mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1185-1202) Beyit 11.09.2021

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 12 Eylül 2021 · 1:20:07

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim cümlemizi Kur'ân ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışıp, Kur'ân ve Sünnet-i Sene'yi yaşayan ve yaşatanlardan eylesin inşâAllah. 1185. Beyt'ten inşâAllah devam edeceğiz. Allah izin verirse inşâAllah. Tavşanla Aslan'ın hikayesiydi. O yüzden o tavşan ne yaptı? Aslan'ı kendi hilesine, kendi tuzağına doğru götürmeye başladı. O hile ve tuzak kurucuydu o tavşan. Aslan'a hile ve tuzak kurdu.
Ve hile ve tuzak kuraraktan aslan'ı kendi hilesine çekti. Öyle söyleyelim. Her ikisi de takip ediyorlar ya, tavşanı aslan takip ediyor. Neydi mesele? Tavşan dedi ki, yolda gelirken bir aslana rastladım. O aslan dedi, sana bir tane de kardeşimi getiriyordum. Vesiliydi, semirmişti. Ona sana getiriyordum. Onu dedi zapt etti. Ona dedi avladı yolda. Ve aslan hiddetle ne yaptı? O tavşanı avlayan aslanı parçalamaya yola koyuldu. Her ikisi de kuyunun bulunduğu yere yaklaştılar. İşte sana hilebaz, saman altından su yürüten bir tavşan.
Su bir saman çöpünü ovaya götürür ama bir dağı nasıl sürükler acaba? Ben bu beytleri kendimce yorumluyorum. Hakkınızı helal edin. O yüzden ben yine öyle kendimce yorumlamaya devam edeyim. Nefsi emmaresine tabi olanlar, nefsi emmarede olanlar, bir üstada intisap etmemiş, bir yola girmemiş kimseler, böyle saman çöpü gibi zayıf insanlardır.
Ve nasıl saman çöpü, ister bir suyun üzerinde olsun, ister rüzgarın önünde olsun, ne tarafa eserse rüzgar, saman çöpü o tarafa doğru gider. Veyahut da saman çöpü bir suyun üstünde olmuş olsa, ne tarafa doğru su akarsa, saman çöpü de o tarafa doğru gider. İşte bu saman çöpü gibi nefsi emmaresine düşen insanlar, suyu da biz burada heva heves olarak görürsek, heva heveslerinin peşinden yürürler giderler.
Nefislerinin peşinden yürürler giderler. Ve o heva ve hevesten kurtulamadıkları için, bir üstada intisap etmiş ama üstadı da dinlemiyorsa, intisap etmiş ama dinlemiyor. Üstadı ona diyor ki sağdan git, o illaki soldan gideceğim diye uğraşıyor. Veyahut da üstadı ona diyor ki bunu böyle böyle böyle yapacaksın, o illaki kendi kafasının doğrultusunda gidiyor. İşte bunlar bu heva ve hevese kendisini bırakanlar, saman çöpü gibi rüzgar ne tarafa esti o tarafa doğru giderler. Veyahut da kendi heva ve heveslerinin doğrultusunda yürürler. Ve bu heva ve hevesine zebun olanlar, nefsin ve şeytanın oyununa çabuk gelirler. Nefis ve şeytan hemencik onları aldatır.
Heva ve hevesine düşkün olanlar. Heva heves nedir? İnsanın kendi kendini bir şey zannetmesidir. Bilmediğini bilmemesidir. Kör cahilliktir. Bir meselede bilmiyordur, kendi kendisini biliyormuş hükmünde görür. Heva hevesine düşkün insan, cahil insandır. Doğruyu, yanlışı ayırt edebilecek akli melekeye, dini melekeye sahip değildir. Kalbi melekeye sahip değildir. Heva hevesine düşündür. O yüzden onlarda kamil bir akıl yoktur. Karşında nefsine uymuş, heva hevesine düşmüş bir kimse varsa onda kamil akıl yoktur. Olgunlaşmış bir akıl yoktur onda. Onda kalbi akıl da çalışmaz. Şimdi aklı ben ikiye ayırayım size. Hatta üçe ayırayım.
Nedir? Dünyevi akıl, bir kimse işini gücünü, işindeki gücündeki akıldır. Bu dünyevi akıldır. Bir de manevi akıl vardır. O kimse manevi akıl nedir? Kalple alakalıdır. Kalbe ilham gelmesidir. Bir de normalde günlük işler içinde akıl vardır. Normalde bu o kimse günlük işlerdeki aklını da veya dünyevi akılı da birleştirebiliriz. İkisini birleştirebiliriz. Böylece o nefsine düşmüş olan insan o kendince kendi aklını ilahlaştırır. Kendi aklını ilahlaştıracağından dolayı kendi heva ve hevesinin peşine gider. Kendi heva ve hevesine cahilli. Ona bir şey anlatmaya çalışsanız onu anlatamazsınız. Onu doğru yola götürmek çok zordur. Bu dervişlerin içerisinde de vardır.
Sufilerde de vardır bu. Sufi kendince, Sufilerin vartasıdır bu. Sufi ders aldı, iki rüya gördü, iki hal gördü mü burnunun doğrultusuna gitmeye başlar. Veya Sufi üstada biraz yakın olursa burnunun doğrultusunda gitmeye başlar. İşte ona yakın bir iki hizmetinde bulunur, burnunun doğrultusunda gitmeye başlar. Ve o kendince her şeyi biliyordur. Dervişliği biliyordur, dergahı biliyordur, yolu biliyordur. O kendi kafasından kendince yürümeye başlar. Heva hevestendir bu. Bu akıl doğru akıl değildir. Sufilikte yürüyen iş kalbi akılla gider. Kemale ermiş akıl odur. Kalbi akıldır. Kalbi akıl o kimsede çalışmaya başlarsa, o mevcut aklı da rızaptu raptu altına alır.
Mevcut aklı da o noktada yönlendirir. Eğer kalbi akıl bir kimsede çalışmıyorsa, o zaman kalbi akıl çalışan bir kimseye intisap etmeye gereği buradan çıkar. Yani senin kalbi aklın çalışıyor mu? Çalışmıyor. O zaman bir üstada intisap edeceksin. O üstad ya senin için aktaptır, pirdir, mürşidi kamildir. Onun kalbi aklına kendini teslim edersin. Ya da değildir. Kendince. Ya da değildir. Dersin alır, yürür, gidersin. Başka bir kimseye intisap edersin. Doğrusu budur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kalbi aklı kemalermiş, ser-i sülukunu bitirmiş bir üstad, yeryüzünde Allah'ın halifesi hükmündedir. Kalbi aklı noktasında. O yüzden onlar heva ve heveslerine düşmediklerinden dolayı nefis ve şeytana zebun olmazlar.
Onlardan çıkan hikmetli sözlere tabi olmak gerekir. Onun hile tuzağı aslana, aslana kementti. Ne tuhaf tavşan ki bir aslanı avlıyor. Yani normalde onun tavşanın hile tuzağı aslana kement oldu. Yani boynunu bağladı o tuzakla. Şimdi hani tavşan bir aslanı avlıyor. Ne tuhaf. Çünkü tavşan ne? Zayıf bir hayvan. Tavşan zayıf bir hayvan olmasına rağmen ne yaptı? Aslanı avladı. Niçin? Çünkü böyle aslan görüntüde kuvvetli. Aslan görüntüde kuvvetli olmasına rağmen mana yok onda. Aslan görüntüde kuvvetli. Kalbi akıl çalışmıyor onda. Heva ve hevesine düştüğünden dolayı, nefsine düştüğünden dolayı o ne yazık ki Tavşanın hilesine kurban gitti.
Şimdi yeryüzünde insanlar da Müslümanlar da üç aşağı beş yukarı öyledir. Kendilerini bilgi sahibi, ilim sahibi zannederler. Kendilerini maharetli görürler. Ama heva ve heveslerine düşkün olduklarından dolayı, nefislerine uyduklarından dolayı bir tuzağa kurban gider. Bu tuzağa kurban gitmek herkesin sevdiğiyle olur. Sufiler makamdan tuzağa kurban gider, mevkiden tuzağa kurban gider. Ne bileyim işte ben otuz yıllık dervişim der, buradan kurban gider. Normalde o heva ve hevesine düştü mü bir kimse bir taraftan kurban gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde eğer ki bir kimse heva ve hevesine düştü, heva ve hevesinin peşine giderse yani çok kuvvetli gibi görünmüş olsa dahi küçük bir imtihan, küçük bir problem onu alt etmesine yeter.
Bir Musa, Firavun'u askerleriyle başındaki kalabalıkla Nil nehrinde öldürür. Musa'ya baktığınızda işte nedir? Zayıf bir kimsedir. Öyle değil mi? Tek başınadır. Onun kavmi, onun inananları da azdı ve onlar da zayıftı. Ellerinde tabanca yok, ellerinde silah yok, muzrak yok, savaş aletleri yok, hiçbir şey yok. Bakın hiçbir şey yok. Ellerinde hiçbir silah aleti yok. Ve ne oldu? Musa, Firavun'a galip geldi. Musa'yı Firavun'a galip eden kim? Allah. Ve hani bir de Firavun ne yapıyordu? Şatahat yapıyordu. Tanrılık yapıyordu. Ayet-i Kerime'de Zuhruf 51-52'de ne diyordu? Firavun kavmine seslendi ve dedi ki Ey kavmim, Mısır mülkü ve altından akan şu ırmaklar benim değil mi?
Hala görmüyor musunuz? Ben açıkça söylemeyecek derecede zavallı olan şu adamdan daha hayırlı değil miyim? Firavun'un kendince krallığı, kendince kendisini kuvvetli görmesi, kendisini azametli görmesi Firavun'un sonu oldu. Bütün Firavun'ların, bütün Nemrut'ların sonu böyledir. Kendisini azametli gören, kendisini kuvvetli gören bu gücü ve kuvvetiyle insanları zulmeden, insanları katleden, insanları malına, mülküne, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine tasallut eden zalim krallar, zalim iktidarlar, zalim padişahlar, zalim devletler hep yıkılmaya mahkumdur.
Hepsi de yıkılmaya mahkumdur. İşte Firavun da kavmine diyordu ki, bütün bu ırmakların sahibi kim? Bütün bu ülkenin sahibi kim? Bütün bu malın, mülkün, yerin altındakilerin, üstündekilerin sahibi kim? Benim. Ama işte Musa ve ona inananlar zayıf, fakir, kimsesiz, parasız, pulsuz. Öyle şataat ve şatafatları yok. Musa aleyhisselam, o Musa aleyhisselamı Firavun küçük gösteriyordu ve küçük görüyordu. Hatta Musa aleyhisselam biraz da böyle tabiri caizse kekemedir. Yani konuşurken böyle kelimeler akıp gitmez, tutukluk yapar. Ve Firavun ve avanesi Musa aleyhisselamın o tutukluğundan dolayı da onunla alay ediyorlardı. Onunla alay edip ona gülüyorlardı.
Ve onun üzerinde kibirleniyorlardı. Bakın kıymetli kardeşler, bir kimsenin üzerindeki herhangi bir işte böyle kekemelik gibi veyahut da işte görmesindeki sıkıntı gibi, duymasındaki sıkıntı gibi doğuştansa onunla alay edilmez, ona tepeden bakılmaz. Böyle özürlü demek istemiyorum ama bu tip böyle hani problemi olanların toplum içerisinde küçümsemek, toplum içerisinde onların o eksikliğini, o kusurunu onların yüzüne vurmak günah kebairdendir.
Asla onunla öyle konuşulmaz. İşte Firavun ve avanesi Musa aleyhisselamın kekemeliğini ve bir de Musa aleyhisselamın başında saç da yoktu. Hani biraz bugünkü tabirle keldi yani. Öyle derler ya, saçı yoktu başında. Hatta Firavun'un etrafındaki yalaklar, salaklar Musa'yı taklit ederlerdi Firavun'un meclisinde. Çok özür dilerim ama işkembeyi tersten giyerler, kafalarını böyle hani çıplakmış gibi gösterirler.
Böyle Musa aleyhisselamın böyle hafif bir de göbeği var. Çok hafif. Böyle ne diyorlar ona böyle işte portakal göbeği mi diyor? Ayva. Portakaldan daha büyük yani. Ben portakal dedim, oho ayva dedi. Evet ayva olsun hadi bakalım. Eyvallah. Yani biraz, bir hafiften göbeği var. Musa aleyhisselam. Musa aleyhisselamın bir, başında saç yok. İki, kekeme. Hani cümleleri ardı ardına sıralamakta sıkıntısı var. Üç, hafif göbeği var. Musa'nın etrafındaki yalaklar, salaklar, bir tane böyle palyoço gibi bir kimse. Musa, özür dilerim, Firavun'un etrafındaki bir tane palyoço gibi bir kimse var. Firavun çok morali bozulur, canı sıkılırsa, Musa'yı taklit ediyor.
O palyoço. Kafasına ters çeviriyor işkembeyi. Hafiften bir kendine göbek yapıyor. Bir de kekeleyerekten konuşuyor Firavun'un huzurunda. Firavun ve ahvanesi bundan neşeleniyorlar. Alay ediyorlar. İşte gülüyorlar. Hatta Musa aleyhisselam bu çok ağrına gidiyor. Bir gün Tur-i Sina'da Cenab-ı Hakk'a yalvarıyor. Diyor ki şu palyoço, bunun diyor ecelini kısa eyle. Benimle diyor, böyle böyle alay ediyor Firavun'un sofrasında deyince, Cenab-ı Hak muhteşem bir cevap veriyor. Diyor ki ya Musa, oysa diyor, o benim peygamberimi, bir dostumu andığı için, benim peygamberimi, bir dostumu andığı için diyor, dostumu andığı için, bense onu diyor rızıklandırıyordum. Benim dostumu andığı için ki, benim peygamberimi andığı diyor.
Şimdi Musa aleyhisselamın hali bu. Ama işte o Firavun, o Firavun fakir, silahsız, ellerinde çakı biçağ dahi olmayan Musa ve kavmine yeniliyor. Musa ve kavmine yeniliyor. Yine Hz. Pir, buradan bizi nereye götürüyor? Nemrut'a götürüyor. Diyor ki, bir sivrisinek, yarım kanadıyla, pervarsızca başın beynini yarar. Yani sen küçük görürsün sivrisineği.
Veyahut da sen silahsız, kimliksiz, kişiliksiz, fukara bir topluluk görürsün. Sen ona kalkarsın, zulmedersin. Sen ona kalkarsın başında, onun işte keten elva pişirirsin. Veyahut da onun zorlarsın o topluluğu sen. Gücüne, kuvvetine inanırsın. Kendince parana inanırsın. Dersin ki, ya ben burayı dağıtırım, ben burayı şunu yaparım, ben bunu böyle yaparım dersin. Bu heva ve heves ve nefis insanı bu hale getirir. İşte bu sivrisinekten, katlılınan sivrisinekten ölen kim? Nemrut. Ne yaptı? O da ilahlık tasladı. Kime karşı? Hz. İbrahim'e karşı. Bakın, İbrahim'sen bir Nemrut'un olur. Musa'ysen bir Firavun'un olur. Muhammed'iysen bir Ebu Cehil'in olur.
Ebu Cehil'in yoksa Muhammed'i değilsin. Bir Firavun'un yoksa Musa değilsin. Onun yolunda değilsin yani. Bir peygamber olmak beklenmez. Eğer başında bir Nemrut yoksa İbrahim'i değilsin. Bir Yezid yoksa başında Hüseyin'i değilsin. Yani bir imanından dolayı, dininden dolayı, dini mücadeleden dolayı başına bir şey gelmiyorsa sen o yolda hakkıyla yürümüyorsun.
Başına bir sıkıntı gelmesi gerekir. Bu sıkıntılar yol yürüdüğünün delilidir. Herkes sıkıntıdan kaçar. Sufilikte sıkıntı senin delilindir. Senin hüccedindir. Bir yerden imtihan olacaksın sen. Bir yerden sıkıntıya uğrayacaksın. Öyle kelime-i tevhidi okumak, la ilahe illallah demek dilde ise senin başında hiçbir sıkıntı olmaz. Ama sen onu özüne indiriyorsan ve o yolda yürüyorsan sen sıkıntıyı bekle. Hani geldi birisi ben Allah'ı çok seviyorum dedi, bela ve musibetlere karşı hazır ol dedi. Birisi geldi ben seni çok seviyorum dedi, fakirliğe hazır ol dedi. O zaman bir kimse Allah ve Resulü'nü çok seviyorum diye iddiası var ise onun sıkıntısı olacak.
İşte İbrahim aleyhisselam da ne yaptı yordu? Allah'ın dinini insanlara tebliğ ediyordu. Kime karşı? Nemrut ve Nemrudi düzene karşı. Çünkü Nemrut düzenini kurmuş, devletini kurmuş, her şey var. Ve Nemrut olsun, Firavun olsun bunlar aslında şahıs olarak görünse de birer sistemdir. Çünkü Firavun birisi ölür, başka bir Firavun gelir.
Sistem devam eder. Nemrut birisi ölür, başka bir Nemrut gelir. Sistem devam eder. Biz Nemrut'u bir tane deriz. Nemrutlar silsilesi vardır. Biz Firavun'u bir tane zannederiz. Firavunlar silsilesi vardır. O Firavun ölür. İşte mesela örneğin şimdi Mısır'da o Firavun mezarları var ya kocaman kocaman. Neyda isimleri? Efendim? Yok o mezarların bulunduğu piramitler. O piramitlerde bakın bir sürü şey bulunuyor. Öyle değil mi? Firavun bulunuyor. Ve bir sürü Firavunlar öldükten sonra oraya gömülüyor. Demek ki bir tane Firavun yok. Bir Firavun sistemi var. Bu devam ediyor. Bir Nemrut sistemi var. Bu devam ediyor.
Firavun İbrahim'den sonra yaşamış. Firavunlar. Ama ondan öncesine Nemrut. Ondan öncesi nereye gidiyor bu? Ta Kabil'e kadar gidiyor. İlk Nemrut'i sistem kime ait? Kabil'e ait. Ne yaptı? Habil'i öldürdü. Habil'i şehit etti. Sonra ayrıldı babasının yanından. Babasının yanından ayrıldıktan sonra gitti şehirler kurdu. Adem'in yolundan yürümedi. Bütün Firavun'i sistemler Kabil'e dayanır. Kabil'i, Kabil'in sistemini yıkan yine Adem'in oğlu Şit'tir. Şit aleyhisselamdır. Kabil'in sistemini başına geçiren, Kabil'in şehirlerini yıkan Şit aleyhisselamdır. Çünkü Kabil, Habil'i şehit ettikten sonra Adem aleyhisselam dua etti.
Zürriyetimden hayırlı bir evlat ver diye. Cenab-ı Hak Adem'in duasını kabul etti. Şit oldu. Şit aleyhisselam doğduktan sonra Adem aleyhisselamdan bütün manevi ilimleri öğrendi. Ve Kabil'e karşı savaş açtı. Ve Kabil'e galip geldi. Şit aleyhisselam. Ve Kabil'in şehirlerinin hepsini de ne yaptı? Dini tedrisata, dini hükme soktu. Sonradan yine saptı, azdı insanlar. Sonra Nuh aleyhisselam geldi filan. Peygamberler tarihine girmeyelim şimdi. İşte bütün Nemrudi, bütün Firavuni sistemler Kabil'e dayanır. Bunlar hiç bitmez yeryüzünde. Bakın bunların yeryüzünde bitmez. Şu anda da Firavuni sistem var mı? Evet. Yeryüzünde hakim mi?
Evet. Ve yeryüzünde mücadele devam ediyor mu? Hakla batıl? Evet. Firavuni sistemlerle, Kur'an ve sünnete dayalı sistem, fikri planda dahi olsa mücadelesi devam ediyor mu? Evet. Bu mücadelede sen neredesin ona bak. Evet. Bu sivrisinek meselesi ne? Evet İbrahim aleyhisselamla Nemrud'un arasındaki mücadele ne yaptı? Yine Bakara ayet 258. Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişinin haline bir baksana. İbrahim ona benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır deyince o ben de yaşatır ve öldürürüm dedi. Bunun üzerine İbrahim işte Allah güneşi doğudan doğuruyor. Haydi sen de batıdan doğudur bakalım der demez.
Kafir donak aldı. Zaten Allah zalimlere hidayet etmez. Emellerine kavuşturmaz. Evet. Yani İbrahim'den sonra da Cenab-ı Hak İbrahim aleyhisselam gitti. Nemrud'a tebliğ etti. Nemrud dinlemedi. Hatta ne yaptı? Onu ateşe attı. Ondan sonra Cenab-ı Hak iki tane melek gönderdi Nemrud'a. İnsan suretinde. Ona tebliğ ettirdi yine. Ama o melekleri de dinlemedi. Ve onları ne kadar davet ettilerse asla kabul etmedi. Ve dedi ki o meleklerle Nemrud o kadar zıtlaştılar. Ve dediler ki o zaman meydana toplansın. Sen bütün askerlerini topla. Biz de askerlerimizi toplayalım. Kim galip gelecek meydana çıksın dedi. Ve ne yaptı Nemrud? Bütün silahlarıyla, bütün askerleriyle ovaya indirdi.
Ve Cenab-ı Hak ne yaptı ona? Bütün askerlere öyle bir sivrisinek peydah oldu. Nereden geldiği belli değil. Et yiyen sivrisinekler. Bulut gibi geldi. Hızla Nemrud'un bütün askerlerini yediler bitirdiler. Yerle heksan ettiler. Nemrud'un askerleri şeyi kaldı bir tek. Demirleri kaldı. Kemiklerini varıncaya kadar o sivrisinekler yedi. Ve herkes kaçışmaya başladı. Ve bir tane sivrisinek, husisi. Nemrud için hazırlanmış. Ne yaptı? Sivrisinek rivayette Nemrud'un burnundan girdi içeri. Ve Nemrud yıllarca o sivrisinek orada kımıldadıkça, başı zonkladı, ha bire böyle yumurklattı kafasına.
Ha bire yumurklattı. En sonunda dayanamadı. En sonunda balyozla kafasına vurdurdu. Öldü, geberdi gitti. Ne oldu? Bir yarım kanatlı sivrisinek Nemrud'a yetti. O azametli Nemrut ve avanesi ve ordusu sivrisinekle helak oldu. Sivrisinekle. Sen sakın kendini bir şey görme. Kendini azametli görme. Kendini çok kuvvetli, güçlü görme. Sakın kendi kendine zenginliğini, güzelliğini, yakışıklılığını, boyunu, posunu kendi kafanda yükseltme. Güç ve kuvvetin sahibi Allah. İsterse yarım sivrisinek de her şeyi helak ettirebilir mi? Evet. Senin birini bin edecek olan Allah, binini bire getirecek olan da Allah.
Sen binin var dersin, sabahleyin bir olur. Sen birin var dersin, sabahleyin bin olur. O yüzden güç, kuvvet, kudret Allah'a ait. Düşman sözü dinleyenin hali budur. Hasetçinin dostu olanın uğradığı cezayı gör. Haman'ı dinleyen firavunun, şeytanı dinleyen Nemrud'un hali budur. O zaman sen düşmanın sözünü dinleme. Burada düşman kim? Şeytan. Burada düşman kim? Kafirler. Burada düşman kim? Senin heva, hevesin, nefsin. Sen düşmanı dinlersen, heva, hevesine tabi olur. Nefsine tabi olur. Şeytana tabi olursan, senin de sonun manevi olarak hüsran. Sen son nefeste kelime-i şehadet getirip getirmeyeceksin belli değil. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden sen kendi gurur ve kibirine düşen, gurur ve kibirle Adem'e boyun eğmeyen şeytanın yolundan yürüme. Şeytan gurur ve kibir yaptı, Adem'e boyun bükmedi. Cenab-ı Hak Adem'e secde deyince, şeytan ona secde etmedi. Oradaki Adem'den kasıt, hem peygamber hem halifedir. Sen ona boyun bük. Manevi olarak da sen boyun bük. Adem'in yolundan yürü. Eğer Adem'in yolunda değil isen, şeytanın yolundasın. Ve şeytanın yolundasın, senin helak olacağın kesin. Sen heva ve hevesine düştüysen, sen nefsinin peşinden gidiyorsan, senin helak olacağın kesin. Nemrut buna örnek, Firavun buna örnek.
Nice tarih boyunca zalim iktidarlar olmuş, tarih boyunca nice zalimler olmuş, sonunda onlar helak olmuşlar. Müminler yine kazanan olmuş. İman eden yine kazanan olmuş. Suviler yine kazanan olmuş. Bugün 28 Şubat paşalarıyla alakalı bir haber okudum. İşte bütün şeyleri ne o? Rütbeleri sökülmüş. Genelkurmay tarafından. Onların rütbeleri söküldü, cezaevine gidiyor. 28 Şubatçı paşalar. Biz burada sohbet ediyoruz. Dün bizi karakol karakol dolaştıranlar, başımızda boza pişirenler, kaynatanlar, bugün cezaevinde. Kazanan müminler oldu.
Kazanan Allah diyenler oldu. Kazanan onlar oldu. Yine kazanan onlar olacak. Yine bu topraklarda Allah diyenleri sustıramayacaklar. Yine bu topraklarda Kur'an ve sünneti yok edemeyecekler. Yine bu topraklarda Kur'an ve sünnet neş-i neva olacak. Ve bütün aleme nizam verecek bu Kur'an ve sünnet. Yok edemeyecekler, engelleyemeyecekler. İnkıtaya uğratamayacaklar. Cenab-ı Hak nurunu tamamlayacak. Bin sefer aldansak, bin sefer yaya bırakılsak, bin sefer önümüze engel konulsa da, Kur'an ve sünnet tarihinde yürümeye, Allah demeye devam edeceğiz. Ebed bizim çünkü. Nasıl Firavun kendince o zaman güçlü kuvvetliydi, Musa'ya yenildiyse, nasıl Nemrut güçlü kuvvetliydi, İbrahim'e yenildiyse, nasıl Ebu Cehil Mekke'de güçlü kuvvetliydi, Muhammed Mustafa'ya yenildiyse, Ebu Cehiller, Nemrutlar, Firavunlar, o deccalist sistem yok olmaya, deccalist sistem yıkılmaya mahkum.
Hiç ümidimi kaybetmedim. Hiç. Hiçbir zaman. O yüzden ebed Müslümanların Allah nurunu tamamlayacak. Ve sen, biz nefis olarak, biz düşmanın safında olmayalım. Biz heva ve hevesin safında olmayalım. Biz nefsimizin safında olmayalım. Biz şeytanın safında olmayalım. Biz Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Haram, haramları terk edelim. Haramları terk edelim. Farz, farzları yerine getirelim. Biz Allah'ı sevelim. Biz Resulüne tabi olalım. Biz Allah ve Resulüne tabi olaraktan hayatımızı devam ettirelim. Bizim sorumluluğumuz bu. Bizim yükümlülüğümüz bu.
Cenab-ı Hakk'ın bizi var etme sebebi, hikmeti, kendisini tanımamız, kendisini bilmemiz, kendisini zikretmemiz, kendisine ibadet etmemiz. Biz bundan mükellefiz. Biz buna devam edelim. İstikamet, yol bu. Başka bir şey değil. Ya da sen Firavunların yolundasın. Ya da Nemrutların yolundasın. Ebu Cehil'in yolundasın. Bu normalde sen eğer ki Kur'an ve sünnetin emrettiği gibi yaşamıyorsan, sen şeytanın yolundasın. Sen Adem'in yolunda değilsin. Sen Muhammed-i Mustafa'nın yolunda değilsin. Allah muhafaza eylesin. Düşman her ne kadar dostça söylerse de, her ne kadar taneden, yemden bahsederse de, sen onu tuzak bil. Sana şeker verirse sen bunu zehir bil. Bir lütufta bulunursa onu kahır bil. Kaza gelince kabuktan başka bir şey göremez.
Düşmanları dostlardan ayıramazsın. Yani heva ve hevesin sana tatlı bir şey söyleyebilir. Senin nefsine tatlı gelebilir bazı şeyler. Dünya senin nefsine hitap eder. Ortam senin nefsine hitap eder. Senin heva ve hevesine hitap eder. Baktığın zaman dışarı heva ve hevesine hitap eden o kadar çok şey var ki. Baktığın zaman dışarı nefsine hitap eden o kadar çok şey var ki. Baktığın zaman şeytan seni öylesine davet eder, öylesine zapt eder ki senin üzerinde. Ama cehennem yolu bunlarla kuruludur. Cehennem yolu heva, hevesle, nefisse, şeytanla yürünür. Cennet yolu ise peygamberlerle, ilimle, Kur'an'la, sünnetle, sufisen, üstadla yürünür.
Cennet yolu öyledir. O zaman eğer sen nefsine uyar, şeytana uyar, heva hevesine uyarsan mana gözün kapanır. Sen doğruyu yanlışı ayırt edemez hale gelirsin. Sen eğriyi ayırt edemez hale gelirsin. Sen namazı terk eder, orucu terk eder, dinin emirlerini terk edersen doğruyu yanlışı ayırt edemezsin. E sen üstadını dinlemezsen doğruyu yanlışı ayırt edemezsin.
Bu sefer senin yolun, Allah muhafaza eylesin, cehenneme doğru gider. Düşman sana tuzak kurar. Nefsin sana tuzak kurar. Heva hevesin sana tuzak kurar. Nefsine düşmüş, şeytanla dost olmuş olan arkadaşlarla sen dost olursan, onlar sana tuzak kurar. Sen içki haram dersin, ben içmeyeceğim dersin, oturursun masaya. Bir müddet sonra nefis ve şeytan sende galip gelir arkadaşlarıyla. Ya ne yapayım arkadaşların havasını bozmayın, bir dubleci vereyim dersin. Sana şeytan galip gelir. Senin arkadaşın içki içiyorsa bir gün sen de içebilirsin. Kızlar, iyi dinleyin. Kız arkadaşlarınızın sevgilisi varsın, bir gün senin de olma ihtimalin var. Sebep, o sevgilisini çağırır, kafede buluşursun. Ondan sonra ne bileyim alışveriş merkezinde buluşursun.
Okulun çıkışında buluşursun. Yazışırsın, konuşursun. Bir gün seni bulur. O yüzden bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin sözü. Senin arkadaşın şeytana zebun olduysa, sen onunla dostluk yapmaya başlarsan, sen de bir gün şeytana zebun olursun. Senin arkadaşın Allah'a aşıksa, sen de Allah'a aşık olursun. Senin arkadaşın dünyaya aşıksa, sen de dünyaya aşık olursun. Öbürkü çünkü anlatır sana, şöyle para kazandık, böyle para kazandık, şu kadar milyon metre kumaş yaptık, bu kadar tezgah aldık, hırslanırsın dünyaya karşı. Sen de dersin ki, benim de kafam çalışıyor, ben de zengin olayım, ben de şu kadar milyon metre kumaş yapayım dersin, dünyaya doğru yürürsün.
Ama senin arkadaşın, böyle işte vardı Şeyh Efendi'nin zamanda, işte bir arkadaş böyle Şeyh Efendi'ye aşık, oturuyor onu anlatıyor, kalkıyor onu anlatıyor. Şeyh Efendi'ye şikayet ediyor, efendim diyor, Ahmet Duran abi, çıkıyor benim şeyhim, dünyanın en büyük piri diyor, biz 3-5 arkadaş getiriyoruz, onlar da kaybediyoruz orada. Hani onlar böyle bir sohbet mi olur diyor. Ahmet Duran'a dönüyor Şeyh Efendi, diyor ki, Ahmet Duran ne öyle methediyorsun oğlum sen beni diyor. Ondan sonra, hani böyle aslında kinaye yapıyor Şeyh Efendi, ondan sonra ne böyle methediyorsun diyor, Ahmet Duran abi içimden bastırıyorum, sus seslenme. Adam kendi kendini batırdı zaten, bir şey demene gerek yok.
Ahmet Duran abi, ondan sonra kendini savunmaya kalkıyor dedim, hatta toplantıya girmezden önce dedim, hiç konuşma Ahmet abi dedim, hiç konuşma. Bırak dedim, onlar kendi kendilerini batırsınlar. Ama nefis tutmuyor insanı. Şimdi bir kimse üstadına aşıktır, döner onu anlatır, döner onu anlatır, öbürki aşık değil ya. Ya bu kafeyi yemiş ya, her şeyde üstada bağlamış. O öyle der, neden? O aşık değil çünkü. O da bağlı ama o aşık değil. Mesela birisi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aşık olmuş. Bu sünnete aykırık, bu sünnet, ben bunu işlerim, bu sünnetten de aşarı, ben sünneti bir şey yapmam. Öbürkü şunu der, bu kafeyi yemiş ya, bu kadar da olmaz ki ya. Birisi dergahın, adabın, erkanına bağlı, üstada bağlı, o böyle adabı, erkanı yerine getireceğim, dergahın, adabın, erkanı yerine getireceğim, üstadın dediklerini yerine getireceğim diye mücadele eder.
Öbürkü bakar, ya bu kadar da olmaz ya, bu kafeyi yemiş der. Bunları hep duyduk biz. Bakın bunları duya duya büyüdük biz. Bunlar vartalardır böyle. Bir kimse bir şeyi sever, sevdiğini dillendirir boyuna. Öbürki o kadar sevmiyor ya, ona tuhaf gelir. Neyi seviyorsan onu dillendirirsin çünkü. İçinde ne varsa onu yaşarsın. Mesela bağlılığın tam değilse, kusur görürsün. Dinlemezsin. Bağlılığı tam değil onun. O kusur görür. Böyle yer arar bir de bunu anlatacak. İşte ya, şey efendinin bazen der, böyle karşıdakinin tepkisini bekler o. Sen ne o, bazen ne o?
Bu benim tavrım. Hadi oğlum senin kalbine kurt girmiş. Yürü git yanımdan. Ya abi bir şey demedim daha. Diyecektin sen, neredeyse diyecektin. Demeyecek miydin? Hadi benim senden işim olmaz. Yürü. Abi neden? Oğlum şeytan senin kalbine işemiş. Şeytan senin kalbine işemiş. Sen şimdi onu bana sirayet ettireceğim diye uğraşıyorsun. Bu şeytan veya düşman veya zayıf gönüllüler, zayıf karakterliler, onlar sana şeker verir. Onu zehir bil. Onlar senin kalbine şüphe atar. Onu sen tuzak bil. Sen Kur'an sünnetten taviz verme. Sen dergahın adabından, erkanından taviz verme.
Sen üstadından taviz verme. Geri kalan hepsi de tuzak. Geri kalan hepsi de tuzak sana. Sen onu tuzak bil. Hazreti Pir diyor. Sen onu tuzak bil. Eğer diyor sen öyle tuzak bilmezsen, senin mana gözün kapanır. Sen bu sefer eğri doğruyu ayırt edemezsin. Haramı helalı ayırt edemezsin. Sufilik ince çizgidir. Sen o ince perdeyi ayırt edemezsin. Kendince sen hakla batılı ayırt edemez hale gelirsin. Allah muhafaza eylesin. Böyle olunca, yani sen hakla batılı ayırt edemez hale gelince, senin manan kapanınca, senin kalbin çalışmaz hale gelince, gönlün ilham almaz hale gelince, üstadının çizgisinden saptığını gördüğün zaman, sünnet-i seniyeden saptığını gördüğün zaman, sen bir adım daha ayrıldığında bana hasret gelir dediğin zaman, ve ayrıldıysan, ve kendini kapının dışında görüyorsan, kapının dışında kaldıysan,
ve insanlar başka bir yere giderken, sen başka bir yerde kaldıysan, ooo işin zor, senin gecelerin aydınlanmıyorsa, işin zor, sen namazı zorla kılıyorsan, işin zor, sen dersini aşkla çekmiyorsun da, ya işte ne yapayım mecburum, çekiyom deyip de, zorakiden dersi çekiyorsan, hatta bazen dersini asıyorsan, zorakiden zikruluğa geliyorsan, kendi kendine bahaneler ürettiysen, çoğalttıysan bahaneleri, ya koronada var, hastalık da var, çocuğu üşütmek de var, çocuk da hasta olur, hanım evde yalnız kalıyor, veyahut da işte müsaade etmiyor,
veya hanım diyor ki, hep böyle derse mi gideceksin sen, ben evde yalnızım, yapıyorsa, sen de ona dayanamıyorsan, ya ne yapayım işte, hadi bu perşembede zikruluğa gitmeyeyim, işte hanımla evde oturayım diyorsan, yok çok yorgunsun, yok çok başını ağrıyor, yok belini ağrıyor, yok ayağını ağrıyor, yok baksana ya, gözlerin kapanıveriyor senin, sen bugün çok işler yaptın, çok yoruldun bugün sen, ya bugün perşembe dersini de, gitmeye vereyim ya, ya ne olacak ders değil mi, ben evde de çeksem, efendim buyurun, ondan sonra, ben evde dersimi çeksem olmaz mı, olur, ben efendiye de sordum zaten, o da olur dedi ya, ben evde dersimi çekeyim ya, hem çocuk küçük şimdi bakarsın, anası bakamaz, ben ayağında sallarım, o çok, bana bilen diyor, ne olacak ki diyor, 30 yıldan beri gidiyorsun, bu akşam da başkası zikruluğa yaptırsın, yaptıracak kimse mi yok diyor, bir haber sal diyor, bugün hastayım da gelemeyeceğim de, şeker 380 de diyor, geç, ne olacak ki yani, çok basit, evet, veyahut da, cemaat de zikir değil mi, çağır oradan 5 tane derviş, gelsinler evde,
biz zikrullahla kalırsın, çevir, tamam bitsin, tabii ne olacak ki ya, şeytan, durmaz, Allah muhafaza eylesin, işte böyle olunca, sende böyle bir kırıklık olunca, sende öyle bir, bir iki adımlık uzaklık olunca, böyle sende, inkıtaya uğruyorsa bir şeyler, işin çok sıkıntılı, gerçekten ciddi söylüyorum bunu, sende normal rutinin bozuluyorsa, hani, rutin hızlanması gerekirken, yavaşlıyorsa, sen bir değil, iki ders çekeceksin, ilave daha tevhid çekeceksin, dersi çekmekte zorlanıyorsan, geriye adım atıyorsan, sıkıntı var,
kendini aldatma, şeytan seni kandırmasın, dervişlikle, sufilikle, Hz. Pir diyor, böyle olunca, yalvarmaya başla, ağlayıp, inlemeye, tesbihe, oruca, devam et, bakın böyle bir şey olunca, gönül, gözün kaparınınca, kalbin, kararınca, halakadan, cemaatten, dergâhtan, uzaklaşmaya başladıysan, aman dikkat et, sarıl sımsıkı, neye?
Tövbeye, tesbihe, oruca, ağlayıp, inlemeye, Rabbim, sen gayipleri bilirsin, günahtan dolayı, bizden intikam alma diye, yalvar yakar, demek ki, neden olurmuş bunlar? Günahtan dolayı olurmuş, sen şeytana uydun, heva hevesine uydun, nefsine uydun, günaha girdin, ve sen büyük günahlar işledin, o yüzden uzak duruyorsun, o yüzden kalbin karardı, şeytan sana vesvese vermesin, bu ara şeyhin sana imet etmiyor canım, bu ara seni nazara almıyor ya, sonra yaz, efendim kaç sefer bizi nazara alıyorsun, sen nereye nazara gireceksin,
günaha kebairle? Yok canım, bu ara bana muhabbet beslemiyor, şeyh efendi zaten, tabii yani, günah geçisi ya, şeyhler, Allah muhafaza eylesin, ey aslanları yaratan, eğer biz bir köpeklik etmişsek, bu pusudan bizim üstümüze aslanı saldırma, güzel suya, ateş şeklini, ateşe de sule taifini verme diye, niyaz et, demek ki ne yapacakmışız, niyaz edeceğiz, diyeceğiz ki, bu aslanları bizim üzerime saldırttırma, yani, bu nefsine zebun olmuş, şeytana zebun olmuş, bu şeytanın ve nefsin peşine düşmüş, insanları bizim üzerimize saldırttırma,
bu nefsi, bu heva hevesi, bizim üzerimize saldırttırma, bunları gem vur, bizim buna gücümüz yetmez, Fatiha'da ne diyoruz, inam ettin, ihsan ettin, kullarından eyle, bizleri delalete düşenlerden, sapanlardan, saptıranlardan eyleme, bizleri şeytana dost alan, heva hevesine düşmüş, nefsine dost olan kimselerden eyleme, Dua ediyoruz her gün, Fatiha'nın özünü, Fatiha'nın özünü, işte, dua et, niyaz et, sebep, her an aslında bunu yap, neden, nefsimi, gözümü açıp kapatıncaya kadar, beni nefsime uydurma diyen, bir peygamberin ümmetisin,
o yüzden, gözünü açıp kapatıncaya kadar, nefse güvenme, sen o küçücük gördüğün şey, şeytan onu büyütür, sen şeytanın, desisesine güvenme, oraya düşme, Allah muhafaza eylesin, çünkü Allah Resulü buyurdu ki, Dua, ibadetin kendisidir, özüdür, duadan kendinizi geri çevirmeyin, Allah'tan afiyet isteyin, Allah'tan, Cenab-ı Hak'tan yardım dileyin, Kur'an ve sünneti yaşamak için, Allah'tan yardım dileyin, Allah'ın yardımı olmaksızın, kimse dinini yaşayamaz, peygamberler dahil buna, peygamberler dahi, Allah'ın yardımını istemişlerdi,
dini yaşama ve yaşatma mücadelesi için, çünkü Allah yardım etmezse, peygamberler de dinlerini yaşayamazlar, ve tebliğ edemezler, bizler kim oluyoruz ki, bizler kim oluyoruz, hepsi de Allah'a dua etmişlerdir, Allah'a iltica etmişlerdir, peygamberler, onlar da kuldur çünkü, Cenab-ı Hakk'ın yardımı olmaksızın, Cenab-ı Hakk'ın lütfu, ikramı olmaksızın, onun ihsanı olmaksızın, onun yukarılardan, ötelerden gelen bir eli olmaksızın, onun ötelerden gelen bir nefesi olmaksızın, dinimizi yaşayamayız, imanımızı koruyamayız, o yüzden her daim Allah'ı zikir,
her daim Allah'a iltica edeceğiz, Ya Rabbi diyeceğiz, yoksa düzenimiz kaçar, yoksa bozulur her şeyimiz, Fatiha-ı Şerife'yi unutmayın, ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz, ona ibadet eder, ondan yardım dileriz, yardımı yapacak olan Allah'tır, gücümüze güç verecek, kudret verecek olan Allah'tır, basiretimizi açacak olan Allah'tır, kalbimize ilham edecek olan Allah'tır, Allah'tır, kulların elinde bir şey yok, peygamberine dedi, ey Habibim, sen istediğine hidayet edemezsin, hidayet edici benim dedi, Allah Allah'lığını hiçbir şeye bırakmaz,
Allah Allah'lığını paylaşmaz, peygamberleriyle bile paylaşmamıştır, peygamberleriyle bile paylaşmamıştır, o yüzden Allah'tan yardım dileriz, Allah'tan isteriz, Allah'a dayanırız, Allah'a yalvarırız, bizim ibadetimiz de Allah'ın lütfu-ikramıyladır, bizim zikrimiz Allah'ın lütfu-ikramıyladır, bizim her şeyimiz Allah'ın lütfu-ikramıyladır, hiçbir şey, hiçbir şey, lütuf olarak, ikram olarak, ihsan olarak bizden yana değildir, onu veren iyilikler Rabbim'dendir, ayeti kerimede iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir dedi,
sakın iyiliği bir başkasından görmeyin, bir başkasına teşekkür edin sadece, iyiliğe vesile olduğu için, Allah muhafaza eylesin, o yüzden, Cenab-ı Hak yine, Rabbiniz bana dua edin ki, size icabet edeyim, bana ibadet etmeyi, kibirlerine yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir, Gafur suresi ayet 60, Cenab-ı Hak bana dua edin, ben duanıza icabet edeyim diye, buyuruyor, o zaman ne yapacağız, biz ona dua edeceğiz, ve, kibirlenip de, ibadet etmeyenlerden olmayacağız, demek ki, ibadet etmeyenler kimmiş, kibirlilermiş,
kibirli olanlar namaz kılmaz, kibirli olanlar Allah'ı zikretmez, kibirli olanlar farzları yerine getirmezler, git onları dinle, senden benden dini, iyi konuşurlar, iyi biliyorlardır, ama kibirinden dolayı, namaz kılmaz farzları yerine getirmezler, kibirlerinden dolayı, oruç tutmazlar, kibirlerinden dolayı, Allah'ı zikretmezler, kibirlerinden dolayı, Allah'ı zikredenleri, hor ve hakir görürler, kibirlerinden dolayı, sufi taifesini, ikinci sınıf değil, beşinci sınıf vatandaş gibi görürler, kibirlerinden dolayı, ve onların son nefesleri tehlikededir,
kim sufileri, kibirlerinden dolayı, küçük görüyorsa, hor, hakir görüyorsa, hepsinin de son nefesi tehlikededir, hepsinin de, Allah'ı zikreden bir topluluğu, hor ve hakir gören, küçük gören, onlarla alay edenlerin, son nefesleri tehlikededir, tehlikededir, ben Allah değilim, küfrüne fetva veremem ama, küfrüne fetva veren kimseler var, o hal üzerinde, yürürlerse, küfrüne fetva veren alimler var, evet, Allah'ın zikriyle alay edenler, zikrullah yapanlarla alay edenler, onları küçük görenler, onları hor ve hakir görenler,
imansız göçüp giderler, bu dünyadan, ve siz onları son nefeslerinde, imanı tavsiye etseniz de, telkin etseniz de, onlar son nefeslerinde, eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu, diyemezler, evet, çok tehlikelidir, çünkü Allah'ı zikredenler, Allah'a aşık olanlardır, Allah'a hakiki manasıyla, kul olanlar Allah'ı zikrederler, ve o zikrullahı küçük gören, o zikredenler, hor hakir görenler, evet, son nefesleri, son nefesleri tehlikededir, Allah muhafaza eylesin, o yüzden, biz Allah'a kulluğa devam edeceğiz,
şeytanın peşine düşmeyeceğiz, yine tirmizi de geçiyor hadis-i şerif, kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmış demektir, Allah'a talep edilen, yani dünyevi şeylerden, Allah'ın en çok sevdiği afiyettir, dua inen ve henüz inmeyen her çeşit, musibet için faydalıdır, kazayı sadece dua geri çevirir, öyleyse sizlere dua etmek gerektir, bakın, bir şey senin başına gelecekse, takdir edildiyse o, takdir edildiyse, onu geri çevirecek olan duadır, bunu üstadıma sormuştum, bakın üstad nasıl lazım geliyor, bunu üstadıma sordum,
dedim efendim, takdir edilecek olan şey, nasıl geri çevrilir, çünkü mutlak kaderde yazıldıysa, mutlak kader tecelli edecekse, onun üzerinde, dedim nasıl geri çevriliyor, tebessüm etti, hani böyle sahabelerden var ya öyle zatlar, bunu kimse sormayacaktı, zannederdim, bir sen sordun diye, bana dedi ki Mustafa Efendi, bir sen sordun bunu dedi, ben tabii bekliyorum böyle, böyle şeyde, koltuğun ucunda oturuyor, böyle kalktı, öne doğru böyle, yüklendi, rüyanda dedi, trafik kazası yapmıyor musun dedi, yapıyorum dedi, dikkat edin,
benim rüyamı söylüyor, Mustafa Efendi, rüyanda trafik kazası yapmıyor musun dedi, yapıyorum efendim dedim, işte dedi, duanın bereketiyle dedi, rüyanda geçiyor oğlum dedi, trafik kazası dedi, mutlak kader tecelli ediyor, rüyada, rüya perdesinde geçiyor o, neyle, duayla, dedim efendim, sizin duanızın bereketi, Allah sizden razı olsun dedim, çünkü ben hep böyle, onunla böyle seyahatte, arabanın böyle torpidosuna vurur, hadi bakalım, bizi menzilimize ulaştır, kazadan beladan uzak ol, arabayı diyor, arabada kimse yoksa,
arabada bir kişi varsa, hayırlı yolculuk herkese, hayırlı yolculuk, üç ihlas bir fatiha, tevhid okuyoruz, makamları bağışlıyoruz, ondan sonra, tekrar şeyh efendi, kazadan beladan muhafaza olmak için, dua ediyor, ama baş başaysak, bunları daha yeni yeni anlatıyorum, arkadaşlara, baş başayız ya, arabanın torpidosuna vuruyor, hadi bakalım, işte nereye gidiyoruz, Konya'ya gidiyoruz, hadi bakalım, bizi Konya'ya sağ salim götür, hızla bizi menzilimize ulaştır, yolda kaza maza olmasın, bela musibet olmasın, arabaya vuruyor böyle,
şimdi bir başkası olsa, ulan arabayla konuşan şeyh diyecek, olacak iş mi bu, ondan sonra bana dua ederdi, Allah rahmet eylesin, ben onun duasının, yüzü su hürmetine, bereketiyle, bugün buradayım, öyle söyleyeyim, hamdolsun, çok dua ederdi bana, ben karşılığını veremem, çok dua ederdi, Allah rahmet eylesin, Amin, duaları himmeti, üzerimize olsun inşallah, Amin, o yüzden dua, olacak olanı, geri çevirir, böyle rüyanda geçer senin, rüyanda hasta olursun, bir uyanırsın, ha iyisin, rüyanda neler yaparlar sana, of of of …
sabahleyin kalkarsın, ulan iyi ki dersin ya, rüyaymış yani, onlar tecelli ediyor, dervişlerin duası, birinin Allah razı olsun demesi, bir fukaranın dua etmesi sana, bir hastanın dua etmesi, bir sıkıntıda olan kimsenin dua etmesi, insanlardan dua alın, etrafınızdan dua alın, evet, bıkmayın insanlardan, kendinizi kapatmayın, kendinizi çekmeyin, aman biraz dervişlerden uzak kalalım, ben dervişlerden uzak olmayı tercih ediyorum efendim, uzak ol git, nereye gidiyorsan gitem, dervişlerden uzak olmayı tercih ediyormuş, arkadaş,
durma içimizde, biz dervişlere yakın olmayı tercih ediyoruz, biz yan yana değil, can cana olmayı tercih ediyoruz, sana ter kokuyordur burası, biz fukarayız ya, sana fukara geliyordur, sen git kardeşim, durma içimizde, bizde can cana olacak, ciğer ciğere olacak, can cana ciğer ciğere, kol kola değil, can cana ciğer ciğere olacak, dervişlik bu, hani yeni moda çıktı, ben sayfaya da girmiyorum, ben sayfadan çıktım, çık git kardeşim, hiç durma, sayfadan çıktın, dervişlikten de çık, sen ne duruyorsun ki, bizim çöpümüz dahik bizim,
çöpümüz çöpümüz, çöpümüz bizim, sen bizim çöpümüzü dahi, kabul etmiyorsan, çekit kardeşim, bizim çöpümüz de kıymetli, dervişlerden sen şikayet ediyorsan, çekit kardeşim, biz bu kadarız ya, buyuz biz, altın tepside sunmuyoruz kendimizi, sen derviş kardeşleri, hor hakir göreceğine, yürü git, ne duruyorsun burada, sen saraylara layıksın, burası saray değil, hamam, sen git başka dergallara layıksın, biz fukaranın tekiyiz ya, Allah Allah, biz Kur'an ve sünnet diyoruz, ondan kafayı bozmuşuz, öyle dedi birisi, siz Kur'an sünnetle kafayı bozmuşsunuz,
dedi, elhamdülillah, dedim ben de, kaldı, Kur'an sünnetle kafayı bozmayan, şeytan onun kafasını bozmuştur, dedim, kaldı, daha dillere gideyim mi, dedim ben, böyle baktı, şeytan sana tecavüz ediyor, dedim, sen de ondan zevk alıyorsun, bir kimse Kur'an sünnetle kafayı bozmadıysa, şeytan onu tecavüz ediyordur ona, evet, başka bir şey değil, sen dedim, şeytanla evlenmişsin, haberin yok senin, dedim, sen şeytanla yatıyorsun, şeytanla kalkıyorsun, biz Kur'an sünnetle yatıp kalkıyoruz, sen kendin söyledin, dedim böyle, hamdolsun,
evet, dua edin, Allah'ı zikredin, iki kişi, Allah'ı otur zikret, üç kişi, Allah'ı otur zikret, beş kişi, otur Allah'ı zikret, evlerde Allah'ı zikredin, gömbür gömbür zikrula yapın, yüksünmeyin, yerinmeyin, Allah bereketlendirir, evini bereketlendirir, vücudunu bereketlendirir, kazancını bereketlendirir, her şeyini bereketlendirir, kısma kendini, kısma, Allah zorluğunu kolay eder, zorluğunu kolay eder, yokuşunu iniş eder senin, neler geldi, neler geçti başımızdan, hala da gelir gider, hala da, kılımı kımıldatmam, istikametimi bozmamaya gayret ederim,
ne yapacağım, benim dersim var, dersime giderim ben, isterse bir kişi olsun, istikametini bozma, yürü, Allah seninle, Allah yolunda olduğu müddetçe, Allah yolunda değilsen, şeytanın yolundasın, şeytan seninle, şeytan seninle, yürü, ben kendimi öyle, Cenab-ı Hak korudu beni, ben Kur'an'a baktım, sünnete baktım, üstadımın sözüne baktım, beni hiçbir şey ilgilendirmedi başkan, herkes bir laf söyledi, hiç umuruma katmadım, hala da umuruma katmam, hiç umurumda değildir, umurumdaymış gibi gösteririm millete, umurumda değildir,
benim için umurumda olan, Kur'an, sünnet manadır, hiçbir şey umurumda değildir, hiç, kulağımda kürdan bile olmaz, geri kalan, hiç umuruma katmam, hayat ondan ibaret, hayat ondan ibaret, eşse, Kur'an ve sünnete uyduğun müddetçe eştir, Kur'an ve sünnete uymadığın müddetçe eş değildir, o da uymadığın müddetçe eş değildir, arkadaşsa, Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe, müddetçe arkadaşımdır, Kur'an ve sünnete uymuyorsa, benim arkadaşım değildir, Sufi ise, Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe Sufi'dir, Kur'an ve sünnete uymuyorsa,
benim için hiçbir anlamı yoktur, ben üstadıma tabiydim, benim üstadıma tabi ise, benim için önemlidir, üstadıma tabi değilse, hala nereye gidiyorsa gitsin, bana ne ya, umurumda bile değildir, hiçbir kıymeti yoktur benim için, hiçbir kıymeti bakın, benim şeyhimi dinliyorsa kıymetlidir, şeyhimi dinlemiyorsa, hiç kıymetli değildir benim için, Allah yolunu açık etsin, nereye gidiyorsa gitsin, umurumda değil benim, hiç olmadı bugüne kadar, hiç, ben istifimi bozmam, İsmail geçenlerde bir şey söyledi, bir adam dedi, yalpaladı mı dedi,
ben onu dedi, silip atıyorum dedi bana, değil mi İsmail, neydi İsmail sözün, yalpalamak mıydı neydi, yalpalamaktı değil mi, çok hoşuma gitti, adam dedi, bir sefer yalpalasa dedi, ben silip atıyorum onu dedi, dedim içimden, aman dedim, sirayet etmiş dedim, sirayet etmiş, bakın sağlam insan, farklı olur, şimdi herkes insanları, ibadetiyle, şey yapar, ne o, değerlendirir, yok, benim değerlendirmem o değildir, ben onun istikametine bakarım, adamlığına bakarım, yürekliliğine bakarım, kendisini bozup bozmamasına bakarım,
onun ibadeti Allah'a ait, onu sayacak olan ben değilim, ben bakacağım, benim yanımda dost doğru duruyor mu, durmuyor mu, benim canım gibi mi, yoksa öyle yanımda, hele hele mi, canım gibiyse önemli o, yıllardan beri böyledir, herkes de böyle, etrafımı benim eleştirir, eskiden böyle işte, Allah rahmet eylesin, bizim Seyit Taş yanımda, ya, ne ama onu yanında taşıyor ya, hatta böyle bir arkadaş, zengin ya, demiş ki ya, bıraksın şunu demiş ya, biz onun her şeyini hallederiz, bakacak yanımına, ben de o haberi getirene dedim ki,
Seyit Taş'ın tırnağı olamaz o dedim, böyle kaldı o, ben adamı dedim, dağa kaldırdım dedim, yasladım duvara dedim ben, yasladım dağa dedim ben, dedim çektim dedim makineyi dedim ben, ondan sonra, bu geldi dedim, bizim Hüseyin Aga da var orada, sizi gidin mafyalar sizi, ya kolay değildir yol, bu geldi, sen Ümmet-i Muhammed'e lazımsın dedi, aldı silahı elimden, vuracak adamı, ben döndüm kıbleye dedim, ben bu adamı korkutmaya geldim, vurmaya gelmedim, yarabbi dedim, bir şey oluştur, bir şey olsun, şunun elinden silahı alayım,
bir an böyle, ben duayı ettim, bir an döndü bu, bu bilmem ne dedi, ödeyeceğim diyor dedi, hani ödeyeceğim diyor, aslında para için değil, adamın söylediği kelimeden dolayı, aldım götürdüm ben, şimdi bizim, yeni arkadaşlar, bizim eski deliliklerimizi bilmiyor tabii, o adam böyle meyhaneti içerken, hacının şerefine demiş, kadeh kaldırmış, bir de gülüşmüşler, bir de yaptığı adam geldi, bana söyledi bunu, döndü kafam, ondan sonra evden aldım ben bunu, evinin önünden, çıkardım yasladım da, başladı rengi mengi gitti, neyse,
bizim Seyit taş aldı silahı, dedi bırak dedi, ben bu bilmem neyi ben vurayım, sen Ümmet-i Muhammed'e lazımsın, döndüm dedim, yarabbi durdur, neyse, bir an bu gaflet, böyle döndü bana, dedim bırak, kalsın vurma gibisinden, kaldı, kim yapacak bunu, adamın karakteri sağlamsa, seni yolda bırakmaz, ölümüne ölümüne gider, tereddüt etmez, yürü, nereye diye sormaz, nereye diye soruyorsa, bırak kalsın o zaten, gelmesin, o yüzden, sağlam olun, Kur'an ve sünnette sağlam olun, yolunuzda sağlam olun, sıra dağlar gibi olun, Uhud gibi olun,
Ağrı Dağı gibi olun, oynatamasın hiçbir şey sizi, heva, heves, şeytan, düşman, tozunuzu alsın sizin, Allah muhafaza eylesin, yarabbi sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen, yok olan şeylere varlık suretini verir, onları var gibi gösterirsin, demek ki bir de ne varmış, kahır şarabı varmış, sen diyor, kahır şarabından verirsen, kahır şarabından verirsen, olmayan bir şeyi varmış gibi algılarsın, demek ki bir de kahır şarabı var, dikkat edin, yani, kahrından veriyor, aşkından değil, ve o kahır şarabı ne oluyor, bu sefer,
fena bir şeyi biz fena görmüyoruz, kötü bir şeyi kötü görmüyoruz, yanlış bir şeyi yanlış görmüyoruz, kahır şarabından veriyor, o zaman biz böyle, Kur'an ve sünnet tarihinin dışındaki şeyleri, biz hoş görmeye başlıyoruz, Allah muhafaza eylesin, sarhoşluk nedir, taşı, gevher, yünü, yeşil taşı, görecek derecede, gözün bağlanması, görmemesidir, işte eğer, kahır şarabından verirse sana, kahır şarabından seni sarhoş ederse, sen, taşı, mücevher gibi görürsün, değersizi, değerli görürsün, yünü, yeşil taşı görürsün, o zaman ne olmuş oldu,
değersizlere değer verdin, kıymetsizlere kıymet verdin, heva hevesine düşmüş, şeytana zebin olmuş olanları, alkışladın, Kur'an ve sünnetin dışında, işler yapanları sen, muhabbet besledin, onları destekledin, sebep, çünkü sana, kahır şarabından verdi, sen, heva hevesine uyaraktan, gittin, birisi rahmani şarap, birisi de zulmani şarap, sen gittin zulmani şaraptan içtin, sen, narı nur zannettin, körlüğünle, sen, heva hevesinle, narı nur gördün, nuru da nar gördün, gittin, Müslümanlara düşman oldun, gittin, sufilere düşman oldun,
gittin, zikir yapanlara düşman oldun, gittin, tekkelere düşman oldun, gittin, şeyhlere düşman oldun, bu şeyhlerin hepsi böyle dedin, bu sufilerin hepsi böyle dedin, Müslümanların hepsi böyle dedin, ne yaptın, nuru nar gördün, çünkü sen, şeytana uydun, çünkü sen, nefsine uydun, Kur'an ve sünnet tarihsinde giden topluluğu, kötüledin, narı nur gördün, çünkü, kahır şarabından aldın içtin sen, herkes, rahman şarabından içerken, sen kahır şarabına yöneldin, sarhoşluk nedir, ılgın ağacı, göze sandal ağacı, görünecek kadar,
duyguların değişmesidir, yani sen, öyle bir noktaya geldin ki, hakkı hak bilemedin, batılı batıl olarak bilemedin, yer değiştirdin, hakla batılı, batılı hak görmeye başladın, ona diyorsun ki, kardeşim, bu Kur'an ve sünnetin dışında, o, onu hak görüyor, Kur'an ve sünnetin dışında olan, herhangi bir şeyi hak görüyor, haramı hak görüyor, haramı doğru görüyor, ibadetsizliği doğru görüyor, o zaman ne oldu, yer değiştirdi, ve, bunu Hz. Pir, 800 yıl önce söylüyor, ama Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, 1400 yıl önce söylemiş,
ta Adem'den beri böyle bu, o zaman, hakkı hak görmek, batılı batıl görmek, ayrı bir erdemlilik, burada kalbin çalışması lazım, burada nefis oynamaması lazım, hakkı hak, batılı batılı bilmek için, o zaman batıl kimden gelirse gelsin, yanlış demen lazım, hak nereden gelirse gelsin, doğru demen lazım, eğer hak, Ahmet'ten geldi, Mehmet'ten geldi, ben onu sevmiyordum, o yüzden ondan geldi, kabul etmiyorum diyorsan, sen yine yanlıştasın, benim dostum da, arkadaşım da, batıl ama, ya batıl ama benim arkadaşım ya, onu kabul ettiysen,
yine batıla düştün, hakkı hak, batılı batıl bilmedin, e şimdi de toplumlar, öyle değil mi, Avrupa'dan, doğulsuzluk modası çıkıyor, bizim Müslüman ülkelerde, bütün herkes, doğulsuz oluyor, Avrupa'dan başka bir moda çıkıyor, geliyor, bizim hepimizde var bu, hakkı hak, batılı batıl bilmiyoruz biz, Kur'an ve sünnetin dışında, her şeyi reddedeceğiz diyoruz, ama ne yazık ki olmuyor, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadis-i şerifi tecelli ediyor, ne diyor, kertenkele deliğine girseler diyor, sizler de kertenkele deliğine,
girmeye çalışacaksınız diyor, ümmetin düştüğü hal bu, kardeşim ya, bu haram, neden bu haramın içerisinde duruyorsun, bakıyor sana, bön bön, onun haram olarak, ona tebliğ edilmesinden dahi, rahatsız, ya ikide bir de, annen bana namaz kıl diyor, ya ne desin sana anne, ikide bir de, baban bana namaz kıl diyor, e ne desin sana, içki iç mi iç desin sana, ne desin sana, bu haram bunu yapma, ya bu haram bunu yapma, hep hayatın senin haram, el alma olacak, ha öyle olacak, hakkı hak, batıl bilmeden, uzak, kör, oysa Hazreti Peygamber,
sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kendisi dua ediyordu, diyordu ki, Allah'ım bizlere, hakkı hak gösterip, ona tabi olmayı, batılı da batıl gösterip, ondan yüz çevirmeyi nasip eyle, amin, peygamber, dua ediyor böyle, ama biz hakkı hak, batıl batıl bilmekten uzak durduk, Allah muhafaza eylesin, amin, bu neden oldu, biz çünkü, heva hevesel nefsimize uyduk, böyle olunca, o sarhoşluk bizi, hakkı hak, batılı batıl bilmekten uzaklaştırdı, Rabbim muhafaza eylesin, amin, evet, bu akşamın son, para rafı, hadis-i şerif,
aynı zamanda da, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, duası, amin diyelim, onun duasına, icabet edelim, Allah'ım, dinimi doğru kıl, amin, o benim işlerimin ismetidir, amin, dünyamı da doğru kıl, amin, hayatım onda geçmektedir, amin, ahiretimi de doğru kıl, amin, dönüşüm orayadır, amin, hayatı benim için, her hayırda artma vesilesi kıl, amin, ölümü de, her çeşit şerden kurtularak, rahata kavuşmayı kıl, amin, ecmain, el fatiha, mazzalat, amin, Rabbim dualarımızı, onun duasına, ilhak eylesin,
inşallah, amin, önümüzdeki hafta kaza gelince, aydın gözlerin bile bağlanacağını bildiren, Süleyman hikayesi diye, konu başlığından buradan devam edeceğiz, inşallah, geceniz hayır olsun, inşallah, sürçülisan ettiysek, af ola, kastımız, amacımız, hiçbir kardeşimiz, arkadaşımız değil, kastımız, amacımız, Kur'an ve sünneti,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi