Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Temmuz 2021 · 1:25:11
Sineğin gevşek tevilinin değersizliği, konu başlığı bu bugün. Senin ahvalin, tabii geçen haftadan hatırlayalım, ne vardı? Kur'an'ın kendi kafasına göre, heva heveslerine göre tevil edenler vardı. Kur'an'ın kendi heva ve hevesine göre tevil edip, kendi heva ve hevesine göre hüküm çıkaranlar vardı. Bunlarla alakalıydı, hani Kur'an'dan hüküm çıkaracak olan kimler olabilir diye bir de sıralamıştık.
İşte lügat ilmi olması lazım, nahi-ü sav ilmi olması lazım diye bir sohbet ettiydik. Evet, yani bunlar çünkü ne yapıyorlardı? Bunlar altını, altını bakıra çevirmeye çalışıyorlardı. Kur'an ayetleri altın, bunlar ne yapıyorlardı? İlimsizliklerinden dolayı, ferasetsizliklerinden dolayı. Onlar heva ve heveslerine uyaraktan, Kur'an'ı kendi şeytani düşüncelerine, kendi heva ve heveslerine kurban etmeye çalışıyorlardı.
Evet, Hz. Pir, bu Kur'an tevilcilerine dikkat edin. Mesnevi bundan 800 yıl önce yazılmış, çünkü en son 850. yılını ne şey baruzu kutladıydık. 800 yıl önce bu Kur'an-ı Kerim'i, dini kendi heva ve hevesine göre tevil edenler o zaman için neler söylemiş? Bakın, senin ahvalin, yani bu tevilcilerin bu Kur'an'ı kendi kafasına göre yorumlayanlar için söylüyor.
Senin ahvalin o tuhaf sineğe benzer ki, o kendini bir adam sanırdı. İçmeden kendi kendine sarhoş olmuş, zerresini güneş görmüş, doğan kuşlarının övüldüğünü işitmiş, şüphe yok ki ben vaktin ankasıyım demiş. O sinek, eşek sidi birikintisindeki saman çöpünün üstünde gemi kaptanı gibi başkaldırıp, ben deniz ve gemi hikayesini okumuş, bir zaman bunu düşünmüştüm.
İşte şu deniz, şu gemi, ben de bunun ehliyim, reyve, tedbir sahibi bir kaptanım dedi. Deniz üstünde salını sürüp durmadaydı. O kadarcık bir su ona haddinden fazla göründü. O sidik sineğe göre hudutsuzdu. Sinek de onu olduğu gibi görecek göz nerede? Onun alemi kendi görüşüne göre olur. Gözü bu kadardır, denizi de ona göre. Batıl tevilci sinek gibidir. Vehmi, eşek sidiği tevil ve tasavvuru saman çöpüdür. Eğer sinek kendi rey ile saplandığı tevhilden geçse, Baht, o sineği hüma yapar.
Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz, ruhu surete layık olmayacak derecede yüksek bir zat olur. Bu akşamki dersin meslemedeki beytleri bu. Demek ki bu heva ve hevesine uymuş, şeytanın ayak izlerini takip eden, kendi nefsinin ayak izlerini takip eden, ama Kur'an'ı tevil edenler, ama kendilerince dini yaşamaya çalıştıklarını zannedenler, bu sinek gibidir.
Veyahut da bir kısım sufi görünümündeki kimseler de bu sinek gibidir. Nasıldır? Önce bizi bağlayan yerden gireyim. Sinek gibi dediğim şey şu, bazen sufilerin vartaya düştüğü, ayağının kaydığı yerler vardır. Bunlar nelerdir? Hep böyle zaman zaman söylerim ya, o kimse birkaç rüya görür, birkaç hal görür, bir çıt daha üstü, onun üzerinden birkaç keramet zuhur eder, o kendisini oldum perdesine atar.
O kendisini daha sufili pişmemiştir, daha herhangi bir şey yoktur, ama o oldum deryasına kendisini atar ve kendisini bu sinek gibi, çok affedersiniz, eşek sildiğinde, saman çöpünün üzerinde, kendini kaptanı derya zanneder. Bu sufilerde yaşanır mı? El cevap yaşanır. Sufilerde bu genelde, üçüncü makamla, dördüncü makam arasında yaşanır. Beşinci makama, o kimse geldiğinde, bu tip şeylere ehemmiyet vermemeye başlar. Tehlikeli midir? Evet ama ehemmiyet vermemeye başlar. Bu üçüncü, dördüncü makamda olanlar, kendilerine lakaplar taktırmaya başlar. Birisi ona bir lakab takar. Kimisi ona işte hocam der, kimisi şeyhim der, kimisi ona halifem der, kimisi ona işte zakir değildir, zakirim der.
O da ondan mutluluk duyar. Birisi ona gider okutur, birisi gider ona kendisini üfletir, birisi gider ondan akıllar alır, birisi gider ondan bir istişare eder, birisi gider ona bir şey söyler, o da orada artık kendi kendisine ahkam kesmeye başlar. Sufilikteki varta budur. İşine bakmaz. Ya o böyle kendince önemli bir zat olmuştur. Allah muhafaza eylesin. Bunun normalde bir de nesi var? Aslında hani sahte sarhoşlar vardır. Sahte sarhoş nedir? Sufilikte kendince, kendisi spontane bir beyt söyleyemez kendisinden. Ezber beytler söyler. Yunus'tan iki şiir, Mevlana'dan beş tane beyt, Niyazımız sizden on tane beyt, herhangi bir yerden bir divan ezberler, onunla avlar insanları.
Ona desen ki, aşıksan, neye aşıksan, onunla alakalı bana anlat desen, o susar. Oradan bir dem vuramaz. Oysa, aşıksa bir kimse, aşık olduğu maşıkunu, her demde, her perdede, görmeyi arzu eder. Ve onunla olmayı arzu eder. Ve öyle olunca da, o kimse her demde, her perdede, o sevgilisinden bahseder. O maşuğundan bahseder. Bahsedemiyorsa, tabiri caizse, ayran içip sarhoş olanlardan. Onlar yalancı sarhoş. Onlar sahte sarhoş. Yalancı ve sahte sarhoş olduğundan dolayı, etrafındaki insanlar da ne yapıyorlar? Onun o yalancı ve sahte sarhoşluğuna kanıyorlar. Bunlar, çok özür dilerim, beyaz bir şey içtiklerinde, sarhoş olduğunu düşünüyorlar.
Asıl sarhoşluk, verecek olan şey, mansur şarabıdır. Sen onu içebildiysen, ondan bir damla akıtıldıysa, senin aklın yerinde değildir. Aklın yerinde olmadığından dolayı, sen ezberinden konuşamazsın. Ezber konuşan bir kimsenin, aklı yerindedir. Ben o yüzden ezbercileri sevmem. O sabahtan akşama kadar, bir metni ezberler, metni ezberledikten sonra çıkar, ezberindekini anlatır.
Ona farklı bir soru sorarsan, o farklı bir soruya cevap veremez. Veya o esnada, spontane farklı bir şey geliştiğinde, o tabiri caizse, akıl aşka gelince, çamura saplanmış gibi, çamura saplanmış, eşek misali, apıştı kaldı der ya, Hazreti Pir. O tabiri caizse, apışır kalır. O çünkü, onun sarhoşluğu, sahte bir sarhoşluk. Onun aşıklığı da, sahte bir aşıklık. Onun sufili, henüz daha olgunlaşmamış. Henüz daha kemale ermemiş. Hazreti Pir'in demesiyle, o daha süt içecek. O süt içecek, süt içtikten sonra gelişecek. Gelişince, ekmek istemeye başlayacak. Ama anne memesini, bırakmayı yine de, cesaret edemeyecek.
Çocuk, eğer ki çocukluğundan, erdemliliği var ise, ekmek zamanı geldiğinde, anlememesini kendisi keser. Ama çocuğun erdemliliği yoksa, anne onu eğitir, sütten kesilme çağı geldiğinde, sütten onu keser. Bir kuş misali, anne kuş, ne zaman uçacaksa, o yavruyu o zaman uçurur. Ama anne kuş acemi ise, veyahut da kuş, kendisinde olmayan bir hırs, kendisinde olmaması gereken bir kibir var ise, henüz daha kanatları tüylenmeden, uçma sevdasıyla kendisini yavrudan atar. Uçma sevdasıyla kendisini yavrudan atınca, hazırda bekleyen avcılar, o yavru kuşu avlarlar, Sufi'nin de, henüz daha uçmaklığa varmamış olan Sufi de, kendi kendisine ben uçmaklığa vardım der ise, avcı olan şeytan, avcı olan heva heves, avcı olan nefis, ve şeytanlaşmış, nefsine kul olmuş, heva ve hevesine tapınmış olan, o avcı insanlar,
o Sufi'yi avlarlar. Gaflete düşeni, birisi avlar. İşte Hz. Pir, bu sinek hikayesiyle, herkese ders veriyor. Burada Kur'an tevhidcilerine ders verirken, aynı dersi de ne yapacağız? Biz, kendimize çıkaracağız. Ve kendi kendimize, hani, Abdülkadir Geylan Hazretleri'ne gelir, birkaç tane şey, derviş, derler ya, bizim üstadımız, her gece Zikullah'ta, cennet meyvesi yiyor der.
Mübarek rabıta eder. O rabıtasında bakar ki, onların dediği şey, cennet bahçelerinde dolaşan bir kimse değildir. Şeylere der ki, onun dervişlerine, üstadınıza selam söyleyin. Yine öyle bir cennet bahçelerine girdiğinde, bu fakire de himmet etsin. Biz de cennet bahçelerinde dolaşalım, oranın meyvelerinden, nasiplenelim der. Yine Zikullah alakasında, öyle bir hal olunca, o zat büyük bir kibirle, ya Geylani, gel seninle bizim soframızdan misafirimiz ol, deyince, tabi o zat bir bakmış ki, çok affedersiniz elinde, eşek boku var. yediği cennet nimeti diye, yediği şey, eşek boku. Ondan sonra kendine gelir. Ve koşa koşa gelir, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin önünde, diş çöker, der ki, biz küstahlık yaptık, biz kibirlilik yaptık, kendimizi cennet bahçelerinde, cennet nimetleri yiyenlerden zannettik, bizi affet, bize de ders ver, himmet et, biz de senin dervişin olalım,
der ve ders alırlar. İşte, Sufi'nin, olmadan önce, kendi kendine oldum diyeni, bu, sinek gibi olur, Allah muhafaza eylesin. Doğan kuşlarının, öldüğünü işitmiş, şüphe yok ki, ben de vaktin an katsıyım, demiş. Şimdi, kuşların içerisinde doğan kuş, övülür ya, met edilir. İnsanların içerisinde, peygamberler övülür, met edilir. Ondan sonra, veliler met edilir, övülür. Sonra, salih insanlar, met edilir, övülür. Sufiler, met edilir, övülür. Sufiler, geçmiş dönemde, sufiler, met edilir, övülürdü. Geçmiş dönemlerde, Allah dostları, veliler, met edilir, övülürlerdi. O yüzden, bir kimse, etrafındaki insanları aldatacaksa, ya dervişlikle aldatırdı, ya da üstadlıkla anlatılırdı, aldatılırdı.
Şimdi öyle değil. Şimdi, dışarıdaki toplum, veliyi tanımıyor. Dışarıdaki toplum, sufiyi tanımıyor. O yüzden, dışarıda, ben sufiyim derseniz, işiniz bozulur. Ben dervişim derseniz, dışarıda, işiniz bozulur. Neden? İnsanlar, çünkü, sufilere karşı, dervişlere karşı, antipatisi var. Hele bu zamanda, insanlar artık, tekrar, sakallara karşı dahi, antipati duymaya başladılar. Örtülülere karşı, antipati duymaya başladılar. Sebep, çünkü, bugünkü toplumda, ben mücahidim, ben Müslümanım, ben işte, şöyle cihat edeceğim, şöyle davamız var, böyle davamız var diyen, belli bir makama, belli bir mevkiye gelince, bozuldular.
Parayı gören, makamı gören bozuldu. Parayı gördü, makamı gördü, bozuldu. haramlara daldılar. Lüks villalar, lüks arabalar, haksız kazançlar içerisinde, yüzüp gitmeye başladılar. Bunu gören toplum, Müslümanlardan soğumaya başladı. İslam'dan soğumaya başladı. Bunu gören gençler, Müslümanları ve, İslam'ı yaşıyorum diyenleri, hepsinde bir kategoriye koymaya başladı. Artık insanlara, dinden bahsedemez olduk. Artık insanlara, sufilikten bahsedemez olduk. Sebep, bizdenmiş gibi görünenler, bizimleymiş gibi görünenler, ne yazık ki, İslam'ın, yasakladığı her şeyi, İslam'mış gibi görünerekten yaptılar. İşte, böyle İslam, Müslümanlık, geçerakçı olunca, işte bir yerlere gidip, bir makam sahibi olmak, bir yerlere gidip, bir mevki sahibi olmak, bir yerlere gidip, üç beş kuruş, kendisine para devşirmek için, kendisini, Müslüman'mış gibi, veya o partidenmiş gibi, veyahut da o cemaattan, o topluluktanmış gibi gösterip,
böyle, kendilerini, dizayn ettiklerinden dolayı, o insanlara bakan, toplum, İslam'dan soğudu, dinden soğudu. Ama, geçerakçıydı ya, İslam olmak, Müslüman olmak, geçerakçı olunca, işte, doğan kuşlarının, met edildiği gibi, o da kendisini, doğan kuşu gibi, gördü. Ben, vaktin ankasıyım, dedi. Yani, ben, sufilik olarak, buna bakacak olursak, ben zamanın kutbuyum, dedi. Bakın, ben zamanın kutbuyum, dedi. Benden başka kutup yok, dedi. Ben son kutubum, dedi. Benden sonra gelecek olanlar, kutup olmayacak, dedi. O zamanın ankasıyım, ben zamanın İsa'sıyım, ben zamanın Musa'sıyım, ben zamanın Nebi'siyim, dedi.
Hatta birisi çıktı, ben Nebi'yim, dedi. Bir başka birisi çıktı, ben zamanın Mehdi'siyim, ben Mehdi'yim, dedi. Bir başkası çıktı, ben zamanın İmam-ı Azamıyım, dedi. İmam-ı Azam kim oluyor ki, dedi. Bunun kulaklarımla duyduğum, şeyleri söylüyorum, televizyonlarda, kulaklarımla duyup, gözümle, seyrettim, şeyleri söylüyorum size. Bunları bu fakir kulaklarıyla duydu. Bu neden? Çünkü insanlar, oradan aldatılıyorlar. İnsanları dinden anlatırsınız, aldatırsınız, çok rahat. çok rahat, çok rahat ırktan aldatırsınız, çok rahat milliyetçilikten aldatırsınız, çok rahat dinden aldatırsınız, çok rahat sufilikten, cemaatten, tarikattan, cemiyetten, topluluktan aldatırsınız.
Çok rahat aldatırsınız. O yüzden bu fakir, 30 kusur yıldır bağırır, der ki, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Bir kimse, size sohbet etti de, sonra pamuk eller cebi, hala da söylüyorum bunu, hala da Ümmet-i Muhammed, kandırılmaktan zevk alıyor. Ya bir sohbetin arkasından çıkarken, pamuk eller cebe denir mi?
Ama hala da deniyor. Bunu alıştıran ne? Bunu alıştıran Diyanet, hiçbir cuma hutbesi duymadım daha, namaza başladığımdan itibaren, hiçbir cuma hutbesi duymadım ki, ardından para istenmemiş olsun. Bu Hristiyanlık'ta var bu. Bu Musevilik'te var. Başka hiçbir şey de yok bu. Hristiyanlık gidersin, bozulmuş Hristiyanlık, gidersin kiliseye yardım edersin, papaz seni affeder. Ne zaman pazar hainine gitseler, para toplarlar. Herkes affolmuş olarak çıkar. Bu Musevilik'te var.
Suç işlersen, suç işlersen, günah işlersen, gidersin, hahan başına parayı verirsin, af olursun. Bu Türkiye'de değişik topluluklar var. Değişik topluluklarda düşkün ilan edilenler, orada gider, dedeye para verir, kurban keser, oraya tasadduk eder, düşkünlükten kurtulur. İslam bu değildir. Müslüman dilenci değildir.
Hiç kimse peygamberlik taslayıp, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, cihada gideceği zaman, işte Müslümanlardan yardım topladı deyip de, onun arkasına sığınıp, para toplamasın. Onun arkasına sığınıp, para toplamasın. Hadi cihada gideceksen, silah mı alacaksın cihada gitmek için? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, silah almak için para toplattı. Zırh almak için para topladı. Silah almak için, zırh almak için topladı. Sen ne için topladın? Ne için topladın? Belli değil. İşte, doğan kuşu kendisini zanneder. Ne yapar? Kendisini der ki, ben zamanın kutbuyum. Kendisine der ki, ben zamanın piriyim.
Kendisine der ki, ben zamanın nebisiyim. Kendisi için der ki, ben olmasam dünya helak olurdu. Kendisi için der ki, ben zamanın imamı azamıyım. Kendisi için der ki, ben zamanın en büyük tefsir kutbuyum. Kendisi için bunu söyler. Allah muhafaza eylesin. O sinek, eşek sidi birinkitisindeki, saman çöpünün üstünde, gemi kaptanı gibi baş kaldırıp, ben deniz ve gemi hikayesini okumuş, bir zaman bunu düşünmüştüm. İşte şu deniz, şu gemi, ben de rey ve tedbir sahibi kaptanım der. İşte bu tip, heva ve hevesine düşkün insanlar, bu tip nefsaniyete, şeytaniyete hizmet edenler, bu tip dünya makamına, dünyanın parasına, puluna tapanlar, kendilerince, kendilerini zirvede görürler. Şimdi, Cevdet'i görünce, sanat erbabını da katayım.
Sanat erbabı da öyle görür. Adam iki civata sıkar, kendini usta görür. Evet. Sanat erbabında da vardır o. Destere tutmasını bilmez, kendisini mobilyacı görür. Perişan eder milleti. Anahtar tutmasını bilmez, kendisini tamirci görür. Bazen zaman zaman, böyle bir anı olarak anlatıyorum, ben sohbete gidiyorum, Ankara'ya, yolda araba, ha bire böyle şey yapıyor, tekliyor, arıza yapıyor filan. Sabah daha herkes kapalı tabi. Cevdet'e telefon açtım. Cevdet böyle böyle yapıyor dedim ben. Dedi ki, en yakın bir elektrikçiye gir.
Ondan sonra, dedi ki, böyle bir baktır buna, hani bir, şeylerini ölçtüttür, elektrik gelen yerlerini. Bir elektrikçiye girdim, bozu yükte. Açtım kaputu. Adam baktı, baktı, baktı. Benim gibi bakıyor o da. Yani bir fark yok yani. Onun bakışıyla, benim bakışımın arasında bir fark yok. Dedim kapat. Dedim kapat abicim sen dedim. Ondan sonra, ayıp söylemesi, bir sabah şeftesi verdim. İş yaptırın, yaptırmayın. bir esnafa gittiğinizde, isterse bir lira olsun, bir sabah şeftesi verin esnafa. Aha da yaptırsın. Böyle bir iş yapmadı.
Selamun Aleyküm, hayırlı işler. Hayır. Adam şefte yapsın. Bir de içinden dua et ona. Ya Rabbi bereketlendir, lütuflandır, ikramlandır. Katından ver. Hayırlısıyla de. Dua et. Dedim kapat abicim. Kapattı. Aradım. Dedim Cevdet Usta, adam dedim dükkanı açmış ama, benim gibi baktı baktı kaldı dedim ben. Bir şey yok. Dedim çünkü dedim, o senin dediğin dedim, o küçük aküyü nerede olduğunu dahi bilmiyor bu adam dedim ben. Benim gibi dedim. Öyle oldu değil mi? Biz ikinci bir elektrikçiye gittik. O da büyük bir aldı, tornavida, pense falan. Geldi. Ondan sonra, hani takım taklavatı aldı. Ben açtım arabanın önünü. Dedim, nerede bunun küçük aküsü?
Böyle baktı. Bunlarda iki akü mü var dedi. Vallahi iki akü varmış, ben de bilmiyordum dedim. Ben dedim, ustayı vereyim, sana tarif etsin dedim. Verdim, Cevdet Usta'yı. Dedim, usta tarif et, ben yolda kalacağım ya. Neyse, tarif etti ona. Şurayı aç, buraya aç. Adam öyle tarif etmesine rağmen açamıyor adam. Zor açtı. Ben dedim, iyice bu hasar verecek ha. Bunlar ustayım diye dükkanı açmışlar. öyle olmayın. İnsanların malına zarar verirsiniz. Allah korusun. Şimdi, işte bunun gibi, sanat erbabında da olmadanı, oldum diyenler var ya, adam tahtaya çivi çakmasını bilmiyor, mobilyacı. Adam duvar örmesini bilmiyor ama duvarcı.
bakıyorum ben şimdi böyle, diyorum ya, bu duvar yamuk olmamış mı diyorum ben, sıvacı düzeltir diyor. Nafıza diyorum, nafız sen düzeltecekmişsin, benim yanımda bir şey demiyor. Ben gittikten sonra onun boğazını sıkacak neredeyse nafız, sen neden böyle yamuk yaptın diye. Ama ne adam, duvar ustası. Onlar da alışkanlıkmış öyle, replikmiş. Ne o? duvar ustasının hatasını sıvacı kapatıyormuş, sıvacının hatasını boyacı kapatıyormuş. Yani sen. Neden hata? Yok işte, olmadan önce oldum. Allah muhafaza eylesin. İşte böyle olmadan önce olunca, dine de zarar veriyor, sanata da zarar veriyor. Veyahut da evlilik çağına gelen insanlar, anne baba çocuğuna bakıyor, çocuğunun eksiğini görmüyor.
Diyor ki, benim çocuğum evliliği götürür. başlıyor kızar ama. Soruyorsun, ne iş yapıyor? İş yok. Soruyorsun, diyorsun ne geliri var? Geliri yok. Ama evlenecek. Veya, kız evlenecek, unutmadığım böyle anekdotlar var bende. Hacı kardeş, evlendir, her şey sana ait. Evlendir, iyi olur. Aa, düğüne bir hafta var, benim kızım, bulaşık yıkamasını bilmiyor. Nasıl yani? E, basbayağı. E, ne olacak? Bulaşık makinesi alsın, erkek tarafı. Allah Allah. Ya, olur mu? E, olacak, kalsın yoksa.
Kızı, o güne kadar elinde bulaşık, hiç yıkamamış. Kızını evlendiriyor adam, kadın. Ben, grugi duruyorum ben. Eyvah diyorum ya, nasıl bir işin içerisine girdim ben. Erkek derviş, kız derviş, aileler derviş. O diyor ki, kalsın, benim kızım, bulaşık makinesiz mi evlenecek? Düğüne bir hafta var, kartlar bile basılmış. Çocuğa diyorum ki, böyle böyle, kalsın abi diyor. Ben bulaşık makinesi alamam şimdi. Aldık, gönderdik. Kız oğlanı aldı diyor, oğlanı kız aldı diyor. Herkes birbirlerine, dediğini yaptırdı.
Oğlan Mustafa Özbağ oldu arada. Eğlendiler, mutlular, çoluk çocukları var. Allah mutluluklarını artırsın. Sıkıntı yok. Ama, kızını evlendirecek. Bulaşık yıkamasını bilmiyor o kız. elde bulaşık yıkamasını bilmiyor. Ben biliyorum, o bilmiyor. Ben biliyorum, iyi bulaşık yıkarım ben. O bilmiyor. Ama evlendiriyor kızını. Muhteşem. Allah muhafaza eylesin. Ve o, on numara, ben ev hanımıyım diyor. Öbürkü de diyor ki, ben on numara adamım. Evlendikten daha, bir ay geçmiyor, evin kirasını ödeyemedik. Babana söyle de, evin kirasını ödesin diyor adam. evlendiği gece, ne kadar takı varsa, alıyor takıları, borç ödemem koşturuyor, ertesi gün sabah.
Daha ilerisini söyleyeyim. Düğün salonunda, takılarla borç ödüyor. Düğün salonunda, daha düğün bitmemiş. Düğün salonunda, düğün bitmemiş, takılarla borç ödüyor. Düğün salonunda ödüyor. bu da oğlanı evlendiriyor. Fazla değil, 5-6 ay sürüyor zaten. Allah muhafaza eylesin. O sidik sineğe göre, deniz üstünde, salını sürüp durmaktaydı. O kadarcık bir su, ona haddinden fazla göründü. Böyle insanlara, küçücük şeyler, çok büyük şey görünür. Bir rüya görür, onun için rüya çok önemlidir. O yeşillikler içerisinde, bir kuşun uçtuğunu görmüş. O rüyayı, tevil ettirmeli o. O gözünü kapandığında, bir anda böyle bir şey oluvermiş, ama ne olduğu belli değil.
O önemli o. O gözünü kapattığında, başka bir perde açıldı. Ama ne olduğunu bilmiyor. Ben bunları, normalde dinlediklerinden söylüyorum. Onun rüyası, muhakkak çok önemlidir. Bir normalde, yeşilliklerin içerisinde giderken, bir ağacın üstünde, bir tane kuş görmüş, o kuş ona gözünü dikmiş ve bakmış. Muhakkak tevil edilmesi lazım onun. Ve ne zaman görmüş? Sabah saat üç buçukta görmüş. Üç buçukta telefon cayır cayır çalması lazım. Sen de diyeceksin ki, yani bu saatte, ya ölüm oldu, ya hastanede kaldı, ya postanede kaldı, ya yolda kaldı. Bayansa, kocası evden kovdu. Evet, yeni çıktı bunlar.
Bunlar yeni çıktı. Bunlar adamız diye geziniyorlar içimizde. Gece saat üçte, üç buçukta, dörtte, kadını kapının önüne bırakanlar var. İyi ki bunlar derviş değil, dersini, mersini alır, Fizan'a gönderirdim zaten. Ama var, bunlar adamız diye geziniyorlar ortalıkta. Yani benim telefonum üç buçuk, dörtte çalınca, ben kendimce bunlar var diyorum ben. Ya sokağa atıldı, kadının birisi, bizim dervişlerden birisi. Ya adam dövdü, fattı, bizim derviş bayanlardan birisi. Ya evet, bakıyorum, bunun annesi hastaydı diyorum ben. Annesiyle alakalı bir şey oldu herhalde diyorum. Açıyorum. Veyahut da işte, babasıyla, eşiyle, bir tarafında bir şey var, bir sıkıntı var.
Orada açıp bakıyorum. Bazen normalde işte, numara farklı, bende kayıtlı değil. Saat üç buçuk, açıyorum. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Tamam diyorum ya. Mustafa Hoca ile görüşüyorum. Dedi mi tamam. Derviş değil o. Ben hoca değilim, buyurun. Hocam bir rüya gördüm. Allah'ım yarabbi. Hayırdır inşallah diyorum ya. Hayırdır inşallah. İşte anlattığım rüyayı anlatıyor. Veya bunların farklı versiyonları. Üzerine alınsın insanlar, bunu da söyleyeyim. Veya sabahleyin, yani saat üç buçuk, dörtte, elli altmış tane mesaj. Bir şahıstan. Yazıyor.
Ben bir cümle yazıyorum. Saatin dört olduğunun farkında mısın? En sonuncusu şu. En son mesaj şu. Neden cevap yok? Soru işareti. Şikayet için değil. O da kendini çünkü, kaptanı derya görüyor. O rüya onun için kaptanı derya. Veya o kimse çok önemli derviş. O şahıs çok önemli. Her şeyden önemli. Senin her şeyinden önemli o. Saat üç buçuk cevap vereceksin. Saat beş buçuk cevap vereceksin. Hiç önemli değil. Veya ne zaman o yazdı, sen hazır kıta bekleyeceksin, cevap vereceksin. Veya o aramış, hazret aramış ya. Aramış anında cevap vereceksin. Sebep? O çünkü, kaptanı derya.
O an kakışı. O doğan çünkü. Onun gibi derviş yok. Onun gibi alim yok. Onun gibi fıkıh bilen yok. Onun gibi tefsirci yok. O sidik sineğe göre hudutsuzdu. Sinek de onu olduğu gibi görecek göz nerede? Ama bu insanlarda bir meseleyi olduğu gibi görecek göz yok. Sebep? Ferasetsiz. Sebep? Aşk ehli değil. Sebep? Zikir ehli değil. Sebep? Mana ehli değil. Eğer mana ehli olmuş olsaydı, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yürüp giderken, bu kabirdekilerin azaplarını gördünüz mü? Onu görecekti.
Veyahut da mana ehli olmuş olsaydı, mana ehli olmuş olsaydı, Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri gibi, hutbeye çıktığında, Ya sahraca böyle diyecekti. Ama yok, o mana yok onda. O mana olmadığı halde, benim gibi kör, kendisini görüyormuş gibi gösteriyor. Kendisini ne yapıyor? Görüyormuş gibi gösteriyor. Kendisini mana ehliymiş gibi gösteriyor. Hatta inanıyor ona. Bakın, hatta inanıyor. Hatta böyle kendince böyle, daha yeni daha sen çorbaya üf diyorsun ya daha dur. Daha yeni derviş olmuşsun. Hadi bakalım daha ne yollar geçeceksin daha? Ona biraz öte git deyince bir bakmışsın gitmiş. Dur daha.
Daha dur daha ne çileler çekeceksin sen? Ne sıkıntılar göreceksin? Yok. Şimdi bugünün insanı, bir anda olacak bitecek. Bir anda. Yazıyor, üç gündür ders almış. Benim seyr-i sülüküm ne zaman başlayacak? Dedim ki, hiç gıybet etmediğin zaman başlayacak. Senin seyr-i sülükün, gıybeti bıraktığın zaman başlayacak. Cevap yok. Yazıyor, bana ne zaman esma vereceksiniz? Rüyanda gördüğünde esma vereceğim diyorum. Gör rüyanda esma vereyim sana. Ama yok. Ama esma bekliyor. Neden? Onun gördüğü, kendisini hadsiz, hudutsuz görünüyor. Onun kendince o, bir şeyi görüyor ya, örnekliyorum şimdi.
Birçok böyle, Şeyh Efendi'nin zamanından söyleyeyim. İşte Şeyh Efendi dedi ki, bir yere gittik, Mustafa Efendi'ye anlatın hallerinizi, rüyalarınızı dedi. Bana dedi Mustafa Efendi, şurada bayanlar var dedi. Ben de onlarla bir görüşeyim oğlum. Buradan bu gece giderim dedi. Emredersiniz efendim dedi. Neyse, tabi oranın o erkekler toplandılar. Böyle dervişlerde şey vardır, kabullenememe hastalığı vardır. Bir şey kabullenmez. Böyle inadi takılır. Mesela işte, adından bütün semazen, mıttırbandan sorumlu. Öyle değil mi? Adam onu kabullenmek istemez. İçinden ona karşı muhalefet götürür. Onu o vazifeye veren kim?
Üstadı. Sen üstadına muhalefet ediyorsun, ona değil. Onun farkına varmaz o. İşte Erdoğan, Tekirdağ'ın zakiri. Orada o kimse, ona karşı içinde muhalefet besler. Ya sen aslında üstada muhalefet ettin. Neden? O ben bir gün sabahleyen kalkıp, ben zakirim deme de ki. Onu oraya atayan var. Sen ona neden muhalefet gösteriyorsun? Dervişler de bu, batini hastalıktır. Manevi hastalıktır bu. Bayanlarda da vardır bu. Erkeklerde de vardır. Hatta bir kısmı der ya, mesela işte, Semazen'in birisi şunu der. Ben şeyhime bağlıyım. Ya adlan kim oluyormuş ya? Bunlar manevi hastalıktır.
Ben şeyhimi tanırım, başka kimseyi tanımam. E sen şeyhin tanıyor musun? Evet. E onda onu vazifeli kılmış. Onu oraya, o sen vazifelisin demiş. Sen nasıl tanıyorsun şeyhini? Yok. Aslında gerçekten şeyhine de muhalefet ediyor. Manevi hastalıktır bunlar. Şimdi şeyh efendi dedi ki, Mustafa efendi dedi, oğlum sen dinle, hallerinizi, rüyalarınızı anlatın Mustafa efendi dedi.
Ben oturdum şimdi. Arkadaşlar, bir soracağı olan varsa, anlatacağı olan varsa anlatsın. Ben şimdi, birisi dedi, anlattığımız hali, böyle, aslında dedi, anlayabilecek mi acaba dedi. Ben hiç oralan olmadım. gene birine mesela işte Erdoğan. Erdoğan'ı anlat bakalım ya, Mustafa efendiye. Seninkini anlar, yani Erdoğan şey, daha düşük ya, onun kınıı anlarız. Neyse, gene böyle, bir iki, bir şey, varyata yaptı. Orada birisine dedi, sen dedi, eşofmanlarla gece yatıyorsun, terlemiyor musun?
dedi ona. Allah'ım ya Rabbim diyorum, bana sabır ver. Biz tabi, o zamanlarda böyle değilim ben biraz, daha deli doluyum. Neyse, bir iki daha o, pijama muhabbeti devam etti. Senin dersini mi alayım, göndereyim dedim, dersini almadan mı göndereyim dedim.
Durdu şimdi. Yoksa dedim, ne haltı işlediğini, hepsini sayayım da mı göndereyim burada dedim. Yok bunda. Dün gece ne yaptığını, bir gün önce gece ne yaptığını, bir gün önce gecenin gündüzünü ne yaptığını, eşine ne yaptığını, ona nasıl davrandığını, ben şimdi. Bu durdu, daha anlatayım mı dedim ben. Bu kaldı şimdi, milletin donundan mı uğraşıyorsun dedim. Senin dediğin zamanda da, o adam dedim, eşofmanlarla yatmadıydı dedim. O da senden dedim, sopasını sakladı dedim ben. Döndüm, dost doğru söylesene, eşofman yoktu ayağında desene dedim ben. Yoktu abi dedi, ne söylemiyorsun dedim.
Desene dedim ben, eşofmanlarla yatmışım, senin gibi çiçekli böcekli pijamayla yatmadım, deseydin ya dedim ben. Tık yok. Alayım mı dersini dedim ben. Gene tık yok. Sen hiçbir hal görmüyorsun dedim. Hal gördüğünü zannediyorsun sen dedim. Ben Geylan Hazretleri'ni görüyorum ama dedi, kendin konuşturuyorsun onu dedim, kendin hepsinde dedim.
Bu kaldı. Dedim, senin görmüş olduğun hallerin hepsinde dedim ben. Sen pir efendileri gördüğünü düşünüyorsun. Hepsinde sen kendin konuşturuyorsun dedim. Bu kaldı şimdi. Ama orada ne kendince, orada beş on kişinin içerisinde o hal dervişi konumuna koymuş kendine. O kendince o hayallemeyi, hayallemeye eşek sidiği gör. O eşek sidiğin üzerinde o kendince bir tane de şey, ne o, saman çöpü kendini kaptanı derya görüyor. Sufilikte. Fıkıhta, o kimse iki tane kitap okumuş, kendisini İmam-ı Azam görüyor. Öbürki tefsirde, o iki tane tefsir yazmış, kendisini Fahrettin Razi'den fazla görüyor. Tabari'den fazla görüyor kendisini. Allah muhafaza eylesin.
Neden? Çünkü bunların hiçbirisinde gerçek anlamda mana yok. Sıkıntı bu. Mana yok. Mana olan kimse, ben oldum, ben gördüm, ben bittim, ben şöyleyim, ben böyleyim, ağzından çıkmaz onun. Hakkimizin dedi, yoktur, varmış gibi gösteriyor. Hani var ama konuşmuyor. Deyin canım kardeşim, yapma. Terviş seni yaşa. Batıl tevilci sinek gibidir. Vehme eşeksi değil, tevil ve tasavvuru, saman çöpüdür. Batıl tevilci. Yani bu batıl tevilcine, Kur'an'ı tevil edenler, meselelere tevil edenler, meseleleri tevil eden, sufilikte, batıl tevilci, rüya tevili de yok, hal tevili de yok.
Kendi kendine rüya tevil edeceğim, hal tevil edeceğim diye uğraşıyor. Batıl tevilci, sufilikte, otur oturduğun yere, sufilikteki disiplin çok güzeldir. Bir kimsenin üstadı varsa, mesele bitmiştir. O kimse der ki, üstadımıza sor canım kardeşim. Senin gördüğün rüya, evet, bak, sana makam verecekler. İsa, sana bir makam verileceğini, ben bekliyorum, bekliyorum, bir makam verilecek sana.
Tamam. İsa, o batıl tevilcinin peşinde. Ona söyledi ya, ona bir makam verecekler. Bu bayanların arasında daha fazladır. Hele pandemide, internette, bomba. Onu söyleyen, karşıdaki dervişse, o derviş dönüyor şeyhine. Diyor efendim, filanca kardeş bana böyle böyle dedi diyor, ne kadar itibar edeyim. Ben de diyorum ki, bunlar boş muhabbet, kalıyor. Ama bunu böyle teyit etmeyenler var. Ona tatlı geliyor. Ona diyor ki, yakında sana makam verecekler. Ona diyor ki, yakında sana mevki verecekler. Bak, İsa, sen benim dersimi takip et, sana Kur'an okutacağım bak. Sen internette benim zoom'uma katıl, duayı sana yaptıracağım.
Olmadı, biraz da hediye gönder bana. Ben sana her şeyi yapacağım ya, merak etme ben. Batıl tevilci bunlar. Ben, kendi içinde bulunduğum, topluluğu da konuşurum. Ben Kur'an, sünnet, yolunda yürüyeceğim. Beni ilgilendirmez, bir kimse kırılacakmış, üzülecekmiş. Ben doğruyu anlatmaya çalışırım. Batıl tevilci. Ömer, yarın Emur Sultan'a gideceğim, senin için dua edeceğim. Husisi baka. Tamam. Yani, zoom'dan beni takip et ama. İyi mi? Emur Sultan geldi, seninle alakalı bir şey söyledi baka. Ne söyledi? Bir şey söyledi ama, söyleyemem şimdi sana. Batıl tevilci bunlar.
Bunlar, dervişlerin algılarını, daha doğrusu, Allah affesini, yeni, yepildek dervişleri, kandıran yol kesici bunlar. Batıl tevilci. Bir ara, Şeyh Efendi'nin zamanında da, birisi vardı bizde. Der mesela işte, Erkan, seni dosdoğru yetiştirmemiş Mustafa abin. Ben, sen uğramanın ben, seni biraz yetiştireyim. Erkan'ı ben çavuş etmişim, veyahut da derviş. Bu koşuşturuyor ya, batıl tevilci. Adamın kendi nefsine bağlıyor. Cevdet, sen biraz daha çalış, sana şiş buhranı vereceğim.
Cevdet onu görünce, şiş buhranı alacak ya, kolay bir şey mi? Esas duruşa geçiyor. Batıl tevilci. Erkan, rüyanda gördüm, sıkıntın var sende. Batıl tevilci. Sen onu rüyanda gördüysen, ağla sabaha kadar kardeşin için, dua et ona. Onun kendisine söyleme. Ne kendisine söylüyorsun? Batıl tevilci. Bunlar, sufiliğin içerisindeki batıl tevilciler. Bizi ilgilendiren yerler bunlar. Benim üstadım var kardeşim, sana ne ya? Allah affetsin, kendimi büyüklendirmek için söylemiyorum. Şeyhler gelirdi. Ben bayındırdayım. İzmir'den şeyh geliyor.
Mustafa Efendi, seni rüyamızda gördük, bizim halifemiz olacaksın. Kabul et, hemen halifenin hilafetini yazayım senin. Tabi bayındırdayım ben. Yeni, böyle şey, evet, hareketliyiz, canlıyız, koşuşturuyoruz. Böyle ses getiriyor her taraftan. Tabi İzmir'de 6-7 tane şeyh var, Bergama'da var, Manisa'da var, Turgutlu'da var, o zaman şeyhler.
Dağın öbür tarafında Kemal Paşa'da var, bizim bölge, Münbit Toprak. Tire'de var, Ödemiş'te var. Melaminler zaten, Melamin şeyhleri, onlar zaten bomba her birisi de. Tabi, yani var bir sürü her yer. Şimdi duyuluyor ya, bir de benim hikaye enteresan, hikaye çok güzel. Hikaye ne? Yani, adam derviş olmazdan önce, uçmuş, ya sonradan tövbe etmiş, dönmüş, ee, şimdi uçan kuşun kanadını durduruyor havada. Vay, gidelim hemen, batıl tevilci. E, bayındırda bir yaygara koptu, ben bir itikafa girdim, birisi, yemek getirmiş, kapının önüne koymuş, haberim yok.
Yemekten de haberim yok, gerçekten haberim yok. ben içeri bir giriyorum, küçücük bir oda var orada, ben odadan dışarı çıkmıyorum, şeyh efendi yasakladı, güneşi görmeyeceksin, dünya kelamı konuşmayacaksın, işte, telefonda sıraladı, şunu, yemeyeceksin, ben içimden dedim ki, bir şey yemeyeceksin o zaman dedim. Ben birinci gün üç lokma, ikinci lokma, ikinci gün iki lokma, üçüncü gün bir lokma, bildiğiniz lokma, bir dilim ekmek, bunlarla iftar ettim, iftar ettim, sahur değil.
Üçüncü günden sonra, yeme içme yok, bir tek çay var. Bütün gece çay içiyorum. Benim itikaflar öyleydi. Sizinkiler bir şey diyemem. Ben nerede yemek göreceğiz, içmek göreceğiz, biz. Odada duruyorum ben. İftar için, Ramazan ya, iftar için, kapının önüne, bir kimse böyle birkaç tabak yemek koymuş. Sen, yastı namazından önce gelmiş, hem boğuşları almak için, bir bakmış, hepsi kurtlu, içinde kurtlar, cirit atıyor. Utanmış, almış tepsi, eve gitmiş, adama vermiş, veriştirmiş, senin kazancın haram, ben böyle böyle itikaf da orada, ondan sonra, işte, Macir Hasan'ın oğlu, orada itikaf da, ben ona, babamın lakabı bayındırdım, Macir Hasan.
Böyle böyle, ben ona yemek götürdüm, bütün mahalleye yaymış. Demiş ki, kazancından, şüphe eden yemek götürsün, kapının önüne koysun. Bütün bayındır duydu bunu, bir anda. Millet geliyormuş, yatsı namazına, beni görmek için, ben çıkmıyorum namaza, ben içerideyim. bekliyorlarmış, bekliyorlarmış, çıkan yok, giden yok. Diyorlarmış ki, yok kimisi uçtu, kimisi kaçtı, kimisi şu ne oldu, kimisi bu ne oldu. Bizim resmi daire, o zaman orman işletmesinde kalıyorum, en sonunda dayanamamış, müdür, müdür yardımcıları, camiye gelmişler. Müdür demiş ya, ben onun müdürüyüm, gireceğim, görüşeceğim demiş ya, ne yapıyor bu adam. Demişler ki, giremezsin, görüşemezsin. Demiş ya, müdürüyüm ben onun, ben gireceğim. Yok demişler, giremezsin.
Bizim arkadaşlar, kalkmamışlar içeri. E tabi o da dönmüş. Müdür sonra kendisi anlattı bana. Bayındır'da kalmadı bu, bölgeye komple yayıldı. Orada bir tane evliya var diye. Mesela ben sabahleyen evden çıkıyorum, birisi bekliyor kapının önünde. Bismillahirrahmanirrahim. Ben hiç oralı olmuyorum. Ben yürüyorum, ben daireye yetişeceğim, o benim arkamdan koşuyor. Abicim, takip etme beni, bak işine. Ben rüyamda gördüm seni. Ya rüyamda gördüysen, gördün kardeşim, bak işine diyorum ya, gelme. O şimdi, bizi dervişlik yapıyor ya, elini bağlıyor böyle. Tanımıyorum adamı ben. Benden beraber çarşıya doğru, arkamdan geliyor, herkes bize bakıyor. Hanımının arkasından birisi geliyor. Ben utancımdan yerin dibine giriyorum.
En sonunda sert yapıyorum. Git lan. Bak şimdi tersimi döndürüyorum ben. Bu kalıyor. Bir bak işine diyorum ben. Şeyh arıyorsan, Nevşehir'de diyorum. Abdullah Efendi'ye, git bağlan. Ben şeyh falan değilim. O haldeyken bakın, Şeyh Efendi'ye bağlanmıyor adam. Batıl. Anladınız mı batılı şimdi? Ben adama diyorum ki, benim şeyhim Nevşehir'de, Abdullah Gürbüz Efendi. Git ona bağlan. Şeyh o. Ona gidip bağlanmıyor o kimse. Batıl çünkü. Batıl tevilci. Bakın, batıl tevilci. Bu, bütün alanlarda vardır bu. Bütün alanlarda. Allah muhafaza eylesin. Şimdi, bu Kur'an için de geçerli mi?
Evet. Şimdi, çok Kur'an tefsiri var ya, sizin bütün Ümmet-i Muhammed'in aklını, fikrini, kalbini, imanını bulandıran, karıştıran çok şey var. Bakın, tevillerle alakalı. Bunu, dini, çok iyi araştıran, ehl-i sünnet alimleri toplamış bunu. Bilhassa Hanefiler. Ve bilhassa İmam Maturidi dizayn etmiş bunu. Uzak tevil. Yani, manadan uzak. Zayıf tevil. Manayla hiç alakası yok. Hoş olmayan tevil. Yani, işte Allah'a böyle, peygambere neredeyse suç isnat eden şeyler. Zorlama tevil. Yani oradan o mesele anlaşılmaz. Ama zorluyor ya, fasit tevil.
Yapmış olduğu tevilin hiç aslı astarı yok. Pek bilinmeyen tevil. Yani buna baktığımızda, kimse o noktada görüş beyan etmemiş. Kimse orada toplanmamış. Ümmet toplanmamış. Ama o kimse ne yapıyor? Tevil ediyor onu. Veya anlamsız tevil. Özensiz tevil. Delilsiz tevil. Delili yok. Garip tevil. Fazla karışık tevil. Çirkin tevil. Güçsüz tevil. Kabul edilemez tevil. Mezhebi tevil. Yanlış tevil. Batıl tevil. Uydurulmuş tevil. Bidat tevil. Bakın bunlar Kur'an-ı Kerim'i tevil edenlerin düşmüş oldukları girdaplar. Ve biz bu tefsirlerin hangisinde hangi ayet-i kerimede nasıl bir tevil var bilebilecek noktada değiliz zaten.
O yüzden bir Kur'an tevil. O yüzden bir Kur'an tefsir ettim diyen bir profesör çıkıp milletin huzuruna hadislerin hepsi de mevzudur. Hadislerin hepsi de sahih değildir. Benim bu tefsirimde hiçbir rivayet kullanılmamıştır deme cesaretine sahip. Ve biraz ilmi olsa veyahut da o ilim ehli konuşsa o profesörün tefsirinin, teesinin dahi bakılmaması lazım.
Ve ilim dünyası, ilimle o kimseyi boğulması lazım. Ama Türkiye'de veya İslam dünyasında bunun olması mümkün değil. Sebep? Çünkü Kur'an ve sünnet tarihinde duran çok az alim, çok az fıkıhçı, çok az tefsirci, çok az şeyh efendi var. Sıkıntı bu. Veyahut da bir üstadın birisi, şeyhin birisi kalkıp kendi kendisini, kendisini zamanın kutbu ilan edebiliyor.
Birilerinin rüyada birisini zamanın kutbu görmesi farklı bir şeydir. Ama bir kimsenin kendisini zamanın kutbu olarak ilan etmesi farklı bir şeydir. Veyahut da bir üstadın kendisini zamanın kutuplarından birisi olarak ilan etmesi ve insanların buna ses çıkarmaması. Sonra zaten ne o iyi at yemini kendisi arttırılmış, kutupluk yetmiyor, nebiliğe sıçrıyor zaten.
Çünkü durduracak bir organizasyon da yok. Ya düşünebiliyor musunuz? İslam dünyasında, ülkemizde hadisleri komple reddedenler televizyon televizyon dolaşıyor. İsa aleyhisselamın yeniden yeryüzüne indirileceğini reddedenler televizyon televizyon konuşuyor, dolaşıyor. Mehdi âlâ Resul'un çıkmayacağını söyleyenler televizyon televizyon dolaşıyor. Velileri ve velili inkar edenler aslında ayeti de inkar ediyor. Televizyon televizyon konuşuyor, dolaşıyor bunlar. Veya Kur'an-ı Kerim ayetlerine bu Allah'ın ayeti olamaz diyen adamlar televizyon televizyon dolaşıyorlar. İşin acı tarafı bu. Bunları Hazreti Pir eşek sidiğinin üzerinde saman çöpünün üstüne oturmuş bir sineğin kendisini kaptanı derya görmesi olarak nitelendiriyor.
800 yıl öncesinde ve ne yazık ki bunlar böyle. Eğer sinek kendi reyiyle saplandığı tevhilden geçse, bahtı o sineği hüma yapar. Yani o kimse, bu kimseler kendilerince bu kendi heva ve heveslerinden vazgeçseler, kendilerince bu hatalı davranışlarından vazgeçseler, hatalı fikriyattan vazgeçseler, hatalı sufilik anlayışından veyahut da hatalık sufilik duruşundan vazgeçseler, kendilerini Kur'an'a, sünnete rapt etseler, kendilerini üstada rapt etseler, kendilerini sufiliğin ölçülerine rapt etseler, sineklikten çıkacak ne olacak?
Hüma kuşu olacak. Ne yapacak? Cenab-ı Hak onu kendi katından ilimlendirecek. Ona lütfedecek. O tevazu etse, o kendisini disipline etse, Cenab-ı Hak ona ilmi ledünle sevindirecek. Cenab-ı Hak onun kalbini aşacak. Ona feraset verecek. Ona doğruyu gösterecek. Ona hakikati gösterecek. O hakikat ehli olacak. O hakikatin hakikatine doğru koşacak. Ama gel gör ki, o heva ve hevese, o nefsaniyete daldığından dolayı, ne yazık ki, o kendisini bir sinek hükmünde tutup, kendini kaptanı derya zannediyor. Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz.
Ruhu surete layık olmayacak derecede, yüksek bir zat olur. Yani insanlar batılı terk ederlerse, batılı terk ederlerse, insanlar delaletten kurtulurlarsa, insanlar heva ve heveslerine, kendi reylerine uymaktan kurtulurlarsa, insanlar rey sahiplerine uyarsa, sufilikte üstadıdır rey sahibi, fıkıhta kimdir? Büyük İmam-ı Azam'dır, İmam-ı Şafi'dir, İmam-ı Malik'tir, İmam-ı Hanbeli'dir. Şimdi mezhepsizlik moda oldu. Hadiste Buhari'dir. Adam oturmuş, İmam-ı Buhari Hazretlerine en büyük yalancı diyor. Haşa. Ve biz onu dinliyoruz. Ve bu fikir özgürlüğü oluyor bu ülkede.
Bütün İslam dünyası, Ehl-i Sünnet, Ehl-i Sünnet, Kur'an'dan sonra, Kur'an'dan sonra, dini anlamada ve yaşamada, en önemli, birinci sırada, kitap olarak gören, İmam-ı Buhari'yi, en büyük yalancı diyor adam. Profesör bunu söyleyen. Bunu söyleyen, dinde ahkam kesen insanlar. Ve biz bunları televizyonlarda dinliyoruz. Bunları belediyeler, bunları AK Partili belediyeler, salon veriyorlar, para veriyorlar bunların cebine. Bunlar, belediyelerin kültür, programı dahilinde, insanlara, konferans veriyorlar. Bunlar, kimisi Ali Şeriatici, kimisi Abduhçü. Evet, bunlar hadisleri inkar eden, mezhepleri inkar eden, Kur'an-ı Kerim'in, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerini, Ehl-i Sünnet'e göre tevil etmeyen, tevili bozuk, özü bozuk, sözü bozuk, istikameti bozuk, kalbi bozuk, ahlakı bozuk.
Bunlara AK Partili belediyeler, para verip, bunlara konferanslar verdiriyorlar. Bunlar belediye belediye, il il, ilçe ilçe dolaşıp, insanlara batıl tevillerini anlatıyorlar. Ben Bursa'da da görüyorum, kocaman afişler, afişler kocaman. Pandemi sürecinde, dolaşmıyorum, Konya'ya gittim, Konya'da, hadisin karcısını, hadisin karcısını, Konya belediyesi, kocaman kocaman, şeyler yapmış, ne o, billboardlara reklam yapmış. Gittiğim yerlerde görüyorum, böyle gözümün ası, kendi kendime diyorum ki, Allah'ım diyorum ya, ya bunlar diyorum, bu insanların imanını, ifsad etmek için mi uğraşıyorlar?
Yani bu böyle, yenilir, yutulur şeyler değil. Bu batıl tevhiciler, sufilikte, fıkıhta, hadiste, tefsirde, kelamda, akaitte, her yerde var bunlar. Ve toplum, dini bilmediği için, adamın, adam konuşuyor ya orada, o konuşurken, onu tartacak bilgisi yok. Ama gösterişi yerinde, şatafatı yerinde, şataatı yerinde, alkışlıyor onu. Neden? Adamın gösterişi yerinde, adamın bir, ne diyorlar ona, ne, titri var adamın. Adamın titri var, adam profesör, adam doçent, adam öğretim üyesi, adam araştırmacı yazar. Sen nesin?
E garip bir sufisin sen, seni kim dinleyecek? Ama böyle, önünde, arkasında, lakabı, mana, ne o, şanın şöhreti var adamın. Ve bunlar, toplumun, tertemiz, tertemiz, imanını bozuyor. Buna dur diyecek, kimse de yok. Bakın, bunlara dur diyecek, kimse de yok. Çok rahat, hadisleri inkar ediyorlar, mezhepleri inkar ediyorlar, çok rahat. İmam-ı Azam, kim ki, İmam-ı Buhari, kim ki, çok rahat. yani siz, 15 yaşındaki bir çocuğa, İmam-ı Buhari derken, çocuk diyor ki, kim o, büyük yalancı mı? Bu hale getirdiler. Yani siz birisine, Hz. Mevlana diyemiyorsunuz.
Hz. Mevlana dediğinizde, kim o, sapık olan Mevlana mı? Evet. Hz. Mevlana, sapık ve kafir. Muhyiddin İbni Arap Hazretleri, sapık ve kafir. Evet. Sufiler, sapık ve kafir. Onlar, tasavvuf dinine bağlılar.
Bu batıl tevhicilerden çekiyoruz, ne çekiyorsak. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Eğer bunlar, bu hallerinden vazgeçerlerse, Cenab-ı Hak, tövbeleri kabul edendir. Cenab-ı Hak, tövbe edip, geri dönenlerin, tövbelerini kabul eder. Çok ayeti kerime vardır. Hepimiz için geçerlidir. Hepimizi bir günah pençemizden tutar bizim. Biz tövbe edip, geri dönenlerden olacağız. Rabbim cümlemizi tövbe edip, geri dönenlerden eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta, bayram haftası. Biz genelde bayram haftalarında, ders yapmazdık. Fakat, ben önümüzdeki cumartesi, ders yapmak istiyorum. O yüzden, önümüzdeki cumartesi, ben ders yapacağım.
zannediyorum, Arife pazartesi galiba, değil mi? Pazartesi, evet. O yüzden, önümüzdeki cumartesi inşallah, Allah'tan bir şey gelmezse, ben, tekrar burada, Allah izin verirse, inşallah ders yapacağım. Kardeşlere, şimdiden duyurayım. İnşallah, herhalde 1090'dan devam edeceğiz galiba, öyle görünüyor. Konu başlığı, tavşanın geç gelmesinden, aslanın incinmesi. Allah izin verirse, inşallah, önümüzdeki hafta, buradan derse, devam edeceğiz. E, soru varsa alayım, yoksa hemen Sema başlayacak. Eşi?
Ev falan almışlar ortaklaşa, bu evi de, kayınbabalarının üzerine yapmışlar, kızı hiçbir şekilde, ortak da görmüyorlar kadını. bunun bildiğim kadarıyla, bir tanesi 14 yaşında, bir tanesi 10 ya da 12 yaşında, iki tane oğlu var. Kadın arabalarda yattı birkaç gün, sonra akabinde bizim bir yakınımız vardı, onun evine, hafta sonunda, kocası da yoktu, oraya gitmek zorunda kaldı. Şimdi, bu insanın nikahı, ya da, bekleme süresi falan olacak mı? Nikahı duruyor, adam boşadım demediyse. Peki efendim, şey olacak mı, normal iddia falan bekleyecek mi, eve de almıyor adam? Adam eve almaması ayrı bir şey, boşadım demesi ayrı bir mesele. Boşadım demediği müddetçe adam, kadın onun karısı. Peki gitme durumu olacak mı babacım, geri döneverecek mi bu kimse?
Dönerse... İslam fıkıhı zahire bakar. Zahiren, onunla dini nikahı duruyorsa, o onun kocası. Ancak adam, dinen, boşadım derse, üç ayrı talakta, o zaman boşanmış olur. Öbür türlü, evet, yani adam kadına zulmediyor, ama ayrı bir mesele. Selamun aleyküm. Arkadaşlar hazırlansınlar, pozitivist olarak da bir arkadaş hazırlansın. Selamun aleyküm. Eşim ısrarla sormamı istedi. Defalarca sordum size. Siz de cevap verdiniz. Ben de anlattım eşime. Ama hâlâ av hakkında nasıl bir cevap bekliyorsa, artık yine size sormamı istedi.
Hakkınızı helal edin. Av hakkında bizim Hanefiler şöyle derler, eğer bir kimse, ava harcadığı para, karşıladığı et miktarından, et parasından fazlaysa, avı caiz görmezler. Arkadaşlar, sapanla avlananını gördünüz mü hiç? Oltayla avlananını, oltayla avlanıyor ya o kimse. Oltayla avlandı, tamam. Ya ördek avına gidiyorlar, özel arabalar, oradan git, orada bekle. Bu işin fıkıhı tarafı. Eşin bir de sufi tarafı. Eşi eğer o kimsenin dervişse, avlanmak yasak. Aç kaldıysa gelsin bakalım. Sufi ise, öyle yok ördek avına gidecek, yok işte bilmem ne avına gidecek, boşu boşuna para yatıracak.
Bir de annemin sorusu var, annemin altı çocuğu var. İkinci evliliğinden maaş kaldı. Ve daire kaldı. Fakat birimiz fazla verirsen, birimize fazla verirsen, hakkımızı helal etmeyiz. Kime çok mal, para verirsen, o sana baksın diyorlarmış. Doğrusu nedir? Normalde ikinci evliliğinden maaş kaldıysa, ve ikinci evliliğinden de daire kaldıysa, sadece o ikinci evliliğinden kalan çocuklar, o daireye mirasçı olurlar ve parayı yiyebilirler.
Diğerleri değil. İnanmak çok güçlü bir psikolojidir demiştiniz. İnsanların yanlış bir şeye saplantılı şekilde inanmasından kurtulmasının yolu nedir? Bu gerçekten çok zor bir sıkıntılı süreçtir. Yani bir kimse o inancı pekiştirdiyse, o kimsenin oradan onu geri döndürmek kadar zor bir şey yoktur.
Bakın, ama biz dini Kur'an ve sünnetle tabiri caizse istikametini ve sınırını belirleriz. Bir kimse bir şeyin Kur'an ve sünnet içerisindeymiş gibi görünüp batıl olduğunu görürse, oradan geri dönmesinin bir imanı, imanı onu oradan geri döndürmesi lazım. Yani bir kimse güçlü bir inanca sahip, ona diyorsun ki bu ayet-i kerimeye göre yanlış, oradan geri dönmesi lazım onun. Bakın, inançla ameli, Hanefiler ayırmışlar. Şafiler ise ameli inancın içerisinde koymuş. Şimdi bir kimse inancı kavi olmalı. Bakın, inancı kavi olanın amelde eksiklikleri olabilir.
Bu sizi aldatmasın. Ama bir kimsenin inanç psikolojisi çok kuvvetli, fakat onun inanç psikolojisinde, inanç dairesinde bir sıkıntı varsa, onu Kur'an ve sünnetle ona anlatacaksınız. Diyeceksiniz ki, bakın, Kur'an'ın şu ayeti, Kur'an sünnetin şu ayeti, şu hadisi bu meseleyi açıklar deyip, ona bu konuda ikna edeceksiniz. Onun başka alternatifi kalmıyor çünkü. Analiz yeteneğimizi nasıl güçlendirebiliriz? Bununla alakalı çok hadis okuyacaksınız, ve hadis okumakla kalmayacaksınız. sünnet-i seneyi yaşayacaksınız. Benim böyle tipik şeylerim vardır, ölçülerim.
Yani ben bir olayı analiz ederken, mesela birisine derim, sen bu konuda sünnet-i seneye uy, karşındakinin kim olduğunu görürsün derim ben. Bakın, bizdeki en büyük eksiklik şu, biz Kur'an ve sünnete uyduğumuzda, karşımızdakinin ne olduğunu görürüz. Biz kendimiz Kur'an ve sünnete tam manasıyla uyumadığımızdan dolayı, analiz hatası yapıyoruz. Çok basit, Kur'an ve sünnete uyacağım. Erdoğan benim yanımda, işte gıybet etmeye başladı, ben Erdoğan'a diyeceğim ki, Erdoğan gıybet ettin, yani gıybet etme. Veya Erdoğan gıybet etmeye başladı, ben gıybetin aram olduğunu biliyorum, analiz ediyorum, gıybet ediyor. Erdoğan benim bildiğim bir meseleyi ben bilmiyormuşum gibi anlatıyor, yalan söylüyor.
İçimden analiz ediyorum, yalan söyledi. Erdoğan, Ömer'den bir lafı almış, bana taşıyor. Kimle alakalı? Adnan'la alakalı. Adnan'ın hoşuna gitmeyen bir lafı taşıyor. Diyorum ki, ben nemmamlık yapıyor, laf dolaştırıyor. Bakın, analiz için bir kimsenin, dini noktada, iyi bir hadis bilgisi lazım ona. Yani hadis bilgisi demek, Kur'an'ın yaşanmışını bilmek demektir. Ben böyle söyledikçe, bu Kur'an yeter diyenler çıldırıyorlar. Bir kimsenin hadis-i şerifleri çok iyi bilmesi, sünnet-i seneyi çok iyi bilmesi demek, o kimsenin, Kur'an'ın yaşamsal tecelliyatını bilmesi demektir. Siz Kur'an'ı sabahtan akşama kadar okusanız, onun nasıl yaşanacağını bilmiyorsanız, kendi heva hevesinize göre yaşarsınız.
Sıkıntı bu. Eyvah ben, şey bilgisayarı kapattım, şey de bitmiştir herhalde. Ne o? Instagram'daki canlı yayın bitti herhalde. Allah iyi etsin inşallah. Instagram demişim, şeydeki, ne o? Telegram'daki. Telegram'dakınlar özür dilerim ya. Ben gayri ihtiyarı kapattım şeyi. Ne o? Bilgisayarı özür dilerim, hakkınızı helal edin. O yüzden normalde şimdi, bir kimsenin etrafındaki bireyleri, olayları, bakın, bireyleri, olayları, analiz edebilmesi için, iyi bir hadis bilgisine sahip olması lazım. İyi bir hadis bilgisi olacak. Şimdi geçen şey vardı ya, işte bu elmalı gibi olay vardı, işte çocukları tacizle alakalı. Bana birkaç kişi söyledi.
Dedim, yok ya vicdanı olan hakim bunları bırakmaz. Bu iş dedim, başka türlüdür. Yanınızda değil, sizin yanınızda değil bu mesele dedim. Gözünüzle gördüğünüz bir şey değil. Dedim, yani böyle bir şey olması mümkün değil diye anlatmıştım ben. Bakın ne çıktı arkadan? Ne oldu şimdi? O kadar insanlara laf söylediler, o kadar gömdüler insanlar, öyle değil mi? Ne olacak şimdi? Geri gelir mi? Gelmiyor. Sünnet-i seneye yok çünkü. Etrafınızı analiz ederken, olayları analiz ederken, iyi bir hadis-i şerif bilginiz olması lazım. Üzerimde öyle bir hal olmadığını söylediğimiz halde, kardeşlerin kesin sende hal vardır, gibi şeyler söylediklerinde nasıl cevap vermeliyiz?
E işte bir de bu var yani. O kimse illa ki ben uçmayacağım diyor, ona zorla uçuracağım diye uğraşıyorlar. Uçuracak illa ki. İlla ki ona diyecek, yok sen de bir hal versen saklıyorsun kendini. E meşhur sufilik muhabbeti bunlar. Yine de etrafın gazına gelmeyin. Ve tevazu sahip olun. Ve sufiliği yaşayın. Sufiliği yaşayın. Kendinizi tanımlayın. Ve ne görürseniz görün, ne yaşarsanız yaşayın. Deyin ki yol uzun. Allah bizi muhafaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin, affeylesin. Rabbim cümlemizi, Kur'an ve sünneti seni yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi, son nefesimize kadar, imanı kamil bir şekilde hayat sürmemize, yardım etsin.
Son nefesimiz de buyurun. Eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu diyerek nefesimizi vermeyi, cemalini seyrede, seyrede, öte aleme, uçmaya varmayı, bizleri nasip eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Şimdi sema başlayacak inşallah. Semayı izleyeceğiz. Gecemiz son olacak. Selamünaleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.