mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1120-1130. Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 8 Ağustos 2021 · 1:01:56

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'ân ve sünneti seni sımsık yapışanlardan eylesin. Kur'ân ve sünneti seni yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak olarak bilenlerin yanında, Cenâb-ı Hakk'ı hak olarak bilip, hakkın yanında duranlardan eylesin.
Şerri de şer olarak bilip, şerrin karşısında olanlardan eylesin. Batılı batıl olarak bilip, batılın karşısında batılla mücadele eden kullarından eylesin inşâAllah. Cümlemize Cenâb-ı Hak dilinden, gönlünden, ruhundan, sırrından zikrullahını eksik eylemesin. Dilinden, gönlünden, ruhundan, sırrından, muhabbetini eksik eylemesin inşâAllah. 1120. beytten devam edeceğiz inşâAllah. Benim bayanlara bu şekerimi yüksek mi zannettiniz bugün? Demişsiniz, şekeri yüksekti, kahve getirmiş, şey ne o adlandan tarçınlı kahve. Allah Allah.
Bugün demek ki agresif mi sohbet ettim ya? Herhalde agresif bir sohbet oldu demek ki bugün. Allah iyi etsin inşâAllah. Biraz herhalde ben böyle agresifim galiba. Olabilir, bir şey demiyorum. Ama bir kimseyi incittiysek özür dileriz inşâAllah. Haklarınızı helal edin inşâAllah. Şimdiden helal edin. Agresif davranabilirim, bırakırım burada. Birinizi dövebilirim, çarpabilirim örneğin. Yani olabilir, her şey mümkün. O yüzden kafa normal değil. Kafa normal olmayınca da hareketli tavırlar da normal olmayabilir. Rabbim cümlemizi affetsin inşâAllah. 1120. beyt, can apacık olduğundan pek yakın bulunduğundan görünmez.
Hz. Pir can derken çok şey kasteder. Yani kelimenin kullanıldığı yere göre manası değişir. Mesela bir sufi için can diyebilir. Veyahut da bir kimse kendisini komple bir can olarak nitelendirebilir. Veyahut da nefsini can olarak nitelendirebilir. Veyahut ruhunu can olarak nitelendirebilir. Veyahut can dediğimizde o bütünsellik söz konusu olabilir. Ama genelde can denilince insanın bedeninde bedene hayat veren, bedeni ayakta tutan bir olgu, bir oluşum olarak görürüz. Zaten kelime manası da bir şeyi örtmek, gizlemek kökünden geliyor. Öyle olunca işte kendisini örten, duyulardan gizlenen bir varlık diye nitelendirebiliriz bunu. İslam öncesi de, İslam sonrası da bu ruh, nefis, can bunlar hep üzerinde çok tartışılmış.
Yani denilebilir ki ta Helenestik çağdan itibaren bunların üzerinde Aristo'dan, Sokrat'tan, Eflatun'dan veya son dönem felsefeciler veyahut da şey olarak baktığımızda, İslam olarak baktığımızda, işte Cindi'den, ondan sonra Tutun'da, Farabi'den, Muhyiddin İbni Arabi'den, Maturi'den, İmam-ı Azam'dan hepsi de bunların üzerinde fikir yürütmüşler, düşünmüşler.
Hani işte can ne işe yarar, nefsin içerisinde mi algılanacak, ruh ne işe yarar, kimisi ruhla nefisi, aynı kategoride nitelendirmiş, kimisi nefsi ayırmış, ruhu ayırmış, ruhun işlevleri farklı, nefsin işlevleri farklı demiş. Bunların içerisinde tabi Maturidi farklı konuşmuş, Maturidi'nin yolundan giden nesefi Maturidi'den ayrılmış, farklı konuşmuş. Daha da geriye gittiğimizde, mütezzile farklı konuşmuş, farklı bakmış. Bu işin, Farabi'ye baktığımızda farklı bir şey bulabilirsiniz, Arabi'ye baktığınızda farklı bir şey bulabilirsiniz. Veyahut da Helenistik çağ olarak, Aristo'ya baktığınızda farklı bir şey bulabilirsiniz. Etkilenmiştir, etkilenmemiştir. Bunların tartışmalarına girmek istemiyorum hiç.
Benim ekolüm üç aşağı beş yukarı bellidir. Ben bakarım bu tip meselelerde Maturidi, İmam Maturidi ne demiş. Fıkihi meselelerde İmam-ı Azam ne demiş, İmam Muhammed ne demiş. Ben genelde bu çizgide kendimi tutmaya çalışırım. O yüzden bu can veya ruh dediğimizde Maturidi'ye göre söylüyorum bunu, suretlerin ve bedenlerin kendisiyle hayat bulduğu şey demiş İmam Maturidi. Şey demiş İmam Maturidi, suretlerin ve bedenlerin kendisiyle hayat bulduğu şey. Bunu normalde ruh, can olarak bunu nitelendirebiliriz. Tabii ben canla ruhu hep ayırt ederim ya, canı ayırt ederim. Çünkü neden? Anne karnında çocuk daha henüz yumurta dönlenir, dönlenmez. Onda bir can oluşur. Ve aslında meni de canlıdır, yumurta da canlıdır.
İki canlı birleşir, tek can haline gelir. O bir canlıdır. Biz ona mesela bir ruhun tecelliyeti olacaksa ona bir mesela normal herhangi bir varlığın ruhu olarak da düşünebiliriz. Veya varlığın aklı olarak da düşünebiliriz. Ama sonuçta Cenab-ı Hak ona bir müddet sonra kendi ruhumdan üfledim dedi. Ona ruh üfler. Bu ne zamandır? İşte dört ay sonradır. Tabii burada Hazreti Pir can derken hem bedende dolaşan ruhun tecelliyeti olarak üç aşağı beş yukarı öyle bahsetmiş. Ama buradaki kastımız bedenin sadece canlılık vasfıyla vasıflanması değil. Çünkü onu kemale erdiren, onu olgunlaştıran, onu kıymetleştiren şey insanın normalde ruhudur. Öyle olunca hem beden ve suretin normalde hem de maddi manevi özelliklerinin işlerlik kazanması, görevlerini yerine getirmesi, bunların hepsi de bu fonksiyel hareket haline gelmesi o ruhun, o kimsenin üzerindeki tecelliyatıyla alakalı.
Yani normalde biz gün içerisinde hareket ederken, hayatın içerisinde koşuşturma devam ederken biz bunun farkında değiliz ama. Yani o işlevini yerine getiriyor. O çalışıyor boyuna. Biz yemek yiyoruz, yemeğin üzerinde çalışma devam ediyor. Su içiyoruz, suyun üzerinde çalışma devam ediyor. Bakıyoruz biz bir yere, onun o çalışma devam ediyor. Düşünebiliyor musunuz? Vücudunuzdaki bütün maddi manevi ne kadar her ne var ise hepsi de harıl harıl her daim çalışıyor. Ama biz bunun çalışmasının farkında değiliz. O yüzden bunların hepsi neyle mümkün? Hepsi de o ruh ile mümkün. Eğer o ruh olmaz ise bedenin bir anlamı kalmayacak. Biz o ruhla yaşıyoruz. Diyeceksiniz ki öldüğümüzde işte ruhla nefsi ayıran veya ruhla canı ayıran olgulardan ayrıştığı yerlerden birisi de burası.
Çünkü ayeti kerimede Cenab-ı Hak ruhu ne yapıyordu? Çünkü uyuduğumuzda ruh kendi katına çıkıyor. Ama beden orada yatıyor mu, uyuyor mu? Evet. Beden orada yatarken, uyurken hayat işlevleri devam ediyor mu? Evet. Canlı mı? Evet. Bakın, midesi, kalbi, damarları, ciğerleri, böbrekleri, bütün iç organları çalışmaya devam ediyor mu? Ediyor. İşte o normalde oysa ruh ondan ayrıldı mı? Ayrıldı. Orada bunu çalıştıran şey olgu, can. Ruhu ayırdık buradan çünkü bakın. İmam Maturidi'de bu konuyu derinlemesine hani inceledin desen incelemedim. Ama İmam Maturidi nefisle ruhu ayırt ettiğini biliyorum. Ayrıştırıyor.
İnsan, Hz. Pirden devam ediyor. İçi su ile dolu. Dışı kupkuru küp gibidir. Yani insanın içi ruhla, canla, akılla, damarlarla, bütün her şeyle küp gibi. İçinde envai çeşit ne ararsanız var. Maddi manevi. Hepsi de içinde. Ama dışarıdan baktığınızda, kuru bir küp gibi diyor, Hz. Pirden. Yani dışarı bakıyorsunuz, damarınız dışarıdan görünmüyor. Veyahut da akmıyor. Veyahut da içtiğiniz su görünmüyor. Veyahut da su dolaşım yaparken, o görünmüyor. Yani ne kadar nehir dolaşıyor. Öyle değil mi vücudumuzda? Nehir. Yani muhakkak bu mektepliler biliyordur şimdi okullular.
Kaç kilometre damar olduğuna dair bilen var mı aklında tutan? Vücudumuzda kaç kilometre damar var? Dünyayı kaç sefer? İki buçuk sefer dünya üzerinde tur atıyor. Kimdi elini kaldıran? Efendim? Dünyanın etrafına yedi sefer tur atıyor. Bilgide şüphecilik oldu. Yüz bin kilometre civarında. Evet. Yani vücudumuzda yüz bin kilometre dünyanın etrafına iki buçuk sefer mi çeviriyor o zaman? Oradan Hz. Google'dan mı baktın? Tamam ya.
İki buçuk kez. O zaman ilk söyleyenin bilgisi doğrulandı iki buçuk kez. Tamam. Sen iki buçuk dedin değil mi? Evet. Sen de Hz. Google'a baktın. Helal'ı mı al? Güzel. Yani dünyanın etrafına iki buçuk kez dolaşan içimizde nehir var. Sanatı gör ki sanatkarı anlayasın.
Sanata kör olan sanatkara da kör olur. Sanata aşina olan sanatkara da aşina olur. Çünkü sanatkar sanatıyla konuşur. Dünyanın etrafına iki buçuk kez dolaşacak nehirler bu vücudun içinde. Hz. 1'de diyor ki içi su ile dolu. Dışı kupkuru küp gibidir. Dünyanın etrafına iki buçuk kez dolaşacak nehir var içimizde. Demek ki içi su dolu. Bir de insan neydi? Yüzde yetmişi miydi su? Kaç? Yetmiş biri. Aferin. Yüzde yetmiş biri suymuş içimiz. Bugün gündüz de sormuşlardı suyun anlamı ne diye. Evet.
Yani normalde demek ki Hz. Pir enteresan bir şey söylüyor. Bundan 840 yıl önce. Diyor ki insan içi su dolu. Dışı kupkuru küp gibidir. Demek ki bir de işin manevi tarafı var. Ruh nerede tecelli ediyor? Bizim vücudumuzda. Bakın akıl, ruh, can, nefis hepsi de bunlar da manevi olgular. Hepsi de bizim vücudumuzun içinde tecelli ediyor. İçeride cümbüş var ya. Ahenk var. Düşünsenize kalp çalışıyor, böbrek çalışıyor. Ciğerler çalışıyor, bağırsaklar çalışıyor. Vücudunun bütün iç organları, iç alemi komple çalışıyor. Melekler her birisi harıl harıl çalışıyorlar. Devasa bir fabrika düşünün. Dünya'nın etrafına iki buçuk kez dolaşacak nehir var.
Bir de ne diyorlar? Dünya'nın en uzun nehri neresiydi? Mississippi miydi? En dolu olanı Amazon'du galiba değil mi? En uzun o Nil mi? Nil. Bundan sonra size dünya haritasından, coğrafyadan, ondan sonra böyle olmaz ya. Allah Allah. Dünyanın en uzun nehrini bilen yok. Debisi en yüksek nehri bilen yok. Sorsam Ankara nerenin başkenti diye. Bana soracaksınız neresiydi diye. Böyle bir şey olur mu ya? Allah muhafaza eylesin. Kırmızı, yeşil ve sarı. Bu üç renkten önce ziyayı görmezsen bunları nasıl görürsün? Kırmızı, yeşil ve sarı. Bu üç renkten önce ziyayı görmezsen bunları nasıl görürsün?
Yani normalde renkleri gösteren ve onları kırmızı, yeşil, sarı diye ayırtan, üç tane normalde bunları algılatan bize üç tane nur var. Yani bir şeyi kırmızı görmemizi, yeşil görmemizi, sarı görmemizi sağlayan nurlar var. Bizim üzerimizde tecelli eden. Yerin de göğün de nuru Allah'tır. Bu bilgiyi aldık koyduk buraya. Ama bir de bu nurların halk tarafında, yani bir hakkın tecelliyatı var, bir de halkın tecelliyatı var. Bu nurlar normalde mesela bu renge baktığımızda baktık. O nura baktım, o nura baktığımda o nurun üzerinde benim akıl nurum tecelli etti. O nurla alakalı.
Ve aynı zamanda görme nurum tecelli etti. Aynı zamanda da maddi nur tecelli etti. Eğer bende akıl nuru olmamış olsaydı, ben o nurun onur olduğunu anlamayacaktım. İnsan olduğunu da anlamayacaktım. Akıl nuru yok çünkü. Ve dinden de sorumlu olmayacaktım. Ben o nuruna bakarken eğer görme nurum olmamış olsaydı, akıl nuru var ama görme nuru yok. Göremeyeceğim. O zaman o nurun ben neye benzediğini, ne olduğunu, kim olduğunu, rengini, boyunu, posunu, kilosunu, endamını bilemeyeceğim. Neden? Görme nuru yok çünkü bende. Eğer normalde bir de bütün zahir alemi çevreleyen maddi nur var. O maddi nur olmazsa ben yine o nuru tanıyamayacağım. O nur burada otursa dahi.
Mesela buranın şimdi maddi nuru ne? Elektrikler. Elektrikler kesilmiş olsa, lambalar olmamış olsa bizim burada birisini tanımamız mümkün mü? Mümkün değil. Ama elektrikler var veya güneş var, biz o güneşin farkında değiliz. Aydınlığın farkında değiliz. O kimseyi gördük ya, o kimseyi gördüğümüzden fark etmedik biz onu. Tanımlamadık. Bu neden kaynaklandı? Gafletten. Biz gündüz oldu, gündüz normalde onuru görmemizin sebebi güneş. Eğer güneş ışığı olmamış olsa biz onuru onur olarak tanıyamayacağız. Sebep? Çünkü karanlıkta göremeyeceğiz biz onuru. Karanlıkta görebiliyorsak o zaman farklı bir şey tecelli edecek. İşte Hazreti Pir diyor ki, kırmızı, yeşil ve sarı bu üç renkten önce ziyayı görmezsen bunları nasıl görürsün?
Yani eğer aydınlık olmamış olsaydı, güneş olmamış olsaydı her yer karanlık olacaktı. O zaman renk anlamı kalmayacaktı. Karanlığa gittiğinizde renk anlamı yok. O zaman onu renk olarak gören şey bizdeki göz, akıl ve maddi nur. Bu üçü birleşince biz de biz o renkleri ayırt edebiliyoruz. Bu üçü birleşince insanları ayırt edebiliyoruz. Kadın mı, erkek mi, boyu kısa mı, uzun mu, kilolu mu, değil mi, ismi ne? Bu üçünün tecelliyatıyla onları biliyoruz. Ama bunları bilirken biz maddi nur manasında güneşi görmezsek veya maddi nurdan fark etmezsek, o zaman o bizim gafletimizden ve bunların hepsi de birbirini tamamlayan, birbirine muhtaç olan şeyler. Yani akıl nuru maddi nura muhtaç, maddi nur görme nuruna muhtaç.
Bu üçünün biz de tecelli ettikten sonra da yetiyor mu? Yetmiyor. Neden? Bunların hepsinde çalıştığı düzlem Allah'ın nuru çünkü. Eğer Allah'ın nuru olmamış olmuş olsa bunlar aynı düzlemin içerisinde çalışması mümkün değil. Fakat senin aklın renkler içinde kaybolduğundan dolayı o renkler senin nurunu görmene engel oldu. Ama biz şimdi dünyanın şatafatına, şatatına biz onun renklerine baktık. Rengi vereni değil, rengi göstereni değil, rengi yaratanı değil veyahut da gecenin ardından gündüzü getireni değil. Bunları biz normalde mevcut gördüklerimizin içinde kaybolduğumuzdan dolayı o gördüğümüzün arkasında, perdenin arkasını göremedik. Gaflete düştük.
O renkler bizi aldattı. Gördüklerimiz bizi aldattı. Gördüklerimizin arkasındaki faal olan Allah'ı görmekten uzak olduk. Bu akıl bizi bunları gördükten sonra Rabbimize yaklaştıracağına, Cenab-ı Hakk'a vuslat kapısını açacağına biz bunların bu renklerle biz hemhal olduk. Dünyanın geçici renklerine aldandık.
Etrafımızdaki geçici renklere aldandık. Gördüklerimize baktık, aldandık. Ve böyle olunca akıl zahire göre hükmetti. Zahire görünce kendi manasını unuttu. Kendisinin ne olduğunu unuttu. Kendisinin ne olduğunu, kendi manasını unutunca da gaflete düştü. Gece olunca o renkler örtüldü. O vakit rengi görmenin nurdan olduğunu görüp anladın. Harici nur olmadıkça rengin görülmesi mümkün değildir. İçteki hayal rengi de böyledir. Gece olunca maddi nur ortadan kalktı. Gece oldu, çıktık dışarı şimdi. Çok karanlık bir yerde olmuş olsak. Hani derler ya göz gözü görmüyor diye. Hiç kimse hiçbir şey görmez. Hatta öyle bir karanlık olur.
Yıldız da olmaz, ay da olmaz. Zifiri karanlıkta ıslık çalmaya başlarız korkumuzdan. Karanlık korkutur insana. Allah muhafaza eylesin. O korkaklığın şerinden de Allah'a sığınırım demiş ya. O yüzden dedim Allah muhafaza eylesin diye. O yüzden o harici dediğimiz o maddi nur olmayınca bir şey görmek mümkün değil. Yani vücudun haricindeki olan maddi nur eğer yoksa tecelli etmeyecekse o zaman bizim herhangi bir şeyin rengini görmemiz, bir renk görmemiz mümkün değil.
Aynı şey vücudumuzun için diyor, içteki hayal rengi de böyledir. O zaman insanın vücudunun içindeki rengi de hayalini, iç rengini görmesi için de nur lazım. O da bizim iç nurumuz. Onun da değişik tecelliyatları var mı? Evet. Eğer onun farkında varmaz isek o zaman biz iç alemimizden de neyiz? O zaman iç alemimizin farkında değiliz. İç alemimize körüz. Biz kendi iç alemimizde ruhumuzdan haberimiz yoksa, nefsimizden haberimiz yoksa, aklımızdan haberimiz yok ise o zaman biz iç alemimizde de körüz. O zaman bizi biz yapan hem dış alemimiz hem de iç alemimiz. Dış alemde güneş olmazsa veya bir aydınlatıcı bir elektrik argüman olmaz ise bizim renkleri görmemiz, insanları görmemiz mümkün değil.
İç dünyamızda da eğer ki biz içimizden habersizsek, iç dünyamızdaki ruhumuzdan, nefsimizden, canımızdan haberdar olmamız mümkün değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden içteki hayal rengi de böyle. Yani bizim içimizde nasıl böyle? Eğer içimize bir güneş doğmadıysa, içimizdeki güneşi tanımıyorsak, içimizdeki güneşi bilmiyorsak o zaman biz kendi iç alemimizde de neyiz? Körüz. Dış renkleri güneş ve süha yıldızının nuruyla görünür. Yani dış renkler güneşle görünür. Yani o harici nur dediğimiz, maddi nur dediğimiz tecelliyatı güneşledir. Süha yıldızı enteresan, böyle bir hani burada görünce, dedim bu süha yıldızı ne? Hiç bugüne kadar dedim, duymadım bu yıldız ismini. Eskilerde bir süha yıldızı diye tanımladıkları bir yıldız var.
İnsanın görüşünün keskin olup olmadığını o yıldızı görüp görmemesiyle bağdaşlarlarmış. Yani eğer ki sen semaya baktın gece, süha yıldızını gördün, süha yıldızını gördüğün an senin görüşün keskin, görüşün doğru. Sen uzakları görebiliyorsun gece olunca. E şimdi gündüz o normalde dış renkler güneşle görünecek. E gece olunca, normalde gece olunca hiçbir şey görünmeyecek. İşte normalde eğer sen, tabi burada maddiye, manaya çevireceğiz şimdi. Süha yıldızını gece görebiliyorsan, o zaman senin maddi olarak görüşün keskin. Mana olarak da eğer bir süha yıldızın var ise, onu görebiliyorsan, o zaman manan da keskin. Ama mana itibariyle, senin bir süha yıldızını göremiyorsan, o zaman senin yol göstericisisin sen.
Allah muhafaza eylesin. Yani senin yol göstericin iç aleminde harekete geçmemiş. Sufiler için bu neydi? Kalpte oluşan Cenab-ı Hakk'ın zikrullah nuruydu. Zikri velediydi. Ne yapıyordu bu? Bu sufi çok zikredince, o da kalpte yerleşiyordu. Kalpte zikretmeye başlıyordu. Ve sonra ne oluyordu? Bizi sevk ve idare ediyordu. Haramlardan uzak tutuyordu. Buradan gitme, buradan git diyordu. Bunu yapma, hadi namazını kıl. Hadi şunu yap, hadi bunu yap diye. Ne oluyordu? Bir zikir nuru oluyordu. Bunun üzerinde farklı farklı konuşabiliriz. Ama o zikir nuru sonradan ne olacak bizde? Marifet olacak. O sonra nereye doğru koşacak? Marifet nuru ile nurlanacak o kimse.
Bunun yolu ne? Başlangıcı ne? Zikir. Çok zikretmemiz gerekiyor. Allah muhafaza eylesin. İç renkleri ise yüce nurların aksiyle görünür. Gözünün nurunun nuru da gönüldür. Göz nuru gönüllerin nurundan meydana gelir. Yani o zaman iç renkleri de neymiş? Nurların aksiyle görünüyormuş. Nurunun aksi nedir? Cenab-ı Hak'tır. Allah bize kendi ruhundan üfledi. Kendi ruhundan üfleyince aksi olmuş olduk biz. Cenab-ı Hak'ın zatı her şeyden münezzeh tanımamız mümkün mü? Mümkün değil. Ama aynaya bir şey tecelli ettirirse o zaman tanıyoruz, anlıyoruz. İşte iç renkleri de Cenab-ı Hak'ın tecelli etmesiyle. Çünkü bakarsan göz nuruna hayvanlarda da var.
Bakarsan akıl nuruna yani hayvanda da var. Çok düşük seviyede. Yani işte yavrusunu tanımlayabiliyor. Yuvasını tanımlayabiliyor. Bu normalde hayvani bir ruh olarak nitelendirebilir miyiz bunu? Evet. Bitkisel ruh veya akıl olarak nitelendirebilir miyiz? Evet. Bir tohum atıyorsunuz toprağa. Bir müddet sonra yeşeriyor. Bir müddet sonra filizleniyor, filizleniyor, yeşeriyor. Bir müddet sonra meyvelıysa meyve vermeye başlıyor. Onun da içinde ne var? Bir nur var. Veyahut da biz ona akıl diyebiliriz. Onlar normalde o akıl nuru onda ne yaptı? Tecelli etti. Ve onu yoluna devam ettirdi. Onun da kendine göre ne var? Bir aklı var. İşte normalde insanı da hayvanlardan ayıran unsur, insanın üzerindeki tecelli eden insani nur veya insani ruh diyebiliriz.
Bu insani ruhla, bu insani nurla ne yapmış olduk? Biz hayvanlardan ayrılmış olduk. İşte o normalde onun en önemli durduğu yerde ne? En önemli hali ne? Gönül nuru. O gönül nuru ne yapıyor? İnsandaki insanı insan eden en önemli olgu olmuş oluyor. Gönül nurunun da nuru da akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Allah'ın nurudur.
Allah nurudur. Allah nurudur deyince hemen ayet-i kerimeye gideceğiz. Ayet-i kerime de Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de ne buyurduydu? Allah'ın, Allah göklerin ve yerin nurudur. O zaman o gönül nurunun nuru da akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Allah nurudur. O zaman Allah'ın nuru sıraladığımız az önceki bunların hepsinden beri, sıraladıklarımızın hepsi de Allah'ın nurunu tanımlamak için.
O mu? Değil. O değil mi? O. Neden? Çünkü Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının ne olduğunu bilmiyoruz. İmam-ı Azam'a göre Semih ism-i şerîfi görendir. Allah'ın nasıl, özür dilerim, duyandır. Allah'ın nasıl duyduğunu bilmiyoruz biz. El-Basir ism-i şerîfi görendir. Allah'ın nasıl gördüğünü bilmiyoruz biz. Bizim görmemiz ile Allah'ın görmesi aynı değil, benzer değil. Benzetmeye çalışırsak şirke düşmüş oluruz. O hiçbir şeye benzemez. Sıfatları da onun hiçbir şeye benzemez. İnsanların sıfatları Allah'ın sıfatı değildir.
İnsanların üzerinde tecelli eden şey Allah'ın yaratmasıdır. O yüzden Cenab-ı Hakk Allah'lığını, ilahlığını kullarıyla paylaşmaz. Allah, Allah'lığını hiçbir kimseyle, hiçbir şeyle paylaşmaz. Onu o hale getirirsek şirke düşmüş oluruz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Ayet-i Nur Suresi Ayet 35 Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali içinde çerağı bulunan bir kandil yuvası gibidir. Meşhur ya bu Ayet-i Kerime'yi hemen hemen herkes bilir. Allah muhafaza eylesin. Ayet-i Kerime'nin sonu Allah nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur.
Allah insanlara misaller verir. Ve Allah her şeyi bilendirir. Şimdi debitten beri hani birçok nur tecelliyeti anlattım ya aklın nuru, maddi nur ondan sonra işte görme nuru bunların birçok insan üzerinde tecelli eden Cenab-ı Hakk'ın nurları var. Ama Ayet-i Kerime'de diyor ki Allah nur üstüne nurdur. Bu nurların hepsinin üstünde bir nurdur Allah. Sen çünkü bu nurları kendince böyle Allah'ın nurundan üstün tutma. Aklın nuru bizim aklımızla alakalı. Gözün nuru bizim gözümüzle alakalı. Bu Allah'ın görmesi değil çünkü. Veya bizde Allah'ın aklı yok.
O yüzden Cenab-ı Hak nur üzerine nurdur. Geceleyin nur yoktu. Renkleri görmedin. Nurun zıddıyla tereddütsüz olarak bilirsin. Nurun zıddıyla tereddütsüz bilirsin. Cenab-ı Hak hani bu son dönem bunu böyle daha fazla dile getirmeye başladılar ya her şey zıddıyla kaindir. Yani zıddıyla vardır. Ama bir tek Allah'ın zıddı yoktur. Her şeyin zıddı vardır. Allah'ın zıddı yoktur. Herkesin ve her şeyin bir zıddı vardır. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının zıddı yoktur. Cenab-ı Hakk'ın zatının da zıddı yoktur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizde Cenab-ı Hakk'ın nurunun tecelli ettiği aynası alanı vardır.
Bizde Cenab-ı Hakk'ın nurlarının aksi bize tecelli eder. Yani akseder bize. Ondan akseder. O yüzden bir kimsenin kendince akıl nuru Cenab-ı Hakk'ın batın ismi şerifinin aksetmesi gibidir. Yoksa bir kimsenin akıl nuru Allah'ın akıllı aklı gibi değildir. Allah muhafaza eylesin. Evet. Ben bu kadar niyet etmiş, hazırlamışım. Böyle kendi kendime de söz verdiydim. Dedim çok uzun sohbet etmeyeceğim. Sıkılmasın kimse diye. Çünkü sohbet uzarsa bir de burada herkes şimdi yerde oturuyor.
Canı acımasın kimsenin. Soruları alalım varsa soru. 1130'dan devam edeceğiz inşallah. Kişiye gençliğinde uçtum Abdullah abiye söylendiği gibi kendini pencereden ya da merdivenden atması içsel olarak söyleniyor.
Onu meleklerin tutacağı düşmeyeceği ifade edilmişse bunun bir manası var mıdır? Yok. Bunlar insan nefsinin insanda konuşmalarıdır. Yani nefis insana sağdan girer. Sağdan girerekten onu çok manevi bir yükselişe geçtiğini onun çok muhteşem bir kimse olduğunu söyler. İşte bak keramet göster buradan damdan aşağı at kendini der. O da atar kolunu bacağını kırar bir güzel. Şimdi bazen bu sufilerin aldanmaları vardır. bu genelde çok hal rüya böyle keramet konuşulan yerlerde herkes kendince bunun yarışmasına girer. Bir müddet sonra hayallemeleri hal olarak anlatmaya başlar insan. Veya bir şeyi böyle hani etki altında kalınaraktan görülen rüyalar vardır ya hani o kimse etki altında bir kalaraktan bir şeyde öyle rüyada görür.
İnsanoğlu etkilenir. Bunun gibi normalde bunlar hepsi de yolun içerisinde dikkat edilmesi gereken şeylerdir. Yolun içerisinde. O yüzden bir ses gelir sana sen oldun hadi pencereden kendini at aşağı dediğinde atmayın. ya da atacaksanız haber verin itfaiye gelsin normalde yüksekten atlayınca kolunu bacanı kırdırmayan o şeylerden açsın onlarda var ya aksesuarlar öyle intihar edeceğim diyene aşağı böyle perde giriyorlar bunun gibi bunlar normalde nefsin oyunlarıdır şeytanın oyunlarıdır.
Size bir şey söylendiğinde onun karşılığında bir hadis bilmiyorsanız onun karşılığında bir fıkıh bilmiyorsanız üstadınıza danışacaksınız. Ha diyeceksin ki ben zikrullah yaparken la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah diye çekerken bir ses duydum. Ne oldu? Kalk balkondan at kendini artık uçacaksın. Bugüne kadar kim uçmuş öyle sen uçacaksın? Bugün gündüzden kalma bu sohbet. Hani bizim bayındırda meşhur bizim bir Uçtum Abdullah abimiz vardı. Yani böyle o işte ahşap bir üç katlı evleri vardı. En üst katta o tek odanın içinde yaşıyordu.
Melami idi kendisi. Çok hoş birisiydi tabii öyle şey değil. Sohbet ederdik biz onunla ben sufilik yoluna girince. Tabii bütün bayındır bilirdi onu. Adını Uçtum Abdullah koymuşlardı veya tekelci Abdullah olarak bilinirdi. Tekel'den emekliydi. Biz de oradan tanıyoruz zaten. Dedemin bakkal dükkanı var. Biz haftanın iki günü tekele gidiyoruz çünkü. Tabii şimdi gençler bilmezler bunları. Hiç kimse bilmez. Sizler sigara kuyruğu görmediniz. İşte ispürto kuyruğu görmediniz. Gaz yağ kuyruğu görmediniz. Birçok görmediniz var. Benzin kuyruğu görmediniz. Çay kuyruğu görmediniz.
Şeker kuyruğu görmediniz. Sizler görmediniz bunları. Ben kuyruğa girmedim ama kuyruk vardı. Biliyorum. Örneğin işte sigara yok. Sigara el altından satılıyor. Paranla dahi alamıyorsun. Örneğin şimdi ispürtoyu bilmeyenler elini kaldırsın. Bilmeyenler elini kaldırsın ispürtoyu. Evet. Gençlerin bilmemesi normal. Büyük bir çoğunluğu biliyor. İspürto yoktu ülkede. O ben yediğimi hatırlamıyorum. O sanayağı var ya sanayağı bildiğiniz sanayağı margarin. Ya ülkede yoktu sanayağı.
Ben onları gördüm. Şimdi Abdullah abiyi de oradan tanıyoruz biz. Ben hem bizim mahalleden ama biz çocukluğumuzdan itibaren bakkal dükkanı var. İşte haftanın iki günü satış yapıyor tekel. Her gün satış yok. İşte yazıyorsun on kilo Samsun sigarası şundan şu kadar bundan bu kadar öyle vermiyor sana. Yok çünkü. Sen on kilo sigara yazıyorsun bir kilo sigara veriyor sana. Sen elli kilo ispürto yazıyorsun on kilo ispürto veriyor sana. Şey yok mesela öyle toptancıya sanaya öyle kamyonla gelmiyor. Böyle onların küçük kutuları vardır. Ondan sonra dedem benim peşinci. Dedem peşinci olduğundan hep onun malını ayırıyorlar.
Böyle o mağazaya girdiğinde de sormuyor şu var mı diye dedem. O mağazada kınlar hepsi de çıkıyor. Kaşif amca vardı. Kaşif ayırdın mı mallarımı benim? Ayıldı mı Ahmet amca? Onun açıktan götüremiyorsun onu normalde çuvalların içerisine koyuyorsun. Görmesin kimse. Hemen dedem onun parasını veriyor. Biz onu alıp götürüyoruz. O yüzden esnaf bizi tanıyor. Biz de esnafı tanıyoruz. tekelci Abdullah abiye tanıyoruz. Haftanın iki günü beraberiz zaten Abdullah abiyle. Abdullah abiye sordum. Dedim Abdullah abi gece saat iki dedim nasıl kendini bıraktın attın? bak bak Mustafa şimdi dedi bana ben dedi gece zikir yapıyorum bana dediler ki dedi Abdullah oldun pencereden çık artık uçabilirsin.
Ben hayretle dinliyorum bunu. Ben daha yeni sufilik yoluna girdim. Yeni ders aldım. Ateşliyiz hızlıyız böyle çatır çatır tartışıyoruz herkeste ama bizim bayındırda da bir kimse derviş oldum ders aldım diyemiyor Abdullah'tan dolayı. Bütün herkes diyor ki sen de mi uçtum Abdullah gibi olacaksın. Biz şimdi evet Abdullah bir uçma tecrübesi yaşamış direkt ağzından dinliyorum şimdi. Diyorum ne oldu Mustafa zikrullah yapıyorum dedi böyle bir ses geldi dedi uç artık at kendini oldun attım dedi yalnız ben şimdi başka bir şey daha söyleyeceğim atıyor bu şimdi ondan sonra tabi kol bacak kırık komple şeyde alçıda Abdullah abi dedim yani dedim hani ne oldu Mustafa cüm beni tuttular gene dedi tuttular şimdi başka taraftan bakacağım size adam davasında samimi bakın davasında samimi ona gelen o sesle samimi adam atıyor kendini
samimi içimden dedim ki adam dedim ne kadar inanmış ne kadar samimi dedim hala da beni tuttular diyebiliyor şimdi aynı adamdan bir şey daha aktarayım bunu söylüyorum ama yine de aktarayım itikafa girdim işte yemek yok içmek yok hiçbir şey yok şeyh efendi Allah rahmet eylesin beni öyle itikafık atıyordu böyle dördüncü günü müydü beşinci günü müydü şimdi tam gününü hatırlayamayacağım yalan da olmasın biz zaten mescit bir yer böyle kimse gelmiyor sabah namazına hiç kimse gelmiyor
bir de ben otantiklik yapıyorum hoparlörü açmıyorum çıkıyorum ezan okuyorum şeyde öyle bir yüksekçe bir yeri var çıplak sesle ezan okuyorum ben sabah namazına ondan sonra geçiyorum caminin içine kimse yok ya benim insanlarla görüşmem de yasak itikafta dünya kelamı yasak insanların içine çıkmak yasak güneşe çıkmak yasak abdest almaya çıkarken kafamdan aşağı biten kocaman bir örtü öyle abdest almaya çıkıyorum size bunlar tuhaf geliyor değil mi henüz dahi yaşım 27 10 gün dünya kelamı hiç yok
sıfır bir gün sabah namazını okudum geçtim içeri sünneti kılıyorum abdullah abinin sesi arkadan dedim abdullah abi içeri girdi arkamda sünneti kıldı hiç bakmıyorum arkama kalktım iç kahmeti getirdim onu beklemiyorum niye niyet ettim yarabbi sabah namazının farzını kılmaya bana tabi olanların da namazlarını kıldırmaya allahu ekber namazı kıldırdım döndüm arkaya
tesbihatını çektim eh yani zikrullah yapıyorum ben her sabah namazından sonra başladım şimdi ne temin çekmiyorsunuz ya gaflet abdullah abimle beraber başladık zikrullah yapmaya ondan sonra Allah ismasına geçtim Allah ismasına geçtim de bir an gözümü böyle
açtım abdullah abinin dizlerini gördüm gözümün önünde acaba dedim bir eksiklik mi var kapattım bir daha açtım gene dizleri gözümün önünde kalkıyor zikrullah hatta iki kişiyiz iki kişi değiliz ama hah dedim bu camdan aşağı şimdi dedim atacak kendini caminin camından aşağı dedim zikrullahı bitirdim konuşmadan gidemeyeceğim dedi böyle yollana sarılana evden çıktım dedi Abdülkadir Geylana
Hazretleri dedi ki dedi git orada evladımız zikrinin itikafa girdi onu ziyaret et dedi dedi o gönderdi beni dedi yaptı bir daha yürüdü gitti davasında samimi at demişler atmış kendine at demişler atmış kendine evet siz atmayın kolunuz kanadınız kırılır sonu burada rüya dinlemiyorum hakkınızı helal edin bayanlar
ön sırada sandalyelerle oturdukları için biz sizi göremiyoruz hakkınızı helal edin evet hoş bir şey değil insanlar kendi kardeşlerini düşünmeleri lazım burhan ile keramet arasında fark var mıdır kişinin üstadının üzerinde görmüş olduğu kerametleri dile getirmesinde sakınca var mıdır bir kimsenin kendi kendisine kendi kerametini anlatması hoş değildir Allah muhafaza eylesin bu böyle bir tek hani üstadlara müsaade etmişler böyle bir şey anlatmaya ben yine de çok hoş görmüyorum burhan burhan demek delil demek bunu genelde
tarikatlarda burhan adı altında değişik şeyler vardır mesela işte rufayilerde şiş burhanı gibi yani bir kimse işte ben rufay şeyhim diyorsa şiş burhanı onda olması gerektiği söylenir veya ateş burhanının olması gerektiği söylenir bunun gibi burhan o kimsenin kendisinin çalışarak çabalayarak kazandığı bir şey değildir bu o pir efendinin o kimsenin üzerinde verilmiş bir müsaadesidir keramet ise o kimsenin takva sahibi bir kimsenin salih bir insanın üzerinde görülen harikulade bir hallerdir erkek çocuğunun sünnet yaşı
kaçtır genelde yediye kadar sünnet edilmesi gerektiği söylenir erkek çocuğunu sünnet ettirme görevi anneye mi babaya mı aittir çocukların üzerindeki bütün vazifeler babalara aittir kız veya erkek kız ve erkeğin bütün ne yapılması gerekiyorsa bütün her şey babaya aittir çocuk bu manada hanefiye göre babaya aittir çocuğun üzerindeki eğitimi iaşesi yemesi içmesi okuması evlenmesi bütün her şey babaya aittir anneye ait burada bir şey yoktur ancak anne çocuğunu eğitirse harikulade bir şey yapmış olur anne eğitmek zorunda da
değildir daha ileri konuşacağım şimdi ama adamların çok hoşuna gitmiyor anne emzirmek zorunda bile değil bu bizim yöresellikten kaynaklanan bir şey dini değildir anne çocuğunun altına bakmak dahi zorunda değil bu dini değildir bu yöresellik ile alakalıdır yoksa din kadına bu görevi vermez bir kadın çamaşır makinesi bulaşık makinesi aşçı değildir evde islama göre kadın bunları yapmak zorunda değildir bunların hepsi gelenekle alakalıdır yöre ile alakalıdır mesela bir türk erkeği bir arap kadını ile yapamaz bir suudlu
kadınla yapamaz sebep suudlu kadınlar çocuk bakmazlar yemek yapmazlar ev temizlemezler çamaşır bulaşık zaten yapmazlar suud kadınları bizim şey efendinin zamanında Allah rahmet eylesin cidde'de oturuyordu bu cidde havaalanında mühendisti o arkadaş Hz.
Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin soyundan geliyorlar onun torunu onlar da ders almışlardı cidde'de evine illaki davet etti döneceğiz artık biz erken geldi bizi misafir etti evinde annesinin yaptığı tatlıyı söylüyor dönüyor dolaşıyor onu söylüyor annem bunu kendi elleriyle yaptı annem bunu kendi elleriyle yaptı hurmadan ve sütten yapılan bir tatlı ben her seferinde şeyh efendini soruyor Mustafa efendi ne dedi efendim tatlıyı annesi yapmış onu söyledi Mustafa efendi ne dedi efendim tatlıyı annesi yapmış çok uğraşmış
onu söyledi süt ve hurma karışımı bir tatlı küçümsemek için söylemiyorum belki de 4-5 kez 6-7 kez söyledi bunu Mustafa efendi neden oğlum ikide bir de bunu söylüyor dedi dedim efendim bunların kadınları asla hiçbir iş yapmaz eğer dedim kadın kocasına veya misafirine böyle bir kase tatlı yaptıysa çok büyük bir iş yapmıştır dedim Allah Allah dedi oğlum bu kadar mı dedi bu kadar efendim dedim bunların hiçbir iş yapmazlar dedim şimdi onların kadınları hiçbir iş yapmaz evliler kadınlarınızın kıymetini bilin ona göre tabi bunlar
nikahta konuşulmuyor ya nikahta konuşulmadığı için gelenek giriyor işin içerisine geleneğe göre nasıl kadın çamaşırı da yıkar bulaşığı da yıkar ütüyü de yapar çocuk da doğurur evde bakar adam da bakar her şey yapar hatta öyle ben erkekler tanıyorum ben çalışmayacağım artık sen çalışacaksın diyor ben bakmayacağım ev diyor tabi adam çalışmıyor mesela ne yapıyor dedim ben ben hayret etmişim böyle ne yapıyor dedim ben dedi hiç evde dedi oturuyor telefonla dedi uğraşıyor dedi ondan sonra açıyor dedi bilgisayarını internette dolaşıyor
biraz dedi sonra dışarı çıkıyor dedi sonra geliyor dedi yemeğini yiyor akşam yemeğini hayatına devam ediyor dedi e dedim çocuklar çocuklarla da ilgilenmiyor dedi e dedim evin geçimi onunla da ilgilenmiyor dedi istersen boşan demiş çocukları da al bak demiş işine sıkıntı değil evi de bırakayım size demiş şimdi böyle tabi bunun sebebi kadınlar bizim kadınlarımız çok cefa akar Allah yesin inşallah öyle olunca her mevzuyu toparlayalım çocukların bütün her şeyi babalara aittir her şey tabi bunlar konuşulmadığından gelenek görenek
neyse o devam eder boşanmış tek ebeveynli ailelerde erkek çocuğunun velayetinin annede olması anneyi dinen mesul kılar mı kılmaz anneyi mesul kılmaz velayeti annede de olsa normalde erkek veya kız çocuğu hiç önemli değil çocuk babaya aittir babası her şeyle ilgilenmekle mükelleftir dinen çocuğun velayetinin kimde olduğu önemli değildir çocuğun her şeyi babaya aittir bütün her şey Allah bizi affetsin inşallah Cenab-ı Hak cümlemizi gafletten kurtarsın bir zikrullah olduğunda bir üstad orada zikrullah
yaptırıyorsa yapıyorsa bu nasıl bir gaflet ki ona tabi olunmaz Rabbim cümlemizi gafletten korusun kurtarsın inşallah Cenab-ı Hak muhafaza eylesin cümlemizi haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah Salı gün Allah izin verirse inşallah burada yine Divan-ı Kebir sohbetinde okumasında beraber olacağız inşallah ayın aşure kaçındaydı neyse aşureyi inşallah bir konuşalım onu da inşallah ilan ederiz hakkınızı helal edin inşallah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi