mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1433-1435. Beyit) 05.02.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 6 Şubat 2022 · 1:30:06

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâle zikr fâlemennehu, Lâ ilâhe illâh, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen Enbiya'yı vel Mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemin. Selâmünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü, ömrünüzü, ayınızı, yılınızı, her şeyinizi hayırlı eylesin inşâAllah.
Rabbim nefeslerinizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak cümlemizi hakkı, hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda yürüyenlerden ve son nefesine kadar hak için mücadele edenlerden eylesin. Amin. Cenâb-ı Hak cümlemizi batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden, batılı yenmek için, yeryüzünden yerle yeksan etmek için cihad eden kullarından eylesin. Amin. Allah amin diyen dillerimizi nâr-ı cehennemden azad eylesin. Amin. İnşâAllah. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Edeceğiz inşâAllah. Sorulara bir zaman ayıralım inşâAllah. Sosyal medyada çoğalan Kur'an bize yeter. Cilerle ilgili kıymetli fikirlerinizi bizle paylaşır mısınız? Bu lafız olarak güzel bir şey. Hani bunu böyle bazı kelimeler, bazı cümleler vardır, süslüdür.
Lafız olarak böyle onu konuştuğunuzda insanların çok hoşuna gider, cezbeder o kelime, o cümle. Bu da onun gibi bir şey. Hani bize Kur'an yeter dediğinde bu çok cazibeli bir kelime. Karşısında bir kimsenin söyleyecek bir şeysi kalmayacakmış gibi konuşulan bir şey. İyi. Bunları söyleyen insanların büyük bir çoğunluğu hadis-i şerifleri inkar edenler. Bu Kur'an bize yeter diyen bir kimse, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin büyük bir çoğunluğu hadislerini inkar ediyorlar. Yani hatta İmam Buhari'ye, hadis imamlarının hemen hemen hepsine de laf söylüyorlar, hakaret ediyorlar. Bu arkadaşlar, Kur'an bize yeter diyen, bir gün hemen aklıma geleni söyleyeyim, Halk TV'de miydi ya da ulusaldaydı herhalde, Kur'an bize yeter diyen, o öldü ya bir ilahiyatçı vardı, Yaşar Nuri, o da Kur'an bize yeter diyenlerden birisiydi.
23 tane kitabına kampanya yapmışlar. 23 tane seri kitabını alan kimseye, işte 100 kusur liraya kitaplarını satıyorlar. Bize Kur'an yeter diyenler, kitap yazıyorlar boyuna, kitap satıyorlar. E Kur'an yeter de ne yapma sen kitap yazıp satıyorsun şimdi, o zaman hiçbir şey yazma. Ver milletin eline Kur'an-ı Kerim'i, yürüsün gitsin. İyi, bize Kur'an yeter. Tamam, faizle iştigal edenler, şeytan çarpmış gibi dirilecekler. Alın size Kur'an yeter. O zaman cümle, bütün ülke insanları, Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti mucibince, şeytan çarpmış gibi kalkacaksınız. Bu insanlar neden ahiretlerini helak ediyorlar ki? Böyle bir ayeti kerime var iken, teviline, tefsirine gerek yok.
Hadi teviline, tefsirine gerek yok. Kur'an bize yeter. Eee, hadi o zaman kim Allah ve Resulüne itaat etmezse, o kafirin ta kendisidir. Hadi Kur'an bize yeter. O kafirlerle cihat farza indir. Hadi Kur'an bize yeter. Nuh öyle dua etti. Dedi ki, yeryüzünde bir tane kafir kalmayınca kadar hepsini helak et. Hadi bize Kur'an yeter. Biz yeryüzünde bir tane kafir kalmayınca kadar, bütün kafirleri hepsini de biz helak edelim. Ne diyoruz ki? Bu bize Kur'an yeter diyenler başlasınlar işin ucundan, bir tarafından. Hadi bize Kur'an yeter diyenler, tağuta ve tağuti hiçbir şey kabul etmesinler. Alsınlar, silahlansınlar, cihad etsinler.
Onlar Kur'an'a neden tabi olmuyorlar ki? Bunların hepsi de boş safsata laflar. Yani yetsin Kur'an kabul ediyoruz, tamam. Hadis-i şeriflere göre de amel etmeyelim biz. Hadi gelin hep beraber bu Kur'an yeter diyenlere söylüyorum. Hadi herkes Kur'an-ı Kerim'i okusun, ne yapması gerekiyorsa yapsın. Amaç o değil. Amaç o olmuş olsa, biz diyeceğiz ki ya tamam bunların niyetleri halis. Halis niyet değil bunlarınki. Bununla alakalı çok konuştum, çok sohbet ettim. Evet, bunu daha fazla, bunu bayatladı bu. Taze konular lazım. O yüzden ama bunlar hala daha devam ediyorlar mı bu terenini? Devam ediyorlar. Bunlar genel olarak namazı, abdesti olmayan, orucu olmayan, dini ibadetlerini yerine getirmeyen kimseler.
Öyle diyeceklerine, kardeşim biz ibadetten uzak duruyoruz. İbadet etmek nefsimize ağır geliyor. Biz hayatı böyle devam ettirmek istiyoruz desinler. Ettirsinler ne olacak ki? Selamun Aleyküm. Amerika tarafından öldürüldüğü söylenen Ebu İbrahim El-Hashimi, El-Kureyşi, Kod adlı Abdullah Selbi gibilerinin bu gibi isimlerle anılması ve öldürülmesi kurgu ya da mesaj olabilir mi? Zaten normalde bu en son DAEŞ'in liderini mi diyorsunuz? Ya zaten Amerika'nın kurduğu bir şey, Amerika bir örgüt kuruyor, başına da birisini getiriyor, o tutturuyor. Ondan sonra canı isteyince öldürüyor. Canı isteyince başka bir şey yapıyor. Bakın dünya üzerinde bir silahlı örgüt kuruluyorsa, bunun adı ne olursa olsun, bu böyle istediği kadar Müslüman, İslamcı veya adına ne derseniz deyin, işte Allah için, İslam için savaştığını da söylese, bakın tekrar söylüyorum, dünya üzerinde ne kadar silahlı bir örgüt var ise hepsinin arkasında,
hepsinin arkasında muhakkak bir devlet vardır. Muhakkak. Amerika olabilir, İngiltere olabilir, Almanya olabilir, Fransa olabilir, İsrail olabilir, İngiltere olabilir, Çin olabilir, Rusya olabilir, arkasında devlet olmayan, bilhassa bu beşli çete var ya, hani Birleşmiş Milletler'de, ondan sonra konsey başkanı olanlar, onlar bir şeyi reddedince geçmiyor ya, o beşli çetenin bir tanesi muhakkak arkasındadır onun.
bakın, adı ne olursa olsun diyorum. Adı ne olursa olsun, bir kimsenin elinde silah var mı? Var. Onun arkasında bir devlet vardır. Hangi devlet olursa olsun. O yüzden Orta Doğu'da, hani Orta Doğu denilen Irak, Suriye, Filistin, ondan sonra Yemen, buralarda şimdi kargaşa var ya, orada İslam adına savaştığını söyleyenler, onların hepsinin arkasında yabancı güçler var.
Bakın, hepsinin de arkasında. Ya o Daesh'in fırtına estirdiği günleri hatırlayın, hala da Amerika onlara silah veriyor mu? Veriyor. Dünyanın gözünün içine baka baka veriyor. Ve hiç kimse de onu durduramıyor. Sen buraya nasıl silah verirsin diyemiyor. Yıllardan beri PKK bu silahı nereden buluyor ki? Amerika veriyor. Mossad veriyor. İsrail veriyor. İngiltere veriyor. Rusya veriyor. Fransa veriyor. Almanya veriyor. Bu saklı gizli değil bunlar. Yeni de değil. Yeni de değil. Bakın tekrar söylüyorum.
Birisinin elinde bir silah var ise, bu kim olursa olsun bu. O silahtan devletin veyahut da gizli teşkilatların haberi vardır. Yok diye düşünmesin hiç kimse. Ben anlatırım bazen 12 Eylül'den yaşadıklarımızı. Bir anons ettiler 12 Eylül'de. Herkes silahlarını cami bahçelerine ve okul bahçelerine atacak diye. Herkes silahlarını atıyor. Şimdi o zaman için başçavuş diyormuş ki, Ahmet, oğlum sende bir de işte gümüş kabzalı bir silah daha vardı. Onu ne atmadın sen?
Onu da at bak, yavaşını yakacaksın sonra. Adam onu da atıyor. Şimdi böyle solcular ve ülkücüler silahları atmakta tereddüt ediyorlar. Tereddüt etmelerinin sebebi şu, ya kullanıldıysa bir yerde diye. Ama devlet, kimde ne silah var? Hepsini biliyor. Ya hepsini biliyor da, daha önce neden toplamadı? Han Süleyman Demirel diyordu ya, aynı sık yönetim devam ediyordu. Daha önce neden olan aynı sık yönetim, hani tecelli ettirilmedi, işlenmedi de şimdi işlendi, darbeden sonra diyordu. Bakın, bütün devlet, kimin elinde silah var? Hepsini de biliyor.
Şu anda da biliyor. Şu anda bilmiyor zannetmeyin. Şu anda da biliyor. Şu anda da birisinin elinde bir silah varsa, üzerindeki seri numarasına kadar biliyordur. Biliyordur. Öyle kimse devleti hafife almasın. Biliyordur. Bunu kafanıza yerleştirin. Birisi size silah satmaya geliyorsa, bilin ki devletin ondan haberi var, siz fişleniyorsunuz. Siz fişleniyorsunuz. Kesin. Ben o yüzden derim, çakı bıçağı dahi taşımayın üstünüzde. Taşımayın. Almayın silahı. Bunu böyle bir şeylerden korktum, çekintim için söylemiyorum ha.
Almayın. Gitmiştir bir, o silah bir terör örgütünün eline geçmiştir. Orada kullanılmıştır. Serseri mayın gibi, nerede patlayacağı belli olmayan bir silah. Senin elinde bir patlar, ne kadar cinayet varsa hepsini üstüne alırsın. Sen de yakalanır, biter mesele. Öyle arabanızın kapısını, penceresini açık bırakmayın. Öyle arabanızın önünüze geleni vermeyin. Ya bir işin vardı, bir yere kadar gideyim. Verme. Sen götür getir. Arabanın anahtarı orta yerde dolaşmasın. Verme. Hele bu zamanda daha da titiz davranın. Ya değil canım kardeşim benim.
Sen tedbirini al. Sen tedbirini al. O yüzden, da iş işte, ismi söylenir şimdi böyle isim olunca. Bak ismim şimdi neymiş? Adamın adı el-Hâşimi el-Kureyşi. Mehdi nereden de? Kureyş den de. Millete bunu Mehdi diye yutturdular bunu. Yutturdular. Baktığın zaman şimdi, hem Haşimi hem Kureyşi lakabı. Tamam bitti. Beklenen Mehdi o. Tamam bitti işte. Saf Müslümanlar da ona inansın. Veyahut da kendince cihad ettiğini düşünen gitsin. Silah altına girsin. Orada cihad etsin. Bakın yakın tarihte bunların çok örnekleri var. Hani nerede Afganistan cihadına gidenler?
Hani nerede Çeçen cihadına gidenler? En son Çeçen cihad komutanının nereye oturum aldığını söyleyeyim mi size? İngiltere'de. Ve İngiltere ile Rusya anlaştıktan sonra Çeçen cihadı bitti bir anda. Rusya anlaştı. Rusya'yı Çeçen cihadı ile dize getirdiler. Rusya anlaşmak zorunda kaldı. Adam 3-5 tane kar maskeli adam gitti bir okulu öyle değil mi? Çevirdi okulda eylem yaptı. Bunları onlar tek başlarına yapacak mıyım zannediyorsunuz? Birileri kaşır, birileri provoke eder. Birileri gaza getirir. Şimdi birkaç gündür ne var? Atatürk anıtını adam arabaya bağlayıp çekmek istiyor.
Mantıklı mı? Değil. Bakın mantıklı mı? Değil. Ya işte meczubun tekidir. Yok canım kardeşim öyle bir şey değil o. Onları birisi gaza getirdi. Yaptırdı. Ardından meşaleyi alan İzmir Marşı ile heykellerin etrafında sabaha kadar nöbet tutuyorlar. Bakın sabaha kadar nöbet tutuyorlar. Hemen belediyeler oraları çadırları da kurmuşlar. Haberleri izledim yani. Orada onlara sıcak çorba veriyorlar. Destekliyorlar. Diyorlar ki siz burada gelin sabaha kadar meşaleleri yakın, marşları söyleyin. Heykelleri koruyun. Mantıklı bir Müslüman düşünse şimdi. Mantıklı bir Müslüman. Bakın Atatürkçülük lafzı altında bugün için Türkiye'deki Kemalistlerin, Atatürkçülerin bu ülkeye yapabilecekleri, verebilecekleri hiçbir projeleri yok.
Hiçbir projeleri yok. Ne bir ekonomik programları var, ne sosyal programları var, ne siyasi programları var, ne kültürel programları var. Sadece onun değil, öbür günlerin de yok. Bu da ayrı bir mesele de. Öbür günlerin de yok. Bugün ülke plansız, projesiz, programsız. Bunu bütün ülke insanına yutturuyorlar.
Bütün ülke insanına yutturuyorlar. Plansız, projesiz, geleceğe ait hiçbir planı olmayan bir siyasi partiler manzumesi var. Ve hiçbir projesi olmayan bir entelektüel gibi sayılan, fikir dünyası varmış gibi kabul edilen bir güruh var ülkede. Bana söyler misiniz, bu ülkenin kalkınması için nasıl bir ekonomi projesi sunuyorlar?
Bana söyler misiniz, hangi kültür projesini sunuyorlar? Bir kültür projesi var mı? Bir eğitim projesi var mı? Bana bir tane parti söyleyin. Bu partinin eğitim projesi, kültür projesi, ekonomi projesi, ondan sonra uygun deyin bana. Neyle kalkındıracaklar? Neyle proje sunacaklar? Yani enflasyon yüzde kırk sekize çıkmış, enflasyonu aşağı düşürmenin projesini sunsunlar. Yok, yok. Ama hiçbirisinde yok. Şimdi mevzunun başına geleyim.
Bugün Türkiye'de Atatürkçülerin, ben altmış yaşındayım. 15 yaşında siyasetle tanıştım, 25 yaşında bıraktım. Ben 15 yaşından beri Türkiye'deki Kemalistlerin, Atatürkçülerin bir proje üretip bu milletin önüne koyduklarını görmedim. Kabul edin etmeyin, Refah Partisi'nin bir milli görüş çatısı altında bir projesi vardı. İşte milli ekonomi, milli kalkınma, fabrika, şu bu bir projesi vardı. Peki, bana söyler misiniz? Ana vatanın bir projesi var mıydı? Söylemi vardı, Türkiye'yi küçük Amerika yapacağım diye. Peki, Doğru Yol Partisi'nin bir projesi var mıydı? Yok, bakın bunların hiçbirisi de böyle ideolojik partiler değil. İdeolojik olarak görülen Refah Partisi vardı, ülkücüler vardı.
Bir de solcular vardı. CHP değil. Solcuların neydi ideolojisi? Bir kısmı Rus komünizmini savunurdu, bir kısmı Çin komünizmini savunurdu, bir kısmı da Arnavutluk komünizmini savunurdu. Bakın, onların savundukları oydu ve onların kitapları neydi? Marx'tı. Kar Marx'ı okurlardı. Projeleri oydu. Bakın, ellerinde bir proje vardı. Bildiğin proje var. Marx'ın ekonomik olarak da, sosyal olarak da, dini olarak da, eğitim olarak da bir projesi var. Kabul edersin, etmezsin. Bir solcunun, bir komünistin projesi var. Bir inancı var onun. Ülkücülerin vardı, Türkeş'ten dolayı kendince bir projesi. Ama bunları böyle proje haline getirtilen Karmars'tı.
Solculardı, komünistlerdi yani. Onların projesine karşılık proje üretilirdi. Bunların üzerine de Erbakan Hoca'nın milli görüş projesi vardı. Bakın ülkede üç tane projeli ideoloji vardı. Birisi solculara ait, birisi ülkücülere ait, birisi de dindarlara ait. Yani Refah Partisi'ne ait. Geri kalan hiçbirisinde hiçbir proje yok. CHP projesiz, ana vatan projesiz, doğru yol projesiz. Bak projesiz bunlar. Bunlar kimin projesi biliyor musunuz bu partiler? Projesi olmayan partiler, projesi olanlar da. Hepsi de Batı'nın. Hepsi de Batı'nın projesi.
Hepsi de. Bakın hepsi de diyorum. Bunu zaman gösterdi. Acı şeyler bunlar. Ama zaman gösterdi. E şimdi bu Atatürk heykellerine saldırı da bu da bir proje. Ülkede her şeyin unutulduğu ve eskiye dair her şeyin terk edildiği bir zamanda çırpınış yapıyorlar.
Unutmayın bunları diye. Ya insanlar ülkede dini unutmuş. Dini unutmuş insanlar. Dini unutan bir toplum Atatürkçülüğü mü diri tutacak? Yok o da unutulmuş, unutulup gidiyor. Şimdi böylece ne oluyor? O unutulup giden veya eskimeye yön tutan şey yeniden canlanıyor. Şuurlu bir Müslümanın yapacağı bir şey değil. Şuurlu bir Müslümanın edeceği bir şey değil. Oradan bir şey elde edilmez çünkü. Ama bunu böyle yaparaktan. Şimdi ülkede bütün herkesi ayağa kaldırdılar mı? Kaldırdılar. Herkes bu konuda rahatsız oldu mu? Evet. Bir kısım bu konuda hani daha ileri hareket etmek isteyenler de meşalesini kapan gitti heykellerin etrafında nöbet tutuyor şimdi.
Güzel bir şair. Evet. Ben bir insanın kendi inancı ve ideolojisi peşinde koşmasını alkışlarım. Evet. Ülkede ben Müslümanım diyenler kendi dinlerinin üzerinde bu kadar titiz değiller. Bir kimse Kur'an ayetleri olmaz bu Allah'ın ayeti değil dedi. Hiç kimsenin umurunda değildi ülkede. Diyanet bile mahkemeye veremedi adama. İlahiyatçılar bir şey diyemedi. İzmir'de adam Hazreti Meryem annemize laf attı. Onu namusuna dil uzattı. Ülkede hiç kimse bir şey diyemedi ona. Bir şey yapamadı. Ben Müslümanım diyenlerin çok özür dilerim.
Hakkınızı helal edin hepinizden. Sizleri tenzih ediyorum. Ben Müslümanların, Müslümanım diyenlerin pısırık, korkak davalarına sahip olmadığını ben Müslüman olunca anladım. Bakıyorum, korkak, pısırık, kendine özgüveni olmayan, yaptığı şeye kendisi inanmayan topluluk. Gerçekten acı bir şey bu.
Bunu yaptım diye söylemiyorum. Hakkınızı helal edin. Bazen diyorum ya, bayındır da camide, dergah da camide ders yaptıran ilk kimseyim ben. Dergah ayağa kalktı o zaman. Camide nasıl ders yaptırılır, nasıl zikrullah olur? Ben bir de bayındır belediye hoparlöründe ilanat ettiriyorum. Bizim orada böyle hoparlör sistemi var. Satılık mallar, onlar bunlar hep oradan hoparlör sisteminden ilan ve reklam bürosu var bayındır da belediyenin. O saat 10'da mesela işte onun bir saati var, bir sabah, bir akşam. İccadan satılık yerler. İşte ilan, reklam neyse sen işte bir ilan, reklam veriyorsan parasını veriyorsun.
Oradan ilan ettiriyorsun. Ben parasını verdim. Günde iki sefer ilan ediyorlar. Dikkat dikkat, sevgili bayındırlar. İşte yeni mahalle Gümüşpala Caddesi'nde oturan Mustafa Özbağ, babası rahmetli Hasan Özbağ adına Hacı İbrahim Mahallesi caminde tevhid ve mevlüt okutacaktır. Bütün halkımız davetlidir. Tevhid ve mevlüt. Bütün herkes toplandı. Anneme dedim, herkese söyle, herkese söyledi. Kadınlar beyaz örtülerini, iğneyle oyalanır. Hepsi de takmış, takıştırmış. Bizim orada mevlüt düğün gibi. Herkes takıp takıştırıyor, geliyor. Geliyorlar boyuna. Bayındır'dan bizim arkadaşlar geliyor. İşte herkes geliyor. Tire'den de ben dervişleri çağırdım.
Dedim ne zaman mevlüt okuyan, ondan sonra işte gelin Allah diyelim, bir kez Allah diyen, ondan sonra dökülür cümle günahları misli Hasan deyince dedim, Allah ismasına girin siz. Ya bir girdiler Allah ismasına, yıkılıyor ortalık. Sıvışacaklar, camiden geriye bakan beni görüyor. Ben kapıda duruyorum öyle. Çıkamıyorlar da. Tabii zikrullah oldu, mevlüt oldu. Bir hoca çıkıp gitmeye kalktı. Ben hocayı bir daha geri çıkıverdim. Ondan sonra da mevlüt bitti. Zikrullah da oldu. Yukarıda kadınlar bir karışmış. Mahalleden bir melami bir kadın vardı. Bizim mahallede hoca diyorlardı ona. Hoca Emine miydi? Beni de çok severdi böyle. Nasıl severdi?
O böyle kadınlar ne oluyor diye çırpınınca demiş. Oturun. Mustafa'nın da o yolu doğru yol demiş. Aferin çocuğa demiş. Ondan sonra aferin oğluma işte şöyle işte böyle. Bir met etmiş yukarıda. Herkes oturtmuş susturmuş. Dergahta ihtilal oldu. Beni Şeyh Efendi'ye şikayet ettiler. Camide cikrullah yaptırıyor diye. Bakın Müslümanlar dünya üzerinde en korkak topluluktur.
En pısırık topluluktur. Bu sözlerim ağır. Kendi davalarını savunamazlar. Kendi davalarına sahip olmazlar. Bir makamı görünce bozulurlar. Parayı görünce bozulurlar. Çünkü sufi eğitimleri yoktur. Hakiki manada seyr-i sülükleri yoktur. Hakiki manada nefisle mücadeleleri yoktur. Nefisle mücadeleleri yoktur. Bir şeyleri yapamıyorlarsa güç yetiremediklerinden yapmazlar. O yüzden ben derim ki asıl nefisle mücadele bir şeye gücün yeterken yapmamaktır. Bir şeye gücün yetiyor.
Adamın boğazını sıkmaya gücün yetiyor mu? Yetiyor. Boğazını sıkmaya gücün yettiği halde getiren seni affettim Allah adına diyorsan sen nefisle mücadele ettin demektir. Cebinde para var mı? Var. Sen gidip beş boynuzlu otelde tatil eder misin? Edersin. Yapmıyorsan nefisle mücadele vardır sende. Sen gidip beş bin liraya takım elbise alır mısın? Alırsın. Özgür. Normalde normal bir takım elbise kaç para şimdi? Ortalama üç bin lira. Evet. Biraz iyisi beş bin lira. Senin beş bin lira cebinde var mı? Var. Sen beş bin liralık takım elbise alsan seni ırgalar mı? Irgalamaz. Ama sen onu sırf gösterişe düşmemek için, nefsini dur demek için almıyorsan nefis mücadelesi odur.
Öbür gün de zaten yok. Nereye alacak beş bin liraya? Onun nefis mücadelesi ayrı. Onun nefis mücadelesini o da üç yüz liraya alabilir mi alabilir. O iki yüz elli liraya, iki yüz liraya alıyorsa o zaman onda nefis mücadelesi yapıyor. Veya almıyorsa nefis mücadelesi o. Senin cebinde pekmez yemeye paran yok. Ben kırk yıldır pekmez yemedim. Nefsimle mücadele ettim de. Hadi yürü. Ne nefsinle mücadele ettin sen? Sende zaten pekmez parası yoktu. Senin nefsiyle mücadelen pekmez parasını veya pekmezi görünce başla. Birisi sana bir kavanoz pekmenizi getirdi, koydu önüne. Bu senin al, ye, iç, dağıt, ne yapıyorsan yap dedi. O zaman senin nefsinle mücadelen başladı.
Sen kırk yıldır pekmez yemiyordun, yoktu çünkü sende. Nereye yiyecektin? Var şimdi. Birisi bir kavanoz pekmezi getirdi. Yedin mi? İnfak mı ettin? İşte nefis mücadelesi bu. O yüzden Müslümanların nefis mücadeleleri de yok. Fıkarakan Sufi. İflaz etmiş Sufi. Yok zaten Sufi. Hiç sıkıntı yok. Aha biraz palazlandı. Üç beş kuruşluk iş yaptı. Aha arabası değişti. İşte evi değişti. Bana müsaade. Aha hayırdır? E zenginledi artık yani şimdi. Burada bizim içimizde o parayı yiyip içemez şimdi. E bizim içimizde de hayatını devam ettiremez.
Şimdi buraya adam gelecek. Beş bin liralık takım elbiseyle. Herkes bakacak öyle. Öyle düşünüyor. Bir de ne yapsın şimdi? Bu fıkaraları iftara mı davet etsin adam şimdi? Veya bunlar onunla beraber mi kazandı yani? İşte o zaman nefis mücadelesi başlıyor. E şeyken bir sıkıntı yok. Vay işte üstad onun on numara. Rüyasında, halinde, her şeyinde gördü. E biraz artık kitap okudu. Biraz öğrendi. Biraz da parası pul oldu, palazlandı. E nefis mücadelesi o zaman. Aha üstadı beğenmiyor artık. Buradaki topluluk da yani hepsi böyle mi efendim? Hala da dudak boyası, saç boyası mı soracaklar? Siz bıkmadınız mı bundan?
Bana söylüyor bir de. Benim eve toplasam arkadaşlar orada sohbet eder misin? Müşrikler de aynısıyı söylüyordu. Bak müşrikler de aynı şeyi söylüyordu. Haa o ne oldu? O işte nefis mücadelesi o. Yenildi. Müslümanların genelindeki sıkıntı bu. Ama çok basit. Adamı götür bir müdür yap gör. Herkeste var bu. Bizim de bir ülkücü abimiz vardı. Ülkücü kadrodan belediyeye girdi. Bizi tanımadı adam. Evet. Biz o belediyeye işe girsin diye biz böyle var gücümüzle mücadele ettik. Ülkücü abimiz belediyede iş yapsın, işe girsin diye. Ülkücü kadrodan Doğru Yol Partisi onu belediyeye aldı. Belediye Başkanı adam önce bizi tanımadı.
Bu işler böyle olmaz Mustafa'cığım demeye başladı. Önce bizi tanımadı. Bunlar hep böyle tecrübe. O yüzden Müslümanlar da ne yazık ki böyleyiz. Allah bizi affetsin. Böyle olunca bizim içimizden örgüt de kuruyorlar, partide kuruyorlar, birilerinin eline para da veriyorlar, pul da veriyorlar, silah da veriyorlar. Bir yerde bir örgüt kuruyorlar, silahlandırıyorlar. Hadi cihat edeceğiniz diyorlar. Koşturun. Onlar koşturuyorlar. Altlarında arabalar, ondan sonra silahlar, askeri ekipmanlar. Nereye saldırdığı önemli değil. Oradakiler de herkes de kendi kendini düşünüyor ki, biz Allah yolunda cihat ediyoruz. Biz mücadele ediyoruz diye düşünüyorlar. Öyle Allah yolunda cihat ediyoruz derken, işte camiyi de bombalıyorlar.
Ne bileyim ibadet edenler de bombalıyorlar. Ne bileyim işte karşısındakini kafir diyorlar, onları da bombalıyorlar. Yürüyüp gidiyorlar. Velhasıl kelam. Meseleyi toparlayalım. Kur'an ve sünnete sarılmak herkese zor geliyor. Onun mücadelesini vermek zor geliyor. Böyle sapkın, yok bize Kur'an yeter, yok cihatçı böyle topluluklar, yok işte biz dini, İslami, ne dedi o birisi bana, biz İslami siyaset yapıyoruz dedi.
Dedim nerede? Hani yaptığın ülke nerede dedim. Ondan sonra böyle baktı ben böyle kinayesine sorunca. Sakın Türkiye deme bana dedim. Ondan sonra nasıl yani dedi. Türkiye'de her parti dedim. Atatürk ilke ve inkıdapları dairesinde kurulur. Öyle kalkıp da dedim ben Türkiye'de İslami siyaset yapıyoruz demeyin dedim. Diyorsanız siz anayasayı yıkmaktan içeri atarlar sizi dedim. Ondan sonra kaldı. O yüzden Müslümanlar ne yazık ki kullanılmaya müsaitler, aldatılmaya müsaitler. Bakın kullanılmaya ve aldatılmaya müsaitler. Sakın ha benim ağzımdan dahi duysanız, mi provokyeye inanmayacaksınız. Diyeceksiniz ki şekeri mi yükseldi acaba bunun? Yoksa buna bir ilaç mı verdiler? Ne oldu da bu böyle bir şey söylüyor?
Bugüne kadar söylediğinin hilafına döndü diyeceksiniz, tabi olmayacaksınız. Allah bizi affetsin. Biz 28 Şubat'ta da gördük, 28 Şubat'ta beni çok eleştiriyorlardı. Sen bütün cemaati pasifize ediyorsun, sokağa işte çekmiyorsun, şunu yapmıyorsun, bunu yapmıyorsun diye. Bunların hepsi de boş. Siz Kur'an ve sünneti öğrenin, Kur'an ve sünneti yaşayın. Yaşayaraktan tebliğ edin. İnşallah. Evet, laf uzadı. İnşallah biz meslevi okumasına devam edelim. Kaldığımız yerden. Ne yaptıydı? Rum Kayseri, Hazreti Ömer Efendimizin, Radıallahu anh Hazretleri'nin yanına geldiydi. Hazreti Ömer Efendimiz de ona nasihat etmeye başlamıştı.
Önce korkma dedi. Korkma dedikten sonra devam etti. Ondan sonra en güzel bir yoldaş olan Allah'ın tertemiz sıfatlarına dair ince bahislere daldı. Hazreti Ömer Radıallahu anh Hazretleri aynı zamanda bir mürşidi Kamil'i temsil ediyor. Ondan sonra ne yaptı Rum Kayseri'ne? Önce korkma dedi. Onu sakinleştirdi. Onun gönlünü bir feraha kavuşturdu. Ondan sonra bakın en güzel yoldaş kimmiş? Allah'mış Celle Celaluhu. Ve Allah'ı tanıtmaya başladı. Ne yaptı? Onun sıfatlarına dair ince bahislere daldı. Hadis-i Şerif, Allah'ın yarattıkları hakkında düşününüz. Fakat Allah'ın zatı hakkında düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna hiç güç yetiremezsiniz.
Yani demek ki Cenab-ı Hak'ın sıfatlarının üzerinde ne yaptı? Onu anlatmaya başladı. Allah'ın sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoktur. Allah'ın sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoktur. Ve başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah'ın yarattıklarının da başlangıcı vardır, sonu yoktur. Yaradılışın başlangıcı vardır, sonu yoktur. Cenab-ı Hak hep yaratmaya devam eder. Ama evvelinde Allah kendi zatında yaratıcı mıydı? Evet. Ve Cenab-ı Hak sonsuz sıfatları vardır. Ama bu sonsuz sıfatların içerisinde Rabbimin bir de özel husisi tabiri caizse ana sıfatları diyeceğimiz sıfatları vardır. Ve Allah sıfatlarıyla tanınır.
Bakın Allah sıfatlarıyla tanınır. O yüzden zatını tefekkür etmek yasaklanmıştır. Ama sıfatlarıyla tanınır mı? El cevap evet. Ve Cenab-ı Hak bütün her şeyi bilen olduğu için sıfatlarının da tecelliyatlarının tam manasıyla ne olduğunu yine kendisi bilir. Biz hangi sıfatının ne manaya geldiğini tahmin edebiliriz.
Ama şu manaya gelir diyemeyiz. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın bir zatî sıfatları vardır. Bunu imamlar, akait imamları tasnif etmişler. Bir de nedir? Subutî sıfatları vardır. Bu sıfatları biz hadi ana sıfatlar diyelim. Ana hat gibi. Bu zatî sıfatlarda vücud sıfatı vardır. Kıdem sıfatı vardır. Vücud sıfatı nedir? Allah vardır. Kendi vücuduyla mu kimdir? Bu vücudunun zıttı yoktur. Bak vücudunun zıttı yoktur. Vücudunun eşi yoktur. Vücudunun benzeri yoktur. O yüzden vücud ismi, şerifi sıfatı Cenab-ı Hakk'a aittir. Hiçbir varlığın onun vücudunun içerisinde var olarak görülmesi dahi mümkün değildir.
Öbürkü nedir? Kıdem ismi, şerifidir. Kıdem sıfatıdır. Ve o nedir? Başlangıcı ve sonu yoktur. Başlangıcı ve sonu olmayan bir tek Allah'tır. Yaratılmış olanların hepsinin de başlangıcı ve sonu vardır. Bir sonla karşılaşırlar. Ve aynı zamanda beka ismi, şerifi de bu kıdem ismi, şerifi iledir. Yani sonu yoktur dedim ya, varlığının sonu o yoktur Cenab-ı Hakk'ın. Bu direkt tabiri caizse zati sıfatlarıdır bunların bunlar. Ve aynı zamanda Allah sonradan hiçbir şeye benzemez. Allah hiçbir şeye benzemeyendir. Bu da muhalefetün lil havadis sıfatıdır.
Allah ne yarattıklarına benzer ne de sonradan başka bir şeye benzer. Başlangıçta hiçbir şeye benzediği gibi, başlangıçta varlığın başlangıcında hiçbir şeye benzemediği gibi, herhangi bir yaratmış olduğu varlığın sonunda da bir şeye benzemeyecektir. Allah hiçbir şeye benzemez. Yaratmış olduğu varlıkların içerisindeki herhangi bir varlığa da benzemez. Öbürküsü ne? Beşincisi vahdaniyettir. Allah kendi zatında ve sıfatlarında tektir. Vahdet tek demek, birleşmiş demek. O yüzden bütün fiillerinde de Allah tektir. Allah'tan başka yaratıcı yoktur. Allah'tan başka da sıfat ve fiillerinde herhangi bir eşi benzeri yoktur. Kıyam-ı bi nefsihi vardır.
O da altıncı zatî sıfatıdır. Varlığı, Cenab-ı Hakk'ın kendiliğindendir. Allah kendi kendine var etti diyemeyiz. Allah kendiliğinden başlangıçsız vardı. Bakın, başlangıçsız vardı. Allah sonradan oluşmuş bir şey değildir. Veyahut da şimdi son zamanlarda böyle şeyler söylüyorlar. Şunu kapatır mısın biz ahmeti? Hani Allah kendi kendini mi yarattı? Canım kardeşim, Allah var zaten. Neden kendi kendini yaratsın? Hani böyle kimyasal bir oluşum gibi düşünüyorlar. Bir tane nüve gibi bir şey, hücre gibi bir şey ondan sonra büyüdü. Böyle değil. Allah zaten vardı bütün esma ve sıfatlarıyla, her şeyle vardı.
Yaratılan hiçbir şey olmadığı için bilinmiyordu. Yaratılan hiçbir şey yoktu. O yüzden bilinmiyordu. Yaratmaya başlayınca bilinirliği de başladı. Öbür küne, öbür ana had diyeceğimiz subuti sıfatlar. Varlığı zorunlu olan ve olgunluğu ifade eden sıfatlardır. Bunlar işte hani Allah diridir, Allah irade idare edendir, Allah kuvvetlidir, kuvveti elinde tutandır gibi.
Bunlarda da ana sıfatlardan birisi nedir? Allah'ın hayat ismi şerifidir. Allah her daim diridir, canlıdır. Her daim. Allah diridir, istediğini diriltir. Allah istediğini de öldürür. Ama Allah ölmez. Öbürkü de nedir? İlim ismi şerifidir, subuti sıfatlardan. O da nedir? Allah her şeyi bilendir. Varlığın evvelini de bilir, ortasını da bilir, ahirini de bilir, sonunu da bilir. Allah yarattığı her şeyi bilir. Allah'ın bu bilgisi sonradan da oluşmaz. Bunu böyle söylüyorum. Çünkü yine bir ilahiyat profesörü televizyonda söylüyordu. Allah kaderi bilmez diyordu.
Haşa. O ne o hadisleri inkar eden bir İstanbul İlahiyat Fakültesi'nde bir şey var. Abdülaziz bayındır. Yani canlı yayını çekmişler, videodan izlemiştim. Allah kaderi bilmez diyor. Haşa. Buradan geri dönmediyse küfür ehli. Buradan geri döndüyse ne âlâ. Allah kaderi bilmez diyor. Yarını bilmez Allah diyor. Bunlara isim söylemiyordum önceden artık isim söylüyorum. Yani halk tanısın, insanlar tanısın bunları. Bunları ilahiyat profesörü deyip başına tac ediyor insanlar. Allah'ın bilmediği hiçbir şey yoktur. Allah ilmiyle her şeyi bilendir. Ve ilmiyle her şeyi kuşatandır.
Allah'ın bilmediği zerre miktarında bir şey dahi yoktur. Nokta dahi bir şey yoktur. Birisi Allah bunun böyle olacağını bilmiyordu derse küfür ehlidir. Tecid-i iman, tecid-i nikah gerektirir. Tövbe etmesi gerekir. Nikahı da düşmüş olur evliyse muhakkak bir daha yeniden nikahını tazelemesi gerekir. Neden? Allah her şeyi bilir. Bizim bilmediğimiz kaderi de bilir. Bizim bilmediğimiz ilmiyle dünü de bilir. Bizim bilmediğimiz lef-i muhafızı da bilir. Bizim bilmediğimiz lef-i muhafızda yazılmayanı da bilir. Yani lef-i muhafızda bütün bildiklerini oraya yazmadı. Bizim bilmediğimiz lef-i muhafızın öncesinde olan ilmi de bilir. O zaman Allah bilicidir.
Biz bilmeyiz. Biz yarın ne olacağını bilmeyiz. Allah bilir. Yüz yıl sonra ne olacağını Allah bilir. Biz bilmeyiz. Bin yıl sonra ne olacağını Allah bilir. Biz bilmeyiz. Allah için böyle bir bilmeme söz konusu değildir. O yüzden kendisini ilahiyet profesörlüğü makamı verilmiş olanların söylediklerine itibar etmeyin. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Semih işitmek demektir. Ama Allah nasıl işitir? Allah'ın işiticiliğinin tecelliyatı nasıldır? Biz bilmeyiz. Ama Allah her şeyi işitir mi? Evet. Allah'ın işitmediği hiçbir şey yoktur. Allah basir, basar, görendir. Allah'ın görmediği hiçbir şey yoktur.
Hani ayet-i kerimede böyle tarif eder ya gecenin yarısında, karanlığın içerisinde, karıncanın ayak seslerinde Allah işitir der. Allah çünkü Semih işitir ve Allah gecenin karanlığında o küçücük karıncayı da görür. Allah'ın görmediği hiçbir şey yoktur. Allah'ın işitmediği hiçbir şey yoktur. Beşinci, subiti sıfatı iradedir. İrade nedir? Dilemektir. Bir şeyi, iradesini onun üzerine koymak, onu dilediğince güç, kuvvet onun üzerine tesis etmek. En büyük dileyici Allah'tır. Allah kendi dileyiciliğini kullarının önünde tutar. Kullarının yarattıklarının önünde tutar Allah kendi dileyiciliğini.
O yüzden ayet-i kerimede der ki, Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Allah'ın dilemesi senin dilemenden öndedir. Allah en yüce dileyicidir. Ve Allah'ın dilemesinin üzerinde bir dileme yoktur. Ancak Allah diler. Ancak Allah diler. İşte Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri böylece o kaizere Allah'ın zati ve subiti sıfatlarını anlattı. Tabiri caizse o kaizere Allah'ı anlattı. Ona Allah'ı tebliğ etti.
Onu Allah'ı söyledi ona. En büyük tebliğ de budur. Bir kimseye Allah'ı anlatmaktır. İşte Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri de o kaizere, o Rum sefirine Allah'ı tebliğ etti. Onu anlattı. Elçiye sonra da makam nedir, hal neye derler. Anlasın, bilsin diye Allah'ın abdallara gönderdiği lütuf ve ihsanları nakletti. Bakın yol bellidir. Sonra Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri Allah'ın abdal dediği veli kullarıdır. Türkçe'de veli kullarının adı abdaldır. Bildiğimiz abdallardan değil. Veya da küçümsemek için söylemiyorum. Anadolu'da Sas çalıp, keman çalıp, türkü söyleyenlere de abdal denir.
Bu öyle değil. Allah'ın veli kulları abdal olarak geçer, eyle. Kütüb-i siddede bununla alakalı hadis-i şerifleri bulmanız mümkündür. Ayet-i Kerime'de Allah'ın velilerine korku yoktur. Onlar mahzun ve mahçup olmayacaklardır. Onlara dünyada da ahirette de iyilikler vardır dediği Ayet-i Kerime'nin tecelliyatı. Demek ki Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri onu Allah'a anlattıktan sonra o kimseye sufiliği anlattı. O kimse ne dedi? Hal neye derler? Makam nedir? Onu anlattı. O zaman biz Ahmet Yesevi'nin, hoca Hace Ahmet Yesevi'nin yolundan giden sufiler olarak Çünkü Anadolu'daki sufi yapılanması, hoca Ahmet Yesevi'ye dayanır. Türkler'deki sufi yapılanması, hoca Ahmet Yesevi'ye dayanır. Anadolu'daki öz sufi öğretisi, hoca Ahmet Yesevi'den gelmedir.
Hoca Ahmet Yesevi'nin yolundadır. Hacı Bektaş-ı Veliler, Hazreti Mevlana'lar, Yunuslar, Hacı Bayramlar, Üftadeler, Eşrefoğlu Rumiler. Bunların hepsi de hoca Ahmet Yesevi'nin yolundan olanlardır. Zaten ne zaman ki bu ülke insanlarını Yunus'tan, Hacı Bektaş'tan, Hazreti Mevlana'dan, Üftadeden, Eşrefoğlu Rumiden, Niyazi Mısır'dan kopardılar. Ülke Anadolu Müslümanları dağıldılar. Bunları koparanları Allah bildiği gibi eylesin. Çünkü bu ülkeye fitne tohumunu eken bunlar, bu ülkeye dinsizlik tohumunu eken bunlar, bu ülke gençlerini değişik radikal akımlara, Mossad'ın kucağına, CIA'nın kucağına iten bunlar. Bunlar, bunlar CIA'yla, Mossad'la, KGB'yle, İngiliz derin devletiyle ortak iş yapıp, bu ülke topraklarında saf, tertemiz İslam'ı, saf, tertemiz İslam'ca yaşamayı kirleten insanlar.
Gençleri zehirlediler. Ben yaştan ve benden büyük olanları zehirlediler. Benden sonrakileri de zehirlediler. Yunus'u, Mevlana'yı, Hacı Bektaş'ı, Üftada'yı, Hacı Bayram'ı bilmeyen, bunları okumayan, Kevseri'yi bilmeyen, bunları okumayan, Gazali'yi bilmeyen, bunları okumayan, Arabi'yi bilmeyen, bunları okumayan, Ebu Hanife'yi bilmeyen, İmam Muhammed'i bilmeyen, Serahsi'yi bilmeyen, bunları okumayan, Buhari'yi bilmeyen, bunları okumayan, Ne yazık ki bir İslam gençliği düşünün.
İçi boş, kafası boş, fikri boş. Nerede hadis inkarcısı var, nerede mason, abdühün talebeleri var, nerede ipe, sapa gelmez, hadis ve ayet inkarcısı, mezhep inkarcıları var, onları bizim içimize kattılar. Biz çocuklarımız dindar olsun diye İmam Hatip'e gönderdik, İmam Hatip'ten mezhep inkarcısı çıktı. İmam Hatip'ten ilahiyata gönderdik, ilahiyatta hadis inkarcısı çıktı. O ilahiyatta mezun olanı camiye müftü olarak koyduk, müftü hepsinde inkarcısı oldu. Kendi diyanetinin kendi eserlerini bilmez hale geldi. Bir kısmımız bilmem hangi efendiye intisap etti, Kur'an'ı sünneti bıraktı, onun yazdığı kitapları okudu.
Bir kısmımız bilmem hangi kitabı yazan bilmem hangi halime tabi oldu, yine ayet hadis okumadı. Yine Yunus'tan bir haber, Mevlana'dan bir haber, Hacı Bektaş'tan bir haber. Bu toprakların içerisinde büyümüş, bu toprakları İslam, İslam'ı sevgiyle yoğurmuş, o insanları bize terk ettirdiler. Ve bizim insanımız, Nicholson'dan Mevlana'yı öğrenmeye çalıştı.
Nicholson'dan Arabi'yi öğrenmeye çalıştı. Ama hızla Hasan Benna'nın kitapları çevrildi Türkçe'ye. Hızla Seyit Kutub'un kitapları çevrildi Türkçe'ye. Hızla Mevdudi'nin kitapları çevrildi Türkçe'ye. Hızla Mason Abduh'un kitapları çevrildi Türkçe'ye. Hızla Mason Abduh'un talebelerinin risaleleri Türkçe'ye çevrilip, Türkiye'de dağıtıldı bedava. Gazeteler dağıttı. Belli cemaatler, belli siyasi topluluklar dağıttı. Ve bu insanlar Müslüman, Müslüman hadis inkarcısı, Müslüman mezhep inkarcısı, Müslüman sufi inkarcısı, Müslüman Hazreti Mevlana'yı küfürle yaftalayan, Müslüman İbni Arabi'yi küfürle yaftalayan, Müslüman sufileri komple kafir hükmünde koyan Müslüman tipleri oluştu.
Bu tipleri oluştu. Evet. Evet. Var şimdi. Bir zikir halakası koyuyorum ben Twitter'a. Adam yazıyor. Dayı bu hangi dinde var diyor. Alay edercesine söylüyor. Evet. Ben cesaretle, inatla ben onları paylaşıyorum. Tabiri caizse milletin gözüne sokarcasına. Hakaretin bini bir para. Yüzün üstünde dava var bana hakaret edenlerle alakalı. Müftüsü karşı. Müftüye desen ki, Yunus Emre zikirsiz miydi? Hazreti Mevlana zikirsiz miydi? Hacı Bektaş Veli zikirsiz miydi? Bunca tekkeyi neden kurdular?
E tabi Bursa'daki bir tekkeydi. Bugün haberlerden bizim Yunus atmış bana. Musevi cemaatine vermişler tekkeyi. Evet. Bu tekkeyi değil galayana gelmeyin ya. Orayı bir yere veremiyorlar da öyle duruyor. Daha öncesinde. Bunca tekkeyi neden kurdu senin ecdadın? Bunun cevabı yok. Bakın bunun cevabı yok. Ama şimdi Diyanet tekke düşmanı. İlahiyat tekke düşmanı. Siyasetçiler tekke düşmanı. Herkes sufi düşmanı. Sufi düşmanlığı revaçta. Onlara laf söyleyecek.
Onun küfrüne fetva verecek. Siz yanlış yapıyorsunuz diyecek. Sizin yolunuz yanlış diyecek. E benim yolum yanlış. Üftada Hazretleri'nin de yolu yanlış. Benim yolum o. Benim yolum yanlışsa Emir Sultan Hazretleri'nin de yolu yanlış o zaman. Benim yolum o. Benim Bursa'ya yerleşmeme sebep Emir Sultan Hazretleri. Ben şeyhimin ağzından çıkana söyleyeyim. Oğlum seni istiyor dedi. Bursa'ya dedi. Göçeceksin Bursa'ya dedi. Emredersiniz efendim dedi. Hatta bana dedi darda kaldın da git dedi selam söyle. Ben geldim de ben buradayım de dedi. Evet. Birisi benim paramı yedi dedi. Hatta o zaman da dedi ki git Emir Sultan Hazretleri'ne söyle dedi.
Ben paramı yedi diye gidip söyleyemedim. Diyemedim yani ben. O zaman onların yolu da yanlış. Yürü geriye doğru. Hazreti Mevlana'nın da Hacı Bektaş-ı Veli'nin de Hacı Bayramı Veli'nin de İstanbul'da o kadar büyük zatlar var. Onların da yolları yanlış o zaman. Eğer onların yollar yanlış değilse sensin yanlış o zaman. Ki gerçekte de bu. Yanlış olan sensin. Ama bu ülkeyi bu hale getirdiler. Şimdi makam nedir dediğimizde kimse bilmez. Şeyhler de bilmez. Ama Hazreti Ömer'in dilinden Radiyallahu anh Hazretleri'nin dilinden Hazreti Mevlana diyor ki o Erçi'ye makamı da öğretti. Makam Türk musikisindeki solfeşler değildir.
Yok Kürdülü Hicaskar, yok Hicaskar. Değil mi Ali? Kaç makam var? Yüz yirmi sekiz makam var. Türk musikesinde. Tam yüz yirmi sekiz peygamber gibi oldu ya böyle. Haşa Allah muhafaza eylesin. Yüz yirmi sekiz makam var. Bu bizim bahsettiğimiz makam o değil. Makam ne? Ayak basılan yer. Veyahut da bir yüksek bir yer. Durulan bir yer. Makam Türkçesi. Ama tarikatta ise tarikatta bir kimsenin bir kimsenin durduğu yerdir. Mesela zakirlik makamdır. Çavuşluk makamdır. Nakiplik makamdır.
Nükabbalık makamdır. Halifelik makamdır. Şeyhlik makamdır. Bakın makam. Bir böyle bir makam vardır. Bir de ne vardır? İnsanın daim olarak durduğu alandır. Mesela namaz kılmak makamdır. Örneğin. Namaz geçici olursa bir kıldı bir kılmadı o haldir. Bir kimse namaza bağışladı hiç bırakmadı. Namaz onda makam olur. O namaz kılan daim namaz kılan haline gelir. Hani bir de Ahmet Yesevi'den bahsettik ya Yesevi'nin öğretisinde ne vardır?
Dört kapı kırk makam. Bakın dört kapı kırk makam. Bu Yesevi Hazretleri bunu böyle teknik olarak konumlandırmış. O yüzden Yesevi'nin dört kapı kırk makamı Anadolu Sufiliğinin özüdür. Özü. Mesela ben zaman zaman böyle söylerim. Mesnevi dört kapı kırk makamın açılımıdır. Anlatımıdır. Dört kapı kırk makamın. Hacı Bektaş verili makalatında dört kapı kırk makamı anlatır mesela. Makalatı oturup kendisi yazmamıştır o. Zaten büyük zatların oturup da kendilerince böyle Sufi zatların oturup da bir kitap yazmaları yoktur.
O da sonradan Sufilerin içerisinde çıkan bidatlardan birisidir o. Sufi oturup kitap yazmaz. Sufi kitaba bakaraktan da kitap da yazmaz. Sufi Allah'tan gönlüne geleni konuşur. Sohbet eder Sufi. Oturup kitaptan kitap yazmak zaten herkesin işi. Ayet belli, hadis belli. Aç binlerce cilt kitap var. Aç oradan herhangi bir kitaptan kes kopyala yapıştır. Oldu sana kitap. Bu Sufi'nin usulü değildir. Sufi sohbette ona soru sorulur. Sufi soruya cevap verir. İş bilen, uyanık müritler sohbetlerden not çıkarırlar. Kalemi alırlar.
Derler ki bunlar okyanusun dibinde inci tanesi gibi. Bunları not alalım. Döner döner açar okur bakarız. Kendimizi ona göre bir yol çizeriz diye düşünürler. Makalat da öyle yazılmıştır. Mesnevi de öyle yazılmıştır. Onlar oturup kitap yazmazlar. Ben Serahsi'yi neden severim? Serahsi mepsutunu kuyunun içerisine hapsedildiğinde oradan yazdırır. Talebeler kuyunun başında her sabah geliyorlar. Serahsi konunun en başından en sonuna kadar Türkçe'ye çevirdiler. 32 cilt 32 cilt Türkçe'ye çevrildi. Kuyudan yazdırdı.
Alim o. Alim. O halim. Sufi oturup da kitaptan alıp kitaba kitap yazmaz öyle. Yok öyle şey. O muallim olmuş. O. O mutasavvıf olmuş. O sufi değil o. Sufi kalbine geleni okur. Şair oturur günlerce kendince tefekkür eder bir şiir yazar. Onun adı şairdir. Sufi'nin ki şairlik değildir. onunki nefestir. O kalbine geleni söyler. Ama şiir olur ama manzum olur.
Ne olursa olur. O sufidir. Bunlar tabi bilinir mi? Bilinmez. İşte kırk kapı pardon dört kapı kırk makam yeseviye aittir. Nedir kapılar? Şeriat kapısıdır. İkincisi tarikat kapısıdır. Üçüncüsü hakikat kapısıdır. Dördüncüsü marifet kapısıdır. Bu dört kapı bizim sufiliğimizin ana öğretilerinden birisidir. Bizim sufiliğimiz batının hegemonyasında uzak doğunun hegemonyasında değildir. bizim için şeriat kapısı birinci kapıdır önemlidir. Oradan geçmeyen bir kimsenin tarikatta durması hoş değildir.
Nedir bu kapının ana şeriat kapısının ana maddesi nedir? İman etmektir. İman etmeyen bir kimsenin sufiliği de olmaz makamı da olmaz. O ilk önce buyurun eşhedüvenle ilahe illallah ve eşhedüvenle Muhammeden abduhu ve resuluhu o kimse şeriat kapısından birinci makama adım attı.
İman etti. Eğer bu kapıdan geçmediyse o kimse ne olursa olsun o hiçbir şey olmaz. Bakın o ne olursa olsun o hiçbir şey olmaz. Ne olursa olsun. İkincisi nedir? Bakın ilim öğrenmektir. Yani dinini öğrenmektir. Sen günlük hayatında yaşayabileceğin kadar dinini öğrenmekle mükellefsin. Bunu öğreninceye kadar bir üstadın elini öpüp dizinin dibinde oturup orada öğreneceksin.
Öyle kendi kendine öğreneceğim diye uğraşma. Nefsine uyma. Üçüncü makam nedir? İbadet etmektir. Sen öğrendiğini fiiliyata geçireceksin. İbadet edeceksin. İbadet ne? Birinci derecede abdest almak, gusletmek, namaz kılmak, oruç tutmak, bir tamam yapabileceğin ibadetleri, güç yetirdiğin ibadetleri yerine getirmektir.
Yol odur ki Hazreti Muhammed Mustafa'nın tarif ettiği ibadetleri yerine getirsin o kimse. Bitmedi daha şeriatın kapısındaki makamlar. Ardından ne? Helal kazanmaktır. Helal asla bir başkasının malına, mülküne, parasına, puluna göz dikmemektir. Ticaret yaparken aldatmamaktır. Tartıda, ölçüde helal kazanmaktır. bu olmazsa sufi yol alamaz. O yüzden bazen eski dergahlarda bir adam geldiğinde sufi olmak için malını kimisine demişler ki malını tasadduk et de gel.
Malını tasadduk et de gel. Neden malında şüphe olabilir? Helal kazanmaktır. Haramdan yüz çevirmektir. Harama dokunma. Helal kazan. haram kazançtan uzak dur. Haram kazançtan uzak dur. Bir yerde çalışıyorsun 8 saat 8 saat çalış. Haram kazanma. Kazancın helal olsun. Aldatma. Kazancın helal olsun. Sonra nedir? Nikah yapmak evlenmektir. Evleniniz dininizin yarısını tamamlayınız. Hadi şerif. Şimdi insanlar evlenmiyorlar. Haklı olanlar var.
Haksız olanlar var. Evlenmek Hz. Muhammed Mustafa ile beraber Adem'den itibaren bütün peygamberlerin sünnetidir. Evlenecek olanlara da kolaylık göstermek sünnettir. Evlenmek isteyen gençleri evlendirmek anne babaların vazifeleridir. Evlenmek isteyen bir gence anne baba evlendirmiyorsa günah-ı kebair'e girer.
Çocuk geldi baba beni ever anne beni evlendirin evlendireceksin. Evlilik isteyene evlendireceksin. Yoksa günah-ı kebair'e girer. Sonra nedir? Daha şeriat kapısı şeriat şeriat değiliz daha. Etrafına zarar vermemektir. Sizin en hayırlınız etrafına zarar vermeyendir. Faydaya geçmedik daha. Daha zarardayız. Şeriat kapısı önce zarar vermemeyi bil. kimsenin malına mülküne parasına puluna evine eşyasına zarar verme. Kimseye dilinle zarar verme gıybet etme iftira etme diline sahip çık. Dilinden zarar görmesin kimse senin.
Bu nasıl sufilik? Sen dilinle ortalığı perişan etme. Bu nasıl sufilik? Olmadı. Kimseye zarar yok. Müslüman odur ki dilinden diğer insanlar emin ola. Hadis-i Şerif o zaman dilinden emin olacaklar senin. Sen kimseye böyle tepeden bakma tepeden konuşma. Kimseye inileceğim diye uğraşma. Alay etme. Hicvetme. Diline sahip çık. Dedikode etme. Gıybet etme. İftiraya maruz bırakma insanları. Doğru dahi olsa Müslüman kardeşinin arkasından konuşma. Doğru olabilir. Konuşma. Diline sahip çık. Allah muhafaza eylesin. Sonra ne? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uy.
Sabahtan kalkıp gece yatıncaya kadar. Sünnet-i seneye tabi ol. Sünnet-i seneye tabi ol. Bakın bunlar şeriat kapısının normalde makamları. Bakın makam bu. Bir kimsenin sünnet-i seneye devamlı tabi olması makam. Etrafına zarar vermemesi makam. O gelip geçici şey değil artık o. O hiç kafasından zarar vermeye düşünmüyor kimseye. İşte o makama oturdu. Adım adım kırk basamaklı merdiven düşünün. Bir on basamak var böyle bir sağanlık var ya ardından bir on basamakta bir sağanlık daha var. Bir on basamakta bir sağanlık daha var. Bir on basamakta bir sağanlık daha var.
Burası ne? Kırk makam. Perdeleri konuşmuyorum daha. Perdeleri konuşmuyorum. Haller ayrı. Devam ediyoruz. Ondan sonra o kimsenin şefkatli merhametli olması affedici olması böyle insanlara güler yüzle olması kalbi katılaşmış dili katılaşmış sözü katılaşmış eli katılaşmış ayağı katılaşmış onun kalbi de katılaşır.
Dili gözü kulağı ayağı katılaştı mı kalbi de katılaşır. Allah muhafaza eylesin. Öyle olmayacak şefkatli olacak merhametli olacak ardından ne temiz olmak bakın kırk makamdan birisi de temiz olmak Müslüman temiz olacak temiz kokacak temiz yiyecek temiz içecek temiz gelecek temiz bir yerde yaşayacak temiz bir yerde yaşayacak sorarım size namazgahtaki zikrullah yaptığınız yer temiz mi kimin aklına geliyor Müslüman temiz olacak
burada toz var silecek burada bir şey var hemen düzeltecek birileri yapar ya sen yap kardeşim dergah senin tekke senin zikrullah hayattın yer senin temizle ya kirletme temizlemiyorsan da kirletme kirlenmesine müsaade etme evini kirletme kirlenmesine müsaade etme üstünü başını temiz tut bir misyon sahibisin neysin sufisin ailen öyle biliyor sülalen öyle biliyor mahallen öyle biliyor apartmanın öyle biliyor seni iş arkadaşların çevren öyle biliyor seni tertemiz ol saçın sakalın dağınık olmasın on günde bir yıkanma su yoksa
suyunu verelim sabun yoksa sabununu verelim ekşi ekşi kokma nefesin kokmasın bedenin kokmasın dosdoğru tıraşını ol temizliğini ol bakımlı ol daha şeriat kapısındayız ne güzel kaideler koymuşlar değil mi baktığınız zaman o müslümana insanın bakası gelir değil mi o yüzden diyor zaten o sufiye bakıldığında Allah hatıra gelecek sufi her sabah kalktığında bunları üzerine manevi olarak elbiselerini giyecek manevi elbisesi bunlar sabah kalktı manevi elbiselerinin zırhına bürünecek sabahleyen bismillah eşhedü en la ilahe illallah
ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu diyecek imanını tazeleyecek neden ahir zamanda imanını yatıp kafir kalkar diyor bir kısmı senin nasıl kalktığın belli değil o yüzden kalkar kalkmaz kelimeye şehadet getirirsin yatarken de kelimeye şehadet getirirsin ondan sonra hızla abdestini al saat kaçta kalkarsan kalk sonra namazını kıl ibadetini yap geç kaldım ben bugün kılmayayım kıl kardeşim kıl ben bugün kılmayayım demek saat kaçta kalkarsan kalk kıl tembellik yapma yobazlık yapma geriye dönme namazsız olma namazsız
sufi mi olurmuş namazsız sufi olmaz olmaz mümkün değil iki tane hadis oku ilim öğren iki tane fıkıh kitabı oku iki tane iki madde oku abdesti bozan şeyleri soru okuver oradan yarın öbür gün çocuğun olacak çocuğunu anlatacaksın erkekler eşinize dini tedrisatı verebilecek kadar ilim sahip olun birisi bir şey sorsa evde kadın dese ki ya ya bey bunun hakkında ne diyorsun e kemdü kümdü kemdü kümdü kaç yıldır dervissin yirmi yıldır e eşine cevap veremiyorsun çocuğuna cevap veremiyorsun cevap veremiyorsun ya da zamanı yok
zaten adamların bak oradan Google'a ha tabi ya Google Hazretleri hazır oradan ne olacak devlet dahi Google'dan bilgi alacağım diye uğraşırsa koca devlet valilik Google'dan bilgi alacağım da Mustafa Özbağ'ın dosyasına koyacağım diye uğraşıyor Google'dan gülünç ya Google'dan aramayormuş Mustafa Özbağ hakkında şunu söylüyorlar bunu söylüyorlar mahkeme dosyasına koymuş dedikoducu devlet böyle bir mantık var mı bütün insanlar öyle şimdi yaz Mustafa Özbağ Google'da söven de var seven de var kalbim bozuksa sövenlere katın
öyle tanı tanıma bilme adam böyle bakıyor bana ne sert bakıyorsun öyle dedim ben siz Mustafa Özbağ'sınız değil mi dedi ha evet dedim ben ben oyum yaptı böyle yavrum sana ne dediler dedim ben bu kaldı tanıyor musun hayır yedin içtin mi hayır yolculuk yaptın mı hayır muhabbet ettin mi hayır sordun mu hayır şunu yaptın mı hayır bunu yaptın mı hayır nereden tanıyorsun beni dedim söylediler dedi e duyduğunu aktarmak yalan olarak yeter sana dedim bu hale geldi Müslümanlar Allah bizi affetsin o yüzden sabah kalktığımızda
tövbemizi edeceğiz namazımızı kılacağız daha dur bakalım bitmedi ne var yanlış işlerden uzak duracağız hayırsız işlerden uzak duracağız bu da şeriatın 10. makamı bir şey yanlış uzak duracağız bir şey haram uzak duracağız işte Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri ona bu makamları anlatıyordu önümüzdeki hafta biz de makamlara devam edeceğiz biraz bu konu uzun sürecek daha tarikat makamı var ondan sonra daha hakikatti marifetti sonra bir de ne var haller var bakın Hz. Pir oraya bir cümleyle yazdı attı dedi ki siz doldurun
önünü arkasına biz de inşallah doldurmaya çalışacağız önünü arkasına hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun Cenab-ı Hak cümlemizi duyduklarımız da amel eden kullarından eylesin yoksa burada biz anlat anlat anlat amel etmezsek bir faydası yok ama inşallah amel ederiz inşallah bize de fayda olur çünkü bizim anlattığımızda amel ederse bir kimse inşallah rahman biz de ondan ne yapacağız sevap kazanacağız benim sevap kazanmamı istersiniz herhalde değil mi Allah iyi etsin cümlemizi inşallah Allah hepinizden de razı olsun
hepiniz de hoş geldiniz tekrar bir şey daha es geçmeden teşekkür etmeden es geçmeyeyim bu son kandille alakalı kardeşlerin arkadaşların katılımlarından dolayı herkese ayrı ayrı teşekkür ederim gerçekten gerçekten benim için güzel bir mutluluk oldu tatlı bir mutluluk oldu en azından şuna böyle çok mutlu oldum arkadaşlarımız kardeşlerimiz o kadar çetin esen rüzgarlara rağmen dağılmamışlar böyle bir yalpalamamışlar hamdolsun böyle çok mutlu oldum çok böyle tabiri caizse heyecanlandım içim kıpır kıpır oldu kardeşlerimiz
arkadaşlarımız yollarına davalarına sımsıkı sarılmış vaziyette yollarına devam ediyorlar buna çok sevindim hamdolsun arkadaşlar dediler ki sordum bir son fasıl herkes çok memnun olduğunu söyledi çok iyi geçtiğini söyledi inşallah şubat 27'sinde kandilde gene orada olacağız bir aksilik çıkmazsa

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi