mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1286-1297. Beyit) 30.10.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 30 Ekim 2021 · 50:00

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümlemizi hakkı hak bilip, hakkın yolunda koşanlardan, hakkın hakim olması için mücadele edenlerden, batılı batıl bilip, batıla karşı mücadele eden, batılın karşısında duran kullarından eylesin inşallah. Perşembe günü unuttuk, bütün kardeşlere söylemiş olalım. Malum Bayındır'dan bizim hayat kardeş vardı. Hemen hemen Bayındır'ın ilk dervişlerinden koronadan vefat etti. O yüzden önümüzdeki perşembeye kadar inşallah arkadaşlarımız, kardeşlerimiz tevhid okusunlar da inşallah önümüzdeki perşembe bağışlayalım. Bir de Fatih kardeşinin de babası vefat etmişti.
Onun babası için de inşallah. Ve cümle ölmüşlerimiz için tevhid okuyalım. Perşembe günü de bağışlayalım inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. En son 1285. Beyt okumuşuz. Azametli ve kibirli ateşi bile bir yel söndürüverir. Orayı okumuştuk. Oradan devam ediyoruz inşallah. Denizin halini de ıstırabından, coşkunluğundan anla.
Aklının değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil. Yani nasıl ateşi bir küçücük bir üfürme söndürüyorsa, deniz de kendi ıstırabından dolayı halden hale giriyor. Coşkunluktan coşkunluğa. Bir dalgalanıyor, bir kabarıyor. Bir kenara vuruyor, bir kıyıya vuruyor. Bir her şeyi içine alıyor. Bir içindekileri dışına çıkarıyor. Deniz de ne? Kalıptan kalıba giriyor. Yani su olduğundan hangi kalıba sokarsanız, su o kalıba girer. O yüzden hani derler ya, su gibisin her kalıba girdiğinde o kalıbın halini alıyorsun diye. Veyahut da su aynı zamanda da renksizdir. Girmiş olduğu kabın rengini alır genel olarak. O yüzden denizin halini de ıstırabından, halden hale geçişinden anla.
Allah rızasını arayıp duran, başı dönmüş feleğin hali de oğullarının hali gibidir. Gah en altta, gah ortada, gah en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var. Asıl buraya dikkatinizi çekmek istiyorum. Hani geçen haftada, Hz. Pierre'in 750 yıl önce işaretini beyan etmiştik. Yine böyle bir işaret.
Bu doğrudur, değildir. Benim kendimce, kendi tespitim. Allah'ın rızasını arayıp duran, başı dönmüş feleğin hali. Yani başı dönmüş felek dedi, işte samanyolu olarak bunu nitelendirebilirsiniz. Ve oğullarının hali gibidir. Demek ki onun bir de oğulları var. Etrafında diğer samanyolları var. Gah en altta, gah ortada, gah en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var. Kutlu ve yomsuz zamanlar var. Yani farklı zaman dilimleri, bölüm bölüm, farklı farklı alemler. Öyle söyleyelim. Şimdi bu meseleye baktığımızda, sizi farklı bir cenaha götüreyim ben. Bu farklı cenah ne?
Bu son dönemlerde Avrupa'dan bize gelen paralel evren felsefesi. Paralel evrenler var mı, yok mu? Paralel evren dedikleri şey ne? Böyle bu alemin dışında farklı paralel evrenler var mı, yok mu tartışmasının içine sokup çıkartacağım sizin de oradan. Böyle bir tartışma var. Batı'dan bize de geldi. İşte zaman zaman bana da soruyorlar ya, böyle paralel evren var mı, yok mu diye. Şimdi Hazreti Pir 740 yıl, 750 yıl, 800 yıl önce onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var demiş. Böyle olunca yaratılışa dönüp bakmamız lazım. Yaratılışa dönüp baktığımızda Talak suresi ayet 12.
Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur ki Allah'ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın gerçekten her şeyi imiyle kuşatmış olduğunu bilesiniz. Bunun üzerinde yoğunlaşıldığında Cenab-ı Hak 7 ayrı ayet-i kerimede 7 göğü yarattığına dair haberler vermiş bize. Yani 7 ayrı ayet-i kerimede her seferinde de 7 göğü ve yerden de bir o kadarını yaratmış olandır ayet-i kerimesi gibi ayetler söylemiş.
İşte 7 gök, yeryüzü ve içinde bulunanlar onu tesbih ederler. İsra 44, görmediniz mi Allah'ın göğü 7 kat olarak nasıl yarattığını? Nuh 15, o hem evveldir hem hayırdır hem zahirdir hem batındır. Normalde bunu söylediğimizde bütün o Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal olarak da bunları zikretmiş. Ayrıyeten şimdi ben ayet-i kerimelerin buradan Bakara ayet 29. ayet İsra 44. ayet Mü'min'in suresi, 86. ayet Fusullet suresi, 2. ayet Mülk suresi, 3. ayet Nuh suresi, 15. ayet.
