Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Temmuz 2021 · 1:19:50
Selâmün aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim Kur'ân ve sünneti seneyi sımsıkı yapışıp Kur'ân ve sünneti seneyi yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'i korusun, cümle ümmet-i Muhammed'i hak ve hakikati öğretsin, hak ve hakikat noktasını koşturtursun. Cenâb-ı Hak cümlemizi hak-ı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Kıymetli dostlar, 1 Temmuz'dan itibaren yasaklar biraz daha gevşetilince inşâAllah biz de bugünkü dersimizi vakıf binasına aldık. Allah izin verirse inşâAllah herhangi bir inkıtaya uğramazsa bundan sonra cumartesi sohbetlerimizi burada vakıf binasından devam edeceğiz yine.
Allah izin verirse inşâAllah buradan cumartesi sohbetlerinin inşâAllah devamını Cenâb-ı Hak'tan diliyoruz. Malum bu korona pandemi döneminde artık pandemi mi değil mi, gerçekten korona mı değil mi bu tartışmalar yapılıyor bizim işimiz değil bunlar. Biz sonuçta, ben kendi nefsim için söyleyeyim, tıp üzerinde bir bilim insanı değilim. Biz de gazetelerden, basından, ilmi yayınlardan takip ediyoruz. Kimisi çok ağır bir şekilde, pandemi çok ağır bir şekilde hastalık diyor, kimisi demiyor. filan fişman. Bunlarla ilgilenecek durumda değiliz. Bizim işimiz değil. Biz Kur'an-ı Sünnet tarihinde kendimizce dinimizi yaşamaya çalışıyoruz. Rahatsızlanırsak, hastalanırsak tedavisine başvururuz.
Çünkü kendimizce sebepler dairesinde tedaviyi reddedenlerden değiliz. Ben tabii burada sohbete başlayacağız deyince tekrar meslemi okumalarına geri dönmek istedim. Ben, bendeki kayıtlara göre, 1075. beytte kalmışız. Hiç olmazsa bu 1075. beyite geldik. İsmail Hakkı Bursever Hazretleri, mesleminin 1800 beytini şerf etmiş. Bundan sonrasına gerek yok demiş, bırakmış. Bu kadarı yeter demiş, meslemini şerf etmekle alakalı. Öyle bir şeyim yok, yani 1800'de bırakacağım diye bir kaydı yok. Bizde böyle işte hani meşhur bir laf var ya, nerede kalmıştık diye. Bizde kaldığımız yerden devam edelim istedik. İnşallah her şeye kaldığımız yerden ama yenilenerek, ama gelişerek, ama derinleşerek inşallah.
Ama kendimizi de biraz geliştirerek, derinleştirerek devam edeceğiz inşallah. O yüzden pandemiden de herkes nasibini almıştır muhakkak. Bütün bizde kendimizce dersimiz aldık, bizde kendimizce nasibimiz aldık. Demek ki böyle bir sıkıntı anında neler yapılabiliyor, neler yapılmıyor, ne nereye kadar sağlam duruyor, ne nereye kadar çürük duruyor. Onları da gördük hamdolsun. İnşallah bunlardan ders alarak hayatımıza, yolumuza devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Evet, 1075. Beyt'ten inşallah okumaya başlıyoruz. Şimdiye kadar padişahın fermanını kabul eder, o fermanı uyardı. Bundan sonra askere ferman verir. Şimdiye kadar talih yıldızı ona tesir ederken, bundan sonra o zat yıldızı üzerine emredici olur.
Eğer sen bundan şüphelenirsen, o halde şakk-ı kamerden şüphelisin. Ey gizlice heva ve hevesini tazeleyen kimse! Mananı tazele ama yalnız dille olmasın. Heva ve heves tazelenip durdukça iman taze değildir. Çünkü heva iman kapısının kilididir. Bir bakir sözü tevil etmişsin, sen kendini tevil et. Kur'an'ı değil, isteğine göre Kur'an'ı tevil ediyorsun. Yüce mana, senin tevilinden aşağılandı, aykırı bir şekle girdi. Sonra da sineğin gevşek tevilinin değersizliği babı var. Oraya kadar inşallah bu akşam okumaya gayret edeceğiz.
Allah'a izin verirse inşallah. Şimdiye kadar padişahın fermanını kabul eder, o fermanı uyardı. Bundan sonra askere ferman verir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dinin tüm emirlerine uyardı. Ve Cenab-ı Hak onun gönlüne ne ilham ettiyse, ne vahyi ettiyse, onları harfiyen de yerine getirirdi. Ve Cenab-ı Hak'tan gelecek olan fermanı boyun er ve ondan gelecek olan o fermanı kabul eder ve yaşardı.
Hani bu Hz. Zeynep annemizi nikahına alması onun için çok zor bir şeydi ya, bütün adet, gelenek, görenek, örf, hepsine aykırı bir şeydi. Azatlığının eşini, yani o boşadıktan sonra onun kendisine nikahladı. Bu böyle Arap kültüründe her nefsin kaldırabileceği bir şey değildi. Ve Cenab-ı Hak ona ferman edince, o nefsinin sesine bakmadan hiç, heva ve hevese düşmeden Allah'ın o emrini yerine getirmişti.
Veya hicretle de alakalı, Cenab-ı Hak ona hicret emri verince, Mekke'de neyi var, nesi yok hepsini bırakıp, Hz. Allah'ın sözüne itaat edip, Medine'ye doğru yola çıkmıştı. O yüzden o padişah fermanını harfiyen yerine getiren bir peygamberdi. Ve o fermanı uyardı. Ve ona uyduğundan dolayı, peygamberliğinin hakkıyla yerine getirdiğinden dolayı artık o etrafına da ferman etmeye başlamıştı. Şimdiye kadar talih yıldızı ona tesir ederken, bundan sonra o zat yıldızı üzerine emredici olur. Eğer sen bundan şüphelenirsen, o adı şakk-ı kameradan şüphelisin. O güne kadar bütün varlık alemi ona tesir ederken, o peygamberlikle müjdelendikten sonra, ve Cenab-ı Hak'ın emrini yerine getirdikten sonra, artık bütün varlık ona itaat etmeye başladı.
Varlık ona öyle itaat ediyordu ki, artık onun söylediğini harfiyen yerine getiriyordu. Hani bir hurma kütüğünün onun yanına kadar gelmesi gibi, veyahut da elindeki taşların dile gelmesi gibi, veyahut da hayvanların onun yanında dile gelmesi gibi, veyahut da hurma kütüğünün onun üzerine artık çıkıp hutbe okumayacak diye ağlaması gibi. Bunlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin mucizeleri. Bu mucizelerin içerisinde en büyüdene, ayın ikiye bölünmesi, şakk-ı kamer vakası. Kamer suresi ayet 1-2-3, kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. Kafirler bir mucize görünce yüz çevirirler. Bu devam ede gelen bir sihirdir derler. Onlar yalanladılar, heva ve heveslerine uydular.
Ve her iş kararlaştırılmıştır. Yine bu zamanla alakalı, kıyametin yaklaştığıyla alakalı, insanların hesap görme zamanı yaklaştı. Fakat onlar hala gaflet içinde yüz çeviriyorlar. En ya bir. Ayın yarılması, ikiye bölünmesi ve ayın böyle dağın bir tarafı doğu tarafında, bir tarafında batı tarafında olması, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Mekke'de müşriklere gösterilmiş olan en büyük mucizelerinden, en parlak mucizelerinden birisi.
Çünkü Mekkeliler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kendilerine bir mucize gösterilmesini istediler. Bir rivayet var, doğrudur, değildir bir şey diyemem. Hani meşhur Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin amcası Ebu Cehil kuyuya düşer. Kuyuya düşünce bir türlü onu oradan çıkaramazlar. Haber gönderir. Der ki benim yeğenim buradan çıkarır, ona haber verin. Hz. Muhammed-i Mustafa'ya haber verirler, onu kuyudan dışarı çıkarmak için. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri iki rekat namaz kılar, Bismillahirrahmanirrahim der, elini uzatır ve amcası Ebu Cehil kuyudan çıkarır. Ebu Cehil söz vermiştir, eğer beni kuyudan kurtarırsan senin dinine iman edeceğim diye.
Ama Ebu Cehil iman etmez ve der ki ayı da ikiye bölersen o zaman inanacağım der. Şak-ı Kamer'le alakalı bir de böyle bir rivayet var. İşte o Mekkeliler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden kendilerine bir mucize göstermelerini isterler. Çünkü Mekkeliler geçmiş peygamberlerin mucizelerini biliyorlardı. Bir kısmı İbrahim'iydi, İbrahim'i olduğu için işte İsa aleyhisselam'ı, Nusa aleyhisselam gibi peygamber mucizelerinden, İbrahim aleyhisselam'ın ateşten kurtulması gibi peygamber mucizelerinden haberleri vardı. Öyle olunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden de mucize istediler. Hani Sufilerin üstadlarından keramet istedikleri gibi veya Sufilerin üstadından bir buhran, bir delil istedikleri gibi.
Hani Cenab-ı Hak'tan İbrahim aleyhisselam da biliyorum sen yeniden dirilteceksin ama kalbim mutmain olmak istiyor. Bunu bana bir göster deyince üç tane kuşun çağrılması gibi. İşte Mekkeliler de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden böyle bir mucize istediler. Böyle bir mucize istedilince onlar da Cenab-ı Hak da peygamberine vahyetti. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ayın ikiye bölünmesine, Şakk-ı Kamer'de Hira Dağı'nın bir tarafına, ondan sonra bir ayın yarısı, bir tarafına da ayın yarısı bölünmüş oldu. Ve böylece yarıldı, ikiye bölündü ama o yarıp ikiye bölünse dahi müşrikler dediler ki, Evet bizi gerçekten büyüledi bu. Ama bizi büyüledi ama bütün insanları büyüleyemez.
Eee bekleyelim o zaman işte kervancılar gelir gider, Mekke'nin dışındaki kimseler gelir giderler. Beklediler o bölgeden gelecek olan müşrikleri beklediler. Onlara sordular. Onlar da ayın ikiye bölündüğünü görünce, yine inanmadılar. Yani bilgisizlikleri, beyinsizlikleri, heva hevesleri, arzuları, onların kendi görüşlerinin doğrultusunda götürdü. Hatta bazı böyle rivayetler var, kayıtlar var. Bu ayın ikiye bölünmesinin Çin'den dahi görüldüğüne dair, Hindistan'dan görüldüğüne dair. Doğrudur, yanlıştır. Burası farklı bir şey. Ben görüldüğüne inanıyorum. O ayrı. Ama ilmi olarak, bilim olarak bunu ispat ederiz, edemeyiz. Bu ayrı bir mesele. Ve o müşrikler geldiler ve o müşrikler geldiklerinde ayın ikiye bölünmesini kabul ettiler.
Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, İslam dünyasının içinde dahi bir kısım Müslüman görünümündeki kimseler, bu şakk-ı kamer meselesini, yani ayın ikiye bölünme meselesini kabul etmek istemezler. Ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve geçmiş peygamberlerin mucizelerini reddeden bir anlayış çıktı. Şimdi hani böyle bir sürü, 73 fırka, bunun 72'si dahilde olacak, birisi fırkayı naciyede olacak. Ya Resulallah o fırkayı naciyede olacak. Kim ki nasıl tanıyalım? Kim ki benim Kur'an ve sünnetime sımsıkı yapıştı? İşte o fırkayı naciyededir, yani kurtuluştadır. Eğer Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmadıysa o delalettedir, o sapıklıktadır. Şimdi böyle sapkınlar, böyle sapıklıklar artmaya başladı. Birileri Kur'an'ın ayetlerini inkar ediyor, birileri hadis-i şerifleri komple inkar ediyor.
Birileri ne yazık ki işte hadis-i şeriflerin içlerinden geçen bu tip mucizevi meseleleri ne yazık ki reddediyor. O yüzden bu şakk-ı kamer meselesi de İslam dünyasında böyle işte adamın aklı almıyor ya, aklı kısa, aklı kısa olunca onun bir akli değerler manzumesinde değerlendiremiyor. Değerlendiremeyince reddediyor. Büyük bir kısmında da kalbi akıl yok, büyük bir kısmında da kalbi akıl olmayınca kalbi akılsız olanlar da zaten her an için münafıklığa, müşriklüğe, kafirliğe düşme ihtimalleri çok fazla.
Öyle olunca ayakları kayıp gidiyor. Allah muhafaza eylesin. Ve şakk-ı kamer birçok sahabenin naklettiği Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok önemli, çok parlak mucizelerinden birisidir. Ve onun o parlaklığını göremeyenler, o parlaklığını örtmeye çalışan müşrikler var mı ne yazık ki var. Münafıklar var mı ne yazık ki var. Kafirler var mı ne yazık ki var. İşte o eğer diyor Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde yani o varlığa tesirle alakalı şüphen var ise o zaman diyor sen şakk-ı kamer meselesine de inanmıyorsun. Çünkü varlığa tesir etti. Varlık onun emrine girdi. Hani meşhur ya Ebu Cehil diyor ya benim elimdekilerini söyle senin Rabbine iman edeceğim diyor.
Ebu Cehil'e diyor ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ben diyor elimdekileri söylemeyeyim. Elindekiler benim kim olduğumu söylesin. Öyle olunca Ebu Cehil'in daha çok hoşuna gidiyor. Çünkü bu daha zor bir şey. O zaman olur diyor kardeşimin oğlu. Elimdekiler senin kim olduğunu söylesin. Bu sefer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ebu Cehil'in elindeki taşlara emrediyor. Ben kimim diye. Ben kimim deyince taşlar Allah'ın izniyle dile geliyor. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu deyince elinden taşlar atıyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri varlığı bu manada tabiri caizse hükmü açıktı. Örneğin işte hendek kazasında hendek kazılırken bir tas sütün bütün sahabeye yetmesi gibi veyahut da bir cılız bir keçinin bütün sahabeye yemekte yetmesi gibi ve doyup artmaları gibi.
Şimdi bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin büyük mucizeleri veyahut da ellerini uzatıp bütün sahabenin elinden akan suyla içmesi, onunla kanması, abdestlerini alması gibi. Ve eğer diyor sen buna inanmıyorsan o zaman onları Hz. Pir farklı bir yere götürüyor. Diyor ki siz, onlara tarif ediyor. Ey gizlice heva ve hevesini tazeleyen kimse, mananı tazele ama yalnız dille olmasın.
Heva ve heves tazelenip durdukça iman taze değildir. Çünkü heva iman kapısının kilididir. İşte bunlar heva ve heveslerine uydukları için, bunlar şeytanın desizlerine kandıkları için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini kabul etmiyorlar. Bu mucizelerini kabul etmeyenler, heva ve heveslerini tazeleyen ve iman dairesinden dışarı çıkan kimselerdir. Allah muhafaza eylesin. Ona mananı tazele, yani imanını tazele derken dil ile değil, ya kalp ile tasdik. İman neydi? Dil ile, ikrar etmek. Yani eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu deyip, kalp ile de ne yapmak? Tasdik etmek. İmanın en önemli meselesi kalple alakalı zaten.
O iman kalbe yerleşmedikçe, iman dilde kaldığı müddetçe bizi kurtaracak olan şey değil. İman kalbe de yerleşmesi lazım. İman kalbe yerleşirse, Kur'an'ın bütün hükümlerini, Kur'an'ın bütün ayetlerini o kimse alır, kabul eder. Ve o kimse de iman yerleştiyse, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini ve yolunu kabul eder. Ama o kimse kendi iç aleminde heva ve hevese kandıysa, kendi iç aleminde şeytanlaştıysa, kendi iç aleminde küfre düştüyse, şirke düştüyse, o hiçbir şey kabul etmeyecektir. Kıymetli dostlar, İslam dünyası ne çekiyorsa, Müslüman görünümlü münafıklardan, Müslüman görünümlü kafirlerden çekiyor. Ve ne çekiyorsak biz, Müslüman görünümlü münafıklardan ve Müslüman görünümlü kafirlerden çekiyoruz.
Onlar gizlice çünkü, önceden gizliceymiş. Şimdi açıktan heva ve heveslerine uyuyorlar. Açıktan. Şimdi açıktan insanlar ayeti kerimeleri ne yapıyorlar? Reddediyorlar. Açıktan reddediyorlar. Hani geçen derslerde bazılarından bahsetmiştim. Nasıl söyleyeyim, Kur'an sünnet dairesinden dışarı çıkan, Kur'an sünnet dairesinden uzaklaşanların bir kısmını size anlatmıştım.
Nerelerde hataya düşüyorlar, nerelerde yanlışlıklara düşüyorlar diye hatırladıysanız. E şimdi insanlar öyle bir noktaya geldi ki, ne yazık ki bu iman dairesinden dışarılara çıkıyorlar. İman dairesinden. Bir şey aklıma geldi de ona bakacaktım.
Bu gizlice heva hevesine uyanlar çok popüler insanlar. Çok popüler insanlar oldukları için biz onların böyle heva hevese düşebileceklerine ihtimal vermiyoruz. Hani var ya işte kim var mesela işte televizyonlarda dolaşan Caner Taslaman gibi. Bütün hadisleri uydurma deyip çıkıyor ya işin içinden. Yani düşünebiliyor musunuz? Yani hadis düşmanı reformist bir kimse. Bütün hadisleri inkar edip çıkıyor. Bir gün böyle müthiş ya hadis tartışmaları filan yapıyorlardı televizyonlarda. Televizyonlarda bunun gibi veyahut da işte bir kimse ehl-i sünnet olmadığını ifade ediyor. Ben ehl-i sünnet değilim diyor. Veyahut da işte vardı ya bir tane şey. Neydi?
Onun adı Ebu Hanzal'a mı diyorlardı? Ebu Hanzal'a diyorlardı. Ne o? Allah göktedir diye iddiası vardı ya onun. Onun normalde bu kasetleri bana gönderiyorlardı. Onun öyle bir sohbetini. İşte Allah'ın eli ayağı vardır. Gözü kulağı vardır. Diye böyle bir şey vardı. Ne o? Bir kimse vardı. Veyahut da işte işi de İslam devleti diyordu örneğin. Ne oldu? Ses gitmiyormuş mu? Gayet iyi. He anladım. Bunlar mesela böyle heva ve heveslerine gizlice veya açıktan düşen insanlar. Ama bunlar ne yazık ki bunlar da Kur'an-ı Kerim'i yorumluyorlar, dini yorumluyorlar. Kendilerince veyahut işte mesela bir tanesi yine Amerika'da ya.
Kim mesela çok onun da Türkiye'de şeyleri var, müritleri var veyahut da takip edenler var. Ahmet Hulusi örneğin. Yani ayetleri hiç hadislere bakmaksızın, hadislere itibar etmeksızın kendi kafasına göre hani manalandıran, meal yazan kimselerden birisi. Veyahut da şimdi ortalık ayağa kalkacak, herkesin çok sevdiği, herkesin böyle çok şey yaptığı, methettiği, hatta milli görüşün ülkemize getirdiği Seyyid Kutup.
Örneğin mesela Ehl-i Sünnet olduğunda dahi şüphemiz var bizim. Benim kendimce var. O yüzden bunun gibi bunlar böyle tabi bizim insanlarımız böyle bunlara bakarken gerçekten sağlam bir bilgi birikimimiz olmadığından dolayı dini meselelerde biz onları Ehl-i Sünnet vel Cemaat olarak görüyoruz. Veyah birisi mesela işte Muhammed Esed adı da güzel ya ama dinler arası diyalogçunun tekidir kendisi.
Veyah Ali Şerati bunlar aynı kabaktan su içenler veya Muhammed Abduh bunları söylüyorum ya zaman zaman bunlar aynı silsiler, aynı yolunun yolcusu bunlar. İngiliz ajanı, Masonun tekidir Muhammed Abduh mesela. Ama Abduh'un birçok böyle ortalıkta eserleri dolaşır mı? Evet. Veyahut da işte Cemalettin, Afgani bunlar böyle birbirlerinin izinde giderler. Birbirlerinin talebesi bunlar. O da İngiliz ajanı, Masonun tekidir mesela. Veyahut Reşit Rıza bu da Afgani'nin ve Muhammed'in ondan sonra Abduh'un Mason öğrencisidir. Bunlar böyle bakın bu isimleri artık açıktan açıktan sıralıyorum. Bunların izini takip eden, bunları takip eden Türkiye'de ilahiyat profesörleri var. Bu ilahiyat profesörleri bunların fikirlerini, sapıklıklarını, fikir de demeyeyim onlara, fikre çünkü hakaret olmuş.
Bunların sapıklıklarını bizim ülkemizde yayan insanlar var. Mesela işte televizyonlarda çıkıyor ya, neydi o? Şeyi de vardı onun, böyle kitapları filan da var onun. Hayri Kırbaşoğlu muydu? Hayri Kırbaşoğlu. Evet, evet. Hayri Kırbaşoğlu. Mesela o mütevatir hadisleri inkar edenlerden birisidir. Ondan sonra Mehdi'nin geleceğini inkar eder, İsa'nın geleceğini inkar eder. Böyle bir midatta ehli, bir kimse Allah muhafaza eylesin. Ondan sonra veya işte bu şeyler çok takip ediyorlar onu. Vahabi o kimse, o Vahabi bir şey, Ubeydullah Arslan. Mesela ehli sufiye düşman, tasavvufa düşman, Vahabi bir kimsedir. Millet normalde onu da takip ediyor mu?
Takip ediyor. Bunlar bakın, heva ve heveslerine uyan insanlar bunlar. Gizlice veya açıktan. Ve bunlar şimdi, bunları söylüyorum. Hazreti Pir'in bundan sonraki beyti çok önemli çünkü. Veya işte yine Muhammed Nur Doğan var. Bu da meşhurlardan aklıma geldikçe söylüyorum. O da mesela cinleri reddeder örneğin. Ayetlerin bir kısmını reddeder. Ayette sabit olan cinli taifesini reddeder. Böyle işte gözümün önüne geliyor şimdi kimse de ondan sonra. Bir ara 28 Şubat'ın televizyonlardan hiç kalkmayan İsmail Nacer'ı vardı. Hani araştırmacı, işte yazar filan. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sakalı şerifine hürmet etmeyen, ondan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine normal alelade bir insanmış gibi gören, sapığın tekiydi mesela.
Şey, onun bir de o mezhepleri de inkar eder o İsmail Nacer. Bu böyle mezhep inkarcısı bir kimsedir. İşte kim o diyalogçu vardı. Reşit, haylamaz mı neydi? Haylamaz mı? Haylamaz mı ne? O da diyalogçuydu mesela. Dinler arası diyalogçuydu. Bu dinler arası diyalogçuları kuranlar, onu savunanlar, onların hepsi de sapkındır onların. Tövbe etmedilerse. Ve bunlar böyle üniversite çevresinde, yazar çevresinde, ilahiyat çevresinde çok önemli kişilerdi. Veyahut da yine televizyonlarda meşhur ya, ne Karataş'ta o? Mustafa Karataş, Mustafa Karataş. Evet. Televizyonlarda program yapıyor ya. Ya normalde mesela mütevatir hadisleri reddetme noktasında olan bir kimsedir.
Mütevatir hadisleri reddeder. Yani bu meşhurdur ya böyle. İşte o da mesela İsa Aleyhisselam'ın geleceğine inanmaz. İsa Aleyhisselam öldü der, bir daha gelmeyecek der. O da öyle bir şey, öyle bir kimse. İşte veya şimdi çok kızacaksınız arkada yani sizler değil de takipçileri kızacak. Nurettin Yıldız, değil mi? Bu ülkenin entelektüel bir, herkesin İslam alemi olarak gördüğü bir kimse. Allah gökte midir yoksa mekandan münezzeh midir belli değil diyen bir kimse. Tövbe ettiyse, geri döndüyse bunlar bu söylediklerinden bir şey diyemem. Ama tövbe edip geri döndüklerine dair elimde benim bir belge yok. Böyle bir, aa bunlardan tövbe etmişler diye böyle bir şey yok. Allah her şeyden münezzehtir ama normalde o böyle, o münezzehliği de reddeden bir noktada o.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden sahabenin bir kısmına dahi dil uzatan bir kimse. Nurettin Yıldız. Allah muhafaza eylesin. Şimdi buradan milli görüşçü kardeşleri de onları eleştirmek için söylemiyorum ama hani Abdurrahman el-Hümeys var ya, o da milli görüşçülerin içinde, o da bir Vahabi, o da bir ne yazık ki Ehl-i Sünnetin dışında bir kimse.
Allah muhafaza eylesin. Mesela bizim gençliğimizin neydi onun yazdığı yazarı ya, şey Minyeli Abdullah'ı yazan Emine Şenlikoğlu. Mustafa İslamoğlu'nu çok metheder mesela. Ondan sonra sahih hadisleri inkar eder. Ondan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir şeyi haram etme yetkisini ortadan kaldırır. Ondan sonra işte Ali Bardakoğlu, Hayrettin Karaman bunlar diyanetle beraber dinler arası diyalogçulardan birileri. Bunun gibi Allah muhafaza eylesin. İşte bunlar böyle heva ve heveslerine uyup ama bunu saklayan, gizleyen kimseler. Ve bununla alakalı Hazreti Pir diyor ki hemen ardından bir bakır sözü tevhül etmişsin. Sen kendini tevhül et, Kur'an'ı değil diyor bunlarla alakalı.
Çünkü neden? Bunlar heva ve heveslerinin tabi olanlar. Ve Furkan suresi ayet 43, ey Resulüm nefsani arzularını kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil olacaksın? İşte bu kimse nefsini ilahlaştıran insanlar. Allah'ın emirlerini bırakıyorlar, kendi nefsinin arzularını yerine getiriyorlar. Heva ve heveslerini yerine getiriyorlar. Şeytanın vesvesesine kanıyorlar. Bir meselede Kur'an belli, sünnet belli, imamların iştihadı belli. Onların üzerinde onlar ne yapıyorlar? Hala da heva ve heveslerine uyuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Yine işte bu Hazreti Pir diyor ya, sen heva ve heveslerini tazeliyorsun. Mananı tazele ama dil ile değil diyor. İşte mananı tazele dil ile değil.
Ey iman edenler, iman edin Allah'a, peygamberine, peygamberini indirdiğine. Ya o kimse iman etmiş ama Cenab-ı Hak onu Nisa 136'da ona tekrar diyor. Diyor ki ey iman edenler, dikkat edin. Allah'a, peygamberine, peygamberlerine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanın. Kim Allah'ı, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerini ve ahiret görünü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklığa düşer. E şimdi o iman etmişti ama Cenab-ı Hak onları tekrar bir imana davet ediyor. Bu ne demek? Senin dil ile imandan çık ya, kalp ile onu tahsik et. Sen onu imanın en önemli noktası olan kalbi imanı tesis eyle. Tesis eylemezsen dil ile olan imanın seni kurtarmaya yetmez. Dil ile iman dünyalık işler için geçerlidir. Bir kimse iman ettim der, Müslüman hukukuna ve hükmüne uymuş olur.
Biz bizi ilgilendirmez geri kalan. Biz zahiren onu Müslüman olarak görürüz. Ama o kimse içinden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini reddettiyse, bütün hadis şerifleri reddettiyse, mütevatir hadisleri reddettiyse, o kimse heva ve hevesine uydu. O yüzden Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği Kur'an'a ve diğer peygamberlere ve onlara indirilene ve meleklere ve kitaplara bütün ahiret gününe imanı kamil olarak iman etmesi lazım. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde o iman eden kullarına, o imanın şartlarına çağırıyor tekrar Cenab-ı Hak. Diyor ki siz iman ettiniz ama o imanın şartları var ya, hani Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayrın ve şehrin Allah'tan olduğuna, kaderin var olduğuna. Kaderi de inkar ediyorlar sapıklar.
Kaderi de inkar ediyorlar. Allah muhafaza eylesin. Ve kaderi imanın bir şubesi olarak görmüyor. Kim? Mustafa İslamoğlu. Örneğin. İşte kabirde sorguya, suale itiraz eden sapıklar var. Kabirde sorgu, sorgu yok, sorgu, sual yok. Kabir azabı da yok diyenler var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Termizi'de de hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve İbn-i Mâci'de de geçiyor hadis-i şerif. Akıllı kişi, nefsine hakim olup onu hesaba çekerek ölüm ötesi için çalışandır. Akmak, ahmak da nefsini, hevasına tabi kıldığı halde Allah'tan hayır umandır. O zaman bir kimse heva ve hevesine uyaraktan Allah'tan hayır ummayacak. Sen heva ve hevesi terk et. Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapış. Kur'an ve sünneti seneyenin dışına çıkma.
Hiç hem düşünce olarak, fikir olarak, felsefe olarak hem de fiiliyat olarak, hareket olarak Kur'an ve sünnetin dışına çıkma. Kur'an ve sünnetin dışına çıktığında sapkınlığa gittin. Bütün ibadetlerin heba oldu. Kur'an ve sünneti seneyenin dışına çıktığında imanını kaybettin. Her şeyini kaybettin. O yüzden yap yapma, bu ayrı mesele. Ama sen iman et, Kur'an ve sünnete tabi ol. Ve Kur'an ve sünnetin herhangi bir emrini reddetme. Ahmaklardan olma. Ahmak kimmiş? Nefsini, hevasına tabi tutanlar. E şimdi işte münafı, kafire, ahmak diyoruz biz. Vay ya nasıl ahmak dersin? Veya Kur'an ve sünnetin dışında düşünen, davranan bir kimseye ahmak diyorsun. Ya nasıl sen insanlara hakaret etmiyorsun?
Ben hakaret etmiyorum canım kardeşim. Kur'an ve sünnetin dışına çıkan bir kimse ahman ta kendisidir. Kur'an ve sünneti kendisine distur etmeyen ahman ta kendisidir. Kur'an ve sünnet çizgisinde dairesinde durmayan bir kimse ahman ta kendisidir. Sebep, üç günlük dünya için ebedi hayatını perişan ediyor. O ahmak değil de kim ahmak? Allah muhafaza eylesin. Yine suiitiden hadis-i şerif, ümmetim adına en çok korktuğum şey nefislerinin hevalarına uymalarıdır. Bakın kıymetli dostlar, bugünkü Müslümanların en büyük handikapları bu. Bana göre bu haram olmamalı. Bana göre şöyle olmalı. Bana göre böyle olmalı. Ya sana göre bir din mi olacak? Din belli, Kur'an, sünnet.
