Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 25 Eylül 2021 · 55:48
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak, batılı batıl bilip, hakkı hakça yaşayanlardan eylesin inşallah. Sorularınızı hazırlayın. Soruları göreyim ona göre. Sonradan unutuyorum burada soru birikince. İnşallah öyle olmasın. Evet, Süleyman'dan, Süleyman Aleyhisselam'ın hüddütle konuşması vardı. Malum Süleyman Aleyhisselam ordusunu toplayıp savaşa çıkmıştı.
O savaş esnasında da hayvanlar ne işe yarar, ne işe yaramaz. Onların hepsi de ne yapıyordu? Onlarla konuşuyordu. Sıra hüdüdde gelmişti. Hüdüdde kendi maharetlerini Süleyman Aleyhisselam'a anlatmıştı. Dedi ki ben çok yükseklerden uçar, sıra altındaki suyu görürüm ve böylece de senin nerelere konaklaman gerektiğini, ne yapman gerektiğini çok rahat bir şekilde gösteririm demişti.
Bu böyle kendisini methedince, kendisini böyle söyleyince karga lafa girdi. Karganın hüddüt davasının kınaması. Karga bunu işitince, yani hüdüdün maharetlerini işitince, hasedinden ilerleyip Süleyman'a hüddüt, aykırı, kötü söyledi. Padişah huzurunda söz söylemek edebe aykırıdır. Hele yalan ve olmayacak söz olursa, eğer onun böyle bir görüşü olsaydı, bir avuç toprak altındaki tuzağı nasıl görmezdi? Nasıl olur da tuzağa tutulurdu? Nasıl olur da ümitsiz bir halde kafese girerdi? Hüddüt bu çıkardığı sesten dolayı, değişik toplumlarda, değişik zamanlarda farklı isimlerle anılan bir kuş. Kimisi ibibik demiş, kimisi büt, bödek demiş, kimisi çavuş kuşu demiş, kimi taraklı demiş, kimi turakçın demiş, kimi ibik demiş, kimisi ibikli demiş.
Ama başının üzerinde bir tarak gibi bir, horozların ibibiği gibi, böyle bir tarak gibi bir şeyi var. Ondan sonra ve bu tepeliyle meşhur. Kanatları ve kuyrukları genelde siyah beyaz alacalı, öbür bölümler pembeye kaçan ve ağaç kovuklarında yaşayan, duvar deliklerinde, kayı oğuklarında yaşayan bir kuş.
Ama en fazla Filistin'de, en fazla Mısır'da görülen. Ama zaman zaman Anadolu'da da, Akdeniz kıyılarında bir müddet görünmüş olan kuşlardan. Ama tarih boyunca, mitolojik olarak eski toplumlar bu kuşa ehemmiyet vermişler. Bu kuşla alakalı değişik efsaneler oluşturmuşlar. İran edebiyatında var, Mısır'da var, Orta Doğu edebiyatında var, Afrika'da var.
O yüzden hüdüd koşuyla alakalı tarih boyunca hep böyle bunlar görüşülmüş, konuşulmuş, söylenmiş. En önemli özelliği gerçekten toprağın altındaki suyu hissedebilmesi, görebilmesi. O yüzden çölde çok rahat yaşayan, suyu nerede olduğunu görebilen, hissedebilen bir kuş. Eşine çok bağlı. Hatta eşi vefat edince tekrar evlenmeyen, Öğlenmeyen, hiçbir şekilde eğer bir erkeğin dişi söylürse, erkek bir daha başka bir dişiye bakmıyor. Dişinin erkeği ölürse, bir daha erkek bakmıyor. Yani normalde böyle enteresan bir kuş. Enteresanlığından birisi daha, bu kuşlar aile bağları çok kuvvetli. Anne babaya mesela bir kuş, anne babaya çok bağlı, yavru olarak.
O da anne baba olunca, o da ailesine çok bağlı. Enteresan bir kuş. Mesela İran'da enteresan böyle rivayetler var, bununla alakalı. İşte kimisi diyor ki, Annesi, kuşun annesi vefat edince uzun süre başında onu taşımış. O yüzden Cenab-ı Hak ona böyle bir tepe oluşturmuş. Başında tepeli kuş olarak nitelendiriliyor. Ama genel olarak böyle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bir rivayet var. Hazreti Abbas'tan naklediliyor. O normalde Hazreti Abbas'ın rivayetine göre Hüdüd kuşu, göç ayan kuşu, karınca ve arının öldürülmesini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yasakladığına dair rivayet var. O yüzden Hazreti Peygamber de bu üç hayvanı, uçan hayvanların öldürülmesini yasaklamış.
Bir de hüdüd böyle rüyada filan görülünce, insanın sıkıntıdan kurtulacağına, feraha kavuşacağına dair de rüya tabircileri böyle bir şerh düşmüşler. Şimdi ben bu beytte hüdüdü biraz böyle kemale ermiş bir sufi olarak nitelendiriyorum. Toprağın altını görüyor ya, suyu görüyor toprağın altındaki. Yükseklere uçuyor. Yükseklere uçaraktan bütün alanı gözetleyebiliyor. Ve alanda ne olup bitiyor onlara bakabiliyor. Bunu biraz böyle Süleyman aleyhisselamın kısasında bu hüdüdü biraz şey olarak gördüm ben. Bir Allah'a dost olmuş, iyi bir sufi olarak gördüm. Tabi işin içerisinde bir de ne var? Karga var. Şimdi karga dediğimizde, kargayla da alakalı mitolojik hikayeler var.
Ama en başta da ne var? İbrahim aleyhisselamın kısası var. Hani İbrahim aleyhisselam da bir müddet, Ya Rabbi ben inanıyorum sen yeniden halk edeceksin, yeniden can vereceksin. Ama buna gözümle görmek istiyorum. Bunu kendim aşina olmak istiyorum, mutmain olmak istiyorum dediğinde, Hani dört tane kuşu sen kendine alıştır. Onları normalde kendine alıştırdıktan sonra işte dört tane kuşu kestiriyor. Kestirdikten sonra birbirlerine kanatlarını, tüylerini hepsini de karıştırtırıyor. Sonra dört tepenin üzerine koyuyor. Sonra küntü biiznillah deyip çağırıyor ya. İşte ayet-i kerimede de sen onların koşa koşa sana geldiklerini görürsün diyor. Tabi bazı rivayetler var.
Hani İbrahim aleyhisselamın dört tane o kuşun kafasını, kafalarını kesip kafalarını kendisinde tuttu onu. Ondan sonra gövdelerini kesip, kavurup, ondan sonra un ufak edip dört tepenin üzerine koydu onu. Ve sonra kafalarını elinde tutup, işte küntü biiznillah dediğinde onların hepsini toparlayıp, hepsini de kendi kafasının bulunduğu yere gelip, birleştiğini ve hayatlarını devam ettirilere dair rivayet var. Tabi burada dört tane kuş denilince değişik rivayetler var. Ama birisinin karga olduğu kesin. Birisinin tavus kuşu olduğu kesin. Çünkü çok değişik rivayetler var. O yüzden normalde birisi işte kerkenez veyahut da akbaba diyenler var. Kimisi kerkenez diyenler var. Bir tanesi de horoz. Horoz, karga ve şey, tavus kuşu net.
Bütün rivayetlerde. İşte öbür gün güvenin diyenler var. İşte normalde şey, kartal diyenler var. Akbaba diyenler var. Böyle bir et yiyen bir kuş. Dördüncü kuş. Tabi burada da söz konusu olan şey karga. Karga malum Adem Aleyhisselam'ın oğulları kendi aralarında niza çıkınca ve Kabil Habil'i şehit edilince, katledince, öldürünce oturuyor Habil Kabil'in başında.
Bir müddet zaten, hani ben bunun cesedini ne yapacağım diye kendi kendine düşünüyor ve gittiği yere cesedi de götürüyor. Taşıyor yanında. Sonra bir gün öyle bakarken, bakıyor ki karga toprağa eşip bir şeyler gömüyor. Toprağa eşip gömüyor. Bu sefer kargaya bakaraktan o da toprağa eşiyor, kardeşini gömüyor. Şimdi karga, mitolojik olarak sevilen bir kuş değildir.
Hiç kimse karga eti yemez. Karga avlamaz örneğin. Karga böyle ihtirasa biraz böyle biriktirmeye, hani bir şeyi biriktirmez, bir şeyi biriktirir, hiç böyle cimrilik yapar ondan sonra. Kimseye bir şey harcamaz. Bunun gibi insanlara, ihtiras sahibi insanlara, böyle biriktirmeye yönelik insanlara, bunlar nefsin o kısmına hitap eder. Tavus kusuru da malum süslüdür ya, insanın kendi kalbindeki süse, ihtişama, süslenmeye işarettir. İşte horoz da böyle şehvete işarettir. Kimileri güvercin demişler, kimisi kerkenez demiş, kimisi akbaba demiş.
Ben onu akbaba veya kerkenez olabilir diye düşünüyorum. Güvercin değil, o da böyle fazla yemeğe, içmeye düşkün, nefsin yemeğe, içme düşkünlüğüne işaret. Hani bir kimse böyle ha bire yiyecek, içecek, yiyecek, içecek, nerede yiyecek, içecek var. Nefis böyle kimisinde öyledir ya. Ben dört kuşu, dört nefsin kötü huyuna işaret ettirirsek, o zaman dört kuş, dört tane kötü huy. İşte birisine tavus kuşu, o kimsenin süse, şatata, şatafata süslenmeye işaret nefsin. Öbürkü ne karga, karga biriktirmeye, cimriliğe, paylaşmamaya ve kıskançlığa işaret, hasisliğe işaret. Öbürkü ne horoz, insanın şehvete düşmesini, ondan sonra işte böyle kendince, kendisini güçlü göstermesine işaret. Gibi, öbürkü de kerkenez veyahut da akbaba, yiyecek, içecek, helal, evam, tanımayacak.
Bunun gibi. Tabi burada karga, Süleyman Aleyhisselam'ın bu kıssasında, işte o nefsin o halini çıkarıyor ortaya. Hasisleniyor, kıskanıyor. Hüdüdün kendi maharetlerini anlatmasından dolayı, çok hasisleniyor, çok kıskanıyor. Ve söze giriyor. Diyor ki, bu yalan söylüyor diyor. Bunda bu tip maharetler yok. Bunun böyle maharetler olduğunu, böyle özellikleri olduğuna dair diyor. Bu şey uygun değil. Bir de diyor, şimdi bir kimse hasislendiyse, hani bir padişahın huzurunda bu kadar konuşulmaz. Mevzu kısa kesilir. Yani çok uzun anlatmaya gelmez. Biraz susması gerekirdi gibisinden, şeytanın sağdan girmesi gibi giriyor. Yani diyor ki, yani burada çok konuşulmaması lazım. Burada susulması lazım.
Tabi susmakla alakalı, konuşmamakla alakalı, farklı farklı, sufilik açısından farklı şeyler konuşulabilir mi? Evet cevap konuşulabilir. Bunun üzerine Süleyman dedi ki, ey hüd hüd, daha ilk kadehte böyle bulunman layık mı, akla sığar mı? Ayıran için kendini nasıl oluyor da sarhoş gösteriyor? Huzurunda sonu yalan çıkacak bir söz söylüyorsun. Yani bu sefer Süleyman Aleyhisselam da hüdde diyor ki, sen benim huzurumda yalan söylüyorsun. Padişahın huzuruna geldin, sarhoş oldun. Ama diyor, sen ilk kadeh, daha birinci kadehte sarhoş oldun. Daha dur bakalım. Şimdi bir kimse, bir büyük bir zatın önüne çıktığında, o zatın önüne çıkmanın vermiş olduğu sarhoşluk veyahut da işte bir padişaha yakın olmanın vermiş olduğu sarhoşluk veyahut da zengin olmanın verdiği sarhoşluk veyahut da işte bir siyasetçiye yakın oluyorsun, onun sarhoşluğu veya bir siyasetçi belli bir yere geliyor, onun sarhoşluğu yani o esnada o kimse dengeyi kaybediyor.
Muvazaneyi kaybedince ağzından çıkanı ne yaptığını bilmiyor. Şataat yapıyor, şatafat yapıyor, bunun gibi. Veyahut da Sufiler böyle bir rüya görünce Sufilerin şataata düşmesi, şatafata düşmesi gibi. Veyahut da bir kısım Sufilerin daha önce böyle Mansur Şarabı'nın ölçüsü kaçınca kendince var mı bana yan bakan demesi gibi. Hz. Süleyman Aleyhisselam da diyor ki Hüdü'de, sen benim huzuruma çıktın, benim huzuruma geldin, benim huzuruma gelir gelmez sarhoşluk yapıp böyle kendinden geçip bana yalan söylemeye mi? Başladın manasında söylüyor ve diyor ki sen zahirini de batını da birbirine uydur, bu böyle olmaz gibisinden söylüyor. Hüdü'dün karganın kınamasına cevap vermesi.
Hüdü'dü dedi ki, padişahım Allah aşkına bu çıplak yoksul hakkında düşmanın söylediği sözü dinleme. Eğer ettiğim dava yalansa işte başımı koydum boynumu vur. Kaza hükmünü inkar eden karga binlerce aklı olsa yine kafirdir. Kaza hükmünü inkar eden karga binlerce aklı olsa yine kafirdir.
Yani kader neydi? Cenab-ı Hakk'ın ezeli ve ebedi olarak olacak olan şeyleri bilmeseydi. Kaza neydi? Kaza ise ezeli ve ebedi olacak olanların tecelli etmesiydi. Tecelli etmesi. Şimdi hüdüdü dedi ki, bu kimse kazanın hükmünü inkar ediyor. Yani kazanın hükmü ne? Yani Cenab-ı Hak eğer senin başına bir şey gelecekse, gören gözün görmez olur derim ya ben. Çalışır, aklın çalışmaz olur. Yani bunu ben nasıl yaptım diye kendi kendine düşünürsün, saçını başını yollarsın. Ben bunu nasıl yaptım diye. Orada kazanın hükmü tecelli etmiştir. Sen asla viraja girerken 180'le girmiyorsundur. Sen o gün viraja 180'le girer, kenarlara sürttürürsün veyahut da arabayı çarparsın.
Sonra oturursun, dersin ki ya ben 20 yıldır araba kullanıyorum, işte 10 yıldır bu yoldan geçiyorum. Ben buradan hiç 180'le hiç girme dedim, şimdi 180'le girdim. Kaza tecelli edecek orada. Diyor ki, sen bu kazanın hükmüne iman etmezsen kafirsin. Cenab-ı Hak o kazayı takdir etmiş. O kazayı takdir ettiği için benim gözüm görmez. Hüdüd onu diyor. Bende bu özellik var. Ama bende bu özellik olmasına rağmen, Cenab-ı Hakk'ın kaza hükmü benim üzerimde tecelli ederse, ben duvarın arkasını göremem. Kaza hükmü tecelli ettiyse, ben bir şeyi ne kadar bilirsem bileyim, onun cahili olurum. Kaza hükmünü kurduysa, sen ne kadar kuvvetli olursan ol, kuvvetsiz olursun.
Kaza hükmünü kurduysa, sen bütün her şeyi tam anlamıyla yerine getirsen dahi, o tecelli etmez. Ve burada hüdüd, sufilin, Allah'a teslimiyetin, Allah'tan razı olmanın zirvesini konuşuyor. Bakın zirvesini konuşuyor. Zirvesi bu. Bu, avamın işi değil. Bu böyle açık açık konuşmak gerekirse, şer'i ahkamın işi değil. Bu, kamil insanların işi. Biz şöyle deriz, ne yapma 180'e bastı ki, oradan 180'e basmadan geçmesi gerekiyordu. Yalnız bunu avam olanlar yapmaz, yapmamalı. Onlar tedbiri ve temkini terk etmemeli.
Ama şunu da bilmeli, kaza bir şey ördüyse başına senin, senin oradan kaçman, senin oradan o meseleden kurtulman mümkün değildir. Bunu sakın cebriyeye de vurmayın. Bunu cebriyeye de vurmayın. Bu şöyle bir şeydir. Hepimizin cüz iradesi var, öyle değil mi? Cüz iradesi olmayan hiç kimse yok. Ama ve lakin üşürüz. Üşüdüğümüzde dişlerimiz tak tak tak … vurur mu? Vurur. Sen o dişinin vurmasını durdurabiliyor musun? Durduramıyorsun. Bakın burada senin cüz-i iraden var. Ama sen o cüz-i iradenle dişlerinin takır takır vurmasını durduramıyorsun.
Veyahut da bunu hepimiz yaşarız, çocuklarımız da yaşar. Ateşlendik, öyle değil mi? Cüz-i irademiz var mı? Var. Öyle olmasına rağmen cüz-i irademizle işte titrememizi durdurabiliyor muyuz? Durduramıyoruz. Oysa bizim cüz-i irademiz var mı? Var. Aklımız yerinde mi? Evet. Titrememizi durdurabildik mi? Hayır. Burada ne? Burada kaza tecelli etti. Bu meseleyi böyle anlamaya çalışın. Öbür türlü cebriyeye düşersiniz. Bakın cebriyeye düşürür insanı. Veya kaderiyeye düşürür. Allah muhafaza eylesin. Bazı şeyler vardır. Aklımız yerindedir. Bakın aklımız yerindedir. Cüz-i irademiz de yerindedir. Ama o esnada biz bir adım sonrasını görmekten uzak oluruz.
Bir adım sonrasını tanımlamaktan uzak oluruz. Ve o esnada bizim yaptığımız şeyden ama biz zarar görürüz. Ama başka bir şey orta yere çıkar. İşte burada diyor ki kazanın hükmünü inkar eden karga binlerce aklı olsa yine kafirdir. Çünkü biz Amentü'de biz kaderin ve kazanın Allah'a ait olduğunu ve Allah'tan olduğuna iman ederiz. Tabi bu son dönem bir kısım ilahiyat profesörleri kaderin varlığını inkar ediyorlar. Bir kısım ilahiyat profesörleri kazanın olduğunu inkar ediyorlar. Ve ne yazık ki biz bu toplumda ilahiyat fakültelerinin içinden çıkma bazı kendilerince ilahiyat hocalarının yaptıklarını düzelteceğiz. Biz onların yaptıklarına karşı çıkacağız diye uğraşıyoruz.
İşin acı tarafı bu. Ve çocuklarımızı da biz imam hatiplere gönderiyoruz. Çocuklarımızı imam hatipten sonra ilahiyata göndermeye çalışıyoruz. Ve yıllardır söylediğim şey bizim. Yıllardır malum dinliyor bütün herkes. Şimdi cübbeli söyleyince ayağa kalktı ortalık. Çocuklarımız ifsad ediliyor, bozuluyor okullarda. Sebep çünkü kader yoktur deyip geliyor öğrenci annesine babasına.
Kader inkarcısı, kaza inkarcısı, hadis inkarcısı, mezhep inkarcısı, tefsir inkarcısı oldu çıktı çocuklarımız. Burada da Hz. Pir imani bir meseleyi anlatıyor bize. Diyor ki, kaza hükmünü inkar eden, kazanın hükmünü inkar eden binlerce aklı olsa yine kafirdir diyor. Binlerce aklı olsa, o zaman binlerce aklı olsa yine kafirdir denilen şey ne?
Kazayı inkar etmek. Kıymetli kardeşlerim, kader inkar ediyorlar, hadisleri inkar ediyorlar, hadisleri inkar ediyorlar, ayeti kerimeleri inkar ediyorlar, Kur'an'ı değiştirmeye çalışıyorlar. Gücüm yettiğince, sohbet o noktaya geldiğinde her hafta size söyleyeceğim belki de bunu. Şunu diyebilirsiniz, ya başka sohbet konusu mu yok? Her hafta illaki bu mevzu buraya mı geliyor? Evet mevzu oraya gelecek. Sağır kulaklar duysun, kör gözler görsün, kilitlenmiş kalpler mümkünse hidayete erip açılsın. Evet, hadis inkarcıları, ayet inkarcıları, mezhep inkarcıları, kader inkarcıları, kaza inkarcıları, bunların bir de isimlerinin önünde prof yazıyor. Bunların isimlerinin önünde öğretim üyesi yazıyor.
Bunların isimlerinin önünde filanca ilahiyat fakültesinde doçent, filanca ilahiyat fakültesinde öğretim üyesi, filanca ilahiyat fakültesinde profesör yazıyor. Ve bunlar ne yazık ki bizim çocuklarımızı ifsad ediyorlar. Bizim gençliğimizi bozuyorlar. Çocuklarımızı bozuyorlar. Lise öğrencisi bir çocuk, hadis inkarcısı oluyor. Lise öğrencisi bir çocuk, mezhep inkarcısı oluyor. Lise öğrencisi bir çocuk, lise öğrencisi ayet inkarcısı oluyor. Ayet inkarcısı oluyor. Anneler, babalar çocuklarının dinlerini öğrensinler diye imam hatiplere gönderiyorlar. Çocuklar imam hatiplerden dinsiz çıkıyor. Çocuklar imam hatiplerden ne yazık ki sapkın çıkıyor.
Ve bu imam hatiplerden çıkan çocuklar ilahiyata gidiyor. İlahiyatta iyice sapkın olup öğretmen olarak liselere, ortaokullara, imam hatiplere atanıyor. Ve sizin klasik din öğretinizin evde hiçbir hükmü kalmıyor. Evde bir hadis inkarcısı çocuğunuz var. Evde ayet inkarcısı bir çocuğunuz var. Ve bu çocuk ben imam hatipte okuyorum. Ben ilahiyatta okuyorum. Ben bu işin ilmini görüyorum deyip anne ve babasına orada itiraz ediyor. Siz, biz, hepimiz, kendi ellerimizle kendi çocuklarımızı ateşe atıyoruz. Bu büyük bir oyun. Bu sadece Türkiye'ye ait bir oyun değil.
Bu büyük bir İngiliz derin devleti oyunu. Bizim içimize abdühleri, bizim içimizdeki mason, bizim içimize masonları koyaraktan, Ali şeriatileri koyaraktan, bizim içimize bunları yerleştirerekten bunu başarmaya çalışıyorlar. Bugün bakın eski refahçıların hepsi de Ali şeriatı okur. Bugün gidin AK Parti'nin büyük bir kısmı yönetim kurulundaki yöneticiler Ali şeriatiyi okur. Hadis inkarcısıdır, ayet inkarcısıdır, sapkındır. Gidin abdühün, mason, 33 dereceli mason, abdühün görüşleri vardır. Ben bunu söyleyince kızıyorlar bana, kızsınlar. Hiç umurumda değil.
Mason, abdühün görüş ve düşüncelerini Türkiye'ye yaymaya çalışıyorlar. Kader inkarcıları, kaza inkarcıları, hepsi de bizdenmiş gibi görünen siyasilerin başının altından çıkıyor. Hadislerin komplesini reddediyorlar, Buhari'yi reddediyorlar, Ebu Hureyre hadislerini reddediyorlar. Bu büyük bir oyun İslam dünyasında.
Büyük bir oyun. Bizim başımıza gelenler de biz bu büyük oyuna çomak soktuğumuz için. Ömrümün sonuna kadar, son nefesine kadar hadis inkarcılarına, ayet inkarcılarına, mezhep inkarcılarına, sufi inkarcılarına, tasavvuf inkarcılarına, kader inkarcılarına, kaza inkarcılarına karşı mücadele edeceğim. Rabbim nefesini bu konuda arttırsın inşallah. Amin. Cenab-ı Hak cümlemizi bu konuda sımsıkı duranlardan eylesin. Amin. Bizim inancımızı ifsad etmeye çalışıyorlar. İnancımızı bizdenmiş gibi görünerek. Ahir zaman hadisleri vardır. Ahir zaman hadislerinde fitne hadisleri vardır. Der ki, onlar sizin dilinizden konuşurlar. Sizin gibi namaz kılarlar.
Onlar sizin gibi Kur'an okurlar. Ama okudukları Kur'an, boğazlarından aşağı inmez. Hadisin metni bu. Okudukları Kur'an, boğazlarından aşağı inmez. Aldanmayın. Bir kimse, kim olursa olsun, işte en son miktarı kadar faiz caizdir diyorsa sapkındır o. Arkasından gitmeyin.
Yazılarını okumayın. Bir kimse, hadisi inkar ediyorsa sapkındır o. Arkasından gitmeyin. Kitabını okumayın. Dediklerine inanmayın. Bir kimse, eğer ki diyorsak ki, dinde reform lazım. 1400 yıl öncesini uygulayamayız. Arkasından gitmeyin. Sapkındır o. Kim olursa olsun. Bir kimse diyor ki, bu mezheplerin ortadan kalkması lazım. Sapkındır o. Arkasından gitmeyin. İtibar etmeyin. Evet. Bir kimse, tasavvufa, suviliğe düşmansa sapkındır. Arkasından gitmeyin. Sakın ha. Sakın. Bunlar İngilizlerin devletinin bozduğu yosmalar. Bunlar CIA'ya satılmış.
CIA kendini peşkeş çekmiş. Südü bozuklar bunlar. Bunlar. Bunlar CIA, M16, Mossad. Bu üçlü sacayanın elinde oyuncak olmuş. Ruhu sarışın bunların. İnanmayın bunlara. Bunların peşinden gitmeyin. Otursa sizin dizinizin dibinde hafız olsalar, baştan sana Kur'an-ı Kerim okusalar, hadisi inkar ediyorsa hadisleri sapkındır o.
Bu dinde reform lazım diyorsa sapkındır o. Kadere iman meselesi değildir diyorsa sapkındır o. Kaza iman meselesi değil diyorsa sapkındır o. Sakın ha. Bu zamanda Allah'ın hükmüyle hükmedilmez. Bu Kur'an'daki bu hüküm ayetleri şu anda geçerli değildir. Bunlar tarihsel diyorsa sapkındır o. Bizim içimize bile girebilirler. Bakın bizim içimize bile girebilirler. Bizde çavuş olamazlar, zakir olamazlar. Bu mümkün değil. Zaten öyle kayan olursa anında alırım zakirliğini, çavuşlığını. Dergâhtan kovarım onu.
Böyle birisi olursa bana haber vereceksiniz. Hakkım helal değil öbür türlü. Bu deccalist hastalıklar bizim içimize girmeyecek. Bu konuda uyanık olacaksınız. Ayet inkarcısı, hadis inkarcısı, mezhep inkarcısı, sufilik inkarcısı, kader inkarcısı, kaza inkarcısı, kaza inkarcısı, reformist. Yani bu dini reforme etmemiz lazım. 1400 yıl önceki gelen bu dinin bazı yerlerini değiştirmemiz lazım diyen. Sakın ha! Bunların hepsi de sapkın. Bunların hepsi de deccalist. Bunların hepsi de masonist. Bunların hepsi de sapık. Bunların hepsi de kendilerini satmışlar. Heva ve heveslerine ve şeytana kendilerine. Hangi siyasetçi olursa olsun, hangi fikir adamı olursa olsun, hangi alim olursa olsun.
Bu zamanda işte bir de onu çıkardılar şimdi. Enflasyon miktarı kadar faiz değilmiş. Ne o? Toki'nin yaptığı faiz değilmiş. Toki'nin yaptığı şey faiz değilmiş. Sakın ha! Bunların hepsi de sapkın. Faiz faizdir. Azı da çoğu da faizdir. Azı da çoğu da. Müminin müminden alması, vermesi haramdır. Büyük günah kebalidir. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Mümin, müminden faiz alıp veremez. Mümin, müminden faiz alıp veriyorsa, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Bu hadis-i şerifi ikide biride bastıra bastıra söylememin sebebi şu. Bu hadis-i şerifi inkar ediyorlar. Yok böyle bir hadis diyorlar.
Peygamber bu sözü sallallahu aleyhi ve sellem söylemez diyorlar. Evet. Çünkü ağırlarına gidiyor. Ağırlarına gidiyor. Allah muhafaza eylesin. Din, İslam hukukunun olmadığı yerde, kafirle müminin arasında faiz yoktur. Bunu söyleyin. Cesaretiniz varsa, cesaretiniz varsa bunu söyleyin.
Mustafa Özbağ söylüyor. Dinin hükmü bu. İmam-ı Azam'ın hükmü bu. Bu konuda Hazreti Mekkul hadisi var. İmam-ı Azam da bu hadisi kendisine ölçü almış. İslam hukukunun olmadığı dar-ül harpta, müminle kafirin arasında faiz yoktur. Aç El-Hiday'e, aç İbn-i Abid'in, aç Fetavay-ı Hindi'ye, aç bak. Aç Dürer Gürer, aç Kuduri, aç bak. Aç Serahsi, aç bak. Git, Hazreti İmam-ı Azam Hazretlerinin talebisi İmam-ı Muhammed'in fetvasına bak. Git, İmam-ı Muhammed'in devlet hukukuna bak. Lafı evileyip göbeleme. Türkiye'de İslam devleti değildir. Lafı evileyip göbeleme. Oradan buradan lafı alacağım, değiştireceğim diye uğraşma. Uğraşma.
Canlı yayında söylüyorum. Dinin hukukunu ve hükmünü konuşabilecek kadar cesaretiniz yoksa, kafanıza sarık koyup, tak koyup, başınıza profesör, doçent, doktor koyup, insanların önünde konuşmayın. Başınıza sarık sarıp camilere çıkıp konuşmayın. Dinin hükmünü ve hukukunu konuşun. Eğer gerçekten iman ettiyseniz, iman ettiyseniz Allah'a, kalbinizde laf alek iman var ise, zerrece şeytan oraya işemediyse, sen imanının gereğini konuş.
Bu can da sana feda olsun yoluna. Ben peşine düşeyim senin. O yüzden kim diyorsa, faiz, enflasyon miktarı kadar caizdir, Müslüman'ın Müslüman'dan sapıktır o. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girecek. Kaza ve kadere imandan olmadığını söyleyen sapıktır. Sapık, hadis inkarcısı küfür ehlidir, sapıktır. Komple hadisleri inkar ediyorsa, küfür ehlidir, sapıktır. Cenaze namazı bile kılınmaz. Ayet inkar ediyorsa, sapıktır, cenaze namazı bile kılınmaz. Erkekse eşi boş olur, kadınsa kocası boş olur, nikahı gider. Dini olarak. Kader inkarcısının nikahı gider. Hadis inkarcısının nikahı gider. Ayet inkarcısının nikahı gider. Dinde reform etmemiz lazım.
Dinde reform ederekten belirli şeyleri değiştirmemiz lazım. Bunlar tarihsel diyenler. Nikahı gider. Cenaze namazları kılınmaz. Kabristanı da, Müslüman kabristanlığına gömülmez. Evet. Hz. Bir 840 yıl önce, 850 yıl önce işaret ediyor. Diyor ki, kaza hükmünü inkar eden karga, binlerce aklı olsa yine kafirdir. Kazanın hükmünü, kazanın, kazanın iman meselesi olduğunu inkar eden bir kimse, evet, kafirdir. Hz. Bir söylüyor. Hz. Bir söylüyor. Kaç yıl önce? 870 yıl önce. Sen de kafirler sözünden bir kef harfi, küfür sıfatlarından bir sıfat bulunsa, kadının ferci gibi şehvet irisin, pis pis kokarsın.
yani sende kafirlikten bir sıfat var ise, sende kafirlikten bir zerrece olsa, içinde bir şey düştüyse, sen kafirlerden bir şeyler alıp, kendine rabd ettiysen, hani ayeti kerimen var ya, kafirler necistir diye. Hz. Bir onu söylüyor. Sen de diyor necissin. Yani bakın, bu dediğim, o insanları küfre düşüren, günümüzün hastalıkları bunlar. Bu günümüzün hastalıklarından birisinin üzerinde bir şey düştüyse, ve oradan tövbe edip geri dönmüyorsa, o kimse küfrehli. Onu böyle kendince temiz görme. Onu kendince masum görme.
O pisliğin teki. Onu korumaya çalışma. O pisliğin teki. Hem de kokar pisliklerden. Yedi mahalleye zarar verecek kokar pisliklerden. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden, bakın, kafirlikten diyor, K harfi, yani bir nokta, onun üzerine tecelli eder ise, o kimse pisliktir. İnanmayanlar pislikten ibarettir. Necistir. Rabbim cümlemizi, imanını muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizin imanını korusun inşallah. Son nefeste buyurun, Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyerek Cenab-ı Hak bizleri çene kapamayı nasip eylesin.
Rabbim imansızların, dinsizlerin, ateistlerin, putperestlerin peşine düşüp, onlar gibi olanlardan eylemesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Soruya bakayım. Bir bayan ve bir erkeğin tokalaşmasının ya da bir bayanın bir erkeğin elini öpmesinin Kur'an ve sünnet tarihsindeki ölçüsü nedir?
Tokalaşma bizim kültürümüz değildir. Bir erkek de bir kadının tokalaşması İslam kültürü değildir. Bu toprakların kültürü de değildir. Kadın erkek tokalaşması İslam kültürü değildir. Hiçbir hadis-i şerifte tokalaşmayla alakalı bir şey bulamazsınız. Ben İzmir'in bayındır kazasında doğdum, büyüdüm.
Bizim sokakta bir kadın, bir erkek karşı karşıya gelince tokalaşmazdı. Var mı tokalaşan? Demirtaş'ta var mıydı eski Demirtaş'ta? Yoktu değil mi? Hiç kimse tokalaşmazdı. Var mı bizim köyümüzde, kentimizde bundan 20 yıl önce, 30 yıl önce kadınlar, erkekler bir yerde denk geldiğinde tokalaşırdı diyen? Yok. Değil mi? Tokalaşma bizim kültürümüz değildir. Bunu bir kenara koyalım. Şimdi geldi el öpme. Şimdi bizim köyümüzde, bizim kentimizde, bizim kazamızda, bizim mahallemizde büyüklerin eli öpülmezdi diyeniniz var mı? Yok. Değil mi? Evet. Şimdi İslam hukukunun içine bu el öpmeyle alakalı biatlaşmada bulursunuz.
Biatlaşmada nasıl bulursunuz? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Müslüman olmuş olan kadınların biatlaşmasıyla alakalı bulursunuz. Bu konuyla alakalı bizim sayfada geniş, tafsilatlı bir, küçük bir risale var bu fakirin. Kimlerin eli öpülür? Bunları, bu normalde, bu manada geniş bir risale. Buradakilere söylüyorum, istediğiniz anda sayfaya girip, o hani alimlerin, büyüklerin ellerinin öpülmesi, sohbetlerine gidilmesi diye bunu oradan okuyabilirsiniz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri biatlaşmayla alakalı, en meşhuru Hint elini uzatır ya biatlaşmak için Mekke'nin fethinde. Hint elini uzatır, ağzını, yüzünü, gözünü sarar, tanınmayayım diye.
Elini uzatır biatlaşmak için. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun sesinden Hint olduğunu bilir. Çünkü Mekkeli ikisi de. Bu el kadın eli midir, erkek eli midir der. O da kadın elidir der. Allah Resulü de der ki, bu kadın eline benzemiyor. Hint gider, eline kına yakar, tekrar gelir. Tekrar elini uzatır. Çocuklarınızı diri diri öldürmeyeceğinizi der. Çocuk mu bıraktın ki bizi öldürecek der. Hint'in çocukları çünkü öldürülmüştür. Bu sefer onun Hint olduğunu, bir böyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağ tarafında Hazreti Ebubekir Efendimiz var. Sol tarafında Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri var.
Böyle bir Mekke'ye hakim bir tepede Mekkelilerin biatlarını alıyorlar. Bir yerde de Hazreti Hatice annemizin kız kardeşi var. O da bayanlardan biat alıyor. Ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de Hint geliyor. Hint tabi saygın ailenin kadını. Böyle söyleyince bu sefer hani onun Hint olduğu belli oluyor. Hafiften tebessüm ediyorlar, gülüşüyorlar, bakışıyorlar Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleriyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bir olay bu. Bir olay daha var. Hazreti Ensar Medine'de kadınlar bir evde toplanıyorlar. Biatlaşmak için Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine haber gönderiyorlar.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de oraya Hazreti Ömer Efendimiz'i gönderiyor. Hazreti Ömer Efendimiz de o toplanılan evin penceresinden elini uzatıyor içeri, kadınların biatını öyle alıyor. Şimdi buradan bir erkeğin elinin öpülmesi bizim toplumumuzda bu ve dini olarak da haram değildir. Annenin eli öpülür, babanın eli öpülür, dayının, amcanın, dedenin, ninenin eli öpülür.
Hanefiler bunların haricinde şöyle bir fetva vermişler. Bir çocuk annesinin yaşındaki bir kadının elini öpebilir. Bir kadın da bir kız da babasının yaşındaki bir kimsenin elini öpebilir. Öpmese, yabancıya o, öpmese bir şey istenir mi? İstenmez. Bakın öpmezse bir şey istenir mi? İstenmez.
O yüzden ben filancaya yere gittim, kız benim elimi öpmedi. Böyle kendi kendinize trip yapmayın. Öpmeyebilir. Alimlerin eli öpülür mü? Evet. Üstatların eli öpülür mü? Evet. Bunların fetvaları var mı? Evet. Bunlarla alakalı hadisler var mı? Evet. Ama bir kimse kendini elini öptürmek için de uğraşmasın.
Öp elimi diye elini uzatmasın. Mesela işte kim? Naki. Naki elli yaşında var mısın? Kırk dokuz yaşında. Naki hiçbir kimse elini uzatmayacak öptürmek için. Ama geldi on üç, on beş yaşında bir kız çocuğu. Naki amca dedi elini uzatmak için, elini öpmek için elini uzattı. Naki ona elini uverebilir mi? Evet. Çünkü Naki'nin oğlan, kaç yaşında? Yirmi altı var mı? Kaç? Yirmi altı. Naki'nin oğlan yirmi altı yaşında. Çocuğu yaşındaki bir kimseye elini öptürebilir mi? Evet. Ama zorla öptürme bu yok. Tokalaşma bu da yok. Bizim toplumumuzda yok. Ama şimdi bunu böyle söylüyorum. Şimdi öğretmen var aramızda. Yukarıda memur, bayanlar var.
Veya bankaya gidiyorsun. Esnafsın. Hoş artık benim böyle sakallar iyice beyazlayınca, bir de biraz büyük olunca kimse elini bana uzatmıyor artık. Bankada, orada, burada, uğurda, zıbırda denk gelirse kimse elini uzatmıyor. Cenab-ı Hakk'a hamd ediyorum. O yüzden biraz benim gibi yaşlanmanız gerekecek herhalde. Ama öbür türlü ellerini uzatıyorlar mı? Evet. Şimdi genel olarak Allah razı olsun diyoruz böyle. Bazen karşıdaki kimse çok incliyor. Bunu problemi haline getiren bayanlar var. Ne var ki benimle tokalaşsaydın? Ya bir şey yok, aha al, tokalaş o zaman. Sıkıntı yok. Ama zaten tokalaşma bize Avrupa'dan gelme bir alışkanlık. Avrupa'da da erkek elini uzatmaz.
Kadın ancak, orada da tokalaşma yok. Kadın ancak lady'dir. Elini hafiften böyle tutar. Sen de böyle şapur şupur yalamazsın. Dudağın ucundan tam böyle Yusuf'un'un bulunduğu yere öpersin. Bu kadar. Bu Avrupa'daki adet bu. Bu gelmiş biz Avrupalaşacağız diye. Osmanlı zamanında bizim içimize girmiş bu. Bizim içimize nereden girmiş? Gitmiş Avrupa, Osmanlı yeni böyle jenerasyon, gençler yetişsin. Avrupa'da ne oluyor, ne gidiyor, ne bitiyor baksınlar. Ülkenin kalkınmasına, gelişmesine yardımcı olsunlar diye. Göndermiş Avrupa'ya. Onlar gelmişler Osmanlı'yı yıkmışlar. Her halleriyle.
Öğrenmişler ya orada. Normalde işte kadınlar, erkekler hepsi bir yerdeler filan. Böylece ne olmuş? Onlar da bunun üzerinde farklı bir şey oluşturmuşlar. Önceden böyle hani öpülürmüş. Şimdi tabii iş Avrupa'da fazlalaşınca kadınlar, erkekler tokalaşıyorlar, öpüşüyorlar. Biz de onların gittiği yoldan gidiyoruz ya Avrupalaşacağız diye. Hadis-i Şerif'te var ya, yani siz diyorlar onlar kertenkele deliğine girseler siz de oraya girmek için çalışacaksınız diyorlar. Avrupalılaşmak kertenkele deliği gibi. O yüzden biz de o deliğe gireceğiz diye kendi kendimize uğraşıyoruz ya. Öyle olunca tokalaşma, sarmaşma, yandan öpüşme. Bu bizim içimize oturdu, yerleşti.
İslam mı? Değil. Tokalaşmaya ben kendimce cevaz verir miyim? Vermem. Ama arkadaşlara tavsiyem şu. Bir yere gidiyorsunuz, kadın elini uzattı. Siz diyorum ucundan böyle hani onun elini geri çevirmeyin. Siz diyorum asla elinizi uzatmayın diyorum. Mevzuyu da çok fazla uzatmayayım. Daha geniş bir şeye bakmak isteyenler sayfadan o yazıyı okuyabilirler Risale'yi. Ücretli değil. Hani bir de ücretli yapanlar var ya, biz onu filanca kitabımızda yazdık. O kitabı alın okuyun. Veya filanca CD'de yayınladık, 250 lira verin o CD'yi alın okuyun. Öyle değil. Allah bizi affetsin inşallah. Sohbette bahsettiğiniz sapkınların isimlerini ve derneklerini ifşa etmemizde herhangi bir beis olur mu?
Hayır. Yayın evleri ve çevirmenleri paylaşsak olur mu? Olur. Yayınlayın bunları. Yani bu konuda hiç yavaşımız yok. Kim hadisin karcısı, kim ayetin karcısı, kim böyle ondan sonra mezhepin karcısı. Yayınlayın. Ümmet-i Muhammed öğrensin. Onlar zaten kendilerini saklamıyorlar. Sizin yayınlamanızda bir beis yok. Kim kaza kader inkarcısı. Yayınlayın. Bunda bir sıkıntı yok. Bunlarda bir sıkıntı yok. Televizyon televizyon dolaşıyorlar bunlar zaten. İnsanların dinini ifsad etmek için. Yayınlayın. Bunda bir problem yok. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Geceniz mübarek olsun. El Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.