanusun diplerinde duran bir deniz hayvanı. O yağmur, rivayet edilir ki, yağmur damlası o hayvanın içerisine girerse, orada ince olurmuş.
O demek ki yağmur damlası dışarıda ince, ama yağmur damlası dışarıda su, içine gittiğinde ne oldu? İnce oldu. İşte normalde sedeften dışarıda küçük büyük damlalar var, sedefin içinde ise küçük büyük inciler var. Sedefin dışında kalırsa, eğer hayvanın dışında kalırsa, onlar yağmur damlası. Yani kıymeti yağmur damlası gibi. Ama o yağmur damlası, o hayvanın içerisine, o sedefin içerisine düştü, ince oldu, kıymetlendi. Demek ki bir şey, başka bir şeyin içerisine girerse, kıymetlendi. Orada farklı bir değişime, dönüşüme uğradı. Değişime ve dönüşüme uğrayınca da, o kıymetsiz gibi görünen şey kıymetlendi. Onlarda misk ahusunun, göbeğindeki kabiliyet vardır.
Dışarıdaki kan damlaları, bunların içlerinde misktir. Sen dışarıdaki kan, göbeğin içinde nasıl misk olur deme. Sen bu velilerin, enbiyaların, peygamberlerin, o hani söz konusu olan şey cebirdi ya, velilerdeki veya peygamberlerdeki cebri konuşuyorduk. Peygamberlerdeki cebir, velilerdeki cebir, dışarıdaki cebriyet gibi değildi. Bunu hatırlarsanız, sohbetin tabi araya faiz meselesi girmişti. Faiz meselesi girince, ara vermiştik. İşte o peygamberlerdeki ve velilerdeki cebri konuşuyorduk. O peygamberlerin cebriyle, sizin bizim anladığımız cebir aynı değil, veya o velilerin cebriyle, insanların anladığı cebir aynı değil. Bu manayı, bu ince manayı, Hazreti Pir anlatıyordu.
O yüzden, normalde sen onu cebir gibi görürsün, kan revandır. Ama velakin o kimsede, o velide, o cebir gibi görünen şey, miski amber olur. Onda bir hikmet olur. Onda bir ölçü olur. Ama dışarıdan baktığımızda, o nedir? O dışarıdan bu mevzuyu anlamayan, bu meseleyi bilmeyen bir kimse, ona cebirmiş gibi gelir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, o velilerin hallerinde, Allah ve Resulüne tam teslimiyet vardır. Onlar teslimiyetlerini icra ederler. Onlar teslimiyetlerini icra ederlerken, dışarıdan bu hali görmeyen kimse, onlarda cebir hali var zanneder. Hani, Hızır'a baksa bir kimse, Hızır'a baktığında, o kimse, Hızır'a zahir gözüyle baksa, cebir hali görür.
Ama Hızır'daki cebir hali, normal Müslümanlardaki cebriyet gibi değildir. Normal, iman etmiş, Müslümanım diyor, yapmış olduğu kötülükleri, cebre sokuyor. Veyahut da ben Müslümanım diyor, yapmış olduğu iyiliği de cebre sokuyor. Kendince diyor, genelde kötülükler için bu cebriyiciler söylerler. Yani o kimse namaz kılmıyorsa, Allah ona müsaade etmediği için, Allah ona yazmadığı için, o namazı kılmadı. Veyahut da o kimseler, bir haram işleseler, şeytani düşünürler. Derler ki, bu haramı sen işlettin bize. Biz yoksa haram işleyicilerden değildik. Yani Adem'in yolunu seçmez. Adem'in yolu neydi? Ben nefsime zulmedenlerden oldum deyip, tövbe etmesiydi. Ama bu cebriyeye düşenler, kendilerinin o halini, haşa, tabiri caizse, Allah'a suçlayarak çıkarlar.
Allah muhafaza eylesin. İşte bu, Allah ve Resulüne, maddi manevi, her haliyle teslim olmuş olan kimseler, bakın her haliyle, onda akıl yoktur artık, bu manada. Akıl yürütmez. Bizim bildiğimiz aklı yürütmez. Yani onların aklı teslimiyete çalışır. Kur'an ne demiş? Sünnet ne demiş? İşin bu zahir tarafı, işin batın tarafı ne? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne demiş? Üstad ne demiş? Ona bakarlar. Ama dışarıdan baktığında, yine onların tavır ve davranışlarını, normal, avam insan veya halk, onlara bir anlam vermez. Hatta meşhurdur sözler. Ya bu zamanda hala da böyle şeyhe mürid mi olunurmuş? Bu zamanda böyle mi olunurmuş?
Hala da böyle mi düşünüyorsunuz? Hala da böyle mi yapıyorsunuz? diye avam bunu eleştirir. O yüzden onlar, onlar, o veliler, o mürşitler, o Allah dostları, gayb aleminde, tezavür eden, tecelli eden, her şeye, Allah'ın takdiri deyip, razı olurlar. Onunla mücadele etmezler. Bu mücadele etmezler derken, o hallerini değiştirmek için, o perdeyi değiştirmek için mücadele etmezler. Onlar derler ki, tecelliyat bu, takdir bu, o yüzden biz bu tecelliyata ve takdire ram oluruz derler. Şimdi bir kimsenin sevdiği bir kimse vefat eder, feryat figan eder, o feryat figan etmez.
Der ki, takdir bu kadarmış. Tecelli bu, nefesi bu kadar. Ecel ne bir adım öne, ne bir adım sonraya. Dışarıdan bakan kimse, o hali görünce, der ki ya buz gibi adam, ne soğuk adam, veya ne soğuk kadın, yani böyle bir şey mi olur der. Ama o perdenin gerisine teslim olduysa, o tecelliyata teslim olduysa, onda bir itiraz göremezsiniz. O yüzden Allah'ın bütün, onun üzerindeki takdirlerini, takdirini rıza ile karşılama. Zaten en sıkıntılı yer burası. Bu dışarıdakına rıza, razı olmak, rıza göstermek kolay da, senin üzerinde tecelli edersin, ederse, senin üzerinde tecelli ederse, sıkıntılı olan yer burası. Dışarıda, Allah'a teslim olmak lazım, razı olmak lazım.
Senin başına gelince, teslimiyetin ve razılığın, meydana çıkar. İsyan mı ettin? Bu hastalığı, bana neden verdin? Bu sıkıntıyı, bana neden verdin? Neden başıma, böyle bir çorap örüldü mü, dedin? Yoksa, evet, yani, bu sıkıntı da, bu problem de geçici. Allah'ın izninden, ben burada Allah'a isyan etmeyeyim, ben şikayet etmeyeyim, bu da buradan yürüyüp gidecek mi? dedi. O yüzden, bu çalışmamak, bu çalışmamak, bu gayret etmemek, değil yalnız. bu olanı, yaşananı, tecelli edeni, razı göstermek, razı olmak, isyan etmemektir. Kimisi bunu söylerken, yani böyle, tembellik olarak algılıyor, burada, ince bir çizgi var.
İnce çizgi şu, böyle basit örneklerim, başına bir hastalık gelmiş, sen hastalıkla mücadele et, ama isyan etme. hastalıkla mücadele etmek, ayrı bir şeydir, hastalığa isyan etmek, ayrı bir şeydir. Başına, senin nefsinin hoşuna gitmeyen, bir şey geldi. Onunla mücadele etmek, ayrı bir şeydir. Ona, o sana geldi diye, o sana uğradı diye, o sana tosladı diye, ondan şikayet etmek, ayrı bir şeydir.
Buradaki ince fark, odur. biz mücadele ederiz, ama isyan etmeyiz. Biz mücadele ederiz, ama şikayet etmeyiz. Biz mücadele ederiz, neden bunu bizim başımıza getirdin, demeyiz. Burası önemli. o yüzden o insanlar, kan gibi görünen, sıkıntı gibi görünen bir şey, onlara geldiğinde, misk olur. Nasıl misk olur? Sana bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, isabet eder, sen ondan razı olursun, isyan etmezsin, Allah seni, ödüllendirir. Neyiyle? Muhabbetiyle ödüllendirir. Sevgisiyle ödüllendirir. Ama sen onu şikayet eder, isyan edersen, Allah seni ödüllendirmez. Belki de senin başından o sıkıntıyı alır, hatta kimisine öyle yapar.
O ya Rabbi der, onun istediğini verir, ama kendisini unutturur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, büyükler, bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet istememişler. Ama geldiğinde de şikayet etmemişler. Sebep, onu Allah'la aralarında bir iletişim, bir tabiri, tabiri caizse temas olarak görmüşler. O yüzden isyan yok. Allah muhafaza eylesin. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri İbni Abbas'a yaptığı vasiyeti şu. Rıza hususunda Allah için yakin ile amel et. Eğer bu olmazsa sabret. Gerçekten sabırda büyük bir hayır vardır. Beyhakide geçiyor Adi Şerif. O zaman ne yapacakmış, ne yapacakmışız rıza makamına ulaşmak için biz Allah'a yakin olarak amel edeceğiz.
Yani bakın bu sabrın üstünde bir şeydir. Ben hep derim ya, sabretmek, hani ben buna sabrediyorum demek, işin avam kısmıdır. Avam kısmıdır. Sufi başına gelen bir şeye sabretmez. Çünkü orada sabırda kabızlık hali var. Yani zorunlulukmuş gibi. Böyle hani sen bunu bana verdin ben sabredeyim buna. Bu böyle değil. yakin olarak amel et. Yani Allah'a yaklaşmayı bir vesile bil. Başına gelen sıkıntıyı, belayı, musibeti, derdi. Bunu yapamıyorsan o zaman sabret. Bu bir düşük makamı. Bakın, rıza makamı, sabır makamı değildir.
Sabır makamı onun bir altıdır. Avamın işidir. Rıza makamı, başına her ne geldiyse, onunla alakalı razı olmandır. Şikayet etmemendir. Ne yapalım artık biz de buna sabredeceğiz. Yok değil. Bu avamın dili. Bu hasın dili değil. Hasın dili biz buna sabredeceğiz değildir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Sufiler, her ne fiiliyat oluyorsa, her ne fiiliyat oluyorsa, her ne yaratılıyorsa, yaratma olarak, hepsini de Allah'ın takdirine, kazasına, Allah'ın kudret ve kuvvetine bağlarlar.
Yaratılan hiçbir şey, Allah'ın takdirine ram olmamış, Allah'ın kudret ve kuvvetinin dışında bir şey değildir. Sufi uyanıktır, yaratılan her şeyin önünde ve arkasında Allah'ı görür. Öyle olunca, yaratılan herhangi bir şeyden şikayet, söz konusu olmaz. Böyle olunca, böyle olunca zehir, dışarıdan zehir, bal'a dönüşür. Böyle olunca, dışarıdan başkasına kan revan olan, ona gül bahçesi olur. Ama bu hali yakalamak, sevgiyle mümkündür. Bu hali yakalayacaksa bir kimse, muhakkak, Allah'ı sevme yolunda olması gerekir.
Allah'ı sevme yolunda değil ise, o kimse, başına gelen, veyahut da, tabiat dediğimiz, bu kainata, tecelli eden şeylerde, eksiklik, noksanlık, fazlalık, ne bileyim işte, bu zamanda da böyle mi olur, şu neden böyle oldu, bu neden böyle oldu, bir sürü, neden, niçin, nasıl ekleyecektir. Oysa, bir kimse, Allah'ı sever, Allah'a yakinlik peyda ederse, yaratılan her şeyin, Allah'ın takdiri, kuvveti ve yaratmasıyla olduğu için, nedeni, niçili, nasılı kaldıracaktır. Şikayeti kaldıracaktır, kendi üzerinden. Ve, aslında, rahata kavuşacaktır. Nasıl rahata kavuşacaktır? O kimse, kalbinin derinliklerinde, bütün fiiliyatı yaratanın, Allah olduğunun bilincine varıp, Allah bunu, kendi iç aleminde, Allah bunu böyle istedi, Allah bunu böyle istemeseydi, bu böyle olmazdı.
Veyahut da, Cenab-ı Hak bunu böyle yarattı, böyle takdir etti deyip, ondan, yaratılandan, razı olur. Bizim, Müslümanlarda, en büyük sıkıntılardan birisi o, ben bazen hayret ederim. Derim ki, ya olanda hayır varmış, Cenab-ı Hak böyle takdir etmiş. Bu, senden giden eş olur, çocuk olur, mal olur, mülk olur, arkadaş olur, senden gidiyor. Yani buna razı ol. Evet, sen mücadele et, bir şey senden gitmesin. Ama gittiği zaman da, yapacak bir şey yok. Hani, bu çok hoşuma gider benim. Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'ı, devesinin terkisine bindirir ya, der, ey oğul, sana bir şey söyleyeceğim, bunu iyi belle. Emret ya Resulallah. Durur, tekrar söyler, ey oğul, sana bir şey söyleyeceğim, bunu iyi belle.
Emret ya Resulallah. Tekrar der, ey oğul, sana bir şey söyleyeceğim, bunu iyi belle. Emret ya Resulallah. Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah, her seferinde, emret ya Resulallah der. Bazı rivayetlerde, anam babam sana kurban olsun, emret ya Resulallah, diye de geçebilir. Şimdi, söylediği söz şu, bütün insanlar toplansa, sana zarar vermek istese, Allah, onlara müsaade etmedikçe, sana zarar veremezler.
Bütün insanlar, toplansa, sana fayda vermek isteseler, sana yardımcı olmak isteseler, Allah izin vermedikçe, yaratmadıkça, o insanlar, sana yararlı bir şey, faydalı bir şey, yapamazlar. Bu hadisi kudüsinin daha devamı var. Bu hadisi kudüsini bulun, okuyun bunu. Şimdi, bütün insanlar toplansa, sana zarar vermeyi düşünse, böyle bir organizasyonun içine girseler, bu iş dünyasında, bu ailede, bu sülalede, bu ne bileyim işte, topluluklarda, orada burada nerede olursan ol, bütün insanlar, sana zarar vermek istese, Allah izin vermedikçe, hiç kimse ve hiçbir şey, sana zarar veremez.
Bütün insanlar, sana faydalı olmak isteseler, Allah, izin vermedikçe, Allah yaratmadıkça, onlar sana faydalı, olamazlar. O zaman, zararı da, faydayı da, Allah'tan bil. onu yaratan Allah. La faili illallah. Allah'tan başka, fail olan, çalışan, fail çalışan demek, yok. Bu işin, zirve noktası. Bakın, bu işin zirve noktası, bu söylediğim şey. Bunu normalde, insanlar kendi içlerinde, buna karşı konuşabilirler, konuşabilirler. konuşabilirler. Çünkü onlar, zararı başka yerlere, döndürebilirler.
Ama senden çıkan, kötülük var ya, o nefsindendir, bunu unutma. Bu, sana gelecek olan, bir şey, Allah müsaade etmedikçe, sana gelmez. Allah müsaade ederse, sana gelir. Dışarıdan. Sen, senden olan, iyilikler Allah'tan, senden olan, kötülükler de, senin nefsinden. Rabbim bizi, öyle inananlardan eylesin. Amin. Ve, bütün her şey, Allah'ın, ilmi ilahisinden, gelmesiyle, ilim ve, hikmete tabidir. Bütün her şey. Varlığın, üzerindeki, küçücük, zerre dahi, Allah'ın, ilim ve hikmetine, bağlıdır. Allah'ın, ilim ve hikmetine, bağlı olmayan, hiçbir şey yoktur.
Rabbim muhafaza eylesin. Amin. Ve, öyle olunca, ilmi hilayeden, geliyorsa her şey, ve, her şey, onun, hikmetine bağlı ise, o zaman, başka bir, hadiseye, götürelim sizi. Allah'ın, ilim ve hikmetinden, doğan, hiçbir şey, abes değildir. Bakın, Allah'ın, ilim ve hikmetinden, gelmiş, hiçbir şey, abes değildir. Onu, abes görürsen, o zaman, büyük bir yanılgının, içine girersin. Onu, abes görme. Her şey, onun, hikmet dairesinde, yürüyor. Bu, sizi, farklı bir, sufi perdesine, götürür. Bunu, yalnız, kendi iç, aleminde, zevk edilmen, lazım. kendi, kendi iç, aleminde, herkesin eksik, nakıs gördüğü, veya herkesin, farklı, davranış, iç, biçimine, girdiği yerde, sen, kendi, iç, aleminde, bu da, onun, hikmet dairesinin, tecelliyatından, bir tecelli.
Bu da, onun, cilveyi, Rabbanesinden, bir perde. Bu, iç, aleminde. Dışarıda, zahirde, şeriata göre, davranman gerekiyorsa, o şahsait, şeriata göre, davran. İç, aleminde, yalnız, de ki, bu, onun, hikmet perdesinden, damlayan, bir damla. Mustafa Özbağ, sen, bunu, böyle algıla, kendi iç, aleminde. Dışarıda, bu, arkadaş, avam, ona, böyle, konuşma. ona böyle konuşursan, onun küfrüne sebebiyet verebilirsin. O çünkü, ayırt edemez. Ayırt etmek, ayrı bir kalbi ilimdir. Dikkat edin.
İlmin, ilmin en ince noktası, ayırt etmektir. Ayırt etmek. Ayırt etmeye, ayırt etmeye, kalp gerekir. Eğer senin kalbin, ayırt etmiyorsa, sus, şeriata göre davran. Kalbin, ayırt etmiyor çünkü. Hz. Mevlana'nın, meslemesindeki, bir beyt, çok hoşuma gider. Der ki, diri insanın, dirinin, ağzına bir şey koyarsanız, o, ağzındakini, ayırt eder. Ne olduğunu bilir. ama ölü bir kimsenin, ağzına bir şey koyarsanız, o ekmek miydi, demir miydi, o patates miydi, soğan mıydı, ayırt edemez.
Diri kimse, ayırt eder. Sufi, diridir. Sufi, diri olduğu için, o, ayırt etmesi gerekir. Kime nasıl konuşulması gerekiyor? Bu olayın nasıl algılanması gerekiyor? Ve bu olayla alakalı analiz ederken, kime nasıl konuşulması gerekiyor? Bunları ayırt eden kimsenin, kalbi çalışır. Bunları ayırt edemeyen bir kimsenin, kalbi çalışmıyordur. O, hikmete tabi değildir. Özel bir ilim almıyordur. Özel ilim ne? Kalbine onun ilham gelmesi ve onun ayırt edebilmesi. Ayırt etmek. Burada böyle davranılması lazım. Bunun hükmü bu. Burada şöyle davranılması lazım.
Aynı olayda. Şimdi böyle davranılması lazım. Böyle konuşulması lazım. Bunun hükmü bu. O yüzden o, Hakka teslim olmuş, kalbi, kalbi Allah'tan, Allah'tan ilham almaya başlamış olan bir kimse, bazı ahval ve şeriata, bazı tecelliyatlara, bazı manevi hallere bakar.
Bakar, onlara baktığında, o esnada onun kalbi değil, normal aklına ve mantığına uymayan şeyleri görebilir, tespit edebilir. Böyle bir şey olduğunda, hemen kalbi mekanizmasını çalıştırması lazım. Her akla, mantığa uymayan şey, yanlış şey hükmüne varmaması lazım. Çünkü insanların akıl ve mantıkları, bunu unutmayın. Bütün insanların, bütün çoğunluğunun akıl ve mantığı, o ana kadar elde etmiş olduğu ilme göre çalışır. Hakkı mıdır? Hakkıdır. O ana kadar hangi ilmi aldı? Hangi ilmi aldıysa, o ilimdaresinde aklı ve mantığı çalışır. Oysa maneviyat veya sufilik, o akıl ve mantığın üstünde tecelliyatlara, kulaç atar.
Öyle olunca, sen onu akla ve mantığa vurma. Sen onu kalbine vur. kalbi, aklın ve mantığın harekete geçer. Kalbi, akıl ve mantık harekete geçince, o tecelli eden, zuhur eden bir kısım şeyler, mevcut aklına ve fikrine uymadığı halde, kalbi, aklın onu kabullenir, kabul eder. Zaten önemli olan da burasıdır. O yüzden bir peygamberin ümmetlerine zıtlığı olmaz, bir velinin müritlerine zıtlığı olmaz, veya bir veli, müritlerinin zararı, gerçek bir veli, gerçek bir mürşid, müritlerini zarara sokmaya çalışmaz, böyle bir şey olmaz.
Bir peygamber nasıl ümmetlerine zarara sokmamak için uğraşır, gayret ederse, bir mürşid-i kamil de, dervişlerini, veyahut da kardeşlerini, arkadaşlarını, zarar vermek için uğraşmaz, onların zararına bir şey çalışmaz. O yüzden, bazen, takdir, bazen bu manada, hüküm, hikmet, farklı tecelli eder. Farklı tecelli edince de, derviş, veyahut da ümmet, ona bakıp da, ne mürşidine, ne de peygamberine, farklı gözle, bakmaması gerekir. O yüzden, meseleyi toparlayacak olursak, avamın kan olarak gördüğü şey, bir mürşid-i kamilin üzerinde düşerse, o mis gamber olur. Veyahut da zehir ahu gibi görünen bir şey, mürşid-i kamilin üzerinde, ne olur?
Şerbet olur. Dışarıdan bir kimsenin gördüğü ateş, onun için gül bahçesi olur. Ama buna akıl erdiremeyenler, buna kalbi yetmeyenler, bu meseleyi sorgularlar. bu bakır dışarıda adi ve bayağı bir şeyken, iksirin içinde nasıl altın olmuş da deme. işte dışarıdan senin önemsiz gördüğün, kıymetsiz gördüğün bir kimse, bir mürşid-i kamilin eline geçer, bir mürşid-i kamilin eline geçince, bakır altın olur.
Dışarıdan bir kimse de şöyle der, ya bu bakırdı, nasıl altın oldu, bundan altın olur mu? Veyahut da dışarıda bir kimse, serkeş bir kimseydi, bir üstadı intisap etti, bağlandı, yolunu düzeltti, kendini düzeltti, dışarıdan bir kimse der ki, ya bundan derviş mi olur, nasıl derviş oldu bu? Bakır ne oldu? Altın oldu. Veyahut da bir kimse, bir sufi yoluna girer, dervişlik yoluna girer, Cenab-ı Hak ona bahşeder, lütfeder, ikram eder, o da çalışır, çabalar, gayret eder, Allah ona veliliği hediye eder, velilik verir ona, mürşitlik verir,
dışarıdaki bir kimse de, bundan mı mürşid olacak der? Oysa, Cenab-ı Hak'ın hikmet-i ilahiyesi, ilmi ilahiyesi, insanların görüş ve düşüncelerine göre yazılmış değildir. O mutlak kader, o bilinmeyen, Allah'ın ilmi ilahisinde duran, bakın burası, lef-i mahfuzun üstüdür, o mutlak kader, Allah'ın ilmi ilahiyesinde duran, o kader ne?
O bilinmez. Oradan ne tecelli eder? Bu bilinmez. Cenab-ı Hak onu orada yazdıysa, onu orada yazdıysa ve onun önüne geçecek hiçbir güç ve kuvvet yoktur Allah'tan başka. Öyle olunca, senin bakır gördüğün altın olur, senin teneke gördüğün, teneke gördüğün, zümrüt olur, senin adi bir taş olarak gördüğün şey, bir bakmışsın ki elmas, kolye olur.
O yüzden bu nasıl neden olur deme. Ne olmuş? Elmas, kolye olmuş. Razı ol, tabi ol. Ne olmuş? Altın olmuş. Altın olduysa, razı ol, tabi ol, hasislik yapma. Bu nasıl altın olurmuş? Deme. Ya nasıl yağmur yağarmış? Deme. Yağmuru yağdıran odur. Ya bu taşın içerisinden zeytin ağacı çıkmış. O taşın içinden, taşın içinden zeytin ağacı çıkartıran odur. Taşa bakarsın, zeytin ağacına bakarsın, dersin ki kuru taş, bunun içinde zeytin nerede çimlendi, nerede büyüdü de, nerede kocaman ağaç oldu? Bakıyorsun kocaman kaya, o kökün gideceği bir yerde göremiyorsun.
Bakın, zeytinin kökünün gideceği bir yerde görmüyorsun. Kayanın tepesinde zeytin bitiren Allah. Ona öyle yapan Allah, istediği tenekeyi altın eder, istediği bakırı zümrüt eder, istediğini istediği gibi yapar. Onu takdir ettiyse, hiç kimse onu durduramayacaktır. Senin hasislenmen bir şey değiştirmeyecek. Senin hor hakir görmen, bir şey değiştirmeyecek. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, Kureyşlilerin büyük bir çoğunluğu, hor hakir gördü, beğenmediler. Peygamberlerin büyük bir çoğunluğunu, kendi zamanlarındaki ümmetleri, beğenmediler onları, hor hakir gördüler. Kıymetsizleştirmeye çalıştılar. Baktığımız zaman, Adem'den itibaren bütün peygamberleri, insanlar kabullenmek istememişler.
Hor hakir görmüşler. Onlar birer altınken, birer hazineyken, birer mücevheratken, onlar onlara kıymet vermemiş. Nuh'un oğlu bile Nuh'a kıymet vermemiş. Lut'un hanımı Lut'a kıymet vermemiş. Bakın, nice peygamberlerin eşleri, kendi peygamberlerine kıymet vermemişler. Eşlerine, kocalarına. Nice peygamberlerin çocukları, kendi babalarına kıymet vermemişler. Peygamber olmalarına rağmen. Nice veliler dışarıdan bakıldığında, kendi zamanlarında kıymetsiz görülmüş. Yüzlerine bakan olmamış. O kadar kıymetsizleştirmişler. Kıyetsizleştirmişler. Söylemedikleri laf bırakmamışlar. Ama Allah, onları kendi zatına seçmiş.
Kendi zatına seçince, senin bakır gördüğün altın aslında, veyahut da insanların bakır gördüğü altın aslında, ama Cenab-ı Hak da onu, bir şekilde kendine seçmiş. Sen istediğin kadar bakır gör, o altın. Sen istediğin kadar onu taş gör, ama o bir mücevherat. Böyle olunca, senin bakır gördüğün, sakın sen deme, bu nasıl altın olurmuş diye. Bu senin cahilliğini gösterir. Bu senin cehaletini gösterir. Bakın, bu senin cahilliğini ve cehaletini gösterir. Allah muhafaza eylesin. İhtiyar ve cebir, sende bir hayalden ibarettir. Onlardaysa Allah azametinin, nuru haline gelmiştir. Yani, o meselenin özüne, sırrına vakıf olmayan bir kimse, senin bildiğin o fikir olarak, fikir olarak, düşünce olarak, ihtiyarlamış olan cebir düşüncesi.
Artık o, hani, Hazreti Pir diyor ki, bundan dokuz yüz yıl önce, bu cebriyeciler, bu cebir fikri, ihtiyarladı, köhnedi. Yani, bunun artık elde tutulacak bir yanı yok. Ama sen diyor, meselenin özüne vakıf değil isen, sen o ilmi ilahiden kopup gelen hikmeti görmedi isen, sen normalde kendi kendine, Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatlarından uzak isen, kendi kendine cebir hayali kuracaksın. Ve kendi kendine o vehminin peşinden gideceksin. Hani ayet-i kerime var ya, hani gördün mü o heva ve hevesini ilah edinen, onlardan olacaksın. Öyle olmamak için, sen Allah'a tabi ol, ram ol. Ve, o istediğini altın eder, istediğini de taş eder. Bunu da bil, ona teslim ol. Allah bizi onlardan eylesin. Ekmek, sofrada durduğu müddetçe cansızdır.
Fakat, insan vücudunda neşeli ruh kesilir. Yani, bu cebriyeciler, bu cebir, kelam sofralarında konuşulan ekmek gibidir. Ruhsuzdur. Bu cebir ve cebriyeciler. Bu manadaki cebir. İster, ehli, velilerin üzerinde tecelli eden hal ve hakikatler olsun, ister normalde Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatları olsun, bunu o kimse algılayamaz, anlamazsa, bunu kendince bir cebir olarak görecektir.
Ve, o cebir, aslında onun kendi kısır hayal dünyasıdır. Ve o kısır hayal dünyasında, o ekmeği, cebir ekmeğini yiyerekten ne yapacaktır? Onu canlandıracaktır. Sen cebir ekmeğini yemezsen, o zaman bu hastalığa, sen ne yaparsın? Duçar olmazsın. O ekmeği yiyecek olan da, mürşitlerdir. Mürşitlerin kendilerince, o cebir, dışarıdan bakıldığında cebir görünen şey, yine cansız ekmek gibidir. Mürşidin midesine girerse, canlanır, ruh olur, hayır olur, hikmet olur. Ama o, bu meseleye vakıf olmayan bir kimse, kendi hayal dünyasında, onu cebriyete sokarsa, onda da ne olur?
Onda da küfür olur. İşin sır noktası burası. Bir kimse de, o cebir hali, nuru ala nur oldu, bir kimse de, o cebir hali de, Allah muhafaza eylesin, küfür oldu. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden, eğer ki, o dediğimiz mana, bir mürşidi kavminin, kalbine tecelli ederse, onun kalbinde, mutluluk oldu, neşe oldu, lezzet oldu, tat oldu.
Çünkü, o, Cenab-ı Hakk'a teslim olmuş, Allah'ın sıfatsal tecelliyatlarına, mahzar değil, mekan olmuş bir de. Mahzar olmak, seyretmek, ona mekan olmak, zemin olmak, onun üzerinde tecelli etmesi. O zaman, o mürşidi kamilde, ne oldu bu? Neşe oldu, zevk oldu, tat oldu. Allah bizi onlardan eylesin. Sofranın ortasında duran, o ekmeğin, can olması, imkansızdır. Fakat, can, selsebi suyuyla, o olmayacak şey yapar, ekmeği ruh haline getirir. Ey, doğru okuyup, doğru anlayan, bu can kuvvetidir.
Bir düşün, o canlar canının kuvveti, ne olabilir? E, normalde, ekmek orada durursa, sofranın ortasında, e, o normalde can olması, imkansızdır. Onun, can verecek olan, bir şey var. Hani, Cenab-ı Hak da, Adem'i yarattı ya, Adem'i yarattığında, şeytan gelip, o, bak şimdi, mevzu nereye gidecek şimdi, bak yine, Adem'in yaratılışına gidince, kafa gitti gene, başka bir yere.
Hani diyor ya, birisi de, e, nereden şeyh olduysa, yeni şeyh oldu ya, kim yaptı, kim etti, bilmiyoruz, icazeti var mı, yok mu, ata maylamı oldu, kraliyetten mi geldi, İngiltere'den mi geldi, emir, nereden geldiyse, geldi, bir yerden bir emir geldi, veya bir şey geldi, adam şeyh oldu, ne diyor, videosunda kendim izledim, ne diyor, işte diyor, Adem yaratılmış sözde, ondan sonra, topraktan, tın tın ses geliyormuş, bırakın kardeşim bunları diyor, şimdi diyor, insanlar fizik okumuş, kimya okumuş, biyoloji okumuş diyor,
bunlarla diyor, uğraşmayın, bunları yeniden tefsir edin diyor, yani Adem'in yaratılışını, öyle görmüyor, biz bildiğimiz Adem'in yaratılışını söyleyelim, hani Cenab-ı Hak Adem'i yarattı, önce hani, böyle kurutulmuş topraktan, balçıktan sonra, kurutulmuş toprak, hatta rivayet edilir, şeytan gelir, o testi gibi, Adem'in vücuduna vurulmuş, tık tık tık, bundan ne olacak ki derviş, hani vuruyor, testi gibi, hani boş bir tepsiye vur, ses gelir, şimdi vuruyor, böyle ses geliyor, böyle vurulmuş, şeytan, Adem'in, yaratılmış olan,
topraktan maketine, bildiğiniz, topraktan maket, öyle düşünün, Adem'in suretinde, topraktan bir şey, içi dolu değil daha, testi gibi, tabi bunu, şimdi bu yeni, şey kabul etmiyor da, Bursa valimizde ziyaret etmiş, muhakkak fayda ve hayır görecektir, Bursa halkı bundan, antık ayeti inkar edenler, ne kadar hayır görülecekse, evet, işte, Adem'i yarattı, Adem'i böyle, hani tabiri caizse, kurutulmuş toprak haline geldi, testi haline geldi, bir rivayet var, kırk bin yıl, güneşe karşı bekletti diyor, Cenab-ı Hak onu, kırk bin yıl,
Adem'i, bu maket halinde, tabi o cansız, tabiri caizse, topraktan yaratılmış bir, Adem maketi düşünün, ve Cenab-ı Hak onu sonra, kendi ruhundan üfledi, topraktı, kendi ruhundan üfleyince, ona can verdi, o canlandı, o kemale erdi, kendi ruhunun ne olduğunu bilmiyoruz, ama Hicr suresi, ayet 29'da diyor, direkt, Adem'in yaratılışı tamamlayıp, ruhundan ona üflediğim zaman, ruhundan ona üflediğim zaman, bakın bunu meleklere söylüyor, diyor ki, ona ruhundan üflediğim zaman, secde edin,
ona secdeye kapanın, şimdi, kuru tın tın testi gibi bir topraktı, tabiri caizse, bu manada, cansızdı, cansızdı, nasıl ekmek sofrada duruyordu, onda can yoktu, ama insan onu aldı, çiğnedi, yedi, ve çiğnebiyince, o cansız olan ekmek, o insanda güç oldu, kuvvet oldu, kudret oldu, akıl oldu, fikir oldu, onun vücut anatomisinde, faydalı bir şey oldu, yani, ekmek içeride canlandı, cansız olan ekmeği yediniz, ekmek içeride canlandı, cansız olan eti yediniz, pişti,
120-130 derecede kaynadı, 120-130 derecede kaynayan et, senin midene indi, can oldu, senin vücuduna kuvvet oldu, cansız olan bir hap düşünün, hap, kimyasal bir hap, o dışarıda cansızdı, sen onu içtin, Cenab-ı Hak onu senin içinde, can verdi ona, ve senin içerisinde, can vererekten, senin vücuduna, faydalı hale getirdi, ama dışarıdan baktığınızda, cansızdı, bir sebze yiyorsunuz, dışarıda bakıyorsunuz, topraktan kesilmiş, cansız, bir de pişiriyorsunuz onu, kaynatıyorsunuz, yüz derecede, ve onu yiyorsunuz, Cenab-ı Hak ondan size can veriyor,
sofrada duran ekmek misali, e şimdi, Allah da Adem'i yarattı, Adem'i normalde, balçıktan, topraktan yarattı, sonra onu kuruttu, sonra testi gibi, ses gelir hale getirdi, sonra ona ruhundan üfledi, ruhundan üfleyeceği zaman da, meleklere dedi ki, ey melekler, ben Adem'e, kendi ruhumdan üfleyeceğim, kendi ruhumdan üflediğim zaman, ona, secde edin, emri verdi, demek ki, o, kuru, bahçık, çamurdan yaratılan, cansız olan, bir maket, Adem maketi, Allah ona kendi ruhundan üfleyince, meleklerin secde edeceği, bir, peygamber oldu,
ve melekler ona, secde ettiler, melekler ona secde ettiler, secde etmeyen kimdi, şeytandı, o da melek değildi diyor, ayeti kerimede, işte, o melekler, Adem'e şekil verilip, yaratılışı tamamlanınca, o normalde, bütün meleklere dedi ki, siz, ona secde edin, çünkü kendi ruhundan üfledi, demek ki, bir kimse cansız bir şey yiyor, o canlanıyor, ve onda can oluyor, ekmek gibi, işte, Allah da, bir veliyi, kendisine seçtiyse, o ölüydü, onu diriltti, ona can verdi, ona ruhundan üfledi, onun işini kendisine ayırdığı için, kendisi bitirdi,
sen dışarıdan habire de, bu bakırdı, bu normalde gümüştü, bu tenekeydi de, Rabbimiz muhafaza eylesin inşallah, e saat 21.50, burada keselim inşallah, önümüzdeki hafta, Allah'tan bir şey gelmezse, kaldığımız yerden, devam edelim inşallah, insanın bir tek kolu, candan gelen kuvvetle, dağı, denizle, madenlere yarıp delmekte, buradan devam edeceğiz inşallah, şurada bir soru var, mübarek insanlar, çok uzun yazıyorsunuz, İslam ansiklopedisinde,
Afgani ile, onun öğrencisi, Abduh ile ilgili bölümde, istibdat rejimlerine karşı, mücadeledeki, faaliyetlerinden yararlanmak, eğitim ve, ıslahat konusunda, nüfuzlarını kullanmak, maksadıyla, Abduh'un hocası gibi, amaçları, o dönemde, fazla bilinmeyen, Mason locasına, girdikleri yazılır. Burada, istibdat rejimleri, diye sizce, ne kastedilmiştir? Diğer taraftan, Diyanet ansiklopedisinde, Mason localarının, amaçları, pek bilinmediği, tespiti, sizce ne kadar samimi. Mason localarıyla, alakalı, olumlu konuşan, her ne var ise, hepsi de, Masonik zihniyetin, çocuklarıdır.
Masonik zihniyet de, Mossad bozması, siyae yosmasıdır. Çok ağır konuşuyorum, Masonik zihniyete ve, Masonlara karşı. Böyle, kendi, geleceklerini düşünenler, Mason ve Masonik zihniyetlerle, mücadeleyi, kendilerine, uygun görmezler. İleride doçent olacak, profesör olacak, dekan olacak, ileride milletvekili olacak, siyasetçi olacak, yüksek bürokrat olacak, ileride muhakkak, bir şey olacak ya o. Öyle olacağı için, onlar, Mason ve Masonik zihniyetleri, yani böyle, cephe almaz da. Biraz iyileri, aman biz bununla alakalı konuşmayalım, iyiliğine de konuşmaz, kötülüğüne de konuşmaz.
Değil. Doğru yol değil o. O sırat-ı mustakim değil. Hakkı hak bilmek, ve hakkı hak biliyorsan, hakkı haykırmaktır, hak olan. eğer hakkı bilir de, hakkı haykırmıyorsan, değilsin şeytansın. Bir, toplulukta, bilenler, alimler, bir toplulukta, zikir ehli, çünkü bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz demiş.
Alimler, ikiye ayrılırlar. bir, zahir bilgiyle donatılmış olan alimler, iki, batın bilgiyle donatılmış olan alimler. Eğer bir alimde hem zahir hem batın varsa, iki kanatlı kuş gibidir. ama bir kimse sadece zahir bir alim ise, o tek kanatlı kuştur. O tek kanatlı kuş, eğer o zahir alim, geleceğini düşünüyorsa, hakkı ve hakikati haykırmıyorsa, o ahir zaman alimidir.
Ahir zaman alimleri de, ahir zaman alimleri. Giderler, bir, zalim bir hünkara, kuyruk olurlar. Giderler, midelerini düşünürler. Ahir zaman alimleridir. Bunlar, makamlarını düşünürler, mevkilerini düşünürler, geleceklerini düşünürler, rahatlarını düşünürler, kendilerince, kendi hayatlarını, dünya hayatlarını, tanzim etmeye çalışırlar.
Bunlar ahir zaman alimidir. Bunlar alim değildir. Bunlar şeytanın kuklasıdır. Bunlardan şeytandan kaçar gibi, kaçmak gerekir. Şimdi, ahir zaman şeyhleri vardır. Ben bunlar alim statüsünde değil. Bunlar sufi statüsünde, derviş statüsünde. Bunlar ahir zaman şeyhidir. Bu ahir zaman şeyhleri, rahatlarına bakarlar, huzurlarına bakarlar, tatillerine bakarlar, onu dinlenmelerine bakarlar, yemelerine, içmelerine bakarlar, dervişlerin getirecek olduğu paraya, pola bakarlar, dervişlerden geçinmenin yolunu ararlar, dervişleri istetirler.
Hadi yavrum sen git filancıya, şu kadar para iste. Bak bu öyle hizmetler oluyor. Hadi yavrum sen git, belediyeyle konuş, belediye buranın elektrik parasını ödesin. senin belediyeyle aran iyi olsun. Hadi sen git, senin devletle aran iyi olsun. Onlar şuraya ödesinler. Onlar buraya böyle yapsınlar. Hadi bakayım filanca zengin var ya, evet gidin ona, neler yaptığımızı anlatın. Ondan para alın gelin. Bakın bu hizmetler, böyle boşu boşuna olmaz. Bunlar ahir zaman şeyhidir. Mehdi ala Resul ence bunların kafasını alacak. Bunlar ümmetin içerisinde parazit. Bunlar ümmetin parasını, sermayesini, aşkını, muhabbetini, samimiyetini heder eden zalimler.
Bunlar ümmetin parçalanmasına, ümmetin dağılmasına, birbirine düşmesine sebep olan zalimler. Bunlar şeyh filan değil. Bunlar aman beni hoş görsünler diye ayette inkar eder. Aman bunlar beni güzel görsün, hoş görsünler diye hadiste inkar eder. Bunlar millete yaranmak için, oraya buraya yaranmak için ne ayet tanırlar, ne hadis tanırlar, ne fıkıh tanırlar.
Bu dünyalık alimler de böyledir, dünyalık şeyhler de böyledir. Bunların hepsi de ümmetin içerisinde parazittir. Hepsi de ümmetin içerisinde sülük gibidirler. Bunlar kendi rahatlarını, kendi rahavetlerini düşünürler, kendi geleceklerini düşünürler. Ben yarın ne olacağım kaygısı ve korkusu bunları hak ve hakikaten uzaklaştırır. Bunlar yalancı, Mehdi gibidirler. Bunlar deccaliyete hizmet ederler. Bunlara sakın yumuşak davranmayın. Böyle bunlara edeb edip, böylesine yumuşak davranmak, hak ve hakikate vefasızlıktır. Bunlara yumuşak davranmak, bunlara böyle sessiz kalmak, şeytanın işidir.
Evet, bir şeyhse, şeyhliğini yapacak, hak ve hakikati haykıracak, doğruları söyleyecek, dervişlerinden geçirmeyecek, geçinmeyecek, alnının terini yiyecek, elinin ürününü yiyecek. Bütün peygamberlerin yolu buydu. Hepsi de alnının terini yedi, hepsi de elinin çalışmasını yedi. dervişlerden gelecek olan bir kuruşa, iki kuruşa, mihnet etmeyecek. Mihnet eden bir şeyh, asla şeyh değildir. Asla değildir. Bunlar ümmetin içerisinde parazittir. Bunlar ümmetin içerisinde en aşağılık insanlardır. Aşağılık insandır bunlar. Bakın tekrar söylüyorum. Aşağılık insanlardır bunlar. Ümmetin içerisinde yüz karasıdır bunlar.
Yüz karası. Daha bir tane derviş kardeşe git filancadan şunu iste, bunu ödesinler demiş insan değilimdir. Bunlar yüz karası. Bu normalde Afgani'nin Masonluğu delillidir, ispatlıdır. Abduhun Masonluğu delillidir, ispatlıdır. Bu silsileden gelenler, Türkiye'de de var, bu silsileden gelen Hayrettin Karaman'da bu silsilenin insanıdır. Bunlar, Hayrettin Karaman'ı bilemem, Mason mudur değil midir? Ama Afgani'nin de Abduhun da Masonluğu kesindir. Ve Mason teşkilatı, Mason teşkilatı, bütün dünyada gizli bir teşkilattır.
Nereye çalıştığı belli değildir. Öyle tanımlanır. Değişik ritüelleri ve inançları vardır. Ve Masonların hiçbir dini inancı yoktur. Ne Tevrat'a, ne Zebur'a, ne İncil'e, ne Kur'an'a iman ederler. Ve Masonluğu, Masonluğu, zararsız bir oluşummuş gibi göstermek de Masonik zihniyetin ürünüdür. O yüzden hangi ansiklopedide görünüyorsa görünsün. Hangi ansiklopedide görünüyorsa görünsün. Ve bakın, 12 Eylül'de, 12 Eylül'de, bunlar tarihi notlar bende. Ben 12 Eylül'ü yaşamış bir insanım. 12 Eylül'de Bayındır, İlke Ocakları'nda dernek yöneticisiydim. 12 Eylül'de bütün dernekler, bütün vakıflar, hepsi de kapandı mı?
Kapandı. Kapanmayan bir tek Masonların localarıydı. Mason locaları hiç kapatılmamıştır. hiç kapatılmamıştır. 12 Eylül'de dahi kapatılmamıştır. 60 ihtilalinde kapatılmamıştır. 12 Eylül'de kapatılmamıştır. 28 Şubat'ta hiç dokunulmamıştır. Zaten 28 Şubat'ta dokunmazlardı zaten. bütün ihtilalleri yapanların Masonların parmağı vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin içerisinde Masonik bir yapılanma vardır.
Yüksek bürokratlarda Masonik bir yapılanma vardır. Vardır. Ta Osmanlı'dan itibaren var. Osmanlı'dan itibaren var. Osmanlı'da da Şeyh-i İslamlar var. Mason olan. Osmanlı'da da Şeyhler var. Mason olan. Bunların silsilesi devam ediyor. Nasıl benim silsilem devam ediyor Hz. Muhammed-i Mustafa'dan itibaren? Bunların da Masonların da silsilesi devam ediyor. Bunları yok kabul etmek. Bunları yoktur ya böyle bir şey demek. gerçekten kafanı kuma sokmak gibi bir şey bu. Değil. Bunlar ekonomide varlar. Bürokraside varlar.
Siyasette varlar. Dinde varlar. İlahiyatın içerisinde varlar. İlahiyat fakültelerinde Mason Mason ilahiyat profesörleri var. Evet. Mason bunlar. Türkiye'de her şey incelenir. Her şey araştırılır. Masonlar incelenemez ve araştırılamaz. Osmanlı'dan itibaren hiçbir hükümet, hiçbir devlet Osmanlı'dan itibaren Masonlarla mücadele etmemiştir. Masonlar soruşturulmamıştır hiç. Bu Mason denilip birisine bir mahkeme açılmamıştır, bir şey yapılmamıştır. ve Masonlar ve Masonlar Masonluk dernek olarak, loja olarak ne derseniz dediğim, kökü dışarıdadır.
Kökü içeride değildir. Kökü dışarıdadır. İngiliz kraliyet ailesinin Masonik lojaları en kuvvetli olanıdır. Türkiye yapılanmasında. Sonra İsrail yapılanmaları gelir. Almanya'nın, Fransa'nın, İsviçre'nin, Kanada'nın dahi Masonluk yapılanması vardır. Locaları vardır bu ülkede. Bunlar hem ekonomide, hem siyasette, hem bürokratta, hem ilahiyatta. Bir bakarsınız, bir ilahiyat profesörünün veya doçentinin yurt dışı hazırlık tezlerinde veya bilmem nelerinde Mason bir derneğin etkisini görürsünüz. Bir Mason derneği veya bir Mason vakıf onu normalde yurt dışında doktora tezi için, bilmem ne tezi için para vermiştir.
Desteklemiştir bunu. Şu anda dünya üzerindeki parasal destekleri Soros'dur. Soros bu konuda Masonların görünen bir aktörüdür. O parasaroza ait değildir. görünen aktörüdür. Aktördür o. Komple bu Mason zihniyetinin parasını o organize eder. İhtilaller yaptırır, adamlar satın alır. Cumhurbaşkanının baş danışmanı dahi Soros vakfından Almanya'da eğitim görmüş kimsede. Nerede? Almanya'da mı? İngiltere'de mi? Nerede eğitim gördüyse. Neydi İbrahim? Evet. Bunlar üst kuruldur Masonlar. Cizvitler, onlar bunlar bir sürü yan alt kuruluşları vardır.
Hepsi de bunlara bağlıdır. Bakmayın siz burada. Ne o Masonun bir altı ne diyorlar onlara? Rotary kulüpleri. Lyonslar. İşte Nilüfer Lyons klübü. İşte ne o saçları dökülen hastalık ne oluyor? Lösemi. Lösemi hastalarına şöyle bir iyilik yaptı. işte veya sakat olan bir kimseye araba aldı. Ay ne kadar güzel değil mi ya? İşte Lyons, Lyonsler, Rotaryanlar. Değil mi? Biz de bakıyoruz. Aa ne var bunda ya? İyilik yapıyorlar. Aa ne yapmışlar? Bir tane sakat arabası almışlar. Veyahut da ya bunların Ramazan'la alakası yok. Bunların oruçla alakası yok. Bunların dinle alakaları yok. Ramazan'da iftihariyelik dağıtıyorlar.