Bana göre eşcinsellik haram olmamalı. Ya Allah haram etmiş, Resulü haram etmiş. Sana göre özel bir din mi oluşacak? Bana göre böyle olmalı. Ayet-i Kerimeleri hiçbir tane hadis-i şerife bakmadan, hiçbir hadis-i şerifi ölçe almadan adam kendince tefsir ediyor. Bana göre böyle olmalı. Sabah erken kalktı, uykusuz kaldı herhalde. Bana göre öyle olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu tip davrananlar, bu tip hareket edenler, bu tip böyle dini ben böyle anlıyorum diyenler, heva heveslerini ilahlaştırmış, heva ve heveslerini putlaştırmış kimseler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlarla alakalı Hazreti Pür diyor ki, Bakir sözü tevil etmişsin.
Bakir ne demek? Yani hiç daha dokunulmamış. Taptaze daha. Sen kendini tevil et, Kur'an'ı değil. Yani ey heva ve hevesine, şeytana uyan kimseler, siz Kur'an'ı tevil etmeye kalkmışsınız. Siz kendinizi tevil ediyorsunuz. Kendinizi tevil edin. Kur'an'ı değil. İsteğine göre Kur'an'ı tevil ediyorsun. Yüce mana senin tevilinden aşağılandı. Aykırı bir şekle girdi. İşte, yani normalde bu heva ve hevesine uyanlar, kendilerince tefsir yazıyorlar. Kendilerince ayeti kerimeyi tevil etmeye çalışıyorlar. Bana göre böyle olması lazım. Buna göre şöyle olması lazım. Allah muhafaza eylesin. Ali İmran ayet dedi. Sana kitabı indiren odur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır.
Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve tevhile yeltenmek için müteşabih olanlara uyar. Halbuki onun gerçek tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar biz ona inandık. Hepsi Rabbimizin katındadır derler. Ancak akıl sahipleri düşünebilirler. O yüzden yine Tirmizi'de kim bilgisi olmadığı halde Kur'an'la ilgili söz söylerse, yani Kur'an'ı tefsir ederse, ateşte cehennemdeki yerini hazırlasın der.
Demek ki biz Kur'an'ı, biz dini kendi kafamızdan yorumlamayacağız. Kendi kafamızdan tevil getirmeyeceğiz. Kur'an belli, sünnet-i seneye belli, imamların iştihatları belli. Biz bunun içerisinde daha da derinleştiysek, bu çerçevede buna söylenecek bir söz yok. Herhangi bir delile dayanmayan, yani bir kimsenin aklına dayanarak, Kur'an-ı Kerim'i tefsir eden kimseler var. Ülkede. Bakın bir delile dayanmadan, ve normalde sırf kendi aklına dayanıyor. Hadisleri reddediyor ya arkadaşlar. Hadisleri reddedince, peygamberden daha iyi bilmiş oluyor. Herkesten fazla iyi biliyor o. İşte o büyük bir sıkıntı. Allah muhafaza eylesin. Allah'ımı korusun inşallah. Ve bu normalde, bu kendi heva ve hevesine uyarak hazırladıkları, bu Kur'an mealleri, bu tefsirler, insanlara yol gösteren bir şey değil.
Ben o yüzden hep arkadaşlar ederim. Eskilerin, ilklerin yolundan gidin diye. İlklerin yolundan gidin. Sahabelerin yolundan gidin. Tabinin yolundan gidin. Bu sonradan çıkarılmışların yolundan değil. Allah muhafaza eylesin. Ama, tabii bu konuda, konusunda uzmanlaşmış, konusunda derinleşmiş. Yani böyle düşünerekten, Kur'an ve sünnetin üzerinde ilim yapılmayacak mı? Yapılacak. Ama konularında derinleşmiş, uzmanlaşmış kimseler olursa, bunda söyleyecek bir şey yok. Ve öyle kimseler. Hata yaparlarsa, o zaman, bir sevap alıyorlar. Hata yapmazlarsa, iki sevap alıyorlar. Hadiste sabit. Allah muhafaza eylesin. Böyle kısacık, ben böyle madde maddesize bir şeyler hazırladıydım. Kur'an'ı hakkıyla anlamak, ve ondan hüküm için, insanda gerekli olan ilimler olarak.
Yani bakın, bunları sıralayacağım böyle, okuyacağım. Sebebi şu, yani karşınızdaki kimseyi, iyi değerlendirin. Yani karşınızda birisi, işte Kur'an-ı Kerim'den, hükümler çıkarmaya, kendince Kur'an'ı tevil etmeye, tefsir etmeye çalışıyor. Veyahut da, hadisleri reddediyor. Kendince hadisleri normalde, işte böyle hadis olmaz diyenler var. İşte bilin, bunlarda bir kimsede ne gibi ilim olursa, Kur'an'ı tefsir eder. Önce lügat ilmi lazım o kimseye. Yani lügat ilmi neden lazım? Lügat dediğiniz zaman, o kimsenin, yani dil bilgisi lazım o kimseye. eğer o kimse, mesela lügat, o kimse Arap diline o kadar hakim olması lazım ki, o Arap dilinde, çünkü çok böyle bir okunuş değişse dahi, mana değişir, ona iyi hakim olması lazım.
Gramer bilgisi, dil bilgisi lazım o kimseye. O gramer bilgisiyle, normalde o kimse dil bilgisiyle, o ayet-i kerimelerde, hadis-i şeriflerde geçen kelimeleri, onların manalarını çıkarabilmesi için, muhakkak grameri bilmesi lazım. Ayrıyeten, o kimse böyle, belagat ilmini de bilmesi lazım. Çünkü, belagat ilmi derken, Arap dilinde belagat ilmini bilmesi lazım. Eğer Arap dilinde belagat ilmini bilmezse, o yine eksik kalır. Bir de şey, Kur'an-ı Kerim'in okunuşunu, yani kıraat ilmini bilmesi lazım. Hani yedi ayrı kıraat var ya, yedi ayrı kıraat olunca, böyle eski tefsirleri okurken, mesela Taberi filan incelerseniz, veyahut da işte, hadislerle Kur'an tefsirini incelerseniz, mesela o eski tefsirlerde şöyle der, işte, Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri'nin, oğlu Abdullah bu ayeti böyle okurdu.
Veyahut da, İbni Abbas bu ayeti böyle okurdu. Kıraat farkı var çünkü. Bu kıraat farklarını iyi bilmesi lazım bakın. O iyi bir tefsirci ise, o kimse tefsir edecekse, o kıraat farklarını iyi bilmesi lazım. Ayrıyeten, akaidi ve kelamı iyi bilecek. Akaidi çok iyi bilmesi lazım. Yani akaid ilmi dediğimiz, insanlar nerede harama düşer, nerede harama düşmez, Allah'ın zatı ve sıfatlarıyla alakalı, akaid ilmi. Bunu iyi bilmesi lazım. E millet şimdi, akaidden uzak, yani Allah rüyada görülür, değilince kıyamet kopuyor. Akidevi bir mesele, ama bilmiyor o insanlar. Diyanet dahi bilmiyor, diyanetteki müftüler bilmiyor. Haberleri yok bir şeyden. oysa akaid ilimleri olsa, en azından sabuniyi okusalar, en azından işte, İmam Nesefi'yi okusalar, en azından İmam Maturidi'yi okusalar, en azından İmam-ı Azam'ı okusalar, akaidini okusalar, fıkhı-ı ekberi okusalar, yetecek.
Ama yok. Adamın fıkhı-ı ekberden dahi haberi yok. Adam Kur'an tevhül ediyor. Ayet tevhül ediyor. Ayet tefsir ediyor. Allah muhafaza eylesin. Kelam ilmini bilmeleri lazım. Eğer o kimse kelam ilminden de uzaksa, o kimse yine ayet-i kerimeleri tefsir edemez. Ancak tefsir edeni nakledebilir mi? El cevap nakledebilir. Fıkhı ilmini zaten bilmesi lazım. Fıkhı bilmeyen bir kimse nereye tefsir edecek? Fıkhı bilmiyorlar. Hatta böyle sadece Hanefi'ye göre değil, Şafi'ye, Malik'iye, Hanbeliye, İmam-ı Züfer'e, Evet, Serahsi'ye, hepsini de bunların üç aşağı beş yukarı bilmeleri lazım. En azından kendilerince böyle usul-ü fıkıh denilen o ilmi bilmeleri lazım. Ama yok.
Yani bakın, yani bunların böyle büyük bir çoğunluğu, bu son dönem tefsir yazanların büyük bir çoğunluğunda bu ilimler yok. Ama bunlar tefsir yazıyorlar mı? Evet, adam tefsir yazmış. Adam diyorum artık ona böyle. Diyor ki, ben bu tefsiri yazdım ve ben bu tefsiri yazarken hiçbir nakle bir şey dayanmadım. Yani bir hadis nakletmedim. Bakın tefsir yazıyor. bu Türkiye'de ilahiyatta öğretmen, bu profesör tefsir yazıyor ve bununla övünüyor. Bir Ramazan programında dinlemiştim. Ve tefsirini o kadar çok yüceltiyor ki. Ve şununla övünüyor Türkiye'de. Ben diyor, bu tefsiri yazarken hiçbir nakle dayanmadım. Yani bir hadisi kendime ölçü almadım. ya tefsir yapacak olan kimsenin en önemli aranılan özelliklerden birisi onun hadis ilmine vakıf olması.
Bütün hadisleri ezberebilecek diye bir kaide yok. Ama hadis ilmini bilmesi lazım. Ama yok. Bunlar heva hevesine normalde uymuş insanlar. Örneğin bugün için bir kimse tefsir yazacaksa bakın dünkü tefsirciler yani ilk tefsirciler ondan sonrakiler ondan sonrakiler tarih biliyorlar. Tarih. İnsanlık tarihini biliyorlar. Adem'den itibaren tarih okumuşlar. Sadece Arabi kaynaklardan değil var olan bütün kaynaklardan tarih okumuşlar. O yüzden tefsir yapacak olan bir kimsenin tarih bilgisi olması lazım. Tefsir yapacak olan bir kimse beşeri toplulukların maruz kaldıkları savaştır, kıtlıktır, yokluktur, hastalıktır, önemli olaylardır. Bunların hepsinden bilgisinin olması lazım.
Eğer o bilgi olmazsa yine tam bir tefsir meydana getiremez. Ve o kimse bütün insanlığın Kur'an'ın hidayetiyle hidayetleneceğine inanması lazım. ve buna inanmıyor o kadar Allah muhafaza eylesin. Çıkmış ondan sonra o hala daha tefsir edeceğim diye uğraşıyor. Örneğin o kimse bugünkü bugünkü matematiktir, fiziktir, kimyadır, astrolojidir, tıptır. Bu tip bilgilere haiz olması lazım. Bu tip ilme haiz olması lazım. Neden? Bir ayeti kerimeye bakarken bu açıdan da bakması lazım. ve normalde en önemlisi de o kimse ilmiyle amil olması lazım. İlmiyle amil değil ise ne söylesen boş. Allah muhafaza eylesin. İlmiyle amil olmayana ne dersen de Rabbim muhafaza eylesin.
O yüzden kıymetli dostlar kalbinde bidat olan, kalbinde kibir olan, kalbinde hevaya uyma, dünya sevgisine kapılma, bir günahta ısrar etme, ondan sonra işte bir tahkiki imandan uzaksa bir kimse onun normalde bir şeyi tefsir etmesi, Kur'an ve sünnet tarihinde bir şey yapması mümkün değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biraz böyle Hazreti Piri anlamaya çalıştık. İnşallah Rabbim bizi anlayanlardan eylesin. İnşallah anlatanlardan eylesin. önümüzdeki cumartesi Allah izin verirse inşallah Cenab-ı Hak bize hayırlı nefes verirse Rabbim inşallah önümüzdeki hafta konu başlığından devam edeceğiz.
Konu başlığımızda ne? Hemen şimdi oraya doğru geldim. Konu başlığımız sineğin gevşek tevilinin değersizliği. Konu başlığımız bu inşallah Allah'tan bir şey gelmezse evet 1082 filan olacak.
Önümüzdeki hafta inşallah canlı yayında yine sineğin gevşek tevilinin değersizliği babından devam edeceğiz inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse kıymetli dostlar önümüzdeki hafta çünkü den sonra bayram haftası olacak. İnşallah Cenab-ı Hak nasip eylesin. Evet sorularınız var inşallah hızla sorularınıza geçeceğiz. O akşam inşallah sema da yapacağız. Allah'tan bir şey gelmezse. O yüzden sorularınızı biraz hızlı geçeyim inşallah. İstihare yap şeyhini bul demiştiniz. Ben dün gece ilk istihare yaptım ama korkudan nefes alamadım.
Biri vardı tam göremedim siyah cübbeliydi. Bana Kur'an'dan dua edip onun peşine tekrar ettirdi. Bunu okuyacağım dedi. Sen kimsin dedim. Bana Ahmet diyeceksin dedi. Sol kolumu tuttu ve sağ omzuma koydu. Şimdi Hu Allah demeye başla dedi. Başladım ama sesim her şeyim değişti. Beni büyük salona getirdi. Kalabalık insanlar vardı. Yüzleri kötüydü. Ben Allah diye döndüm. Onlar kayboldu. Bana cübbe giydirdi. Dönerken çıkardım. Beyaz bir elbise vardı. Üstümde kafamda yeşil sarık vardı. Ne bileyim hocam korktum kaçmaya uyanmaya çalıştım. Yakaladı Allah diye döndüm durdum. Rüya tuhaf ve karmaşık. Evet devam etti istihar yapmaya.
Uzun zamandır görmediğim selamun aleyküm hocam uzun zamandır görmediğim aklımdan çıkan kız arkadaşımı rüyamda kalem ile karnını sağ alt kısmından yaraladığımı gördüm.
Sonra onu olup hastaneye götürdüler. yerdeki kan izini takip edip onu takip ettim. Hastanedeki polislerin sorusunda beni söylemedi. Gizledi uyandım. Ertesi metoda giderken birden karşıma çıktı. Tuhafıma gitti. Bir sebebi var mı? Hiçbir sebebi yok. Süleymancılar her kursuna çocuklarımızı Kur'an öğrenmeler için gönderebilir miyiz?
Görüşünüz nedir? Ben bir şey demeyim. Kur'an Kur'andır. Kim öğretirse öğrenilir. Karar sizin. Selefi gruplarla karşılaştığımızda aynı ortamda nasıl konuşmalı? Nasıl davranmalıyız? Duruşumuz ne olmalı? Kur'an sünnet tarihisinde durum bir sıkıntı yok. bu grupların insanları kendilerine çekmelerine kandırmalarına biz bir şeyler yapmalı mıyız? Bizim sorunumuz var mı? Biz gücümüzün yetinden sorumluyuz. Başka bir şeyden değil. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bir erkek sürekli at yarışı gibi kumarları oynayan babasına bakmak zorunda mıdır?
Onu terk edebilir mi şeriata göre? Onun kumar parasını vermek zorunda değil. Ama babasıdır yedirecek içerecek. ama kumar parası vermesi. Ölen bir kadın yani uterusunu yani rahmini ve yumurtalıklarını bir başkasına bağışlarsa bu rahimden doğan çocuk İslam'a göre ölen kadının çocuğu mu sayılır? İşte bu tip şeylere hükmetmek mümkün değil. Zor. Yani yumurtalıkları ve rahmi başkasının o yumurtalıkların kadına bağlandı. Kadına bağlanınca kadının kanından aldı. eyvallah. Yani sıkıntılı. Ben biliyorsunuz bu tip organ bağışları da ölenden almıyorlar zaten.
Ölmemiş olandan alıyorlar. İslam devleti şeriatında kedi köpek gibi hayvanları öldürmenin cezası nedir? Normalde İslam şeriatına göre hayvanları zulmen öldüremez bir kimse ama muhakkak onun bir cezası vardır. Şu anda onun cezası aklıma gelmedi. Bir kişi tembellikten sizden aldığı dersi bir ay çekmese sonra yine çekmeye başlasa bir ay çekmediği için otomatik olarak dersi bırakmış olur mu?
Olmaz. Şu kadar gün dersi çekmeyenin dersi alınmıştır diye bir kuralınız var mı? Bizim yok. Selamun Aleyküm. Ben gördüğüm bir rüyayı yorumlamanızı rica edeceğim. Rüyamda yanımda kayınvalidem ve görümcem var. Yasin kitabındaki sureleri okuyacağız. Ben Mülk Suresini okumak istiyorum ama daha ilk ayette takılıyorum ve okuyamıyorum. Sanki yazılar belirgin belirginsizleşiyor. Çok rahat okuyorum. Neden okuyamıyorum diye şaşırıyorum. O panikle başka kitaplar arıyorum. Bir sürü Yasin kitabı var. Hatta çok eski yapraklar ayrılmış olanlar var. Bir tane küçük boy bir kitap buluyorum. Yeni rahat okuyan yazılardan ama okumaya başlayınca kitap elimde ufacık kalıyor.
Çok endişeleniyorum. Sonra Mülk Suresinin ilk ayetini ezberi tekrar tekrar okuyorum. Okurken uyandım ve hala okuyorum. Biraz Kur'an-ı Kerim'i okumaya gayret edin. Biraz Kur'an-ı Kerim tabiri caizse çalışın. Aynı zamanda tövbe edin. Kayseri'den Mesut Güler Aleyküm Selam Tekrar tekrar kavuşalım inşallah.
Selam söyle herkese sende. Selamun Aleyküm yeni tanıştığım bir hanım kardeşimizin sorusunu iletiyorum. Soru Hocam eşimle ufak tefek sıkıntımız vardı. Bayadan beri oturup konuşamıyoruz. Ne bileyim bazı durumlarda beni hiç haklı görmüyor idi. Ben de ablamın bir tanıdığı vardı hoca. Ona sordum. O da büyü var. Sizin ailenizde yapılmış. Bozulması gerekiyor dedi. Büyünün eşim tarafından yapıldığını söyledi. Ama maddi durumum elverişi olmadığı için o hocaya büyüyü bozduramıyorum. Bu durumda ne yapmamı tavsiye edersiniz?
Büyü nasıl bozulur? Ne kadar istedi acaba ya? Allah iyiliğinizi versin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. Evet. 100 tane felak, 100 tane nas, 100 tane ayet-i kudüsü, 100 tane de ihlas-ı şerif oku. Allah'a niyet et, Allah'a yalvar. İnşallah Rabbim üzerinde ne kadar büyü varsa bozdurur inşallah. Kalbim hissetmiyor.
Düşünün farkında olduğum şeylerde bile kalbim hissetmediği için taşın üstündeki toz gibi her şey uçup gidiyor. Mana bulmuyor. Bu her şeye karşı böyle bir cenazeye bile hatta ağlasam bile tam hissedemiyorum. Üzülüyorum, ağlıyorum ama hissedemiyorum. Sizce bunun için ne yapmalıyım? Şifa sizin tavsiyenizdir. Allah'ı çokça zikret. Allah'a yazsan, Allah'a dayan, ibadetlerini yap. Kalbinin katılığından Allah'a yalvar. Selamun aleyküm. Ben Bursa Kestel'den Banu ablanın sohbet grubundan Fatma Sarı, herhangi bir cemaate bağlı değilim. Yakın bir zamanda kendimi Hz. Musa zamanında yaşıyor olarak gördüm.
Kendisi bana iki metre kadar uzaklıkta duruyordu. Karşımda ise hiç tanımadığım bir kişiyi Hz. Musa hakkında konuşuyorduk. Ben karşımdakini Hz. Musa'yı bu kadar tanımadığımı içimden ki sevginin ona eksik olduğunu ona yakından tanısaydım daha fazla seveceğimi az sevdiğim için pişmanlık hissediyorum. Hz. Musa ile göz göze geldiğimde bana hafif tebessüm ile bakıyordu. Konuştuğum her şeyi biliyor. Ne hissettiğimi farkındaydı. Ben ise kendimi nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Mahcup ve telaşlı bir durumdaydım. Rüyamın hayırlara vesile olması dileğiyle sizi dinliyor olacağım inşallah. Ben Bursa Kestel'den Bayan grubundan Hatice Yiğit yaklaşık 3-4 haftadır zikir grubundayım. Zikrullah ve sohbetleriniz beni çok etkiledi.
15 yaşındayken Nakşibendi tarikatına bağlanmıştım. 22 yaşlarımda bıraktım. Sizin kapıyı ve sohbetlerinizi dinlediğimde yerinizi aradım. Hamdolsun buldum. Sohbetlere devam ediyorum ve ders almak istiyorum. Bağlanmak istiyorum ve buyurursunuz. Evet. rahmet birincisi bir başka kardeşin rüyası. Musa bir peygamberi görmek rahmettir, berekettir, lütuftur. İnşallah Cenab-ı Hak o rahmete, o berekete, o lütfu inşallah buluştursun. Bu ikinci rüyayı söyleyen Hatice Yiğit Kardeş'e de Banu Kardeş dersini versin inşallah. Selamun Aleyküm Hocam.
Benim bir sorunum var. Son yıllarda 6-7 yıl hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor. Aile sorunlarımın, kişisel hayatımın da büyük sorunlara yol açtığını görüyorum. zaman ilerledikçe sorumluluklarım arttıkça işlerim daha da kötüye gidiyor. Üniversiteden yeni mezun oldum ama işsizlikle beraber ailemle de daha büyük sorunlar yaşamaya başladık. Ben özel hayatımın sınırlarını korumakta daha çok zorlanırken insan ilişkilerimde hiç normal ilerlemiyor. Benim enerjim çok düşük, aniden parlayıp aniden sönüyor. Enerjim bu da insanları ilişkilerimin kısa sürmesine neden oluyor. aniden parlayıp aniden sönüyorsan nefsine uyuyorsun. Nefsine uyma. Allah'ı zikret, Allah'a yalvar, Allah'a dayan.
Öyle benim işlerimde zor gidiyor diye düşünme. Öyle bir şey düşünüyorsan bol bol tövbe et. Bir derviş adayı, bir derviş adayı ne? Sen üstadını hak etmiyorsun gibi sözleri sarf edebilir mi? Bu hakarete mi girer? Yanlış söz. Kıyırlı yayınlar hocam. Eyvallah canım kardeşim. Selamun Aleyküm. İnsan ve veya hayvan heykeli yapmak İslam'a uygun mudur? Normalde heykelden uzak durmuş İslam dünyası. İster hayvan olsun, ister insan olsun veya çok zorlanırlar bir şey yaparlarsa tam manasıyla bir heykel yapmamışlar.
Çocuğu olmayan bir kadının yumurtalık nakli yaptırması caiz mi? İşte bunlar normalde bu caiz diyenler bunları caizli görüyorlar. Ama ben Allah affetsin bu organ naklini uygun görenlerden değilim. Saat Suresi 31. ayette akşam üzeri ona üç ayağını yere basıp bir ayağını tırnak üstüne dikilen saf kan, koşu atları sunulmuştu.
Ayeti üzerine yıllardır duruyorum. Aklım o ayette. Allah Allah. Saat Suresi ayet 31. Tamam, halledeceğim şimdi. Sıkıntı yok. Saat Suresi ayet 31. Cenab-ı Hak
peygamberlerine lütf etmiş, ikram etmiş. Süleyman aleyhisselama da çok güzel koşu atları vermiş. Onunla alakalı. Yarınki Gelibolu Mevlânesi'ndeki sohbette Mesnevi'den kaçıncı beytlerin okunması yapılacak. Normalde orada nerede kaldıydık bilmiyorum şu anda ona cevap verebilecek noktada değilim.
İnsan helal dairesinde nasıl nefsini tatmin eder? Ben sabah zikir çekiyor okumalarını mı yapıyorum fakat akşamlar dizi izliyorum. Dizilerde melayanı ve haram şeyler içerdiğinden izlememek istesem de bir müddet sonra tekrardan izlemeye başlıyorum. Melayanı'den kurtulmak ve helal dairesiyle yetinmek konularında ne buyurursunuz? Demek ki zamanın kalıyor. Kendini böyle bir işten bir işe bir meşgaleden bir meşgaleye aktarırsan sıkıntı kalmaz. Ne oldu? Geldiler mi gene? Yok gelmişler demek bunlar mu askerlerle uğraştıklarına göre. Baktılar bu sefer de gene değil mi? Dedim ben sana şikayet ederler bizi diye.
Gene otobüslerle mi gelmişler? Öyle bu ara semazen avuna çıkmış bütün herkes. Harıl harıl semazen arıyorlar. Sanki semazenler uyuşturucu, gasp, her türlü haramları, her türlü yanlışlıkları, eksiklikleri üzerlerinde taşıyorlarmış gibi. Sanki toplum düzenini bozuyorlarmış gibi. Başları, başka işleri, güçleri kalmamış milletin. Allah muhafaza eylesin. Allah kimsenin hepsini uydurmasın. Sufiler çatışmacı bir yolu seçmezler. Biz kendi insanımızla çatışmak istemeyiz. Devletle çatışmak istemeyiz.
Bakın devletle çatışmak istemeyiz. Tekke ve zaviyeler kapatılmış, tekke ve zaviyeler kapatıldığında dahi tekke ve zaviyelerde vazife yapan şeyhler, dedeler poşsinistler, dervişler, türbederler hiçbirisi de devletle çatışmamış. Ama bir kısım böyle devletin içerisinde vazife yapan bürokratlar bazı böyle işte Niyazi Mısri gibi veyahut da işte Cumhuriyet döneminde ilk Cumhuriyet dönemindeki bazı üstadları takmışlar kafalarına. onlarla çatışmayı istemişler. Sufiler çatışmak istemezler.
Biz Kur'an ve Sünnet'i anlatırız. Ben bir ayet-i kerime var mı? Var. Ben onu haykırırım. Bir hadis-i şerif var mı? Var. Ben onu haykırırım. İmamların iştadı var mı? Var. Ben onu haykırırım. Ama ben Kur'an ve Sünnet'i anlatırım. Ben çatışmak istemem. normalde yoksa çatışmacı bir dile sahip olmak da istemem. Çatışmaya kalkarsam da çatışırım zaten. Yani o yüzden de kanunlar dairesinde benim çatışmamı önleyecek bir şey yok. Suç işleyecek değiliz ya. ya sema ediyor insanlar bundan yani ne istiyorsunuz ki? Ne bekliyorsunuz? Sema ediyorlar.
Bakın siz Allah'ın yasakladığı haram kıldığı bu millete zarar veren bu gençliğe zarar veren bu topluma zarar veren olgularla mücadele etmeyi bırakır. Gençleri uyuşturucudan kumardan fuhuştan eşcinsellikten işte haylaz haylaz sokaklarda dolaşmaktan heva ve hevesine uymaktan koruyup muhafaza eden bir topluluğa savaş açarsanız Allah'a savaş açmış olursunuz. Yenileceğiniz yenilgiye uğrayacağınız mutlak. Allah'a havale ettik. Yani işi gücü bırakmış insanlar semazenler nerede sema edecek diye peşine düşmüşler. Biz bugün vakıf binasında sohbet edeceğiz. hep söyledim. Dedim gelirler basarlar bugün bizim buraya dedim. Kesin gelirler dedim.
Niye var ya? Sonra konuşunca Mustafa Özbağ konuştu oluyor. Yazık. Memleketimiz için yazık. Vatanımız için yazık. Milletimiz için yazık. Vatanımız milletimiz için yazık. Kıymetli dostlar Bursa'nın sadece Görükle bölgesinde 5000'ün üzerine fuhuş yapan kadın var.
Bursa'da 90'ın üzerinde 100'e yakın gece kulübü var. 100'e yakın gece kulübü var. 100'e yakın Bursa'da masaj salonu var. Ne kadar meyhane, birhane, bar, pavyon var belli değil. Her şeyi bırak 3 tane genç semazen sema edecek onun peşinde koş. Cehalet kol geziliyor. Her şeyi bırak burası ya tasavvuf vakfı diye kocaman tabelası var. Her şeyi bırak gel ne oluyor diye. Allah hidayet eylesin herkese. Hayırlı akşamlar hocam benim birkaç sorum var. Bir, Allah'a vasıt olmak nedir?
Allah'a yakın olmaktır. Kul farzları yerine getirmekle Allah'ın emrini yerine getirir. Allah'ı en sevgili şia yapar ve nafilelerle yaklaşır. İşte bu nafilelerle yaklaşıp onu sevmektir. İki, nurculuk yolu ile Allah'a nasıl vasıl olunur ve vasıl olma nasıl anlaşılır? Nurculuk dairesinde ve başka tarikatlar dairesinde, parantez içinde. İstiharede bir yol tavsiye eder misiniz? Okunabilecek dua, sure ne olabilir? İnşallah sen Allah rızası için istihare yap. dek ki ya ben nereden ders alayım? Hangi yolu takip edeyim de Allah sana göstersin inşallah. Belçika'dan Sezer Aleykümselam herkese selam söyle. Bir arkadaşımın sözleri ve sorusunu iletiyorum.
Kendisi örtülü ve dersli açılmaya karar vermiş. Ben artık başörtüsünün farz olduğuna inanmıyorum. Bu konuda net bir ayet yok. Açılacağım bu başörtüsü beni boğuyordur dedi. Ben de örtü ağır geliyor diyebilirsin ama farz değil deme dedim. Efendime soracağım cevabı sana ileteceğim dedim. Başörtüsü farz değil şeklinde internette çok bilgi kirliliği var. Arkadaş farz mı diye soruyor. Farsa ayet ve hadis ile delil var mı diyor. Farz bir sürü ayet delil var. Bir sürü işim gücüm rast gitmiyor. Elimi neye atsam elimde kalıyor. Bunun sebebi sizce nedir? Nasıl çözebilirim? Çalış, gayret et, koştur, mücadele et. Kalp rahatsızlığım var.
Rahatsızlığım dolayı iş bulmakta sıkıntı yaşıyorum. Ailem hastalığımı önemsemiyor ve ne iş olursa olsun çalışmamı bekliyor ama çalışamıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Normalde kalp rahatsızlığı olan bir kimseye insanlar kolay kolay işe almazlar. Haklılar. Orada bir şey olmuş olsan sıkıntı yaşayacaklar. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm. Son günlerde Youtube'da sosyal medyada dolaşan İmam Rabbana Hazretleri'nin ileri bin yıl gidip gelecek gelerek geçmişe yönelik olayları yazdığı söylenen kitap hakkında fikriniz ve hükmü. Ben öyle bir kitap bilmiyorum. Hakkınız helal edin.
17 Mart 2022'de İstanbul'da meydana gelecek deprem ile Kanal İstanbul vs. daha birçok olaylardan bahsediyorum. Bahsedebilir, olabilir. Evliyanın kerameti hak. Evet kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, bu gecelik sohbet burada. İnşallah şimdi Allah'a izin verirse semaya başlayacağız.
İnşallah. Buradaki sohbetimiz bitiyor. Şimdi inşallah yan tarafta semaya edeceğiz. birçok bakın.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.