Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 6 Kasım 2021 · 1:03:37
Eftâli zikr fâlemen ne hûnler, Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyâyi vel mürselin, velhamdülillâhi rabbil âlemin, önzübillâhi mineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, geceniz hayırlı olsun inşâAllah, Cenâb-ı Hak cümlemize hayır kapılarını açan, hayırda koşan kullarından eylesin, Rabbim cümlemize hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hak üzerinde mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı durup mücadele eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizin evini, işini, aşini, memleketini, ümmet-i Muhammed'i korusun, muhafaza eylesin,
Cenâb-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed'i her türlü afattan, sıkıntıdan, dertten, gamdan muhafaza eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümlesini inşâAllah-u Rahman, bu zor günlerde, sıkıntılı günlerde kolaylaştırsın işimizi, gücümüzü, Rabbim cümlemizi katından muhafaza eylesin inşâAllah. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, inşâAllah mesleminden sohbet edeceğiz. Ama ve lakin, ben kardeşlerden bir şeyi saklayan, gizleyen bir kimse değilim. Böyle bir tecelliyat oldu, sıkıntılı günler, sıkıntılı zamanlar, ümmet-i Muhammed'i bekliyor. İnşâAllah çok dua edelim, Rabbim inşâAllah sıkıntıdan muhafaza eylesin, korusun. İnşâAllah memleketimizi, ümmet-i Muhammed'i her türlü beladan, müsübetten, sıkıntıdan beri eylesin inşâAllah.
Allah izin verirsen inşâAllah kaldığımız yerden de meslemin okullarının okumasına devam edeceğiz inşâAllah. 1297. beytten devam ediyoruz, bu konu başlığı. Tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi, aslanın ciddiyetle bunu sorması. Aslan dedi ki, sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle.
Benim maksadım o. Neydi hikaye? Bir aslan vardı, aslan malum ormandaki av hayvanlarını avlamakla meşgul idi. Av hayvanları toplandılar, aslana dediler ki, sen bizi korkutma, biz her gün senin yiyeceğini önüne getirelim. Sırayla hayvanlar kendilerince içlerinden bir kurban seçip, aslanın önüne kendisini kurban ediyorlardı.
Diğerleri de rahat ediyordu. Sıra tavşana gelince, tavşan nereye kadar bu zulüm dedi, isyan etti. Bütün ormandaki av hayvanları tavşana bundan vazgeçirmeye uğraştılar. Ama tavşan dedi ki, hayır ben bundan vazgeçmeyeceğim, ben onu alt edeceğim, sizi bu zulümden kurtaracağım dedi. Ve bu sefer de aslan o tavşanı geçen hafta anlattığımız, tavşan ona bazı hikmetli sözler söylüyordu. İşte bu hikmetli sözleri söyledikten sonra, dedi ki tavşan, bu normalde tavşana sorunca, sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle, benim maksadım o deyince, aslan tavşan ona cevap verdi. Dedi ki, o aslan bu kuyuda oturuyor, bu kalenin içinde bütün o afetlerden emin dedi. Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir.
Çünkü gönül sefalarını halvette bir kimse sağlar, dedi. E tabi buradaki, hani daha önce de bahsettiğim, buradaki tavşandan murat, irfan ve ilimle terbiye olmuş, ahiretini düşünen, dünyayı da analiz eden, akıl sahibi, olgunlaşmış, kemal sahibi olmuş bir kimse. Tavşandan murat bu, aslandan murat ne?
Aslandan murat da nefsi emaresine düşmüş bir nefis sahibi. Nefsi emaresine düştüğünden sadece yemekten, içmekten hayatı algılıyor. Nefsi emarenin halleri onun üzerinde tecelli etmiş. O akletmiyor, fikretmiyor, o tefekkür etmiyor, o zikretmiyor, o heva ve hevesinin peşine düşmüş bir kimse. Bu Allah alem, bu illaki benim dediğim doğru noktasında değil, ta en başından itibaren bunu böyle algıladığımı söylemiştim.
O yüzden o tavşan daha önce aslana olan nasihatleri söylediği şeyler, bir kamil akıl sahibinin nefsi emare taşıyan bir kimseye nasihat etmesi, ona tebliğ etmesi gibi ve normalde o kimse nasihatı kabul etse veya o nasihatleri üzerine alsa, kendini terbiye etse, mesele hallolacak ama normalde o nefis insanı hayvani noktaya doğru sürükleyip götürdüğünden, o aslanda heva ve hevesinden, nefsinden dolayı tuzağa doğru yavaş yavaş nereye gidiyor, o tuzağa doğru gidiyor.
Tavşan onu bir müddet hani nasihatle düzeltmeye çalıştı ama yok o illaki işte seni bu yoldan alıkoyan neyse onunla savaşmaya gitmek istiyorum. Tabi burada tavşan o aslan bu kuyuda oturuyor, bu kalenin içinde bütün afetlerden emin dedi. Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir. Çünkü gönül sefaları halvettedir. Halvet denilince tabi işin içerisine sufilik girdi ve kuyu dibinde olmak girdi. Malum tabi kuyudan da buradaki böyle yukarıda hani tavşan nefsi emmareyi, pardon tavşan kamil bir kimseyi, kamil bir aklı, aslanda nefsi emmareyi simgeliyorsa tavşan da diyor ki kuyunun dibi ve kuyu emin yerdir. O zaman bir mürşidin, bir velinin dergahı emin yerdir.
O veli, o mürşid, o mürşid nerede durur? Kendi dergahında, kendi topluluğunun içinde durur ve orası onun için emin yerdir. Dervişler için en emin yer, dervişlerin dergahıdır. Orası kuyu dibidir. Kuyunun dibi nasıl yırtıcı hayvanlardan, her türlü afattan en fazla korunan yerse, biz şimdi Yusuf'u kuyuya attılar diyoruz ama Yusuf kuyuda korundu. Hem yırtıcı hayvanlardan korundu, hem kardeşlerinden hem de kötülük yapacak olanlardan korundu. Eyyub mağarada durdu. Eyyub aleyhisselam mağarada durunca mağara kuyu hükmünde ama korundu. İbrahim aleyhisselamı annesi götürdü, mağaranın içerisine koydu, sakladı. Biz mağaraya baktığımızda kötü bir yer ama velakin orada İbrahim aleyhisselam korundu, muhafaza edildi.
Demek ki öyle yerler vardır, dışarıdan sanki böyle kötüymüş gibi görünür. Ama içine girince insan orada değişik tecelliyatlar görerekten korunduğu bir yer olur. O yüzden bir sufi için, bir derviş için korunaklı yer o kimsenin dergahıdır. Dergah bir zahiridir, bir de batınıdır. Zahir nedir? İşte dört duvarın toplandığı yerdir. Batın nedir? O üstadın silsilesini intisap edip, onun muhabbetini kazanıp, onun gönül deryasında, gönül dünyasında yer edinmektir. Bu da batini dergahın içerisine giriştir. O zaman işte kuyunun içerisindeki, kuyunun içerisindeki normalde arslandan murat, mürşidi kamildir. Hariçteki arslandan murat ise, hariçtekinden, o da nefsi emmaredir.
Bakın o da nefsi emmaredir. Çünkü kuyunun içerisindeki normalde aslan aslında kimdi? Dışarıdaki aslandı. Ama birazdan kuyunun içine baktığında, o aslan kendisini görecek. Kendisini görünce zaten içeride o ayna vazifesini görecek. O yüzden nefsi emmaredir hükmündeki insanlar, o kuyuya geldiklerinde kendilerini görürler. Kendi eksikliklerini, noksanlıklarını görürler. Eğer görürlerse, yok görmezse, o zaten Allah muhafaza eylesin. Hiç kimseyi de o hale getirmesin. O kimsenin o zaman sufilikten bir payı yoktur. Ya da o dergahtan payı yoktur. Kuyu dibini seçmiş çünkü gönül sefaları halvettedir. Yani halvetten buradaki kasıt, Kur'an ve sünnetin dışından, Kur'an ve sünnetin içine giriştir.
Heva ve hevesten kurtulup, hakikatin peşine düşmektir. Şeytanın yolunu bırakıp, Allah'ın yolunda gitmektir. O zaman ne olmuş oldu o? O kimse dergahta, emin yerde olmuş oldu. Şimdi burada haram bir şey olmuş olsa, emin yer değil. Burası emin yer olmaz. Burada haram işlenmediği müddetçe, o zaman burası emin yer oldu. Burada haram tebliğ edilmediği müddetçe, burası emin yer oldu. Ama haram tebliğ edilirse, heva heves tebliğ edilirse, şeytaniyet tebliğ edilirse, o zaman dışarıdan bir farkı kalmadı. Kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan, halkla karışıp görüşen, başını kurtaramamış, selamete erişememiştir. Burada bir nasihat daha çıkıyor. Kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir.
Şimdi dergahlara gittiğinizde, tekkelere gittiğinizde, ışıl ışıl, pırıl pırıl bir yer değildir. İşte örneğin burası dahi loş ışıklı, öyle değil mi? Bu tasarlanmış bir şey de değil ha böyle. Aman burası loş ışık olsun, böyle bir derdimiz olmadı tadilat ettirirken. Bu işler böyle kendiliğinden olur gidermiş gibi görünür, tecelliyat öyledir. Hiçbir dergah böyle ışıl ışıl, parıl parıl değildir. Hep böyle loş ışık olur, orada böyle bir çok parlak böyle çok affedersiniz salon gibi böyle ne bileyim herhangi bir heva hevesinin kol dolaştığı, kol gezdiği bir yer gibi olmaz. E şimdi orası böyle hafiften loş olur. Ama o dergahın loşluğu, o dışarıdakının parlaklığından iyidir, hoştur.
Ve normalde bir başkasının daha da Kur'an sünnetin dışındaki karanlıktan iyidir. Ama halkın ayağını tutan, ya normalde halk ne diyor deyip de onun peşine düşen, insanların dedikodusuna, lafına, küfüne, hevasına, hevesine düşenler hep aldanmış insanlardır. Allah peygamberlerini hep ikaz etmiştir Kur'an-ı Kerim'inde. Mesela Enam suresi ayet 116'da eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar. O zaman sen yeryüzünde dolaşan çoğunluğa bakma. Sen çoğunluğa bakarsan senin yolun sapar. Şimdi bize demokrasi olarak yutturuyorlar değil mi? Ne diyorlar? Çoğunluk idare edecek. Bu çoğunluk hepsi de eşcinsel olursa eşcinseller mi bizi idare edecek? Bu çoğunluk derse ki eşcinsel bir başbakan olsun. Ne yapacak? Eşcinsel bir başbakan mı olacak bizde? Veya bu çoğunluğa siz veyahut da çoğunluğa soruldu mu ki zina suç olmaktan çıksın diye? Çoğunluğa soruldu mu ki faiz caiz olsun diye, helal olsun diye? Çoğunluğa soruldu mu içki serbest olsun diye? Çoğunluğa soruldu mu pavyonlar serbest olsun diye? Bu çoğunluğa soruldu mu acaba ki bilmem ne evleri, bütün şehirlerde olsun?
120 bin tane kayıtlı kadın olsun, 120, 130, 140, 150 bin kadın da kayıt ettirmek için sırada beklesin? O zaman çoğunluk doğru yola gitmiyorsa, çoğunluk işin hakikatine kör ise ne yapacağız? O körlüğü herkes kabul mü edecek? Ve çoğunluk nefsine uyduysa, çoğunluk namaz kılmak istemiyorsa, çoğunluk oruç tutmak istemiyorsa, çoğunluk peygambere tabi olmak istemiyorsa, çoğunluk Kur'an'a tabi olmak istemiyorsa, ne yapacağız? Hep beraber sapkınlığa mı gideceğiz?
Demek ki çoğunluk bir meselenin halli için geçerli değil. Cenab-ı Hak diyor ki, yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. O zaman bize lazım olan Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim, onun peygamberi Muhammed-i Mustafa'nın yolu. Bütün çoğunluk buna karşı çıkmış olsa, biz de yolu tarih mi edeceğiz? Çoğunluğa bakarsan tasavvufi hayatı istemiyorlar, sufi bir düşünceyi, sufi bir hayatı istemiyorlar. Ne yapacağız, bırakacağız mı? Peygamberler bıraktı mı, hangi peygamberin peşinde çoğunluk takıldı gitti? Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında çoğunluk mu vardı? Yoktu. O zaman yeryüzü halkı Adem'den itibaren büyük bir çoğunluğu hep sapkınlığın içinde kalmış.
Büyük bir çoğunluğu sapkınlığın içinde kalmış. Cenab-ı Hak diyor, yeryüzünün büyük bir insanların büyük bir çoğunluğu sapkınlık içindedir diye. Başka ayet-i kerimede de and olsun ki onlardan önce geçenlerin de çoğu sapıtmıştı. Saffat 71. Demek ki bu çoğunluklar, bu çoğunluk yuru hep sapkın olmuş tarih boyunca. Çünkü heva ve hevese hitap etmişler. Şeytanı yola hitap etmişler. Nasıl şu anda dünya çoğunluğu sapkın ise, dünya insanlığının çoğunluğu Kur'an ve sünnetin dışında sapkın bir hayat yaşıyorsa, sapkın bir dini hayatları, sapkın bir sosyal hayatları var ise, demek ki çoğunluk bizi aldatacak. Yine Yusuf ayet 103 Yusuf suresi.
Sen ne kadar hırs göstersen de, insanların çoğu inanmazlar. Demek ki toplulukların peşine düşen, halkın kendince, halkın peşine düşen kimse yandı keten elva. Sebep, çünkü çoğu inanmayacaklar. Çoğu inançsız olacak. O yüzden Cenab-ı Hak Müslümanlara, ey iman edenler iman ediniz diye tekrar hatırlatıyor. İmanı hatırlatıyor. Yeniden iman etmemizi söylüyor. Yeniden tövbe etmemizi istiyor. Yeniden imanımızı tazelememizi istiyor. Çünkü onlar normalde sapkınlığını dahi bilmeyen topluluklar var. Sapkınlığını bilmeyen insanlar var. Kendi sapkın hayatını doğru gören insanlar var. Kendi sapkın düşüncesini kendince doğru gören insanlar var.
Adam ciddi ciddi maymundan geldiğine inanıyor. Adam ciddi ciddi faizin olması gerektiğine inanıyor. Müslümanım diyor bir de. Adam ciddi ciddi fuhuşun serbest olmasını istiyor. Müslüman ama bu kimse. Ben Müslümanım diyor. Adam ciddi ciddi içkinin serbest olmasını istiyor. İsteyen içsin, istemeyen içmesin diyor. Adam ciddi ciddi uyuşturucunun serbest olmasını istiyor. Sapkın bugün Müslümanım diyenlere çıksanız Kur'an sünnetin hükmüyle hükmolunmasını ister misiniz deseler bu benim tahmini yüzde yetmişe hayır der. Bakın Müslümanım diyenlerin, Müslümanım diyenlerin çıksan bir anket yapsan bu benim kötü zanım olsun. Anket yapsan Müslümanım diyenlerin yüzde yetmişi, yüzde yetmişi Kur'an ve sünnetin hükmüyle hükmedilmesini istemez.
Şu anda Müslümanım diyenlerin yüzde yetmişi namazı kılmadıkları gibi, Müslümanım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun içki içmesi gibi, Müslümanım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun zinayı caiz görmesi gibi, Müslümanım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun Kur'an ve sünnet yaşantısından uzak olması gibi. Demek ki çoğunluğa baktığımızda çoğunluk bize gerekli olan doneyi sağlamıyor. Çoğunluğa baktığımızda çoğunluk bizi aldatabilir. Çoğunluk bizi yarı yolda bırakabilir. Ümmetimin, hani siz ümmetim yanlışta karar kılmaz dediğiniz sakın ha namaz kılmayan, oruç tutmayan, Allah'ı zikretmeyen, Kur'an ve sünnetin içindeki kaidelere karşı çıkanları ümmetten saymayın. Bir kimse ben Müslümanım dese ama Kur'an ve sünnetin kaidesine karşı çıksa, olmaz böyle dese dinden çıkar çünkü.
Kur'an ve sünnette sabit bir hükmü bu olmaz bu zamanda dese dinden çıkar. Hani var ya şimdi böyle reformist Müslümanlar, yani bunların hepsinin de atılması lazım, bunların hepsinin de değişmesi lazım. Bu hadislerin hepsini de atmamız lazım. Bu eski fıkıh ne kadar varsa hepsini değiştirip atmamız lazım. Yani İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, bu mezheplerin bu koymuş olduğu kaidelerin hepsini de çıkarmamız lazım. Atmamız lazım hayatımızdan. Ne? Bize bir tek Kur'an yeter. Şimdi baktığımız zaman cümle çok güzel. Bize Kur'an yeter. Sorsan şimdi adama, yetmez mi desen, yeter diyecek o da. İyi, Kur'an'da peygambere tabi olun var. Peygamber nesine tabi olacaksın? O tarihseldi. Yani 1400 yıl önce yaşamış olsaydın, peygambere tabi olmak ayeti tecelli edecekti.
Şimdi, şimdi tecelli etmeyecek. Tarihsel kaldır rafa. O hale geldi. Demek ki çoğunluk bazen ne yaptı? İnsanı sapkınlığa götürdü. Allah muhafaza eylesin. Ama, hani yine Hazreti Pir diyor ya, o hani kuyunun içerisinde halvet etmek, orada durmak, o daha iyidir diye. Yani halveti koyuyor ortaya. Eyvallah, halvet gerekli midir? Bir müddet zamanlı gereklidir. İtikaf gibi. Zaman zaman peygamberler halvet etmişler mi? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o Mekke müşrik halkının müşrikliğinden uzaklaşmak için Hira Nurdağı'na gidip orada halvet etmiş mi? Zaman zaman 15 gün falan kaldığı söylenir.
20 gün kaldığı söylenir. Evet. Musa aleyhisselam Tur-i Sina'ya gidip halvet etmiş mi? Evet. En uzun peygamber halvetidir. 40 gündür. Ne bileyim, Yunus aleyhisselam balığın karnında halvet etmiş midir? Evet. Eyyub aleyhisselam hasta olduğundan zorunluluktan mağaraya göçüp mağarada yaşamayan mağarada halvet etmiş midir? Evet. Zaman zaman halvet insana faydalıdır. Bu insanın kendi, hani bazen derim ya evinizin bir köşesi olsun. Secdadenizi koyun oraya. Namaz kılın, zikrullah yapın, dua edin, tövbe edin. O secdadenin orada, o evin bir köşesi sizin halvethaneniz olsun. Bir köşe olsun.
E tabi bizleri şimdi tıktılar 2 artı 1'lere, hatta 1 artı 1'lere. O da büyük geliyor artık. Bir odalara tıkıyorlar. O kapitalist sistem bizi İslam'ın dışına itiyor. Ev kültürüyle itiyor. Mahalle kültürüyle itiyor. Sokak kültürüyle İslam'ın dışına itiyor bizi. Biz artık devasa sitelerde oturmaya başladık. Zenginler bir sitede, orta haliler bir sitede, fukaralar bir sitede, daha iyiler ayrı ayrı sitelerdeler. Gettolar kurdu kapitalist sistem bize. Biraz parayı buldun mu, şöyle bir siteye. Biraz daha para buldun, başka bir siteye. Biraz daha para buldun, daha büyük bir siteye. Biraz daha para buldun, o zaman sadece villaların olduğu, 10 tane, 20 tane villanın olduğu siteye.
Biraz daha para buldun, daha lüks bir siteye. Kapitalist sistem bizim önümüze bunu getirdi. Ve hepimiz buna doğru koşuyoruz. İnsanlar buna koşuyor. Özeniyor. Dizilere bakıyorlar. Dizilerde villalar, kıyafetler, arabalar, dekolteler. İnsanlar oraya doğru özendiriliyor. O özentinin içerisinde. Oraya nasıl sahip olacağını düşünmüyor hiç kimse. Ben bazen bu hızlı araba yarışları var ya, ne diyorlar ona? Rally olan o. Geçenlerde Türkiye'de yaptılar. Formule 1. Formule 1. Diyorum, hani onları izliyor, birisi Formule 1 izliyor da, ömrü boyunca diyorum, o arabayı alamayacak. O arabayı binemeyecek ama o arabanın yarışını izliyor adam.
Ömrü boyunca çalışsa, o arabanın tekerlerine dair dokunamayacak o. Ama o yarışı izliyor. Özeniyor ona. Ömrü boyunca sen tenis oynayamazsın canım kardeşim ya. Tenis maçınla ne işin var senin? Ömrü boyunca o bir tane top atıyorlar, böyle toprağın üzerinde küçük delikler var. Golf. Ömrü boyunca sen oynayamazsın ya. Boyunca oynayamazsın. Ya bir fabrikada çalışan bir kimsenin golf ile ne alakası var? Koca devlet televizyonu golf maçını gösteriyor. Golf gösteriyor. Ya nereye oynuyorsun? İngiliz soyluların oynadığı bir oyun. Kapitalist sistemin en üst zirvesindekilerin sporu.
Böyle aldatılıyoruz. Biz de hiç seslenmiyoruz. Kimse televizyonun önüne gidip de protesto etmiyor. Bu nedir? Bir dilekçe yazamıyor. Bunu mu gösteriyorsunuz bize ya? Bizim bununla ne alakamız var kardeşim? Bizim kültürümüz mü? Bizim sporumuz mu? Bu ülkenin yüzde kaçı golf oynar ya? Bu villaları gösteriyorsunuz. Bu ülkenin yüzde kaçı o villada oturuyor? Asgari ücret 2830 lira. Bu insanlar onu izliyor ama. Demiyor ki ya ben 2830 liralım. Ben bu eteği alamam. Bu ayakkabıyı alamam. Kadının giydiği bu blizi almam mümkün değil. Veya adamın pantolonu mümkün değil.
Yetişemem. Üzerindeki cekete, üzerindeki takım elbiseyi yetişemem. Bindiği arabaya yetişemem. Ben bu diziyi izlemekle ne anlayacağım ben? Bana ne katacak bu? Vatandaşın yaşantısından uzak bir dizi. Ahlakını bozan bir dizi. Yani o 2830 lira. Hadi asker ücreti 2830 lira. Hadi normal en düşük memur maaşı ne kadar bilmiyorum ki. 5000 lira oldu mu? Ne kadar? Yaklaşık. Kaç? 5500 lira. Adamın 5500 lira maaşı olan bir kimse o hayatı nerede yaşayacak ya? Ama herkes. Bir özenti.
Ben dükkan çalıştırırkenden biliyorum ya. Dükkan çalıştırırken. Yemekteyiz de ki bardağı görüyor o kadın. Gelip dükkanda diyor ki. Hani diyor yemekteyiz de diyor. Filancanın evinde diyor. Bir bardak vardı. Ondan getirttirin bize diyor. Biz Sait ile o bardağı bulacağız diye uğraşıyoruz. İstanbul'u arıyorum. Diyorum filanca programında çıkmış yavrum. Böyle bir bardak varmış. O da bana diyor ki. Baba fotoğrafını gönder. Hah buldun diyorum fotoğrafı gönderecek. Gerçekten bunu birebir yaşayan insanım ya. Yemekteyiz programındaki tabağı istiyor kadın. Ben gördüm diyor. Yemekteyiz programında filanca programda o tabak vardı diyor.
O tabağı buldur bize diyor. Kulakları çınlasın. Arıyorum İstanbul'u. Bizim şeyi. Ne o? Necat'ı. Necat selamun aleyküm aleyküm selam. Oğlum böyle böyle baba bu yemekteyiz dekinden bıktık zaten ya diyor. Bu kadar özentinin içindeyiz. Halk böyle özentinin içerisinde. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde evet. O zaman bu insanların o çok affedersiniz keşmekeşliğine bakınca. İnsanların Kur'an sünnetinin dışında yaşantılarına bakınca. Evet bir insan halvet edesi geliyor. Ama yol buna müsait değil. Neden? Bizim yol celvette halvet. Yani halkın içerisinde duracaksın. Bizim yolun usulünün kaidenin birisi bu.
Yani senin o bir kenara gidip de bir mağaraya kapanma lüksün yok. Evin bir köşesine kapanma lüksün yok. Sen gidip de ben çileye, haneye kendimi kapatacağım. Çilede duracağım. Böyle bir lüksün yok. Sen dışarıda duracaksın. Annen karşı, baban karşı, eşin karşı, çocukların karşı, mahalledeki komşular çarşı. Senden için huucu oldu diyecekler. Kafayı bozdu diyecekler. Kafayı yakında. Kıracak bu diyecekler. İşte senin paranı yiyecekler. Pulunu yiyecekler. Şunu yapacaklar. Bunu yapacaklar diyecekler. Diyecekler de diyecekler. Hakkında dedikodu yapacaklar. Seni rahatsız edecekler. Tepeden bakacaklar. İçecekler. Kaka atlayacaklar. İşte düğünlere davet etmeyecekler.
Sünnetlere davet etmeyecekler. Seni dışlayacaklar. Ama birisi ölürse gece saat üçte arayacaklar. Başını sağ olsun birader. Ne oldu hayırdır babam vefat etti. Sen cenaze müdavimi gibi ama cenazelerine gideceksin. Evet. Sen çünkü düğün olunca aramayacaklar seni hiç. Neden? Sen ya bu düğünlere gelmez şimdi. Sebep yani düğünde her türlü haram var. Bu adamın gelmeyeceği belli. Eee ölüme gelsin. Ölünce birisi ölünce çağıracak o zaman. Ne oldu? Cenaze var. Koşacaksın sen de cenazeye. Ölü yıkayıcısın ya sen veya gömücüsün. Öyle ya. Böyle zaman zaman görüyorsunuzdur camilerde. Yani vefat ediyor. Yakınları birer tane güneş gözlü. Herkes dışarıda.
Cenaze namazını kılan oradaki gariban namaz kılan Müslümanlar. Kimin namazını kıldığı da bilmiyor. Kimin namazını kıldığını da bilmiyor. Musallaya kimi koyuyorlarsa namazını kılıyorlar. Bir de soruyor. Nasıl bilirdiniz? Herkes tek ses. İyi bilirdik. Tanıyor musun? Hayır. Nereden iyi bildin? Şahitlik yapacaksın. Nereden iyi bildik dedin? Hiç olmasa Allah bilirdi. Hiç olmasa sus. Tanımıyorsun bilmediğin adam. Kim olduğu belli değil. İyi bilirdik. Gömün anasını satayım. İyidir. Ulan nasıl bir şey bu? Veya kimisi diyor sağlığında. Beni musallaya götürmeyin kardeşim. Biz inatla götürüyoruz.
Adam açıklama yapıyor. Ben Müslüman değilim. Beni camiye götürmeyin. Ya götürme. Nereye götürüyorsun? Bir de yeni adet çıktı. Nereye? Tiyatrocu. Tiyatroya gidiyor. Alkışlarla uğurluyorsun. Bırak oradan git götür göm. Oradan camiye bir tane ama getiriyorsun. Alkışlarla gitsin gömsün. Alkışlarla gömülecek mezarlıklar. Belediyeler ayarlasın. Ayarlasın. Müslümanlara ayrı bir mezarlık ayarlasın. Alkışlarla gömülecek olanları ayrı ayarlasın. Herkesin ayrı mezarlıkta bulunsun. Benim yanı başımda alkışlarla uğurlanan birisi var. İstemem yanımda. Ne işi var onun benim yanımda? Sabahtan akşama kadar alkış mı dinleyeceğim orada? Örnek. Normalde ama şey yok.
O yüzden normalde halvet lazım mı? El cevap lazım. Ama bizim yolumuzda halvet o değil. Bizim yolumuzda halvet ne? Halkın heva ve hevesinden kendini uzak tutmak. Halkın şeytaniyetinden kendini uzak tutmak. Şeytaniyetin heva, hevesin kol gezdiği yerlerden kendini uzak tutmak. Gideceksen de tebliğ için gideceksin. Gideceksen de tebliğ için gideceksin. Ne için gittin? Ben tebliğ etmeye gittim. Tebliğ ettin mi masadaki nara? Bakıyor gözümün içine. Ulan sen de neşelenmeye gitmişsin işte. Tahsip ettin. Tahsip ettiysen içmen önemli değil. O günahı işlemiş gibi günaha girdin. Gittiniz bir yere. Kur'an ve sünnetin dışında bir ahenk var orada.
Değil mi? Kur'an ve sünnetin dışında. Kardeş bu ahenk bize göre değil. Uzak dur. Bilmeden gitmişsin. Çık. Durma orada. Bakın durma orada. Yoksa o senin ayağından tutacak. Harama doğru götürecek. Allah muhafaza eylesin. Ama zaman zaman uzaklaşmak gerekir mi? Evet. Zaman zaman halvet gerekli midir? Evet. Şemsettin-i Tebriz'den. Bazen uzaklaşmak gerekir. Yakınlaşmak için. Bakın uzaklaşmayı yakınlaşmaya bağlamış. Allah'a yaklaşmak için uzaklaşmak gerek. Nereden? Heva hevesine uymuş kimselerden. Bazen hatırlamak gerekir. Hatırlanmak için. Hatırlamak gerekir.
Hatırlanmak için. Allah'ı zikret. O da seni zikretsin. Sen Allah'ı zikredersen. O da seni zikredecek. Bazen ağlamak gerekir. Açılmak için. Ağla. Perden açılsın. Ağla. Gözün açılsın. Ağla. Gönlün açılsın. Bazen anmak gerekir. Anılmak için. An. Allah'ı an. Peygamber'i an. Sallallahu aleyhi ve sellem. Pir efendileri an. Hatırla onları. Bazen de susmak gerekir. Duymak için. O zaman sohbette de sus. Konuşma. Yanındakini de dinleme.
Sohbete gitmişsin. Sus kardeşim. Sohbete gitmişsin. Konuşmaya gitmedin. Konuşacaksan gel kardeş dışarıda konuşalım biraz. Hal hatır soralım. Konuş. Öbür türlü sus. Yoksa duymazsın. Duymazsan anlamazsın. Anlamazsan bilemezsin. Bilemezsen bilmeden yürür gidersin bu dünyadan. Kör olursun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz yol olarak halkın içerisinde olacağız. Halkın içinde yaşayacağız. İşimize, aşımıza, eşimize, gücümüze, her şeyimize bakacağız. Ama kalp olarak Allah'la beraber olacağız. Bizim halvetimiz bu olacak. Haramlardan uzak duracağız. Şöhretten uzak duracağız.
Bilinmekten, tanınmaklıktan uzak duracağız. Allah'a yakın olacağız. Haramlardan uzak duracağız. Halvet edeceğiz. Ama helalların içinde yaşayacağız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim için üstün olan celvet halidir. Yani halkın içerisinde durup, halkın eziyetlerine katlanmaktır. Halkın içinde durup, dedikodusuna, gıybetine, iftirasına, osuna, busuna katlanmaktır. Yolumuz bu. Allah muhafaza eylesin. Aslan ileri yürü, benim açacağım yara onu kahreder. Bir bak, o aslan orada mı dedi. Tavşan, ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan, ey kerem madeni. Ancak o vakit yardımınla gözümü açar, kuyuya bakabilirim dedi. Bakın tavşan neydi? Aklın, marifetin, terbiye edilmiş bir kamilin simgesiydi.
Hemen anında ne yaptı? O emmareye tuzak kurdu. Anında. Dedi ki ben onun kahrını biliyorum. Ben onun ne olduğunu da biliyorum. Ancak sen beni dedi, bir garantiye alır, beni iki ayağının arasına saklarsan, ancak o zaman bakabilirim dedi. Aslan da bu tuzağı yuttu. Ona dedi ki, gel bakalım, sen benim bu iki ayağımın arasına gir, emin olarak kuyudan içeri doğru bak.
Konu başlıyor. Aslanın kuyuya bakıp kendinin ve tavşanın aksini görmesi, aslan onun kucağına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı. Kuyunun içine bakınca, aslanın ve onun aksi su içinde parıldadı. Aslan su içinde parıldayan aksini gördü. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli gördü. Su içinde düşmanını görünce, tavşanı bırakıp kuyu içine sıçradı. Kendi kazdığı kuyuya kendi düştü. Çünkü yaptığı zulüm kendi başına geldi. Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur. Bütün alimler de böyle dediler. O zaman demek ki tavşan, yani bu manada olgunlaşmış, kemale ermiş olan akıl, emmareyi yendi. Ne yaptı?
Emmare de o. Emmare her şeyi kendisine düşman gördüğünden, o kendi görüşünle tuzağa düştü. Yani emmare zalimdi, zulüm ehliydi. Ne oldu? Kendi kazdığı kuyuya kendisi düştü. Kendi zulmünden dolayı gözü görmedi. O zaman kimdir zalim? Allah'ın koyduğu hudutları aşan insanlar zalimlerdir. Allah'ın koymuş olduğu hududu, Allah'ın koymuş olduğu hukuku aşan insanlar zalimlerin ta kendileridir. Kim Allah ve Resulünün indirdiğiyle hükmetmezse zalimlerin ta kendileridir. Başka bir ayet-i kerimede kafirlerin ta kendileridir. Başka bir ayet-i kerimede münafıkların ta kendileridir. O zaman duruma, ahvale göre ayet-i kerime farklı farklı tecelli etti.
O zaman bir kimse eğer ki Allah'ın hududunu aşıyorsa o zalim bir kimsedir. Kur'an'da zulüm tarif edilirken şirk, küfür, inkar, günahkarlık, itikadi amellerin dışına çıkmak veya itikadi kuralları çiğnemek, Allah'ın koyduğu haram-helal sınırlarını çiğnemek, bakın haram-helal sınırlarını çiğnemek. Yani bir şey haram, evet haramı sen helallaştırma, o sınırda dur.
Ama bir şey de helal, sen o helalı da haramlaştırma. Şimdi bu son dönem bunlarda olmaya başladı. Kardeşim bir şey, çay helal mı diye soramazsın. Neden? Çay zaten helal. Haramları öğren. Haramları öğren, o sana yeter. Helal çoktur çünkü, haram azdır. Helal çoktur. Haramları öğren, geri kalan helal sana. Bu helal mı diye sorma. Bilgi, haramları öğrenmektir. Yeter bu insana. Bir Müslüman kendince dini bilgiye sahip olması, haramları bilmesidir. Geri kalan helal zaten. Yiyecekteki haramlar, içecekteki haramlar, kullanılacak olan giyimdeki haramlar, ticaretteki haramlar, ticaret yapıyorlarsa, evinin içerisinde eşine karşı olan haramlar, çocuklarına karşı olan haramlar bitti.
Bitti bu kadar. 50 sayfaya geçmez. Mekke'ye göre günah-ı kebari 24 tane. Bakın Mekke'ye göre günah-ı kebari 24 tane. Bir kimse haramları öğrendi. Bitti onun işi. Öğrendi işlemesin haramları. Bitti. Namazlarını kılsın bitti. İşi bitti. Din o kadar çok senden teferruat bir şey beklemiyor. Bize din anlatırken de uzatıyorlar da, büyütüyorlar da, zorlaştırıyorlar da. Geldi bedevinin birisi. Dedi ki ona 5 vakit namazını kıl. Orucunu tut, dostlar ol. Bu kadar mı? Bu kadar dedi. Vallahi ne bir fazla yaparım, ne bir eksik yaparım dedi. Allah Resulü arkasından dedi ki, sözünde durursa cennetlik bir kimse ona iyi bakın.
Bakın bu kadar. 5 vakit faz namazı kıl, otur, Ramazan orucunu tut, dost doğru ol dedi. 3 şey, biz 5 vakit namazı kılıyoruz, orucunu da tutuyoruz, dost doğru değiliz ama. Zaten Müslümanlar dost doğru olsa mesele bitecek. Namaz kılanlar dost doğru olsa, oruç tutanlar dost doğru olsa mesele bitecek. İmam hatipliler, ilahiyatçılar, diyanetçiler, sufiler, İslami cemaat, cemiyetin içerisinde bulunanlar, bu toplulukların içerisinde bulunanlar, bulunanlar dost doğru olsa, yemin ediyorum Kur'an ve sünnet hakim olur bütün dünyaya.
Bütün dünyaya hakim olur. Bir Müslüman evinde, işinde, aşında, eşinde, sokakta, caddede, memurlukta, işçilikte, siyasette, bürokratta, adalette, dost doğru olsa, yemin ediyorum, vallahi de, billahi de, tillahi de bütün dünya İslam olur. Bütün dünya İslam olur. Ama şimdi olmaz. Biz oturmuşuz, kulaklarının memesinin önüne mi değdi, ardına mı değdi Allah'a ekber derken. Tartış Allah, tartış. Dost doğru ol kardeşim ya. Dost doğru ol. Dost doğru ol. Kimsenin parasında, pulunda, malında, mülkünde gözün olmasın. Dost doğru ol. Devlet ihalelerini dost doğru yap, belediye ihalelerini dost doğru yap, dost doğru ol.
İşçinin hakkını dost doğru ver. Çalışanların hakkını gözet, dost doğru ol. Kimseyi aldatma, kandırma, dost doğru ol. Dervişliğin de dost doğru olsun, şeyhliğin de dost doğru olsun. Müritliğin de, mürşitliğin de dost doğru olsun. Yapma, dost doğru ol. Sadece kendine yapmıyorsun, kocaman bir İslam dünyasını yapıyorsun, kocaman bir yola yapıyorsun. Dost doğru ol. Hem Sufi'yim deyip, hem gidip eşine zulmetme. Hem dervişim deyip, hem çocuklarına zulmetme. Dost doğru ol. Hem dini senden iyi bilen yok, senden fazla da eşine ve çocuklarına zulmeden yok. Dost doğru ol. Kibrinden yanından geçilmiyor. Her şeyi sen biliyor. Bu kadın neden ağlıyor? Senden başka bilen yok.
Bu çocuklar neden ağlıyor? Sen çok iyi olsan bu kadın neden durmasın ki senin yanında? Kovsan gitmez. Ahmak mı? Sen çok iyi bir kadın olsan bu adam seni neden boşamaya kalksın? Dost doğru ol. Sen dost doğru bir anne baba olsan çocuk neden senden nefret etsin? Çocuk senden neden uzaklaşsın? Sen dost doğru bir evlat olsan anne baba sen o neden lanet getirsin ya? En büyük sıkıntımız bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Kur'an ve sünnetin dışındaki her türlü davranış, zulüm. Kim yaparsa yapsın.
Kim işlerse işlesin. Ama bizde bir de bu oluştu. Bu bizim derviş kardeşimiz ya. Ne olacak zulmüne sessiz mi kalacağız? Bu bizim kardeşimiz ya ne yapalım? Zulmüne sessiz mi kalalım? Bu bizim partiden ne yapalım? Zulmüne sessiz mi kalalım? Bu bizim cemaatten ne yapalım? Zulmüne sessiz mi kalalım? Kur'an ve sünnetin dışında yaptıklarına, ettiklerine sessiz mi kalalım? Sessiz kalıyoruz. Bu da ayrı bir zulüm. Bakın bu da ayrı bir zulüm. Abi ne yapalım ya şimdi ya? Söyle kardeşim. Yaptığın yanlış de. Söyle.
Söyle. Yaptığın yanlış de. Susuyor. Ne susuyor? Sen zulmü git talime yardım et. Zulmü ediyor o. Ona yardım et. De ki yapma. Bunu yapmaya hakkın yok da Allah muhafaza eylesin. Hadis-i Kudsi ey kullarım ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da yasakladım. Sakın birbirlerinize zulmetmeyin.
Müslim'de geçiyor. Hadis-i Kudsi. Allah kendine zulmü haram kıldı. Allah kendine bir şey haram kılar mı? Bakın kendine zulmü haram kılmış. Allah zalim değil. Allah bir kimsenin üzerine zorla kötülük elbisesi giydirmez. Allah bir kimsenin ayağına çelme takıp da düşürmez. Allah tuzak kurup seni tuzağına düşürmez. Allah zalim değildir. Allah senin oturduğun yerde hasta etmez. Hastalık hastalığa düçar etmez. Sen bir şey yapmışsındır. Allah Adem'i durduğu yerde cennetten çıkarmadı. Allah Havva'yı durduğu yerde cennetten çıkarmadı. Adem hatasını anladı.
Ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Sen de Adem'in yolunu seç. Tövbe et ben nefsime zulmedenlerden oldum de. O zaman zulmetme. Allah'ı da zalim görme. Allah'ı zalim görmek küfürdür. Allah'ı kendisine zulmeder görmek küfürdür. Bir kimse böyle imtihan, bir zorluk, bir sıkıntı gelir. O zorluğu sıkıntı eder ki Allah gönderdi bunu bana. Benim yaptıklarım var önümde demez. Allah kimsenin kötülüğünü istemez. Allah kimse zulmetmez. Allah kimsenin başına kötülük örmez. İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. Sizin önünüze sizin yaptıklarınız vardır. Ayet-i Kerime Sen Allah'ın ipine sımsıkı yapış. Sen Habibi'nin yoluna sımsıkı yapış.
Sen haramlardan kendini uzak tut. Kendini hayır yoluna adapte et. Haramlardan uzak dur. Senin başına gelen bir şey işlemiş olduğun bir haramdan mütevellittir. Sen bir yerde haram işlemişsindir. Sen bir yerde yanlış yapmışsındır. Sen bir yerde eksik yapmışsındır. Kendini Eyüp Aleyhisselam'la eşdeğerde tutma. Kendini İbrahim Aleyhisselam'la eşdeğerde tutma. Kendini Yusuf Aleyhisselam'la eşdeğerde tutma. Kendini Abdülkadir Geylan Hazretleri'yle eşdeğerde tutma. Kendini Hazreti Bir Ahmet Rufay Hazretleri'yle eşdeğerde tutma. Kendini Hazreti Mevlana Celalettin Rumi'yle eşdeğerde tutma. Kendini Üstad'ınla eşdeğerde tutma. Sen Üstad da değilsin. Eşdeğerde tutma. Kendini o noktada görme.
Görüyorsan gel senin icazetini vereyim. Üstad ol başımıza otur. O zaman senin önünde senin yaptıkların var. Eşine zulmettiysen o kadın senin yanında durmayacak. Çocuklarına zulmettiysen çocuklar sana düşman olacak. Olacak. Sen arkadaşına zulmettiysen yalnız kalacaksın. Sen bir topluluğa zulmettiysen onun karşılığını göreceksin. Onun karşılığını göreceksin. Sen bir mümine zulmettiysen onun karşılığını göreceksin. Zulmeden zulmünün karşılığını göreceksin. O zaman Adem'in yolunu seç. Ben zulmettim de tövbe et.
Tövbeden hiç günah işlememiş gibidir. Ama ya topluluğa zulmettiysen hakkı var topluluğun. Senin tövben bu topluluğun hakkını hukukunu kaldırmaz orta yerden. Sen geleceksin bu topluluktan helallık isteyeceksin. Sen çünkü topluluğun hepsine de zulmettin bir laf söyledin. Topluluğun hepsine de bir zarar verdin. Sen onlarla helallaşmadan göçüp gitme bu dünyadan. Sana tavsiyem birine zulmettin göçüp gitme bu dünyadan. Onunla helallaş onunla işini bitir. Yoksa zulmedenlerin ahirleri perişan olur. Allah zalimlerden döner intikamını alır. Kim zulmederse Allah diyor onun başına bir zalim memur eder, atar.
O zalim ne diyor zulmedenden intikamını alır, sonra döner diyor o zalimden kendisi intikam alır. Demek ki zulmeden muhakkak o zulmünden dolayı ondan intikam alınacak. Onun başına diyor başka bir hadis-i şerifte zulmedenden Allah başına bir zalim tayin eder. Zalimle o zulmedenden intikamını alır. Zalimin başına bir kılıç tayin eder. O kılıçla diyor o zalimden intikamını alır, sonra döner kılıçtan intikamını alır diyor. Allah'ın hesabı kitabı Allah'a ait. Ben bilecek bir şey değilim. O zaman bana düşen kulluk, zalimlerden uzak durun. Zalimlerin peşinden gitmeyin.
Zulmedenlerin peşinden gitmeyin. Adaletle hükmetmeyenler zalimdir. Adaletle hükmetmeyenler zalimdir. İslam dünyasında en önemli şey adalettir. Adalet, adalet. Evde, iş yerinde, sokakta, şehirde, devlette. Adalettir önemli olan. Namaz değildir. Oruç değildir. Adalettir. Çünkü topluluğu ayakta tutacak, aileyi ayakta tutacak olan, cemaatleri, cemiyetleri, tarikatları ayakta tutacak olan adalettir. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır.
Zulmün olduğu yerde bereket yoktur, lütuf yoktur, ikram yoktur, ihsan yoktur. Neden? Zulüm var çünkü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden İslam dünyasında adaletle alakalı, sosyal hayatla alakalı, devletle alakalı adalet meselesini en önemli, klasik olarak işleyenlerden birisi maverdidir. Maverdi'dir, maverdi, o kadar adaletle alakalı meseleleri işlemiştir ki, yani İslam dünyasında adaletle alakalı bölük pörçük olan şeyleri cem etmiş, toplamıştır.
Çünkü eğer bir devlet düzeninde adalet yok ise, hani bugünkü tabirde ona kamu diyorlar ya, kamu düzeninde yani devlet düzeninde adalet yok ise, devlet idaresi olarak adaletin olmadığı bir yerde, devlet yönetiminde adalet yok ise, Allah muhafaza eylesin. O zaman büyük tehlike vardır. Hem sosyolojik olarak halkın içerisinde, tebaanın içerisinde, milletin içerisinde büyük sıkıntı vardır. Hem de devlet yönetiminde büyük sıkıntı vardır. Ve bu hem dış dünyaya karşı, hem de içeri karşı, içerideki tebaya karşı sıkıntının en büyüdür. O yüzden adaletsizlik, adaletsizlik en büyük zulümlerden birisidir. Ve tarih boyunca, adaletle hükmetmeyen devletler, adaleti istemeyen milletler, batmaya ve dağılmaya mahkum olmuştur.
Toplum içerisinde adalet sağlanmazsa, aile içerisinde adalet sağlanmazsa, cemaat, tarikat içerisinde adalet sağlanmazsa, hepsi de dağılmaya mahkum olur. O yüzden bireyi kendisinden tutun, ailesi ve sülalesi, cemaatı, topluluğu, devlet komple, sisili olarak adaletle hükmetmek zorundalar. Adalette hükmetmeyen baba, koca, patron, zakir, çavuş, şeyh, mürşid, hepsi de zulmetmiş olur.
Adaletle hükmetmeyen belediye başkanı, müdürler, amirler, hepsi de zalim sıfatına girer, zulmetmiş olur. Adaletle hükmetmeyen vali, kamu düzenindeki amirler, memurlar, hepsi de zulmetmiş, zalim sınıfına girer. Adaletle hükmetmeyen devlet başkanı, bakanlar, yöneticiler, hepsi de zalim sınıfına girer. Ve adalet, cumhurbaşkanından en böyle kıyıda, fukara, vatandaşa kadar adaletli davranılmak zorundadır.
Bütün herkese, bütün herkese. Adaletin olmadığı bir yerde zulüm vardır ve o topluluk, o devlet, o millet, o zulmü düzeltmezse dağılmaya mahkum olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, nerede bir kötülük var ise, orada adaletsizlik vardır. Nerede bir dengesizlik varsa, orada bir adaletsizlik vardır. Nerede haramlar kol geziyorsa, orada bir adaletsizlik vardır. Orada bir adaletsizlik vardır. Nerede halka zulmediliyorsa, orada bir adaletsizlik vardır. Nerede aile bireylerine zulmediliyorsa, orada bir adaletsizlik vardır. Allah muhafaza eylesin. O zaman zulüm ne dediğimizde, zulüm, Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey birer zulüm aracıdır ve zulümdür.
Allah muhafaza eylesin inşallah. 1310. beytten devam edeceğiz ama, böyle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin iki duası var. Onunla sohbeti kapatalım. Bismillah, Allah'a sığındım. Allah'ım hata yapmaktan, yanlış yollara sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahilliğe maruz kalmaktan sana sığınırız.
Allah'ım fakirlikten, kıtlıktan, zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırız. Amin, ecmain, el-Fatiha ma seravata. Amin, ecmain, haklarınızı helal edin inşallah. Bizden yana da helal olsun. 1310. beytten devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.