Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 31 Temmuz 2021 · 39:45
Selamun aleyküm. Cümleten hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi Kur'an ve sünnete sımsık yapışan, Kur'an ve sünneti seni en iyi şekilde yaşayan kullarından eylesin. Cenab-ı Hak umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımızın hıfzı muhafaza eylesin. Rabbim memleketimizi her türlü afattan, sıkıntıdan, beladan, müsibetten veri eylesin. Malum Türkiye bu arada sıkıntılı bir zamandan geçiyor. Hiç bitmiyor sıkıntılı zamanlarımız. Yine ülkenin dört bir tarafında yangın, ülkenin dört bir tarafında kaos çıkarmaya çalışanlar işlerini yapıyorlar. Fitne her yerde kol geziyor. Sıkıntı her tarafta kol geziyor.
Rabbim inşallah kötülere ve kötülük yapmak isteyenlere fırsat vermesin. Memleketin idaresini üzerine alanlara da ihlas, samimiyet versin. Onlara da uyanıklık ve feraset nasip eylesin. Memleketin idarecilerine, Cenab-ı Hak gönüllerine ilham eylesin. Her türlü haramdan, yanlışlıktan, eksiklikten muhafaza eylesin. Mümkün ise Kur'an ve sünnet tarihinde vatan ve millete çalışanlardan eylesin. Eğer değil ise Cenab-ı Hak hepsini de bildiği gibi eylesin. Amin diyen dillerimizi de nar-ı cehennemden azat eylesin. Geçen hafta sesimdeki sıkıntıdan dolayı sohbet edemedik. Başka bir şeyler olduğunu arkadaşlar böyle zannetmişler. Arkadaşlar benim saklım gizlim yoktur. Benim içim dışım meydandadır.
Gerçekten sesim şeydi, sıkıntılıydı. Hatta böyle çabuk geçsin diye hiç konuşmadım. Telefonlara cevap vermedim. Ama yine tam olarak şey olmadı. Salısına zaten burada yine Divan-ı Kebir sohbeti yaptık. Allah'ın izinden perşembesine tekrar ders yaptık. O yüzden herhangi bir başka bir problemimiz yoktu. Sağlıkla alakalıydı. O yüzden Cenab-ı Hak inşallah sağlığımızı da kendi yolunda hizmet etmeye inşallah muktedir eylesin. Sağlık önemli. İnşallah Rabbim sağlığımızı da Cenab-ı Hak kendi yolunda hizmet ettirmek için muhkim eylesin, iyi eylesin inşallah. O yüzden geçen hafta 1108. Beyt'ten devam edemedik. İnşallah bu hafta devam edeceğiz.
Tabii yukarıdakiler, aşağıdakiler böyle bir sıcak ve buhranlı bir yerde sohbet dinlemek, gelmek, sohbete devam etmek kolay bir şey değildir. O yüzden bütün kardeşlere de buradan ayrı etsen Allah razı olsun diyorum. Teşekkür ediyorum inşallah. Konu başlığıydı. Yine tavşanın hilesi ve gitmede gecikmesi. Konu başlığı buydu. Tavşan aslana gitmeyince, gitmede ebey gecikti. Yapacağı hileyi kendisince kararlaştırdı. Bir hayli geciktikten sonra aslanın kulağına bir iki sır söylemek üzere yola düştü. Geçen haftadan önceki hafta bu konuya başladığımızda arkadaşlar hatırlarlar. Arslandan kastımız neydi?
Nefisti. Nefis insanda arslan gibidir. O yüzden hatta ejderhaya benzetirler. Arslan'a benzetirler. Değişik nefsin benzetilme şekilleri vardır. Rüyada farklı farklı hayvanlar suretinde görülür. O rüyada farklı farklı hayvanlar suretinde görülünce onun esmaları da veyahut da onun normalde tecelliyatı farklıdır. İşte tavşan da tavşandan kastımız neydi?
Kendimizce akıldı. Yani akıl nefsi emmariyi yenecek. Nefsi emmariyi düzene katacak. Ben bu tarafı göremiyorum. Şunu şeyin üzerine koyun, pencerenin üzerine. Teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun getirenlerden. Tavşan da neyi simgeliyordu? Aklı simgeliyordu. Akıl belki de varlığın içerisinde Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra yaratılmış olan en kıymetli, nesnel.
Hatta sufiler Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini aklı evvel olarak görürler. Yani ilk akıl olarak görürler. Bunun üzerine tabi çok tartışmalar var. Yani sufiler bunu böyle görürken işte ileriye geriye doğru gittiğimizde Yunan felsefesine doğru da yürüsek, Yunan felsefesinde de aklı ilk yaratılan varlık olarak görürler. Ve o akıl ilk yaratıldıktan sonra bölünmeye başlar. Birinci akıl, ikinci akıl, üçüncü akıl, dördüncü akıl. Bütün geri kalan akıllar o ilk akıldan sudur eder. Bu Yunan felsefesidir. Ama normalde tabi sufiler de aklı bu manada buna yakın nitelendirirler. Akıl diyarında nice alimler vardır.
Bu akıl denizi ne kadar engindir. İşte akıl varoluşun en önemli unsurlarından birisi. Ve Kur'an'a göre akıl bilgi edinmeye yarayan bir güç. Bilgi toplamaya yarayan, bilgiyi harmanlayan, bilgiyi karıştıran, bilgiyi süzen, bilgileri, bütün bilgileri birbiriyle analiz eden aklın işi bu. Akıl çünkü bu manada insanın Allah karşısında veya din noktasında mükellef olmasını sağlayan unsur.
Akıl var ise o kimse mükellef. Akıl yok ise o kimse mükellef değil. Din akıl sahiplerine. Şimdi bazen hani sufilerin aklı bırak da gel dedikleri veyahut da akla karşıymış gibi durdukları nokta bu akıl değil. Sufiler ben kendi nefsim için söyleyeyim. Akıl perestliğe biz düşmanızdır. Akla düşmanlığımız yoktur. Eğer bir kimse Kur'an ve sünnetin yerine aklı koyuyorsa o şirk ehlidir. Akıl perestlikten kastım bu. Bu ayet-i kerime benim aklıma uymadı. Bu hadis-i şerif benim aklıma uymadı. Ya bu ceza benim aklıma uymadı. Bu zamanda böyle cezam olur. Veya bu zamanda bu yasaklanır mı? Bu zamanda böyle haram mı olur? Ya bu zamanda bunun böyle olmaması lazım.
Akla vuruyor ya o kimse. Ben bu akla karşıyımdır. Din belli. Kur'an sünnet belli. İmamların iştahı belli. Bakın bunların hepsi de belli. Oturmuş, yerleşmiş. İlmek ilmek atılmış. Sen ancak o zeminin üzerine şunu diyebilirsin. Ya buradaki ışığın yanına bir ışık daha lazım. Bunu da buraya koyalım. Evet güzel. Ama bu ışığı yok farz edemezsin. Bu ışık buraya neden kondu diyemezsin. Neden? O ışık konmuş zaten. Bunu koyan Kur'an sünnet. Sen bunun Başkaca bir şey ilave etmeye hakkın yok. Ama bu ışığın daha iyi yayılabilmesi için Bir yansıtıcı koyabilirsin. Veya bunu uzatabilirsin. Bunun önündeki engelleri alabilirsin.
Ama bu ışığa dokunamazsın. Bu ışık ne? Birisi Kur'an, birisi sünnet. Sen bunlara dokunamazsın. Sen bunların yerine aklını koyuyorsan, Sen bunların yanına neyi koyuyorsan koy. Bu şirk oluyor. Şimdi moda oldu ya. Mesela ne? Moda olan bize Kur'an yeter. Hadisleri attılar çöpe. Kur'an kime göre yetecek? X profesöre göre. Kimden dinleyeceksin? X profesörden. Ya sen bize Kur'an'ı anlatıyorsun. Yorumsuz mu anlatıyorsun? Hayır. Bize Kur'an yeter diyen adamın 30 tane kitabı var. Kitaplarını satıyor. Ya Kur'an yetiyordu. Neden senin kitaplarını alalım? Kur'an'ı daha iyi anlayacağınız. E Kur'an zaten anlaşılıyordu hani. Küçümsemek için söylemiyorum. O şahsa söylüyorum.
Veya o şahıslara söylüyorum. Çıkıyorlar mı televizyonlara? Evet. Yani Kur'an bize yeter. Hadisleri attık kenara. Ne koyduk yerine? Filanca profesörü koyduk. Onun kitapları var. Seri halinde. 37 tane, 38 tane, 25 tane. Her neyse. Ve sen o kitapları alacaksın. Kur'an'ı öğrenmek için. E ona alacağımı hadisleri okurum. Ona alacağımı ilk tefsircilere okurum. Senin neden okuyayım? Bu böyle bir şey değil. Biz, ben bu akla karşıyım. Yoksa bir şeyi sorgulayan, eleştiren, ilmi manada, araştıran, ben bu akla neden karşı olayım? Dini anlamaya çalışan akla neden karşı olayım? Dini yaşatma ve yaşatma mücadelesi veren akla neden karşı olayım? Ya neden? Ayet-i kerimeleri mi inkar edeceğim?
Kırk'ın üzerinde 50'ye yakın akılla alakalı ayet-i kerime var. O insanlar düşündü mü, akletmezmişsiniz, akledin. O akletmeyenler şöyledir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama ve lakin hani bir kısım zaman zaman tarihin değişik bölümlerinde aklı reddeden, akılla alakalı her şeyi hiçbir şey kabul etmeyen öyle sufi topluluklar da olmuş. Ama her topluluğun içerisinden bir sapkınlık çıkar. Bu insanlığın doğasında var. Ailede çıkar, sülalede çıkar. Beş kardeş yan yana otursa, beşi de bir değil, anne aynı anneden, babadan. Çok basit, ilk katil Adem Aleyhisselam'ın oğlu, Adem Aleyhisselam'ın ne suçu vardı? Yani bu böyle şey değil. Her yerden, her topluluktan, herkesten ve her topluluktan bir günah sudur eder.
Bir yanlışlık olur. Bunda bir sıkıntı yok. Telegramda sesim kapalı. Bir de işin bu tarafı var. Ben telegramı kapatmışım herhalde. Burada başlatıldı diyor.
Akıl bize bütün her tarafta lazım. Hatta bazen derim ya rüya görüyorsun. O rüya normalde akla tecelli ediyor senin. Gözünü kapatıyorsun, hal görüyorsun. O ha akla tecelli ediyor. Bakın akla tecelli ediyor. Yani o dediğimiz insanın üzerindeki o akıl çalışmaya devam ediyor. Ha işte akılla alakalı ayrı bir sohbet edilebilir. Buğday tanesinde dahi akıl var. Senin hücrende dahi akıl var. Kendi lisanıyla, kendi diliyle, kendi haliyle aklı yok etmek, aklı ortadan kaldırmak mümkün değil. Veya Kur'an ve sünnet dairesinde aklı reddetmek de mümkün değil. Benim akılperestliğe karşılığım. Kur'an bunu söylemiş. Senin bunun üzerinde söylemeye, bir söz söylemeye hakkın yok.
Bana göre bu ayeti kerime olmaz deme hakkın yok. Bana göre bu hadis-i şerif olmaz deme hakkın yok. Bana göre bunun hükmü böyle olması deme hakkın yok. Neden? Onun Kur'an ve sünnet tarihinde hükmü koyulmuş. Yani bana göre ayakkabıdan da kurban olur. Bana göre balıktan da kurban olur. Bana göre sen birisine bir paradır, tasaduk edersen kurban yerine geçmez. Geçmez ya, olmaz. Ya? Ya kurban keseceksin sen. Bana göre böyle de olur, olmaz. Sen dini sulandırma. Ama şimdi başka sulanma çıktı ya. Bir sürü vakıflar var, herkes veriyor vekaleti. Koyunu gören yok, kurbanı gören yok, hiçbir şey gören yok. Ne oldu?
Kurban kesti arkadaş. İbadet canım kardeşim. O kurbanın bacağından tutman da ibadet. Boynuzundan tutman da ibadet. Onu gidip pazarda alman da bir ibadet. İbadet, ibadet. Kurban kesme, hayvan kesme ritüeli değil. İbadet. Bakın ibadet. Sen ibadet ediyorsun. İşte kaç kilo et gelir? Kantarlama alalım. Allah seni iyi etsin. Namazı kılarken soruyor musun? Kaç gram kılacağım diye. Kıl namazı. Kurbanı keserken de ölçü belli. Küçük başsa 9 aylık, 10 aylık olacak. Büyük başsa 2 yaşını dolduracak. 2,5 yaş mi? 2,5 yaş. 2,5 yaşı dolduracak. Bir de dişi atmış olacak değil mi? Çapı açmış olacak. Olmazsa olmaz. Bitti.
İbadet. Sen et almıyorsun kasaptan. Et alacaksan git kasabın yoluna. Ver oradan 2 kilo et de al. İbadet ediyorsun burada. Akıl yürütme. Yani bu son dönemin insanı Kur'an ve sünnetin üzerinde dahi akıl yürütmeye çalışıyor. Akıl yürütme canım kardeşim ya. Din bu. Git kendine başka Allah ara o zaman. Git kendine başka bir peygamber ara. Böyle hadis olmazmış. Git kendine peygamber ara. Ya nasıl olur? Düşünmüyor musunuz? Düşündük. Doğru bunu gördük. Bana diyorlar düşün. Düşündüm diyorum. Doğru bunu gördüm. Ben Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışacağım. Hakkında ayet var. Hadis var. Sence ne düşündün? Senin düşündüğün ne?
Ben Kur'an sünnete bağlı kalıyorum. İmanların iştahına bağlı kalıyorum. Sen neye bağlı kalıyorsun? Senin düşüncen ne? Onun düşüncenesine göre onun aklına uyacağım ben. İşte akılperestlik bu. Kur'an orada dururken, sünnet-i seniye orada dururken, imamların iştahı da orada dururken, sahabenin uygulaması orada dururken, biz o arkadaşın aklına uyacağız. Ben bu akılperestliğe karşıyım. Ben Kur'an ve sünnetin hükümlerini anlamak için akıl yürütmek değil, karşı çıkmak için akıl yürütmeye karşıyım. Yoksa akılla bizim işimiz yok. Allah muhafaza eylesin. Bakara ayet 76. Hiç akıl erdirmiyor musunuz? Bakara 164. Aklını kullanan bir topluluk için elbette Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren deliller vardır.
Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz? Ali İmran 65. Siz ezan okuyup namaza davette bulunduğunuz zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Çünkü onlar akletmeyen ve gerçeği anlamayan bir topluluktur. Maide 58. Kimler akletmiyormuş? Ezanı duyduğu halde namaz kılmayan ve namaz kılanla Allah'a alay edenler. Bunlar neymiş? Bunlar anlamayan, akletmeyen, gerçeği görmeyen toplulukmuş. Bakın, Cenab-ı Hak akletmeyenleri ne olarak nitelendiriyor? İbadetlerini yerine getirmeyen, Allah'ın farzlarını yerine getirmeyenleri akletmeyen olarak görüyor. Yani, cahil, akılsız, aklı olmayan, aklı çalışmayan kimse. Din önünde bu.
Bir kimse pozitif olarak beni ilgilendirmiyor. Orduneviz profesörmüş. Alkışlarız, Allah mübarek eylesin. Ama din önünde, onun aklediyor olarak bilebilmemiz için o kimsenin farzları yerine getirmesi lazım. Cenab-ı Hakk'ın emirlerini yerine getirmesi lazım ki biz onu akleden olarak görelim. Öbür türlü, biz onu akleden olarak görmüyoruz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden akılla alakalı 45 ile 50 arasında ben tam saymadım. Kur'an-ı Kerim'den Ayet-i Kerim'i bulmak mümkün. Böyle olunca, Müslümanların akla karşı gelmeleri, bilhassa pozitif akla karşı gelmeleri, Kur'an ve sünnet-i seni anlama, yaşama, yaşatma mücadelesi dairesinde akla karşı gelmelerini düşünemeyiz.
Bu mümkün değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden akıl, insanların hayat standardını yükselten ve bilgi birikimiyle kendisini dolu dolu eden ve bilgiyle donandığı zaman ama dünyevi olarak olsun, ama uhrevi olarak olsun, pozitif bir noktada kemale ermiş bir akıl, muhteşem bir akıldır. Dini bir akıl, muhteşem bir akıldır. Sufi aklı, muhteşem bir akıldır. Manevi akıl, muhteşem bir akıldır. Bunlara akıl olarak hepsini tek bir noktada toplayabiliriz ama bunlar farklı farklı perdelerdeki akıldır. O yüzden dünyevi aklı dediğimizde ticaret aklı, sanat aklı, zanaat aklı, bürokratik akıl, siyaset akıl bütün hepsini de bunların ayrı ayrı sınıflandırabiliriz.
Veya felsefi olarak biz içine girdiğimizde Aristo'nun bakış açısı, Plöto'nun bakış açısı, Kant'ın bakış açısı, İslam olarak düşündüğümüzde Kindi'nin bakış açısı, Akla, Gazali'nin bakış açısı, Bunları, Arabi'nin bakış açısı, Hazreti Mevlana'nın bakış açısı, Bunların hepsi de akıl üzerinde muhteşem tespitleri olan kimseler. Baktığımızda Descartes'in akılla alakalı tespitleri, Firut'un akılla alakalı tespitleri, Bunları hepsini farklı farklı birbirleriyle çarpıştıraraktan veyahut da birbirleriyle savaştıraraktan bunları cem edip ondan sonra belli bir düzene çıkabilir miyiz? Evet. Hatta İslam dünyasının içerisinde dahi biz geriye doğru gittiğimizde bir kısım kelamcıların, tefsircilerin, fıkıhçıların akla yükledikleri anlamları farklı farklı algılayabilir miyiz?
Evet. Ma'at-u ridin'in ayrı, Eşari'nin ayrı, fıkıhçılardan İmam-ı Azam'ın ayrı, İmam-ı Şafi'nin ayrı, İmam-ı Malik'in ayrı, İmam-ı Hanbel'in akılla alakalı farklı farklı tespitlerini görebilir miyiz? Evet. Akılla alakalı ilk sufilerle, sonraki sufilerin akıl üzerindeki önermelerini, yönermelerini, yönermelerini farklı farklı görebilir miyiz? Evet. Bunları normalde hepsinde farklı farklı cem edebilir miyiz? Evet. Bu işin teferruatı ama bunun kestirmesi benim kendimce kestirmesi şu, Kur'an dini olarak Kur'an bunu mu dedi? Evet. Sünnet-i Sene'ye bu mu? Evet. İmamların iştahı bu mu? Evet. Dinle alakalı benim meselem bitti canım kardeşim. Dinle alakalı benim meselem bitti.
Arus'taydı, Sokrat'tı, Ploton'du, bunları kim bakacaksa alsın baksın beni ilgilendirmiyor. Benim alanım değil. Benim alanım ne? Sufi. O zaman ben Arabi ne demiş? Hazreti Pir, Mevlana, Celalet-i Ruhu Hazretleri ne demiş? Bunlara bakılabilir mi? Evet. Eyvallah. Ama kestirmen gideceksek dini olarak Kur'an-ı Sünnet belli. Sufilik olarak ya yol belli. Arabi'nin komple fütuhatını okuyup da Arabi'nin akılla alakalı önermelerini öğrenmeye gelinceye kadar beş vakit namaz kıl yeter. Onu sormayacak Cenab-ı Hak. Allah muhafaza eylesin. Bunu ayırt edersek dini akıl, dünyevi akıl olarak ayırt edelim ikiye.
En kestirme yol bu. Dini akıl, Kur'an ve Sünnet'i yaşama ve yaşatmak için bize lazım olan. Dünyevi akıl ne? Bizim eş, çoluk, çocuk, işimiz, aşımız, eşimiz, memleket meseleleri. Bu da dünyevi akıl olsun. Mesele bitti. Allah muhafaza eylesin. Bir de yaratılıştaki ilk akıl dediğimiz şey, zaman zaman hatırlayın eski sohbetleri. O da varlıkla alakalı, yaratılışla alakalı. O neydi? Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetiydi. Ve ilk akıldı. Eyvallah. Bu kadar. Akılla alakalı daha fazla tefavratlığa girmeye gerek yok. Bizim şu şeklimiz, bu tatlı denizde su üzerinde kaseler gibi yüzer. İçi dolu olmadıkça kap suyun yüzündedir.
Dolunca denize batar. Hz. Mevlana Celaliyet'in Rum Hazretleri aklı denize benzetmiş. İnsanın zahirini de dış görünüşünü de tasa benzetmiş. Tas. Diyor ki, denizin üzerinde bir tas. Denizin üzerindeki o tas normalde denizin üzerindeki kase gibi. Yürür mü? Yürür. Ama denizin üzerinde yürürken denizin içinden haber olur mu? Hayır. Ve denizin üzerinde yürürken kendince savrulur mu? Evet. O zaman onu savrulmayacak savrulmayacak olan şey nedir? Tasın dolu olması gerekir. tas dolarsa ne olur? Batar. Nereye batar?
Denizin içine batar. Suyun içine batar. O zaman deniz akla benzediysa tas da bizim vücudumuzsa dolarsa batar içeri doğru. Dolmazsa batmaz. O zaman o kimse de ne olur? O zaman akletmemiş olur. O zaman o kimse aklını bilgiyle ferasetle donanımlandırmazsa o zaman o akıl batmaz. O şahıs batmaz. Yani maneviyata dalmaz. Akıl gizlidir. Ortada bir alem görünüp durur. Bizim şeklimiz o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir. Hz. bizim şeklimizi o dalganın o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir diyor. Sen kendine çok anlam veriyorsun.
Sen kendine çok kıymet veriyorsun. Ama sen vücut şekli olarak senin sadece o bir ıslaklıktan bir dalgadan ibaretsin. Yani sen kendi kendini var görüyorsun. Bakın bir dalgadan ibaretsin. Dalga. Denizin içerisindeki bir dalga. Varlığı komple hayal üzerinde yürür gör dedi Hz. Tepir. O hayal üzerinde yürürken sen de o hayalin bir dalgasısın. Buradan ışık geliyor. Devamlı geldiğini görüyorsun. O ışığın bir şey küçücük bir hücresisin sen. Ve o küçücük hücreler birleştiği için bizde ışık kümesi gibi görünüyor. Aslında hepsi de birbirinden bağımsız mı? Evet. Ve hepsi de ayrı ayrı bizden bağımsız bizden her şeyden bağımsız tek başına birer hücre mi?
Evet. Ama biz tembelliğimizle onu toplu mu görüyoruz? Evet. İşte insanlar da bu varlık denizinin içerisinde birer hücre gibi bağımsızlar mı? Evet. Ve bu varlık varlık denizinin içerisinde o hangi perdedeyse hangi dalgadaysa o unsurun içinde mi? Evet. Baktığımızda biz deniz kenarına gitsek dalga vurduğunda o her vuran dalganın içerisinde milyonlarca hücre var mı? Evet. Ve o milyonlarca hücre kendilerinden haberleri var mı? Hayır. Sebep çünkü onlar bizlerdeki akıl gibi onlarda akıl yok. Ama milyonlarca insan olmuş olsa eğer kendini gördüyse kendini bulduysa kendini anlamlandırdıysa o zaman kendisinden haber olacak mı? Evet. O yüzden dedi Cenab-ı Hak nefsini bilen Rabbini bildi.
Eğer böyle anlamlandırmazsa böyle haberdar olmazsa kendini bilebildi mi? Hayır. Kendini bilmeyen Rabbini bilebildi mi? Hayır. Tersinden bakalım. Allah'ı bildi kendini bildi. Allah'ı bilmedi. kendini bilebildi mi? Hayır. Allah'ı bilmeyen hiçbir şey bilemedi. Allah'ı bildi. Her şeyi bildi. O bilgiden uzaksa o zaman o da denizin içerisindeki hücre gibi kendinden haberi yok. Dalga ne tarafa gönderirse o tarafa doğru gidecek. Sen hala daha kendince kendini varlık iddiasında bulunduracaksın. Ve varlık iddiasında bulunduğu müddetçe sen hiçbir şeysin. Bakın hiçbir şeysin. Kocaman bir deniz düşünün. Denizin üstünde bir hücre düşünün.
Onun varlık iddiası olabilir mi? Olamaz. Bu insanoğlu kainatı tam olarak anlayabilmiş olsa kendi varlığını bir hiç görür. Biz kocaman dünya görüyoruz değil mi? Dünyadan bin ışık yılı uzaklaşmış olsan dünyayı görebilir misin? Hayır. Dünya bir hücre haline gelir. Samanyolu dediğimiz bu sistemden bin yıl ışık yılı uzaklaşmış olsak samanyolu hücre gibi görünür bize. Küçücük bir hücre esamesi görünmez. Ağırlığı ölçülmez. Beş bin ışık yılı samanyolundan uzaklaşsa hiçbir hesaplama bu samanyolunun ağırlığını bulmasını mümkün kılmaz.
Matematikçilerin matematikleri yetmez. Astrofizikçilerin astrofizik bilgileri yetmez. Beş bin ışık yılı samanyolundan uzaklaşsalar samanyolunu hesaplayamazlar. Ama biz samanyolunu bu dairede var olarak ve büyük devasa bir varlık olarak görüyor muyuz? Evet. Artık siz kainatı hesaplayamazsınız zaten. Kimse hesaplayamaz. Ama o hesaplanamayan kainatın içerisinde insanoğlu kendince kendisinde bir varlık görüp ne yazık ki Allah'a isyan ediyor. Ve kendince bu varlık deryasının içerisinde nokta dahi kıymeti olmayan insan özgül ağırlık olarak nokta dahi özgül ağırlık olarak hiçbir kıymeti yok.
Şuraya masaya insanı yatırsak ölse bir müddet sonra kurtlanır. Kurtlandıktan sonra kurtlar o vücudu yemeye başlar. O vücudu yedikten sonra biterse vücut kurtlar birbirlerini yemeye başlar. Kurtlar birbirlerini yemeye başlayınca son kalan kurt kendi kendisini katleder ondan da hiçbir şey kalmaz. Senin varlık olarak gördüğün bu vücudundan dışarı bir tane hücre kalmaz. Kemiklerin dahil bir müddet sonu çürür onlar da yok olur gider çünkü. Ama sen ben varım dersin. O zaman seni seneden nedir? Akıldır. Seni seneden şey manandır senin. Seni seneden şey ruhtur.
Seni seneden seni Allah katında muhatap kılan şey budur. Ve bu varlığı yaratan bu varlığı yaratan zat Allah seni kendine halife etmiş. Ne büyük lütuf. Ne büyük lütuf. Ne büyük bir lütuf. Seni muhatap kabul etmiş. Ne büyük bir lütuf. Muhatap görmüş seni. Bu bunun bu lütfun bu ikramın bu isyanın önünde beş vakit namaz ibadet değil şükür değil bu manada. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç kimse Allah'ın rahmeti bereketi olmadan cennete giremez dedi.
Yetmez ibadetlerimiz. Allah bizi muhafaza eylesin. Suret o denize ulaşmak için neyi vesile iddiaz ederse etsin deniz sureti o vesile yüzünden daha uzağa atar. Gönül kendisine sır vereni o kendisini uzağa atanı görmedikçe o zaman siz neyi vesile ederseniz edin burada normalde denize ulaşmak için neyi vesile ederse etsin deniz o sureti o vesile yüzünden daha uzağa atar.
Yani buradaki deniz ne akıldı ve siz ona ulaşmak için neyi vesile etmeye çalışırsanız çalışın sizi daha uzağa atacak. Sebep çünkü siz daha onu tanımadınız. Onu tanımadığınızdan dolayı ona vesileler tutuyorsunuz. Akılla alakalı. Oysa o akıl sende var. Sen onun farkında değilsin. Değilsin. Sende o nüve var. Sonradan gelen beytlerde bunu anlıyoruz. Diyor ki atımı kaybettim sanır. Bindiği atı inat ve hırçınlıkla yolda hızlı hızlı koşturur. O yiğit atını kaybolmuş sanır. Bindiği atı inat ve hırçınlıkla koşturtturmuştur. Yani sen kendince kendi manandan kendi hakikatinden uzaksın.
Kendi manandan ve kendi hakikatinden uzak olduğun için sen kendi mananı ve hakikatini aramaya çıkmışsın yola. Ve o kendi hakikatinin üzerine binmişsin hızla gidiyorsun. Ama ve lakin o bindiğin binek senin aklın sen akıl arıyorsun ortalıkta. O mana sende var sen dışarıda mana arıyorsun. O duygu sende var sen dışarıda duygu arıyorsun. o hikmet senin gönlünde var. Ama sen hikmeti dışarıda arıyorsun. Gönlünde aramıyorsun. Allah'ı zikretmiş olsan gönlünden o hikmet pınarları coşacak. Allah'ı tanıma ve bilme yolunda gitmiş olsan sen kendi hakikatini göreceksin.
Sen halifesin. Allah seni halife olarak yarattı. ve Cenab-ı Hak bu varlık aleminde senden daha kıymetli başka bir varlık yaratmadı. Sen meleklerden daha kıymetlisin. Sen cinnilerden kıymetlisin. Sen şeytandan kıymetlisin. Sen varlığın içerisindeki diğer varlıkların hepsinden de kıymetlisin. Ama sen bu kıymetinin farkında olmadığından dolayı sen kendinde kıymet arıyorsun dışarıda. O kıymet sende var aslında. O kıymet sende var ama sen bunun farkında değilsin. Sohbetin başındaki neden? Çünkü sen Allah'ı tanımadın. Neden? Tersinden baktığımızda nefsini tanımadın. Nefsini tanımadığından dolayı kendinin farkında değilsin.
Allah'ı tanımadığından dolayı kendinin farkında değilsin. Sen kendini tanıma noktasında Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp Allah'ı zikredip Allah'ın aramlardan uzak durup Allah'ı sevme dairesine girsen bu mesele hallolacak. Ama sen hala da inatla aaa deyip böyle kollarını böyle tutup Allah'a vuslat olacağını kendini tanıcağına inanıyorsun. Veya doğu felsefesine tabi olup sen kendini tanıcağına inanıyorsun. Yok şöyle çakra atacağım yok böyle takla atacağım diye uğraşıyorsun. çakra atacağım takla atacağım derken on bin dolarları da veriyorsun. Kendini tanımaktan uzaksın. Veyahut da sen kendince kendine bir yol bulmamışsın. Sen kendi aklını yol kabul etmişsin.
Aklını sen kaldırmışsın ortadan aklını sen koymuşsun orta yere Kur'an ve sünneti ortadan kaldırmışsın. Akıl perest olmuşsun. Sen diyorsun ki ben çok akıllıyım. ben Kur'an'dan da akıllıyım. Ben sünneti seniyeden da akıllıyım. Ben İmam-ı Azam'dan da akıllıyım. Ben İmam-ı Malik'ten da akıllıyım. Ben Abdülkadir Geylan Hazretten da akıllıyım. Ben ehli sufiden da akıllıyım. Ehli tasavvuftan akıllıyım. Ben üstattan da akıllıyım. Ben zakirden da akıllıyım. Ben şundan da akıllıyım. Ben bundan da akıllıyım. Sen akıl küpüsün. farkında değil. Ne arıyor? Mane arıyor. Bilmiyor. Hani atını aran, atın üstünde atını arayan kimse gibi.
Hazreti Bir biraz da böyle onunla alakalı Allah affetsin bana öyle geldi. Kinaya yapıyor. O sersem bağırır, arar, tarar, kapı kapı dolaşır. Her tarafı arar, sorar. Atıl mı? Çalan nerede? Kimdir? Sersem diyor ki atımı çalmışlar benim at altında. Cevap veriyor. Efendi şu uyluğunun altındaki mahluk ne? Evet bu attır. Fakat bu at nerede? Ey at arayan yiğit binici kendine gel. Yani üstüne bindiği attan haberdar olmayan bir kimse gaflete düşmüş. Gaflet içerisinde dolaşıyor. E şimdi o zaman senin ruh sende üflenmiş akıl sende var e sen çıkıyorsun kendince kendi seni sen eden unsurları dışarıda aramaya çalışıyorsun.
Sıkıntı bu zaten Allah muhafaza eylesin. Can apaçık olduğundan pek yakın bulunduğundan görülmez. İnsan içi su ile dolu dışı kupkuru küp gibidir. inşallah buradan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Ben daha fazla hem böyle sesimi de yormak istemiyorum. Çatallanmaya başladı. İnşallah 1120. beyitten devam edeceğiz. İnşallah Cenab-ı Hak'tan bir şey gelmezse önümüzdeki hafta. gelmezse bit forward. den 톨 བ vide厉害 ve çoğu dilemez çoğ 动 yor yap ve ı yor own en ı ı
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.