mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1250-1263. Beyit) 09.10.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 10 Ekim 2021 · 1:06:11

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim cümlemizi ve bütün ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hakkı yaşayanlardan ve yaşatanlardan ve mücadelesini verenlerden, batılı batıl bilip, batıldan uzak duran ve batılla mücadele eden, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan ümmetlerden eylesin inşâAllah.
İnsanın hakkı hak bilmesi yetmez, hakkın hakim olması için de mücadele etmesi gerekir. Bir kimsenin batılı batıl bilmesi yetmez, o batılın önlenmesi, batılın yeryüzünden ortadan kalkması için de mücadele etmesi gerekir. Eğer bir kimse hakkı hak bilip, hakkın galip gelmesi için mücadele etmezse, batılı batıl bilip, batılın ortadan yok olmasını için mücadele etmezse, imanı kemale ermez, müminliğin tadını alamaz. O yüzden o kimse asla ve asla felaha, kurtuluşa ulaşamaz.
Biz dini sadece namaz, abdest, oruç, ibadet kısmıyla alıp sadece ibadet kısmında kalırsak, ne yazık ki din dünya üzerine hâkim olmaz. Bizim üzerimizde hâkim olmaz. Bugün ümmet-i Muhammed'in en büyük handikaplarından birisi bu. Ümmet-i Muhammed'i öyle bir noktaya getirdiler ki, ümmet-i Muhammed namaz kılınca kurtuluşa ereceğini düşünüyor. Veya Ramazan'da 30 gün oruç tutup 3-5 de teravih kıldı mı kurtulacağını düşünüyor. Veyahut da herhangi bir işte namaz yok, abdest yok, oruç yok, işte gidecek bir kediye, köpeğe su verecek, kurtulacak. Cennet onu bekliyor. Yani ben kedileri besledim, ben cennetlik olur muyum diyor kadın bana. Ben her gün şu kadar kedi besliyorum, ben cennetlik değil miyim diyor hatta.
Bir daha iddialı söylüyor. Kedi beslemekte cennete gireceğini düşünüyor. Farzları yerine getirmek, sünnetleri yerine getirmek, iman etmek, iyi amel işlemek değil. Yani ümmet-i Muhammed'in üzerinde öyle gaflet bulutlarını dolaştırıyorlar ki ve ümmet-i Muhammed de buna hazır. Hemen bir tane fakiri doyurdu mu cennet hazır ona. İşte gidip birine bin lira verirse cennet ona hazır. Yani geri kalan işte farz ibadetler, nafile ibadetler yapılması gerekenler bunlar yok. Allah muhafaza eylesin. Ve bu iyice oturuyor ümmetin içerisine. Bu deccalist şeytani sistem, dünya üzerindeki bu deccalist şeytani sistem hepimizi etkiliyor. Bütün inananları etkiliyor.
Yani nasıl Hristiyan dünya pazar günü bir ayine gidince orada papazın cebine 3 kuruş verip ondan sonra kiliseye de 5 kuruş yardım edince kendince cennete gideceğine inanıyorsa bunu bizim ülkemize de bizim İslam dünyasına da bizim ülkemizdeki Müslümanların üzerine de adapte ediyorlar. Yani küçük bir dini ibadet edersen ondan sonra camiye de gittiğinde nasıl olsa camideki imamlar her cuma dileniyorlar zaten, isteniyorlar. Orada da parayı verirsen vicdanen rahatsın, tamam kurtuluş erdin veyahut da işte bir vakfa, iki tane hayvan ada tamam kurtuluş erdin, başka bir şeye gerek yok. Ne yazık ki o hale geliyor ve o halde hızla koşuyor. Bakın bu hale hızla da koşuyor bütün insanlar. Öylesine koşuyor ki artık böyle dini yaşama ve yaşatma mücadelesi verenler kelaynak kuşu gibi kaldı.
Bir de rahatsız insanlar, dini yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden rahatsız. Mesela dervişlik yapacak, sufilik yapacak, böyle elini kalbinin üzerine koyacak, bir titrecek, tamam sufiliği oldu, bitti adamın işi. Veyahut da işte bir dergi satacak, bir gazete satacak, sufiliği bitti. Yani seyr-i sülûk neymiş, üstadı intisap etmek neymiş, nefisle mücadele etmek neymiş, nefisle mücadele ederken şeytanla mücadele etmek neymiş, Kur'an sünnet tarihinde yaşamak, yaşatmak neymiş, bununla alakalı neler olması gerekiyormuş.
Bunlar uzun muhabbet. Bunlara gerek yok. Sufiliği de bu hale getiriyorlar. Yani bu bozulma her yerde devam ediyor. Allah muhafaza eylesin. Ve herhalde zannediyorum Ümmet-i Muhammed bir türlü diriliş çırpınışını yapamıyor. 28 Şubat'tan itibaren günden güne, günden güne, günden güne geriye doğru gidiyor. İleriye doğru gitmiyor. Bu benim kendi analizim. 28 Şubat'tan beri geriye gidiyor. Ben kendi ülkem için söylüyorum bunu birinci derecede. 28 Şubat'tan itibaren her şey geriye doğru gidiyor. Yani 28 Şubat bu manada başarılı oldu. Başarısız değil. 28 Şubat hedefini vurdu.
Biz kendi kendimizi aldatmayalım. 28 Şubat'ı derinden yaşayanlar olarak kendi kendimizi aldatmayalım. 28 Şubat amacına ulaştı. 15 Temmuz amacına ulaştı. Amacına ulaştı. Yani 28 Şubat amacına ulaştı. 15 Temmuz da amacına ulaştı. Bu amacına ulaşmış halde gidiyoruz. Böyle söylediğim için kızıyorlar bana. AK Partililer de kızıyor. Refah Partililer de kızıyor. MHP'liler de kızıyor. Kral Çıplak diyen birisi var. Kral Çıplak diyen birisine herkes kızıyor. Ama söylediklerimi düşünmüyorlar.
Analiz etmiyorlar. Çünkü o suçluluk psikolojisiyle saldırıya geçiyorlar. 28 Şubat başarıya ulaştı. İslam dünyasının kalbi hükmünde olan, aklı hükmünde olan Anadolu İslam'ı ne yazık ki içinden çürütülmeye başlandı. 28 Şubat'tan sonra hadisler tartışılması yetmedi.
Ayetler tartışılıyor ülkede. İmamların iştahı zaten bitti. Bakın bunlar olurken yavaş yavaş oluyor. Yavaş yavaş. Sindire sindire oluyor. Yavaş yavaş. Çok makul, çok malum oluyor. İşte şu mezhep şunu demiş, bu mezhep bunu demiş. Mezhepleri atalım. Bu mezhepler sorunlarını çözmüyor. İkinci adım, bu hadis şeriflerin içerisinde sahih olmayan hadisler var. Üçüncü adım, hadislerin hepsini atalım. Dördüncü adım ne? Ayet-i kerimeler. Dördüncü adım ayet-i kerimeler. 28 Şubat, 28 Şubat bu manada hedefine ulaştı. Artık Anadolu Müslümanları, Kur'an ayetlerini tartışır hale geldi.
Anadolu Müslümanı, Kur'an ayetlerinin tartışıldığı bir ortamda. Ve buna biz inanç özgürlüğü, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, anayasa zırvalarıyla biz bu zokaları yutuyoruz. Bildiğiniz ayetleri tartışıyorlar. Tarihsel gözlüğüyle mi bakalım, yoksa işte evrensel gözlüğüyle mi bakalım, evrensel bakalım, tarihselciyi bırakalım.
Tarihte böyleymiş, o hukukta kalsın orada. 15 Temmuz başarıya ulaştı. Ne oldu? İşte bir ülkede bir kaos, bir ihtilal kalkışması oldu. Kim yaptı? X cemaat yaptı. Haydi bütün tarikatları ve cemaatleri düşmanlaştıralım. Başarıya ulaştı.
Bakın başarıya ulaştı. Tırnak içerisinde söylüyorum. Yalana, yemine, gıybete, dedikodya, zinaya, harama, rüşvete, üçkağıtçılığa, beşkağıtçılığa, dolandırıcılığa, ihalelerdeki yolsuzlukları, usulsüzlükleri susan bir ümmet olacaksınız. Eğer değilseniz, sizin ensenizde boza pişiriyorlar.
Siz de mi FETÖ'sünüz? Siz de FETÖ gibi olacaksınız. Yeni FETÖ'ler oluşmasın. Yeni FETÖ'lere kapı açmayalım. 15 Temmuz'da başarıya ulaştı. Ve ne yazık ki Anadolu Müslümanlarının üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Zaten bir avuç onların üzerinde de büyük oyunlar oynanıyor. Sebep? O bir avuç Kur'an Sünnet dedikçe, Vatan Millet dedikçe birilerini rahatsız ediyor. Kur'an Sünnet'ten, Vatan Millet'ten rahatsız insanlar. Bundan o kadar çok rahatsızlar ki. Bunlar dinsiz, imansız, vatansız, milletsiz sanki. Bunlar İngiliz soytarısı, Yunan bozması gibi insanlar sanki bunlar.
Bunlar CIA beslemesi, Mossad'ın fahişesi sanki her biri. Kur'an Sünnet'in, Vatan Millet'in nesinden rahatsızsın? Kim rahatsız olur bundan? Bundan ancak bundan rahatsız olur. Başka kimse rahatsız olmaz. Başka kimse rahatsız olmaz. İçimizdeler. İçimizdeler. Adam satmış kendini. Ruhu sarışın, kalbi sarışın, içi sarışın. Satmış kendini. Yani düşündüğüm zaman diyorum ki ya bunların rahatsızlığı ne? Bu topluluk Kur'an ve Sünnet'in dışında bir şey bilmez.
İmamların iştahı dışında bir şey bilmez. Bu topluluk vatanını bilir, milletini bilir, insanını bilir. Vatanına, milletine, kendi değerlerine göz diken birisi olursa gözünü çıkarır. Elini uzatan olursa kolundan koparır, omuzundan koparır. Bu topluluk Kur'an ve Sünnet'e sımsık yapışmış bir topluluk. Hani zaman zaman diyorum ya varsa Kur'an ve Sünnet'in dışında konuştuğumuz, ettiğimiz, yaptığımız bir şey getirin bizim önümüze koyun biz tövbe edelim oradan geri dönelim.
Benim yıllardan beri söylediğim şey budur. Kur'an'ın, sünnetin, imamların iştahının, sufilerin, ilk sufilerin ölçülerinin dışında bir şeyimiz varsa getirin önümüze koyun biz tövbe edip geri dönmesini biliriz. Ama biz sufiliği böyle kenarda sadece zikretmek olarak algılamayız. O yüzden bizde biraz alberen ruhu var. Bize böyle vatanımıza, milletimize, devletimize, insanımıza, yan gözle bakınca birisi biz böyle aman bakarsa baksın diyenlerden değiliz. Olamıyoruz da bir yerde yolsuzluk, usulsüzlük, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, südü bozukluk, kanı bozukluk varsa biz ona susamıyoruz.
Biz, ben ona gözümü kapatamıyorum. Bunu yapamıyorum ben. Bir yerde hırsızlık, arsızlık, ursuzluk varsa ben gözümü yumamıyorum. Bir de dönüyor dolaşıyor, benim önüme geliyor. Birisi geliyor bana böyle böyle böyle yaptılar. Şu oldu, bu oldu, bu oldu, bu oldu, bu oldu diyorlar. Allah'ım diyorum nasıl olur böyle diyorum. Oluyor. E benim ona susmam mümkün değil. Kur'an ve sünnetin dışında bir şeye susmam mümkün değil. Allah muhafaza eylesin. İnşallah ümidimizi kesmiyoruz. Yükselen güneş İslam'ın güneşi olacak. Yükselen güneş sufiler olacak. Çünkü bütün bu cemaatler, cemiyetler, tarikatlar, partiler, pürtiler, hizipler, bunların hepsi de hangisi dünyaya ve dünyalıya gözünü diktiyse onların hepsi de batacak.
Rabbim tez zamanda hepsini de batırsın zaten. Ya hidayeti mümkünse onları hidayet eylesin. Hidayetleri mümkün değilse hepsini de batırsın, yerle yeksan etsin. Kim bu devletin, bu milletin, bu Kur'an'ın, bu sünnetin, bu Müslümanların başına çorap örmeye çalışıyorsa Rabbim hepsini tez zamanda yerin dibine batırsın. Kim bu milletin, bu devletin tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını, hukukunu rüşvetle, istismarla, ondan sonra ne bileyim dolandırıcılıkla, ihalelerdeki usulsüzlükle yiyip içiyorlarsa Cenab-ı Hak hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin,
ibret-i alem için de bize göstersin. Kim dervişlerin parasını, malını, mülkünü, Müslümanların parasını, malını, mülkünü, dini kullanaraktan, dindarlığı kullanaraktan, sufili tarikatı kullanaraktan yiyorsa Allah hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin. Onların hepsini de yüzüstü burunlarının üzerine süründürsün. Kim dini istismar ederekten, dindarları istismar ederekten, kendine makam, mevki, para, pul, mal, mülk ediniyorsa Allah hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin.
Amin. Amin. Ve hepsinin de burunlarını sürttürsün. Amin. Bu durduğumuz yer bizim. Bundan kim rahatsız oluyor? Bunları yapanlar rahatsız oluyor. Gelmiş adam işte, hocam böyle konuşmasam filan, ben dua edeyim, sen de amin de dedim ben. Bir o da oluyor. Tabi hocam ne demek dedi, ben kaldırdım elemi. Ya Rabbi dedim, şimdi size de söylüyorum. Ya Rabbi, belediyelerde, devlette, kamunun ihalelerinde usulsüzlük yapan, oradan haram kazanan, oradan yiyen içen, haksız ve hukutsuz olarak ihale alıp yiyen, içenlerin hepsini de burnundan sürttür Ya Rabbi. Amin. Hepsini de yerle yeksan eyle.
Amin. Hepsini de yerin dibine göm Ya Rabbi. Amin. Ejimayim. Ben böyle söyledim. Amin de dedim, ben demiyorum. Kaldı. Dedim ben baştan alayım duamı dedim. Ben şimdi başladım. Ya Rabbi, dervişlerin parasını haksız, hukuksuz olarak yiyen, Amin. Dervişlerin üzerinden geçinen, Amin. Dervişlerin malında, mülkünde, osunda, busunda, gözü oğlanın hepsini de yerle yeksan eyle. Amin. Hepsini de bu dünyadan sil süpür. Amin. Hepsini de yerin dibine göm dedim ben. Amin. Amin dedi adam buna da. Amin diyorum ben şimdi. Ardından ikinciye başladım. Dedim ki belediyelerde, devlet ihalelerinde şunu bunu yapan dedim ben.
Kaldı. Dedim ne amin demiyorsun. Ben amin diyorum bak dedim kendime de söylüyorum. Kaldı bu şimdi. Ne diyeceksin şimdi dedim ben. Ses yok. Bak benim dedim açıkım ben. Bunu dedim cemaat halinde dua ediyoruz biz dedim. Ya Rabbi kim belediyelerden, devlet ihalelerinden haksız, hukuksuz, kazanç eylediyse hepsini de burnundan fitil fitil getir diyoruz biz dedim.
Durdu mu şimdi? Hocam bu rahatsızlık işte dedi. Allah neden rahatsızlık bu dedim ya. Nesi var bunu dedim. Ne yapalım bizim tankımız yok, tüfeğimiz yok, silahımız yok. Bizim anayasa maddesi yok. Orasını burasını çevirelim, evirelim. Kanunu bilmeyiz, hukuk bilmeyiz biz. Biz ne bileceğiz? Biz sufiyiz, biz dua biliriz. Bizim bildiğimiz bu. Biz sahibine teslim olmuşuz. Sahibine dua ediyoruz. Ya Rabbi bunların Allah'ın bizi baş edemeyiz. Biz anayasının orasını burasını evirip çeviremeyiz. İhale kanununun orasını burasını evirip çeviremeyiz. Biz bu usulsüzlükleri, bu yolsuzlukları biz evirip çeviremeyiz. Biz kanun bilmeyiz, madde bilmeyiz. Biz düz vatandaşız.
Biz dua ederiz. Ama Rabbim de bizim duamızı kabul eder. Ona da iman ediyoruz. Ben duamın kabul olduğuna inanırım hep. Sufiler bir de kendiler için bir şey istemiyorlar ya. Ben Cenab-ı Hakk'a elimi açıp da bana mal ver, mülk ver, para ver, pul ver, hatun ver, çocuk ver. Yok benim işim değil. Benim böyle bir işim yok. Kardeşler için isterim. Ya Rabbi kardeşlerimle hepsini de evlenemeyenlere eş nasip eyle. İşi olmayanları iş nasip eyle. Kazançlarına bereket ihsan eyle. Evlerine bereket ihsan eyle. Vücutlarına bereket ihsan eyle. Akıllarına afiyet ver. Kalplerine afiyet ver. Vücutlarına afiyet ver.
Nefeslerine afiyet ver. Dualarını kabul eyle. Zikirlerini kabul eyle. Ver murat olanların muratlarını hal eyle. Sıkıntılarını def eyle. Hastalıklarına şifa eyle. Borçlularına edalar nasip eyle. Ver murat olanların muratlarını hal eyle. Nerede bir sıkışıklıkları var ise sıkışıklıklarını genişliğe çevir ya Rabbi. Darlıklarını genişliğe çevir ya Rabbi. Onların gönüllerine ilham eyle. Gönüllerini feraset nuruyla nurlandır ve aydınlattır ya Rabbi. Bakışlarına keskinlik, zekalarına keskinlik, akıllarına keskinlik ihsan eyle. Ya Rabbi senin nurunla bakan, senin nurunla konuşan, senin nurunla yürüyen, senin nurunla adım atan, senin nurunla her şeyi hisseden, duyan, gören kullarından eyle.
Ecmai. Kardeşlerimize dua ederiz. Rabbim bize de sizin yanınızda, böyle kıyınızda, kenarınızda bizi de tutsun inşallah. Bak ona dair yürekten amin demediniz. Ya. Ah ah ben olamayacağım işte. Evet. Mesneviye devam 1250. Beyt'ten. Acaba bu nehi haram olduğundan mıdır? Yoksa korkutmak için mi? Gönlünce tevhili üstün tutunca, kendisi hayretteyken tabiatı buğdaya doğru koştu. Bahçıvanın ayağına diken batınca, hırsız fırsat buldu. Esfabını çaldı. Hani Cenab-ı Hak Adem'e dedi ya, acaba bu nehi haram olduğundan dolayı mıdır diye.
Nehi neydi? Bu ağaca yaklaşma. Cenab-ı Hak o ağaca yaklaşmayı nehyetti. Bu nehi, Hazreti Pir diyor ki, acaba bu nehi haram olduğundan mı? Yoksa diyor, korkutmak için mi, tevhile mi gitti? Adem aleyhisselam ağaca yaklaştı ya. Yani burada ne var? Bir nehi var. Nehi ne? Mesela yasaklanma. Örneğin işte fuşa yaklaşmayın. Veyahut da faize yaklaşmayın. Veyahut da harama yaklaşmayın. Bakın bunların hepsi de nehi. Veya içkiye yaklaşmayın. Nehi. Haramlarla alakalı yaklaşmayın vardır. Yaklaşmayın nedir? Yani sen ondan uzak dur. Yakın dahi durma ona. Bu ne? Yakınlaşırsan şüpheli bir kayabilirsin. Yaklaşma.
Hani İslam'da bir şey haram olunca ona yakın durmak da haramdır. Kumar yaklaşma. Uzak dur ondan. Veyah içki yaklaşma. Uzak dur. Veyah uyuşturucu. Bugünün müptelası. Bugünün büyük bir belası. Uyuşturucu belası. Uyuşturucu belası. Ülkede son on yılda yüzde sadece tedavi olmak isteyenler yüzde üç bin altı yüz artmış.
Yüzde bin sekiz yüz kullananlar artmış. On yılda. Bu son bir de üç dört yıldır bunlar açıklanmıyor. Zaten yakında tuyu iki kaldırırlar. Açıklanmıyor. Son dört yılın son beş yılın bu şeyleri normalde açıklanmıyor. Yani iki bin on altıya kadar var. Ya da ben ulaşamıyorum. Bilmiyorum. Bilmiyorum. İki bin on altıya kadar bunlar. İki bin on altıdan sonrasını göremiyorum. Uyuşturucuyla alakalı, içkiyle alakalı olan TÜİK açıklamalarını, yayınlarını. Bilmiyorum. Bakın yaklaşmayın dediğinde sadece ona değil ona giden bütün yollar da yasaktır. Yaklaşma. Ona giden yollar da yasaktır.
Şimdi Hz. Pir diyor ki acaba bu nehir, nehi haram olduğundan mı yoksa korkutmak için mi diyor. Hz. Adem buradan tevil etti diyor. Gönlünce tevili üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı buğdaya doğru koştu gitti. Tevili üstün tuttu. Yaklaşma deyince yaklaşmamayı tercih etmedi. Tevil etti. Yani bu normal kesin katli haramlar hükmünden değil. Yaklaşmayın. Yani uzak dur ondan. Bunu tevil etti. Kesin haram gibi görmedi. Öyle söylüyor. Kesin haram gibi görmedi. Hani peygamberlerin küçük zelleleri denir ya. Zelle, küçük zelle. Yani haram değil, günah değil. Zelle, hata, kusur. Adem aleyhisselamın ağaca o yaklaşmayın denilen şeye yaklaşmak olarak nitelendirilir.
İşte diyor, bahçıvanın ayağına diken batınca fırsat buldu, esraabını çaldı gitti. Hani bahçıvanın ayağına diken batarsa, elbisesini, osunu, busunu düşünmez ya, ayağına bir şey battı bir kimsenin. Veyahut da birden eliniz kesildi, birden bir tarafınız yandı, birden bir şey oldu. Siz o esnada bir şeyi düşünmezsiniz. Bunu o Ağustos depreminde görmüştüm ben. Bir deprem olunca insanlar gece nasıl yatıyorlarsa sokaklara öyle çıkmışlardı. Hani o esnada elbisesini düşünmedi hiç kimse. Üzerinde bir şey var mı, yok mu diye düşünmedi. Can korkusuyla komple sokaklara attılar kendini. Bir kimsenin canı birden acır bir şey olursa, hızla kendini ileri doğru atar, kendini bir yere atar.
Diyor ki o esnada, yukarıdan su mu damlıyor aletlerin üzerine? Tam şu bölge, senin bulunduğun bölge. Evet, oradan aşağı su damlıyor. Orada çocukların elinde su varsa, çünkü canlı yayın ekibinin üzerine, aletlerin üzerine akıyor. Orada bir şey varsa, su şişesi gibi bir şey, bir bakın inşallah. Telaş ettiler, havlu, bornoz ne varsa yığdılar oraya da. Bulabildiniz mi suyu, bulamadınız mı? Su yürür ha bir de. Cafer'in teyimi, su yürür diyor, durduğu yerde durmaz diyor Cafer diyor. O dedi bana. Su diyor, buradan diyor, aktığını görürsün ama oradan akmaz diyor. Bir başka yerden diyor girmiştir.
Nafızdan mı öğrendi? Nafızla aynı şeyi söylüyor. Ha kurban ey, su yürüyor değil mi? Hey, yürüyor. Yani böyle betonun içerisinde dolaşıyor değil mi? Hay kurban ey ya. Cafer senden mi öğrendin, sen Cafer'den mi öğrendin? Hey, bilmiyorsun. Tamam, ben onlardan öğrendim. Bir şey akıyor buradan, nafız bu buradan akıyor diyorum ben. Tamam mı? Böyle bakıyor, bakıyor, bakıyor. Diyorum, buradan mı akıyordur? Yürür su diyor. Tamam, geçti mi tehlike? Geçti, tamam. Evet. Adem Aleyhisselam burada tevhile yönlendi diyor kendince Hazreti Pir. Diyor ki tevhile yönelince hani kesin katî haram hükmünden değil. Tevhil etti diyor onu diyor.
O yüzden diyor, ayağına da diken battı dedi. O esnada tevhil etti, meyveyi yedi ama şeytan yapacağına yaptı. Şeytan ne yaptı? Sonuçta onu aldattı. Allah muhafaza eylesin. Ve şeytan nasıl aldattı? Şeytan ona vesvese verdi. Adem'in gönlü vesveseye açıksa, hepimizin gönlü vesveseye açıktır. Kendinizi vesveseye kapalı görmeyin.
Bir kısım sufiler, burada tabiri caizse varteye düşerler. Gönüllerinin şeytana vesvesesinin kapalı olduğunu iddia ederler veya söylerler. Bu doğru değil. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haricinde bütün insanların gönülleri şeytanın vesvesesine açıktır. Çünkü zaman zaman başka peygamberlerin de gönüllerine böyle vesvese verdiği oldu.
Adem'de var, diğer peygamberlerde de küçük küçük oldu. Hz. Muhammed Mustafa'da yok sallallahu aleyhi ve sellem'de. O hiç hata ve günah işlemedi. Hatasız. Bizim bu noktamızdan da rahatsızlar. Bakın şimdi çocuklarımıza imam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde, diyanet kürsülerinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hata yaptığını, bazıları günah işlediğini, ve onun da tövbe edip, Allah'ın onu affettiğini söylüyorlar.
İmam hatiplerde bu öğretiyi veriyorlar. İlahiyatçılar bunu söylüyor Türkiye'de. Diyanet bu konuda yayın yapıyor, böyledir diye. Ama imam-ı azamın fetvası duruyor. Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kim günah işlediğini söylerse, küfür ehlidir diyor. Ama bizim çocuklarımıza bunu öğreti olarak veriyorlar şimdi.
İmam hatibe giden bir çocuk, din dersinde bunu öğreti olarak alıyor. İlahiyat fakültelerinde bunu öğreti olarak alıyorlar. Bunu söylüyorlar. Bunu savunan ilahiyat profesörleri var. Bunu savunan diyanetin içerisinde müftüler var. Profesörler var. Doçentler var. Bunu savunan. Hayır. O hiç heva ve hevesinden konuşmadığı ayetle sabit. Ayetle sabit. O hiç heva ve hevesinden konuşmadı. Bu ayete rağmen bunu söyleyenler var. O yüzden bu ayete rağmen söylediklerinden dolayı küfür. Allah muhafaza eylesin. Ama geçmiş peygamberlerde bu vesvese var mıydı? Evet.
Ve bütün insanlıkta bu vesvese olur mu? Evet. Sufileri ilgilendiren, sufilerde de bu vesvese olur mu? Evet. Şeytanın vesvesesine açıktır bütün herkes. Bunun ilacı nedir? Allah'ı zikirdir. Bunun ilacı Allah'ı zikirdir. Allah'ı zikreden bir kalp oluşunca, evet o esnada kalpte zikrullah tecelli edince, şeytanın vesvesesine kapı kapanır.
Öbür türlü kapı açıktır. Allah muhafaza eylesin. Şeytan ona vesvese verdi. Ve ey Adem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi? Dedi. Daha önce de dedim böylece onların ikisini de baştan çıkarıp aldattı diyor. Araf suresi ayet 22'de de. Bunu daha önceki derslerde söyledim. Ne yaptı? İkisini de baştan çıkardı. İkisini de aldattı. Araf 21'de diyor ve doğrusu ben size öğüt verenlerdenim diye ikisine yemin etti. Şeytan ne yaptı? Ben size öğüt verenlerdenim dedi. Yemin etti ona, onlara. Böylece onu aldattı. Ha demek ki birisi gelir size Kur'an ve sünnetin dışında bir şeye, ben size nasihat edenlerdenim, ben size doğruyu söylenlerdenim der, yemin eder.
Veya Kur'an ve sünnetin dışında bir şey, ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum, ben senin iyiliğini düşünüyorum der, sana söyler. Bir şey Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına uygun değil ise, dini değildir o. Onun dinle alakası yoktur. Heva hevestir. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde Cenab-ı Hak malum Adem'e ve eşine dedi ki, cennette istediğiniz gibi yiyin, için, dolaşın, gezin, keyif edin tabiri caizse. Ama dedi yani işte, ağaç olduğu söyleniyor. Herkes bu konuda müteşabih bir şey, bir tevili var. Yani kadim bir tevil olanlar. İşte kimisi diyor ki, ta İsrailiyetten gelen, hani Musa Aleyhisselam'ın Tevrat'ından ve Musa'dan gelen ve İncil'den gelen ve ondan önce İbrahim'den gelen bilgiler, insanlık var olduğundan beri gelen bilgiler.
Kimisi diyorlar, herkes şimdi bunlarda farklı farklı teviller var. Yok işte, şeydeki, cennetteki buğday ağacıydı. İşte böyle parlak, kocaman bir buğdaydı. Böyle şu kadar büyüklükte falan ellerimi görüyorsanız, işte böyle hani bir top kadar böyle buğday tanesiydi, onu yedi. Kimisi diyor ki, bu ağaç ebedilik ağacıdı, ona yaklaştı. Allah'ın sırrı meydana çıktı. Kimisi diyor ki, bu ağaç normalde farklı bir ağaçtı. Bütün kainatın ilmi ondaydı. O ağaca yaklaştı. Gibi gibi birçok bu konuda tevil var. Bu tevillere baktığınızda boğulur kalırsınız. Bakın bu tevillerin hepsine baktığınızda boğulur kalırsınız. Kendi kendinize de bunun üzerinde artık böyle neydi, öyle miydi, böyle miydi diye, hatta size bile Vesres'e gelebilir.
Çok basit. Allah bir şeye yaklaşma demiş. Adem aleyhisselam da yaklaşmış. Bu kadar. Her şey olabilir. Ağaç da olabilir, her şey olabilir. İşte böyle ona yaklaşınca, o hatayı yapınca, ardından da böyle hata yaptığını anlayınca, artık o kimse ne yaptı? Adem aleyhisselam çok pişman oldu. Ve şeytan onu bununla kandırdı. Adem hayretten kurtulup tekrar yola gelince gördü ki, hırsız eşyayı iş yerinden götürmüş.
Yani şeytan onu hataya, kusura sürüklemiş. Şeytan istediğini ondan almış. Şeytan ona istediğini yaptırmış. Ondan sonra Adem dedi ki, Rabbana inna zelamna deyip ah etmeye başladı. Yani karanlık bastı, yol kayboldu dedi. Hani Rabbana inna zelamna ne demek? Ya Rabbi biz kendimize zulmettik demek. Ve Adem aleyhisselam ne yaptı? Biz kendimize zulmettik dedi. Ağlayıp inlemeye başladı. Ve tabi bu değişik hadis-i şeriflerde uzun bir tövbedir bu. Bunun böyle değişik rivayetleri de var. Cenab-ı Hakk'ın Adem'in üzerine diline verdiği değişik rivayette dualar ve tövbeler var. Ben onlardan birisini aldım.
Farklı eserlerde, farklı hadis kitaplarında farklı bu duayı bulabilirsiniz. Hep beraber de amin diyelim inşallah. Adem aleyhisselamın ağzından dua etmiş olalım. Allah'ım senden başka ilah yoktur. Seni teşbih eder, sana hamd ederiz. Rabbim ben nefsime zulmettim, sen beni bağışla. Sen bağışlayanların en iyisisin. Allah'ım senden başka ilah yoktur, seni tesbih eder ve sana hamd ederiz. Rabbim ben nefsime zulmettim, bana merhamet et. Muhakkak ki sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Rabbim senden başka ilah yoktur, seni tesbih eder ve sana hamd ederim. Rabbim ben nefsime zulmettim, bana tövbeyi nasip et. Muhakkak ki sen tevap ve rahimsin.
Amin. Ecmayin. Ve Cenab-ı Hak yine ayet-i kerimeyle şüphesiz ki tevap ve rahim odur o diye, yani Cenab-ı Hak kendisine tövbe eden Adem'i ve Adem'in sulbünden gelen bütün Adem'in çocuklarını tövbe ederlerse, kendilerinin tövbelerini kabul edeceğini. Onlar bilmezler mi ki Allah muhakkak kullarından tövbeyi kabul eder. Tövbe 104. Ve yine Cenab-ı Hak buyurur Nisa ayet 110. Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiretilerse, muhakkak ki Allah gafur ve rahim olarak bulur Allah'ı. Yine Furkan ayet 71. Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse, muhakkak ki Allah'a tövbe etmiş olarak döner.
Ve buna benzer birçok ayet-i kerimeler vardır ki, kim tövbe eder geri dönerse, Cenab-ı Hakk'ı affedici olarak görür ve bulur. Ve kim tövbe eder günahından geri dönerse, Rabbim onu tertemiz eder. Hiç günah işlememiş gibi eder. Bu da hadis-i şerriyle sabit. Ve kim tövbe eder geri dönerse, Cenab-ı Hak onun yapmış olduğu yanlışlıkları, eksiklikleri hayra çevirir. Rabbim cümlemizi tövbe eden ve tövbeleri kabul olunan kullarından eylesin. Amin. Önemli olan tövbe etmektir. Önemli olan bakın. Önemli olan tövbe edip geri dönebilmektir. Çünkü tövbe eden kimse Allah'a karşı kibirliliği kenara bırakmış. Allah'a karşı küstahlığı kenara bırakmış. Allah'a karşı edepsizliği, hayasızlığı, dik başlılığı kenara bırakıp, nefsine galip gelip, Ya Rabbi beni affeyle deme noktasına gelip, Allah'a boyun bükmüş kimsedir.
O yüzden Cenab-ı Hak kim kendisine boyun büker, kim kendisine yalvarır, yakarır, kim kendisinden bir şey isterse, Rabbim onun istediğini verir, tövbesini kabul eder, onu hiçbir günahsız bir şekilde huzuruna alır. Rabbim cümlemizi son nefesine kadar tövbe eden kullarından eylesin. Amin. Çünkü Cenab-ı Hak tövbe edenleri sever. Bakın bunun altını da çizin. Cenab-ı Hak tövbe edenleri sever. Sadece tövbe edenlerin tövbesini kabul etmekle kalmaz. Allah tövbe edenleri sever. O yüzden sufiler her gün tövbe ederler. Allah tövbe edenleri sevdiği için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri günde en az yüz kez, bir rivayette yetmiş kez Allah'a tövbe ederdi.
Allah'a tövbe etmeyen kimse küstah, Allah'a karşı kibirli, Allah'a karşı saygısız, Allah'ı tanımayan, bilmeyen bir kimsedir. Cehenneme odun olur o. Allah'a tövbe etmeyen kimse cehenneme odun olur. O yüzden sufi virdlerinde muhakkak tövbe vardır. En azı Estağfurullah el-Azim demektir.
En azı. Bizim derslerimizde Subhanallah ve bihamdihi Subhanallah el-Azim ve bihamdihi Estağfurullah el-Azim. Amin. Kim bunu günde yüz sefer söyler ise, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Hadis-i şerif. Hadis-i şerif. Tövbe edeninin Cenab-ı Hak tövbesini kabul eder. Şek şüphe yok. Buradaki şüphe şeytanın vesvesesidir. Muhakkak her gün tövbe zikrinize devam edin. Muhakkak. Es geçmeyin. Ya seherin başlangıcında, günün başlangıcında ya da günün sonunda ya da ya başında hem başında hem sonunda.
Tövbesiz gününüz olmasın. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bu kaza güneşi örten bir buluttur. Bu kaza güneşi örten bir buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan feryadı figan etmektedir. Bu kaza, yani Adem aleyhisselamın başına gelen şey kaza. Bir başkasının başına da gelir. Bu kaza. Yani kazayı bir güneşin önünde bulut gibi görün.
Nasıl güneşin ışığını bulut kesiyorsa, aydınlanmasını kesiyorsa ama geçece. Bir şey başınıza gelecekse biz buna iman ederiz. Bildiğin bilmez olur, gördüğün görmez olur. Aklın yetmez olur. Hani derler ya lal oldum kaldım diye. Lal olur kalırsın. Sakın ha yapmış olduğunuz günahları, hataları, kusurları bunun arkasına sığınmayın, tövbe edin. Adem'in şeytandan üstünlüğü şu Adem hatayı, kazayı kendi nefsine aldı. Dedi ki bunu sen emredip ben yaşamadım, ben yaşadım demedi. Bu cebriye olurdu. Bunu sen yazdığın için yaşadım deseydi cebriye olurdu. Sen yazdığın için bu geldi benim yaşıma deseydi, farklı türlü baksaydı kaderiye olurdu. Dedi ki bunu ben yaptım.
Sen bana buraya yaklaşma dedin. Ben nefsime uydum, yaklaştım dedi. Hatayı, kusuru kendisine aldı. Şeytan kendisini aldırmaz. Bu bizim kardeşlerde de var. Bazen işte birisi şöyle sıkıntın var, böyle problemin var, şöyle derdin var. Ben diyorum ki tevhide devam et. Tevhide, la ilahe illallah demeye devam et. O bana şunu diyor. Ben her gün diyorum ki, Allah Allah. Sen desem ki sen hakiki manada demedinden böylesin, kırılacak gönlü. Sen yine de devam et diyorum ben şimdi. Kalbini kırmak istemiyorum. Ben aslında tevhide devam et diyorum.
Ben diyorum diyor. Ben diyorum dediğinde ne oldu biliyor musunuz? Yani diyor ki, bu tevhid beni korumuyor. Bu tevhid benim hastalığıma şifa olmuyor. Ben zaten her gün diyorum ki, kabahat ne oldu? Tevhid de oldu. Ben söyleyemedim de olmadı. Ben hakiki manada zikredemedim, olmadı. Ben hakiki manada oturup da kalbimi yırtarcasına, la ilahe illallah diyemedim, olmadı. O her gün diyor zaten. O her gün çok dua ediyor zaten. O her gün çok namaz kılıyor zaten. Senin ona yani namazını dosdoğru kıl veyahut da tevhidi dosdoğru çek demene gerek yok. Neden? O zaten dosdoğru yapıyor. Yaptığı halde olmuyor.
Yani tevhid yetersiz. Haşa. Kendinde arkadaşın kusur yok. Onun duası, tevhidi, namazı, zikri bir tamam. Haşa Allah korumuyor onu. Demiyor ki, ben dosdoğru yapamadım. Hani birisi geldi, dedi rahatsızlığını söyledi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazreti ona dedi ki, bal şerbeti iç. Herkes tekrar geldi, tekrar ona dedi ki, bal şerbeti iç. Üçüncüsü bir gün bir daha geldi, ona tekrar bal şerbeti iç dedi. O da dedi ki, yani ben bal şerbeti içim ama hani şifa bulmuyorum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazreti ona dedi ki, bunun karnı yalancı.
Karnı yalancı bunun. Ondan sonra akabinde Kur'an ve bal şifadır dedi. O hadis-i şerifin geldiği bu. Onun karnı yalancı dedi. Senin dilin yalancı. Sen tevhid çekiyorum, yine başıma geliyor diyorsan dilin yalancı senin. Sen dua ediyorum, yine olmuyor diyorsan senin duan da yalancı, sen de yalancısın, dilin de yalancı. Tevhitte kusur arama. Dua ibadetinde kusur arama. Zikirde kusur arama. Namazda kusur arama. Sensin kusurlu. Allah'ta kusur arama. Sensin kusurlu. Adem kendisini kusurlu gördü. Ne dedi? Rabbana zelemna dedi. Ya Rabbi ben kendime zulmettim dedi. Demedi sen bana zulmettin diye Allah'a.
Demedi bu kazayı sen benim başıma ördün. Demedi Cenab-ı Hakk'a bu gafleti bana sen verdin. Demedi Cenab-ı Hakk'a bunu sen yarattın o ağaca yaklaşınca kadar veya o yasakladığın şeye yaklaşınca kadar. Sen yarattın demedi. Üzerini aldı. İşte kaza gelecekse önüne bir bulut gelir. Ama sen onu üzerine al. Adem'in yolunu seç. De ki ben yanlış yaptım. De ki ben hata yaptım. De ki ben çok günah işledim. De ki ben çok yanlış yollara gittim. De ki ben doğruyu anlayamadım. De ki ben hakikate eremedim. De ki ya Rabbi ben zayıf kulunum. Bir sürü hatam kusurum yanlışlığım vardır. Sen benim hatama kusuruma bakıp da beni cezalandırma.
Merhametinle muamele et. Beni affet. Padişaha yakışan affetmektir. Biz zayıf kullarız. Bizleri affetsin inşallah. Kaza ve kader zuhur edince bir tuzağı bile görmüyorsam bu yolda cahil olan yalnız ben değilim ya dedi. Hüt hüt. Yani dedi ki kaza ve kader zuhur edince bir tuzağı bile göremem ben. O zaman da dedi bu yolda cahil olan ben değilim sadece. Kaza tecelli edince o kader tecelli edince muhakkak ki bir şey olacak ben göremeyeceğim. Zorlamayı bırakıp feryadı figana koyulan kişi ne kutlu kişidir. O iyi bir işe sarılmıştır. Yani o zaman ne? Bir kimse kaza kader onun başına bir şey getirdiyse feryada figana koyul. Allah'a yalvarmaya başla. Yakarmaya başla. Dua etmeye başla.
Tövbe etmeye. Zikrullah'a devam et. Zikretmeye devam et. O yüzden ne olacak? Sen o kaza ve kaderin pençesinden yine seni kaza ve kader kurtaracak. Rabbim bizi onlardan eylesin. Eğer kaza seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur. Yüz kere canına kast ederse yine sana can veren derdine derman olan kazadır. Bu kaza yüz kere yolunu kesse de yine senin çadırını göklerin üstüne kurar. Seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inayet bil. Bu sözün sonu gelmez. Söz de uzadı. Sen de tavşanla aslan hikayesini dinle. O yüzden başınıza bir kaza, bir şey gelecekse, kader ağını ördüyse, seni oradan kurtaracak olan yine o kader ve kazayı yazandır.
Seni o kaza ve kaderin sarmalına düştüğünde onu hayra çevirecek olan, onu nurlandıracak olan, onu doğruya sevk edecek olan yine odur. Bir başkası değil. Sen Allah'ın ipine sımsıkı yapış, başına ne gelirse gelsin, hangi darlıkta, hangi sıkıntıda, hangi belada, hangi musibette olursan ol, seni oradan kurtaracak olan yine o kaza ve kaderi tecellettiren Allah'tır. Sen asla ve asla ümidini kesme, asla ve asla yeise düşme, sen mücadeleye, gayrete, savaşmaya, sevmeye, sevmeye, aşık olmaya, Allah yolunda koşmaya devam et. Senin önünü açacak olan O, önündeki engelleri açtıracak olan O, önündeki engelleri kaldıracak olan O, zalimleri durduracak olan O, zalimlerin tekerine çomak sokacak olan O, zalimlerin bineğini devirecek olan O, zalimleri bize musallat edecek olan da O.
O zaman biz mülkün sahibine yalvarırız. Ya Rabbi, zalimleri helak eyle. Amin. Onları bizim başımıza musallat eyleme. Amin. Onları bizim başımıza musallat olmaktan bizleri koru. Amin. Bizleri de zalimlerin musallatında inim inim inleyenlerden eyleme. Amin. Çünkü Cenab-ı Hak her şeyi bir ölçüde yaratmış. Ayet-i Kerime. Ve bizim emrimiz tektir. Bir göz kırpması gibidir. Ant olsun ki biz sizin benzerlerinizi hep helak etmişizdir. Şu halde bir düşünen var mı? Yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük büyük her şey satır satırdır. Muhakkak ki mutlakiller cennetlerde ve ırmaklardadır. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar.
O zaman her şey harfiyen kitabıyla yazılmış. Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışız. Cenab-ı Hak her şeyi bir ölçüye göre yaratmış. Cenab-ı Hak bir şeyi yazmış. Silecek olan kim? O. Yazdığını değiştirecek olan kim? O. Belayı def edecek olan kim? O. Hastalığa şifa verecek olan kim? O. Derdimize derman olacak olan kim? O. Bizi yeniden dizayn edecek olan kim? O. Duamızı kabul edecek olan kim? O. Cennet onun, Cemalullah onun, Cehennem onun, Hesap onun, Kitap onun, Mahşer onun, Biz de onunuz, Dünya da onun, Her şey onun.
İstediğini hayra yönlendirir. Bütün dünya ayağa kalksa, Bütün dünya senin hayırını önlemeye çalışsa, O hayrı istediyse, Senin üzerinde, Senin yolunu açar, Seni hayır yolunda koşturturur. Hiç kimse sana mani olamaz. Sen yeter ki, Hayırda koşmaya, Kendin kasteyle, Niyet et. Sen yeter ki, Kur'an ve sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma mücadelesi vereceğim de, Niyet et. Senin önünü açacak olan, Allah'tır. Hiç kimse senin önünü kapatamaz. Ancak senin hataların, yanlışlıkların, eksikliklerin, noksanlıkların, Senin önünde engeldir. Sen onlara tövbe et, Önündeki engelleri kaldır.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Rabbim cümlemize affı muafiret eylesin. Cümlemizi kendi yolunda, Devam eden kullarından eylesin inşallah. Bir tane soru var, Ona da bakalım inşallah. Vesvesenin kalbinizden gitmesini istiyorsanız, Allah'ı zikredin dediniz. Bazen zikri artırdıkça, Vesveseler de artıyor. Bu durumda ne yapmalıyız? Zikre devam edeceğiz. O vesvesenin artması, Şeytan kaleyi bırakmak istemiyor. Şeytan kaleyi bırakmak ister mi? Şeytan oturmuş kaleye, ne güzel. Davul dünbek elinde. O tarafa dön diyor, dönüyorsun sen. Bu tarafa dön diyor, dönüyorsun sen. Ama hasbelkader yolun bir sufilik derganına geçiyor, Allah'ı zikri görüyorsun.
Başlıyorsun zikretmeye, Vesveseyi arttırıyor sana. Hatta öyle bir noktaya getirir sana, Allah yok ki sen ne amman zikrediyorsun der. Sen olmayan bir Allah'ı zikrediyorsun der. Sen de ona de ki, Madem olmayan Allah'ı zikrediyorum, Sen neden benden uğraşıyorsun der. Bunu nerede söyler biliyor musunuz? Beşinci esmanın sonunda, Evet, sufilik öyle laylölüm yeri değildir.
Beşinci esmanın sonunda, Sana Allah'ı inkar ettirmeye kalkar. Kendine güvenme öyle. Der ki olmayan Allah'ı zikrediyorsun. Allah sana yardım eder, Ferasetini açarsa, Sen de Allah'ın ilmi ve nuruyla cevap verirsin. Madem ki yok, Neden bu kadar uğraşıyorsun ki?
Şeytanın insana vesvese vermesi, Allah'ın varlığına delildir. Senin doğru yolda gittiğine delildir. Delil, delil. Onu delil görünce var ya, İsyan ediyor böyle, çırpınıyor. Böyle ne hallere giriyor. Hani ona diyorsun ki, Ben namaz kılacağım. Bak sen beni buradan namazdan men etmeye çalışıyorsun. Demek ki ben doğru yolduyum, Delilim sensin diyorsun. Çıldırıyor. Delilim sensin. Ben doğru yoldu, Gittiği müddetçe sen oradan beni men etmeye çalışıyorsun. Yolumu kesmeye çalışıyorsun. Delilim sensin. Bu var ya, Müthiş bir delil.
Var ya, Hani çaprazlama sağlamayı alıyorsunuz ya, Bizde matematikte öyleydi. Böyle çaprazlama yapıyordun. İşte 4-5'de kaç, 9 yaptı. Çocukken öyleydik. Öyleydi değil mi? Çaprazlama. Matematikte bizim matematik kalmadı zaten. Şimdi nasıl bir, Neydiği belirsiz matematik var. 4 işlemi attılar artık. Var mı 4 işlem? Çünkü burada genç kimse de yok ki, Hepsi de böyle. 4 işlem yapamıyor. Ahmet gömdün sen de, Ben üniversitelileri de gömdüm ben. Telefondan 4 çarpın, 4 işlem mi yapıyorlar? Eyvah eyvah eyvah … Üniversite okuyan var mı erkeklerin içinden buradan? 1, 2, Bilmiyorsunuz mu 4 çarpın, 4 işlemi? Biliyorsun değil mi sen?
4 kere 4 kaç? Maşallah, subhanallah. Zeka fışkırıyor adamdan bakıyor. Biliyor işte adam. Aa bölmeyi, 8'i 4'e böl. 2 işte böldü lan adam. Batırdı lan üniversiteliler adam. Şimdi böyle soruyorum, ben nereden bunu biliyorum biliyor musun? Şimdi, anne dedem, ondan sonra annemi böyle şey yapacak, böyle methedecek ya, bizim Kuyucu Mehmet var ya, Kuyucu, o dayımın oğlu ya şimdi, onun babasına dayım okuması yazması yok. Allah rahmet eylesin. Ama her şeyi bilirdi rahmetli. Tabii, ben dinle alakalı şeyde, getir o müftüyü dedi, cebimden çıkarım ben, 10 tane müftüyü dedi, ben o zaman anlayamadıydım, gerçekten adam, yani müftüleri 10 tane müftüyü, cebimden çıkarırmış, doğru söylüyormuş, keramet sahibiymiş adam.
Neyse, dedem, ona şimdi, o da orada, anamın, şimdi dedem, dayıma soruyor, 4 göre 4 kaç eder? dayım bakıyor şimdi ona, öyle cevap yok, dönüyor şimdi dedem, Neriman, 4 göre 4 kaç? 16 baba, gördün mü eşek yaratı? hani o 4 göre de, anam diyorum ya, hani met edilmeye bak, 4 kaç etti? 16 etti. Birisi bildi, birisi bilemedi. Ondan sonra, bilen, şeye çıktı, hani, Arşala'ya çıktı, bilemeyen, gördün mü eşek yaratı, işte sen bilemedin. Allah rahmet eylesin. 3'ü de öldü gitti, o yüzden ben ona soruyorum, 4 göre 4 kaç eder diye, hakkını helal etsen de. Aklıma o geldi çünkü benim. Onların da, ruhları şad olsun inşallah, hepsinin de.
Böyle bir sohbette anılması gerekiyormuş. O Denizli'le olan dedem, o Denizli'nin acı payamından, anne dedem, onun babası da Oralı'ymış. Orada acı payamda, bir vukuat işlemişler. Dayımın dediğine göre, mukat, V ile değil, M ile. Orada bir mukat işlemişler, dedi gelmişler buraya. Ama orada akrabalar vardı, gelip gidiyorlardı. Anne tarafım da, şeyden, ne o? Honazlı. Evet. Anne tarafım. Onlar da ama çok eskiden gelmişler. Yani Osmanlı zamanında gelmişler. Yani çok eskiler. Yaklaşık onlar bayındır da, 400 yıllık filan aileler. Ama orada köyde akrabaları filan, oradaki insanlar duruyordu. Bizim çocukluğumuzda oradan gelen giden oluyordu. Dayım filan gidiyordu oraya.
Kuyucu Mehmet'in babası. Orada akrabalar vardı. Tabii biz, akraba ilişkilerimiz çok iyi olmadığından, ne yazık ki. Allah beni affetsin. Böyle akraba ilişkisi götüremedik. Evet. Canım kardeşlerim, haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Soru bitti. Soru bitince, konu da bitti zaten. Burada, bir yere kadar işlemişim. O yolda kaldı. Önümüzdeki inşallah hafta, konu başlığı, kuyuya yaklaşınca, aslanın yanında, tavşanın geri çekilmesi. Buradan inşallah devam edeceğiz. Salı gün yine Allah izin verirse, Divan-ı Kebir okumasından devam edeceğiz.
Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi