mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1091-1108. Beyit) SORU-CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Temmuz 2021 · 1:24:31

Selamun aleyküm. Hepiniz de hoş geldiniz. Oturun buyurun. Allah razı olsun. Aramızda geçen gün sohbette Dağıistan'dan misafirimiz var dediydim. Ondan sonra o misafirimiz Allah razı olsun geldi burada tanıştık, görüştük. Zaten daha önce telefondan görüşüyorduk. Allah razı olsun bugün ziyaretimize gelmiş. Teşekkür ediyoruz kendilerine. Bütün müminler kardeştir. Cenab-ı Hak bütün inananları kardeş etmiştir. Bunun üstünde insanlar kardeştir. Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veda hutbesinde Ey insanlar! Hepiniz bir tarağın dişleri gibisiniz. Birbirlerinizden üstünlüğünüz yok. Arap'ın aceme, acebin araba üstünlüğü yoktur. Kardeş olun diye çağrı yapar. O yüzden dini, dili, ırkı, meşrebi, mezhebi ne olursa olsun hepsi de insandır. Kardeşimizdir.
Hz. Mevlana Celaleti Rum Hazretleri'nin çok güzel bir tespiti vardır. Der ki bütün inananlar kardeşimizdir. İnanmayanlar da kardeş adayımızdır der. O yüzden bizim gönlümüz 72,5 millet diye tarif edilen, tabir edilen bütün herkese açıktır. Soframız herkese açıktır. Gönlümüz herkese açıktır. O yüzden gönül arzu eder ki bütün insanlar kardeşçesine bu dünyada yaşasınlar. Hiçbir zalimin zulmüne, hiçbir acımasızlığına, hiçbir haksızlığa, hiçbir adaletsizliğe esir olmadan, bunların altında inim inim inim inlemeden gönül arzu eder ki bütün insanlık mutlu olsun, mutluluğu yakalasın. Ben sözü daha fazla uzatmayayım. İnşallah üstadımıza mikrofonu vereyim.
İnşallah bir selamlama konuşması da yapsın. Buyurun. A'l-u billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Selamu aleyküm ve rahmetullahi ta'ala. Muhterem kardeşler, benim fazla Türkçe'yi bilmiyorum ama bileyen kadar söyleyeyim inşallah. A'l-u billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Cenab-ı Allah diyor ki, Ey müminler, Allah'tan korkun, iyiler barabal olsun.
Biz de böyle uzaktan geldik, uğraşıyoruz. İyilere barabal olmaya geldik bu Türkiye'ye, alhamdülillah. Böyle bir mübarek meclislere, mübarek yerlere gizliyoruz. Allah'tan rahmat istiyoruz. Allah-u Teala hepimize rahmat gelsin ya Allah. Bütün İslam alimiye, Allah-u Teala bize bu ahir zaman sıkıntıları, hastaları, başka bir şeyleri, sıkıntıları Allah-u Teala kaldırsın.
Bizi de bu iyi insanlardan, bu ahir zaman, zamanda Allah'tan yakın olmaya uğraşıyoruz. Hadis var, Bismillahirrahmanirrahim. May yuhibbe may yuhibbe may yuhibbe Allah yuhibbehullah. Allah kim seviyor, onu sevse bizi de Allah sever inşallah. Bizi de bu sevgi versin Allah'a o tala ya Rabbi ya Allah. Fazla Türkçe bilmiyorum o için.
Teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun kendisinden inşallah. Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Ümmet-i Muhammed'i her türlü kötülüklerden, her türlü sıkıntılardan korusun. Ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batılı bilenlerden eylesin. Ümmet-i Muhammed'e Cenab-ı Hak kendi sevgisini, muhabbetini, Habib'inin sevgisini, muhabbetini, velilerin sevgisini, muhabbetini inşallah tabiri caizse yağmur gibi gönüllerini akıtsın inşallah.
Rabbim cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayıp, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşatma mücadelesi verip, son nefesini de eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammed'in abduhu ve resuluhu diyerek inşallah son nefesini vermeyi nasip eylesin. Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı, Allah izin verirse inşallah. Pazartesi günü malum Arife, Kurban Bayramı'nın Arifesini oruçlu geçirmek çok makbul. O yüzden işlerinizi bitirin ona göre, Arife günü zikirle, oruçla, ibadetle, tövbeyle geçirin. Çünkü Kurban Bayramı, Arife'sinde tutulan oruç denilebilir ki, yıl içerisinde Ramazan orucundan sonra en önemli oruçlardan birisi. O yüzden pazartesi gününü böyle gafletle, heva, hevesle geçirenlerden olmayalım.
İnşallah pazartesi günü oruç tutabilenler oruç tutsunlar. Pazartesi günü inşallah zikirle, fikirle, şükürle, hamdle geçirelim inşallah. Kadınlar işlerinizi pazartesiye bırakmayın. Bayram sabahına hiç bırakmayın. Hızla temizliklerinizi yapın. Böyle temizlik yüzünden de temizlik delisi olup kendinizi hasta etmeyin. O yüzden kadınlar bu konuda gün geçtikçe psikolojilerini bozuyorlar. Beyler, eşlerinizi bu konuda gözetleyin. Gerçekten böyle temizlik, hastalık derecesine geldiyse onu durdurmaya çalışın. Allah muhafaza eylesin. 1091. Beyt'ten devam edeceğiz inşallah. Tavşanın geç gelmesinden aslanın incinmesi bölümü. Aslanla pençeleşen o tavşan gibi onun ruhu nasıl da olur da küçücük cüc sesine layık olur.
Aslan hiddetle düşman aldatıcı sözlerle gözümü kapattı. Cebrillerin hileleri beni bağladı. Tahta kılıçları vücudumu yordu. Bundan sonra ben artık o gürültüyü dinlemem. Onlar hep şeytanın gülyevanilerin sesleri. Ey gönül durma, onları parçala. Derilerini yüz. Zaten onlar deriden başka bir şey değildir diyordu. Deriden maksat nedir? Renk renk laflar. Su üstündeki durmalarına imkanı olmayan menevişler gibi. Bu söz deri gibidir. Mana onun içi. Bu söz ceset gibidir. Mana can. Kötü için ayıbını deri örter. İyi içi de gayret dolayısıyla gayb hali mi? Kalemin rüzgardan kağıdının sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur.
Manası söz. Su üstünde yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak dönersin. Rüzgar insandaki heva ve arzudur. Heva ve hevesten geçersen Allah'ın haberi kârlı. Ondan haber alırsın. Allah'ın haberleri çok hoştu. Çünkü baştan sona kadar ebedidir. Peygamberlerin ululuğundan ve hutbelerinden gayrı padişahların hutbeleri, ululukları, atları, şanları değişir. Baki kalmaz. Çünkü padişahların kuvvetleri hevadandır. Peygamberlerin icazet nameleri ise ululuk sahibi Allah'tandır. Paralara padişahların adlarını kazırlar. Ahmet'in adını ise kıyamete kadar hak ederler. Ahmet'in adı bütün peygamberlerin adıdır. Yüz elimizde olunca doksan da bizde demektir. Bitirebilirsek buraya kadar inşallah okumaya gayret edeceğiz.
Şimdi baştan alıyorum inşallah. Ne yapıyordu? Tavşan aslana kafa tutuyordu. Aslanla av hayvanları birleşmiş anlaşmışlardı ormanda. Av hayvanları ne yapıyordu? Her gün aslana bir tane yiyecek bir hayvan feda ediyorlardı. Ama sıra tavşana gelince tavşan bu işe isyan etti. Nereye kadar bu zulüm dedi. Ve aslanın önüne yem olmayacağını söyledi. Bu sefer ormandaki hayvanlar ne yaptılar? Galayana geldiler tavşana karşı. Tavşan da dedi ki benim bildiklerim var bu işi siz bana bırakın. Ve tavşan aslanın yanına kendisini yedirmek için gitmedi. Aslanla pençelesen o tavşan gibi onun ruhu nasıl olur da küçücük cüssesine layık olur?
Burada Hz. Pir aslanı nefse, şeytana, zalimliğe, din bilmezliğe, tavşanı da kemale ermiş kimseye benzetmekte. O zaman bir kimse din yolunda kemale ererse, tabiri caizse tavşan gibi aslana kafa tutar. Aslan kim? Biziyle beraber dolaşan şeytan ve nefsimiz, heva, hevesimiz. Peki tavşan neyi simgeliyor burada? Tavşan bizim maneviyatımız. Eğer biz manevi olarak kemale erersek, manevi olarak Allah'la olan bağımızı biz bir tamam düzgün yaparsak, o zaman şeytana karşı, nefse karşı mücadelede galip geliriz.
Ve böyle bir maneviyatı kuvvetlenmiş, kemalermiş bir kimse bu cesede sığmaz. Çünkü bu ceset ruhun devamlı mekanı değildir, geçici mekanıdır. O yüzden o kimsenin eğer ki maneviyatı kemale erdiğinde asla ve asla cesede bağlı kalmaz. Aslan hiddetle, düşman aldatıcı sözlerle gözümü kapattı dedi.
Demek ki düşman ne yaparmış? Seni aldatıcı sözlerle kandırırmış. Nefsin seni aldatıcı sözlerle kandırır. Şeytan seni aldatıcı sözlerle kandırır. Heva ve hevesin seni aldatıcı sözlerle kandırır. Kur'an ve sünnetin dışındaki bir şeyi sana makul gösterir. Masum gösterir. Gıybeti masum gösterir. O öyleydi zaten gördüm ben yalan söylemiyorum ya der. İftirayı masum gösterir. Ben ona iftira atmıyorum ki. Veyahut da herhangi bir zulmü masum gösterir. Ne yapalım başımıza geldi. Zulümle mücadele etmeyi göze almaz. Korkaklık onun içine sinmiştir. Korkaklık içine sinerse bir kimsenin Kur'an ve sünnet dairesinde mücadele etme aşkını, muhabbetini, gücünü, kuvvetini kaybeder.
Şeytanın vesvesesine bir kimse kendisini kandırırsa Kur'an ve sünnet yolunda yürüyemez. Hep onun önüne aldatıcı güzel sözler çıkacaktır. Aldatıcı güzel hayaller, aldatıcı güzel perdeler çıkacaktır. Ona güzel gelecektir. Neydi bu dünya? Müminin zindanıydı. Münafığın, kafirin nesiydi? Cennetiydi. Baktığınız zaman, eğer siz heva hevese dalarsanız, şeytanın yolundan giderseniz, dünya sizin cennetiniz olur. Ama yok, Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlanırsanız, peygamberlerin yolunu, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu, ashabının yolunu, ehl-i beytin yolunu, pir efendilerin yolunu seçerseniz, o zaman dünya size ne yazık ki cennet olmaz.
Ama iç aleminiz, maneviyatınız cennet olur. Önemli olan insanın iç alemidir. Siz dünya cennetinde yürümüşünüz, huzurunuz olmamış, dünya cennetinde yürümüşünüz, Kur'an ve sünnetten uzak kalmışsınız, siz ebedi hayatı kaybettiniz. Ebedi hayatın kokusunu dahi almayacaksınız. Sizin gözünüzün önünde sadece ve sadece cehennemin kokusu ve dehşeti olacak. Ama Kur'an ve sünnete sımsıkı sarılır, dinimizin emrettiği şekilde yaşar isek, o zaman belki de dünyada zahiren sıkıntı çekiyormuş gibi görüneceğiz. Ama ebedi alemde Cemalullah'la beraber olacağız. Cebrilerin hileleri beni bağladı, tahta kılıçları vücudumu yordu. Yani normalde hani cebriyet var ya, malum daha önceki derslerde bu cebriyetle alakalı çok geniş sohbetler etmiştik.
Hemen bir cümleyle söyleyeceksek ne diyordu cebriler? Başımıza ne gelecekse gelecek, bizim bir şey yapmamıza gerek yok. Allah sana namazı emrettiyse, sana namazı yazdıysa kılarsın. Sana namazı yazmadıysa kılmazsın. Allah sana oruç yazdıysa tutarsın. Sana oruç yazmadıysa tutmazsın. Cebriyenin neydi felsefesi buydu. O yüzden Hz. Pir daha önce cebriyelerle alakalı bahsettiğinden kısa geçiyor yine burada. Diyor ki, cebrilerin hileleri beni dağladı, tahta kılıçları vücudumu yordu. Yani cebrilerin sağlam bir fikriyatı yoktu. Cebrilerin sağlam bir amelleri yoktu. Cebriyetin sağlam bir akaidi yok. Asıl nedir? Kur'an ve sünnettir. Ve cebriye neydi? 72 dalilede 73.sü Naciye'deydi. 72'nin içindeydi.
Delalete gidenlerin içerisinde bunları daha önceki derslerde sıralamıştık ya, teker teker. Evet, oraya atıfta bulunalım inşallah. Ama işte böyle Kur'an ve sünnete uygun olmayan akaid mezhepleri bu manada ne olmuş oldu? Tahta kılıç olarak nitelendirdi. Yani bir kimseyi kesmesi mümkün mü? Değil. Zarar vermesi mümkün mü? Değil. Ama ne yapıyor? Eğiliyor. Bundan sonra artık, bundan sonra ben artık o gürültüyü dinlemem. Onlar hep şeytanların, gül yabanilerin sesleri. Yani o cebriye gibi, kaderiye gibi, hariciler gibi. Ne bileyim işte sapık Kur'an ve sünnetin dışında bulunan ehli sünnetin dışındaki bu akaid sahipleri, bu fikir sahipleri, bu sapkınlar ne olmuş oldu?
Yolda gürültü çıkaran, gürültü çıkaran gül yabaniler gibi oldu. Gül yabani nedir? Tabi gençler şimdi gül yabani bilmezler. O Türk filmlerindeki Kemal Sunal'daki gül yabaniyle karıştırmayın. Gül yabani aslında daha fazla kırsal kesimde gürültü çıkaran, insanları yolundan eden bir hayvan ismi. Bu biraz mitolojik tabi. Böyle bir hayvan var mı yok mu bu da ayrı bir problem. Ama mitolojik bir söz. O yüzden gül yabaniyle alakalı ama Orta Doğu mitolojisinde ama bizim Türklerin Orta Asya mitolojilerinde aşağı doğru indiğimizde Çin ve Uzak Doğu'da gül yabani mitolojisini, gül yabani hikayelerini çok dinlersiniz. İşte gül yabaniler ne yapar?
İnsanları yolundan alıkoyarlar. Kur'an ve sünnet sımsıkış yapışır da o yolda yürümeye başlarsanız muhakkak gül yabaniler çıkar önünüze. Gürültü yaparlar. Hak ve hakikat dairesinde yürüyen bir topluluğa, bir şahsa, bir dergaha, bir tarikata, bir hizbe bunun adına ne derseniz deyin. Onlar yola çıktığında gül yabaniler bağırmaya başlarlar. Gürültü çıkarırlar. Seslerini yükseltirirler. Sizi yolunuzdan ederler. Sizi hedefinizden ederler. Eğer hedefiniz doğru ise, yolunuz doğru ise yürüyün. Gürültüye bakmayın. Bakın gürültüye bakmayın. Mekke müşrikleri de gürültü yapıyorlardı. Mekke müşrikleri de gül yabanilik yapıyordu. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey söyleyeceğinde alkış tutaraktan onu susturuyorlardı.
Ben bazen derim, alkışlamak müşrik adetidir. Ama bizim içimize girmiş mi? Evet. Bütün dünya güzel gördü, iyi gördü bir şey alkışlıyor mu? Evet. Aynı şekilde protesto amaçlı da alkışlıyor mu? Evet. Müşrikler protesto amacı alkışlarlardı. Gürültü çıkarırlardı. Siz birisini konuşturmak istemezseniz gürültü çıkarırsınız burada. O kimse konuşmaz. O zaman her gürültü çıkaran gül yabani hükmünde geçer. Eğer doğru söze, doğru yola, doğru istikamete insanlar gürültü çıkarıyorlarsa onlar şeytanın askerleri, onlar şeytanın yardımcıları, onlar insan görünümünde gül yabani. Allah muhafaza eylesin. Ey gönül durma, onları parçala, derilerini yüz.
Zaten onlar deriden başka bir şey değildir diyordu. Yani onlar kendilerince sözünde durmayan, onlar ahitlerini de yerine getirmeyen kimseler. Yani deriden ibaret, içinde canları yok. Bir kimse vermiş olduğu sözü yerine getirmezse, sözünde durmazsa deriden ibaret olur. Manası kalmaz o kimsenin. Müminin en büyük özelliği neydi? Söz verdiğinde sözünde durmasıydı. Müminin özelliğiydi. Olmazsa ne oluyordu? Münafık özelliği oluyordu. Münafığın kaç özelliği vardı? Üç. Söz verdiğinde sözünde durmaz. Emanete ne yapardı? Hıyanet ederdi. Konuştuğunda da ne yapardı? Yalan söylerdi. O zaman işte bu üç şey bir kimsenin üzerinde toplanırsa, onda münafıklık alameti toplandı.
Ama yok, işte o kimse söz verdi de sözünden geri dönüyorsa, onun normalde içi boşalmış oldu. Münafıkça yaşayanların, münafık hareketleri yapanların dışarıdan cüsseleri kalabalık olsa da, düzgün dursa da içleri boştur. Bakın, onların içleri boştur. Dikkat edin onlara. Kur'an ve sünneti siz onlara söylerseniz, sizlerden canları sıkılır. Bir kimseye Kur'an ve sünneti söylediniz, nasihat ettiniz, sizden canı sıkılıyorsa, sizden uzaklaşıyorsa, ya kafirdir ya münafıktır. Veyahut da siz Kur'an ve sünneti kendi üzerinizde tesis ediyorsanız, bir harama bulaşmıyorsanız, haramdan uzak duruyorsanız ve etrafınızdaki insanlar sizden uzaklaşıyorlarsa, sıkıntı duymayın.
Siz doğru yoldasınız. Ama yok, siz insanları memnun edeceğim diye, Kur'an ve sünnetten taviz veriyorsanız, siz hakkı ne yapıyorsunuz? Gücendiriyorsunuz. Siz hakka sırtınızı döndünüz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden önemli olan o kimsenin, Kur'an ve sünnet tarihisinde durmasıdır. Kur'an ve sünnet tarihisinde durduğu müddetçe, hak da ondan yanadır, hakikat da ondan yanadır. Eğer öyle değilse, o zaman sıkıntı büyüktür. Deriden maksat nedir? Renk, renk laflar, su üstündeki durmalarına imkan olmayan meneviçler gibi. Bu söz deri gibidir. Mana onun içi. Bu söz ceset gibidir. Mana, can. Kötü için ayıbını deri örter. İyi içi de gayret dolayısıyla gayb alemi. O zaman söz havada kalır. Eğer o sözün manası var ise, söz doğru sözdür.
Söz heva ve hevesten ise, o zaman sözün bir anlamı yoktur. Kur'an ve sünnet tarihisinde, hak ve hakikat tarihisindeki söz kıymetlidir. Geri kalan nedir? Şeytanın vesvesesi, o kimsenin heva hevesidir. Başka bir şey değildir. Hazreti Pir, divanı kebirinde bu manada meyve, ham oldukça kabuğun içinde kalması iyidir. Fakat olgunlaştıktan sonra kabuk artık onun için kötüdür. Onun meydana çıkmasına engeldir. Bir perdedir. Şimdi bir meyve düşünün. O kabuğun içerisinde olgunlaşması uygundur. Ey sufi kardeş! Olgunlaşıncaya kadar yuvada kendini tut, kendini olgunlaşmış havası ve hevası verme. Ve böylece kendi kendisine olgunlaşmadan ben uçacağım deyip de tüylenmeden yuvadan atma kendini. Kediye köpeğe yem olursun.
Allah muhafaza eylesin. Eğer olgunlaşırsan senden zaten kemal akmaya başlar. Şimdi tabi insanlar civciv yetiştirmiyorlar artık hiç. Tavuğun altına yumurta koyarlar ya, gurk tavuğun altına. Ve bir müddet o gurk tavuğun altında ne olur? Yumurtalar durur. 21 günde civciv çıkar. 21 gün olacak olan civciv için o kabuğun içerisinde durması gerekir. Onun için orası cennet bahçesi gibidir. Ama 21 gün dolunca o kabuk artık ona zulümdür. O kabuğun kırılması gerekir. Ya civciv içeriden o kabuğu kıracak, ya da anne ama ayağında ama gagasıyla vurarak da ne yapacak? O kabuğu kıracak. O kabuk kırılmazsa o civcivin ölümü olur.
Veyahut da bir meyve düşünün. Meyvanın dışında muhakkak kabuk vardır. O kabuk meyveyi korur. Mesela şeriat, tarikat, hakikat, marifeti anlatırken cevizden bahsederler. Eski sufiler. Cevizin en dışında ne vardır? Yeşil olan o kaba eti vardır. Kabuğu vardır. O normalde bir müddet sonra ne olur? Onu siz soymak zorunda kalırsınız. Altından o şeriattır. Onun altından ne çıkar? Tarikat çıkar. Cevizdir yalnız. Onu normalde kırmak gerekir. Onu kırınca cevize ulaştırsın. O da nedir? O da hakikattir. O ceviz meyvesinin üzerinde incecik bir zar vardır. O zarı soymak istersen suyun içinde bekletmek zorunda kalırsın.
Suda bekletirsen o zaman o zardan hayırılır. Ve ne gelir ardından? Marifet gelir. Hakikat perdesiyle marifet perdesinin arası bu kadar ince bir zar halindedir. Zaman zaman içine girer çıkar insan. Kemale eren bir sufi bu hakikat perdesiyle marifet perdesinin içerisinde gider gelir. Kah marifet perdesinden konuşur. Kah hakikat perdesinden konuşur. Bazı öğretilerde bunların yerleri değişebilir. Hiç önemli değil. Bu kadar tekniğe takılmayın. O yüzden marifet mi önce gelir, hakikat mi önce gelir, hakikat mi önce gelir, marifet mi önce gelir bu işin zevkine kalmış. İşin zevkine eren için ne hakikat kalır ne marifet kalır. O kalır sadece.
Onlar meseleyi anlatmak için, şu perdeyi tarif etmek içindir bütün sözler. Yoksa perdenin içine girdiyseniz perde olur çıkarsınız zaten. Sizin tarif edecek bir şeyiniz kalmaz. Siz gülü elinize aldığınızda tarif edersiniz kendinizce. Ama gülü yerseniz siz gülü yediniz, gül kokarsınız. Veya gül olursanız siz gül alarsınız, gül satarsınız, gül olursunuz. Bu oraya gidinceye kadar yürür bu mesele. Ama öbür türlü şeriat da lazım mıdır? Evet. Neden? Hakikati ve marifeti ve tarikatı koruyan şeriattır. O kabuk olmazsa içi korunmaz. O yüzden Kur'an sünnetleriz biz. Ve muhakkak sufili, Kur'an sünnet dairesinde anlamamız, algılamamız, yaşamamız gerekir. Geçen haftadan biraz bahsetmiştim.
Yani ben oldum bittim deyip de namazı terk etmek, ben oldum bittim deyip de orucu terk etmek, ben oldum bittim deyip de virdini, zikrini terk etmek, ben oldum bittim deyip de namazı, cemaati, cemiyeti terk etmek. Bunlar insanı aldatan şeyler. Allah muhafaza eylesin. İşte bu sözlerin hepsi de manasız, içi boş. Allah muhafaza eylesin. Hz. Pir bu konuda çok şedid durur. Yani o kimse manaya muhakkak ve muhakkak ulaşması gerekir. Kalemin rüzgardan, kağıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur. Hani derler ya suya yazı yazanın yazısı okunmaz. Neden? Suya yazı yazılmaz. Veya kalemin rüzgardan olursa araya bir şey kalmaz. O zaman sen hakikat ehli ol ki senin sözünün değeri olsun.
Sen Kur'an sünnet dairesinde dur ki senin hem kendin hem de sözünün bir değeri olsun, bir manası olsun. Manasız söz su üstüne yazılan yazıdır. O zaman heva ve hevesinden konuşma. O zaman şeytanın sesi olma. O zaman nefsinin sesi olma. Sebep, eğer öyle olursan, o zaman suyun üstüne yazılan yazı gibi olursun. Öyle olmamaya gayret et. Öyle olanlardan olma. Allah muhafaza eylesin. Ondan vefa umarsan, iki elini ısırarak dönersin. Yani o manasız sözden bir hayır bekleme. O manasız sözden sen kalkıp da bir isabet bekleme. O manasız sözden sen kalkıp da bir sevap bekleme. Manasız sözden bir hikmet bekleme. Böyle bir şey beklersen pişman olursun.
İki elini ısırmaktan kasıt, pişman olmak. Yaptığından pişman olmak. Sözünden pişman olacak. Yapamayacağın sözü verme. Pişman olursun. Gücünün yetmediği bir işe söz verme. Pişman olursun. Arkasını bilmediğin bir şeye söz söyleme. Pişman olursun. Derinliğini bilmediğin bir suya girme. Pişman olursun. Görmediğin bir suya girme. Pişman olursun. Söz odur ki altın ola. O zaman sen sözlerine dikkat et. Söz odur ki insanlara istikamet vera. Söz odur ki konuştuğunda etrafındaki kimseler istikamet bula. Söz odur ki insanlara faydalı ola. Söz odur ki eş, çoluk, çocuk, arkadaş, dost, herkese faydalı ola. İşte bu sözden hesaba çekilmezsiniz.
Bu söz zikirdir. Yok böyle değilse o söz şeytanın vesvesesi heva hevestir. Sorguya çekilirsiniz. Bir kelime olsa dahi. İnsanlar bütün sözlerinden sorguya çekilirler. Sorguya çekilmeyeceği söz ve nefes zikrullahla, Kur'an'la, namazla, sohbetle, ilim öğrenmekle geçirilen sözlerdir. Birilerine faydalı olmak için konuşulan sözlerdir.
Geri kalandan veyahut da rızkını temin etmek için kullanılmış olduğu sözlerdir. Rızkını temin etmek için konuşuyor. İşinin gereği konuşuyor. Bunlar caizdir. Öbür türlü Kur'an ve sünnetin dışındaysa, işinin dışındaysa, eşiyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla, hoş sohbetin dışındaysa, o sözden hesaba çekilecek insanoğlu. Ve öyle sözlerden hesaba çekilecek ki, hadis-i şerifte Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri buyuruyor ki, bir kimse cennetlik olur, cennete bir arşın kalır, bir arşın kalır.
Söylemiş olduğu bir sözden dolayı oradan cehenneme gönderilir. Söz, yine bir kimsenin cennete girmesine, bir cehenneme girmesine bir arşın kalır. Bir arşın, cehenneme girecek. Söylemiş olduğu bir sözden dolayı o kimse cennete gider. O zaman manasız konuşmak, manasız sözlerin içerisinde bulunmak, Allah muhafaza eylesin, bizi cehennem yolculuğu yaptırır. Rabbim korusun inşallah. Rüzgar, insandaki heva ve arzudur. Heva ve hevesten geçersen, Allah'ın haberi karlı, ondan haber alırsın. O zaman sen heva ve hevesi kesersen, sen şeytanın kapısını kapatırsan, şeytanın vesvese gelen yeri zikrullah askerini koyarsan, bil ki senin kalbine ilham gelir.
Senin kalbine ilm-i ledün damlamaya başlar. Sen zikrullahı kalbinde oturtturdun, yerleştirdin. Şeytanın, heva ve hevesin, nefsin kafasını kestin. Kalbine Cenab-ı Hak'tan ilm-i ledün akmaya başlar. Hikmet pınarları coşmaya başlar kalbinde. Feraset sahibi olursun. Doğruyu yanlıştan ayırt edersin. Feraset sahibi olursun. İncecik noktayı dahi görürsün. Feraset sahibi olursun. Şeytanın örtü, şeytanın sakladığı yeri görürsün. Feraset sahibi olursun. İsabetli davranırsın. Feraset sahibi olursun.
Ve muhakkak ve muhakkak Allah'ı görüyormuşçasına yaşarsın. Feraset sahibi olmak. O seni, sen onu göremesen dahi, onun seni her daim gördüğünü tefekkür ederek yaşarsın. Bu, heva ve heves damarını kesmekten geçer. Bu, şeytanın sesini kısmaktan geçer. Bu, nefisle mücadele etmekten geçer. Nefsinle mücadele etmiyorsan, kalbine ilm-i ledün gelmez. Sufiliğin en önemli, en önemli perdelerinden birisidir. Eğer kalbe ilm-i ledün damlamıyorsa, eğer sen henüz daha ferasete eremediysen, gidecek yolun var canım kardeşim.
Sen bu şeytanın sesini kes. Sen bu şeytanın vesvesesini bir durdur. Sen bu heva ve heves kapısını bir kapat. Sen bu heva ve heves kapısını kapatmazsan, bana göre böyle olması lazım. Bana göre namaz böyle kılınması lazım. Bana göre bu ayet böyle olması lazım. Bana göre sufilik böyle olması lazım. Bana göre dini hükümler böyle olması lazım. Bana göre, bana göre, bana göre, bana göre, kırık plak gibi orada duruyorsan, sen heva ve hevesini ilah edindin. Din, Kur'an ve sünnet. Sufiliğin yolu belli. Sufiliğin yolu yeni değil. Adem'den beri sufilik yolu var.
Adem'den beri. Sufiliği sen 1400 yıllık olarak görme. O Muhammed'i sufilik. 1400 yıllık olan Muhammed'i sufilik. Adem'den beri dünya üzerinde sufilik var. Sufilik Adem'den önce. Sufilik ayağını sabit eden Allah'ın zatı ilminden itibaren var. Cenab-ı Hak kendisine aşık olacak olanları ilmi ilahisinde seçti.
Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Nasıl peygamberlerini seçtiyse, Allah kendisine aşık olacak. Kendisinin de aşık olacağı kullarını seçti. Ayağını sabit eden seçti. Biz kimi seçti, nasıl seçti, nerede seçti? Bizden uzak. Ama seçtiyse, ona yakın. O yüzden Adem henüz daha suyla çamur arasındayken, biz güller dererdik diyen Yunus'u boş geçme.
O yüzden henüz daha Adem çamur iken, biz sevgiliyle sohbet ederdik diyen Hz. Mevlana Celaleddin Rumi'yi boş geçme. O zaman sufilik, ta ayağını sabit eden Allah'ın ilmi ilahisinden, ilmi ilahisinden, sakın kendi kendine ben sufi oldum diye de cartınma. Sakın kendi kendine de ben aradım da, ben buldum da, ben şöyle yaptım da, ben böyle yaptım da, otur kardeşim yerine. Sen gözünü açıp kapatmaktan acizsin. Midene söz geçirmekten acizsin. Bağırsaklarına söz geçirmekten acizsin. Üç saat bağırsaklarının dolaşımı dursa, gidecek doktor doktor, hastane hastane ararsın. Allah vermesin.
Bütün doktorlar başına toplanır, çaresini bulamazlar. Pervane dönerler. Ne paran yetişir, ne pulun yetişir. Bağırsağındaki küçücük paraziti göremezler de, yüz on sekiz sefer takla atarlar. Otur, oturduğun yere. Kendi kendine nefis perdedinde büyütme. Büyütme. O yüzden ben aradım da, ben buldum da, ben yaptım da, ben, ben, ben, … Geç kardeş. Geç. Hamdet, şükret. Kıymet bil. Ezil Allah'ın önünde. Kıymet bil. Sakın hamdden uzaklaşma. Sakın şükürden uzaklaşma. Yolun tozunu göremezsin sonra. Sakın tevazudan uzaklaşma.
Yolun tozunu göremezsin. Bir rüzgar eser nerede soluklanacağın belli olmaz. Bir rüzgar eser nerede soluklanacağın belli olmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden rüzgar neymiş? İnsandaki heva hevesmiş. Heva hevesini kesmedikçe, ilminle dün sana akmayacak. Heva hevesini kesmedikçe, sen hakikat perdesine geçemeyeceksin. Şeytan hala da kalbine senin üflüyorsa, sen hakikat perdesine geçmeyeceksin. Geçemeyeceksin. Şeytanın nefesini kapat. Neyle? Zikrullah ile. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Şeytan kalbin kapısında durur. İçeride zikrullah bittiği anda hemen kalbin içerisine girer. Hemen.
O zaman kalpte zikrullahı durduran, kalpte şeytanın, şeytanın vesvesesini, desisesini durduracak olan yegane, iksir, ilaç, Allah'ı zikirdir. Şeytanın kul ve kölesi olan dünya üzerindeki siyasetçiler, dünya üzerindeki emperyalistler, o yüzden Allah'ın zikrine karşıdırlar.
Bizdenmiş gibi görünen, dindarmış gibi görünen, zalim siyasetçiler, önce zikrullahın kapısını kapatırlar. Dağıstanlı kardeşlerimiz var. Yıllarca komünist Rusya'ya kök söktüren Şeyh Şamil Hazretleri idi. Neydi? Sufiydi kendisi. Sufiydi. Askerlerin ne zaman nereden saldıracağını halinde, rüyasında görür, askerlerini öyle sevk ve idare ederdi. Yanındaki komutanlarını manevi olarak idare ederdi. Ama bunları selefi vahabiler, bunları hadis inkarcıları, bunları ne yazık ki bizim içimizden çıkan masonik kafalılar, bunları ne yazık ki kendisinin ruhunu şeytana satmış, bedenini emperyalistlere kiraya vermiş olan, bizdenmiş gibi görünen kimseler, bunları bize öğretmek istemiyorlar.
Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin, hutbeden askerini sevk ve idare ettiğini bize anlatmak istemiyorlar. Ya Sare Cebele sözünü askerlerinin hepsini de duyup, İran seferinde Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin ordusunun hızla dağa çekilip, sonra İran ordusunu dağıttığını anlatmak istemiyorlar bize.
Hutbeden ne yaptı? Hutbeden, askerlerini eğitti, öğretti ve onlara stratejisizdi. Savaş meydanını Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, mescitte bugün sizin canlı yayın gibi izlediğiniz savaşları, mescitte ashabına anlattı. Sancak kimin eline geçti? Nasıl savaştı? Nasıl vuruştu? Ashab hem ondan kulağıyla dinledi, hem gönlünden gözüyle seyretti. Onlar Allah'ı görüyormuşçasına yaşıyorlardı çünkü. Ama sonradan, İslam dünyasının kendi içerisindeki bir kısım, münafık kafalılar, sufilere savaş açtılar.
Sufilerin hatalarından, kusurlarından dolayı. Bir sufinin hatasını, kusurunu gördü, bütün sufilere savaş açtı. Bir kimsenin yanlışını, şimdi hala da aynı değil mi? İçimizden bir kardeşimiz bir hata yapsa, sizin bütün dervişler böyle zaten denmiyor mu? Toplum böyle suçlamıyor mu? Bu dervişler zaten siz böylesiniz demiyor mu? Sanki bu toplum, bu dünya insanlığı, sütten çıkmış ak kaşık, sanki evlerimiz İslam'ın harıl harıl yaşandığı bir ev, birisinin bir hatasını görürsek evde, biz geriyoruz çarmıha önce. Eğer kadın derviş de, eşi derviş değil ise, adamın söyleyeceği söz şu, oraya gittiğinde bunu mu öğretiyorlar sana?
Senin ibadetlerin seni bile kurtarmaz. Aha derviş olduğunda ne oldu ki işte? Yok eğer, adam derviş, kadın derviş değil ise, söz daha dağır. Dervişim diye dolaşma ortalıkta. Bir hatası olmasın, dervişlerin. Çarmıha gerer. Neden? Şeytan ve nefis onu zapt eder. şeytanın en çok kızdığı kimse, Allah'ı zikredenlerdir. Bakın, şeytanın en çok kızdığı kimse, Allah'ı zikredenlerdir. Namaz kılanlar değil, oruç tutanlar değil, Allah'ı zikredenler.
Sebep? Çünkü sevabın büyüğünü onlar alır. Namaz kılanların hangisi daha fazil etti ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Oruç tutanların hangisi daha fazil etti ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Cihad edenlerin hangisi daha fazil etti ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Hazreti Ömer Efendimiz, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e diyor. Ya Ebu Hafs! Allah'ı zikredenler, bütün her şeyi aldı götürdü. Bunu, cemaatin sonunda söylüyor. Ta arkada. Orada kürsüde oturan, Hazreti Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kafasını kaldırıyor. Onlara diyor.
Nam! Evet! Allah'ı zikredenler hepsini aldı götürdü diyor. O yüzden şeytan Allah'ı zikredenlerle uğraşır. Ha o zaman, şeytanın yolunu kes zikirle. Şeytanın yolunu kes Allah'a olan sevginle. Şeytanın yolunu kes Hazreti Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ve sellem Hazretleri'ne sevginle. Şeytanın yolunu kes Üstadına bağlılığınla. Şeytanın yolunu kes. Yoksa İlm-i Ledin gelmeyecek. Allah'ın haberleri çok hoştu. Çünkü baştan sona kadar ebedidir. Cenab-ı Hakk'tan gelen, sana İlm-i Ledin olarak kalbine gelen ilham, seni şaşırtmaz.
Seni ne yapmaz? Saptırmaz. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, arıya ilham eden Allah, arıya ilham eden Allah, mü'min kuluna neden ilham etmesin? O şeytanın kapısını kapatalım. Arıya ilham eden Allah, mü'min kuluna neden ilham etmesin? Balığa ilham eden, balığa ilham eden, balığa söz geçiren, balığı sevk ve idare eden, ve peygamberini balığın içerisinde yaşatan Allah, senin neden kalbine ilham etmesin?
İbrahim'i ateşten kurtaran Allah, ateşe serin ol, selametli ol deyip de, ne ısıtan, ne soğutan Allah, neden kalbine ilham etmesin? Musa'yı denizin üstünde yürüten Allah, senin kalbine neden ilham etmesin? Kuyulardan Yusuf'u kurtaran Allah, Mısır'a vezir eden Allah, seni neden yolda bıraksın? Seni neden yolda bıraksın? İbrahim biliyor mudur ki, ateşe atıldığında Cenab-ı Hak onu, ateşe serin ve selamet ol diyeceğini, bilmiyordu. Sen ne yapma kayıp araştırıyorsun? Sen İbrahim'den de mi ötesin? Yarın araştırıyorsun, yarın benim durumum ne olur diyorsun. İsmail kurban olmak için giderken, gayb aleminden, kurbanlık hayvan getiren Allah, İsmail biliyor mudur ki, kurban yerine, kendisinin kurban olacağının yerine, bir koyun geleceğini, Musa aleyhisselam biliyor mudur ki, Asa'nın ne yapacağını, Firavun'un müneccimlerinin,
sihirbazlarının önüne çıktığında, benim Asam, ejderha olacak, ejderha olduktan sonra, bütün sihirleri yalayıp yutacak diye, biliyor mudur ki, ey, sufi kardeş, sen yarınını merak ediyorsun, ben kimden evleneceğim, benim kaderimde bu var mı, yarın ne olacak acaba, sen neredesin ya, bu yüzden dolayı mı sufi oldun sen, bundan dolayı mı sufi oldun, Musa denize dayandığında, biliyor mudur ki, Asa'sını vurduğunda, ona yol açılacak, sen Allah'ın emrini yaşasana, sen anını yaşasana, sen onu yaşasana, bilmiyordu,
Nuh nereden bilecekti, o kadar tufan çıkacağını, Cenab-ı Hak Nuh'a dedi ki, bir gemi yap, ona demedi ki, ben tufan çıkaracağım, yerden sular fışkıracak, havadan sular inecek, bütün dünya göl olacak, su altında kalacak, Nuh bilmiyordu bunu, o emri dinliyordu, ona gemi yap dedi, gemi yapıyordu, müşrikler alay ediyordu, bu gemiyi ne yapacaksın sen, diyorlardı, deniz kenarı olsa, hadi deniz kenarında, gemi lazım olur, çölün ortasında, gemi mi lazım olur, ama Nuh gemi yapıyordu, o yüzden, o şeytanın yolunu kapat, o heva,
hevesin kapısını kapat, Allah'a teslim ol, Allah'ı sev, onu zikret, o yüzden, ondan gelen haber, seni sırat-ı müstakimde tutacak, ondan gelen, kalbine ilham, senin istikametini düzgün götürecek, Allah bizi onlardan eylesin inşallah, bakara ayet 120, eğer sana gelen ilimden sonra, onların heva ve heveslerine uyacak olursan, bilesin ki, seni Allah'ın gazabından koruyacak, ne bir dostun, olur ne de bir yardımcın, sana sufilik ilmi gelmiş, heva hevesine uyma, sen Muhammed'i bir yolda gidiyorsun, heva hevesine uyma, sen Muhammed'i yolda yürürken,
sen kafirlerin, gavurcukların, münafıkların, heva ve hevesine uyanların, şeytanın peşinden gidenlerin, sözlerine kanma, bu haram kardeşim, yapamam, bu haram bir yol, gidemem, kes haramı, ben namazımı kılmak mükellef ettimdeyim, ben namazımı kılacağım, kıl namazını Allah muhafaza eylesin, peygamberlerin ululuğundan, ve hutbelerinden gayrı, padişahların hutbeleri, ululukları, atları, şanları değişir, baki kalmaz, bir padişah, nice padişah görmüş bu dünya, nice vezir görmüş, bu dünya, nice hükümran görmüş, hep tarih sahnelerine baktığında,
ne kudretli komutanlar, ne kudretli padişahlar, ne kudretli savaşçılar, ne zengin kimseler gelmiş geçmiş, ama hepsi de miadını doldurmuş, yürümüş gitmiş, ama kim doldurmuyor, peygamberler, çünkü padişahların kuvvetleri, hevadandır, peygamberin icazetnameleri, neyse ululuk sahibi Allah'tan, ha demek ki, o peygamberlerin, icazeti Allah'tan, onların ululukları ondan, o yüzden, bütün peygamberler, hepsi de, bir dinin peygamberi, o dinin ismini, insanlar koyuyorlar, İsa Aleyhisselam'ın, o dinine, İsevi demişler, Hristiyan demişler,
insanlar koyuyor onu, Musevi demişler, İbrahim'i demişler, insanlar isimlendiriyor onu, din İslam, Allah'ın koyduğu isim bu, din İslam, Adem'den, Hz. Muhammed'i Mustafa'ya kadar, din İslam, sallallahu aleyhi ve selleme, şimdi yeni yeni de çıktı ya, İslamcı, şeriatçı, ondan sonra, Müslümancı, Müslüman, Mümin, Müminci, evet ya, ne o şey, radikal İslamcı, siyasal İslamcı, isimlere bakın, değil mi, bir sürü var, öyle değil mi, siz siyasal İslamcı musunuz, Allah Allah, o la la illallah, Muhammed'in Resulullah demiyor mu,
cihatçı İslam, cihatçı Müslüman, bütün İslam'a, bütün Müslümanlara, cihat-ı farz, bakın nasıl bölüp, parçalıyorlar, değil mi, nasıl isimlendiriliyor, öyle değil mi, bu böyle, bu bir de, çok acımasız bir şekilde, isimlendiriliyor, ayrıştırılıyor, ve Müslümanlar da, bunun farkında değil, Mustafa abi, bize biraz, böyle işte, radikal takılıyor diyorlar, diyorum, siz, hani, la la illallah, Muhammed'in Resulullah'ı, farklı mı söylüyorsunuz, hayır, kıbleniz farklı mı, hayır, kardeşim, neden kendini böyle nitelendiriyorsun,
biz cihat düşünüyoruz da, e, düşünüyorsun sadece, bir şey yaptığın yok zaten, benim gibi senin de, hep düşünüyor Müslümanlar zaten, düşünüyor, düşündüğünü yazmıyorlar, bütün İslam alemi, çok düşünüyor, hareket yok, sabahtan akşama kadar, namaz kılmayı düşünseniz, kılmasanız, namaz kıldığı hükmü olmaz, düşünüyor, İslam dünyasının en büyük handikabı bu, Allah muhafaza eylesin, işte bütün o padişahların, hutbeleri geçiyor, hani Fatih'in hutbesi, hani Kanun'un hutbesi, hani Yavuz'un hutbesi, nerede, bir de yeni bir padişah geçince,
o padişahın hutbesi okunuyor, paraları da kazıyorlar ya, ismini, hutbeleri de kazıyorlar, mesela, Kuzey Afrika'da ve Afrika'daki camilerde, hala da Osmanlı'nın hutbesinin okunduğunu biliyor musunuz? Hutbeler Osmanlı adına okunuyor, bu son dönemde, Arap milliyetçiliği fazlalaştı, Arap milliyetçiliğinin fazlalaştığı yerlerde okutmuyorlar, son dönemde onlar başladı, Allah muhafaza eylesin inşallah.
Paralara padişahların adlarını hazırlarlar, kazırlar, Ahmet'in adını ise kıyamete kadar hak ederler. Ahmet'in adı bütün peygamberlerin adıdır, yüz elimizde olunca doksandı bizde demektir. İşte padişahların paralarına ne yaparlar? Padişahların isimlerini koyarlar. Ama peygamberlerin ve Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın içinde en nadidesi olanın ismi paralara kazınmıyor. Ya, bakın az önce gönüllere kazındı ezan-ı şerif ile. Bakın dünyanın neresine giderseniz gidin, ezan-ı şerif, ezan-ı şerif, bütün dünyanın bağrına kazır Hazreti Muhammed-i Mustafa'yı. Ortak dildir. Ortak dildir.
Demek ki peygamberin adı, sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin adı, her yere kazınmış. Nice padişahlar, nice sultanlar geçiyor, nice krallar, nice komutanlar geçiyor, nice hükümetler, nice devletler geçiyor, Emeviler nerede, Abbasiler nerede, Selçuklular nerede, Osmanlı nerede, Orta Asya'daki devletler nerede, Orta Doğu'daki devletler nerede, Afrika'daki devletler nerede, neler geçti, neler üstünden.
Ama ezan-ı şerif geçmedi. Bak Dağıstanlı kardeşlerimiz, yüz yıl orada komünizmin altında kaldılar, değil mi yaklaşık. Neler çekti dedeleri, dedelerinin babaları. Sürgün yediler. Aileler dağıldı, çocuklar katledildi, kadınlar katledildi. Aç kaldılar, perişan oldular. Kimisi Sibirya'ya gitti, kimisi Rusya'nın değişik bölgelerine gitti. Dağıttılar tuz dağıtır gibi. Komünist sistem dağıttı, tuz dağıtır gibi dağıttı hepsinde. Susturdular her şeyi. Ama ezan-ı şerif bataklıktaki gül misali çıkıverdi birden. Her şeyi yok edebilirsiniz. İnsanların inancını yok edemezsiniz.
Bütün dünyayı yıkabilirsiniz. Bütün dünyayı yıkabilirsiniz. Öyle zulmeder, öyle zulmeder, bütün dünyayı tarumar edebilirsiniz. Ama imanı, dini yok edemezsiniz. Bütün gaddar, zalim devletler ve devlet başkanları tarih boyunca hep dindarlarla savaşmıştır. Ama yok edememiştir hiçbirisiyle. Bakın yok edememiştir. Bakın 100 yıldan fazla Rusya'da yaşandı bu. Yok edemediler. İşte Türkiye. Ezan Türkçeleştirildi. İbadet dilini Türkçeleştirmeye çalıştılar. Kur'an-ı Kerim okunanları kapattılar. Okunan yerleri bastılar. Bastılar.
Rahmetli anneannem söylüyordu. Jandarmadan saklıyorlarmış kendilerini. Jandarma gelip basıyormuş. Bu evde Kur'an-ı Kerim var mı diye arıyormuş. Kur'an-ı Kerim'i bulursa, bakın Kur'an-ı Kerim'i bulduğunda jandarm alıp götürüyormuş. Hani o parça parça Kur'anlar var ya böyle Elif Bağ gibi, Yasin, Tabareke gibi. Onlar o zamandan kalma. Kur'anlılık götürüyor ya onu götürmüyor. Mesela Mevlüt kitabını alıp götürmüyormuş. Mevlüt kitaplarının içerisinde Elif Bağ okuyorlarmış. Gerçekten de benim çocukluğumda Mevlüt'e bir şey demiyorlardı. Biz ilk benim sufilimde Mevlüt okutuyordum ben. Bildiğiniz biz evde toplanıyorduk, Mevlüt okutuyorduk.
Bir tane rahle, bir tane de Mevlüt kitabı. Genelde imam hatipli bir tane de genç çocuklardan başına koyuyordum ben. Diyorum ki polis geldiğinde başlayacağım Mevlüt okuma. Ödemişte de aynı yapıyorduk. Camide koyuyorduk Mevlüt kitabını. Hocanın oğlu vardı Ahmet. Kulakları çınlasın. Hoca bir de Mevlüt okumuş gibi de harçlık veriyorduk. Ahmet geliyordu onun yerine. Tabi şimdi gençler bunu böyle şey gibi görüyorlardır. Ne o? Böyle fantastik böyle bir hikaye gibi. Değil böyleydi. Polis basınca ondan sonra ben bir de o şeyi çok seviyordum. İndiler gökten melekler saf saf bahrini. Bir de gelin Allah diyelim.
O hani dökülür günahlar misli hazan. Bir kez Allah dese lisan. O iki bahir benim çok hoşuma gider. Ben bazen böyle kinayesine yapacaksam oraya okuturum. Hani bir kez Allah dese lisan dökülür cümle günahlar misli azan. Bak Mevlüt han ne diyor? Bir kez Allah diyelim. Biz de Allah dedik. Savunma bu. Soruyor komiser. Nasıl dediniz? Böyle baktım. E dedim ben şimdi ona başlarsam dedim. Kim durduracak beni dedim ben. Nasıl yani? Başlayınca durmuyor ki o dedim ben. E bir göreyim dedi. Ben başladım şimdi. Allah! Şimdi bu cehri vuruyorum ya.
Gençlik de var. Bu kalkmış masadan. Hani susturun diye işaret ediyormuş. Ben gözümü kapattım. Ben gözümü kapattım mı tamam zaten. Velhatta'alin amin. Ben başladım. Zikullah yammah. Sesim, avazım çıktığı kadar. En sonunda birisi sallıyor beni. Allah! Dedim. Ne sallıyorsun dedim ben. Kaldı. Komiser, şey, polis. Hiç oku ne kadar öyle bir şey yaşamamış ki adam. Bunlar lal oldular. Buyurun çıkın dedi bana. Bu kadar. Sonra bayındırın müftüsüne sormuş. Bunlar ne?
Bunlar derviş demiş. Müftü. Öyleydi. Bir de hal dervişleri. Şimdi hal dervişleri ne? Ne o? İşte namazda şunu gördüm. Şurada şunu gördüm. Burada bunu gördüm. Hala! Ben böyle küçümsediğim yok. Hiç kimse polis görmüyor mu şimdi halinde? Bizim zikrullah alakalarında biz onu görürdük.
Bayındır da öyleydi. O normalde Geylan Hazretleri'ni görüyorsan polisi de göreceksin. E Geylan Hazretleri'ni görüyorum dedin de polisi görmediysen sen gördüğünü zannettin. Polisi gör kardeş. Zaman zaman anlatırım ya bunu. Biraz da neşe olsun. Şimdi salonda zikrullah koyverdi Şeyh Efendi Hazretleri. Allah Allah ne zikrullah oluyor. Yanıyor ortalık böyle. Bir de şimdi bir derviş başka bir şehre gidince orada basılmayacakmış gibi davranır. Şimdi tireliler geldiler bizim oraya bayındır'a geldiler. Cayır diyor ortalık ama. Nasıl cayır diyor, nasıl cayır diyor.
Böyle bayındır zaten bizim mahalle inliyor böyle. Ben halakanın en arkasındayım. Gelen giden oluyor. Kapıya da bir tane bizim Endüstri Meslek Lisesi'nden bir çocuk vardı Recep diye. Elektrikçi kapıya onu diktim. Dedim Recep sen dışarıdan hani zikrullahın başladığını duyan bir kimse geri dönüyor. Girmiyor içeri. Sen kapıda dur dedim. Hani kimse geri dönmesin. İçeri kat. Bir kişi bir kişi zikrullah yaptıracağız. Öyle. Şimdi dervişler çok özür dilerim. Hover'da ister gelsin ister gelmesin ya. Tabii. O hani baba mirası yiyenler vardır ya. Kıymet bilmez.
Satar. Harcar. Şimdi kırılacak mı? Kıralım sonuna kadar. Gelmeye versin ya. Dövülecek mi? Dövelim sonuna kadar. Gelmeye versin ya. Tabii. Şimdi laf mı söylenecek? En ağır lafı söyleyelim. Oturalım klavyenin başında. Öyle bir söyleyelim ki. Alkışlayacak şeytan onu ya. Öyle söyleyelim. Ezelim ya. Ezelim onu böyle. Neden? Şeytan heva, heves, nefis, koro halinde bekliyorlar. Bütün evlatları ve evhanesiyle beraber sen bir dervişi inciter, kırar, üzer, onu itikler, kakaklar, onu böyle tepesine biner, ezersen hepsi alkışlayacak seni. Tabii ya.
Sen şeyh oldun ya. Gönder dergahtan kimi istiyorsan. Olmayı versin böyle dervişte. Ne olacak ya? Hiç önemli değil. Kız, bağır, ona bağır, ona çağır, ona laf söyle. Tabii. Ne olacak ki? Dergan şeyhi sensin nasılsa. Tabii 35 yıl çile çeken de sensin. Ev ev dolaşan da sensin. Şehir şehir dolaşan da sensin. Tabii ya. Hatta vur duvara resmini çıkar dervişin orada. Tabii. Sana neden yan bakmış ya? Senin neden çayını getirmemiş? Oy! Veyahut da işte çark atarken neden düzgün çark atmamış? Veya ilahi söylerken neden düzgün söylememiş? Zikrullah yaparken neden kafasını doğru sallamamış?
Bük kafasını at kenara. Tabii. Bizim öyle değil o zaman. Hala daha değil de biz bir de kapıya arkadaş dikiyoruz. Diyorum Recep sakın ha bak hiç kimse geri dönmesin. Abicim içeri al. Tamam? Tamam. Neyse mevzuyu değiştirmeyeyim şimdi. Bizim Alixan kulakları çınlasın. Böyle o halakada ben en arkadayım. Zikrullah cayır cayır devam ediyor. Alixan bana diyor ki polisler geliyor. Bakmıyor musun? Diyor. Zahiri değil. Telefon falan da değil. Ben de içimden dedim ki zikrullah mı yapıyorum polislerimi takip ediyorum. Baksana işine dedim ben. Ben şimdi ilgilenmiyorum diye bu patlayacak bunun içi. Bu boyuna fernaz devesi gibi sağdan soldan bu boyuna tekten çırpacağım da illa ki bana haberdar edecek.
Ben böyle Allah'a affetsin beni böyle kafamı kaldırdım böyle zikrullah devam ediyor tevhid ama böyle kafamı kaldırdım tebessüm ettim hani ne telaş ediyorsun diye. Böyle yapıyor polis geliyor diye elinden yanımızda bir tane o zaman için şeyden ne o Fethullah cemaatinden bir tane şey var imam var. O böyle bir ona baktı bir ona baktı anladı bu gidiyor hemen. Ben tak yansesinden tuttum çektim nereye gidiyorsun dedim ben. Mustafa kardeş dedi polisler gelecekmiş dedi. E gelsin dedim. Allah için basılıverin bir sefer dedim ben. Bunun rengi mengi gitti. Neyse tabi şeyh efendi zikrullah böyle cayırdatıyor ama böyle of. Ocağın altına daha böyle şeyle ne o odun datmıyor benzin atıyor.
Yanıyor ortalık böyle. Zaten bizim bayındırda böyle bir avuç arkadaş var şeyh efendi de çok seviyor böyle bizi zikrullah da en o oku koyuyor bizi. Biz bir cayırdatıyoruz çünkü ortalığı. Biz zikrullah yaparken ben böyle bitince duvar terlemiş mi terlememiş mi diyor bakıyorum. Terlemediyse arkadaşlar biz dost doğru zikrullah yapamamışız bugün diyorum. Benim içim daralıyor. Benim içim daralınca bütün herkesin içi daralıyor. Bu sefer duvarı terletemeyince mezarlıya gidiyoruz biz. Mezarlıkta biz zikrullah yapıyoruz çevrede ne kadar kurt, böğürtü, böcek, köpek ne varsa hepsi geliyor. Hepsi koro halinde ötüyorlar, uluyorlar. Tabi yoldan geçen geçemiyor. Ya geçtiyse hız da geçiyor en yakın kahveye atıyor kendini.
Mezarlıktan diyor sesler geliyordu. Mezardan ölüler kalkmış la la illallah diyordu. Kahvedekiler pür dikkat duruyorlar. Hani bu nereden geliyor? Bir, iki, üç kahvedekilerin hepsi dışarıda. Biz zikrullahı bitiriyoruz. Oraya kahveye çay içmeye gideceğiz ya. Biz yavaş yavaş. Breler duydunuz mu? Neyi diyorum ben? Ölüler kalkmış. Ölülerden ne korkuyorsunuz? Dirilerden korkun siz diyorum ben. Ölülerden bir şey olmaz. Velhasıl böyle şey, zikrullah devam ediyor bizde. Biz şimdi hiç umurumuzda değil tabi. Ben de Ali sana dedim, basılmaktan mı korkuyorsun filan? İçimden. Tam polis, bütün bayındırlılar o Renault polis sesini bilir. Arabanın sesini. Böyle polis bizim sokağa girdi, geldi, geldi, geldi. İki, üç ev, üç, dört ev filan var. Şeyh Efendi anında. Eşhedü en la ilahe illallah dedi.
Tık yok. Öyle dervişlik disiplin ister. Üstad eşhedü en la ilahe illallah deyince, birisi la ilahe illallah la ilahe illallah diyorsa o nefsinden diyor onu. Cezbe filan değil o. O hevasını cezbe zannediyor. Başka bir şey değildir. Çıt yok. Araba pırrrr. Geçti önümüzden. Muhammedun Resulullah ardından. Böyle 15 saniye filan. Ondan sonra başladı. El evelallah, el ahirallah, el zahirallah. Yo özür dilerim. Ta buraya geçmezden önce. Bu yolda basılmak da var. Bu yolda karakol da var.
Bu yolda şu da var. Bu yolda bu da var. Yanımda o. İmam. İmama dedim duydun mu? Mustafa kardeş bana müsaade et diyor. Ben gideyim. Yok dedim kalacağım. Kalacağım. Şimdi o benim eski halimi biliyor ya gidemiyor. Giderse sıkıntı çıkaracağım diyor. Korkuyor ben ona. Sıkıntılıyım ya. Çünkü daha öncesinde de bir problem yaşadık onunla. Ben onu bir toparladım. Bana siz milleti aldatıyorsunuz mu diye. O yüzden şey var. Biraz sıkıntı var ortalıkta. Ve asıl kelam tabii. Bitti zikrullah. Şimdi heva kapısını kesersen kalbine ilham gelir. Şeytanın kapısını kapatırsan kalbine ilham gelir.
Gelir. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri rahatsız olan bir kimse geldi. Şimdi hatırıma gelen şeydi. Bal şerbetiydi. Ona dedi ki bal şerbeti hiç şifadır. Ertesi gün gene geldi. Dedi ki geçmedi ya Resulallah hastalığım. Dedi bal şerbeti içine. Hani bazen kardeşler geliyorlar şimdi. Ya ben peygamber değilim. Öyle yanlış anlaşılmasın da. İşte şu rahatsızlığım var. Şu var. Bu var. Falan söylüyorlar. Tevhid oku diyorum. La ilahe illallah'a devam et. O diyor ki ben diyorum zaten diyor. Bu insanlarda manevi hastalık. Sahabe diyor ki ben içiyorum ya Resulallah diyor. Baş erbeti içiyorum.
Tabi bir daha söylüyor. Yine söylüyor. Ben içiyorum diye. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki bunun midesi yalancı diyor. Hani benim sözüm yalan değil. Üçüncüdür söylüyorum. Benim sözüm yalan değil ya. Bunun midesi yalancı diyor. Bunun midesi yalan söylüyor. Öyle deyince ertesi gün şifa buluyor. Midesi yalancı deyince. Şimdi onun gibi heva hevesi kesince kalbin yalancılığı biter. Şeytana kapı şeytanın kapısını kilit vurunca kalbin yalancılığı biter. Allah bizi onlardan eylesin.
İnşallah. Önümüzdeki cumartesi gün bayramın beşinci günü oluyor Sait. Beşinci günü oluyor. Önümüzdeki hafta bayramın beşinci günü ben buradayım yine inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah beşinci günde sohbeti burada devam ettireceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse. Ondan sonraki perşembe namazgahta. Birkaç sefer bunu söyledim. Arkadaşlar bundan sonra büroya görüşmeye gelmeyin artık. pandemide kardeşler ihtiyaçlarını görsünler soracaklarını özel bir meselelerini söyleyecekler söylesinler diye şeyde ne o büroda görüşmeleri yapıyorduk. Ama şimdi pandemi bitti. Dersler normale girdi. Yine eskisi gibi normalimize döneceğiz.
Allah'tan bir şey gelmezse inşallah bayramdan sonra cumartesi gündüzleri yine namazgahta akşamına burada olacağız inşallah. Perşembe akşamları da namazgahta olacağız. Böyle böyle inşallah normale döneceğiz biz de. O yüzden arkadaşlar bundan sonra büroya gelmesinler. Orayı ziyaret maksatlı veyahut bir şey sormak için öyle gelmesinler inşallah. Başka malum bayramlaşma yine geçen seneki gibi o şeydeki salonda olacak. Neydi oranın adı Cevdet? Bahçe Güveş'te olacak. Geçen sene kurbanda yapmıştık değil mi bayramlaşma geçen sene kurbanda geçen sene kurbanda bayramlaşma yaptığımız yerde olacak. Allah izin versin inşallah.
Herhalde salon on buçuk on birden açılır galiba değil mi Cevdet? Evet sabahtan akşama kadar bizah etmiş. Arkadaşlar saat on bir gibi gelebilirler. on buçuk on birde gelebilirler. Bayramlaşma yapacağız ama bunu da şimdiden herkese de ilan etmiş olayım. Fotoğraf çektirmek için uğraşmayalım. Bu bayram fotoğrafı kaldıralım. Çünkü çok yığılma oluyor. Çok zaman geçiyor. O yüzden fotoğraf işini yok edelim inşallah. böyle bir sıkıntı oluyor. Çünkü arkadaşlar kardeşler hepsi de herkes fotoğraf çekilmek istiyor. O gün de orada biz unutursak Cafer not al da bir kenara onu orada yayınlayalım inşallah. Allah'ın izninden başka benim aklıma gelen bu kadar.
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin. Cümlemizi korusun inşallah. Umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımızdan hepsi muhafaza eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Allah razı olsun cümlemizden.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi