Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Aralık 2021 · 1:16:04
Önzü billâhi mineşşeytanirracîm, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftali zikrfâlevennehu, İlâhülmürselîn, Velhamdülillâhi rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah, Rabbim cümlemizi hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden kullarından, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, ayınızı, son nefesimize kadar Kur'an ve sünneti seni iman edip, onu yaşatma ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşâAllah.
1370. beytten devam ediyoruz inşâAllah. Geçen hafta bu nöbetle alakalı konuşmuştuk, hani işte bu Kur'an ve sünnete hizmet etmekle alakalı bir vazifeyle alakalı, vazife yapmakla alakalıydı. Saltanatı nöbetten üstün olan, ikbali ebedi bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalarlar.
Nöbetten üstün olanlar baki padişahlardır. Onlar daima ruhlara sakidir. Öyle insanlar vardır, öyle seçilmişler vardır ki, bu seçilmişleri Cenab-ı Hak kendi fazlından, lütfundan, ikramından ihsan etmiştir. Fatiha-ı Şerife'de Cenab-ı Hak'ın inam ettiği, ihsan ettiği, bizim de dua ettiğimiz bu kullarından ehle denilen kullardır.
Bunlar, ayet-i kerime mucibince dünyada da onlara korku ve hüzün yoktur. Onlar ahirette de mahzun olmayacaklardır diye bahsedilen, imanın kemal noktasına eren peygamberler, ondan sonra da veliler, ondan sonra da mümin kullardır. Bunların normalde hem dünyada hem de ahirette, bunlar korku ve hüzün görmeyecekler. Ve bunlar normal insanlar gibi nöbeti bitince, vazifesi bitince, bir daha böyle bir vazifeyle vazifelenmeyecek diye bir ibare yok. Bunlar normal nöbetten üstün, ikbali, ebedi bunlar. Yani bir peygamberin peygamberliği ebedi. Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya kadar, sallallahu aleyhi ve selleme kadar peygamberliği ebedi. Abdülkadir Geylana Hazretleri'nin veliliği ebedi.
Veya bütün velilerin velilikleri ebedi. Bunlar normalde siz onlara ölü demeyiniz. Sırrınca onlara ölü dememiz mümkün değil. Onlar haydır, yaşarlar sırrına vakıf olmuş olan kimseler. Böyle olunca onlar normalde nöbetleri gelip geçici değil. Mukayyet dediği gelip geçici. Onların nöbetleri gelip geçici değil. Onlar normalde gel git yaşamazlar. Onlar dün veliydi, bugün velilikten düştü. Böyle bir şey yaşamazlar. Onlar dün peygamberdi, bugün peygamber değil. Böyle bir şey yaşamazlar. Onların peygamberlikleri ebedidir. Bakın Adem aleyhisselam hala da peygamberdir. Veya diğer peygamberlerin hepsi de peygamberdirler. Ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de peygamberdirler.
Onların değişik alemlerdeki peygamberlikleri devam eder. Hani bununla alakalı bir hadis-i şerif söylediydim ya, bir sohbet ettiydik. Onların değişik alemlerde, değişik perdelerde peygamberlikleri, velilikleri devam eder. Onlar ebedidir, onlar seçilmişler. Bir iki gün su içmeyi terk edersen, ağzını ebediyet şarabına daldırır. O hakikat şarabını içersin. Ve normalde işte bir iki gün su içmeyi terk edersen dedi, buradaki sudan kasıt, dünyevi lezzetler, zevkler. Eğer normalde siz heva hevesinizden vazgeçer, dünyevi lezzetlerden, dünyevi tatlardan kendinizi beri tutarsanız, o zaman normalde sana ebediyet şarabı tattırlar. Yoksa bu heva hevesin içerisinde, bu nefsaniyetin, bu deccaliyetin, bu şeytaniyetin içerisinde, sen kendini korumaz, muhafaza etmezsen, o ebediyet şarabından içicilerden olmazsın.
O zaman kendini muhafaza edeceksin, kendini korucan, kendini sakındıracaksın. Sakınanlar takva sahibi. O zaman ebediyet şarabından içersen. Ve eğer ki o ebediyet şarabından içersen, insan suresi, ayet 19. Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır ki, onları gördüğünde saçılmış bir inci sanırsın. Yani bu ebedi olarak cennete girdiğinde, cennette öyle ölümsüz gençler görürsün ki, onları normalde saçılmış inci sanırsın. Demek ki onların makamları gelip geçici değil, makamları gelip geçici olmadığından dolayı ebedi olarak etraflarına inci saçıyor. Nereye baksan orada bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. Sen o zaman o ebedi şarapla nimetlendiğinde, nereye baksan Cenab-ı Hak sana ebedi bir nimet ve büyük bir mülk gösterir. Üzerinde ince, yeşil, ipekli ve parlak atlasınan elbiseler vardır.
Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rabları onlara tertemiz bir içecek içirmiştir. İşte bu sizin işlediklerinize karşılık olduğu. Sayemiz meşgul olmuştur. İnsan Suresi ayet 19.20-21-22 Demek ki işte o nöbeti gelgit olmayan, nöbeti geçici olmayan, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış ve Allah'ın dostluğunu kazanmış olan kimseler, ebedi bir şekilde, yani geçici olmayan nimetlere kavuşuyorlar.
Allah'ım cümlemizi onlardan eylesin. Konu başlığı, küçük muharebeden büyük muharebeye döndük sözünün tefsiri. Ey padişahlar! Dışarıdaki düşmanı öldürdük. İçimizde ondan beter bir hasım var. Bunu öldürmek aklın, fikrin işi değil. İçerideki aslan öyle tavşan maskarası da olmaz. Tavşan normalde, bu şimdi Hazreti Pir örnekliyor bunu. Diyor ki, öyle bir düşmanı öldürdük yani. Ama diyor, içerimizde öyle bir, biz düşman taşıyoruz ki. Bu düşman, böyle dışımızdaki aslan, dışımızdaki düşmanlar gibi, böyle ahmak değil, kafasız değil, ufak tefek oyunlara kanacak değil. Tabi, bu hani, büyük cihattan, küçük cihattan, büyük cihada dönüyoruz veya döndünüz. Hadis-i şeriflerde çünkü bu iki ibare var.
Bir ibare var, küçük cihattan büyük cihada döndünüz. Bir ibare daha var, küçük cihattan büyük cihada geldiniz. Bu ibare nerede kullanılmış? Tebuk seferinden sonra. Özür dilerim, hakkınızı helal edin. İsterseniz bir de helal etmeyin yani. Benim bayındırlı olduğumu unutmayın. Ona göre. Bu tabi, küçük cihattan, büyük cihada dönme sözünü ehli tasavvuf çok kullanmış. Hala da kullanılır. Tarih boyunca kullanmışlar. Ben hadis alimlerinin tartışmalarına girmek istemiyorum. Onları boğmak istemiyorum sizi. Biliyorsunuz, ben bu tip teknik konulara çok girmem. Bir şey mana itibariyle sahihse, ben onun üzerinde tartışmam bile.
Küçük cihattan büyük cihada dönme meselesi, mana olarak sahih. İnsanın nefsiyle olan cihadı kadar büyük bir cihat olamaz. Çünkü bunu destekleyen yine hadis-i şerifler var. O ne? İşte gerçek mücahit odur ki, nefsine karşı cihat edendir. Tirmizi de geçer. Yine senin en zararlı düşmanın nefsindir der. Yine başka bir hadis-i şerifte, ajduni de geçer. Şimdi, küçük cihattan büyük cihada geçme, Tevuk'ta Bizanslıların 20 bin kişilik ordusu var. Ve bu 20 bin kişilik, 20 binden fazla hatta bazı rivayetlerde 30 bin olduğu söyleniyor. Böyle büyük bir orduya karşı bir avuç Müslüman savaş veriyor. Ve bir avuç Müslüman o koca devasa Bizans ordusunu dağıtıyor. Tabiri caizse yerle yeksan ediyor.
Müslümanlar çok sevinçli. Sahabe çok sevinçli. Çok az bir kuvvetle, devasa bir 30 bin kişilik orduyu dağıtmışlar. Ve bu sevinçle Medine'ye, Medine'ye, Münevvere'ye dönünce Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Küçük cihattan büyük cihada döndünüz. Yani karşınızda 30 bin kişilik bir mükemmel bir şekilde, müteşekkil bir Bizans ordusu vardı.
Silahça üstünler, ondan sonra ekonomik olarak üstünler, sayı olarak üstünler, stratejik olarak üstünler. Bir sürü üstünlükleri var. Hani bu zamandaki gibi. Şimdi Müslümanlar korkuyorlar, ürküyorlar ya, yani karşılarında kocaman bir Batı ordusu var. Kocaman bir Deccal ordusu var. Ve Müslümanlar kendilerince bu korkuyla siniyorlar. Ve onlar ne diyorlarsa Batılılar, Müslümanlar emredersiniz komutanım, emredersiniz deyip, esas duruşa geçiyorlar. Ve hatta Müslüman liderler diyorlar ki, Batı'nın bütün kurallarına, kanunlarına uyacağız. Batı nayı nasıl istiyorsa öyle yerine getireceğiz diyorlar. Sözler veriyorlar. Aman bizim ekonomimizi bozmasın, aman bizim siyasetimizi bozmasın, aman bizim ülkemize bir zarar vermesinler, aman bizim ülkemizde bir avuç zengin var.
Onların zenginliklerine bir zarar gelmesin diye, bütün Müslüman ülkelerin, 3 aşağı 5 yukarı hepsi de aynı. Hatta dünya ülkelerinin büyük bir çoğunluğu diyebiliriz. Yani düşünebiliyor musunuz, dünya nüfusunun %25'i Müslüman ortalama ve Müslümanların dünya üzerinde hiçbir etkinliği yok, hiçbir ağırlığı yok. Müslümanlar çünkü bir de kendi içlerine düşmüşler zaten birbirlerine. O ona savaşıyor, o ona savaşıyor, o onunla uğraşıyor, o onunla uğraşıyor. Oraya girmek istemiyorum şimdi. Şimdi küçük cihattan büyük cihata dönüyor. Bu hadis-i şerif nefis tezkiyesiyle alakalı. Nefsi terbiye etmekle alakalı. Ve sufilerin en büyük derdidir bu. Ve insanlığın en büyük derdidir nefis terbiyesi. İnsanlığın hangi dinden olduğu önemli değildir.
Hangi milletten olduğu önemli değildir. İnsanlığı insanlıktan çıkaran azgın nefsidir. Ve İslam bunu çok önemser. Nefsiyle mücadele etmeyi. İslam'ın içerisindeki sufi meşref bunun üzerinde daha da fazla titizlikte durur. Çünkü eğer ki bir kimse nefsini tezki etmez, nefsini terbiye etmezse, onu savaş meydanına çıkarsanız dahi ondan gerekli olan randımanı alamazsınız. Hani savaş meydanına çıktı, işte birisi kalktı, la ila illallah Muhammeden Resulullah dedi, müşriklerden birisi. Sahabe doğradı onu. Bunun peygambere söylediklerinde, dedi ki kalbini mi açtın yardın? Eğer o kimse nefsine hakim olmuş olsaydı, o kimsenin kelime-i şehadet getirdiğini görüp onu katletmeyecekti. Ama nefis terbiyesinde eksiklik ve noksanlık olduğundan onu katletti.
Ve bugün Müslümanların en büyük sıkıntılarından birisi bu, insanların nefis terbiyesi görmemeleri. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın denilen noktada olması. Ali kalın oğlunu getirsene bu inçesi. Müslümanların en büyük handikapı Allah'ın emirlerine uyma noktasında nefislerine uyması. Bu ne? Bir, haramları işleme. İki, ibadetleri işlememe. Müslümanların şu andaki handikapı bu bir nefis terbiyesi altına girmediklerinden dolayı bir, haramı çok rahat işliyorlar. Haramı çok rahat işliyorlar. İki, ibadetlerde geri kalıyorlar. İbadetleri yerine getiremiyorlar.
Şimdi bir kimse eğer ki, hakkınızı helal edin tekrar, isterseniz helal etmeyin dermişim bir daha. Tamam olsun dursun, süsümüz eksik olsun. Zaten bir nefis terbiyesi görmeyen bir kimse veya nefsini bu noktada belli bir kategoriden geçiremeyen bir kimse görüyoruz zaten İslam dünyasında. Onu siz bir makama getiriyorsunuz, bozuluyor. Bürokrat da bir makama geliyor, orada bozuluyor.
Siyaset de bir makama geliyor, bozuluyor. Parayı görüyor, bozuluyor. Kadını görüyor, bozuluyor. Şakşağı görüyor, bozuluyor. Bunları ben söylediğimde kızıyorlar. Yani Müslüman görünümündeki siyasetçiler ve bürokratlar bana kızıyorlar. Benim umurumda değil bana kızıp kızmamaları. Siz de kızabilirsiniz. Siz de bu noktada ya böyle konuşmasa iyi olur, bak işte şöyle oluyor, böyle oluyor diyebilirsiniz. Benim umurumda değil. Hiç olmadı zaten. Ben hak gördüğümü, hak bildiğimi anlatırım. Şimdi bu nefis tezkiyesinden, nefis terbiyesinden geçmeyen bir kimse, hani mücahit sonra it oldu, sonra şu oldu diyorum ya, çok kızıyorlar bu sözüme.
Ama öyleler. Bu nefis tezkiyesinden, terbiyesinden geçmeyen bir kimse, siz bir makam veriyorsunuz, önce Müslümanlara silahını doğrultuyor. Bir makam veriyorsunuz, önce Müslümanlardan rüşvet alıyor. Bir makam veriyorsunuz, önce Müslümanlara zulmediyor. Bakın önce Müslümanlara zulmediyor. Sebep, çünkü nefis tezkiyesinden geçmedi. Nefis terbiyesinden geçmedi. Bir Müslümanı gördüğünde, bir Müslümanı gördüğünde, içi daralıyor onun. Canın sıkılıyor. Ya sen bu Müslümanın oyunu alaraktan belediye başkanı oldun. Sen bu Müslümanın oyunu alaraktan milletvekili oldun. Sen bu Müslümanın oyunu alaraktan bir yere geldin. Şimdi onu görünce neden canın sıkılıyor?
Veya sen neden onun, herkes gibi davranmıyorsun ona? Neden onu öteliyorsun? Neden onu iteliyorsun? Neden onun yüzüne bakmıyorsun? Neden ona şimdi kardeşim demiyorsun? O adamın dünkü sakalıyla bugünkü sakalının arasında bir fark yok. Ama sende fark var. Sen sakalını gün geçtikçe kısalttın. Gün geçtikçe kısalttın. Gün geçtikçe kısalttın. Sen bir müddet sonra sakalını da kestin. Ama milletvekili oldun. Ama belediye başkanı oldun. Ama bir yerde bir bürokrat oldun. Nefis tezkiyesi yok. Kıymetli dostlar. Dünya Müslümanlarının en büyük problemi nefisle cihat. Dünya Müslümanlarının en büyük problemi ve dünya İslam topluluğu nefisle cihat meselesini halledemezse yemin ediyorum hiçbir konuda başarılı olamayacaklar.
Hiçbir alanda başarılı olamayacaklar. Hiçbir alanda hiçbir dairede sözleri geçmeyecek. Ama bu nefisle cihatın böyle bence psikolojik tarafı var. Sosyolojik tarafı var. Nefisle cihatın teknolojik tarafı var. Nefisle cihatın politik tarafı var. Nefisle cihatın ekonomik tarafı var. Bakın bunların farklı farklı alanlar bunlar. Bakın farklı farklı alanlar. Ve normalde nefisle cihat kültürel alanı var. Kültürün içerisinde kılık, kıyafet, yeme, içme. Kültürün içerisinde bakın bu. Musiki, kültürün içerisinde sanat. Kültürün içerisinde, sanatın içerisinde resimdi, filmdi, işte şuydu buydu bunların dalları budakları var. Nefisle cihadı tam teşekküllü bir şekilde ele alan, ele alan İslami bir tefekkür yelpazesi lazım.
Bu yok İslam dünyasında. Ve bunun oluşmasına müsaade etmiyorlar. İslam dünyasında ilk kapatılan nefisle mücadele verecek olan kurumlar, tarikatlardı. İslam dünyası tarikat düşmanı oldu. İslam dünyasında nefis terbiyesi veren yegane kuruluşlar, ehli sufi topluluklar, tarikatlardı. İslam dünyasında kapısına kilit vurulan, kapatılan, İslam dünyasında yerle yeksan edilen ve asılan, öldürülen, katledilen, dağıtılan topluluklar, ehli sufiler.
Bu yeni değil ama, bakın bu yeni değil, Hallâc-ı Mansûr'u taşlayan biziz. Bu yeni değil, Seyyid Nesimi'nin derisini yüzen biziz. Bu yeni değil, velileri sürgünden sürgüne gönderen biziz. Onları şehrin dışına çıkaran biziz. Onların hakkında dedikodu, gıybet, iftira eden de biziz. İslam dünyası. Bir başkası değil. Sebep, çünkü nefse zor geliyor. Nefse ağır geliyor söyledikleri. Örnekliyorum, şimdi bir yerde az ye, az uyu, az konuş. Hadis-i Şerif bu. Dediğinde tüyler diken diken oluyor. Şataat yapma, şatafat yapma, gösteriş yapma, israf etme, hava atma ortalığa. Ne bu kılık kıyafet dünyanın parasını yatırıyorsun.
Ne bu şöhret, ne bu şatafat, ne bu eşyaya bu kadar tahta parçasına para veriyorsunuz dediğinde tüyler diken diken oluyor. Ne bu gösterişli evler, ne bu kocaman kocaman evler, ne bu siz bu dünyada kalıcı mı kalacaksınız dediğinde kıyamet kopuyor. Ve İslam dünyasında bu tasavvufi eğitim, sufi öğretimi, nefisle mücadele yok. Olmayınca da, olmayınca da İslam veyahut da Müslümanlar bir adım ileriye gitmiyorlar. Gidemiyorlar. Gitmeleri mümkün değil. Müslümanları veyahut da kendilerince onlar kimisi İslam'ı temsil ettiklerini söylüyorlardı. Bu çok büyük hata. Kendilerince Müslümanları temsil ettiğini söyleyen kimseler. Şatafata, şatata, gösterişe, harama, rüşrete, ihale sıkıntısına, memurların, amirlerin, bürokratların rüşrete dalması, insanlara zulmetmesi bunlar oluşunca herkes İslam bu mu demeye başlıyor.
Veyahut da herhangi bir İslam topraklarında Batılılar bir örgüt kuruyorlar orada. Dayış gibi, El-Kaide gibi. Bakın bunları böyle açık açık konuşuyorum. Yani bunlar böyle bunları adlandırdığım zaman boş durmuyorlar. CIA kuruyor bunları, Mossad kuruyor, M16 kuruyor. Bunları göz yuman bürokratlar var. Bunları göz yuman savcılar, hakimler, valiler, emniyet müdürleri, emniyet amirleri var. Bunlara göz yumuyor. Bunlar çünkü Batı adına çalışan, Batı'da yetişmiş, Batı'da eğitim almış. Bilhassa İngiltere'de, Amerika'da eğitim almış. Mossad ajanı bunlar bilerek veya bilmeyerek, bilerek veya bilmeyerek. Bunlar orada eğitimlerini almışlar, İslam ülkelerine gönderilmişler.
İslam ülkelerinde sizdenmiş gibi görünüyorlar, bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hadis-i şerif tecelli ediyor. Bizle beraber namaz kılıyorlar ama deccaliyete çalışıyorlar, şeytaniyete çalışıyorlar, Mossad'a çalışıyorlar. CIA'ya çalışıyorlar, M16'ya çalışıyorlar. İngiliz bozması, bunlar Amerikan yosması. Bunlar böyle. Ve bunlar fark etmiyor ümmet bunları. Bunları ümmet fark etmiyor. Çünkü bir kimsenin ne söylediğine değil, ne yaptığına bakacaksınız. Ümmet ne yaptığına bakmıyor. Ve ne yazık ki bu nefis de terbiye edilmemiş. Azgın, şehvetine düşkün, dünyaya düşkün, makama düşkün, mevkiye düşkün. Onlara bir vadi dolusu altın versen, ikinci vadiye gözlerini dikecek kadar aç.
Bir vadi dolusu altın versen, ikinci vadi dolusu altını isteyecek kadar aç bunlar. Her şeyleri aç. Evet. Çünkü nefis terbiyesi görmemişler. Bunları durduracak, dizginleyecek, bunlara söz dinletecek manevi bir önderleri yok. Bir şeyhi olsa oturur, oturduğun yere. Ne bu caiz değil, haram bu dese yapmayacak adam. Bunlar şeyhlere de karşı, bunlar mürşitlere de karşı, bunlar velilere de karşı, bunlar nefsi terbiye edecek kurum ve kuruluşlara da karşı. Bakın bunların hepsi de Müslüman. Bunların hepsi de Müslüman. Nefsini terbiye edecek, nefsini tezkidi edecek kurum, kuruluş ve insanlara karşı.
Ya alay edecek, ya küçük görecek, ya hakir görecek, ya cahil görecek, oraya gitme diyecek. Siz bunları, ben çok duydum, siz de duyuyorsunuzdur. Ailelerinizden duyarsınız, memur olsanız, amirlerden duyarsınız. Benim müdürüm öyle diyordu. Oğlum lan vatanı, memleketi sen mi kurtaracaksın? Senden başka memleketi kurtaracak kimse yok mu? Bırak oğlum bu işleri. Söyledikleri laf bu. Ama bunlar normalde nefisle cihadı yok görenler. Sebep? Çünkü o hırsızlığı rahat yapacak. O zinayı rahat yapacak. O haramı rahat işleyecek o. O rüşveti rahat yiyecek.
Rüşveti rahat yiyecek. Onu örtecek bir şeyler. Hakimse rüşveti rahat yiyecek. Savcıysa rüşveti rahat yiyecek. Valiysa rüşveti rahat yiyecek. Bürokraside bir bölüm müdürüysa rüşveti rahat yiyecek. Belediye başkanıysa rüşveti rahat yiyecek. Milletvekiliyse rüşveti rahat yiyecek. Bakan, bakan yardımcısı, müsteşar, ne bileyim işte oradaki personel daire başkanı ıvırı zıvırı ne varsa. Rüşveti rahat yiyecek. Ona nefis terbiyesi lazım değil. Ona şeyh lazım değil. Bir de tırnak içerisinde böyle bir şey varsa külliyen yanlış bu. Topyekun savaş açılması lazım. Topyekun. Bunların sesinin kısılması lazım. Çünkü bu seçilmiş, o nefisle mücadelesini vermiş, o nefisle tezkiye halinde olan kimse, Allah'tan başka kimseden korkmuyor.
En büyük sıkıntı bu. Neden? Amirden korkacak, memurdan korkacak. Neden? İşte belediye başkanından korkacak, milletvekilinden korkacak, validen korkacak, kaymakamdan korkacak, emniyetten korkacak, polisten korkacak, müdürden korkacak. Korkacak da korkacak. Ama o seçilmiş olan kimse de korkuyu bilmiyor. Böyle olunca tehlikeli asker. Sıkıntı büyük. Ama onlar nefis tezkiyesini bu yüzden istemiyorlar. Bakın bu yüzden istemiyorlar. Gerçekten Kur'an ve sünnet dairesindeki bir nefis tezkiyesi veren bir yer, deccalist sisteme karşı çünkü. Az yiyin ne demek biliyor musunuz?
Değil mi? Hadis-i Şerif var. Az yiyin, az uyun, az konuşun. Değil mi? Az yiyin ne demek biliyor musunuz? Ey deccal sistemi! Sen bizim önümüze tüketmek için devasa oyunlar, tezgahlar kuruyorsun. Tüketmek için. Hayır, biz tüketmeyeceğiz. Biz tüketim toplumu olmayacağız.
Çok gömleğimiz olmayacak bizim. Çok ayakkabımız olmayacak. Çok paltomuz olmayacak. Biz iki senede bir perde değiştirmeyeceğiz. Üç senede bir mobilya değiştirmeyeceğiz. Biz her sene kreasyonu yenilemeyeceğiz. Az tüketeceğiz. Deccal sistemi battı. Az tükettiğiniz için kredi kartlarınız borçlu değil. Bankalara borçlu değilsiniz. Hiçbir yere borçlu değilsiniz. Dünya'nın üç yüz elli trilyon dolar borcu var. Üç yüz elli trilyon dolar dünya borçlu. Amerikan devleti en büyük borçlu.
Bu alacaklılar kim acaba ya? Üç yüz elli trilyon doların içerisinde Türkiye'de var. Beş yüz milyon dolar filan borçlu. Daha fazladır da. Biz beş yüz milyon dolar diyelim. Borçlusunuz. Şimdi bu topluluğa desem ki borçlular ellerini kaldırırsın. Burası çok az kaldırır herhalde. Bir bakayım borcu olanlar elini kaldırırsın. Gene de varmış ya bak. Evet indirin. Evet. Bakın borçlu. Herkes borçlu. Dünya'yı yöneten decjalist sistem bütün ülkeleri ve ülkelerdeki insanları borçlandırıyor. Ve siz tükettikçe tüketiyorsunuz.
Harcadıkça harcıyorsunuz. Bir cuma indirimi var. Önceden kara cuma idi şimdi mübarek cuma oldu. Neredeyse cumanın başına bir tane başörtü altına da bir tane sakal koyacaklar. Yani başörtü kadınlara hitap edecek, sakal da erkeklere hitap edecek. Kara cuma Türkiye'ye geldi, İslam dünyasına geldi, mübarek cuma oldu. Tabii. Kara cuma idi batıda. Buraya gelince İslam oldu. Yılbaşı geliyor ya. Biz yakında neydi o ho ho ho diyen? Noel babayı da biz Müslüman ederiz. Prens Charles'ı Müslüman ettik ya. Biz Noel babayı da Müslüman ederiz. Hatta deriz ki ya Müslüman da o. Sakladı gizledi kendini.
Biz bunu da yaparız. Onu da Müslümanlaştırırız. Neden? Yutacağız çünkü biz onu. Yutacağız. Kedi ineceğini yiyeceği zaman kendi ineceği gibi görmezmiş onu. Siz hiç kedinin kendi yavrusunu yediğini gördünüz mü? Görenler elini kaldırırsın. Evet. Şimdi millet böyle hayvan sevgisi ya herkeste. İnsan sevgisi yok, hayvan sevgisi var. Kedi kendi yavrusunu yer. Döner kendi yavrusunu yer kedi. Ben şahidim.
Ben hayret ettim kedi nasıl kendi yavrusunu yer diye. Kedi kendi yavrusunu yer. Acımadan yer hem. Sizin o çok sevimli gördüğünüz hayvan yavrusunu yer. İşte Müslümanlar da bir şey haram işleyecekler ya. Onu Müslümanlaştırarak yapmaya çalışıyor. Hani bizim İzmir'de öyle diyorlar ya. Ya bir kadeh haram değildir ya. Ya haram bu. Azı da haram, çoğu da haram. Ama şeyden ne o Marmara'dan, şuradan Bandırma'dan, aşağı doğru ta Antalya'ya kadar. Hatta Antakya'ya kadar, bütün Ege ve Akdeniz kıyısının dolaştığında bunu inandırmışlar kendilerini. Yani içki içtin, böyle bağırış çağırış kavga gürültü olmadıysa bu haram değil. Öyle inandırmışlar kendilerini.
Sebep yiyecek onu o. İslam dünyası da aynı. O nefisle olan cihadını bitiremediğinden yapmış olduğu haramı İslamlaştırarak yapıyor. Onu kendine caiz görüyor. Ona cevaz veriyor. Şimdi belli bir oranda ondan sonra faize cevaz verdikleri gibi. İşte az yeme. Arkası ne? Az uyuma. Ya bu adam az uyursa üretecek. Az uyuyan bir kimse tembellik yapmayacağına göre üretecek. İşine bakacak, çalışacak. Devasa bir zaman kalacak onun önünde. İşimi yetiştiremiyorum demeyecek. Üretecek o kimse. İslam dünyası çok uyuyor. Üretmiyor.
Öbürküne az konuşma. Çok basit bakın bunlar. O kimse az konuşsa Melayani'ye düşmeyecek. Harama düşmeyecek. Heva hevese düşmeyecek. Diliyle olan günahlardan uzak duracak. Kalbi ve beyni perdelenmeyecek. Ferasete açılacak o kimsenin. Bakın çok basit bir, üçlü bir şey. Ne o? Tasavvufi bir ölçüden dem vurduk. İşte nefisle mücadelede, nefisle mücadelede İslam dünyası ne yazık ki sınıfı geçemiyor. Sınıfı geçemeyince de ne yazık Allah muhafaza eylesin dağılıp gidiyor. O yüzden maskara oluyor Müslümanlar. Müslümanlar maskara oluyor. Ve mücadele etmiş olsa, nefisle cihad etmiş olsa Ankavut 69.
Allah'ın vaadi haktır. Ankavut da diyor ki, bizim yolumuzda, uğrumuzda mücade edenlere yollarımızı açarız. Allah'ın vaadi mutlak. Allah muhafaza eylesin. Ve içimizde taşıyoruz o nefsi. Hazreti Pirdev, bunu daha önce bu beyti işlemiştik. 772. beyt bu, birinci cidden. Nefis putların anasıdır. Hatırlayın şimdi. İnsanların yaptıkları put, yılan ise nefis ejderhadır. İnsanların elleriyle yaptıkları putlar kırılır, yok edilir. Ama nefis her daim kıvılcım üretmeye meyilli, çakmak gibidir. Siz dışarıdaki insanların elleriyle yaptıkları putları kırabilirsiniz, yıkabilirsiniz. Ama içinizdeki putları yıkmazsanız, nefisle mücadele etmemiş olursunuz.
1375. beyt. Cehennem bu nefistir. Bakın şimdi Hazreti Pirdev, bizim cehennem algımızı farklı bir noktaya götürüyor. Cehennem bu nefistir. Cehennem bir ejderhadır ki harareti denizlerle eksilmez. Yedi denizi içer de yine koca karıya benzeyen nefsin harareti ve coşkunluğu azalmaz. O zaman o nefsi emmarede duran insan, nefsi emmarede yaşayan insan, yani haramı tanımayan, helalı tanımayan, Allah'tan korkmayan, kendince bütün haramları fitursuz bir şekilde işleyen ve o haramları da kendisine hak gören, helal dairede durmayan, ibadetleri durmayan, Allah'ı ve kanunlarını tanımayan, bilmeyen, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uymayan,
bu işin bir çıtta içi, Allah'ı tanımaktan uzak olan, çünkü insanların yaratılış sebebi cinnilerle beraber Allah'ın tanınması ve bilinmesi, Allah'ı tanımaktan ve bilmekten uzak olan kimseler cehennemi kendi içlerinde taşıyorlar. Cehennemi kendi içlerinde büyütüyorlar. Çünkü diyor, Hz. Bir cehennem bu nefistir ve cehennem bir ejderhadır ve öyle bu cehennem de bir ejderhadır. İçinde türlü türlü oyunlar, içinde türlü türlü ızdıraplar vardır ve normalde bu eğer ki sen Allah'ı tanımadan, bilmeden uzak isen ve Allah'ın yolunu bilmekten uzak isen, sen normalde bütün her şey körsündür ve kendi kendine, kendi odununu, kendi taşını, kendi cehennemini kendin örüyorsundur yaptıklarınla.
Nasıl Allah'ı zikreden, subhanallahi ve bihamdihi subhanallahi'l-azim diyen kimsenin adına cennette bir ağaç dikiliyorsa, cennette bir ağaç dikiliyor. Kur'an ve sünnetten uzak bir haram işleyen kimse de cehennemde bir ağaç dikiyor kendisine. Nasıl burada Allah yolunda bir tuğla koyuyorsa, cennette Cenab-ı Hak ona köşk yapıyorsa, o kimse Kur'an ve sünnetin dışında bir tuğla koyuyorsa, cehenneme kendine bir tuğla yapıyor.
Yani o kimse cehennemi kendi üzerinde, kendi içinde taşıyor. Başka bir yerde taşımıyor. Hazreti Pir de ona diyor zaten. Diyor ki, cehennem senin içinde ve bu cehennem yedi denizin suyunu içse yine harareti sönmez. Sebep, sen bu nefsi emmarede durduğun müddetçe o senin içini yakacak. O hararet sende sönmeyecek. Sen nefsine uydukça daha fazla uyumayı isteyeceksin. Uydukça daha fazla uyumayı isteyeceksin. Haramı katmerleyeceksin. Haramı işlerken bir daha katmerleyeceksin. Bir daha katmerleyeceksin. Çünkü nefis öyle bir ejderha ki, haramı katmerleyerek yaptırmak ister. Birisiyle kavga edeceksin, daha şedid kavga ettirir sana. Eşinle tartışacaksın, daha şedid tartıştırır seni.
Küfrettirir sana. El kaldırttırır, tokat vurdurturur. Çocuğuna tokat vurdurturur. Çocuğuna zulmettirir. Bir insan çocuğunu alır yere çarpar mı? Alır yere çarpar. Nefis böyle bir ejderhadır. Bir insan eşini 68 kez bıçaklar mı ya? İnsan eşini 68 kez bıçaklar mı? 68 kez. Nefis böyle bir ejderhadır. İnsanı yalar, yutar. Sen nefsini uymaya gör. Sen emmareye uymaya gör. Öldürsen, dersin ki ya canım rahat etmedi. Adam öldürmüş, ölünün üzerine bir jarjarı daha sıkmış. Nefis böyle bir şeydir. Adam öldürmüş, parçalara ayırıyor. Bunu gazetelerden, basından okuyoruz. Nasıl bir nefis var insanda?
Öldürdün insanı nasıl kasap gibi parçalara ayırdın da, parça parça poşetlere koyduğun da, hiç mi için sızlamadı? Hiç mi vicdanı sızlamadı? Hiç mi bu da Allah'ın kuludur? Bu da bir insan evladıdır demedin. Demez. Nefis böyle bir ejderhadır. Bakın böyle bir ejderhadır. Kendi çocuğunu ateşe attırır. Kendi eşini ateşe attırır. Nefis böyle bir ejderhadır. Bak şimdi dünyaya, bak etrafına. Nefsinin heva hevesine düşenleri gör. Nasıl eşlerini, çocuklarını zulme maruz bırakıyorlar. Nasıl Müslümanları zulme maruz bırakıyorlar. Nasıl kendi rahatlarını düşünüyorlar. Nasıl kendi paralarını, pullarını, makamlarını düşünüyorlar. Nasıl kendi hayatlarının şataatını, şatafatını düşünüyorlar.
Nasıl hayatlarını böyle ultra zenginliğin içerisinde sefil bir şekilde yaşıyorlar. Nefis böyle bir ejderhadır. Bakın böyle bir ejderhadır. Onunla mücadele etmediğin müddetçe, onun başını ezmediğin müddetçe, senin başına sarmayacağı hiçbir şey yoktur. Sana işletmeyeceği hiçbir haram yoktur. Her haramı sana işletir. Her haramı düşünebileceğin en uç haramı da işletir sana. Öyle ben kendi kendime, ben adamım, ben erkeğim, ben efeğim, ben yiğidim, ben şöyleyim. Sakın! Nefsin alt edemeyeceği hiç kimse yoktur. Nefis onu alt eder. Allah muhafaza eylesin.
Taşlar, taş yürekli kafirler ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler. Hz. Pir diyor ki taşlar, taş yürekli kafirler. Ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler. Bu da normalde Allah'u alem tahrim ayet 6. Tahrim suresi ayet 6. E iman edenler, kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.
Onun üzerinde iri gövdeli, haşin, tabiatlı melekler vardır ki onlar Allah'ın kendilerine emrettiğine katiyen isyan etmezler ve emrolunduklarını yaparlar. O yüzden nefsinize uyup, nefsi emmarede yüzüp, eşlerinizi ve çocuklarınızı göz göre göre cehennem taşı yapmayın. Kadınlar, erkekler. Hanımlarınızı demiyor, kocalarınızı da demiyor. Eşler diyor. Çünkü eşler birbirlerinin velileridir. Kadın adamdan sorumlu değil diye bir ibare yok. Dini ve ahlaki konularda kadınlar da sorumlu. Dini ve ahlaki meselelerde erkekler de sorumlu. Dini ve ahlaki meselelerde çocuklar da sorumlu. Çocuklar da anne babalarına nasihat edecekler.
Kadınlar kocalarına nasihat edecek. Babalar eşlerine ve çocuklarına nasihat edecek. Onları nefsi emmarede bırakmayacak. Eğer bir eş, karısını, kocasını, çoluğunu, çocuğunu seviyorsa, göz göre göre onu cehenneme odun, cehenneme taş haline getirmeyecek. Ona nasihat edecek. Ona anlatacak. Ona söyleyecek. Eğer bir kimse arkadaşıysa, dostuysa, onu göz göre göre cehenneme gitmesine müsaade etmeyecek. Ona nasihat edecek. Ona anlatacak. Bir daha anlatacak. Haramı, helalı ona tebliğ edecek. Yoksa senin arkadaşınmış, senin dostunmuş, senin eşinmiş, senin çocuğunmuş, gidecek cehenneme yuvarlanacak, gidecek. Cehennemin yakacağı insanlar ve taşlar.
Cehennemin yakacağı bu. Hangi insan eşinin cehennemde cehir cehir yanmasına müsaade eder, gözünü kapatır? Hangi anne baba çocuğunun cehennemde yanmasına gözünü kapatır? Vicdanı olan bunu yapabilir mi? Merhameti şefkate olan yapabilir mi? Yapamaz. Ama o nefse uyarsa, o nefsi emmareye zebun olur, nefsi emmareye boyun eğerse o yapar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden herkes sorunlu. Herkes etrafındakileri Allah'a itaat etmeye nasihat edecek. Resulüne itaat etmeye nasihat edecek.
İmamların fetvasına itaat etmeye nasihat edecek. İtaat edin Allah'a, itaat edin Resulüne, itaat edin sizden olan emir sahiplerine. İtaat belli. Heva hevesine değil, nefsine değil. Heva ve hevesine uyanları sen diyor onları bırak. Ayet-i kerime de. Heva hevesine uyanları bırak diyor. Onlara sakın itaat etme. Ayet-i kerime men ediyor. Bir kimse heva hevesine uydu mu uydu. Kim olursa olsun ona itaat edilmez. Emir açık, Allah muhafaza eylesin. Hak'tan ona şu nida gelmedikçe bu kadar azaba da kanaat etmez. Doydun mu denir.
O kurt ve sırtlan gibi hayır doymadım der. İşte sana ateş, işte sana hararet. Bütün bir alemi bir lokma edip yutar. Ve yine de midesi daha fazla yok mu diye bağırır. Kaf suresi ayet 30. Cehennem doymuyor yani. O gün cehenneme doldun mu deriz. O da daha da var mı der. Cehennem aç. Cehennem büyük. Onca cehennem niktarı içeri konur. Ve bir nidacı melek nida eder. Doydun mu? Cehennem der ki doymadım. Daha cehennem kendisine gelecek yakıt ister. Nihayet hak onun üstüne la mekan aleminden ayağını koyar da işte o vakit derhan sakinleşir.
Yani cehennem ne varsa yutuyor. Yalıyor yutuyor. Yalıyor. Alıyor içine. Çekiveriyor. Alıveriyor. Böyle bir topluluk düşünün. Bir ateş. Ahtapot gibi. Bir ateş. Bir hortum gibi. O topluluğun içerisinden kimi ağıracaksa onun kafasından tutuyor böyle. Tam bu alnının ucundan çekiveriyor. O debelene debelene anında. Cehennem yutuyor. Böyle topluluğun içerisinde görüyorsun. Ateş böyle ahtapot gibi dolaşıyor. Yanındakine ateş hararet vermiyor. Yanındakine. Topluluğun içerisinden çekiveriyor böyle. Enteresan bir şey. Onca o mahşerin içerisinden çekiveriyor. Ve Cenab-ı Hak nida ediyor. Doydun mu?
O diyor ki doymadım. Daha da gönder. Buhari'de geçiyor hadis-i şerif. Ve diyor Cenab-ı Hak ona doydun mu diye nida eder. O da doymadım deyince diyor. Daha var mı der diyor. Ve Allah diyor cehennemi cehennemin üzerine ayağını koyar. Şimdi bu ne o selefiler diyecekler ki Allah'ın ayağı mı var? İşte ayette de var diyor. Allah'ın ayağını koyar diyor. Ayet-i kerimede de. Biz Allah'ın ayağı nasıldır bilemeyiz. Bir şeye benzetemeyiz. Biz benzetemeyiz. Allah ayağını koyuyor. Cehennemin üzerine koyar. Ve cehennem diyor ki yeter. Ve başka hadis-i şerifte diyor ki cehennem küçülmeye başla. Ayağını koyunca daralır. Büyümez, daralır.
Bir hadis-i şerifte diyor ki katlanır. Bunların üzerinde ayrı ayrı tefekkür etmek lazım aslında. hani katlanması nasıl, daralması lazım nasıl. Ondan sonra bu böyle enteresan şeyler bunlar. Tabii ben böyle cehennem sohbeti çok yapmak istemem. Ama cehennemle alakalı hadis-i şeriflerde farklı ibareler var. Birisinde diyor ki daralır. Birisinde diyor ki katlanır. katlanıyor yani böyle yelpaze gibi perde perde. Öyle düşünün. Hani böyle açıyorsunuz akordiyon gibi açılıyor. Perde düşünün. Kapatıyorsunuz, kaplanıyor. Önceden şeyler vardı böyle. Ne o? Albümler vardı.
Hiç gördün mü Salim öyle bir albüm? Değil mi? Böyle akordiyon gibi. Evet. Böyle bir şey yani tefekkür edin. Cehennemde perde perde böyle katlanıyor. Bakıyorsun büyüyor böyle akordiyon gibi. Sonra katlanıyor. Perde perde düşünün onu. Her perdede ayrı bir cehennem ezası, cefası var, cezası var. Perde perde devam ediyor. Bunun gibi. Allah muhafaza eylesin. Hatta bir hadis-i şerif bu böyle biraz uzun. Bunu buraya not olarak aldım. Hazreti Peygamber buyuruyor. Cennet ve cehennem çekiştiler. Cehennem büyüklenenler ve zorbalar için seçildim dedi. Cennette niçin bana sadece insanların zayıfları ve değersizleri sokuluyor dedi. Allah cennete dedi ki sen benim rahmetimsin.
Kullarından dilediğime seninle rahmet ederim. Cehenneme de sen benim azabımsın. Kullarından dilediğime seninle azab edelim. İkinizden her bireri de dolacaktır buyurdu. Yani ikisi de dolacak. Cennette dolacak, cehennemde dolacak. Cehenneme gelince o dolmayacak ve sonunda Allah ayağını onun üzerine koyacak da cehennem yeter, yeter diyecek ve işte o zaman dolacak ve dürülüp burada enteresan bakın, dürülüp birbirine sarılacak, iç içe geçecek yani.
Dürülüp birbirine sarılacak. Yani dürüyorsunuz bir şey, katlıyorsunuz. Öyle değil mi? Veya da yuvarlıyorsunuz. bir şeyi yuvarlıyorsunuz veya dürüyorsunuz, katlıyorsunuz. Dürüüp birbirine sarılacak. Allah-u Teala yarattıklarından hiç kimseye asla zulmetmez. Cennete gelince şüphesiz Allah onun için başka yaratıklar var edecektir. Demek ki cennet halkı içinde başka yaratıklar da var olacak. Cennet için. Bu da ayrı bir not olarak bir kenara koyun. Bizim nefsimiz cehennemin bir parçasıdır. Onun için cüzler daima tüllün tabiatındandır. Yani bizim üzerinde terbiye edilmemiş olan nefsi emmaremiz cehennemden bir parçadır.
Öyle olunca parça bütüne gitmek ister. aslına gitmek ister. Böyle olunca da normalde o emmare olan nefis asla ve asla hep fazlasını isteyecektir. Cehennemlik ameller isteyecektir. Nefsi öldürecek ayak da ancak hakkın ayağıdır. Zaten nefsin yayını haktan gayrı kim çekebilir? O zaman bu nasıl ki cehennemi Cenab-ı Hak kendi la mekan noktasında ayağını basaraktan cehennemi daraltacaksa küçültecekse ve cehennemi daha az hani insan alır hale getirecekse bizim nefisle olan mücadelemizde de ancak Cenab-ı Hak'ın yardımı ihsanı
lütfu ikramı olmadıkça biz de onda başarılı olamayız. O zaman biz ne yapacağız? Biz bu konuda Cenab-ı Hak'tan yardım isteyeceğiz. tövbe edeceğiz. Allah'ı zikredeceğiz. Nefisle mücadele edeceğiz. Ve muhakkak nasuh tövbesiyle tövbe edip günahlarımıza tekrar dönmemeye söz vereceğiz. Eğer öyle olursak olursak o zaman biz nefsimizin üzerine ayağımızı basmış olacağız. Yaya ancak doğru ok koyarlar. Yay okun yayı yani. Ona ancak doğru ok koyarlar. Bu yayın ters ve eğri okları da vardır. Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun yaydan fırlayacağına şüphe yok. yani siz yayı kendiniz normalde sizin hayatınız olarak görün.
Oku da kendiniz olarak görün. Ok doğru olursa ok doğru olursa o zaman hedefine varır. Ok doğru olmazsa hedefine varmaz. Hedefine varmaz. biz bir sufi topluluğuz. Bu sufi topluluğun da dost doğru olabilmesi için kendi içerisinde kaideleri olmalı. Eğer o kaideleri uyulmazsa o zaman bu topluluk o eğitimi vermemiş ve bu topluluğun içerisindeki tabileri tabiri caizse hedefine ulaşmamış olur. Eğri bir ok hedefine ulaşmayacaksa o zaman o eğri okun düzeltilmesi gerekir. Veyahut da bir avcı eğri oku yanına alır mı?
Almaz. Ancak özel bir iş vardır. Özel bir iş için eğri oku avcı yanında dolaştırır. Özel bir iş. Ok eğri bir tarafı vurmak için değil oradan korkutmak için onu atar oradaki av hayvanı korkar asıl tezgaha düşer vurulacağı yere gelir. Veyah bir taraftan birisini ürkütür o eğri oklavcı o doğru yolu bulsun diye. O yüzden nefise terbiyenin nefis terbiye etmenin en önemli okullarından birisi olan sufilik kendine kendine göre ana esasları kaideleri vardır. Sebep kendisine tabi olanlar düzgün olsunlar diye. Eğer o düzgünlüğü yakalayamazsa o nefsi terbiye edemezse bir kimse Allah'a dostluk menziline ulaşamaz.
Bizim disturumuz bellidir. Bir kimse iman eder Allah'a peygamberine meleklerine kitaplarına din gününe hayra şerre kadere iman edilmesi gereken bütün unsurlara iman eder. Farzları yerine getirir hadisi kutsi nafilelerle Allah'a yaklaşır Allah'ı sever. Bize düşen vazife budur. Biz kendimizi nefis terbiyesine koyacaksak muhakkak ve muhakkak farzları yerine getirip haramlardan uzak durma yolunda duracağız.
Bizim olmazsa olmamız ne? Sonrası ne? Allah'ı sevmek. Bir kimse Allah'ı sevme yolunda olacak. Seven sevdiği kadar da korkar. Ben insanlara korkmayı öğretmem. Ben insanlara sevmeyi öğretirim. O kimse Allah'ı sevecek. Allah sevgisiyle yoğrulacak. O insan cennete gidip cennette peygamberlerle, velilerle, müminlerle beraber olmayı isteyecek.
Cenneti bu manada isteyecek, sevecek cenneti. Ve o insan ölüm sonrasını düşünecek. İmanı çünkü mesela. Ölüm sonrasını düşünecek, ölümü düşünecek, ölümü tefekkür edecek. Anında ölebileceğini düşünecek. anında ölebileceğini düşünmeyen bir kimse her şeyi yapar. Allah muhafaza eylesin. O insanda ibadet sevgisi olacak. Doğru gidecek ya, ibadet sevgisi olacak o kimsede. O kimse namazı sevecek, orucu sevecek, tesettürü sevecek. O kimse helal dairede yaşamayı sevecek. O kimse şatafatı, şataatı, gösterişi sevmeyecek. O kimse haramları sevmeyecek.
Haramlara karşı kendinde bir iştah, haramlara karşı kendisinde bir istek olmayacak. O helal dairede duracak. Olmazsa olmaz ana ilkeler. Ve o kimse sıkıntıların karşısında Allah'a yaslanacak, Allah'a dayanacak. Allah'a tevekkül edecek. Bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet, baskı, varlık, yokluk, her ne gelirse başına Allah'a tevekkül edip, Allah'a yaslanıp, Allah'a dayanıp öyle mücadele edecek.
Başına gelen olumsuzlukları Allah'ın bir cilveyi Rabbaniyesi olarak görecek. Sakin olacak. Sakin olacak. Ve bilecek ki Allah onun vekilidir. Allah'a tevekkül edecek. o kimse muhakkak ve muhakkak çok şedid bir şekilde nefsiyle mücadele edecek. Bunu hep defalarca söylüyorum. Bu böyle işte zatın birisi kırk yıl canı pekmez istemiş de o pekmez yememiş nefsiyle mücadele etmiş. Ya otur canım kardeşim ya onu konuşmuyorum ben şimdi. O da neymiş de bunu ciddi ciddi söylüyor bana. o da hocam ben de nefsimle mücadele ediyorum pekmez yemiyorum dedi. Gıybet ediyor musun dedim ben kaldı.
Sen gıybeti bırak önce. Sen önce dedikoduyu bırak. Sen önce iftirayı bırak. Sen önce yalanı bırak. Sen önce dilinin haramlarından kurtul. Sen önce gözünün haramlarından kurtul. Sen önce elinin haramlarından kurtul. Sen önce ayağının haramlarından kurtul. Sen önce namazını tut. Sen önce zekatını dost doğru ver. Sen önce kimsenin kalbini kırma. Kimseyi üzme. Kimseye zulmetme. Pekmez yemi olmuş. Onu da kendince nefis mücadele ediyor. Ben bunları söyleyince telefonda kaldı hanımefendi. Söylediği şey çok hoşuma etti sonradan.
Hocam sizin yolunuz zormuş ya dedi. Bizim dedi hiç öyle değil dedi. he dedim sen pekmez yemeden kurtulacağını düşünüyorsan söyleyecek lafım yok dedim. Allah muhafaza eylesin. Değil nefise mücadele edecek o kimse. Bu olmazsa olmaz. Bizim yolumuzun disturlarındandır. Dönemimizde bakın sufiliğin ana ilkesidir bu. Benim ana ilkelerinden birisidir. Her dönemin bozulması vardır. bir şeyden bozulur insanlar. Bakın ben Allah affetsin yaptım diye söylemiyorum. 30 yıldan beri hadis inkarcılığını mezhep inkarcılığını hep gündemde tutuyorum.
Diyordum ki eski arkadaşlar hatırlarlar bir gün gelecek Kur'an'ı değiştirmeye çalışacaklar diyordum. Bakın çalışıyorlar şimdi. Kur'an ayetlerinin üzerinde çalışıyorlar. Geçtiler hadisleri. Mezhepleri geçtiler. Kur'an ayetlerinin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kur'an'ın cihatla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Faizle alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Hukukla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Evlilik hukukuyla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Bunlar saklı gizli değil bir de. Şu anda ilahiyatlardan hadis inkarcısı öğrenciler çıkıyor. İmam hatiplerden hadis inkarcısı mezhep inkarcısı çocuklar çıkıyor.
İlahiyatlardan bildiğiniz hadis inkarcısı bildiğiniz mezhep inkarcısı bildiğiniz ayet inkarcısı ilahiyatçılar çıkıyor bu ülkede. Bunlar dönemin hastalıkları. Koca koca fıkıh profesörleri envasyon miktarı kadar faizin alanına bilineceğini söylüyorlar. Koskoca fıkıh profesörleri bu ülkede söylüyorlar. Toki'nin almış olduğu faizin faiz olmadığını söylüyorlar. Toki faiz alıyor ya bunun faiz olmadığını söylüyorlar. Devletin almış olduğu faizin faiz olmadığını söylüyorlar. Koca koca fıkıhçılar artık envasyon miktarı kadar faizin alınabileceğine dair Türkiye'de fetva veriyorlar.
Bunlar dönemin hastalıkları. Bunlar gündemin dönemin hastalıkları. Sufiler Kur'an ve Sünnet mücadelesi verirler. Sufiler hak ve hakikat mücadelesi verirler. Sufilerin başları canları malları nelerine zarar gelirse gelsin Sufiler Kur'an ve Sünnet'in mücadelesini verirler. Hak yolda yürürler. Derilerinin yüzüleceğini bilseler bile. Hak yolda yürürler. Dar ağaçlarında sallanılacağını bilseler bile. Hak yolda yürürler. Hakkı söylerler. İstediği hangi zulme maruz kalırsa kalsınlar. Bunu önemsemezler. Çünkü Sufi ölmeden önce ölünün sırrına kavuşmuştur.
Bir sefer öleniz. Siz bin sefer öldürürseniz de onu öldürmemişsinizdir. O yüzden döneminde kendi döneminde meydana gelen bu tip hastalıklarla mücadele eder. Olmazsa olmaz kaidesidir bu. Benim anladığım Sufilik bu. Ve Sufiler bunu da kendilerine ölçü olarak Kur'an'dan sünnetten ve ahzabın düşünce ve davranış biçiminden kendilerine ölçü alırlar.
Olmazsa olmazdır. Ve Sufilerin olmazsa olmaz kaidesidir. Dünya hayatının zevklerinden uzak dururlar. bu Sufilin olmazsa olmaz kaideleridir. Girmeyin canınız istiyorsa yola. Geri dönebilirsiniz buradan. Herkese sözüm açık. Ya biz yapma ben dünya hayatım dünyaya bir daha gelecek değilim yiyeceğim eğleneceğim eğleneceğim diyorsanız geri dönebilirsiniz. Sufilerin olmazsa olmasıdır. Olmazsa olmazıdır. Sufiler dönemin idarecilerinden yani bürokratlarından dönemin siyasetçilerinden uzak dururlar.
Onlara yalakalık yapmazlar. Onlara yanaşmalık yapmazlar. Onların önünde el pençe durmazlar. Düğme iliklemezler. Onların önünde parend atmazlar. Başlarına ne gelecekse gelsin. ama onlara doğruyu nasihat etmekten de geri durmazlar. Bu sufilerin olmazsa olmazlarıdır. Onlara nasihat etmeye devam ederler. Ama dönemin o mülki amirleri diye tabir edilen dönemin padişahı, dönemin kadısı, dönemin valisi, dönemin belediye başkanı, dönemin milletvekili, sufiler gidip onlara yalakalık yapmazlar. Sufiler gidip onlara yanaşmalık yapmazlar. Sufiler gidip onların önünde el pençe durmazlar, parende atmazlar.
Bunlar sufiliğin genel kaideleridir. Hani ben bazen derim ya biz ilk sufilerin yolundan gideceğiz diye. Bizim genel kaidelerimizdir bunlar. Sonradan yanıldım demek yok. Açık her şey. sufiler gidip zenginlere yalakalık yapmazlar. Olmazsa olmazımız. Zenginlere yalakalık onların önünde taklatmazlar. O zengin diye onu başka bir baş köşeye oturtturmazlar. Yaparlarsa dinlerinin yarısı gider imanlarından. Sufiler bunu yapmazlar. Olmazsa olmazdır bunlar. Şöhretten uzak durma. Sufiler şöhretten uzak dururlar.
etraflarına insan toplamaya çalışmazlar. Çok derviş olsun. Sufilerin böyle bir dertleri yoktur. Kaliteli derviş olsun. Sufilerin derdi budur. O yüzden topluma nasihat ederler. Herkese nasihat ederler. Ama ve lakin kendilerine adam toplamazlar. Kendilerine insan toplamazlar. Bu en büyük hastalıklardan birisidir. bizim şu kadar müridiniz var. Alkışladık seni. Sufiler hak ve hakikati tebliğ edip yaşarlar. Çünkü ok doğru olacak ki menziline varsın. Yamulmayacak yani. Ve çevrelerindeki insanlara kendi üzerlerinden olağanüstü bir keramet suhur ederse onu Allah'tan bilirler.
kendi nefislerini orta yere koymazlar. Kendilerini ne yaparlar? Bu noktada hiçliğe atıp la faili illallah Allah'tan başka fail yoktur deyip geri çekerler kendilerini. Allah bu benim kendimce dosdoğru okun dosdoğru olmasını gerektiren unsurlar ölçüler. Haklarınızı helal edin. Biraz uzadı bu akşam sohbet ama konuyu da böyle bölmek istemedim. O yüzden sürç-i lisan ettiksek affola El-Fatiha ma selavat Amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.