Bunlar benim tesbih ettiklerim ama 7 tane ayrı ayette Cenab-ı Hak işte göğü 7 kat yarattığını, bazı hani 7'şer kat yarattığını, 7'şer katta yeri yarattığına dair ayet-i kerimeler var. Döndük, bu ayet-i kerimeleri nasıl tefsir etmişler? Bu en önemli, benim bugün sohbetime delil olarak aldığım Talak suresinin 12. ayeti.
Bunu nasıl tefsir etmişler? Malum ben hep böyle eskinin eskisine gitmeyi seviyorum ya, bunun eskisinin eskisine gitmeye çalıştım. Eskinin eskisine gitmeye, yani ilklerin yoluna gittiğimizde enteresan bir tefsir çıktı burada. Öyle bir enteresan tefsir ki, bugüne kadar belki de hiç duymadığınız veyahut da bugüne kadar hiç dillendirilmemiş bir tefsir. Kimden? İbni Abbas'tan. Yani Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'tan. Dört Abdullah'tan birisi. Böyle kesik kesik gelebilir ama aynı şekilde İbni Mesud da bunu böyle tefsir etmiş. Ve demişler ki, Yedi gök onda ve onların arasında bulunanlar, yedi yer onda ve onların arasında bulunanlarla, kürsi ancak çöle atılmış bir halka gibidir.
Yani bu mevcut yaratılmış olan evren dediğimiz şey, o kadar büyük bir, o kadar büyük, o kadar geniş ve hala daha da genişlediği zaten tespit edilmiş vaziyette, kürsi çöle atılmış bir halka gibidir. Yani yüzük gibi, öyle düşünün. Çölün içerisindeki yüzüğün büyüklüğü söz konusu olur mu? Olmaz. Yani o kadar devasa bir evrenle karşı karşıyayız. Ve yine İbni Abbas'tan taberi naklediyor bunu da. O da Amr bin Ali'den, o da Abbas'tan nakletmiş. Yedi göğü ve yerden bir o kadarına kavli hakkında şöyle demiş. Eğer ben bunun tefsirini size anlatmış olsaydım, siz inkar ederdiniz, sizin bu inkarınız yalanlamanız demektir.
Yani ayeti yalanlamanız demektir. Yani İbni Abbas, bu ayeti kerimeyi eğer ben size tefsir edersem, siz bunu yalanlarsınız, bunu kabullenmezsiniz. Bu ilmi, bu tefsiri kabul etmez, beni yalanlarsınız, böylece de bu ayeti kerimeyi de inkar etmiş olursunuz diyor. Ve yine başka bir kanaldan, ben onu sana haber versem, inkar etmeyeceğimden emin kılacak nedir diyor ona da. Ve yine diyor ki, yeryüzünün her birinde, bakın, yeryüzünün her birinde, burayı iyi dinleyin. Yeryüzünün her birinde İbrahim gibi, yeryüzündeki mahlukata benzer mahlukat vardır. Yani bu yedi kat ayrı yeryüzünde, bu bakın yedi tane ayrı, yedi tane ayrı yeryüzü olarak tefsir edebilirsiniz.
Ve her yeryüzünde İbrahim gibi peygamberler var. Ve o her yeryüzündeki, buradaki mahlukatlar gibi mahlukat var. Enteresan bir tefsir. Ve yine İbn-i Abbas'ın şöyle dediği rivayet ediliyor, yedi yer vardır. Her yerde sizin peygamberiniz gibi bir peygamber, Adem gibi bir Adem, Nuh gibi bir Nuh, İbrahim gibi bir İbrahim, ve İsa gibi bir İsa vardır.
Beyhaki, yine başka bir kanaldan, o da İbn-i Abbas'tan yine buna benzer bir şey daha naklediyor. O da diyor ki, her yeryüzünde İbrahim aleyhisselam gibi birisi vardır. Şimdi, Hz. Pir, Mesnevis'in de, bunu bize diyor ki, bölük bölük, kutlu ve yolsuz zamanlar var. Ve bunlar hepsi de feleğin, yani içinde bulunduğumuz samanyolunun oğulları gibidir. Çocukları gibidir. Yani hepsi de bu samanyolundan ayrılmış. Ve bu samanyoluna benzer samanyolları var. Şimdi, ben zaman zaman bunu söylüyorum ya, İslam dünyası batıya yönünü çevirmiş, kendi öz değerlerini ve kendi özünü kaybetmiş.
Kendi öz değerlerine bakmış olsa, kendi özüne bakmış olsa, Kur'an ve sünnete dönüp, iyice incelese, bugün Avrupa'nın bize bilgi olarak, bilim olarak, ilim olarak sunduğu, her şeyin bizden çalınma olduğunu görecek. 1400 yıl önce, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı, bugün batılıların bize paralel evren olarak anlattığını bize anlatıyor.
Tefsirde anlatıyor. Yedi kat gök ve yedi kat yeri yaratan Allah'ın o ayeti kerimesini tefsir ederken, yaşadığınız bu evrenin farklı boyutlarda olabileceğini, farklı boyutlarda var olduğunu, ve bu ayeti kerimeyi tefsir ederse, oradaki dinleyen sahabenin, bunu inkar etmesinden, korktuğundan dolayı, bize küçük bir tabiri caizse, bilgi kırıntısı koyuyor.
diyor ki kürsi, çünkü kürsi bu noktada, hani, en geniş, en derin, en yüksek muhteva açısından, öyle bir yer. Ve kürsi diyor, bu yaratılmış, evrenlerin içerisinde, çöldeki yüzük gibi kalır. Yani bu yaratılan evrenler, biz bunu paralel evren olarak, hani batılıların tabiriyle, ama bizim tabirimiz de, alemler içerisinde alem.
Alem içerisinde alem. Ve her alemin içerisine daldığınızda, farklı bir alem. Her perdeye geçtiğinizde, her perdeden farklı bir perdeye geçiş. Her alemden farklı bir aleme geçiş. Ve hani sufili, Kur'an ve sünnet üzerinden, öğrenip Kur'an ve sünnete bağlayacaksak, o zaman, alemden aleme geçiş, perdeden perdeye geçiş.
Ve bu perdenin haricinde de, mahlukatların olduğu, yaratılmışların olduğuna delil, Talak suresi ayet 12. Ve, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah bunu tefsir ederken, her alemde, buradaki gibi Nuh, bu alemde tecelli etmiş gibi bir İbrahim, bu alemde tecelli etmiş gibi İsa, bakın, oranın İsa'sı, oranın Nuh'u, oranın İbrahim'i olarak da bunu biz, nitelendirebilir, değerlendirebiliriz.
Ama, o alemde de demek ki, Adem var, o alemde de Adem var ise, o Adem, orada olduğu müddetçe, onlara da kitap indirildi, onlara da, emir indirildi, onlara da peygamber gönderildi. Bunu, batıca düşünmek istemiyorum. Batı bunu paralel alem olarak nitelendiriyor, ben batıca düşünmek istemiyorum bunu. Ben Kur'an sünnet dairesinde, bu meselenin üzerinde derinleşmeyi düşünüyorum. Demek ki, oranın da bir Muhammedisi var. Allah-u alem, bazen zaman zaman hani, peygamberlerin vazifesi bitmemiş, bu dünyada vazifesi bitti. Madem ki bütün bu yaratılış, Nuru Muhammed'inin üzerinden yürümekte, madem ki varlık, Nuru Muhammed'inin nuruyla hayat bulmakta, o zaman o Nuru Muhammed'i hala da, alemin içerisinde ve alemler üzerinde aktif.
Hem alemde, bu alemde aktif, hem de diğer alemlerde aktif. O zaman Nuru Muhammed'inin kokusunun olmadığı, Nuru Muhammed'inin tecelliyatının olmadığı, herhangi bir alem veyahut da herhangi bir boyut, herhangi bir perde düşünmemiz mümkün değil. Bununla alakalı o zaman, madem ki Hz. Muhammed'i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ayette sabit, alemlere rahmet olarak gönderildi.
Alemlere rahmet. Sadece yaşadığınız bu aleme dair değil, sadece sizin kendi dünyanıza değil, sadece güneşe, venüse, ne bileyim Mars'a ait değil. O zaman bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bütün kainatın her tarafında, Nuru Muhammed'i olarak tecelli etmiş vaziyette. Ve siz hangi boyuta geçerseniz geçin, hangi alemle haşır neşir olursanız olun, siz ona ancak, Hz. Muhammed'i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ruhaniyeti ve nuraniyeti üzerinden yürürsünüz. Onun ruhaniyetine ve nuraniyetine muhtaçsınız. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, bir postacı bu gören, ham akıllılar, Hz. Muhammed'i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadislerini inkar eden, hadislerini reddeden, müşrik akıllılar, ve onun temiz ashabına ve onun yoluna,
ashabının yoluna laf söyleyen, müşrik kalpliler, bunu anlamaktan uzak duracaklar. Uzaklar çünkü. Reddettiklerinden dolayı uzaklar. Reddettiklerinden dolayı, kalplerinde böyle bir tecelliyat olmayacak. Reddettiklerinden dolayı, akıllarında böyle bir tecelliyat olmayacak. Reddettiklerinden dolayı, Hz. Muhammed'i Mustafa'nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinden, ve dolayısıyla, Cenab-ı Hakk'ın hikmetinden ve ilminden, faydalanamayacaklar.
Ve biz kendi kendimize, batının karşısında, ezikliğimize, batının karşısında, yenilgimize, kanıp, veya kandırılıp, biz onların paralel evren var mı, yok mu tartışmasının, içerisinde, kendimizce, kendi öz değerimizi, kendi öz felsefemizi, fikrimizi, orta yere koyamayacağız. Ama, bu topraklarda yetişmiş olan, ve bu toprakların ürünü olan, yani İslam olan, ve bizden olan, ve bizim olan, Hz. Mevlana gibi, Yunus gibi, Hacı Bektaş Veli gibi, Şehzadi gibi, Nesefi gibi, işte, daha yüzlerce, binlerce, bu medeniyetin yetiştirmiş olduğu insanların, felsefesine, fikrine, dinlerine ve imanlarına, inançlarına biz, yabancı kalacağız.
Baktığımızda, 800 yıl önce, Hz. Mevlana, Celaliyetin Rum Hazretleri, mezhebisinden bunu bahsederken, Allah-u Alem, bu ayeti kerimelerden, ve bu hadis-i şeriflerden de muhakkak, haberdardı. Ve, biz yeni haberdar oluyoruz şimdi. Bakın, biz yeni haberdar oluyoruz. Ve biz kendi kendimize, ben kendimce, öyle söyleyeyim. Yani, buradan, işte, ne demek istemiş diye, araştırmaya başladığımda, hakkınızı helal edin. Benim bu, söylediklerimi ne, en önemli, Avnikon'un, Hz. Mevlana'nın, Mesnevisinin, tercümesinde bulunursunuz. Ne de, şeyin, ne o?
Tahir-ül Mevlevi'nin, Mesnevisinin, tercümesinde bulursunuz. Her ikisine de baktım, bu arada. Yani, dedim ki, onlar bu beytlerin, hakkında ne demişler diye, böyle bir açılım, onları küçümsemek için, söylemiyorum. Sakın, öyle bir şey, aklınıza gelmesin. Ama, böyle bir şeyden, bahsetmemişler. Yani, burada bölük bölük, kutlu ve yonsuz, zamanlar var dediğimizde, bu bende başka bir şey çağrıştırdı. Ve, başında da, hani, başı dönmüş, feleğin hali, ve oğulları gibi deyince, yani, bunu sadece, saman yolunun içerisinde, nitelendirmek, ve bunu sadece, saman yoluna bağlı kalmak, bu, beyti açıklamakta, yetersiz kaldığını düşündüm. Ve, yaratılışla alakalı, en önemli ayet-i kerimelerden birisi bu çünkü, Allah yedi göğü ve yerde, yerden de bir o kadarını yaratmış olandır.
Ayet-i kerimesinden yürüyerekten, bu sonuca vardım. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, hep derim, Mesnevi, böyle şiirsel, yazılmış bir, Kur'an-ı Sünnet tefsiri gibidir. Bakın, Kur'an-ı Sünnet tefsiridir, bir veçesiyle. Mesnevi, böyle şiirsel, yazılmış, enteresan bir şeydir bu, hayat tefsiri gibidir. Hayat tefsiri gibi. Ve, eğer onun üzerinde, çok dikkatli, okunur, çok dikkatli, incelenirse, günümüze değil, gelecek çağlara ışık tutacağını görürsünüz. Tefsir açısından. Çünkü, Mesnevi bir fıkıh kitabı değildir. Akaidle alakalı bilgiler vardır, Akaidle alakalı. Ama, bir fıkıh bilgisi ondan bulmanız mümkün değil.
Fakat, bu tip açılımları bulmanız mümkün. O yüzden, Hz. Pire'de bu konuda minnetlerimi sizin önünüzde sunuyorum. Cenab-ı Hak inşallah, bizleri de o yolda devam eden kullarından eylesin. Amin. Ve, daha da geriye gittiğimizde, Kur'an, sünnet bağlamında meseleye baktığımızda, bugünkü batılıların bizim önümüze yeni bir fikirmiş gibi, yeni felsefeymiş gibi, yaratılışın üzerinde, yeni bir şey üretmiş gibi, sundukları şeylerin, bizim öz değerlerimizde, öz bilgi birikimimizde, bizim öz ana durduğumuz Kur'an ve sünnetimizde,
mevcut olduğunu görüyoruz. E tabi bunu, batı bunun üzerinde, farklı pencereler açıyor, belki de o farklı pencereleri kendince, bizim eserlerimizi inceleyerekten bu noktaya geliyorlar. Bizim belki de eksikliğimiz, noksanlığımız bu, ama bizde entelöktüel dediğimiz, hani bizde böyle fikir insanı, veya bir konuda çalışmış kimseler, ne yazık ki yetersiz çalma, çalıntı, doçentlik tezleriyle, çalma, çalıntı, derleme, toparlama, kes, kopyala, yapıştır, profesörlük tezleriyle, doçent ve profesör olup, kendi öz değerine sırtını dönen,
kendi özüne sırtını dönen, ne yazık ki, böyle bir topluluk var bu ülkede. her şeyi batıdan bekleyen, her şeyi batının yaptığını söyleyen, batıya karşı, tabiri caizse, kuzunun kurda aşık olması gibi, böyle bir, gözü kapalı, batıdan gelen her şeye teslim olan, bizde bir zihniyet hakim. Öyle olunca da, biz kendi öz değerlerimizi öğrenmekten uzak, kendi özümüze dönmekten uzağız. Allah bizi affetsin inşallah. Ey külliyat ile karışmış olan, ey insan, basit cisimlerin halini de, kendinden kıyas et. Külliyatın böyle hastalıkları, böyle dertleri olunca, cüzlerinin yüzü nasıl sararmaz, hele birbirine zıt olan şeylerden, su, toprak, ateş ve yelden meydana gelmiş cüzü.
Şimdi, insan, komple bu külliyatın içerisinde, halife olarak yaratılmış. Öyle olunca, bu külliyatta her ne var ise, insanda da var. Ve bu insanların içerisinde, zirve yaratılmış olan, Hz. Muhammed Mustafa. sonra diğer peygamberler, sonra Allah'ın veli kulları. Ve işte bu külliyata bak, bu külliyatta kendini kıyas et. Bu aleme bak, bu aleme bakaraktan kendini kıyas et. Sen bu alemin çekirdeği hükmündesin. Sen bu aleminde, bu alemde her ne var ise, sende de var. Ateş, sende var, su da sensin.
Bu sadece dışarıda var olan bir şey değil. Ateş de var, su da var. Senin ateşini söndürecek olan su, sende mevcut. E o zaman, kötü de sende, e iyi de sende. Kötülüğüne galip gelecek olan, iyi de sensin. O zaman kendini iyi tanımla. Dışarıda, kötüyü ve kötülükleri gördüğün gibi, aynı kötü ve kötülük, sende de var. Ve sende aynı şekilde, Cenab-ı Hakk'ın lütfettiği, ikram ettiği, iyilik de var. O zaman, iyi de sensin. İyi bir başkası değil. İyi de sensin.
Ateş başkası değil. Ateş de var sende. Ama onu söndürecek su da sende. Nefis sende. Ama onu doğru yola götürecek istikamet de sende. Onu doğru yola yönlendirecek olan istikamet de sende. Nefis sende var. Çünkü sana nefis verildi, üflendi. Ama nefsin karşısında, Cenab-ı Hakk kendisinden sana ruh üfledi. Ruh da sende. O zaman, bu alemi bir ceset gibi görürsen, bu alemin ruhu sensin. Bu alemi ceset gibi görürsen, bu alemin ruhu sensin. Bir başkası değil. Sen kendini iyi tanımla.
Ve sen, sen, eğer ki, kendini tanımlarsan, kendini tanımlarsan, alemi de tanımlayacaksın. Veyahut da, sen alemi tanımlarsan, zıttı, kendini de tanımlayacaksın. Ben işin en kestirme yolu olarak söylerim ya, eğer, bu alemi var edeni tanırsan, o zaman hem kendini, hem alemi tanımlarsan, hem kendini, hem alemi, alemi tanıyacak, en kestirme yol, onu tanımaktır.
O zaman, onu tanırsan, hem kendini tanımlayacaksın, hem de, bu alemi tanımlayacaksın. Hem de, yaratılmış olan, bütün alemleri tanımlayacaksın. O zaman, yedi kat, yerde sensin, yedi kat, gökte sensin. Sende de, yedi kat gök var, sende de, yedi kat yer var. O zaman, sende de, alemler içerisinde, alem var, ve her alemin, İbrahim'i var. Ve her alemin de, Adem'i var. ve her alemin de, Musa'sı var, İbrahim'i var. Yeter ki sen, onu tanı. Eğer onu tanımazsan, o zaman zaten, kör oğlu, kör oğlu, körsün.
Eğer onu tanımazsan, kör olarak, göçüp gideceksin, kör olarak, haşır olacaksın. Kör olarak, yaşayıp, kör olarak, göçüp gideceksin, ve kör olarak, haşır olacaksın. Kör olarak, yaşamamak için, kör olarak, yaşamamak için, seni, yaradanı tanı. Seni, yaradana, iman etmen, iman etmen, yolun başıdır. Tanıman, onu bilmen, yolu yürümektir. Ona aşık olmak ise, yolun zirvesidir. Yolun zirvesidir. Ancak aşık olursan, onu tam anlamıyla anlarsın. Bu senin için tamdır. Onun için tam değildir. Onun için tam yoktur. Onun için tam kendisidir.
Sen kendince, kendini tamamladım görürsen, sen de yayan kalırsın. O yüzden, zıt olan şeylerden, ne bakarsan bak, bütün zıtlıklar, sende mevcuttur. Ve yaradılan, alem ve alemlerde, her ne var ise, o sende de vardır. Hz. Pir diyor ki, külliyattan, sana da karışmış. Sen de o külliyatın, içerisindesin. O külliyattan, külliyattan, numuneler var sende de. O külliyatın, içindesin sende. Ve sen de aslında, alemler içerisinde, ayrı bir alemsin. Ve senin üzerinde de, ben batının tabiriyle söyleyeyim, paralel alemler, paralel tecelliyatlar var. Batının terimiyle söylüyorum.
Yok, kendi terimimizle söylersem, sende de yedi kat, yedişer kat, farklı farklı gökler, yedişer kat, farklı farklı, yerler mevcut. O yüzden, sende mevcut olmayan, hiçbir şey yok. Burada, böyle bir giriş yaptıktan sonra, bir, bir ikaz diyeyim ben buna. Sakın, bizim yolumuzdan gidenler, bir gün gelip de, ben oyum, deme, gafletine düşmeyecekler.
Hiçbir zaman, ben oyum, ben o oldum, gafletine, düşmeyecekler. Böyle söyleyenlerin de, birer yalancı olduğunu söyleyecekler. Çünkü, bir kısım, kendisini, tırnak içerisinde, sufi olarak nitelendiren, yine tırnak içerisinde, melami olarak nitelendiren, veya yine tırnak içerisinde, arabim, arabiz, arabiciz, diyen, tırnak içerisindekine, tırnak içerisinde belirttiğim, bu kimseler, ben oyum, ben oyum, deme gafletine düşüyorlar.
Hiçbir kul, hiçbir zaman, Allah olamaz. O yüzden, hani, bütün mevcudatta, var olan her şey, sende var derken, sen, Allah olamazsın. Bu kapıyı da, herkes, kapatacak. Öyleyse, o zaman, bizim amaçladığımız nedir? Allah'ı tanımak, ona yakın olmak, ona aşık olmaktır. bakın, Allah'ı tanımak, ona yakın olmak, ona aşık olmaktır. O olmak değildir. Bu büyük bir gaflettir. Bu büyük bir küfürdür. O hiçbir şeye benzemez. O hiçbir zaman, hiçbir şeye benzemediği gibi, hiçbir şeyde, o, olamaz.
Bakın, hiçbir şeyde, o, olamaz. ama, Cenab-ı Hak, ayeti kerimelerde, elinin olduğunu söylemiş. Hani, meşhurdur ya, hani, Rıdvan beyatıyla alakalı, Akaba beyatıyla alakalı, Allah'ın eli, onların elinin üzerindedir. İşte, Allah'ın elinin sıkı olduğunu söylerler. Haşa, Allah'ın eli sıkı değildir. Gibi, Cenab-ı Hak, kendisine, uzuvlar belirlemiş. Biz de, zaman zaman, Allah'ın cemalinden bahsederiz. Cemalinden bahsederken, onun gözünden bahsederiz. Onun gözü demek, o, hiçbir şeye benzemez. İnsanın gözü gibi değildir. Sen, onun gözü olarak da, bir şey görsen, gerçek manada, onun gözü değildir. Sen, bir, cemal sıfatıyla sıfatlansan, ve ben onun cemalini gördüm desen, onun gerçek cemali değildir.
Ama sen, onu görmek de, kendince, ben cemal sıfatıyla, müşerreflendim diyebilir misin? El cevap diyebilirsin. Ama o değildir. Çünkü o, hiçbir şeye benzemez. Burada, tenzih ve teşbih, birbirini ne yapar? Dengeler. Bu, odur dediğinde, o, o değildir. Tenzihi girer, işin içerisine. Ama, odur der. bir müddet sona, bir kısım sufiler, belli bir noktaya geldiğinde, teşbihde, ııı, sınır tanımazlar. Bu ayrı bir meseledir. O yüzden, ııı, sufi kardeşler, derviş kardeşler, ııı, bu yanılgıya düşmeyecekler. Bir kısım, böyle, burada, melamilere, arabicilere, veya değişik sufi gruplara, laf atmak değil derdim.
Burada, ümmet-i Muhammed'i ve sufi kardeşleri, uyarmak derdim bu. Evet, biz, ııı, kainatın, ııı, merkezi, ve, çekirdeği hükmünde olabiliriz. Ama, o, değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden, evet, bunu, Muhyiddin İbn-i Arabi de der, Hazreti Mevlana da der, biz, hani, insanı, bilhassa, insanı kamili, alemin ruhu olarak görür. Buna eyvallah. Alemin ruhu, ruhu olarak görmek, farklı bir şeydir. Ama, onu, haşa, yani, o oldum demek, farklı bir şeydir. Burada, hani, ııı, birbirine zıt olan şeyler, meydana gelmiş, sen de bunların cüzüsün manasında, onu da beyan etmek istedim. Koyunun, kurttan kaçmasına şaşılmaz.
Şaşılacak şey, bu koyunun kurda gönül vermesidir. Sağlık, zıtların sulhüdür. Sağlık, zıtların sulhüdür. Aralarında savaşın başlamasını da ölüm bil. Demek ki, sağlık neymiş? Zıtların sulhü. Bütün hastalıklar da, şifalar da, bizim vücudumuzda toplanmıştır. Mikroplar da toplanır bizim vücudumuzda. Mikropların karşılığı olan, hani, bugünler de çok konuşuluyor, antikorlar da toplanır. Ve, her ne mikrop bizim içimize girerse, hemen, içimizdeki, hücreler, o mikroba karşı mikrop üretirler. Ve o mikrobu öldürürler. Ve ne zaman ki, mikroba karşı vücut, bugünkü tabirle, antikor üretmezse, o zaman hastalığa mağlup olur ki, bu da ölümdür.
Allah muhafız. Hazreti Pir burada da diyor ki, sağlık zıtların sulhüdür. Yani, senin vücudundaki, mikroplar, bir denge üzerinde gitmesi gerekir. Bir denge üzerinde gitmezse, vücudun hasta olur. Hasta olursunuz. Bu denge üzerinde, gitmemesi nedir? Mesela ateşinin yükselmesi, kendini yorgun hissetmen. Sende bir dengesizliğin olduğunu gösterir. Bir hastalık sana girdi. Bir mikrop sana girdi. Ateşin yükseliyorsa, hızla o mikroba karşı vücut, savunma sistemine geçti. Ama o, ateş yükselmesini iyi bil. İyi olarak gör. Ateşim yükseldi deyip de, kendi kendine kötüleşiyorum deme. Vücut, hastalıkla mücadele ediyor.
Bakın, vücut hastalıkla mücadele ediyor. Halsizleşirsen, hastasın. Sen vücudun, o halsizliğiyle mücadele et. Ayağa kalk, vücudunu kuvvetlendir. Bakın, vücudunu kuvvetlendir. Hani bazı doktorlar da, tavsiyede bulunurlar ya, senin dinlenmen lazım derler. Sen bir yat. İşte grip için yatmadan, dinlenmeden geçmez. Neden? Çünkü o vücut hararet yaptıkça, sıcaklığını arttırdıkça, sen kendini yorgun hissediyorsun. Vücut enerjisini, o hastalığı yok etmek, onu geriletmek için, oraya harcıyor. Ve sende, enerji eksikliği var. O enerji eksikliğini, bir yerden tamamlayacaksın ki, sen ayakta durasın.
O yüzden rahatsız olduğunuzda, vücudunuzu besleyin. Az ama öz yiyerekten. Bal şifa, balı eksik etmeyin. Kur'an şifa, Kur'an'ı eksik etmeyin. Zikrullah şifa, zikrullahı eksik etmeyin. Bakın, bunlar insanın manevi olarak ilaçlarıdır. Kur'an-ı Kerim, namaz, zikir, cemaatle olan zikir. Bunlar insanın manevi ilaçlarıdır. Bal, maddi ilaçtır. Aynı zamanda hadis-i şerifle, beyan edildiği için de, manevi ilaçtır. Evlerinizden balı eksik etmeyin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sirkeyi şifa dedi. Evlerinizden sirkeyi eksik etmeyin. Rahatsızlaştığınızda, bir kaşık sirke, bir kaşık bal, hemen bir sirken cebün yapıp içebilirsiniz.
Bunlar, sizin hastalıklarla, mücadelenize yardımcı olacak olan şeylerdir. Ve zıtlıkları iyi takip edin. Ve zıtlığın birisi eksildiyse, onu arttırın. Allah'ın lütfu, bu aslanla yaban eşeğine, bu iki zıtta vefakarlık hususunda, bir ülfet vermiştir. Cenab-ı Hak lütfetmiş. Ama komple alemlerin içerisinde, ama senin aleminde. İki zıttı, birbirine vefalı kılmış. Birisi aslan, birisi yaban eşeği. Aslan aslında yaban eşeğini öldürür, ama Cenab-ı Hak senin vücudunda, bunun ikisine ülfet peyda etmiş. İkisine ülfet peyda ettiği için, ikisi barış içerisinde yaşıyorlar. Hem bir tarafta hastalıklar, öbür tarafta da iyilikler. Bunların ikisi de barış içinde yaşadığı müddetçe, bir sıkıntı yok.
ama eğer hastalıklar artarsa, o zaman sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. Dünya hasta ve mahpus olunca, hastanın fani olmasına şaşılır mı? O zaman dünya fani, dünya fani olduğu için geçici, içerideki her şey de geçici. İnsanlar da geçici, insanlar da fani. Hepimiz bu dünyada gelip geçici, birer faniyiz. Tavşan aslana bu çeşit nasihatlar verip, ben bu sebepler yüzünden geriledim dedi. Konu başlığı. Bir dahaki haftaya, tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi, aslanın ciddiyetle sormasından, devam edeceğiz inşallah.
Birkaç soru var, onlara da bakalım. İnşallah ondan sonra, sohbetimizi sonlandıracağız. Telegram kendiliğinden kapanmış.
Benim suçum değil, hakkınızı helal edin inşallah. Telegramdakınlar. Bir sahabeye yalan makinesi demek küfür müdür? Bunu diyen tekfir edilir mi? Biz la ilâe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimseyi tekfir etmeyiz. Bunu böyle sahabeye yalan makinesi diyen, Ali Şeriat'i var, onun avanesi var. Onlar böyle, hatta Türkiye'de de bir kısım böyle, İslami kesimden görünen insanlar var. Buhari'ye yalan makinesi diyenler var. Ebu Hureyre'ye yalan makinesi diyenler var. Radiyallahu anh Hazretlerine. Bunlar ne yazık ki bizim ülkemizde var. Bunlar böyle, İslam dünyasında oluştu. O yüzden ne yazık ki bunlarla da karşı karşıyayız.
Biz bir başkası gibi tekfirci olmaktan uzak dururum ben. La ilâe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimseyi küfür hükmünü vermem, benim için mümkün değil. Bir sahabeye bir kimse böyle isnat edince ona küfür hükmünü veremem. Ama Ali Şeriat'in başka meselelerden dolayı küfür hükmünü verenler var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ile alay etmesi gibi. Onun bazı durumları var. Allah muhafaza eylesin. Allah kuluna nurundan üflediyse bir insana küfretmek Allah'a küfür gibi olur mu? Gençlerden birinin sorusuymış. Yani biz onu normalde Allah'a küfretmek olarak nitelendirmeyiz. Çünkü hiç kimse Allah'tan bir parça değildir. Cenab-ı Hak ona kendi ruhundan üfledi.
Ama Allah'tan bir parça değil. Tebbet suresi, zam-ı sureler arasında geçiyor. Ancak etrafımda namazda okunmasının sakıncalı olduğunu söyleyenler var. Tebbet suresinin namazda okunmasının sakınca var mı? Hiç böyle bir ibare ile karşılaşmadım. Ne namazla alakalı fıkıh kitaplarında ne akait kitaplarında böyle bir şeyle karşılaşmadım. O yüzden diyemem. Yedi sahih ders nedir? Sufilikte bir haldir. Sufi belli bir makama, belli bir hale gelince Üstad ona yedi sahih ders verir. O yüzden bu da tasavvufun içerisinde bir farklı haldir. Canım kardeşlerim lütfen eskiler yenilere söylesinler.
Bu kadar uzun soru göndermesinler. Yani bu soru da değil. O yüzden hakkınızı helal edin. Böyle bunu bir tanesini okuyunca bütün gelenlerin hepsini de okumak zorunda kalıyorum. Soru böyle şey, net. Bu nedir? Bu kadar. Allah razı olsun. Siz sorun, anlayabildiğimize cevap veririz. Sıkıntı yok. Anlayamazsak da bunu anlayamadık der. Geçeriz. Hakkınızı helal edin inşallah. Allah hepinizden de razı olsun. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. El Fatiha ma selamat. Ejmin. Allah razı olsun. Geceniz hayır olsun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi