Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 13 Kasım 2021 · 1:03:24
Eftâli zekârfâle mennâhû, la ilâhâ, El-Mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, Rabbim gecemize hayırlı eylesin inşâAllah, Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batılla karşı cihad eden, ümmetlerinden eylesin, kullarından eylesin, Cenab-ı Hak tüm ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin,
Rabbim memleketimize yardım eylesin, memleketimize ikram eylesin, memleketimize ihsan eylesin, Cenab-ı Hak düm cümle derviş kardeşlerimizin maddi manevi hastalıklarına şifa versin, cümle derviş kardeşlerimizin dertlerine derman versin, sıkıntılarına def eylesin, müşkülatlarını hal eylesin, bizleri de Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretlerinin yolundan gitmeyi nasip ve müesser eylesin, inşallah bu akşamki meslevi sohbetlerimize geçen haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz, Allah izin verirse inşallah, 1310. beyitten devam ediyoruz.
Böyle bir kısaca özet olarak, ne yaptı tavşan, işte sıra ona gelince aslana yem olarak, nereye kadar bu zulüm dedi, aslana itiraz etti. Ve aslanı ne yaptı, kendi oyununa, kendi tezgahına doğru çekmeye başladı. Bir tuzak kurdu, o tuzağa doğru aslanı götürdü. Aslan neydi? Nefsi emmareydi. Tavşan neydi? O da nefsi kamileydi. Yani kemalata ermiş, olgunluğa ulaşmış, doğru akla ulaşmış. Bir simgeydi tavşan bu manada. O yüzden tavşan ne yaptı? Dedi ki, ben sana gelecektim ama yolda bir aslana rastladım. Yanımda bir tane de dedi, semirmiş, taze bir tane daha tavşan vardı. Onu da sana hediye olarak getiriyordum.
Ama o yoldaki tavşan bizi engelledi, ben canımı zor kurtardım dedi. O tavşan da hiddetle, o aslan da hiddetle, o kendisine rakip olan, kendisini böyle yoldan alıkoyan, o aslanı parçalamak için yola çıktı. Ama o yavaş yavaş nereye gidiyordu? Tavşanın kurmuş olduğu tuzağa gidiyordu. Ve o tuzağa doğru ne yaptı? Yol aldı, nereye kadar geldiler? En sonunda kuyunun başına geldiler. Kuyunun başındalar. Daha ziyade zalim olanın kuyusu daha korkunçtur. Adalet daha kötüye daha kötü ceza verilir buyurmuştur. Demek ki tavşan şimdi nasihat ediyor. Daha zalim olan, normalde bu kuyu bir şey değildir. Ama bir de zalimlerin kuyusu vardır.
O zalimlerin kuyusu daha korkunçtur. Adalet daha kötüye daha kötü ceza verilir buyurmuştur. Adalet ne yapar? Doğru adalet zalime gerekli olan cezayı verir. Kim bir kötülük yaparsa, adalet o kötülüğünün karşısında onun cezasını vermeli. Bir de hak ettiği cezayı vermeli ki, adalet adalet olsun. Ve bir de adalet gecikmeden verilmeli ki, o zaman adalet adalet olsun. Eğer doğru adalet uygulanmıyorsa, orası zulümle idare ediliyordur. Zulümle idare edilen yerler de batmaya, dağılmaya mahkumdur. O yüzden Şura Suresi Ayet 40. Kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür. Demek ki kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülük. Yani bu demek değildir ki, size birisi kötülük yaptığında siz de ona kötülük yapın.
Kötülüğe denk bir kötülük, devletin verecek olduğu ceza. Ona denk olacak. Ona denk olmazsa, o zaman ceza yerli yerine bulmadı. Yani bir kimse birisini haksız yere öldürdü. Haksız yere öldüren kimsenin denk cezası öldürülmesi. Eğer böyle değilse, o zaman adalet yerini bulmalı. Kim affeder ve ıslah ederse, ejri Allah'a ettir. Muhakkak ki Allah zalimleri sevmez. O zaman normalde kötülüğün karşılığı, denk kötülük. Ama affederse, bakın burada affetme yetkisi kime ait? Kötülük kime yapıldıysa ona ait. Bir başkasına ait değil bu. Birisi sizin paranızı çaldı. Ancak siz affedersiniz. Birisi sizin namusunuza tasallut etti.
Ancak o namusuna tasallut edilen kimse affedebilir. Onu devlet affedemez. Onu krallar affedemez. Onu hacısı, hocası, şeyhi, piri affedemez. Kim affedecek onu? O kötülüğe maruz kalan kimse. O kendi malına, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine dokunulan kimse ancak affedecek. Başka türlü bir başkası onun adına affedemez. Yine başka bir bakara ayet 194'te. Kim size saldırırsa siz de tıpkı onun saldırdığı gibi ona saldırın. Bu da devlet hukukudur. Bu da devletin hukukudur. Bu da ümmetin hukukudur. Bir devlet veya bir topluluk ümmete saldırıyorsa, ümmetin de ona saldırma hakkı doğar. Bu kaçınılmaz sondur.
Birisi sizin sınırlarınızı ihlal ederse, sizin de ona karşılık verme hakkınız doğar. Birisi sizin malınıza, mülkünüze, canınıza kastetmeye kalkarsa, saldırırsa, sizin de kendinizi koruma hakkınız doğar. Hatta saldırma hakkı doğar. Çünkü bir kimse size elinde bıçakla veyahut da elinde tabanca ile saldırsa, siz ona bu sefer müdahalede bulunsanız, onu öldürseniz, ölürseniz, İslam hukukuna göre ölen insan iki günah işlemiş oldu.
Neden? Silahı önce o çekti. Birçağı önce o çekti. Tabancaya önce o davrandı. Bu sefer o iki suç işlemiş oldu. İki katil oldu. Çünkü saldırana karşı saldırmak sizin hakkınız oldu. Saldırana karşı saldırmak. Ülke olarak düşünürseniz, bir ülkeye bir ülke saldırırsa, o ülkenin ona saldırması hak oldu. Hani bazen zaman zaman konuşuluyor ya, işte Afganistan'daki, hani adı neydi topluluğun?
Taliban. Ne? Taliban terörist. Sebep? İşgale karşı çıktığı için. O zaman Kurtuluş Savaşı'nı yapan bütün zevat terörist mi olacak? Sebep? Ülkeyi işgalden kurtarmak için mücadele edenler terörist mi olacak? Saldırmışsın. Kim saldırmış? Rusya. Kim saldırmış? Amerika. Kim saldırmış? Fransızı, İngiliz'i, osu, busu, bütün hepsi de toplanmış saldırmışlar. Oranın yerel halkı ülkesini savunuyor. Sen nereden terörist diyorsun ona? Ama tırnak içerisinde Batı, Batı tırnak içerisinde kim onun menfaatini savunmazsa terörist ilan eder. Batı'nın stratejisi, oyunu, tezgahı budur.
Hilesi budur. Siz Batı'nın menfaatlerine uygun hareket etmezseniz, ülke olarak da terörist olursunuz, topluluk olarak da terörist olursunuz, gerici olursunuz, yobaz olursunuz, ondan sonra her şey olursunuz. Ama saldıran kendine bakmaz. Adamlar bir gün sabaha karşı Libya'yı komple bombaladılar. Ne Birleşmiş Milletler kararı var, ne bir şey var, hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Zaten bu Birleşmiş Milletlermiş. Oymuş, buymuş, hepsi de fasafiso bunların. Gavurcuklar toplanmışlar, bir birlik kurmuşlar. Başka bir şey değil, kendilerine uygun beş tane de çete koymuşlar ona, o beşli çete yönetiyor orayı. Başka bir şey değil, Birleşmiş Milletler'in kararı mı var Libya'ya saldırılacak diye?
Zaten bir ülkeye saldırmak için Birleşmiş Milletler kararı mı olur ya? Var mı böyle bir şey? Ama saldırır. Veyahut da Afganistan'a saldırır, Suriye'ye saldırır. Saldırır, bakın saldırır ve o saldırıya karşı çıkanların hepsi de terörist olur. Oysa İslam, Müslümanlara bu hakkı veriyor. Saldırana saldırırsınız. Saldırana saldırırsınız. Diyeceksiniz ki, yine bu ayetleri, bakın bunları böyle konusu geldiği için söylüyorum bunu. Adaletle alakalı. Ümmet-i Muhammed'i uyuşturuyorlar. Ümmet-i Muhammed'i uyutuyorlar. Ümmet-i Muhammed'i uyuşturaraktan, uyutaraktan ülkelerini, ülkelerini sömürüyorlar. Yeraltı zenginlikleri, yerüstü zenginlikleri, insan zenginlikleri, parasını, pulunu, her şeyini sömürüyor.
Her şeyini sömürüyorlar. Adamların hiçbir iş yapmalarına gerek yok. Oturdukları yerde kağıtla oynuyorlar. Senin bütün kazancını alıp götürüyorlar. Kağıtla oynuyorlar. Bildiğin kağıtla. Saldırıyorlar. Neyle saldırıyorlar? Ekonomiyle, kağıtla saldırıyorlar. Bir yılda ülkede dolar yüzde kırk değer kazanmış. Bu bir saldırı. Bakın bu bir saldırı. Saldırınca senin de ona saldırma hakkın doğuyor. Saldırı illaki kılıçla, silahla, tankla, tüfekle değil. Saldırıyor. Bütün İslam dünyasına saldırıyor. Bakın bütün İslam dünyasına saldırıyor. Saldırıyor. Bu saldırıyı görmüyor İslam dünyası.
Adam oturduğu yerde, bir yılda oturduğu yerde, bakın oturduğu yerde kılını kımıldatmadı. Adam oturdu bilgisayarın başına, al takke, ver külah, o beyaz kağıt senin, bu siyah kağıt benim, bu mavi kağıt senin, o kağıt senin, bu kağıt benim. Yıllık yüzde kırkımız gitti bizim. Saldırı. Bildiğiniz saldırı. Buradan şunu çıkarmayın. Yok bu hükümete yönelik konuşuyor, işte hükümeti destekliyor, hükümeti temize çıkarıyor. Böyle bir şey konuşan kimse beni anlamamıştır. Ben ülkesini seven, devletini seven, milletini seven bir insanım. Hangi hükümet olursa olsun, yüzde kırk bir ülkede dolar prim yapıyorsa, saldırı altındadır o ülke.
O ülke saldırı altındadır. O ülke topyekun bu saldırıya karşı saldırı cevap vermesi gerekir. Topyekun. Ancak adalet o zaman tecelli eder. Bu uluslararası adalet. Senin ülkene saldırıyorlarsa, sen cevap verme hakkın doğarsın. Senin ülkene terörle saldırıyorlarsa, senin topraklarına fuhuşla saldırıyorlarsa, uyuşturucuyla saldırıyorlarsa, faizle saldırıyorlarsa, senin ülkene haramlarla saldırıyorlarsa, ahlaksızlıklarla saldırıyorlarsa, senin buna cevap verme hakkın doğar.
Ülke Müslümanları uyuşturulmuş vaziyette. Ülke Müslümanları uyutulmuş vaziyette. Ülkenin insanları uyumuş ve uyutulmuş teker teker kaleleri zapt ediliyor. Teker teker saldırı altındayız, ahlaki saldırı altındayız, kültürel saldırı altındayız, ekonomik saldırı altındayız, askeri saldırı altındayız. Bunu görmüyor insanlar ve böyle devam ettiği müddetçe adalet yerini bulmaz.
Ahlaki saldırı altındayız, Kur'an ve sünnetin dışındaki ahlak, normal ahlakmış gibi içimize oturtuluyor. Ne kadar Kur'an ve sünnetin dışındaki ahlaksızlık var ise, hepsi de birer yeni ahlaki forummuş gibi bizim önümüze konulup bunu kabul etmemizi istiyorlar. Ahlaksızlık saldırısının altındayız, uyuşturucu saldırısının altındayız.
Bu ahlaki çöküntü devam ettiği müddetçe hiçbirimizin eşi, kızı, oğlu, gelini, torunu emniyet altında değil. Adam daha dün haberlerde var, adam samuray kılıcıyla yoldan geçen kadını kesiyor ya. Tanımadığı insanı kesiyor. Hadis-i şerif, ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, öldüren neden öldürdüğünü bilmeyecek, ölen de niçin öldüğünü bilmeyecek. Adalet tecelli etmez, tesis edilmezse, siz bu saldırılığa cevap veremezsiniz. Adam kendince düşünüp ben on yıl yatar sonra çıkarım düşüncesiyle gidip birisini çatır çatır vuruyorsa, siz adaleti tesis edemezsiniz.
Adam kadın benden boşanmasın diye, boşanıyor diye, nasıl benden boşanır diye gidip kadını canice öldürüyorsa, katlediyorsa ve siz onu katletmiyorsanız, adalet olarak durduramazsınız ne kadın cinayetini, ne çocuk tecavüzünü, ne de kadın tecavüzünü, durduramazsınız. Adalet çünkü, adalet olmazsa ülke çöker. Bir kadın on tane daha adam dolaşsa, onlarla da zina etse, onlarla cinsel ilişkiye girse, onun nikahı düşmez diye hükmediyorsanız, siz durduramazsınız bunu. Adalet tecelli edecek, adalet. Bakın, namazdan önemlidir adalet, oruçtan önemlidir adalet, bütün ibadetlerden önemlidir adalet. Senin namazı rahat kılabilmen için adalet lazımdır.
Senin ibadeti rahat yapabilmen için adalet lazımdır. Senin canını, malını, çocuğunu, ırzını, namusunu, şerefini, evini koruyacak olan adalettir. Adalet. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. O yüzden adalet terazisi şaşarsa, devlet zulmeder, insanlar zulmeder. O zulüm kuyusu, aslının zulüm kuyusundan daha berbat olur. Eğer ceza verecek olursanız, size reva görülen ukubetin misillemesiyle ceza verin. Sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha iyidir. Nahl Suresi, ayet 126. Kur'an böylece bize ne yapar? Adaleti öngörür ve kısası önümüze koyar. Demek ki misliyle hareket edilecek.
Misliyle ceza vereceksin. Misliyle ceza vermezsen, sen adaleti sağlayamazsın. Ve boşuna uğraşmış olursun devamlı. Havanda su döversin. Yapanın yaptığına kar kalır. Yanına kar kalır. Öyle olduğu müddetçe de bu devam eder. Sufiler ne kadar ahlakı, umdeleri ayakta tutup, insanların ahlakını düzeltmek için uğraşırlarsa uğrasınlar.
Eğer devletin adalet sistemi, bu güzel ahlaki sistemi ceza yöntemiyle desteklenmezse, bir sonuç elde edilmez. Ve sokaklar güvenli olmaz, şehirler güvenli olmaz, toplum güvenli olmaz. Çünkü adalet tecelli etmiyor. Allah muhafaza eylesin. Ama normalde Rabbim affa davet eder. Affedenleri üstün tutar. Ama ve lakin o suça maruz kalan kimsenin affetmesi gerekir. Allah bizi affetsin inşallah. Ey zulümle bir kuyu kazan, sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. O zaman sen bu zulmeden sana geçici bir kuvvet verilmiş, geçici bir kuvvet verilmiş. Senin kuvvetin, kudretin, şanın, şöhretin, şatafatın geçici.
Bu alemde kalıcı olan Allah, sen eğer ki bu geçici dünyada sana verilen geçici bir kuvvetle, kudretle, güçle zulmediyorsan, bil ki kendine zulmediyorsun. Ve bil ki o zulüm kuyusunu kendine hazırlıyorsun. Başkasına değil. Sen kendince başkasına zulmettiğini düşünüyorsun. Başkasını kandırdığını düşünüyorsun. Başkasını aldattığını düşünüyorsun. Başkasının yaraladığını düşünüyorsun. Başkasının sen zarar verdiğini düşünüyorsun. Değil. Ya sen kendi zulüm kuyunu hazırlıyorsun. İpek böceği gibi kendi etrafını örme. Kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz. Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma. Kur'an'dan İzaca Nasrullah'ı oku.
Yani ipek böceği ne yapar? Kendince etrafını ipek örer, örer, örer, örer. Ördükten sonra kozanın içerisinde kendini hapseder ve ölür. Sonunda ölür. Şimdi ipekçilik yapanlar ne yapar? O koza, ipek kendisi içinde öldüğünde hemen onu sıcak suyun içerisine atarlar. Neden? İçinden tekrar onun bir kurtçuk çıkacak. Bütün ipeyi keser dışarı çıkmak için. Böylece kozanın hiçbir anlamı kalmaz. Onun içerideki o nüveyi, kurtçuğu öldürürler. Ondan sonra ipeyi tekrar çıkarırlar. Demek ki normalde sen de kendi etrafına ya zulüm kuyusu örüyorsun, kazıyorsun. Ya da sen bahar bahçesi kuruyorsun. İyilik yaparsan etrafa, adaletle davranırsan sen iyilik kuyusu kazmış olursun.
Kötülük yaparsan sen etrafına kötülük kuyusu kazmış olursun. O yüzden kimsenin hakkına, hukukuna tecavüz etme. Kimseyi aldatma, kimseyi kandırma. Hiç kimsenin malına, mülküne, karısına, kızına elini uzatma. Haksızlık yapma. Yapma. Tuzak kurma. O tuzağı kendine kuruyorsun. Allah muhafaza eylesin. Ve Müdessür Suresi ayet 38. Her nefes, her nefis kazandığı ile bağlıdır. Yani sen ne kazanıyorsan ona bağlısın. İyilik yaptıysan sen o iyiliğe bağlısın. Kötülük yaptıysan sen o kötülüğe bağlısın.
Ve kötülük yaptıysan senin önüne gelecek o. Ayet-i Kerime zerrece iyilik yapanın iyiliği mükafatsız kalmaz. Zerrece kötülük yapanın kötülüğü cezasız kalmaz. O zaman sen zerrece kötülük yaparsan, tövbe edip, geri dönüp, kötülük yaptıklarınla helallaşmazsan cezanı çekersin. Ama iyilik yaptıysan muhakkak ki iyiliğin mükafatını alırsın.
Kıyamet günü herkes dünyadayken yaptığı iyilik ve kötülükleri önünde hazır bulacak. Ama kendisiyle günahlar arasında çok uzun bir mesafe olmasını isteyecek. Allah sizi azabından sakındırıyor. Çünkü Allah kullarına çok şefkatlidir. O zaman kıyamet günü iyilikler de kötülükler de senin önüne gelecek. Kıyameti bekleme canım kardeşim. Sen daha bu dünyadayken yapmış olduğun kötülükler senin önüne gelecek. Sen daha bu dünyadayken yapmış olduğun iyilikler senin önüne gelecek. Bunun üzerinde şüphe etme. Bunun üzerinde şeytanın vesvesesine kanma. Zerrece iyilik yaparsan onun mükafatını alacaksın. Ama o mükafatı dünyada almaya çalışma. Acele etme.
Haris olma. İnsan acelecidir ayet-i kerimesi. Sen de tecelli etmesin. Bekle. O iyiliklerinin karşılığını ahirette iste. O mahşer yerinde iste. Hiç kimsenin hiç kimseye yardım edemeyeceği o hesap anında. O hesap gününe sakla iyiliklerini. Burada da insanlara anlatma. Hava atma. Şuna yardım ettim. Bunun karnını doyurdum. Şuna şunu verdim. Buna bunu verdim. Şurada şöyle koştum. Burada böyle koştum. Bunu dillendirme. Sus. Yapmış olduğun kötülükleri de dillendirme. Yapmış olduğun yanlışlıkları ve günahları da dillendirme. Onu şahitlendirme. Onu şahitlendirerekten Allah'ın af ve mağfiretine kesik atma.
Allah örtmüş senin o günahını. Sen onu açma. Bir başkasına anlatma. Zamanın birinde bir günah işlemişsin. Bunu anlatmak zorunda değilsin. Anlatma. Tövbe etmişsin, geri dönmüşsün. Anlatma ihtiyacı duyma. Bu ancak peygamberlere, ancak bu Allah velilerine mahsus bir şeydir. Ölçü olsun diye anlatırlar. Biz de bunu böyle böyle yaptıydık. Siz yapmayın manasındadır o. Sen kendini veliler sınıfına koyma. Sen kendini üstad sınıfına koyma. Sen kendini mürşid sıfatına koyma. Anlatma yaptıklarını. Sakla.
İyiliğini de sakla. Kötülüğünü de sakla. Ört üstünü. Birine iyilik yapmışsın. İyilik yaptığın kimse senin iyiliğini anlatıyorsa anlatsın. Sen ona da tavsiyede bulunma. Benim iyiliğimi anlat deme. Bırak. O iyiliğini anlatıyorsa anlatsın. Anlatmıyorsa anlatmasın. Vefalıysa, nankör değilse senin iyiliğini anlatacaktır. Vefasızsa, nankörse, sütsüzse anlatmayacaktır.
Senin iyiliğini saklayacaktır. Yok. Nankör değilse, vefasız değilse, sütsüz değilse o zaman senin iyiliğini yedi cihanı anlatır zaten. Sıkıntı yapma. Sen anlatma. Sen ört. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kendi kendine kötülük yaparaktan kötülüğünü arttırma. Zulüm ederekten kendine zulümden bir hapishane yapma. Zulümden bir kuyu kendine kazma. Allah muhafaza eylesin. Ve sakın zayıfları, kimsesizleri, dulları, yetimleri, toplumun içerisinde zayıf olanları ezmeye çalışma. Zayıf olanları ezmeye çalışma. Zayıf olanları ütmeye çalışma. Zayıf olanları horhakir görme. Zayıf olanları horhakir görme.
Fukaraları horhakir görme. Kimsesizleri horhakir görme. Kimsesizlerin kimsesi olan Allah'ı hatırla. Fukaranın sahibi olan Allah'ı hatırla. Güçsüzün sahibi olan Allah'ı hatırla. Sakın ha bu zayıftı, bu güçsüzdü, bu fakirdi, bu küçüktü, bu büyüktü, şu bu mahalledendi, bu bu ırktandı, bu şundandı, bu bundandı deyip de onun başını ezme.
Zulmetme insanlara. İnsanların arasında adaletle hükmet, merhametle hükmet, şefkatle hükmet, sevgiyle hükmet. Sakın ha. Kardeşlerin arasında ayırım yapma. Bu zengindi, bu fakirdi, bu memurdu, bu amirdi, bu işçiydi, bu şuralıydı, bu buralıydı, bu şundandı, bu bundandı. Ayırım yapma. Zulmetme. Allah diyene zulmetme. Dilinle zulmetme, gözünle zulmetme, elinle zulmetme, ayağınla zulmetme, kalbinle zulmetme, içinden buğz etme Allah'ı. Allah diyene. Sen onu güçsüz görme. Sebep Allah var. Mekke müşrikleri de Hz. Muhammed Mustafa'yı güçsüz görüyorlardı.
Sen de Mekke müşrikleri gibi olma. Üç kuruş parana bakaraktan fukaraları ezmeye çalışma. Bu dünyanın geçici makamına bakaraktan fakir fukarayı vatandaşa tepeden bakma. Tepeden bakan gözün çıksın senin. Yapma. Sebep. Sen öyle yaptığın zaman kibre girdin. Allah kibirlenenleri sevmez. Allah kibirlenenleri helak eder. Allah kibirlenenleri baş aşağı döndürür. Baş aşağı döndürür. Allah kibirlenenleri batırır. Yapma. Yapma. Sebep. Ne diyor Hz. Bir? İzaca Nasrullahı oku. Onu okumadın mı diyor.
Hafız oku bakayım izaca. Allah razı olsun.
İşte müşrikler, Kureyş müşrikleri Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini en zayıf gördükleri yerde. En güçsüz, en kuvvetsiz yetim. Arkasında asker yok, polis yok, tank yok, tüfek yok. Kendi kavmi bile terk etmiş onu. O esnadayken Cenab-ı Hak ötelerden ona müjde veriyordu. İzaca Nasrullahı vel Feth. Yani diyordu ki Allah'ın kurtuluşu, nusreti ve fethi geldiği zaman ve insanlar topluluklar halinde bölük bölük, İslam'a girdiği zaman bölük bölük ve diyordu ki Cenab-ı Hak hemen Rabbini hamd ile tesbih et. Allah'a hamd et.
Allah'ı zikret. Ve ondan mağfiret dile. Şüphesiz ki o tevvaptır. Yani tövbeleri kabul edendir. Demek ki sen kendince kendini güçlü görüp Müslümanları, müminleri zayıf görme. Kendini güçlü görüp zayıfları ezmeye kalkma. Kendini güçlü görüp Sufileri, zikredenleri ezmeye kalkma. Onları yerle yeksan edeceğim deme. Onlarla alay etme. Onlara tuzak kurma. Görürsün ki Allah'ın ötelerden bir fetih nefesi, ötelerden bir nusret, kurtuluş nefesi gelir. Ve nasıl Kureyş müşriklerini Cenab-ı Hak helak ettiği gibi seni de helak eder.
Sen Müslümanlara tepeden bakma. Sen zayıflara tepeden bakma. Sen dul ve yetimlere tepeden bakma. Bunun kimi kimsesiz yok deyip de tuzağa düşürmeye çalışma. Allah seni kendi kazdığın kuyuya gönderiverir. Tövbe et. Sakın eşlerinize, çocuklarınıza zulmetmeyin. Kadın deyip zayıf görmeyin. Sakın çocuk deyip zayıf görmeyin. Sakın ha. Kendi zulüm kuyunuzu kazmış olursunuz. Kendi zulüm kuyunuzu kendi kendinize yapmış olursunuz. Allah muhafaza eylesin. Sen filsen, sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip çattı.
Haydi fil suresi. Bismillah. Cenab-ı Hak ne yaptı? Fil suresini indirdi.
Geçmişte olan bir şeydi. Ne yaptıydı? Ebrehe bütün fillerle beraber, ordularıyla Kabe'yi yıkmaya gelmişti. Ve Kureyşliler şaşkın. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ve Kabe'nin etrafında ne kadar sürü varsa koyundur, keçidir, devedir hepsine el koydular. Zalimler böyledir. Kafirler böyledir. El koyar. Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dedesi Ebrehe'ye gitti. Dedi ki benim şu develerimi var. Ebrehe bir kahkaha attı.
Dedi ya ben Kabe'yi şehrinizi yakacağım, yıkacağım, yağmalacağım her şeyi. Sen dedi develerini mi almaya geldin? Aklını mı yitirdin? Verdiği cevap muhteşem. Dedi ki Kabe'nin sahibi Allah'tır. Orayı koruyacak olan o dedi. Hz. Muhammed Mustafa soyu temizdir. Onun soyu hiç müşrik olmamıştır. İbrahim'idir. Şimdi yeni yeni zırtobozlar çıkıyor. Soyunun temizliğini inkar ediyorlar. Hani işte müşrikti dedeler diyorlar. Değil. Hepsi de İbrahim'idir. Hepsi de. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İbrahim'in soyundandır.
O İsmail'den gelir. İshak'tan değil. İshak da peygamberdir. Ama o, onun soyu İsmail'den gelir. Ve hiç mi? Hiç. Müşrik olmamıştır onun soyu. Tertemizdir. Bu da ona delildir zaten. Dedesinin sözü. Der ki Beytullah'ın sahibi Allah. Onu koruyacak olan o der. Sen benim develerimi ver. Bir kahkaha atar. Hoşuna gider. Bu saf der kendince. Der ki ya ben hepsini bütün Kabe'yi yıkacağım bu devesinin peşinde. Verin şunun develerini der. O develerini alır gider.
Ve Ebrehe filleriyle beraber Mekke'nin üzerine yürüdüğünde ve başlar o biz her yerde farklıdır o kuşların adı. Biz kırlangıç deriz. Siz ne dersiniz burada? Çamur taşır boyuna. Adem siz de mi kırlangıç diyorsunuz? Kırlangıç diyorsunuz. Evet. Onlar böyle çamur taşırlar. Böyle hızla bir yuva yaparlar. Çamurdan böyle. Muhteşem sanat eseri gibi. Bakın muhteşem bir sanat eseri yaparlar. Ve o çamur nasıl kurur? Birbirine nasıl yapışır? Orada köşede nasıl durur? Hayret edersin. Ama boyuna gider gelirler onlar. Gidip gelirler. Bir bakarsın sen böyle çok hızlı takip etmezsen. Orada bir yuva yapmış kırlangıç yuvası. Bizim Bayındır'da hiç kimse o yuvaları bozmaz.
Bizim Bayındır'ın yerel halkının böyle şeyleri vardır. Yuva bozmazlar. Ne yuvası olursa olsun, kuş yuvası bozmaz. Ne kuş olursa olsun. Adem siz bozuyorsunuz mu? Demirtaşları da bozmuyorlar. Demirtaş Bayındır zaten ya. Hamdolsun. Hiç bozmazlar bizim orada da. Hiç dokunmazlar bile. İşte o kırlangıçlar. Küçücük o bakın. Küçücük çamur. Bildiğiniz çamur toprak. Diyor ki Cenab-ı Hak. Onların diyor düzenlerini boşa çıkarmadı mı Allah? Ayeti kerimede. Fil sahiplerinin ne yaptığını görmedin mi? Duymadın mı? Sen kendi zayıflığından ümitsizliğe düşme. Sen ülke olarak kendi kendine zayıflık ümitsizliğine düşme. Ümmet olarak zayıflık ümitsizliğine düşme.
Ümmet olarak güçsüz zayıflığına düşme. Toplum olarak güçsüz zayıflığına düşme. O gün için, o günün bugünkü tabirle süper devleti hükmünde olan, süper silahları olan, devasa askerleri, devasa silahları olan Evrehe'nin ordusunu kuşların ağzındaki toprakla helak eden Allah. Sen niye ümitsizliğe düşüyorsun?
Öbür taraftan da sen fil gibi olsan, bu kadar güçlü olsan ve sen zayıf insanları ezmeye kalkarsan, sana küçücük toprak tanesi yeter. Seni helak eder. Sen güçsüzleri ezmeye kalkma. Sen kimsesizleri ezmeye kalkma. Sen fakiri fukarayı ezmeye kalkma. Sen makamı olmayan insanlara tepeden bakma, ezmeye kalkma. Fil suresini oku. O Evrehe'nin ordularının nasıl battığını, nasıl helak olduğunu oku. Ders al ondan. Ve o Kabe'yi yıkmaya gelen, o Mekke'yi yıkmaya gelen, o Hristiyanların ne halde geldiğini öğren. Bize Ebrehe'nin Hristiyan olduğunu söylemezler. Bizde çünkü Hristiyan sevicileri var.
Ebrehe ve orduları, komple fil ordusu ve ordularının başındakiler ve kralı, komutanı, askerleri Hristiyandır. Hristiyan, bu Hristiyanların Kabe düşmanlığı, bu Hristiyanların İslam düşmanlığı yeni değildir. Hala da düşmandır. Cenab-ı Hak o yüzden ayet-i kerimede siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız, dost görmeyiniz der. Bunların düşmanlıkları kadimdir. Bunların düşmanlıkları bitmez. Aldanma, kanma. Onlarla dost olacağım diye uğraşma. Onlar ancak kılıçtan anlar. Onlar ancak savaştan anlar.
Onları ancak kılıçla, ancak savaşla durdurabilirsin. Başka türlü durduramazsın. Onlar sana saldırınca sen de onlara saldırmakla mükellefsin. Başka türlü gelirler senin yurdunu işgal ederler. Gelirler seni sömürürler. Gelirler senin ahlakını, dinini, imanını, her şeyini ne yaparlar? Perişan ederler. Bu batılı olacağız diyen soytarılara kanma. Bu batının satın aldığı, batının çilbirini elinden tuttuğu din adamlarına, batının çilbirinden tuttuğu alimlere, batının çilbirinden tuttuğu şeyhlere, batının çilbirinden tuttuğu cemaatlere, partilere, siyasilere, bürokrasilere kanma. Bunlar satılmış beyin.
Bunlar satılmış kalp. Bunlar kendilerini satmışlar batıya. İslam dünyasının içerisinde 200 yıldan beri bunlar çöreklenmiş. Şeyhiyle, alimiyle, dervişiyle, bürokratıyla, paşasıyla, puşasıyla, valisiyle, kaymakamıyla, 200 yıldan beri, 200 yıldan beri tüccarıyla, dönmesiyle, Ermenisiyle, Yahudisiyle, Hristiyanıyla, çökmüşler Anadolu'nun karabaharına, çökmüşler İslam dünyasının üzerine, sömürüyorlar boyuna.
Böldüler, parçaladılar, bir daha böldüler, bir daha parçaladılar, şimdi bir daha bölüp, bir daha parçalamayı düşünüyorlar. Yutacaklar, doymuyorlar bunlar. Ebrehe nasıl doymadıysa, bunlar Ebrehe'nin torunları. Bunlar doymaz. Bunlar doymaz. Bunları doyacak diye düşünmeyin. Bunları doyacak diye düşünmeyin. Bunlar doymaz. Aynı böyle bu kafada olan İslammış gibi görünen zalimler var. Bunlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Bizim insanımızı eziyorlar. Bizim insanımızı sömürüyorlar. Bizim insanımızı tepeden bakıyorlar. Evet. Bizle beraber namaz kılıyor ama bizi ezmeye çalışıyor.
Bizle beraber namaz kılıyor, bizi ütmeye çalışıyor. Bizle beraber namaz kılıyor, bizi aldatmaya çalışıyor önce. Bunlar Ebrehe'nin torunu her biri. Değişmiyor. Kanma. Ey Müslüman kardeşim kanma bunlara. Aldanma. Bunların kökü de dışarıda, soyu da dışarıda, sütü de dışarıda, kanı da dışarıda. Bunlar bu toprakların insanları değil. Değil. Bunlar satmışlar kendilerini. Bunların geldilerine iyi bakmak lazım. Önceden Agop'tu, şimdi Yakup mu oldu? Bakmak lazım. Önceden neydi de, şimdi ne oldu? Bakmak lazım.
Neden soy ismi kanunu çıkarıldı? Bakmak lazım. Bakmak lazım. Neydi? Önceden dedeleri hahan başı olan, şimdi çocukları ne yapıyor bu ülkede? Bakmak lazım. Çocuklarını toplumdan gizli hangi kilisede vaftiz ediyorlar? Bakmak lazım. Çocuklarını, çocuklarının torunlarını hangi kilisede gizli olarak kiliseye kaydettiriyorlar? Bakmak lazım. Bu ülkede hala da kiliselerde, kiliselerde yeni doğan çocuklar vaftiz edilir ve kiliseye kaydedilir. Hala da bu ülkelerde, havralarda yeni doğan çocuklar vaftiz edilir, havraya kaydedilir. Sen onun adını Yakup bilirsin.
Sen Yakup bilirsin o. O senin başına vali gelir, o senin başına milletvekili olarak gelir, o senin başına tüccar olarak gelir, o senin başına belediye başkanı olarak gelir. Bakmak lazım. O senin başına dışişleri bakanı olur, o senin başına içişleri bakanı olur, o senin başına maliye bakanı olur, o senin başına hazine bakanı olur. Bakmak lazım. Adı derviştir. Bakmak lazım. Nerede şimdi? Sordunuz mu? Evet. İşte ümmet, ümmet. Ümitsizliğe düşmeyecek. Diyecek ki, Ebrehe'nin orduları var, benim de Rabbim var. Rabbimin de sayısız kuşu var.
Rabbim isterse helak eder, diyecek. Ben o yolda yürüyeyim. O yolda yürüyecek inşallah. Yerde bir zayıf aman dilerse gökyüzü askerleri birbirine karışırlar. Yerde bir zayıf, bir mazlum, bir mağdur, bir garip aman dilerse gökyüzü birbirine karışır. Allah mazlumun yanındadır. Allah fukaranın yanındadır. Allah ezilenin yanındadır. Allah haksızlığa uğrayanın yanındadır. Sen unutma Allah'ı, ya Rabbi de. Senin intikamın alacak olan o. Ve ne zamanki mazlumlar, ya Rabbi demeye başladı. Gök, ya Rabbi der. Bulutlar, ya Rabbi der. Sema, ya Rabbi der.
Arşelah, titrer, ya Rabbi der. Bu kulun, bu kulun. Kalbin açıksa o feryadı duyarsın. Kalbin örüldüyse günahla, küfürle, isyanla, şirkle, kalbin örüldüyse dünya sevgisiyle, dünya tamahıyla, kalbin öldüyse eğer başka şehvani arzularla, senin kalbin nefes almaz ötelerden. Almaz, almaz.
Senin kalbin çünkü Allah'ın nuruyla örülmemiş. Allah'ın zikriyle örülmemiş. Allah'ın sevgisiyle örülmemiş. Senin kalbin Allah'ın kudretiyle, kuvvetiyle örülmemiş. Sana Yemen'den gelen Rahman'ın kokusu burnuna gelmiyor. Benim burnumdan farkın yok. Burun koku almıyor. O zaman sen göklerin, ya Rabbi deyişini duyamayacaksın. Duyamayacaksın. Ancak tövbe eder, zikreder, zulmettiysen geri döner, af diler ve zulmettiklerinden helallı kalırsan, Allah Tevvab-ı Rahim'dir. O tövbeleri kabul eder. O seni karanlıktan yeniden aydınlığa çıkarır.
O seni tekrar nuruna kavuşturur. Allah muhafaza eylesin. Sen birisini dişinle ısırıp da kan içinde bırakırsan, diş ağrısına tutulunca ne yaparsın? Hazreti Pire bak. Sen diyor birisinin dişiyle ısırdın, kan içinde bıraktın. Isırdın onu. Onun canını acıttın. Ona haksızlık yaptın, ona zulmettin. Dişin ağrıyınca ne yapacaksın? Kime yalvaracaksın? O zaman anlarsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sakın ha. Merhameti elinden bırakma. Ebu Davut'ta ve Tirmizi'de geçiyor hadis-i şerif. Merhametlilere rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekinlere merhamet edin ki, yüce Allah da size merhamet etsin.
Merhamet et canım kardeşim. Zayıflara merhamet et. Fukaralara merhamet et. Kimsesizlere merhamet et. Senden yardım isteyenlere merhamet et. Sufi kardeşlerine merhamet et. Etrafına merhamet et. Annene babana merhametli davran. Eşine merhametli davran. Çocuklarına merhametli davran. Arkadaşlarına merhametli davran. Kimseye tepeden bakma. Merhametli davran. Ancak o zaman merhamete layık olursun. Merhametli davranmazsan merhamete layık olmazsın. Şimdi gözünün önünden geçir. Kimlere merhametsiz davrandın? Şimdi gözünün önünden geçir. Kimlere zulmettin? Şimdi gözünün önünden geçir. Kimlere haksızlık yaptın?
Şimdi gözünün önünden geçir. Annene ne yaptın? Babana ne yaptın? Kardeşine ne yaptın? Eşine ne yaptın? Çocuklarına ne yaptın? Arkadaşlarına ne yaptın? Çavuşuna ne yaptın? Zakirine ne yaptın? Şeyhine ne yaptın? Sana ilim öğretene ne yaptın? Sana bir harf öğretene ne yaptın? Sana bir iş öğretene ne yaptın? Sana bir meslek öğretene ne yaptın? Onlara nerede vefasızlık ettin? Nerede haksızlık ettin? Nerede zulmettin? Nerede sırtını döndün gittin? Nerede hançerledin? Nerede parasını yok ettin? Nerede pulunu yok ettin? Nerede onun namusunu yok ettin? Nerede şerefini yok ettin? Nerede onu sattın? Kime sattın? Kaç paraya sattın? Kaça sırtını döndün? Şimdi bak! Bak ve kendinle yüzleş.
Sen merhamete layık mısın değil misin? Bunların hepsi de benim nefsim olsun. Size olmasın. Evet, şimdi bak! Kimseyi suçlama! Şimdi kendine bak! İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. O zaman Allah'ı suçlama! Sen Allah'ı suçlama! Şimdi bizim insanımızın kaçtığı yer! Allah hazır suçlanacak orada! Haşa! Mahkeme görülmüş, suçu sabit olmuş. Allah'ı atmış kodese. Cezalandırmış Allah. Kendi merhametsizliğini görmüyor. Kendi zulmünü görmüyor. Kendi yaptıklarını görmüyor. Başına gelenden dolayı Allah'ı suçluyor. Canım kardeşim!
Kendi yaptığına baksana! Kendine hesabı çeksene! Sen ne yaptın? Bir baksana ya! Yok Allah muhafaza eylesin! Kendi yaptığına bakmıyor! Rabbim muhafaza eylesin! Merhamet ancak şakil! Şakil ne? Günah kebaret almış, kalbi kararmış. Cehennemlik yani! Cehennemlik! Merhamet ancak şakil kimsenin kalbinden kaldırılır. Bir kimse merhametsiz katısa o cehennemliktir. O merhamet etmiyorsa, merhameti yoksa o cehennemliktir. Allah muhafaza eylesin! Ancak diyor onun kalbinden kaldırılır. Hadis-i şerifte. Rabbim muhafaza eylesin! O yüzden sen birisini dişleyeceğim diye uğraşma! Zulmetme kimseye!
Allah muhafaza eylesin! Aslan, kuyuda kendini görünce hiddetinden o anda kendini düşmanından ayırt edemedi. Kendi aksini, kendi düşmanı sandı. Hülasa kendisine kılıç çekti. Aslan neydi? Nefse emmariydi. Nefse emmari olunca, karşısındakinin de bir nefse emmari olduğunu görmedi. Anlamadı. Ve nefse emmaredeki kimse cahildir. Nefse emmaredeki kimse zalimdir. Nefse emmaredeki kimse kördür. Nefse emmaredeki kimse cehenneme layıktır. Başka bir yere değil. Allah muhafaza eylesin. Ve kendi aksini görünce gazaba geldi. Hiddetlendi. Ve gazaba gelip hiddetlenince ne yaptı? O gerçek düşman mıdır? Değil midir?
O kuyudaki, aynadaki, aynadaki resim kimindir? Bilmedi. Ve bilmeyince hiddetle onun üzerine hücum etti. Aslında hücum etti neydi? Kendisiydi. Allah muhafaza ey adam! Hazreti Pir diyor. İnsanlarda gördüğün birçok zulümler senin huyundur. Sen kendi huyunu onlarda görüyorsun. O zaman aklını başına al. İnsanlarda gördüğün sana karşı olan şeylerin hepsi de senin nefsini terbiye et. Onu kendinden gör. Nefsini temize çıkarma. Nefsini temize çıkarırsan aldanırsın. Allah muhafaza eylesin. Ve diyor ki ayet-i kerimede gerçekten insan için çalıştığından başkası yoktur. O zaman sakın ha kendi yaptıklarını göreceksin.
Kendi zulmünü göreceksin. Kendi kötülüklerini göreceksin. Başka bir şey değil. O zaman bu senin yürüdüğün zulüm yolu, senin yürüdüğün haksızlık yolu, senin yürüdüğün uğursuzluk, adaletsizlik yolu. Allah muhafaza eylesin. Senin varlığın, nifakın, zulmün, gafletin onları aksetmiştir. Sen osun. Sen kendini yaralamaktasın. O anda lanet ipliğini kendine kendin dokuyorsun. O kötülüğü sen kendine açıkça görmüyorsun. Görsen kendine kendin candan düşman olurdun. Yani başkasında gördüğün fenalıklar, başkasında gördüğün eksiklikler ve noksanlıklar sende. Ve sen o kendi kendini yaralıyorsan, kendi kendini batırıyorsun.
Kendi kendini o noktada perişan ediyorsun. Tövbe et, geri dön. Ey ahmak, kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. O zaman ne yapacağız? Biz kendimize saldırmayacağız. Ve kendimize ahmak yerine koymayacağız. Rabbimiz onlardan eylemesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha. Amin. Sohbeti çok uzun tutmak istemedim. Bir saat olmuş. Sabırla dinlediğiniz için hakkınızı helal edin. Helal olsun. Sürç-i lisan ettiysek affola. Rabbim cümlemizin günahlarını affetsin inşallah.
Amin. 1325'ten önümüzdeki hafta devam edeceğiz inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse. Şuraya da not düşeyim inşallah. Allah'tan bir şey
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.