mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1340-1355. Beyit) 04.12.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Aralık 2021 · 51:49

Laibineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemenlehu, La ilâhe, Resûlullah, Cemiyen elbiyâi vel mürselîn, Velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemize hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak son nefesimize kadar buyurun, Eşheren la ilâhe illallah ve eşheren Muhammeden abduhu ve resûluhu diyerek son nefesimizi vermeyi nasip eylesin. Son nefese kadar da bu kelime-i tevhid üzerinde yaşayanlardan ve kelime-i tevhidi yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşâAllah. Değerli kardeşler, inşâAllah bugün Allah izin verirse inşâAllah kaldığımız yerden devam edeceğiz. 1340. bey'ten konu başlığı, tavşanın av hayvanlarına aslan kuyuya düştü diye müjde götürmesi, bölüm bu, başlığımız bu.
Tavşan kurtulduğunda sevinerek ovaya av hayvanlarına koştu. Aslanın kuyuda öldüğünü görünce çayıra doğru döne oynaya gitmekteydi. Ölümün pençesinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş el çırpmakta dallar yapraklar gibi yeşermiş, neşelenmiş oynamaktaydı. Malum tavşan bir hile yaptı. Hileyle aslanı bir kuyunun başına kadar getirdi. Ve aslana kuyunun içerisinde kendisinden daha vahşi, daha şerid bir aslanın olduğunu söyledi. Bu yolu açık tutun. Kendisinden normalde daha da vahşi bir aslan olduğunu söyledi. Ve kuyunun başına getirdi. Kuyudan aşağı bakınca aslan kendi suretini, kendi suretinin aksini görünce kuyunun içerisinde hırsla, hınçla onu parçalamak için kuyunun içerisine kendini attı.
Ve böylece tavşan aslanı oyuna getirdi, tezgaha getirdi, aslanı öldürdü. Burada hikayedeki tavşanı kamil bir akla, bir mürşide terbiye görmüş, bu konuda kendince eğitim görmüş, sufi bir kamil bir aklı tavşanı, aslanı da nefsi emmareye benzetmiştik. Dedik ki bu bir kimsenin nefsi emmaresidir.
Çünkü hırs, hınç, bu konuda tamah ve vahşilik nefsi emmareye aittir. Tavşan tabii aslanı oyuna getirince, diğer av hayvanlarına güle oynaya, müjdeyi vermeye koştu. Hani bir kimse büyük bir sıkıntıdan, büyük bir dertten kurtulur ya, büyük bir sıkıntıdan, dertten kurtulunca güle oynaya ne yapar? O sıkıntıdan, o dertten kurtulduğuna dair insanlara müjde vermek için koşar.
Çünkü büyük bir problem hallolmuştur, büyük bir sıkıntı def edilmiştir, def olmuştur. Bunun gibi veyahut da bir kimse özgürlüğüne kavuşur. Özgürlüğüne kavuşunca, düşünün bir köle veyahut da bir haksız yere bir ceza yetmiş, bir mahpus, böyle bir ızdırap içerisindeki bir kimseyi düşünün. O eğer kurtuluşa erince ne yapar? Güle oynaya başlar kendince o özgürlüğünün veya o kurtuluşun sevincini yapmaya. Ne yapıyorlar? Mesela bazı ülkeler, işte bir devlet kuruyorlar. Devlet kurunca oranın kuruluşla alakalı bayram ilan ediyorlar. Ramazan bayramı ne oluyor? Bayram ilan ediliyor. Çünkü otuz gün oruç tuttu, nefisleriyle insanlar mücadele etti.
Nefisleriyle mücadele ettikten sonra bayram gülüp oynamak, eğlenmek, yiyip içmek onların hakkı olmuş oluyor. Veyahut da Haç'ta, Zilhicce'de Arafat'a çıkıyor, Arafat'ta ızdırap çekiyor, ardından Müzdelife'ye gidiyor, Müzdelife'de sıkıntı çekiyor. Ardından şeytan taşlamaya gidiyor, şeytan taşlamakta ayrı sıkıntı çekiyor. Şeytanı taşladıktan sonra artık bayram onun hakkı oluyor. Ne yapıyor? Dönüyor, tıraşını oluyor, kurbanını kesiyor. Çünkü büyük bir kurtuluş oldu. Büyük bir, onun için muhteşem bir final oldu. Onun bayramını yapıyor. Bayram onun hakkı artık. Bakın bayram onun hakkı. Tavşan da ne yaptı? Nevse emmareyi, kamil olan akıl tuzağa düşürdü.
Onu öldürdü. Onu yerle yeksan etti. Onun nefesini kesti. Ve böylece insan ne olmuş oldu? Aslında nefse emmareden kurtulan insan özgürlüğe adım atmıştır. Emmare, levvame, mülhümeyi, mutmeyenliğe gelen bir kimse artık Cenab-ı Hak'ın hitabına mazhar oldu. Hitabına mazhar olunca ey nefis sen Rabbine mutmeyin olarak dön hitabını aldı. O hitabı alan nefis ne yaptı? Artık gülüp oynuyor. Onun için bayram o. Veyahut da müminler için bayram ne zaman hesaba, kitaba çekildi mahşerde. Girin cennetime dediğinde müminler için en büyük bayramlardan birisi. İşte ne yapıyordu? Bu tavşan da güle oynaya, hoplaya zıplaya diğerlerini bunu ilan etmeye gidiyordu. Dallar, yapraklar toprak hapsinden kurtulunca başlarını yükseltir.
Rüzgarın eşi, arkadaşı olurlar. Bakarsınız siz şimdi dallara, yapraklara hepsinde bir tohum düşünün. Tohumu attığınız yere hiç tohumu eken var mı alanınıza elini kaldırın. Demirtaşlar zaten önde. Kaldırın kaldırın ellerinizi. Evet, hiç tohum ekmeyenler tohum ekin. Evet. İsterseniz bir çiçek olsun, ister domates fidanı olsun, ister biber fidanı olsun, isterseniz bir meyve fidanı olsun, bir boşluk bulun. Gidin bir tohum ekin. O orada yeşersin, onu büyütün. Evet. Onun o zorluğunu, o sıkıntısını, onun o ihtimamını görün. Anneler çocuk yetiştiriyorlar. Mükemmel, muhteşem bir şey.
Veya çocuğu olan babalar eğer biraz ilgililerse, muhteşem çocuk yetiştiriyorlar. İlgili olunca. Benim gibi ilgisiz oldu mu, umrunda değil hiçbir şey. Ama ilgili bir babaysa, yapacak bir şey yok. Çocuk ateşlenmiş, alacak sallayacak ayağında. Ayağında çocuk sallayan babalar elini kaldırsın. Baya baya kılıbıksınız ya, maşallah. Helaliniz var, böyle olun. Harika. Kadınlar da diyecek ki, ben çocuk baktım. Ama burada bakanlar, bir daha kaldırın ellerinizi. Allah Allah Allah Allah, maşallah, subhanallah. Valla bak. Aa, sen hiç mi bakmadın? İsmail, senin izinden gelmemiş mi bu? Ha, Arnavut o. Hacı Erkan da mı o yüzden kaldırmadı elini?
O da Arnavut değil mi? Allah yiyesin inşallah. O yüzden normalde o çocuk bakan kimse, çocuğun kıymetini bilir. Bunun gibi, tohum ekin. Ciddiyim bu konuda. Bahçelerinizde boş yer olmasın. Küçücük bir bahçeniz var, ekin oraya. Saksiye ekin, ekin. Bir şeyler ekin. Bir şeyler yetiştirin. Bunu yaşayın. Bakın, bunu yaşayın. Velhasıl işte o dallar, yapraklar, ağaçlar normalde ekilince, onlar tabii neş-i neva bulacak. Onlar neş-i neva bulması için, onlara gerekli bakım olacak. Gerekli bakımları yapılacak. İlacı var, gübresi var, sürülmesi var, sulanması var, budanması var, mevsimi gelince, işte tohum tutunca, bir daha ilaçlanması var, meyveye dönünce ilaçlanması var.
Var da Allah var. Topluyorsun meyveyi, meyveden sonra bir daha bakımı var. Bitmiyor. Şimdi buradan başka yere geleceğim. Bir derviş de aynıdır. Öyle sufi hemen yetişmez, derviş hemen yetişmez. Her meyve, bak yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca, ağacın ta üstüne çıkarlar. Yani o derviş hemen anında yetişmez. Nefsi emmarede gelir insan. Bizim topluluğumuz öyledir. Bizde medreseden gelmek kimse yok. Hepimiz hamdolsun, sokaktan gelmeyiz. Öyle olunca, o tip insanlarla uğraşmak daha zordur. Medreseden gelen bir kimseyle uğraşmak kolaydır.
Otur dersin oturur, kalk dersin kalkar. Sokaktan gelen adama otur dediğinde, neden bu bana otur dedi? Birader ne iş? Bu kim ya? Kendini ne zannediyor? Bize otur dedi. Bir dakika ya. Ne yani? Biz buraya geldiğimizde, o otur dediğinde mi oturacağız? Başlar sarmaya. Haklı sebep, o güne kadar mahallenin bıçkın delikanlısı. Kimse ona otur dememiş. Veya kimse ona buradan yol açın dememiş. İzmir'in bıçkın delikanlısı. Değil mi? Neresi? Yeşildere miydi? Neresiydi? Tepecik'te. Yeşildere'ye yakın değil mi? Bitişik. Tabii. Bıçkın delikanlı. Ona birisi diyecek ki, kalk biraz öteye git. Kan akar.
Böyle. Ama, sufilik, hepsi de nefsi emmarede gelir. Nefs-i emmâre bataklıktır. Karanlıktır. Balçık çamurdur. Nefs-i emmâre. Orada tohumun yetişmesi mucizedir. Balçığın içinde tohum yetişmez. Balçığın içinde ağaç yetişmez. Balçığın içinde fidan yetişmez. Onu oradan söküp götürmek, orada tohumu yeşerttirmek büyük keramettir. Asıl keramet odur. Sufiliğin özü budur. Onu balçıktan kurtarmaktır. Onu karanlıktan kurtarmaktır. Onu nefsi emmareden kurtulmasına vesile olmaktır. O balçığın içerisinden onu alıp, üstünü yıkayıp, temizleyip, onu bir güzelce parlatıp, onu vitrine koymaktır.
Sufilik budur. Asıl sufi dergahların, tekkelerinin işi budur. Sufi dergahlar, temizlerle uğraşmazlar. Onlar zaten temiz. Veya o zaten kendini temiz görüyor. Sufi dergahlar işi, balçıktan adam kurtarmaktır. Karanlıktan insan almaktır. Şeytanın ağzından değil, midesinden söküp çıkarmaktır onu. Onu söker, çıkarır, temizler, bir güzel budar, bir güzel onu tımarlarsanız, onun dalları, yaprakları, muhteşem bir şekilde ağaç olur, yürür, çıkar. Çünkü o, böyle o balçığın içerisinde, o bataklığın içerisinde, balçıktan, bataklıktan almış alacağını. O görüyor o pisliği, o necaseti görüyor, o karanlığı görüyor.
O birden özgürleşince, balçıktan kurtulunca, ağaç olur, yaprak verir, tomurcuk verir, meyve verir, gölgesi muhteşem olur. Kök salar o her yere. Dallarını, budaklarını gerer her tarafa. Dallarını, budaklarını yükseltir, büyütür. Ve etrafındakilere, faydalı olmaya başlar. Sufilik budur işte. O yüzden, dal budak sarar her tarafa. Onun ışığından, onun nurundan, onun feyzinden, onun bereketinden, etraf faydalanır. Önceden balçığın içindeydi. Hiç kimseye faydası yoktu. Ama onun, tabiri caizse, damarı sağlandı. Onun damarı bozuk değildi. Balçığın içinde dahi, yaşadı, mücadele etti. Balçık olmadı.
Özünü kaybetmedi. Tohumsa, tohum özünü kaybetmedi. Genetini bozmadı. Ağaçsa, ağaç genetini bozmadı. Kendini bozdurmadı. Kendi balçığın içerisinde durdu. O, bir ilahi el bekliyordu. O ilahi el geldi, onu balçıktan kurtardı. Onu ne yaptı? Hür bıraktı. Onu özgürleştirdi. Özgürleşince, o kök saldı. Hem toprağa kök saldı, hem de semaya kök saldı. Semada dallarıyla kök saldı. Yerde de kökleriyle kök saldı. O dalları, budakları, yeşerdi. Dikkat edin. Bir kimse balçığın içerisinde durabilir. Balçık olmadıysa, ümit varsınız. Balçık olmadıysa, balçığın içerisinde, hala da iyi duruyorsa, balçığın içerisinde, hala da kendine ait karakteri var ise, balçığın içinde dahi, kendine ait özü sağlam ise, onda ümit vardır.
O muhteşem bir derviş olur. Hz. Ömer misali, Hz. Ebu Bekir misali, Hz. Ali misali, Ebu Zerif Gifari misali. Bunların özleri sağlamdı. Özü sağlamsa bir kimsenin, meyhanede de olsa, barda da olsa, pavyonda da olsa, gayrimeşru yolda da olsa, İslam'ı yaşamasa da, dini yaşamasa da, özü sağlamsa, siz ondan muhteşem bir sufi çıkarırsınız orta yere. Ama özü bozuksa, balçığın içinde de bozuktur o, dinin içinde de bozuktur. Dinin içerisinde gıybetçi, oynak, her tarafı böyle oynayan, böyle her tarafından, her türlü ses çıkan bir Müslüman tipi olur. Yoz, yobaz, hiçbir işe yaramaz, hiçbir yola gidilmez, hiçbir şey, bir işe yaramaz bir kimse olur o. Neden? Onun özü sağlam değil çünkü.
Onun sütü sağlam değil, onun kanı sağlam değil. O, kendini her an için bozmaya hazır. Her an için, tiyansın geri dönmeye hazır. Her an için, seni satmaya, beni satmaya, herkesi satmaya hazır o. Sebep, özü bozuk onun. Onu nereye götürürsen götür, değişmeyecek bir şey. Onu altın kuyusuna atsan, içi altın olmayacak onun gene. Dışı seni yakacak, içi beni yakacak. onu nereye götürürsen götür, hiçbir şey olmayacak. Ama özü sağlam, özü sağlam, kurban olayım onlara ben. Özü sağlam, velev ki namaz kılmasın. Özü sağlam, velev ki oruç tutmasın. Özü sağlam, insan gibi insan, karakteri sağlam, hiç umurumda değil. Ben onu başıma tac ederim. Onunla yol giderim.
Onunla ölümüne yürürüm. Sebep, özü sağlam çünkü. özü sağlam, seni yolda satmaz. Tiyansın demez. Ya, acaba doğru mu yoldayız ya? Aa, böyle mi acaba ya? Ya, onlar da böyle, biraz argo ya. Deyip, geri dönmez o. Evet, o düp düzgün durur. Böyle bir kimse varsa, arkadaşınız, tutun elinden. dost ondan olur, arkadaş ondan olur. Ölümse ölüm, kalımsa kalım, yürür seninle beraber. Başına ne gelecekse gelir, yürür seninle beraber. Kadın erkek değişmez bunda. Er, erdir. Erin kadını erkeği olmaz. Bakın, erin kadını erkeği olmaz. Böyle bir kadın olmuş olsa, bin tane adamın içerisine salsanız, bin tane adam dokunamaz ona.
Bakın, bin tane adam olacak, on bin tane adam olacak. O kadını o adamların içerisine salsanız, valla on bin kişiyi dize getirir o. Bozmaz kendini. Bak, kendini bozmaz. Ona para vereceksin, önüne altın vereceksin, önüne makam vereceksin, mevki vereceksin, ne istersen ver. O kadın bozmaz kendini. Kadının ası, kadının özü, kadının eridir o. İsterse bataklığın içinde olsun. Bakın, isterse bataklığın içinde olsun. Onu al, koluna tak, hatun diye gezdir, yedi alem tanısın onu. Bak, koluna tak, hatun diye, yedi alem tanısın onu. Hiçbir şey olmaz. Özü sağlam çünkü. Karakteri sağlam. Kimliği, kişiliği sağlam.
Paraya bozulmaz, makama bozulmaz, mevkiye bozulmaz, adama bozulmaz, çocuğa bozulmaz, hiçbir şey bozulmaz o. Kata, yata, arabaya bozulmaz, ser önüne ne serersen. Varlığa bozulmaz, yokluğa bozulmaz. Sıkıntıya bozulmaz, darlığa bozulmaz, hastalığa bozulmaz. Şana bozulmaz, şöhrete bozulmaz, bozulmaz da bozulmaz. O kadının eridir. Vay, bana mantı almadın, tiyansın, dönüyor. Vay, ellere bilezik taktılar da, bana takmadın, tiyansın, dönüyor. Vay, ben bugün aç kaldım, tiyansın, dönüyor. Vay, ben tok kaldım, tiyansın, dönüyor. Vay, senin teyzen şöyle dedi, tiyansın, dönüyor. Allah muhafaza eylesin. Ömür boyu çile çektirir adama. Özü sağlam değil çünkü.
Özü sağlam erkek. Varlıkmış, yoklukmuş, sıkıntıymış, darlıkmış. Hiç umurunda değil adamın, yürüyor. Hanımına sahip çıkıyor, çocuklarına sahip çıkıyor, her şeyine sahip çıkıyor. Adam gibi adam. Yiğit. Hiç gözünü kırpma. Al arkadaşına dost diye yürü. Ordunun üstüne yürü. Aklına dahi getirme, bu adam geri döner mi diye. O da adamın eri. İşte Sufilik, bataklığın içinden alıp, bataklığın içinden alıp, onu köklendirip, yeşertmektir. Hz. Pir burada neyi demek istedi, bilemedim ama benim gönlüme gelen bu oldu. İşte onlar ne yapıyor? Onlar yaprak açıyor, çiçek açıyor, dal budak sarıyor. Onlar ne yapıyor? Çevreye ve etrafa, iyilik yapıyor.
Meyve veriyor. Ve, düp düzgün, bir insan karakteri oluşuyor. Sufilik bu. Yani, tavşan madem ki, bizim için, sufi bir, aklı simgeliyorsa, emmareyi yendi. Emmareyi yenince, diğerlerine, ne yaptı? Müjde vermeye koşturdu. Her meyve ve her yaprak, tomurcunun diliyle, Allah'ın şükrünü, terennüm eder. Ve, işte o, yetişmiş olan sufiler, her şeyle ne yaparlar? Allah'a hamd ederler. ve Allah'a olan, Allah'a olan, hüsnü niyetlerini, şükürlerini, hamdlerini, yerine getirirler. Yani, Allah yolunda, mücadele ederler. Koşuştururlar. Onlara makam, mevki, şan, şöhret, hal, rüya, hiçbir şey, onların önüne engel olmaz.
Bizim aslımızı, ihsan sahibi Allah yetiştirdi. Nihayet, ağaç kalınlaştı, doğrulup yükseldi de. İşte bu sufileri, bu topluluğu yetiştiren kim? Allah. Bizim aslımızı, özümüzü yetiştiren O. Bize ruhlar aleminde, üfleyen O. Bize ayağını sabit ede, kendi sevgisini, Muhammed Mustafa'nın sevgisini, bahşeden O. İyilikler Rabbinizden, kötülükleri nefsinizden bilin. Ayet-i Kerime, o zaman, bu iyilik, bu güzellik, bu tatlılık, bu özün sağlamlığı, bu kanın sağlamlığı, bu südün sağlamlığı, Cenab-ı Hak'ın, ilmi ilahisinden bir lütuf, bir ikram, bir ihsan, bunun hamdini yapmak gerek. Bunun teşekkürünü yerine getirmek gerek.
Sen bir sufi dergahla karşılaştın, oraya sufi olduysan, sağlam bir yerde, bunun hamdini yerine getir. Bunun şükrünü yerine getir. nankörlerden olma, geri dönenlerden olma, gevşeyenlerden olma, bozulanlardan olma, yıkılanlardan olma, olma. Dostor ol, ip gibi ol, ip gibi ol. Kendini bozma, paraya, pula, makama, mevkiye bozma. Kendini bozma, parasızlığa, yokluya, sıkıntıya, bozma. Sen helalından iste her şeyi. Çalış, mücadele et, gayret et. Merak etme, Allah, kendi yolunda mücadele edenlerin yollarını açar. Allah yolunu açar. Allah'a iman et ve inan. Allah'ın üzerine hüsnü zan besle. Kendi kendine şöyle düşünme, bana yardım etmez diye düşünme.
Benim işim ne olacak diye düşünme. Hüsnü zan besle, o sana yardım edecek. Hüsnü zan besle, senin sıkıntını giderecek. Hüsnü zan besle, kimi meydanda bırakmış ki, seni de bırakmayacak. Sen yeter ki tevhide devam et. La ilahe illallah devam et. Namazına devam et. Orucuna devam et. Geceleri ağlamaya devam et. Duaya devam et. O hiçbir şeyi, hesapsız, kitapsız bırakmaz. Meydanda da bırakmaz. Sen yeter ki, dosdoğru onun ipine, dosdoğru sarıl. Allah bizi onlardan eylesin. Ve iyilikleri de Rabbinden gör. Güzellikleri Rabbinden gör. Kendi nefsini kabartma. Ben yaptım deme. Kendi nefsini öne çıkarma.
Allah muhafaza eylesin. Nihayet ağaç kalınlaştı, doğrulup yükseldi de. O zaman sen, tabiri caizse, ben bazen derim ya, liman babası gibi ol. Herkes kemendini sana atsın. O ağaç gibi ol. Kökün yerlerde, kök salsın. Rüzgardan devrilmesin. Fırtınadan kopup gitmesin. Hastalıktan çürümesin. İçinde kurt dolaşmasın. Kökün sağlam bassın yere. Nice fırtınalar göreceksin daha. Nice, nice, nice, nice fırtınalara maruz kalacaksın. Soğuya maruz kalacaksın. Sicaha maruz kalacaksın. Gelecek geri zekalının birisi, senin dalını budanı kesmeye çalışacak. Geri zekalının birisi gelecek, seni zehirlemeye çalışacak. Geri zekalının birisi gelecek, senin meyvanı taşlayacak.
Olgunlaşmadan düşürmeye çalışacak. Yolmaya çalışacak yaprağını. Senin kökün sağlam olsun. Sen onun bunun gıybetinden yıkılma. Onun bunun sözünden yıkılma. Onun bunun dedikodusuyla yıkılma. Sağlam dur. Kökünü sağlamlaştır. Hiçbir şey seni sallayamasın dahi, ırgılayamasın dahi. Senin dalların, budakların da arş-ı alaya değsin. Sen öyle iyi insan ol. Sen öyle sufi ol, dalın budan arş-ı alaya değsin. Arş-ı alaya çıkan, senin meyvanı yesin orada. Bu kimin meyvesi dediklerinde, bu ilk sufinin meyvesidir desinler. Cennete gittiklerinde senin meyveni yesin herkes. Allah senin zikrinden oraya bir ağaç dikmiş, o ağacın meyvesinden cennet halkı nimetlensin.
Sen öyle zikret. Sen öyle zikret cennet halkı. Yani Allah'ı çok zikretmeyen, az zikredip de cennete gidiyen o cennet halkı, senin zikrinden, Cenab-ı Hakk'ın oluşturduğu meyvelerden yesin. Sen öyle zikret. Senin kökün dünyada, meyvelerin cennette olsun. Senin kökün dünyada, meyvan arş-ı alada olsun. Senin kökün cennette, senin meyvan öte alemde olsun. Sen öyle ol. Öyle sağlam bas. Senin bir dalın dünyada olsun, dünyada kınlar yesin, bir dalın öbür perdelerde olsun, orada kınlar yesin, sen öyle ol. Sen Muhammed ümmet etsin çünkü. Sen alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetisin. Sen de alemlere rahmet olma yolunda koş.
Kökünü sağlamlaştır, meyveni olgunlaştır. Dallarını çoğalt, meyvelerini sarkıt. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Su ve çamur içinde olan canlar da, bataklıklardan, su ve çamurdan kurtulunca, gönülleri sevinç dolu bir halde, Allah aşkının havasında raks ederler. Ayın on dördü gibi, noksansız ve tam bir hale gelirler. Sen o hale gelince, artık sen, aşkın perdelerinde dolaş. Sen sudan, çamurdan kurtuldun. Dört ana asır erba sende gitti. Yani ateş, hava, su gitti sende. Ya, hiçbir şey kalmadı. Yürü, sen olgunlaştın, sen kemale erdin. Artık sen velilerdensin. O yüzden sudan, çamurdan kurtuldun. Artık ötelere doğru yürüyeceksin.
Ötelere doğru yürürken, aşkın neşesinden, aşkın zevkinden, ayağını vuracaksın, kolunu çırpacaksın. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Tenleri oynayıp durur. Ya canları ne haldedir? Sorma. Tamamıyla can olanlara gelince, onları hiç sorma. İşte burada da Hazreti Pir, Allah alem, birkaç sufi örneği gösteriyor bize. Ya tam canda can olanlar, onları sorma. onları anlatmak, Pir makamına gelenler, onları anlatmak dil yetmez. Ama bir de var, onlardan bir çıt altları var. Evet, onlar da ne yapıyorlar? Oynayıp duruyorlar. Sevgiliyle dost olmuşlar. Sevgilinin sofrasındalar. Evet, sevgilinin sofrasında olmanın neşesinde zevkindeler.
Allah cümlemizi onlardan eylesin. Tavşan aslanı zindana soktu. Aslan için ne ayıp şey. Bir tavsancıktan geri kaldı. Nefs-i emmâre için ne ayıp bir şey değil mi? Yani devasa bir aslanı düşün. O devasa aslan, küçücük bir tavşanın oyununa geldi. Küçücük bir tavşanın oyununa geldi. Bu büyük bir zül. Öyle değil mi? İşte kibirlenenler, nefsi emmareye tabi olanlar, nefsi emmarenin peşinde koşanlar, cahil kibirliler. Çünkü her kibirli cahildir. Her cahil kibirlidir, her kibirli de cahildir. İşte bunlar ne yaptı? Kibirlerinden dolayı tavşanın oyununa düştü. Yani kamil bir akıl onları oyuna düşürdü. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Böyle bir ayıba sahip olduğu halde, şaşılacak şey şurasıdır ki, bir de kendisine Fahrettin lakabını takmalarını ister. Fahrettin neydi? Dinde ihtiyar sahip olan. Değil mi Fahrettin? Senin ismin değil mi? Evet. Burada tabi böyle bu Fahrettin lakabını takmalarını ister deyince, benim içime gelen öyle bir şey oldu.
Şimdi, Hz. Pir'in babasının üstadı öyle olması lazım. Fahrettin'in razı ile aynı dönemin insanları. Yani, Hz. Pir Fahrettin'in razı'dan sonra bir böyle hatırladığım kadarıyla Fahrettin'in razı biraz sufilere ters bakarmış. Böyle bir sıkıntı yaşamışlar birbirleriyle aralarında. Bu evliya menkıbelerinde geçer. Ve tabi Fahrettin'in razı malum tabi işin sonunda yenilmiş. Hz. Pir Allah-u Alem buna atıfta bulunuyor. Çünkü Fahrettin Fahrettin ismini takarlar, lakabını takmak isterler dediğinde ona atıfta bulunuyor herhalde.
Biz büyüklerin işine karışmayalım. Onlar birbirlerine atıfta bulunurlar, birbirlerine bir şeyler derler, birbirlerine bir şey söylerler. Biz aralarında çiğnenir kalırız sonra. Allah muhafaza eylesin. Ama Allah-u Alem bu onunla alakalı bir şey. Tahmin ediyorum sadece. Başka bir şey yok. Çünkü buraya bir not da almamışım. Aklıma gelen o oldu şimdi. Notsuz burası. Allah-u Alem öyle. Allah'ım iyi etsin inşallah. Ey kişi! Sen bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. Tavşan gibi olan nefsin seni nasıl kahretti? Hz. Pir şimdi sufilere döndü. Dedi ki, sen bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın.
Yani, sen bu dünyanın çıfıtlığına gittin. Sen bu dünyanın bozukluğuna aldandın. Sen bu dünyanın süsüne aldandın. Ve kendini kuyuya hapsettin. Ne kuyusuna? Dünya kuyusuna. Sen dünya kuyusuna kendisini hapsettin. Emmarede durduğun müddetçe, nefsinin isteklerini yerine getirmeye devam ettiğin müddetçe, sen bu dünya kuyusunda hapis olarak kalacaksın. Ve, tavşan gibi bir kimse ne yaptı? Seni kahretti. Yani, burada tavşan zahiren küçücük bir şey, aklı çalışmayan bir kimse, ama nefsi emmareyi yendi. Nefsi emmareyi, onu ne yaptı? Onu, kuyunun içerisine hapsetti. Nefs-i emmâre seni. Ve nefsi emmarede durduğu müddetçe, böyle küçücük şeyler, seni aldatacak.
Seni kandıracak. Sen heva hevesine kurban olup, o ömrün boyunca, kuyunun dibinden, kurtulamayacaksın. Ne zaman ki sen, emmareden, levvameden, mülhümeden, kurtuldun, ondan sonra sen kuyudan kurtulacaksın. Yoksa o kuyunun içerisinde kalmaya devam edeceksin. Nefsin neyi emrediyorsa, sen onu yerine getireceksin. Haram tanımayacaksın, helal tanımayacaksın, farz tanımayacaksın, nafile tanımayacaksın, sünnet tanımayacaksın, Kur'an tanımayacaksın, peygamber tanımayacaksın, din tanımayacaksın, akaid tanımayacaksın, fıkıh tanımayacaksın.
Ya, ne nefsin sana emrediyorsa, sen onu yerine getireceksin, icra edeceksin. Sebep, çünkü sen emmarenin kulusun, o esnada. Emmare ne diyorsa, onu yapıyorsun. Emmare sana diyor ki, git filanca restoranda, harika bir yemek ye, sen gidiyorsun, orada yiyorsun. Orada yemek yiyenler, gıptayla bakıyorsun, özeniyorsun. Şataat yapan, şatafat yapan, Kur'an ve sünnetin dışında, yaşayanlara özeniyorsun. Kur'an ve sünnetin dışındaki, hal ve hareketlere özeniyorsun. Yapamasan dahi, o özentiden, günaha kebair'e giriyorsun. Çünkü eline fırsat geçmiş olsa, yapacaksın. Eline fırsat geçse, yapacaksın. Asıl, asıl, nefisle mücadele, elinde fırsat varken, yapmamaktır.
Hani diyor ya, onlar, Arşalan'ın gölgesinde, gölgelenecek. Kim? Gecenin diyor, yarısında, çok böyle şanı, şöhreti, güzelliği yerinde, bir kadın sana gel dedi de, ben Allah'tan korkarım, gelemem dediğinde diyor, Arşalan'ın gölgesinde, gölgeleneceksin. Bunu yapmaya muktedir misin? Evet. Bunu yapabilir misin? Evet. Ama yapmıyorsun. Asıl, nefis mücadelesi bu. Birinin boğazını sıkıp, yere vurmaya muktedir misin? Muktedirsin. Adam gelmiş, sana hakaret etmiş. Sen boğazını sıkıp, kolunu kıvırıp, yere indirebilir misin? Onu indirebilirsin. Yapmıyorsan, nefis mücadelesi bu. Bir tokat da onu yere serer misin? Serersin. Sermiyorsan, nefis mücadelesi bu.
Bunu içmeye muktedir misin? Muktedirsin. İçmiyorsan, nefis mücadelesi bu. Cebinde para var. Meyhaneye gidebilir misin? Gidebilirsin. Gitmiyorsan, nefis mücadelesi bu. Gitmediğinden dolayı, sevap alıyorsun. İçmediğinden dolayı, sevap alıyorsun. Tatil yapmaya muktedir misin? Evet. Antalya'da, deniz kenarında, her tarafını meydana açıp, güneşlenmeye, paran var mı? Var. Ama gitmiyorsun ya, gitmemekten dolayı, sevap alıyorsun. Bakın, yapmamaktan dolayı, sevap alıyorsun. Sebep, nefsinle mücadele ettin. Kadını dövmeye gücün var mı? Var. Sövmeye gücün var mı? Var. İteklemeye, kaklıklamaya gücün var mı? Var. Bir hatasından dolayı, bunu yapmıyorsan, sevap alıyorsun. Nefisle mücadele bu.
Kadın, isterse emek yapar mı? Yapmaz. İsterse bulaşığı yıkamaz mı? Yıkamaz. İsterse çocuğa bakmaz mı? Bakmaz. Sen kucağında çocuk dolaşır mısın? Evet. Kadın bunu yapmak zorunda olmadığı halde yapıyorsa, nefsiyle mücadele ediyor. Alkışlıyoruz kadınları. İsterseniz alkışlamayın hadi. Salim, sen ne alkışlamıyorsun? Allah iyiliğini versin senin ya. Ne yapacağız? Sen alkışlamadın gibi geldi. Alkışladın. Görmedim elini de, o yüzden. Ay maşallah, subhanallah. Tamam. Biz kadınlarımıza kıymet veririz, değer veririz. Biz alkışlarız eşlerimizi. Sufi demek, eşine değer veren, çocuklarına değer veren, evine değer veren, kıymet veren kimsedir.
Sen değer verirsen kıymetlenir. Sen değer vermezsen kıymetlenmez. Baba çocuğuna değer katar. Adam kadınına değer katar. Adam. Evet. Kadına değer katan adamdır. Adam kıymet verirse, kimse onun gözünün üstünde kaşın var diyemez. Babamdan öğrendim bunu. Anneme bir Allah'ın kulu, babamın sağlığında öldükten sonra da benden dolayı diyemediler. Bir Allah'ın kulu anneme, gözünün üstünde kaşın var diyememiştir. Kendi abileri dahil. Babam maşallah, küfür noktasında edebiyatı çok genişti. Şeytan düğmeliklemiştir önünde.
Böyle edebiyatı genişti ya. Arkasından ne gelecek diye bekliyorduk biz. Böyle repete yok. Hep yeniler var böyle. Kişinin şahsına münhasır küfür üretiyordu. Yani o küfürleri yemektense, hemen çıkar, ver ağzına güm, küt, git. Yani o küfür yoksa ona vuracaksın çünkü. O yüzden anneme kimse dokunamazdı. Eşlerinize sahip çıkacaksınız. Eşinize sahip çıkanız, eşinize sizden başka laf söyleyen olmayacak. Evet. Eşiniz de bunun farkına varıp, herkese ahkam kesmeyecek. O da terbiyesiyle, vakarıyla hareket edecek. Ama bilecek ki, eşi onun hakkını korur. Bilecek ki, eşi onu muhafaza eder. Bilecek ki eş onun arkasında, Uhud sıradalları gibi duruyor.
Çocuk bilecek, bir baba var arkada, Uludağ gibi duruyor. Çocuk onu bilecek. Kadın erkek, kız erkek çocuk, hiç önemli değil. Diyecek ki, babam var arkamda Uludağ gibi. Bu, sufilik terbiyesidir. Biz o yüzden eşlerimizi alkışlarız. Çocuklarımızın arkasında dururuz. Terbiyesinin de arkasında dururuz. Sakın ha! Haram işlemeyeceksiniz. Haram davranmayacaksınız. Haramla iştigal etmeyeceksiniz. Sakın ha! Bizim kırmızı çizgimizdir haram. Haram bizim kırmızı çizgimizdir. Bunu yerleştireceğiz. İşte diyor ki, sen emmare kuyusunda durursan, aldanırsın.
Emmare kuyusunda durma. Emmare kuyusunda oyalanma. Emmareden çık. Kendine bir üstad ara. Bir üstad bul. Git, onun elinden tut. Allah yolunda yürü. O üstadın elinden tut. Bırakmamacasına tut. Hele hele böyle yalım yapşak değil. Döp düzgün tut. Döp düzgün tutacağın bir üstad bul. Kim olursa olsun. Tuttun mu bir el? Bırakma. Onun da sözlerini dinle. Bu kim olursa olsun. İsterse ağaç olsun bağlandın. Sözünü dinle Kur'an ve sünnet tarihisinde. Yap dediğini yap, yürü dediğinde yürü. Otur dediğinde otur, kalk dediğinde kalk. Sözünü dinle. Nefsine uyma, nefsini şeyh edinme. Nefsini şeyh edindiği müddetçe o emmare kuyusunda duracaksın.
Yüz bin tane şeyhe bağlan, önemli değil. Sen nefsine uyduğun müddetçe, nefsini şeyh ettin müddetçe emmare kuyusunda duracaksın. Kime intisap edersen et. Kime intisap edersen et. Sen nefsine uyduğu müddetçe emmare kuyusunda duracaksın. Allah muhafaza eylesin inşallah. Senin nefsin sahrada yiyip içmekte, zevk ve sefa etmekte. Sen ise şu dedikodu bahis ve münakaşa kuyusunun dibindesin. Sen nefsine uymuşsun ya, nefsine uyduğundan dolayı yiyip içiyorsun boyuna. Zevkü sefa ediyorsun. O emmare kuyusundaki o senin zevkü sefan sana gerçekmiş gibi geliyor. Sanki kalıcıymış gibi geliyor.
Değil, sen dedikodu ve bahis ve münakaşa kuyusunun dibindesin diyor. Sen o münakaşa, o nefisin oyunlarının içine düşmüşsün. Sen o öyle miydi, bu böyle miydi, bu hadis böyle miydi, bu ayet böyle miydi, şu şöyle miydi, bu böyle miydi? Boyuna münakaşa et. Emmareden kurtul. Emmareden kurtulmadığın müddetçe kurtuluşu bulamayacaksın. Allah muhafaza eylesin. Amin. O aslan avcısı, tavşan, av hayvanlarının bulunduğu yere koşup birbirinizi muştulayın. Size müjdeci geldi. Müjde ey zevkü sefaya dalmış olanlar. Müjde ki o cehennem köpeği geldi, cehenneme gitti dedi. Evet. 1355'den devam edeceğiz inşallah.
Şuraya bir not düşelim. Sorulara da bakacağım inşallah. Ben dergaha yeni katılan bir bayan kardeşinizim. Eşim gelip ders almamı çok istedi.
Hamdolsun nasip oldu. Ama şimdi de çocuklarımızı bahane ederek gelmek ve bizi getirmek istemiyor. İki erkek çocuğum var. Burada yetişsin istiyorum. Eşim rahat gelip gitmek istiyor. Husis'i bugünlerde arkadaşlarını alıyor. Bizi almamak için misafir davet ediyor. Ben ne yapabilirim? Bizim en büyük handikaplarımızdan birisi bu erkek kardeşlerde. hem eşlerine ders aldırıyorlar, hem getirip götürmek onların nefislerine zor geliyor. Hem ders alsınlar diye uğraşıyorlar. Doğru. Ders aldıktan sonra da onları getirip götürmek onlara zul geliyor. Bir böylesi var. Bir daha var. Dervişle evleniyor. Dervişle evlenmezden önce o kızcağız işte her derse geliyor. Bunu biliyorlar.
Bunu bile bile bir derviş kızla evleniyor. Dervişle evlendikten sonra yok bugün hava soğuk, yok hava bugün yağıştı, yok çocuk hasta olur, yok çocuk üşütür. Bu sefer de onlar da öyle bırakıyor. Hepsi de yanlış. Allah muhafaza eylesin. Doğru değil yaptığı arkadaşların. Doğru değil. O yüzden bir erkek eşi derse gelmek istediği halde getirmiyorsa, çocukları derse gelmek istediği halde getirmiyorsa sorumlu.
Allah muhafaza eylesin. İnsanlar hayır yapar, mükafatları akıllarına göre verirler. Ramuz el hadis. Akılları mı, niyetleri mi ya? Bu hadise bir daha baksın bu kardeş. Bu böyle şey gibi gelmedi bana. Niyetse eyvallah. İnternetten bakmışsınız bu hadis-i şerife.
Ramuz el hadis. Evet. Buradaki akıldan kasıt büyük bir ihtimalle niyeti o kimsenin. Yani akıllarına göre mükafatını alacak.
Yani aklı ilgilendiren şey niyet çünkü. Niyetine göre mükafatını alacak. Eğer aklı ne kadar olgunlaştıysa, kemal erdiyse, niyeti de o kadar olgunlaşacak ve kemal ercek. Böylece mükafatı daha artmış olacak. Bu ramuz el hadisi ben çok okumadığımdan dolayı benim ilgimi çekti bu. El Fatiha.
Amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun inşallah. Geceniz hayır olsun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi