Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Ocak 2022 · 1:06:02
Üzübül'lâh'i mineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Efta'l-i zikr-fâlemennehu, La-i-lâhî, İmâm-ı'dan Resûlullah, Cemiyen, Enbiye-i ve El-Mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbî'l-âlemin, Üzübül'lâh'i mineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Rabbim gecemizi hayırlı eylesin inşâAllah, cümlemizi hak-ı hak, batıl batıl bile nereden eylesin.
Hakkı hak bilip, hakkı yaşayanlardan, batılı batıl bilip, batılla mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşâAllah. Allah razı olsun, hepiniz de hoş geldiniz. İnşâAllah 1399. Beyt'ten devam ediyoruz. Bir Rum Kayseri vardı. Rum Kayseri, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini sormuştu. Onu arıyordu ve sahabeler de onunla alakalı, bu konuyla alakalı onlara bir şeyler söylemişlerdi. Bu yeni sözlerden Rum Kayseri çok etkilendi. Bu normalde Rum Kayseri böyle etkilenince, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini görme iştiyakı daha da arttı.
Gözünü o padişahı aramaya dikti. Eşyasını da kaybetti, atını da. Onu böyle Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini anlatınca, veche geldi. Tabiri dairse böyle bir cezbe geldi ona. Cezbe gelince, malını, mülkünü hiç aklına gelmedi. Gerçek cezbe odur ki, o kimse cezbe anında dünyalık bir şey aklına gelmez.
Dünya aklına gelmez. Paraymış, pulmuş, malmış, mülkmüş, katmış, yatmış, arabaymış, makammış, mevkimmiş, şeyhmiş, mürşitmiş, dervişmiş, nakipmiş, nükabbaymış, erkekmiş, kadınmış, babaymış, dedeymiş. Aklına bir şey gelmez. Cezbenin hakikati budur. Eğer o kimsenin cezbe halinde, malı, mülkü, katı, yatı, atı, avrıda aklına geliyorsa, o hakiki cezbe değildir. İşte o Rum Kayseri, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin özelliklerini, sahabenin onlar hakkındaki konuştuklarını duyunca, Rum Kayseri de ne yaptı, atını, eşyasını, her şeyini bıraktı, aklının ucuna dahi gelmedi. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini aramaya koyuldu. O iş erinin ardına düşmüş, her tarafa koşmakta, delicesine onu aramaktaydı.
Artık o hale geldi, her şeyini bıraktı, tabiri caizse deliler gibi Hazreti Ömer'i arıyor. Radıyallahu anh hazretlerini. Diyordu ki, dünyada böyle adamda olur mu ki, cihandan can gibi gizlenmiş diyordu. Candan kul olmak için onu aradı. Şüphesiz arayan bulur. İşte Rum elçisi kendi kendine diyordu ki, yani bu dünya üzerinde böyle bir acayip adam bulunur mu ki, böyle bir adam var mı ki, bu öyle bir şey ki, tenlerdeki can gibi saklı olmuş.
Tendeki can gibi gizlenmiş ve tendeki can gibi normalde görünür halde değil. İşlevi var ama görünmüyor. Ona benzetti onu. Ve arayan bulur, bulanlar arayan bulur dedi. Tabi Hazreti Pir söylüyor bunu. Arayan bulur. Burayı açalım biraz. Arayan bulur. Her arayan bulur mu? Ben inanırım bulur. Ama bunu derler ki, işte Allah nasip edecek, kısmet edecek, her arayan bulmaz derler bazıları. Ben bunu kabul etmem. Ben derim ki, her arayan neyi arıyorsa onu bulur. Neyi arıyorsa. Hatta Hazreti Pir'in deyimiyle, neyi arıyorsan osundur der. Sen neyi arıyorsan osundur.
Sufilik açısından bakılacak olursa buna, bir kimse arıyorsa, gerçekten hakikat noktasında o bulur. Çünkü Cenab-ı Hak ayet-i kerimesinde vaat etmiş. Yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Allah'ın vaadi haktır. Allah vaadinden geri dönmez. Bu kim olursa olsun, Cenab-ı Hak'ın yolunda arıyorsa o kimse, ve Cenab-ı Hak'ın yolunda koşuyorsa, Allah onun yolunu açar.
Ben aradım, bulamadım. Yok canım kardeşim, sen tembellik yapmışsın, dost doğru aramamışsın. Ben aradım, bulamadım. Sen doğru yerde aramamışsın. Sen doğru yerde aramamışsın. Sen doğru yerde aramış olsaydın, bulurdun. Sen doğru yerde, doğru yolda, doğru menfezde aramamışsın. Örnek diyorum, yani sen ekmek arıyorsan fırın bulacaksın. Sen kasaptan ekmek almaya çalışırsan, orada ekmek aramaya çalışırsan bulamazsın. Sen fırın bulacaksın. Bir fırıncıdan gideceksin, ekmeği bulacaksın. O zaman doğru yerde, doğru şekilde arayan her ne ararsa onu bulur. Bunu ben hani insanın kendisinden örneklendirmesi çok hoş değil ama tecrübe de böyle kazanılıyor. Ben kendi kendisine namaza başlayan, kendisi kendisine oruca başlayan bir insanım.
Hiç kimse bana şunu bırak, şunu et, bunu et demedi. Biz çok biliyoruz ya, böyle bir akla da ihtiyacımız yok. Ben teker teker bıraktım her şeyi. Ondan sonra bir öğlen namaz vakti, ezan okunuyor, namaza çıkmaya karar verdim. Hemen benim çalıştığım dükkanın arkasında Risale-i Nur okuyan, ondan sonra bir Hüseyin abimiz var. Bizim mahallede oturuyor, bizim mahallenin de damadı. Hüseyin abi okunan ne dedim, ezan efe dedi. Kimi çağırıyor dedim, bizi çağırıyor dedi. Ne duruyoruz ki daha o zaman dedim. Benim ilk namaza başlamam, öğlen namazı. Kapattık dükkanları biz, o dükkan kendisine ait ben çalışıyorum. Biz gittik, öğlen namazını kıldık, geldik.
Benim için bu devrim, ihtilal. İkindiye tekrar gittik, akşama tekrar gittik. Ben yatsıya camiye gittim. Bu dört vakti camide kıldım. Camiye giden insanlar dahi dönüp bakıyorlar. Ne oldu da bu adam buraya düştü, bir sıkıntı var. Küçük yerlerde böyle problemdir. Bir de gencim, yakışıklıyım, boyun posum yerinde, kilom yerinde. Dönüp bakıyor herkes, bu adam ne oldu da, nasıl geldi buraya, nasıl düştü diye. Birinci, ikinci, üçüncü, sonra ağabeyimin evde mesnevi var, ağabeyimin kitabı. Onların alemi var, Ahmet Ar-Rufa Hazretleri'nin ağabeyimin kitabı. Hak yolcusunun disturları var, Ahmet Ar-Rufa Hazretleri'nin ağabeyimin kitabı. Ben onların alemini okumaya başladım bir müddet.
Onların alemi insanı alemden çıkarıyor. Başladım kendi kendimi zikrullah yapmaya. Kendi kendime zikrullah yapıyorum. İşi o kadar ben büyüttüm ki, sabah namazını kılıyorum. Sabah namazından sonra böyle bir beton bir yer var evin arka kısmında. Betonun üstüne merdivenle yukarı çıkıyorum. Başlıyorum orada zikrullah yapmaya. Seher vaktindeki zikrullah makbul. Hadislerden de okumuşum ya, sabah namazından sonra işe gidinceye kadar ben kendi kendime zikrullah yapıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Şatahatvari gelmesin. Zaman zaman söylüyorum, yolda yürüyen insanın kalbinden geçeni kalbime ilham olarak geliyor. Karşıma kim çıkacak? Kalbime ilham olarak geliyor.
Ben şimdi diyorum şu çıkacak, pat çıkıyor köşeden adam. Şimdi dönecek, geri bakacak diyorum ben, geri bakıyor. Dönüyor geriye. Şimdi köşeden şunu gelecek, şunu. Resmi dairede çalışıyorum. Şimdi diyorum şu girecek, içeri bunu söyleyecek diyorum. Giriyor söylüyor. Bir başkası olsa kafeyi yer. Ben ama zikrullah devam ediyorum. Abdestsiz yere basmıyorum. Gece saat üç abdest bozuyorum, abdest alıp öyle yatıyorum yine. Bakın gece saat üç abdest alıyorum, yine öyle yatıyorum. Abdestsiz yatmıyorum. Abdestsiz dolaşmıyorum. Nerede abdestim bozuldu? Orada abdestimi alıyorum. Hangi tuvalette olursa olsun, tuvalette abdestimi bozdum, orada abdestimi alıyorum.
Beş vakit namazı hiç kaçırmıyorum. Devamlı zikrullah yapıyorum. Devamlı tevhid çekiyorum. Ve ben kendi kendime dedim ki, bana bir şey lazım. Kitapta okuyorum çünkü onu. Bana dedim, bir üstad lazım. Bana bir mürşid lazım. Bunu ben kendi kendime çözüyorum onu. Diyorum ki, benim bu durumlarımı çözecek, benim bu durumlarıma bir şey söyleyecek olan bir kimse lazım bana. Kendi kendime bunun kararını veren bir insanım. Ve sonra ilk Ramazan oruç tutuyorum ben. O Ramazan'da Şeyh Efendi Hazretleri'nin halakayı zikrullahıyla ben buluştum. Bizim Allah rahmet eylesin. Mehmet diye bir arkadaş vardı, onu çağırdı bir arkadaş. Hep anlatıyorum ilk. Zikrullah halakasıyla tanışmamı. Dedim, nereye çağırdı diyor seni?
Bilader sana göre değil dedi. Söyle lan dedim, nereye çağırdı seni? Ben dedim, fırını, köyünü biliyorum. Eğer bana söyleme dedim. Vallahi de, billahi de, tillahi de dedim. Basacağım bu gece orayı dedim. Biz namaza, abdeste başladık ama kabadayılıktan bir şey bırakmıyoruz gene. Bu korktu, ben basacağım deyince basıyorum, o biliyor çünkü. Dayak atacağım diyorsam atıyorum, döveceğim deyince dövüyorum. Orası karışacaksa karışıyor. Hoş, hala daha geri adım atmış değiliz. Öyle yaşımın altmış olduğuna bakmayın. Dövülecekse döverim. Kimseye de bir şey dememiyor. Yatırıveririm aşağıya. Sakalımın beyazlığı sizi aldatmasın. Siyahlar arkadan tekrar gelmeye başladı.
Ona göre yani. Ondan not olarak düşelim. Kenara bir yerde dursun. Öyle. Biz varhoş çocuğuyuz yavrum. Hah. Adamın geliyor senin, her gün uğruyor. Bir de fotoğraf çekti, selfie yaptı. Kime göndereceğim dedi o. Nerede Onur? Attı mı? Evet. Şimdi, neyse gittim ben Zikrullah'a. Orada da bu sefer bütün her şeyin zirvesi yaşandı. Arayınca bulursun. Neyi arıyorsan ara. Ama arıcı olduğun şeyin yerini karıştırmışsındır. Yerini şaşırma. Kuyumcu dükkanında teneke aranmaz. Tenekeci dükkanında da altın aranmaz. Altın arıyorsan, kuyumcu dükkanına, kuyumcular çarşısına gideceksin. Teneke arıyorsan, tenekeciler çarşısına gideceksin. Buğday arıyorsan, buğday pazarına gideceksin.
Sen kuyumcular çarşısında buğday arama. O zaman arayan bulur mu? Evet, gerçekten bulur. Ve Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerini, bizi arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven aşık olur. Aşık olana biz de aşık oluruz. Hazreti Ali Efendimiz'in sözü bu. Aslında bir hadisi kutsi daha var. Arayan bulur. Bulan tanır, tanıyan sever, seven aşık olur. Aşık oldu mu, ben de ona aşık olurum. Ben ona aşık olunca, gören gözü, duyan kulağı tutan eli olurum diye, o hadisi kutsinin bir de bu versiyonu var. Hatta diyor ki, onun canını ben alırım, diyeti bana aittir sonunda. Demek ki arayan bulurmuş. Öyle arayan bulmaz diye düşünmeyin. Arayan bulur. Bir insan ne aradığını, nerede arayacağını bilecek yeter ki.
E şimdi kuyumcular çarşısında buğday arayan, demek ki kafası çalışmıyor. Saf bir kimse o. O nerede, ne arayacağını bilmiyor. Bir insan nerede, ne arayacağını bilirse muhakkak bulur. Ve arayanlar, bakın arayanlar çoğunlukla bulunduğu ortamın yabancılarıdır. Çünkü arayanlar oradaki toplumun vasat düşüncesine, vasat fikrine, vasat hal ve hareketlerine ve fiiliyatına uyumayan insanlardır.
Tabiri caizse, benim tabirimle aykırı insanlardır. Aykırı, her arayan, kadını erkeği yoktur bunun. Aykırı bir fıtrata sahiptir. O, herkes gibi düşünmez. O, herkes gibi hareket etmez. O, herkesin gittiği yerden gitmez. O, herkesin yediği gibi yemez. O, herkesin içtiği gibi içmez. O, herkesin düşündüğü gibi düşünmez. O, gerçek bir arayıcısı ile, arayıcısı ise, gerçek bir arayıcı. O, hiçbir zaman herkes gibi olmayacaktır. Ve dünyanın, dünyayı değiştirenler, bu arayanlardır. Ve onların aramaları asla ve asla son bulmaz. Onun araması bitmez.
O, bir durakta durmaz. Ve o yüzden, bulundukları toplumun yabancısıdır. Bulundukları ailenin yabancısıdır. Bulundukları şehrin yabancısıdır. Aslında yabancı değildir. Ama yabancısıdır. Sebep? Çünkü herkes ona başka gözlükle bakar. Bu başka derler. Bakın, bu başka derler. Onun konuşması farklıdır. Hal ve hareketleri farklıdır. Düşünme fizyonomisi farklıdır. Çalışması farklıdır. Yürümesi farklıdır. Onun böyle her şeyi farklı çalışır. O çünkü bir arayıcıdır. Arayıcı. O, bitmek, tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahip olup, tatminsizlik hastalığına sahiptir. Hastadır o, bir açıdan. Niçin?
O asla tatmin olmayacaktır. Bu tatmini haz olarak düşünmeyin. Ona yetmeyecektir hiç. Hep daha da diyecektir. Ve siz onun önüne klasik bir şekilde tek düze geldiğinizde, asla anlaşamayacaksınız onunla. Asla, asla bir noktada buluşamayacaksınız. Ve arayan hiçbir kimseyle bir noktada buluşmaz. Sebep, o çünkü perdeden perdeye her daima arabaya devam eder. Ancak onunla beraber koşanlar arıyorlarsa, onlar birbirlerine frekansları tutar. Eğer aramadan yorulduysa, gerçek bir arayıcı değilse, o yorulacaktır. yorulacaktır. Yorulup, tabiri caizse, ya yolda teklemeye başlayacaktır, ya da koşamayacaktır, nefesi yetmeyecektir, ya da yoldan çıkacaktır, ya da terk edecektir. Tiansın buraya kadarmış denip, deyip dönecektir.
O yüzden Mustafa Özba, Tiansın deyip dönenin bir daha bakmaz geriye. Sebep, çünkü o asla ve asla, aynı frekansta olamaz bir daha. Bu gecenin frekansıyla, bir daha ki cumartesinin frekansının, aynı olması mümkün değil. Çünkü aynısanız, sohbet de sizi heyecanlandırmayacaktır. Siz aynısanız, ben de aynıysam, siz hiçbir zaman, hiçbir sohbet sizi heyecanlandırmayacaktır. Ben eğer aramayı bırakırsam, ben heyecanımı yitiririm. O zaman siz de yitirirsiniz, arayıcı değilseniz. Arayıcısanız, o zaman yok hayır. Heyecanınız yetmez, bitmez. Yitirilmez. İşte o yüzden, bu yolda arayanlar, hep de talebedir. Öğrencidir. Yani, mürittir. Arayanlar, hiçbir zaman, gerçek manada, mürşid değildir.
Gerçek manada, mürşid, Allah'tır. Gerçek manada, mürid de Allah'tır. Sakın ayırt ettiğimizi düşünmeyin. Ama arayanların üzerine, Cenab-ı Hakk'ın, mürid ismi sıfatı tecelli eder. Arıyor çünkü o. Bakın arıyor. O arayan, diğerlerine karşı, mürşid görünür. Diğerlerine karşı mürşittir. Ama, kendi içerisinde, onun üzerine, mürid ism-i şerîfi tecelli eder. Ama ona bir başkası bakınca, onu mürşid görür. Sebep, çünkü o arıyor. Her arayan, üzerinde, mürşitlik kokusu vardır. Her arayanın üzerinde. Bakın, her arayan, sebep, ona bakan, muhakkak ki, ondan bir şey öğrenir. Hani, hadisi kudsi vardı, neydi? Allah'ın öyle kulları vardır ki, onlar görüldüğünde, Allah hatıra gelir.
Çünkü onlar, arayıcıdır. Onlar arayıcı olduğundan dolayı, bitmek, tükenmek, bilmeyen bir nefesle, koştuklarından dolayı, ona bakan, herkesin aklına, Allah hatıra gelir. O gerçek arayıcıdır. Hani, öyle insanlar vardır ki, zikrin anahtarıdır. Hadis-i şerif, zikrin anahtarı. O görüldüğünde, hemen zikredilir. Onlar hemen zikre otururlar. Hemen cemaat, cemaatsiz, zikrullahla aşina olurlar. İşte onlar, arayıcıdırlar. Onlar, her daim, arama üzerinde dururlar. Onlar, durdukları yerde, durmazlar zaten. Coşkun, akan, Fırat Nehri gibi. Onlar, durdukları yerde, durmazlar. Niagara şelalesi gibi. At kendini. İçine at. her rafting olacak.
Olacak, kolun, bacağın kırılacak, kırılacak. Suyun içerisinde, dalcan çıkacaksın, çaldan çıkacaksın. Kah seni, kıyıya vuracak, vuracak. Canını düşünüyorsan, gel dalma hiç. Kolunu, bacağını düşünüyorsan, hiç dalma. Hiç. Bak işine. Git, camiden eve, evden camiye, beş vakit namazını kıl, hayatını devam ettir. Körlerden git, körlerden git. Hayat böyle. O zaman o gerçek manada arayıcı ol. Çünkü Hz. Pir de dedi, bak arayan bulur dedi. Hz. Ali Efendimiz de dedi, arayan bulur diye. Cenab-ı Hak da dedi, arayan bulur dedi. O zaman ara. Ve hakikate susamış olanlar ararlar. Ve hakikatin sonu yoktur. Hakikatin bir tavanı yoktur.
Ben hakikate ulaştım diyen, hakikate ulaşamamıştır. Ben oldum diyen, aslında olamamıştır. Ben erdim diyen, aslında ermemiştir. Kendi kendini aldatır. Çünkü, eğer aradığın senin, hakikatin, hakikatin, hakikati ise, senin araman bitmeyecektir. Senin koşman da bitmeyecektir. Allah, Rabbim cümlemizi bunlardan eylesin inşallah. Ve, hiçbir zaman şunu unutmayın. Ve hiçbir zaman da bundan bıkmayın. Aramanın sonu gelmeyecektir hiç. Aramanın sonu gelmeyecektir. Çünkü, o hep her perdeye tecelli eder, ve her perdede de kendini gizler. Öyle olunca, sonu gelmez. Bir bedevi karısı, onun yabancı olduğunu gördü. Ömer'i aradığını anlayıp, işte şuracıkta, şu hurma ağacın altında, hurma ağacın dibinde, halktan ayrılmış, yapayalnız, gölgelikte uyuyanı, Allah gölgelikte uyuyan, Allah gölgesini gör dedi.
Hani bir belde, bir şehre, bir köye birisi gelir, yabancı olduğu bellidir. İki tarafına bakınır ya, bir şey arıyor. Bir de adam, malını, mülkünü terk etti. Atını, eğerini terk etti. Eşyasını, meşyasını terk etti. Medine sokaklarında, deliler gibi, Ömer'i arıyor. Bu sefer, kadının birisi, onun Ömer'i aradığını anladı.
Çünkü onlar, peygamber terbiyesinden geçtiler. Peygamber terbiyesinden geçtikleri için, onların kalpleri ilham alıyor. Hakkında ayet inen kadınlar var, Medine-i Münevvere'de. Hakkında ayet inen kadınlar var. Yani öyle kadınlar, Medine-i Münevvere'deki kadınlar pasif değil. Medine-i Münevvere'deki Müslüman kadınlar, öyle şimdiki Müslüman kadınlar gibi değil. Küçümsemek istemiyorum. Ama onlar, Allah'ı zikirde, Allah'a inanmada, Allah'a yaslanmada, Allah'a tabi olmada, Resulüne tabi olmada, zirvedeler. Yani eşmiş, çocukmuş, malmış, mülkmüş, Kur'an, sünnet için zirvedeler. Hiçbir şey gözlerine görünmüyor. Hz. Muhammed'e, Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, bir zarar gelecek.
İşte o savaşta, zor durumda denildiğinde, Medine'li kadınlar, kılıçlarını, bıçaklarını, ondan sonra, kamalarını, kapan, Uhud'a doğru yürüdü. Bakın Uhud'a doğru yürüdü. Onlar öyle sahabe kadınlar. Tavizleri yok. Düşünebiliyor musunuz? Akşam eve geldiğinde, çocukları ölmüş, çocukları ölünce, çocuklarını yıkayıp, kefenleyip, yan odaya koyup, kocasına gerekli olan hizmetleri yapıp, kocası çocuklar ne oldu, sesleri çıkmıyor deyince, sahibine teslim ettik deyip, böyle bir imanı kamil sahibi kadınlar.
Çocuğum öldü diye, ağlamıyor bile. Yüreğine taş basıyor. Eşiyle yemek yiyor, cinsel ilişkiye giriyor. Bakıyor, daha adam ses seda yok. En sonunda diyor ki, ne oldu? Diyor ki, bir kimse diyor, sana bir emanet bıraksa, sonra diyor, gelse emanetini alsa, sen diyor, buna üzülür müsün? Neden üzüleyim ki diyor, o onun zaten diyor. İşte biz de çocuklara emaneti yerine teslim ettik. Çocuklar vefat etti diyor. Medine kadınları böyle bir kadın. Dinlerini öğrenmede, harisler, dinlerini öğrenmede, harisler, gece yarısı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelip, kocam bana zihar yaptı. Sen bana annem gibisin dedi. Ben boş mu oldum dediğinde kadın, Allah Resulü de geçmiş dinden hüküm veriyor.
Boş olman gerekir diyor. Allah Resulü'nün, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, cübbesinin yakasından tutuyor. Olmaz ya Muhammed diyor, sessiz sessiz. Olmaz. Bunu diyor Rabbine danış. Bunun Rabbinle görüş diyor. Olmaz. Medineli kadınlar böyle. Öyle pısırık kadın yok Medineli kadınlardan. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri duruyor. Ve anında, hakkında ayet iniyor. Ziharla alakalı ayet. O kadındır sebep. Ve zaman sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra, Hazreti Ömer Efendimiz yoldan giderken, o kadın onu çağırıyor, Hazreti Ömer Efendimiz'i. Hazreti Ömer Efendimiz attan iniyor, o kadının omuzuna elini koyuyor.
Bir şeyler konuşuyor. Diyorlar ki, ya emir el müminin, bir kadın seni yolundan alıkoydu. Susun diyor. O kadın kim biliyor musunuz? O diyor filanca, hakkında ayet inen kadın o diyor. Hakkında ayet inen kadın. Medine'li kadınlar dinlerine böyle harisler. Böyle sıkılar. Tavizleri yok hiç. İşte o Medine'li kadın, o Rum elçisinin ne aradığını anlıyor. Kalbine ilham geliyor. Kalpler çalışıyor çünkü. Kalpler kör değil. Kalpler sağır değil. Kalpler mühürlü değil. Kalpler duygusuz değil. Kalpler ilhama kapalı değil. Rabbinden ilham alan kalpler bunla. Diyor ki sen Ömer'i arayıp duruyorsun.
Filanca yerde diyor. Hurma ağacının altında yapayalnız oturuyor. Bakın Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri de arayıcı. O da yalnız. O da halvette. Ne yaptı? Hurma ağacının dibinde gitti. Halvet etti. Nedir halvet? Günahlardan uzak durmaktır. Halvet nedir? Daha iyi ibadet etmek için, günahlardan korunmak için, insanın kendi kendisini inzivaya çekmesidir. Namaz halvettir. Bakın namaz halvettir. Her şeyi bırakırsın, namaza durursun. Namaz gerçek manada bir halvettir. Zikrullah yapan için halvettir. Toplanırsın, her şeyden kesilirsin. Yanı başındakinden de kesilirsin. Allah'ı zikredersin. Halvettir.
Bir insanın tek başına Allah'ı zikretmesi de halvettir. Bir odaya çekilip zikretmesi de halvettir. İnsanlarla biraz ilişkiyi, halkla ilişkiyi aza indirip, halk ile beraber olma da halvettir. Bakın bunların hepsi de halvettir. Bir insan, bir yöneticidir, alimdir, şeyhtir, bir yerde böyle, bir iş adamıdır, iş yapıyordur, aile başkanıdır, aile sorumluluğu vardır, onun halvet etmeye ihtiyacı vardır. Halvet etmeli. Sebep o dinginliği yakalamalı. Kendi kendine tefekkür etmeli. Düşünmeli. O yapacak olduğu meseleyi veyahut da hedefindeki meseleyi halvet etmeli, düşünmeli. Ona rabıta etmeli. Onunla kalbi bir frekans kurmalı. Ne iş yaparsan yap. İster dünyevi, ister uhrevi, ister aileni ilgilendiren, ister çocuklarını ilgilendiren, ister anneni babanı ilgilendiren.
Önemli değil. Sen biraz halvet et. Kendi kendine düşün, inzivaya çekil. Bir böyle kendine gel. Bir namaz vakti, 5-10 dakika öncesinden otur secdene. Öyle bir tefekkür et. Öyle bir alemi, varlığı tefekkür et. Yapacak olduğun şeyi düşün biraz. Yapacak olduğun şeyi düşün. Şu sobayı kapatır mısınız? Yapacak olduğunuz şeyi düşün biraz. Ve böylece ona odaklan, ona kilitlen, ona rabıta et. Halvet bu. Yoksa halvet, git kendini bir odanın içerisine kapat, saatlerce böyle kukuman kuşu gibi düşün, o değil o. O böyle bir an, insanın kendisini ona verip, ona böyle, kendini ona vermesi. Veyahut da halvet, bir halvet daha. İşte herhangi bir zalim bir iktidar, Müslümanlara karşı acımasız bir şekilde zulmediyor inananlara.
Halvet ediyor inananlar. Dağlara çekiliyorlar, mağaralarda yaşıyorlar. Hristiyanların yaşadığı halvetler. Sebep, çünkü o Yahudi zalimler, inanan Hristiyanlara, bunlar kafir deyip, gördükleri yerde öldürüyorlar, katlediyorlar, evlerini basıyorlar. Hala da aynı şekilde yapıyorlar da, değişmedi. Hristiyanlar da yapıyorlar şimdi. Görmüyor musunuz, Filistin'de adamın tapulu evi, adamı evinden çıkarıyorlar. Tapulu evin senin. Senin evini boşalttırıyor. Sana iltimatan veriyor. Bir hafta içinde boşaltacaksın evini diyor. Geliyor, yıkıyor. Senin tapulu evini yıkıyor. Bütün dünyada seyrediyor. Hatta seyretmiyorlar, gözlerini yumuyorlar.
Kulaklarını da tıkıyorlar. Bunlar yeni değil. Bu Yahudiler, Hristiyanlara da aynı yaptılar. Yıktılar, yaktılar. Hanımlarını esir aldılar. Erkeklerini öldürdüler. Bütün o Yahudi, zalim, iktidar sahipleri, inanan Hristiyanlara hep zulmetti. O Yahudi iktidar sahipleri, inanan İbrahimilere, hep zulmettiler. yaktılar, yıktılar. Ne zaman ki, Hristiyanlık dini, Roma İmparatorluğu'nun koruması altına girdi. Roma İmparatorluğu, Hristiyanlık dinini, kendine resmi din olarak kabul edince, Hristiyanlar nefes aldılar. O Sümeyla Manastırı neden orada ta dağın tingil tepesinde gitmesi zor, gelmesi zor? Yahudi zulmünden. O Nevşehir'de, Göreme'de, orada burada, toprağın altında şehirler var.
Kiliseler var. Neden? Yahudi zulmünden dolayı. Bakın, Yahudi zulmünden dolayı. Sonradan da onlar Yahudilerle, Hristiyanlar başladılar, birleştiler, Müslümanlara zulmetmeye başladılar. Devam ediyorlar hala da. Müslümanlar bütün yeryüzünde zulüm altındalar. Hem ekonomik zulüm altındalar, hem siyasi zulüm altındalar, hem kültürel olarak zulüm altındadılar. Her türlü zulüm var Müslümanların üzerinde. Müslümanların kanlarının, canlarının, kültürlerinin, inanışlarının, namuslarının bir kıymeti harbiyesi yok. Bir değeri yok. Hristiyanlar ve Yahudiler birleşmişler. Müslümanların boğazlarını tutmuşlar. Müslümanları öldürüyorlar günden güne. Maddi manevi öldürüyorlar. Katlediyorlar.
Maddi manevi. Ve İslam dünyası hızla dinini terk ediyor. Dini yaşantısını terk ediyor. Dini anlayışını terk ediyor. Kur'an ve sünneti terk ediyor. Ve terk ederken kendi içlerinden yetişmiş olan hainler tarafından yaptırılıyor bu. Kendi içinden, kendi lisanından konuşuyor bunlar. Kendi lisanından. Ve Müslümanlar bunun farkında değiller. Hala daha Müslümanlar birbirlerini katletmek için uğraşıyorlar. Birbirlerine çelme takacağız diye uğraşıyorlar. Müslümanlar inanıyorlar. O Müslümana inanan diğer... O Müslümana inanan Müslümanlar sonunda kandırılıyorlar. Kimler tarafından? İnandıkları insanlar tarafından. Ve o inandıkları insanlar... Kimisi Yahudilerle işbirliği yapıyor.
Kimisi Hıristiyanlarla. Kimisi Ateistlerle. Kimisi ne bileyim neydi belirsiz insanlarla. Üç beş kuruşa satılıyor Müslümanlar. Bir makama satılıyor Müslümanlar. Bir mevkiye satılıyorlar. Bu çok acı bir şey. Ve Müslümanların içerisinden çıkan... Adı profesör olan... Adı diyanet olan... Adı ne olursa olsun... İçinden çıkmış zayıf halkalar Müslümanların imanlarını, idraklerini bozuyorlar. Ve Müslümanlar ne yazık ki derlenip toparlanamıyorlar. Denizin üzerindeki köpük gibiler. Ve Hıristiyan ve Yahudiler bu işi başarmış vaziyetteler. Hiçbirimizde İslam'dan yana bir şey kalmadı. Kültürlerimiz, düğünlerimiz, derneklerimiz, eğlencelerimiz, müziklerimiz hepsi de değişti. Yemek yeme şekillerimiz, sistemlerimiz hepsi de değişti.
Bakın değişti. Kültürümüz değişti. Örfümüz değişti. Adetimiz değişti. Eğlencemiz değişti. Yemeklerimiz değişti. Kıyafetlerimiz değişti. Eğitimimiz değişti. Hepsi de değişti. Neye benzedi? Gavurlara benzedi. Evet. Ya zorla benzettiler, yasayla. Kanun çıkardılar. Ondan sonra da biz zaten kendimiz benzedik. Tecavüze açığız. Evet. Ve tecavüzcümüze aşığız. Kim tecavüz etti? Batı. Bizi tecavüz eden, bizim Osmanlı İmparatorluğunu dağıtan, Osmanlı İmparatorluğunun topraklarını işgal eden, orada Müslümanların kanını döken, ırzına geçenlerle, biz şimdi biz sizden olduk demek için yarışıyoruz. Evet, Çanakkale'ye geçemeyen İngiliz, sonradan elini kolunu sallaya sallaya, üç sene sonra geldi.
Elini kolunu sallaya sallaya gitti. Her şeyimizi değiştirdi de gitti. Gitmedi aslında da, hani askerleri gitti. Gitmedi, içimizde hepsi de. Gitmediler, sakın ha bıraktılar zannetmeyin. Osmanlı İmparatorluğu'nun bıraktığı bütün devletlerin hepsinde, İngilizler oturuyorlar hala da. Evet. İngilizlerin sözü geçiyor. Bitmedi. İşte, yani bu normalde baskılardan dolayı da ne yapmışlar? İnananlar halvet etmişler. Ama halvetin bu manada, hani hicret günahlardan kaçınmaktır diyor ya hadis-i şeritte. Halvet günahlardan kaçınmaktır. İbadetlerini yerine getirmektir.
Haramlardan helala dönmektir. Asıl halvet odur. Ve o halveti yaşayan kimse, gerçek manada halveti yaşar. Halkın eziyetinden uzak durmak değildir bu. Bunun karşılığı nedir? Celvettir. Celvet nedir? Halkın içerisinde, halkın eziyetlerine katlanmaktır. Halkın içinde durup, insanlara dini tebliğ etmek, dini yaşama ve yaşatma mücadelesi vermektir. Benim yolum halvet değildir. Benim yolum celvettir. Benim halvetim nedir benim? Namazımdır, zikrimdir. Evime çekildiğimdeki halimdir. Halvetim odur benim. Ama ben celvet ehlimdir. Ben dinimi anlatacağım. Ben sohbet edeceğim. Ben sorulara cevap vereceğim. Bu insanların yeniden İslam'ı anlamaları, öğrenmeleri, yaşamaları için mücadele edeceğim.
Allah'ım bizleri muhafaza eylesin. O yüzden benim için celvet, halvetten üstün hükmündedir. Benim için halvet üstün değildir. Benim için evla olan celvet halidir. İnsanların içerisinde olup, insanların durumlarıyla ilgilenmen, insanların varsa derdiyle dertlenmen, elinden gelecek olan bir şey varsa, onu esirgememen ve onlara Kur'an ve sünneti, dini anlatmaktır. Celvet budur. Bunu yaparken, harama bulaşmadan bunu yapmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Elçinin, emirel mümininin Ömer'i, Allah ondan razı olsun, bir ağaç altında uyur bulması.
Konu başlıyor. Elçi oraya gelip uzakta durdu. Ömer'i görünce titremeye başladı. O uyuyandan elçiye bir heybet, gönlüne hoş bir hal geldi. Muhabbet ve heybet birbirinin zıttı iken, gönlünde bu iki zıtın birleştiğini gördü. Ömer hurma ağacının gölgesinde gölgeleniyor. ve elçi onu uzaktan görünce, kendine bir heybet geliyor.
Ve aynı zamanda da gönlüne hoş bir muhabbet geliyor. Ve muhabbetle heybet, elçinin gönlünde birleşiyor. Ve işte o öyle bir hal oluyor ki, tiril tiril titremeye başlıyor. Ve kendi kendine diyor ki, ben nice padişahlar gördüm, büyük sultanların makbulü oldum, onlardan korkmaz, ürkmezdim. Bu adamın heybeti, aklımı başımdan aldı. Yani o bir büyük elçi, öyle olunca, nice sultanlar görmüş, nice krallar görmüş, nice padişahlar görmüş. Ve bunların hiçbirisinde de böyle bir heybet görmemiş. Böyle bir hal yaşamamış, bunda yaşıyor. Buna tabii hayretine mucip oluyor. Ve aslanlar, kaplanlar bulunan ormanlara daldım.
Yüzümün rengi bile kaçmadı. Yani ben bu yolculuklar esnasında, aslanların, kaplanların yaşadığı ormanlıklara daldım. Ve onlarla, onlarla yüz yüze geldim. Yüzümün rengi bile değişmedi. Birçok savaşlarda bulundum. Savaş başlayınca, bir hayli ağır yaraları aldım. Düşmanları ağır bir surette yaraladım. Bütün bu ahvelde kalbim, diğerlerinden daha kuvvetliydi. Yani ben savaşlara katıldım, yaralandım da, yaraladım da, ölümle burun buruna geldim. Ama ağır yaralar daldım, öldürmekle de burun buruna geldim. Ama bu arada ben hiç böyle bir hal yaşamadım. Ve diğer etrafımdaki insanlardan daha metin durdum. Daha korkusuz durdum. Daha sıra dağlar gibi durdum. Bu adam silahsız, kuru yerde yatıyor.
Ne enteresan değil mi? Yani o zaman da Hazreti Ömer, Radallahu Anh Hazretleri, iki kıtaya hükmediyordu. Toprakları genişlemişti. Hiçbir koruma ordusu yoktu. Kapısında bekleyen bir bekçi dahi yoktu. İlk defa Mısır'a atadığı vali, kapısına bir tane sekreter koymuştu. Valilik binasına kapı koymuştu. Valilik binasına kapı. Kapı, kapı. Kapıya da bir tane tabiri caizse sekreter koydu. Bunu Hazreti Ömer Efendimiz'e söylediler. Dedi ki, o binayı onun başına yıkarım. O binayı onun başına yıkarım. O kapıyı dedi kırsın. Önündeki sekreteri de atsın. Muaviye zamanında başladı.
Valilerin özel evleri, sarayları. Muaviye ile başlamıştır. İlk valilik sarayını yapan Muaviye'dir. Evet. İlk valilik sarayı. Sarayda hizmetkarlar Muaviye zamanında başlamıştır. Acı bir şey bunlar. Bu adam silahsız, kuru yerde yatıyor. Bu titreymekte ne diye dedi. Bu heybet, haktan, halktan değil. Bu heybet, şu abalı adamdan gelmiyor dedi. Bir kişi haktan korkup, takva yolunu tuttu mu, cin olsun, insan olsun, onu kim görse korkar. Demek ki, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin, o heybeti, o görünüşü, o böyle insanları titreten hali, etrafındaki halktan değil.
ya haktan geliyor. İnsanlardan değil, insanı yaratandan geliyor. Güç insandan değil, Allah'tan. Güç etrafında değil, Allah'ta. Eğer güç haktan ise sana, senin haktan başka korkacak bir şeyin yok. Ama güç halktan ise, o zaman kork. Allah muhafaza eylesin. Ve bu da ne diyor? Hazreti Pir, takva yolunu tuttu mu? O zaman takva ne? Takva, kulun Allah'tan korkmasıdır. Takva neymiş? Allah'tan korkması. Çünkü, takva, Arapça bir kelime, karşılığı da, manası da, Allah'ın azametinden korkup, rahmetini ümit ederekten, Rabbine karşı kulluk görevlerini yerine getirmek.
Manası bu. Hani, Ali İmran, ayet 20, ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa, öyle korkup, gerektiği gibi sakının, ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Demek ki, Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa, öyle korkanlar takvaya ulaşıyorlar. O zaman, takva, bu manada, bir insanın, Allah'la olan, arasındaki ilişki, Allah'la olan arasındaki samimi, samimiyet, Allah'la olan arasındaki, alışveriş, takva, buna göre dizayn ediliyor.
Birkaç tane hadis var. Her nerede olursan ol, Allah'tan ittika et, yani kork, ve kötülüğün arkasından, hemen bir iyilik yap, ki, bu onu yok etsin. insanlara da güzel ahlak ile muamele et. O zaman, takva neymiş? Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Ve bir kötülük senin elinden çıktıysa, hemen ardından iyilik yap. Hemen, bekletme, hemen tövbe et, hemen bir iyilik yap. Hemen birisine bir yardımda bulun. Yardımcı ol. Dilinle, paranla, malınla, mülkünle, güler yüzlülüğünle, tatlı tebessümünle, bir hoş sohbetinle, özür dilemekle, iyilik yap. Kötülüğün ardından iyilik yap. Burası çok önemli. Veyahut da, bir yerde bir kötülük yaptınız.
Hemen Allah'ı zikredin orada. Kötülük yaptığınız yerlerde, Allah'ı zikredin. Kötülük yaptığınız insanların üzerine, tevhid çekip, onlara hediye edin. Helalleşecek aranızda bir şey olsun. Ulaşamıyorsun o kimseye. Onun gönlünü kırdın, onun kalbini kırdın. Ama şu anda ulaşamıyorsun ona. Hiç olmazsa yüz tevhid çek, onun ruhaniyetine bağışla. Sebep, mahşer yerinde, hesap kitapta, ona senin bağışladığın tevhid, senin elinde bir hediye olsun. Ona karşı. Tevhid gibi bir hediyeniz olsun. Oturun, ola ki bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek, birisine kötülük yaptınız, kalbini kırdınız, incittiniz, onu üzdünüz, bir şey yaptınız.
Oturun, yetmiş bin tevhid niyet edin, kötülük yaptınız, ne bileyim incittiniz, kırdığınız insanlara ulaşamıyorsanız, bakın ulaşamıyorsanız, onlara tevhid atmayın, ruhaniyetlerine hediye edin. Ama Adnan orada oturuyor, Adnan'a ulaşamayacak bir durum mu var? Yok. Git Adnan'dan helallık iste. Adnan kardeş, böyle böyle, ben bir hata yaptım, yanlış yaptım sana karşı, hakkını helal et. Özür dilerim senden. Benim bu dediğim, ulaşamıyorsun. Nerede olduğunu bilmiyorsun. Ona bir tevhid atmay, çek, gönder. sebep, çünkü tevhidim ağır gelirdi, dedi hadisi kudside, Musa'ya. Dedi ki, Musa aleyhisselam, Turi Sinada, Ya Rabbi, bana öyle bir şey öğret ki, o yükte hafif, paha da çok ağır olsun.
Beni sana dost etsin, beni sana yaklaştırsın. Dedi ki, Musa'ya, Ya Musa, tevhidime devam et. Musa aleyhisselam dedi ki, bunu herkes söylüyor. Bunu herkes söylüyor. Özel bir şey istiyor. Şimdi bu dervişlerde de var. Efendim bize, bana özel bir şey söyler misin? Tevhide devam et. Çekiyorum ben zaten. Allah Allah. Sana çekip çekmediğini mi sorduk? Veya birisi bir şey, dua istiyor. Diyorum, tevhide devam et. Tevhidi insanlar küçük görüyor. Ben çekiyorum zaten. Ben devamlı tevhid çekiyorum. Dediği anda, küçük görüyor. Yok canım kardeşim. Sen yaptığını küçük görüyorsun. Sen tevhidin azametini, tevhidin ağırlığını, tevhidin tecelliyatını, tevhidin manasını anlamamışsın.
Anlamış olsaydın, küçük görmezdin. Anlamış olsaydın, hafif görmezdin. Sen tevhide devam et. Birisi öyle dedi, Şeyh Efendi'ye. Efendim ben devamlı çekiyorum ki, dersli değil bu adam. Şeyh Efendi dedi ki, ve tevessüm etti. Sen bu akşam dedi, yüz tane dedi, niyet et, çek dedi. Yarın sabah görüşürüz dedi. Çekerim efendim, ne olacak dedi. Bu bütün gün sabaha kadar yüz taneyi bitirememiş. İşte la ilahe illallah, la ilahe illallah. Allah'ım tevhid çekecektim. Muhammed, la ilahe illallah. Sabah olmuş, bu bitirememiş yüz tane tevhidi. Sabah erkenden kahvaltı yapacağımız yere, geldi. Selamun aleyküm, aleyküm selam.
Hocam ben o yüz tevhidi bitiremedim dedi. E hani dedi, boyuna dedi, şu kadar şundan çekiyordun, bu kadar bundan çekiyordun diyordun dedi. İşte neden oldu ki dedi, nefsinden çekiyordun dedi. Bir insanın şeyhi olmayınca, nefsinden çeker bunu. Onları dedi, nefsinden çekiyordun. Şimdi dedi, sana böyle virt olarak verince dedi, çekemedin, gerçeğin bu senin dedi. Hani gerçeğin bu senin. Hani, hakikate ulaşamamış daha. Özüne ulaşamamış. Hani şeytan geldi ya, İsa aleyhisselam dedi, Ya İsa, Allah'ı dilinle zikret dedi, daim dedi. İsa aleyhisselam bir an, La ilahe illallah, La ilahe illallah demeye başladı. Sonradan, dedi ya şeytan, insanın tevhidi, ilham etmez, önermez.
Bu dedi, neden önerdi ki dedi? Neden önerdi? Ondan önce, İsa aleyhisselam tevhidi, kalbiyle çekiyordu. Kalp ile zikrullah yapmak, dil ile zikrullah yapmaktan, evladır. Onu, evla olandan, daha az evla olana çekti. Şeytanın sağdan vurması. Şimdi, ona dedi ki, Şeyh Efendi Allah'a, Allah'a mütelesi. Sen dedi, buna dedi, nefsinden yapıyormuşsun. Şimdi işin hakikati bu. Yani sen yüz tevhid çekemiyorsun. Hiç unutmuyorum. Birisine, 33 besmele vermişti. Küçük gördü o, 33 besmeleyi. 33 besmele. Bitirememiş. Dedi, nefsinden yapıyorsun. Şimdi, buradan herkes kendine, bir mektup yazmasın.
Ha ben dersi çekemiyorum, demek ki nefsimden. Ha nefsinden. Bitiremiyorsun, nefsinden. Sonunu getiremiyorsun, nefsinden. Nefsinle mücadele et. Ya işte, çekemiyorum ben, nefsinden. Ne amma geldin buraya? Nefsinle mücadele etmek için geldin. Ne amma geldin buraya? Nefsini terbiye etmek için geldin. Ne amma geldin buraya? Nefsin sana yapma diyecek, sen yapmaya geldin. E gene yapmıyorsun. Ne anladık biz bu işten? Allah muhafaza eylesin. İşte, takva sahibi olma, haramlardan uzak durma, takva sahibi olma, şüphelileri terk etme. Allah muhafaza eylesin. Bir de, takvanın, kendi içerisinde de dereceleri vardır. İlmel yakin, hakkel yakin, aynel yakin olarak.
Nedir ilmel yakin takva? İlmel yakin olan takva. O nedir? o iman edip, şirkten kurtulmaktır. İman edip, şirkten kurtulmak, ilmel yakin takvadır. Birinci derecede takvadır. Önce şirkten kurtul. Buyurun, eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. Ya Rabbi senin Kur'an ve sünnetinde neye iman edilmemiz gerekiyorsa, hepsine de iman ettik, imanlarımızı kabul eyle. Amin. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, nasıl iman ettiysek, biz de kalben öyle iman ettik, imanlarımızı kabul eyle. Amin. İman, bu şirkten kurtulma. Bu ilmel yakin iman.
Allah kabul etsin inşallah. Amin. Böyle imanlarımızı tazeleyin diyor ya, siz iman, ey iman edenler, iman ediniz. Yani, imanlarınızı tazeleyiniz. Hadis-i şerifte de diyor ki, bunu arada her aklınıza geldiğinde, eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. Diyerek imanlarınızı tazeleyiniz diyor. Tazeleyiniz diyor hadis-i şerifte. Kalbinize bir kötülük geldiğinde, şeytan size bir vesvese verdiğinde, kalbinizde namaza karşı bir soğukluk, zikrullaha karşı bir soğukluk, Kur'an ve sünnete karşı bir soğukluk, koşuşturmaya karşı bir soğukluk var ise, veya eşine karşı düşmanlık, çocuklarına karşı düşmanlık, derviş kardeşlerine karşı düşmanlık, derviş kardeşlerinin gıybetini etme, üstadının arkasından gıybet etme, üstadının arkasından olur olmaz konuşma, peygamberin üzerinde şüphe etme, Kur'an'ın üzerinde şüphe etme,
Allah'ın üzerinde şüphe etme, böyle bir şeytan vesvesesiyle karşı karşıya kaldığınızda, hemen eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü deyip tevhide başlayın. Hemen zikrullaha başla. Öyle kendi kendine baba yiğitlik, bahadırlık yapma. Tevhidle yürü. Bu ne yapacak? Bu senin normalde şirkten kurtulacak. Bu ilmel yakin takva hali bu. Bu ilmel yakin. Önce iman et, şirkten kurtul, kelime-i şehadet getir, kendini sabitle, sağlamlaştır. Ardından aynel yakin takva. Aynel yakin takva ne? İnsanların günahlılardan uzak durması. Ben şimdi derviş kardeşleri şirk üzerinde görmek, zaten adaba mugayyir.
Ben ne derim takva size anlatırken? Derim ki günahlılardan uzak durun. Takva bu. Bugünün takvası günahlılardan uzak durmak. Haramlardan uzak durmak. Bu haram dokunma. Bu haram yürüme. Bu haram konuşma. Bu haram bakma. Gözünü haramdan koru. Bugün için ümmet-i Muhammed'in sıkıntıya düştüğü yerler. Dilin haramları, gözün haramları. Dil ve göz. Bakma harama. Dilini muhafaza et. Dilini koru. Haramlardan uzak dur. Ve küçük gördüğün günahlılarda ısrarcı olma. Büyük günaha götürür seni.
Onları küçük görme. Günahı büyük küçük diye ayırma. Komplesini büyük gör. Ve günahlılardan uzak dur. Ve günahlılardan uzak durursan, işte farzları da yerine getirirsen, sen bugün için takvada çok önemli bir yol katettin. haramlardan uzak durmaya gayret ediyorsun, mücadele ediyorsun, muhakkak harama düşeceksin. Ama ısrar etme. Hemen oradan çık. Sıçra. Durma orada. Günahta ısrarcılık ayrı büyük günaha kebârdir. Oradan uzaklaş. Aman farzları yerine getir. Bu aynel yakin takva derecesi. Bu bütün ümmet-i Muhammed'de tesis olması lazım. Ama bilhassa sufilerde bu kesin kez tesis olması lazım.
Üçüncüsü ne? Hakk'a'l-yakin. Takva sahibi olmak. Bu ne? Bu artık o kimse kalbini günah-i kebâllerden koruyor. Düşüncesini günah-i kebâllerden arındırıyor. Kalbini masivadan arındırıyor. Bir an için boşluk kalmasın diyor. Devamlı kalbinde muhabbetullah tecelli etmiş. Zikrullah tecelli etmiş. Bu da ne? Bu da hakkel yakin takva derecesi. Sufilerin ulaşmak istedikleri derece. Kalbinden dahi günah geçirme. Yalnız bu şu demek değil. Benim kalbim temiz. Namaza ihtiyacımız yok. Otur. Pis adam. Namaza ihtiyacı yokmuş. Kalbi temizmiş. Pis mendebur. Ya neden pis dedin?
Namazı kılmayan ayağından aşağı farkı mı var? Kasten namazı terk etmek. Küfür. Evet. Bir de neymiş? Kalbi temizmiş. Ben senin o gördüğün Müslümanlardan daha temizim. Benim gördüğüm Müslümanlar temiz diyorum ben. Hırsızlıklarına şahit değilim. Şuna şahit değilim. Bunu şahit değilim. Benim gördüğüm Müslümanlar öyle. Sen kimi gördün bilmiyorum diyorum ben. Benim gördüklerim bunlar. Ben diyorum haftada 4-5 gece onlarla beraberim. Evet. Onların kalbi temiz. Namaza ihtiyaç yok. Onların kalbi temiz. Oruca ihtiyaç yok. Onlar herkesten temizler. Şimdi yeni sloganlar var ya.
Şeyde sosyal medyada. Ben hırsız değilim. Ha Müslümanlar hırsız. Bütün Müslümanlar zan altında. 2 tane siyasetçi 2 alevere dalavere yapmış. Yaptılarsa. Bütün Müslümanlar suçlu. Bir tane Sufi'nin tarikatın başındaki bir kimse bir şey yapmış. Bütün ehli tarikat suçlu. Toplan. Ama bu memlekette biz hırsız Atatürkçüler gördük. Bütün Atatürkçüler hırsız mı diyeceğiz şimdi? Bu memlekette layıkım deyip de Müslümanlara zulmeden layıklar gördük. Bütün layıklar zalim mi diyeceğiz şimdi? Ensemizde boza pişirdiler bizim. Ne diyeceğiz şimdi?
Bütün Kemalist layıklar zalimdir. Zulüm ehli midir diyeceğiz. Ki öyleler. Ama toptan. Müslümanın birisi bir hata yapıyor. Bütün Müslümanlar böyle. Ya bütün Müslümanlar böyle deyince Adem'e kadar laf söylüyorsun. Adem aleyhisselam da Müslümandı. Bütün peygamberler Müslümandı. Hz. Muhammed Mustafa da Müslümandı. Sen bütün Müslümanlar böyle dediğinde Adem aleyhisselamla Hz. Muhammed Mustafa arasında ne kadar peygamber, ne kadar iman eden Müslüman varsa hepsini de aynı kefeye koydun. Küfür ehli oldun be ahmak. Ama şimdi moda oldu. Bütün Müslümanlar hırsız diyor. Ya deme bunu.
Bunu söyleme. Cahilsin işte. Zır cahilsin bir de. Bütün dervişler böyle. Deme Abdülkadir Geylan Hazretleri de girdi. Ta Hz. Ali Efendimiz'den itibaren bütün silsile girdi. Onca Veli'ye laf söyledin. Onca Sufi'ye laf söyledin. Onca Derviş'e laf söyledin. İftira attın hepsine de. Nasıl imanla öleceksin sen? Mümkün değil. Hadi git Abdülkadir Geylan Hazretleri ile helallaş hadi. Hadi Cüneydi Bağdat'ı ile helallaş hadi. Hadi git Hz. Ali Efendimiz ile helallaş hadi. İftira ettin. Top yeküm. Bütün Müslümanlar böyle. Allah muhafaza eylesin. Yanlış. Ama işte takvanın en üst derecesi kalbi günahlardan, masivalardan arındırıp her daim hak ile beraber olma hali.
Allah cümlemizi onlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Cenab-ı Hak bizden yana da helal olsun inşallah. Konu başlığına gelmişiz. Bu düşünce içinde hürmetle ellerini bağladı. Bir müddet sonra Ömer uykudan uyandı. Ömer'in uykudan uyanması ve Kayser elçisinin ona selam vermesi. Konu başlığı burası. İnşallah önümüzdeki hafta Allah'tan bir şey gelmezse buradan Rabbim inşallah devam ettirecek. Vaktinizi aldım. 20 dakika geciktik. Ama konu konu ardına ardına eklendi. Konu başlığını Cenab-ı Hak nasip etti. Burada kaldık. İnşallah önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. Soru yok herhalde.
Yok. Peki. Allah gecenizi hayırlı eylesin. El-Fatiha. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.