Ne? İşte filanca Rotary klubu. Ve oraya girmek için insanlar can atıyorlar. Seni beni almazlar zaten oraya. Alırlarsa da onlar gelirler bakarlar sen bunu bu konuda ehil misin? E benim gibi adamı zaten kapıdan değil semtinden geçirmezler. Nereye geçirecekler? Ben sabahtan akşama kadar Mason da siyah ne siyah yosmalı ne Mossad bozmalıklarını bırakıyorum. hiç sevmedikler adam benim. Bir de yazıyorlar sizin gibi insana bu ağız yakıştı mı? Az bile konuşuyorum diyorum ben. Az bile konuşuyorum. Bunlar vatan haini. Bunlar millet haini. Bunlar din haini. Bunlar vatan din millet haini bunlar. Bunlar bu vatana bu millete bu topraklara hayır olacak olan insanlar değil.
Bunlar bu dine bu dindarlara hayır olacak insanlar değil. bu Rotary'ler bu Lyons'lar bu Mason grupları kuruluşları bu böyle Avrupa'ya dayalı dernektar vakıflar Avrupa'dan bunlara Avrupa'dan bunlara böyle resmi yoldan bunlara yardım geliyor. Avrupa'ya bunlar kalkıyorlar bir proje hazırlıyorlar gönderiyorlar Avrupa Birliği'ne Avrupa Birliği'nde bunlara o projelerine destek adı altında bunlar milyon eurolar geliyor bunlara bunlar Avrupa'dan Amerika'dan destekleniyor bunlar bunların kökleri Avrupa'da Amerika'da Mossad
İsrail'de bunlar bunlar senin benim gibi dernekler vakıflar nereden oradan Avrupa Birliği'nden faydalanacak bakın Avrupa Birliği'nin dernek ve vakıflara vermiş olduğu vermiş olduğu bütün bu hibeler var ya Türkiye'de kimlere gidiyor biliyor musunuz Türkiye'de ayrılıkçı Kürt dernek ve vakıflara ayrılıkçı Alevi dernek ve vakıflara böyle soytarı soytarı küfre düşmüş şirke düşmüş İslammış gibi görünen sabateist Müslümanmış gibi görünen ama sabateist vakıflara gidiyor Türkiye'de yani devlet bunları açıklasa Avrupa Birliği'nden
kimler faydalanmış hangi vakıflar faydalanmış hangi dernekler faydalanmış aha ihanet orada bakın ihanet orada bakın hainlik orada bakın vatan orada satılıyor bakın millet orada satılıyor bakın din orada satılıyor başka bir yerde değil bu Masonik dernekler Masonik toplantılar Masonik localar her neyse hukuki durumları inceleyemez hiç kimse inceleyemez bana Osmanlı'dan itibaren Masonik yapılanma ile alakalı bir tane Cumhuriyet Savcılığı'nın soruşturmasını getirin evet bakın çok basit bir şey söylüyorum
ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ben en az herkes kadar Müslüman herkes kadar milliyetçiyim herkes kadar vatanımı seviyorum herkes kadar milletimi seviyorum herkes kadar bu vatana bu millete düşmanlık yapanlara düşmanım çok basit bir şey söylüyorum çok basit devlet benim derneğimi denetliyor mu denetliyor denetlesin istiyorum zaten sıkıntı yok bizden bir yıllık evrakları istemişler biz on yıllık götürmüşüz devlet benim vakfumu denetliyor mu denetliyor gelmiş Ankara'dan en üst seviyede müfettiş bakmış bakmış bakmış yok bir şey
Cafer'e demiş kimin ayağına bastınız siz Cafer demiş ki kimin ayağına basmadık ki adam demiş ya birinin ayağına basmışsınız beni de demiş aldılar getirdiler matah bir şey var diye burada hiçbir şey yok demiş gitmiş incelesin hiç ayıflanmıyorum hiç hiç hiç hatta memnun oluyorum şüphe ve şaiye olacağına incelensin bizim parayla pulla işimizin olmadığı görülsün eyvallah ama bir şey soruyorum bir tek bir şey Osmanlı'dan itibaren Mason localarına veya derneklerine yapılmış bir inceleme var mı?
ne yapıyorlar? var mı inceleme? yok böyle konuşanların da ülkede benim gibi konuşanların da ülkede başına çorap örüyorlar hiç kimse konuşamıyor evet ibret-i alem için çorap örüyorlar başlarına görün bak biz ne yapıyoruz bizimle uğraşana dercesine evet evet İslami cemaatler var Masonlarla beraber ortak çalışan İslami dernekler var vakıflar var Masonlarla ortak çalışan İslami gibi görünen şeyhler var Mason Diyanetin içerisinde Masonlar var İlahiyatların içerisinde Masonlar cirit atıyor cirit ilahiyatların içerisindeki Masonlar cirit atıyorlar böyle
böyle at koşturtuyorlar en münbit yer ilahiyat zaten adalet mekanizmasının içerisinde varlar askeri mekanizmanın içerisinde varlar siyasi mekanizmanın içerisinde varlar ticaret mekanizmasının içinde varlar varlar ithalat yapacaklarsa onlar yapıyorlar ihracat yapacaklarsa onlar yapıyorlar madenciliğe çok hızlı bir şekilde giriş yaptılar son 20 yılda madenlerin altını üstünü getiriyorlar önce kendilerine payan da bir şirket buluyorlar o şirketi alıyorlar sonra o şirketi satın alıyorlar siz onu Türk şirketi zannediyorsunuz
gıdanın içerisine girdiler bütün gıdala alakalı bütün gıda işletmelerini gıda işletmelerini eli alıyorlar satın alıyorlar harıl harıl onun adı Türk ismi sen onu bu ülkenin yerli bir üreticisi Türk ismi yerli zannediyorsun onun içi boşaltılıyor onun içi yok ediliyor satılıyor erikli su gibi bu masonik zihniyet masonik zihniyet bütün ülkelerin içerisinde sülük gibi ülkelerin kanını emiyor o dediğim iki bin tane büyük şirket bu masonik zihniyetin içerisinde o dediğim iki tane büyük aile bu masonik zihniyetin tepesinde
bütün insanları köleleştiriyorlar siz böyle simge isimler görüyorsunuz oranın sahibi o zannediyorsunuz değil onu orada göstermelik yüzde sıfır beş bir pay veriyorlar onu sahibiymiş gibi onu konuşturuyorlar boyuna o da papağan gibi kukla o da o da onu konuşuyor ya bir ülke düşünün merkez bankasının yüzde kırk beşinin sahibinin kim olduğunu bilmiyoruz bu ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti yüzde elli beşi mi altmışı mı ne şeye geçti ne o maliye hazinesine geçti ama yüzde on beşlik mi yirmi beşlik mi ne bir pay var sahibi belli değil
kim olduğu belli değil millet meclisine şey veriyorlar gene soru veriyorlar soru önergesi veriyorlar millet meclisindeki milletvekilleri dahi merkez bankasının o gizli hissedarını bilmiyor bu ülkenin cumhurbaşkanına geçmiş cumhurbaşkanına İngiliz kraliyet ailesinin büyük haçlı madalyası verilmiş bir ülkeyiz biz Allah'a emanet olana El Fatiha Amin

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi