Mesnevi Şerîf Şerhi (1446.Beyit) ve Sema 17.09.2022
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Eylül 2022 · 57:14
Selamun Aleyküm. Hepiniz de hoş geldiniz. Allah razı olsun. Bugün aramızda perşembeden beri burada değişik programlarla alakalı misafir olan Kazım Efendi Hazretleri burada. O yüzden kendisine bir selamlama konuşması yapması için. Hatta bu akşamki dedim sohbeti sana bırakalım. O da dedi ki ben yorgunum dinlenmeye geldim dedi. Ben de dedim dinleneyim bu gece ben yapmayayım dedim. O da dedi ki ben dinleneyim dedi. İyi dedim. O zaman dedim bir selamlama konuşması yapalım dedim kardeşlere, arkadaşlara. Kazım Efendi Hazretleri malum Bosna'da bizim kardeş dergahımız hamdolsun. Biz ne orada kendimizi misafir olarak görüyoruz ne bir şey kendi evimiz gibi.
O da muhakkak burada da kendi evi gibi. Cenab-ı Hak kardeşliğimizi ebedi eylesin inşallah. O yüzden biz gelmesinden veyahut da bizim oraya gitmemizden, onun buraya gelmesinden biz memnunuz, mutluyuz. Allah sizlerden de razı olsun. Amin. Buyurun efendim. Mikrofon sizin. Buyurun oturun hem. Nasıl arzu ederseniz. Buyurun. Bismillahirrahmanirrahim. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ala seyyidina Muhammedin. Bia'dedir. Bismillahirrahmanirrahim. Çok değerli şeyh efendi, çok değerli kardeşlerim. Sizinle bu akşam burada beraber olmak benim için çok mutlu, verici, feyiz verici bir anlardır.
Tabii ki güneş varken yıldızlar parlar mı? Kaybolur gider. Böyle güzel bir şeyh efendimiz varken bizim halbimiz nedir? Onların yanında biz konuşamayız ama bize de söz verdikleri için, biraz sıkıştırdıkları için artık sadece bir iki kelime söyleyeceğim. O da ilk önce Bosna Hersek'ten bizim oradaki ihvanlardan, oradaki dervişlanlardan, oradaki muhabbet, muhiplardan, oradaki insanlardan size kucak dolu selamları getirdi.
Sizi de onlar orada bekliyorlar. Onlarla beraber ben de sizi bekliyorum. Bizim malum bildiğiniz Şeyh Hüseyin Baba Bosnevi Pirisani olarak bilinen bir zat, Bosna'ya gelenler, bizim oradaki dergaha gelenler, yukarıdaki olan tepeye çıktık, çıkmışsınız, görmüşsünüz, tabii ki görenler, çıkanları da belki de diğer arkadaşlara da anlatmışlar. Şeyh Hüseyin Baba Bosnevi Pirisani olarak, ikinci pir olarak Bosna Hersek'te veya Boşnaklardan iki pir var. Bir şeyh Hüseyin Baba Bosnevi Pirisani olarak, Nakşi olarak, ama Cehri Zikir olan Nakşi Hüseyin'i kol olarak diye geçiyor. Biz o ocaktan geliyoruz, Sulale olarak. Bir de ikinci pirimiz var, Hamza Bahri. Hamzevilerin hakkında duymuşsunuz.
Hamza kendisi de Boşnak'tır. Tuzla bölgesinde, Gorniat Tuzla dediğimiz yukarı Tuzla olan ilk şehir, yani şu andaki Tuzla da değil, yukarıdaki olan Tuzla. Oral'ı ve Şerber şeharetini İstanbul'da içer. Oradan işte Hacı Bayram Veli'den, Osi Sile'den, Omeri Sikini'den şeye kadar geliyor, Hamza Bahri'ye kadar geliyor. Ondan sonra orada tekrar, bu tarafa günümüze kadar gelen bir şeyler var ama onlar biraz daha fazla gizli. Gizli. Ama iki pir var, onu demek istiyorum. Şimdi bu bizim ocaktan gelen olan bir şey, Hüseyin Baba'nın bir istihracatı. Aslında kendisi de pir ama pek fazla yazmamıştır. Bir tane bizim elimizde yağmur duası var. Bir de iki tane istihracat var. Bir istihracatı, Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulduk.
Öbür istihracat, bizim oradaki John Clare'de, yazma kitaplarda da bulunmaktadır. O ikincisi de bulduğundan çok da sevindim. Bu istihracata, yani şiir olarak yazılmış bazı hadiseleri, neler olacak, neler bitecek, nasıl insanlar olması gerektiğini de, nasıl davranması gerektiğini de gibi, hele Balkanlar'da, Bosna, Hersek'te, orada o gelecek olayları da anlatır. Bir de sonunda bir beyt söylüyor. Bu beyt bana her zaman aşk, zevk veren bir beytir. Ve aynı zamanda hizmete ittiren bir beytir. O da ne diyor?
Ey Bosnevi sırr fahş etme, hakkı zikret, telaş etme. Bunu tercüme yapmak, tercüme yapmak lüzum yok değil mi? Ben Boşnakçalara tercüme ediyorum ama size de, yani Boşnakçalara şey olarak yazmış. Ey Bosnevi, ey Bosnevi sırrı fahş etme. Ey Bosnevi hakkı zikret, ey Bosnevi... Bu beyti söylemiş ve birkaç sene sonra haka yürümüş. Bu beyt hala o günden kaç nevdeyse iki yüz, iki yüz seksen sene geçmiştir.
Bugüne kadar devam ediyor. Devam ediyor ve sanki bugün için oradaki Boşnakçalara, oradaki Müslümanlara hitaben her şeyi söylemiştir. Allah sizden razı olsun. Amin. Çok teşekkür ederim. Benim zaten dediğim gibi güneşler var ki, güneş var, kendi hıldızların ne işi var yani. Akşam olursa kendini bile ancak görebiliyorlar. Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Kazım Efendi Hazretleri kendince tevazu etti. Bizi güneş yerine koydu. Mümin, müminin aynasıymış. Kendisini aynada görülmüş. O yüzden güneş olunca insan etrafına hep güneş veriyor. Allah razı olsun kendisine.
Kendisi Bosna Meclisi Meşayih Başkanı'dır. Yani bütün şeyhlerin ve tarikatların bağlandığı yerdir. O yüzden kendisine ayrıca teşekkür ediyoruz. Şimdi Perşembe günü az bir şey kendisiyle lafladık. Çok şeyh vardır. Biz hiç kimsenin şeyhliğiyle uğraşmayız. Şeyhtir. Bizi ilgilendirmez. Allah mübarek eylesin. İcazeti, icazetsiz, doludur. Ben kendisine bir şey söylemedim ama böyle beni böyle şey yapınca şimdi kendini farklı gösterince bu biraz daha ne demiş sırrı fahşetme demiş ama ben biraz sırrı fahşedeyim. Şeyh Efendi Zikullah esnasında Perşembe günü böyle herhangi bir şeye de rabıta etmediydim öyle.
Böyle divan kurulmuş. Divan kurulunca Şeyh Efendi Hazretleri baktım Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'nin elini öpüyordu. Eğildi, elini öptü. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri de çok memnun, mutlu, mesut bir şekilde. O öyle söyleyince ben de bir sırrı fahşedeyim dedim. bu normalde her şeyhim diyenin yaşayabileceği bir hal değildir bu. Veyahut da her şeyh böyle bir hal yaşamaz. Böyle bir şey olmaz. O yüzden Kazım Efendi Hazretleri o her şeyh gibi değildir.
Cenab-ı Hakk'a hımd-ı sena olsun. Biz tanıştığımız günden beri birbirimize olan muhabbetimiz, sevgimiz, saygımız gün geçtikçe de daha da derinleşerekten devam ediyor. Allah ondan razı olsun inşallah. Böyle şeyhler vardır. Paraya bozulur, kadına bozulur, makama bozulur, mevkiye bozulur. Cenab-ı Hakk'a hımd-ı sena olsun. Öyle bir kimse değil. Şeyhler vardır. Dervişlerden geçinir. Hamdolsun öyle bir şey değil. Alnının terini yiyen bir kimse. Hala da öğretim görevliliği devam ediyor. Öğretim görevlisi. kendisi. Devam ediyor. Saraybosna Üniversitesi'nde, Devlet Üniversitesi'nde. Ayrıca de oradaki kültüre çok büyük hizmetleri var.
Böyle gün yüzüne çıkmamış eserleri gün yüzüne çıkarıyor. Son yaptığı çalışma musaf. Yaklaşık birçok el yazılması musafrı toplamış. Onların içerisinden kırk tanesini ayırmış. Onları kitap haline getirmiş. Hem İngiliz'e hem boşnakçı olarak hazırlamış. İçeride duydum. İspanya'ya, sergiye gidilecekmiş herhalde. Buradan şimdi oraya gidecek. O sergi de orada bulunacak. O yüzden Kazım Efendi Hazretleri öyle tanımladığım tanımladığım kimselerden değil. Zaten hiç böyle bir şeye de gerek yok zaten söylemeye. O benim hakkımda böyle bir şey deyince artık biz de başka bir sırrı fahiş edelim dedik. Allah ondan razı olsun inşallah. Ben de çok edebe mugayir davranmamak için kısa bir mutadımızı yerine getirelim.
Mesnevi'den üç beş beyti okuyalım. Ondan sonra da semaya geçelim. Vaktiniz vardır herhalde değil mi? İyi maşallah subhanallah. Konu bahisi Rum Kayseri elçisinin Emre'l Müminin Ömer'den suali. Hani bir önceki hafta Hazreti Ömer Efendimiz ona ruhun geldiği gittiği yerler onlara anlatmıştı. Makamı mevkiyi anlatmıştı daha önce. Şimdi Rum elçisi Kayser ona soru soruyor. Ya Emre'l Müminin can yücelerden yere nasıl indi? hiçbir şeyle mukayyet olmayan can kuşu nasıl kafese girdi diye sordu. Yani bu ruhtan bahsetmişti ya Hazreti Ömer Efendimiz ona bu sefer diyor ki nasıl o can bu kafese girdi ruh kafese girdi.
Ruhla alakalı tabii konuşmak için yani o ayet-i kerime hep ben derim ya ey Muhammed sana ruhtan sorarla de ki ruh Rabbimin bileceği bir şeydir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir. Ruhla alakalı bu bilgi bu ayet-i kerime ile belli bir minvalin içerisine konmuş. Şimdi böyle internette orada burada çok laf edenler var bununla alakalı bu çok laf edenlerin bir şey bilmediğine işaret.
Neden? Allah bir şey bildirmediyse bunu birisinin bilmesi mümkün değil. Bu böyle bir yerli yerine koyalım onu. Ama hani nasıl ruh insanlara o zaman üflendi? Hani Cenab-ı Hak ayet-i kerimede de hani ben insanı yarattım onu ruhumdan üfledim diyor. Adem yarattıktan sonra. O zaman her şeyi en güzel şekilde yaratan insanı önce balçıktan var eden sonra insan soyunu adi bir suyun özünden yaratan sonra şekil verip düzelten ona kendi ruhundan üfleyen bakın ayet-i kerime kendi ruhundan üfleyen böyle olunca bizim buna bir şekil
vermemiz bununla alakalı bir şey söylememiz mümkün değil. Sebep çünkü ruh da bu manada Cenab-ı Hak kendi ruhundan üflediyse onu bir yere bağlamak ilmi olarak ona ruh bu şekildedir demek böyledir demek mümkün değil. Biz ancak ruhu tecelliyatından yani ruhun insan üzerindeki sıfatlarından tanımlayabiliriz ancak. Bakın sıfatlarından insanın üzerindeki tecelliyatından tanımlayabiliriz. Eğer o tecelliyat olmazsa tanımlamak mümkün değil. Nasıl Allah'ı sıfatlarından tanımlıyorsak zatını bilemiyoruz çünkü zatının neye benzediğini de bilemiyoruz. Ve Cenab-ı Hak insanı kendi suretinde yarattığı hadisi kutsi de mevcut o zaman biz ruhu da tanımlamamız ruhu bu muanada bilmemiz ancak ruhun sıfatsal tecelliyatlarıyla mümkün.
Ama nasıl bu ruh o zaman bu tanımlanamayan ruh insanın bedenine ne yaptı? Cenab-ı onu Hazreti Ömer Efendimiz diyor ki Beyt'te devam ediyor. Ömer dedi ki Hak ona afsunlar okudu. Hikayeler söyledi. Allah gözü kulağı olmayan yokluklara afsun okuyunca onlar coşmaya başlarlar. Varlık alemine konarlar. İşte hani Cenab-ı Hak Ademoğlunun sulbinden ruhları yarattı da onlara dedi ya ben sizin Rabbiniz değil miyim diye. Ruhların hepsi de cevap verdi. Evet sen bizim Rabbimizsin dedi. Ve buna da şahitlik koydu Cenab-ı Hak. Ve hepsi de şahitlendirildiler. yine fusulette de diyor ki biz onlara delillerimizi hem dış alemde hem de kendi iç alemde göstereceğiz.
O zaman ruhun kulağına söylenen efsun Cenab-ı Hak'ın sıfatlarının hem içte hem de dışta tanınacağı bilineceği bunu bir başka bir kimse başka türlü bunu tevil edebilir tefsir edebilir. Ben mesnevi genelde ayeti kerimeler ışığı altında kendimce anlamaya çalıştığımdan dolayı benim anladığım bu. Ve ruh Allah'ı tanımlama ve Allah'ı bilme müjdesini ve muştusunu alınca evet yokluk aleminden varlık alemine doğru koşa koşa yürüdü. Çünkü en mükemmel en yüksek en derin en geniş anlam Allah'ı tanımak bilmek insan için en mükemmel hadise bu.
Ve Cenab-ı Hak da insanı yaratma sebebi Allah'ın tanınması ve bilinmesi için. Öyle olunca hani Hazreti Ömer Efendimizin dilinden ruha okunan efsun seni yaratan o büyük yaratıcıyı tanıman için seni bir kafese soktuk. o tanınmaklığı bilinmeklığı sevdi sen de o tanınmaklığı bilinmeklüğe adaysın. Onu tanımaya onu bilmeye adaysın. Öyle olunca ruh bir bedene bir hapishaneye girmeye razı oldu. Cenab-ı Allah Allah-u Alem onun kulağına okuduğu hikaye sen bir bedene gireceksin o bedene girince Allah'ı tanıma Allah'ı bilmen artacak ve en büyük iş olan zikrullahla hemhal olacaksın.
Ve zikrullahla hemhal olunca en büyük iş de hemhal olup Allah'ı tanımada ve bilmede en büyük hamleyi yapacaksın dedi. ve o ruha efsunlarken Cenab-ı Hak en önemli şeyi efsunladı. Bence nedir o? Aşk ruha ilahi aşkı efsunladı. Ruha ilahi aşkı efsunlayınca ruh durduğu yerde durmadı. O şekilsiz şemalsiz halden varlık alemine doğru koşarak yürüdü. Çünkü o aşkı tanımlama ve aşık olma yoluna girdi. Bundan daha büyük bir efsun olmaz. Ve aynı zamanda da Allah'ı tanıma bilme hakikate erme hakikati bilme hakikati bilme yani şeriat tarikat marifet hakikat dediğimiz o merhaleleri erişip meselenin özüne varma hakikati bilmeyi onun önüne koyunca o zaman ruh hiç durmadı.
Beyt'e devam ediyoruz. Yok olanlar onun afsunuyla varlık diyarına takla atarak ve derhal gelirler. O yokluk diyarında daha da biz yokluk diyarı derken Arabice buna bakarsak ayağını sabitede her biri yokluk diyarında şekilsiz şamatsizken Cenab-ı Hak onların tabiri caizse kulaklarına kendisini tanıtacağını kendisini bildireceğini sonsuz tanıma ve bilme yolunda yürüyeceğini söyleyince o zaman bütün varlığın varlık alemine tabiri caizse göç başladı.
O yokluk aleminden o alemi ilahiden o ayağını sabiteden bütün ruhlar sırasıyla varlık alemine doğru göç etmeye başladılar. Ve Cenab-ı Hak ister o yokluk aleminde olsun isterse ilmi ilahide olsun isterse ayağını sabitede olsun kün deyince her şey olmaya hazır ve muktedir. Sonra var olanı yine bir efsun okuyunca onu yokluya derhal ve iki çifte atla sürer. O zaman var olan nedir? Bütün varlık ve bunda en önemli insan her nefis ölümü tadacaktır ayeti kerimesi ve her nefis ölümü tadar ve ne yapar? Yeniden gelmiş olduğu yere doğru döner. Gelmiş olduğu yere dönerken de bir insan ya cennetlik olarak döner ya da cehennemlik olarak döner.
Ya Allah'ı tanıma bilme noktasında geri döner ya da Allah'ı tanımama bilmeme tersinden tanıma körlerden olur öyle döner. Ve her şey Cenab-ı Hak'ın o varlık aleminden onu döndürme emrine bağlıdır. Gül'ün kulağına bir şey söyledi güldürdü. taşın kulağına bir şey söyledi. Akik ve maden haline getirdi. Yani Cenab-ı Hak varlık aleminde ayağını sabitedekilerin hakikatlerini onlara söyledi. Hakikatlerini onlara söyleyince onlar o hakikatlerine koşa koşa gitti. Gül'ün kulağına Gül'ün hakikatini söyledi. Sen dedi çok güzel kokacaksın. Herkes seni sevecek.
bu sefer Gül varlık alemine koşa koşa yürüdü. Taşa dedi ki onun kulağına senin içerisinde insanların değerler vereceği mücevherler saklayacağım. Sen öyle bir mücevherler saklayacağım ki herkes onu elde etmek için sana çok kıymet verecek. Bildiğiniz taş bakın bildiğiniz taş daha enteresanını söyleyeyim size ne kadar kıymetli taş olursa olsun zekatı yok zekatı sıfır.
Siz ne zeberced değil mi zekatı sıfır ne akik zekatı sıfır zekatı tayı yok sonuçta taş çünkü ama o taşın kulağına dedi ki senden kıymetli madenler olacak kıymetli madenler çıkaracağım taş bütün özellikleriyle ayağını sabitedeki hakikatini alaraktan varlık alemine doğru koşturdu. Bu bütün cisimler böyle cisme bir ayet okudu can oldu. Her cisim ayağını sabitedeki kendi hakikati kendisine söylenince her biri ruha büründü her birisi cana büründü varlık alemine tabiri dahil çahilse koşar adım yürüdü. Hiç kimse ayağını sabitedesindekinin tersine bir yere doğru gitmedi. İnsanlar da buna dahil bütün canlı cansız gördüğümüz bütün varlık dahil.
Çünkü her şeyin kendine ait bir ruhu var ve Cenab-ı Hak onların hepsine varlık alemindeki bütün cisimlere onların hakikatini kulaklarına üfleyince tabiri caizse onların hepsi de varlıkta görünmek için şekle surete bürünmek için koşar adım gittiler. Güneşe bir şey söyledi parladı. Sonra yine güneşin kulağına korkunç bir şey üfler yüzüne yüzlerce perde iner.
Bu akşamki ana merkez sohbet bu. Güneşe bir şey söyledi parladı. Nebe suresi ayet on üç gökte parıl parıl parlayan bir güneş yarattık. Burası tamam. Bundan sekiz yüz kırk beş yıl sekiz yüz elli yıl geriye dönün. Ben sizi şimdi sekiz yüz elli yıl geriye döndüreyim. Hazreti Pir diyor ki sonra yine güneşin kuluna korkunç bir şey üfler yüzüne yüzlerce perde iner. Güneşin yüzüne perde iner. Matematikti değil mi bölüm? Matematik. Şimdi biraz o son gelişmelerden haberdardır. Sekiz yüz elli yıl önce güneşin yüzüne perdeler indiği manasını kim anlar?
Hiç kimse. Yüzlerce perde iner. Yani güneş perdelenmiş vaziyette. şimdi bugünkü ilim ehli güneşin perdelenmesine üç katman koymuş. Üç katmandan geçerekten güneş ışınları bize geliyor. Üç katman. Bugünkü ilim ehlinin tespit ettiği. Üç katman değilmiş demek ki. Daha bugünkü ilim ehli üç katmanını bulmuş. Hazreti Pir sekiz yüz elli yıl önce diyor ki onun kulağına korkunç bir şey söyler. Burası önemli. Korkunç bir şey söyler. Yüzüne günlerce yüzlerce perde iner. Bakın güneş bu manada Cenab-ı Hakk'ın bir ayetidir ve aynı zamanda muhteşem bir mucizesidir.
Güneş kendi yakıtı kendi içindedir ve devamlı bugün nükleer enerjiler gibi kendi yakıtını kendi içerisinde üretir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle üretir. Bir çıtığa ilerisini söyleyeyim ve güneş o enerjiyi kendi üretirken kendi içerisinden çok fazla bir şey eksilmez. Bu katmanlarda soğuyan maddeler helyum en önemlisi ve dört helyum birleşir tek olur. Bakın insanın varoluşunu çözerseniz insanın varoluşunu çözerseniz varlığın bütün katmanlarını çözersiniz. Bunu hep derim benim manevi olarak gördüğüm ilk böyle enteresan hallerden birisidir bu.
Anne karnında çocuğun oluşumu babadan sperm gelir küçücük bir şey matkap gibi deler yumurtayı matkap gibi deler yapışır vantuzlaşır deler içine girer hemen yumurta kendini kapatır iki hücre tek hücre haline gelir anında bu böyle buna zamansal bir şey ben koymam mümkün değil benim o kadar teknik bilgim yok anında ikiye anında dörde bölünür anında sekize anında on altıya anında otuz iki başlar bölünmeler o tek hücre bakın iki hücre tek hücre haline gelir o tek hücre anında ikiye ve dörde bölünür varlığın bütün kategorisinde
ben derim ki Allah Adem'i kendi suretinde yarattı dedim ki varlık bütün varoluşun sırrı buradadır kendimce ben böyle film sinema şeridi gibi izlemiştim bunu önceden böyle açık net söylemiyordum herhalde ölüm yaklaştı mıdır nedir artık dilimizin şeyi yok ne o kilidi yok Allah bizi affetsin bu böyle sinema şeridi gibi o kadar hızlı giriyor ki bu buna zaman yetiştirmek mümkün değil ben kainatın da varoluşunu aynı minvelde alıyorum Cenab-ı Hak ruhundan ve nurundan bir şey yarattı iki tane sıfatsal şey ruhundan ve nurundan
ikisini birleştirdi cem etti bir şey yarattı o yaratma hızla büyüyor bakın hızla hızla hızına ulaşmak mümkün değil ışık hızı tırıvırı onun yanında bakın ışık hızı onun yanında tırıvırı şu anda bu büyümenin hızını kestirebilmek mümkün değil bu büyümenin hızını kestirebilmeleri için ışık hızını geçmeleri lazım ışık hızını geçemedikleri için büyümenin hızını tespit etmeleri mümkün değil hocam tespit edebildiler mi büyümenin hızını ışık hızının büyüklüğü tespit ediliyor bulamadılar daha varlığın içerisinde insanın ulaştığı
en hız ışık hızı ben bir ilerisini söylüyorum diyorum ki ışık hızının üstünde bir varlığın büyüme hızı var ve bu varlık böyle büyüyorsa onun da bir zemini olması lazım o zemin üzerinde büyüyor şimdi güneşteki perdelenme bundan 745 yıl önce 750 yıl önce Hz. Mevlana diyor yüzüne yüzlerce perde iner çünkü yüzüne güneşin yüzüne o yüzlerce perde inmemiş olsa dünyada hayat diye bir şey olmaz çünkü güneşin merkezindeki sıcaklık 15 milyar santigrat derece tahmini hesap bunlar böyle bunu hesaplayacak bir alet yok bunların hepsi de
tahmini ve 15 milyar santigrat sıcaklıkta sıcaklığın dışarı perdesiz çıksa samanyolu diye bir şey kalmaz erir ve size gelen güneş ışının var ya yaşlı ihtiyar dede 10 milyar yıl yaşında size gelen güneş ışığı 10 milyar yıl yaşında 10 milyar yıl ve o perdeden perdeye perdeden perdeye süzüle süzüle perdeden perdeye perdeden perdeye geçerekten geliyor ve o her
perdede takılıyor oradaki enerjinin bir kısmını orada bırakıyor onlar geri dönüşüm olarak geriye dönüyor tekrar onlar içeride karışıma uğrayıp yeniden enerji haline geliyor içeri dönüyor onlar soğuyan içeri giriyor dışarı çıkmıyor bakın o soğuyan enerji tekrar içeri geliyor içeride tekrar geri dönüşüme tabi tutuluyor ben öyle anlayayım siz artık tekniğini nasıl biliyorsanız öyle yapın okuyun kitaplardan o tekrar geri dönüşüm sağlanıyor geri dönüşüm o enerji tekrar soğuyor soğuyunca tekrar yeniden enerji dönüşüye dönüşüyor
yeniden füzyon mu diyorlar ona yeni dilde bir şeye böyle dönüşüme uğruyor hocam bu konuda ne diyor füzyon mu diyorlar ona bu tekrar geri dönüşüm böyle evet aranan kan geldi Allah razı olsun işin teknik bilgisi orada evet o tekrar yeniden dönüşüme uğruyor yeniden aynı şekilde enerji olarak dönüyor ama bize o yine yeniden gelen şey on milyardan fazla yıldan sonra geliyor şimdi bunu biz alacağız ben burada asıl Hazreti Pir'in kerametine gelmek istiyorum biz şimdi alacağız bunu 850 yıl öncesine gideceğiz ve güneşi
perdelemekten bahsedeceğiz ve bu güneşin katmanları filan bulunalı 100 yılı bilen geçmemiştir kaç yıldır hocam güneşin katmanları hani gelen perdelenmeler evet termoloji sıkıntısı yaşıyoruz hocamla ya biz evet geçenlerde böyle bir geçen senelerde bir rakamsal sıkıntı da yaşadıydık evet o normalde hani güneş birinci derecede belli bir katmana kadar soğuyor ondan sonra ikinci katmanda belli katmana kadar soğuyor o bende katmanlar farklı sende farklı olabilir bu böyle şey var nasıl söyleyeyim mesela çekirdekteki o ışığın
komple dışarı öyle çıkmıyor bir böyle fanusun içerisinde gibi o fanusta dönüyor fanusun dışına bir bölümü çıkıyor ikinci bir fanus var onun içerisinde tekrar dönüyor o ikinci sınıf ikincisinde bir kısmı tekrar geriye dönüyor üçüncü bir fanus var üçüncü fanusta bir daha dönüyor orada oradan dörde geçen beşe geçen altıya geçen yediye geçen fanus ben öyle tarif edeyim fanuslar var oradan ama oradan da hepsinden de geri dönenler var o geri dönenlere fanus kapısını açıyor geriye alıyor onları ama bir de ileriye gidenler var
o ileriye gidenler de fanus ileriye gidenlere de kapısını açıyor ama çok açık değil orası bir kısmı çıkıyor ama her geri dönen tekrar merkeze dönüyor evet o da sıcaklığı tekrar orada yakıt gibi oluyor geriye dönenler hani onu da ayeti kerime geriye döndürüleceksiniz hani Allah'a döndürüleceksiniz veya da bir şey dairesini tamamlıyor eski haline geri geliyor ya bir şey yok olmuyor çünkü öyle olunca ben oradan onu bağladım tabiri caizse yani o tekrar geriye dönüyor tekrar geriye dönüyor bir kısmı ileri gidiyor ama ileri gidenler de
geri dönüyor ve güneşin dışına çıkan bu ısı ve ışık yani diyelim ki dışarı çıkan bunlar sızıntı bakın bunlar sızıntı yani böyle o sızıntı şeklinde aslında yine fanusun dışına çıkan bir ışık var ısı ve ışık var madde yok dışarı çıkan ısı ve ışık var madde yok ve bunların hepsi de toplanıp tekrar kara delik dediğimiz şeyden tekrar güneşe geri dönüyor benim bildiğim bu doğrusunu Allah bilir burada benim durduğum nokta şuydu Hz. Pir'in 850 yıl önce
amma yasıfun ve selamun alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin subhane rabbiyel aliyyü le'alel vehhah amin elhamdülillahi rabbil alemin amin ve salatu ve selamu aleyke ya Resulallah amin ve salatu ve selamu aleyke ya Habiballah amin ve salatu ve selamu aleyke ya Nebiyallah amin ve salatu ve selamu aleyke ya Seyyidel Evveline vel Ahirin amin velhamdülillahi rabbil alemin amin Velhamdülillâhillezî gâle fî kitâbihil kerîmî fa'lemennâhu lâ ilâhe illâllâh.
Amin. Vessalâtü vesselâmü âlâ seyyidina Muhammedinillâzî gâle fî hadîs-i şerîfî eftâli zikir fa'lemennâhu lâ ilâhe illâllâh. Amin. Ve âlâ âlihî ve âsâbihî şâribînâ râhîk el-hakîkâtü min câmia lâ ilâhe illâllâh. Amin. Allahümme ağrıs fî kalbi şecerete lâ ilâhe illâllâh. Amin. Ve âdhir âlâ lisâniye nâbiâ bi hikmeti lâ ilâhe illâllâh. Amin. Benşûr âlâ ve çeberga nûri lâ ilâhe illâllâh. Amin. Ve ârik ruhu fî bahrî marifetin lâ ilâhe illâllâh. Amin. Mahfazna ya Rab min küllü şekkin ve küfrîn ve riyâin ve min mekril makirin. Amin. Amin. Ve hasedil hasedin. Amin. Amin. Ve min şerri nefsin. Amin.
Ve şeytanin. Amin. Ve deccalin. Amin. Ve hevâin. Amin. Es-i lâ ilâhe illâllâh. Muhammedun Resûlullah. Amin. Amin. Bu meclisi zakiran ve matluba aşikâr olan Cenab-ı Rahman. Amin. Bu meclisi şerifi cümlemiz hakkında bağisi kesret-i aşk. Amin. Muhabbet. Amin. Sebebi refret. Amin. İstigrat. Amin. Amin. Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi içimizi dışımızı nur eyle. Amin. Önümüzü ardımızı nur eyle. Amin. Altımızı üstümüzü nur eyle. Amin. Sağımızı solumuzu nur eyle. Amin. Ya Rabbi bütün azalarımızı nur eyle. Amin. Allahümme Rabbena etina fid dünya hasenetev ve fil ahirete hasenetev. Ve gina azabenlar. Amin.
Rabbena gfirli. Amin. Veli valideye. Amin. Velil mü'minine yevme yegumul hissab. Amin. Bir rahmeti çeyyâr hamerrahimin. Amin. Bir rahmeti çeyyâr hamerrahimin. Amin. Bir rahmeti çeyyâr hamerrahimin. Amin. Ve selamun alel murselin. Amin. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Allah Allah Allah … Amin. Vakti şerifler hayrola. Amin. Hayırlar feth ola. Amin. Şerler def ola. Amin. Allahu Azimüşşan ismiyle kalplerimiz tahir, mütahir, pak ola. Amin. Demler, sefalar müjdat ola. Amin. Hulubu aşukan bakuşa duhandan ola. Amin. Demi Hazreti Mevlana. Amin. Sırrı Cenab-ı Şemseddin-i Tebrizi. Amin. Kerem-i İmam-ı Ali. Amin. Şefaat Muhammed'in Resulullah-i Nebi.
Fatihah. Seyyidi Muhammed'in ve Allah. Eyvallah.
İllallah. Muhammed'in Resulullah'ın Allah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.