mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1061-1066. Beyit) SORU - CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 13 Aralık 2020 · 3:04:10

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'i Kur'an ve sünneti seni sımsık yapışan, Kur'an ve sünneti seni yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. İnşallah. Malum, bu haftanın en önemli benim için gündemi, Azerbaycan'daki azatlık meydanındaki yürüyüştü. Vallahi göğsüm kabardı, gönlüm kabardı, içim kabardı. Benim için büyük bir mutluluktu. Orada bu milletin, bütün komple Türk milletinin bir başarısı olarak görüyorum. Karabağ'ın Ermenistan işgalinden kurtuluşunu, onun kurtuluş şenlikleri diyeyim vardı. Gerçekten büyük bir mutluluk duydum, büyük bir gurur duydum.
Hamdolsun Cenab-ı Hak'a, Rabbim o günleri gösterdi bizlere. İnşallah, bütün Türk milletinin tek anlayış, fikir birliği içerisinde toplandığı günlerde görürüz. Cenab-ı Hak inşallah, bütün milleti bir çatı altında toplar. İnşallah, bütün ümmeti Muhammed'i bir çatı altında toplar. Böylece ümmeti Muhammed gerçek gücünü göstermiş olur. Ümmeti Muhammed derlenip, toparlanıp, bu dağılmışlıktan, bu parçalanmışlıktan kurtulur. Hamdolsun, ülkemizin Suriye'de, Libya'da, Doğu Akdeniz'de, Azerbaycan'da, Bosna'da, Sancak'ta, Sudan'da, Afrika'da görmek, onlardaki bu toprakların çocuklarının hizmetlerini onlularda görmek, onlularda olunmasına şahit olmak gerçekten bizim gençliğimizin hayaliydi, rüyasıydı.
Cenab-ı Hak'a hamdolsun bunları görüyoruz. Rabbim inşallah şu korona hastalığından da kurtulmayı bütün ümmeti Muhammed'e bahşetsin inşallah. İnşallah Cenab-ı Hak bu hastalığın tesirlerini azaltsın. Bu rahatsızlıkla baş başa kalanlara Cenab-ı Hak ayırlı şifalar versin. Ciddi bir şekilde hala da pandemi devam ediyor. Öyle hafife almak, böyle ne bileyim işte bunu yok saymak doğru bir hareket değil. Bazen basında, yayında mutluluk şeyler çıkıyor. Hani hastalığı böyle hafife alma gibi hafife alınacak bir şey yok. Kardeşlerimizden gerçekten ciddi bir şekilde ağır geçirenler oldu. Hala da ağır geçirenler var. Tanıdıklarımdan var ağır geçirenler.
Daha dün yine çok eski tanıdığım vardı. Kapalı çarşıda gümüşçüydü kendisi. Hade abimiz. O vefat etti. Allah rahmet eylesin. Yani bu böyle hafife alınacak bir rahatsızlık değil. Rabbim cümlesine şifa versin inşallah. 1061. Beyt'ten devam edeceğiz inşallah. Ey oğul! O kum Allah eridir. O er kendinden ayrılmış, hakka ulaşmıştır. Hani geçen hafta sohbette diyorduk ya, hani tatlı sözler, ömrümüzün kumudur. İçinde su kaynayan kum pek az bulunur. Yürü onu ara diyordu Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazreti. O kumu ne olduğunu söylüyor.
Hani içinde su kaynayan kum neymiş? İşte bu beyt'te de diyor ki, Ey oğul! O kum Allah eridir. O er kendinden ayrılmış, hakka ulaşmıştır. Demek ki içinde su kaynayan, içinde pınarı bulunan kum Allah dostları. Diyor ki, git onu ara. O normalde çünkü onu arayacaksın, onu bulacaksın, ona ulaşacaksın. Ve diyor, onu da tarif ediyor. O kendinden ayrılmış, hakka ulaşmıştır. Şimdi bakar ayet 186. Ey Muhammed, beni senden sorarlarsa, şüphesiz ki ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasını dua ettiğinde kabul ederim. Allah erleri, Allah erleri, Allah'a yakın, Allah'a dost olanlardır. Biz o Allah eri dediğimiz kimseler, işte Allah'ın veli kullarıdır.
Allah'a dostluk peyda etmiş olanlardır. Bu bir Allah'a yakin olmuş olan, kimselere söylenilecek olan sözdür. O zaman Cenab-ı Hak bu bakara 186'da da sorarlarsa diyor, şüphesiz ben onlara çok yakınım. Hani kullarım beni senden sorarlarsa. Burada meseleye başka açıdan bakmak istiyorum. Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hak buradaki er sözünden veya dost, veli sözünden bazen sadece erkekler tanımlanmış gibi zannediliyor.
Oysa bakara 186'da Cenab-ı Hak kullarım diyor. Kullarım beni sorarlarsa. O yüzden burada rical kelimesini kullanmış Cenab-ı Hak. Yani erler kelimesini kullanmış. Hani sufiler, ricalullah, merden-i hüda, özel anlamlarla böyle velilere işaret ederler. Genelde ricalullah olarak söylerler, rical ehli demek. İşte bu ayet-i kerimede yakin olan o rical ehli ve bu o zaman bu nitelikte Cenab-ı Hak erkekler veyahut da bayanlar olarak ayırmamış. Onu normalde bütün Ümmet-i Muhammed'e erkeğin de kadınına da kapsayacak şekilde kullanmış. Burada bunu o yüzden söylemek istedim. Hani bunlar böyle Allah erleri sadece erkeklerden oluşan bir topluluk değil.
Aynı zamanda kadınlardan da Allah'a dost olan, Allah'a yakin olan, Allah'ın rical veya ricalullah haliyle hallenen kulları var. Bunu böyle zaman zaman dile getiriyorum. Sanki Allah'a dostluk sadece erkeklerin işiymiş gibi veyahut da Allah'a dost olanlar sadece erkeklermiş gibi atfediliyor, öyle zannediliyor. Ama Cenab-ı Hak benim veli kullarım dediğinde bunu sadece erkeklere atfetmek doğru değil.
Benim kullarım dediğinde bunu sadece erkeklere veya kadınlara atfetmek mümkün değil. Yani çocuklar da Cenab-ı Hakk'ın kulu sonuçta. O yüzden rical ehli olmak sadece buradaki hani ey oğul okum Allah eridir sözünde buradaki erlikten kasıt olgunlaşmak, kemale ermek. Buradaki erginlikten kasıt o. Yoksa erginlikten buradaki kasıt erkeklik değil yani sadece. Bunu böyle atfediyorlar, böyle düşünenler oluyor. O yüzden meseleye bu açıdan bakmak istedim. Yoksa zaman zaman sohbetlerde Allah dostlarının vasıflarını, Allah'a yakin olanların vasıflarını genel olarak tarif ediyoruz. Kardeşlerimiz, arkadaşlarımız bunu geçmiş sohbetlerde defalarca dinlemişlerdir.
Bu meseleyi de dinlemişlerdir muhakkak. Ama burada özellikle üzerinde durmak istediğim hadise bu. Yani bu Allah eridir sözü. Kadınları da erkekleri de kapsıyor. Kıymetli dostlar, burada kadınları da kapsıyor derken bizatihi şahit olduğumuz kendi kardeşlerimiz var. Görülen rüyalardan, anlatılan hallerden, değişik zamanlarda değişik tespitlerden, bayan kardeşlerimizin de Allah'a yakin olanları, husisi yakınlık peyda edenleri ve o husisi yakınlığı peyda eden kardeşlerimizi de tanıdığımızdan dolayı sohbete böyle giriş yaptım.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden sadece erkeklere atfedilmiş bir din söz konusu değil. Kadınlar da Allah'ın kulu, kadınlar da Allah dostu olur. Kadınlar da Allah'ın ricalullah dairesinde durur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dininizin yarısını, Hz. Ayşe annemizi kastederekten bundan öğreniniz. dediyse bizim kadınları ikinci planda görmemiz, kadınları ikinci planda atfetmemiz mümkün değil. O yüzden normalde evet bu Allah erleri, bu Allah'a yakin olma, Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışmaktan geçer. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışacak, iman edecek, iyi ameller işecek, salih ameller işecek, insanlara yardımcı olacak, insanlara hizmet edecek, insanlara tevazu ile yaklaşacak, insanlara tepeden bakmayacak, kibirlenmeyecek, en güzel ahlakla ahlaklanacak ki o Allah dostu olsun.
Yoksa tepeden bakmakla, namazı terk etmekle, orucu terk etmekle, insanlara kibirlenmekle, insanlara büyüklenmekle, insanların gönüllerini kırmakla Allah dostu olunmaz. O yüzden Allah dostları, gerçek dostluk çok ibadet ederekten de değil. Ya onları öne geçiren şey Allah'ı sevmek, Resul'ünü sevmek, Allah dostlarını sevmek, insanları sevmekten geçer. Ve o sevgiyle haşır neşir olan, o sevgiyle yoğrulan kimseler Allah'a dost olurlar. Çünkü seven sevdikçe sevmek ister, sevdikçe sevmek ister, onunla yakinlik şarabını içtikçe içmek ister, içtikçe içmek ister, o doymak bilmez. Ancak yakin olanlar onlardır. Koştukça koşmak ister, koştukça koşmak ister, koştukça koşmak ister, işte Allah'a yakin olan onlardır.
Sabrettikçe sabretmek ister, sabrettikçe sabretmek ister, Allah'a yakin olanlar onlardır. Allah yolunda harcacıkça harcamak ister, harcadıkça harcamak ister, harcadıkça harcamak ister, cud ehli olur, cömert olur. İşte Allah'a yakin olmanın kapısı odur. Allah'ı zikrettikçe zikreder, zikrettikçe zikretmek ister, zikrettikçe zikretmek ister, Allah'a yakin olmanın işaretidir bunlar. O yüzden o Allah dostları içleri de temizdir, dışı temizdir, içi de temizdir. Bakın o kimsenin modayı takip etmemesi, işte gösterişsiz giyinmesi, onun içinin gösterişsiz olduğunu göstermez. Nice gösterişsiz kimseler vardır ki Allah'ın yanında dosttur, sultandır. Kimisi vardır çok süslüdür ama ve lakin Allah'ın yanında nazar itibari yoktur.
Siz sırmalı cübbeler giyersiniz, sırmalı kaftanlarla dolaşırsınız ama Allah katında bir hükmünüz yoktur. İşte o Allah dostları, onların nişanları, onların nişanları amellerindedir. Onların nişanları süslerinde değildir. Onların amellerindedir. O zaman Allah dostunun geçtiği kapı iman ehli olacak önce. Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışacak. Sünnet-i seni inkar edenden Allah dostu olmaz. Hadisleri inkar edenden Allah dostu olmaz. Peygamberlik iddia edenden Allah dostu olmaz. Kendisine kitap verildiğine dair laf söyleyen kimseden Allah dostu olmaz. Onlar şirk ehlidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin komple hadislerini inkar eden küfür ehlidir.
Ondan Allah dostu olmaz. O yüzden Allah dostu Kur'an ve sünnete sımsık yapışmak, farz ibadetleri yerine getirmek, nafilelerle Allah'a yaklaşmak, onu sevmekten geçer. Eğer insanın üzerinde bir insanın üzerinde bunlar tecelli etmediyse o Allah'a yakin değildir. Namazı terk etmekle Allah dostu olmaz. Orucu terk etmekle Allah dostu olmaz. Zikrullahı terk etmekle Allah dostu olmaz. Haramları açıktan işlemekle Allah dostu olmaz. Yani işte benim hiç kimseden korkum yok, ben haramı da işlerim böyle. Böyle bir Allah dostu olmaz. O yüzden Allah dostu, Allah'a yakin olacaksa o kimse, Allah dostu Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışmaktan geçer. Kur'an ve sünneti seneye yapışmayan bir kimse Allah dostu olmaz.
Mücadele suresi ayet 22 Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavmin babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa Allah'a ve peygamberine düşman olanlara sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah bunların kalplerine imanı yerleştirmiş ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir. Demek ki bir kimse Allah'a iman ettiyse, ahiret gününe iman ettiyse, o insanın babası da, annesi de, eşi de, oğlu da, akrabası da, arkadaşı da olsa, Allah'ına ve peygamberine düşmansa, ona sevgi besleyenden Allah dostu olmaz.
Ya bu benim babam ne yapayım şimdi ya, peygambere küfrediyor ama işte ben onu seviyorum yine. Allah ve Resulünün koyduğu bir hükmü, Allah ve Resulünün koyduğu bir hukuku, açıktan çiğneyen bir kimseyi, seven kimse, sakın kendisinin Allah'a dost olduğunu iddia etmesin. Veya Allah ve Resulünün koymuş olduğu bir hukuku ve hükmü, açıktan çiğneyen, onu yok gören kimse, zaten normalde inkar ettiyse, küfür ehli, yok inkar etmediyse, onu açıktan işliyorsa, büyük günahı kebariş dedi.
Ve düşmanlık varsa o kimseye, mesela şimdi insanlar şeriatın hukukuna düşman, Allah'ın hukukuna düşman, ailelerde var bu. Bir Allah'ın hukukuna düşmanlık peydah ettiler. Bir de bu tarihselciler çıktı başımıza şimdi. Kur'an'ı tarihselcilikle yorumlayıp bazı ayeti kerimeleri o gün için geçerliydi, bugün için geçerli değil diyen sapıklar çıktı. Ve bunları seven insanlar da çıktı. Ne yazık ki her gün yeni bir şey oluşuyor, her gün bir sapkınlıkla uğraşıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Demek ki Allah'ı ve Peygamberine düşman olanlara sevgi besleyen asla Allah dostu olamaz. Bakın zaten Allah ve Resulüne düşman olan, onun herhangi bir şeyine düşman olan Allah dostu olamayacağı gibi, Allah ve Resulüne düşman olan bir kimse de, onu sevmek de mümkün değil.
İşte eğer böyle olursa, yani zaten bu imtihanın en acı, en böyle sıkıntılı yeridir. Yani etrafımızda eşimiz olabilir, babamız olabilir, annemiz olabilir, çocuklarımız olabilir, kardeşlerimiz olabilir, akrabalarımız olabilir. Bunlar Allah ve Resulüne düşman ise, bizim onu sevmemiz, bizim onun taraftarı olmamız mümkün değil. Sevmez, taraftarı olmazsak Cenab-ı Hak bize lütfediyor. Neyi? Diyor, onların kalplerine imanı yerleştirir ve onları katından bir ruh ile desteklerim. Bakın onları diyor, kalplerine imanı yerleştirir ve onları katından bir ruh ile desteklerim. Demek ki, işte Allah ve Resulünü çok seven, Kur'an ve Sünnet-i Sen'i'ye sımsıkı yapışan, o iman yolunda giderken, Allah ve Resulüne düşman olanları sevmeyen, Allah ve Resulünü inkar edenlerle dostluk kurmayan kimseyi, Cenab-ı Hak katından bir ruh ile destekliyor.
Ve Cenab-ı Hak onun kalbine imanı yerleştiriyor. O kimsenin kalbine imanının yerleştirmesi demek, o kimsenin bütün vücut olarak zahir ve batınıyla iman olması demek. Bakın, hani Allah'ın öyle kulları vardır ki, onlara baktığınızda Allah hatıra gelir. İşte onun kalbine Allah imanı yerleştirdi. Allah o kimsenin kalbine imanı yerleştirdi ve ona katından bir ruh ile onu destekledi.
Öyle olunca, ona bakan kimsenin hatırına Allah geldi. Ve Allah onları, ayet-i kerime devam ediyor. Allah onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Ve onlar orada ebediyen kalacaklar. Dikkat edin ayet-i kerimeye. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın taraftarlarıdır. Yani Allah'ın hizbidir. Onlar Hizbullah'tır. Allah taraftarıdır. Bu yalnız Hizbullah ile, benim söylediğim Hizbullah ile, bu Orta Doğu'da Müslümanları katleden, Müslümanları şehit eden, camilere bomba atan Hizbullah ile karıştırmayın. Bu benim anlattığım Hizbullah ile, Güneydoğu'da insanları normalde domuz bağıyla öldüren Hizbullah ile karıştırmayın.
Veya dünya üzerinde terör östüren, Orta Doğu'da terör östüren, CIA'nin, Mossad'ın, M16'nın veya değişik bu istihbarat örgütlerinin kurmuş olduğu terör örgütlerini de Hizbullah olarak kabul etmeyin. Benim dediğim Allah'ın Hizbi iman etmiş ve Allah'tan razı olmuş, Allah'ın da ondan razı olmuş olan kimseler. İşte onlar Allah'ın Hizbullahı'dır. İyi bilinmelidir ki kurtuluşa erenler ancak Allah'ın Hizbullahı olanlarıdır. Yani Allah'ın taraftarı olan, Allah'a iman etmiş, Kur'an ve sünnete sımsık yapışmış, Kur'an ve sünnetin dışında bir felsefesi, Kur'an ve sünnetin dışında bir yaşantısı olmayan kimseler ancak kurtuluşa ermişlerdir. Yoksa açıktan günah keballeri işleyen, açıktan günah keballeri destekleyen, açıktan günah keballeri serbest eden, açıktan günah keballerle beraber yaşayan bir kimsenin Allah'ın taraftarı olması ve kurtuluşa ermesi mümkün değildir.
Veya Kur'an ve sünnete düşmanlık edenlerle dostluk eden, Kur'an ve sünneti inkar edenlerle dostluk eden, onları destekleyen, Kur'an ve sünneti kendisine distur edilmeyenleri destekleyenler. Yani bunun işin bir de siyasi tarafı var. Siz Kur'an ve sünneti desteklemeyen bir kimseyi destekleyemezsiniz, onu sevemezsiniz. Kur'an ve sünnetin haram ettiğini, helal edeni, Kur'an ve sünnetin yasakladığını serbest edeni destekleyemezsiniz, onu sevemezsiniz. Bu akrabanız olabilir, bu dedeniz olabilir, bu sizin kavminizden olabilir, bu sizin eşiniz, dostunuz, şuyunuz, buyunuz olabilir. Önemli değil canım kardeşlerim. Eğer siz Allah'a yakınlık besleyecekseniz, ancak Allah'a yakin olanların yolunu tutacaksınız.
Eğer Allah'a dostluk peydah etmek istiyorsanız, o inam ettiği, ihsan ettiği, o peygamberler, o veliler, o evliyalar var ya, evet, bizleri onun yolunda eyle. Fatiha-i Şerife'nin bu ayetin sırrına vakıf olacaksınız. Salihlerle beraber olacaksınız. Ve dost doğru bir yolda yürüyeceksiniz. Dost doğru bir yolda yürümeyen insanlar, Allah dostu değildir, Allah'ın taraftarı da değildir, Allah'ı da sevmezler.
Allah sevgileri de onların nedir? Allah muhafaza eylesin, yalandır. Allah'ı seviyorum demek bir iddiadır. Bu iddianın ispatı gerekir. Allah'ı seviyorum diyen, Allah'ın haramlarını işlememesi gerekir. Allah'ı seviyorum diyen, Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmesi gerekir. O yüzden peygamberi seviyorum diyen, peygamberi seviyorum diyen, onun ahlakıyla ahlaklanmalı, onun sünnetlerini işlemelidir. Bir üstadı, bir şeyhi seviyorum diyen, onun nasihatlerini dinlemeli, onun nasihatlarının üzerinde yürümeli. Yoksa ben Allah'ı seviyorum, istediğim haramı işlerim. Ben peygamberi seviyorum, onun sünnetlerini terk ederim. Ben üstadı seviyorum, ben seviyorum sadece. E nasihatlerini dinle, nasihatlerini dinlemek yok. Gene kendi kafasından yürüyecek.
Yani kendi nefsini seviyor o kimse. İnsanlar kendi nefislerine zebun olmuş noktadalar. Yani onun, ben hep böyle söylerim yıllardan beri. Herkes kendi nefsine göre bir Allah, kendi nefsine göre bir kitap, kendi nefsine göre bir peygamber, kendi nefsine göre bir üstad, kendi nefsine göre bir eş, kendi nefsine göre bir çocuk, kendi nefsine göre bir arkadaş arıyor. Kendi nefsine göre. Onun arkadaş dediği ona nasihat etmeyecek. Onun arkadaş dediği o içiyorsa içecek. Onun arkadaş dediği o zina ediyorsa zina edecek. Onun arkadaş dediği hangi kötülüğü yapıyorsa o da ondan gidecek. Onun annesi babası, onun heva ve hevesini kabul etmesi lazım. Çocuk heva ve hevesi nasıl arzu ediyorsa, anne baba onun heva ve hevesine onay verecek.
O zaman anne baba şeker gibi. Veya üstad, üstad ona istediği şeyi anlatmalı. Öyle ya. Onun nefsine göre hareket etmeli. Demeli ki ya namaz kılmıyorsun, kılmaye ver canım. Öyle demiş birisinin şeyhi. Sen de bizim aramızda namaz kılmayanlardan oluver demiş. Namaz, dinin direği. Namaz, müminin miracı. Namaz, dinde en son yıkılan kale. Bir insanın namazı yıkıldıysa dini yıkılmıştır. Nasıl kılmayı ver diyeceksin? Bu mümkün değil. Veyahut da bizimkinler kılındı. Hayırdır ya, sen kimsin ki ya? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son nefesine kadar namazı kılacağım diye uğraştı. Sen kimsin?
Ha demek ki işte bunlar Allah'a dostluğa giden yollar değil. Bunlar Allah dostu olarak bunları kabullenmemiz mümkün değil. O yüzden yol belli. Cenab-ı Hak ne diyor hadisi kudside? Bir kul diyor farzları sımsıkı yapışır. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Ve Allah'ı sever. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmayıp, Allah'ın yolunda gitmeyen kimseler, Allah'ın hizbi olamazlar.
Ve aynı zamanda bakın bu Cenab-ı Hak Kur'an'ında nefsin gizli bir oyununu bizim önümüze koyuyor. Gizli bir oyunu bu nefsin. Şeytanla ortaklaşa kurmuş olduğu bir oyun. Bu ne? Bakın bu ne? Diyor ki onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, bir kavim, babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa Allah'a ve Peygamber'e düşman olanlara sevgi besleyemez.
Bakın dikkat edin. Eğer iman ehliysen sen, eğer iman ehliysen, sen Allah'a, Peygamber'e, ahiret gününe iman ettiysen, Allah ve Resulüne düşman olanlarla dost olamazsın. Sen Allah düşmanlarıyla, Peygamber düşmanlarıyla dost olursan, Allah'a dostluk peyda edemezsin. Eğer Allah'ın düşmanına düşman olursan, o zaman o imanının gereği düşman olursan, Cenab-ı Hak o zaman senin kalbine imanı yerleştiriyor. O zaman sana katından bir Allah, sana bir ruh ile seni destekliyor. Dikkat edin bakın, buradaki sevgi çok önemli. Sevmek veya sevmemek, birisine düşman olmak veya düşman olmamak, bu şeytanın ve nefsin gizlediği bir perde.
Siz sevdiklerinizden sorumlusunuz. Kimi seviyorsunuz? Bakın ben bazen derim ya, neyi sevdiğine bak. İmanını görmek istiyorsan, neyi sevdiğine bak. İmanını mı görmek istiyorsun? Sevdiklerini sırala. Ama öyle yalancıktan değil. Dedim ya, Allah'ı seviyorsan, sen Allah'ın farzlarını yerine getireceksin. Sen Resulünü seviyorsan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetlerini yerine getireceksin. Sen bir üstadı seviyorsan, onun nasihatlerini dinleyeceksin. Sen anneni babanı seviyor musun? Anneni babanı severken, onların nasihatlerini dinleyeceksin. Sen eşini seviyor musun? Karı koca hiç önemli değil, burada cinsiyet yok.
Sen ne kadar kırdın, ne kadar kırmadın, ne kadar üzdün, ne kadar üzmedin, dilinden ne çıktı, ne çıkmadı, dikkat edeceksin. Sen çocuklarını seviyor musun? Evet. O zaman çocuklarına ne nasihat ettin? Ona bakacaksın. Sen çocuksun. Anneni babanı seviyor musun? Evet. Annenin babanın nasihatlerini ne kadar dinledin? Ona bakacaksın. Sen normalde çocuksun ya, yani gençsin daha. Allah ve Resulünün sevgi besliyorsan, nerede yaşadığına bakacaksın. O yüzden Kur'an ve sünnetin nehyettiği, şeytanın heva ve hevesinin emrettiği bir hayat yaşıyorsan, sen Allah ve Resulünün sevdiğini, üstadı sevdiğini sakın iddia etme. Allah muhafaza eylesin. Bakın Allah düşmanlarına düşman olmak bu kadar önemli bir şey.
Hani Cenab-ı Hak Musa'ya dedi ya Hadis-i Kudsi'de, sen dedi beni sevenle, benim dostumla dost oldun mu? Benim düşmanımla düşman oldun mu? Bakın bu o kadar çok önemli. O yüzden kıymetli dostlar, bir kimseyi, bir kimseyi Allah'a dost eden, Allah'a dost eden en önemli unsurlardan, hallerden, ahlaklardan birisi, Allah ve Resulünün düşmanlarına düşman olmak.
Bu bizim en yakınımız olsa dahi. Evet, Allah dostlarını tanımlama açısından öyle söylüyorum. İşte mesela hani meşhur ya Hadis-i Kudsi, Buhari'de, bunu böyle Allah dostlarına düşman olanlar, bu Hadis-i Kudsi'yi çok sevmezler. Böyle Sufilere düşman olanlar, ehli tarikata düşman olanlar, ehli Sufilere düşman olanlar, Allah dostlarına düşman olanlar, bu Hadis-i Kudsi'yi çok sevmezler.
Ama biz severiz. Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de onu harp ilan ederim. Yani siz bir Allah dostuna, siz Allah'ın bir velisine düşmanlık ederseniz, gerçekte Allah'a düşmanlık ettiniz. Bir kimse Allah dostu, senin için değil o olmayabilir. Düşmanlık etme. Sen düşmanlık etme. Düşmanlık edenleri hep görmüştür bu fakir, 33 yıldan beri. Düşmanlık edenleri görmüştür. O yüzden bu sözün bütün ümmeti Muhammed'e, birisi için, birisi senin şeyhin olmayabilir. Birisi senin için, senin nazarında veli değildir. Düşman olma. Sen ona hakaret etme. Sen onun arkasından onun gıybetini etme. Sen onun arkasından laf taşıma. Sen ona gıybet eder arkasından laf taşırsan, sen ona düşmanlık edersen, Allah'ın intikamı acı olur.
Ve Cenab-ı Hak ahirette de, ahireti ayrı, hem bu dünyada, hem de ahirette, onu perperişan eder. Perperişan eder. Çünkü o, gerçekte Allah'a düşmanlık etti. Kimisi zikirle, zikir halakasıyla alay eder. Zikredenlerle alay eder. Biz bunları hep gördük, yaşadık. Şeyhlerle alay etmeye çalışırlar. Benim yanımda kimse edemezdi de, ondan sonra, ben Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'yle alakalı yanımda kimseye, şeyhlerle, hiçbir şeyhle alay ettirmezdim. Yani, bir kimse, kolay yetişmiyor öyle. Hele, bundan önceki dönemde, yani 13 yıl cezası vardı. Hala da, ben şeyhim demenin cezası var. Kimse ben şeyhim diyemez, Türkiye'de.
Bunun cezası var. Allah muhafaza eylesin. Bazen böyle, kurnazlar, uyanıklar, saflar, bilinçli bilinçsiz, işte sen şeyh misin? Sorar. Harp hutadır, harp iledir. Sen ben şeyhim dediğinde, gitti adam. Allah muhafaza eylesin. Demek ki, bir, benim veli kuluma, düşmanlık ederse bir kimse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran, şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım, şeyleri eda etmesidir. Farz kıldığı, Cenab-ı Hakk'ın emrettiği, ameller var. Farz kıldığı, hususlar var.
Allah'ın en çok, hoşuna giden, kendisine yaklaşılmasını, vesile kılan, şeyler, Allah'ın, farz kıldığı, ibadetler, ameller, hususlar. kulun bana nafile, ibadetlerle yaklaşmaya devam eder. Yani farzlarla yaklaşıyor, nafileleri de ilave etti. Buradaki, nafilelerden kasıt nedir biliyor musunuz? Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Peygamber'in sünnet-i seniyyesidir. Buradan nafileden kasıt, bir kimsenin kendi heva ve hevesinden çıkarmış olduğu virtler, kendi heva ve hevesinden, şeytaniyetinden çıkardığı ibadetler değildir. Böyle internetlerde dolaşan, sosyal medyada dolaşan, neydiği belirsiz, kimden çıktığı belli olmayan, kendi kendilerine namaz üretiyorlar, kendi kendilerine zikir üretiyorlar, kendi kendilerine evrat üretiyorlar, bunlar değildir.
Arkadaşlar, din, Kur'an ve sünnettir. İbadet ve din dairesinde, yapmış olduğunuz her şey, Kur'an ve sünnette karşılığı olmalı. Kur'an ve sünnette temeli olmalı. Kur'an ve sünnette temeli yok ise, Kur'an ve sünnette onun karşılığı yok ise, o sapkınlıktır. Ya sen işte iki de bir de sünneti de koyuyorsun. Evet, biz Kur'an'ı, Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnetleriyle yaşamak istiyoruz. Sen git, kendi heva hevesinle yaşayacaksan yaşa. Yaşayacak olanı da karıştırın, karışma. Eleştirmeye kalkmaz. Kendi sapkınlığını bize dayatma. Sen sapkınsın. Neden?
Sen komple sünnet-i senliği reddediyorsun. Komple sünnet-i senliği reddettiğin için sapkınsın sen. Senin cenaze namazın kılınmaz. Evet. Sen bu sapkınlığına, cenaze namazı senin arkanda kılınmaz. ve dikkat edin. Kulun nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder. Sonunda sevgime erer. Bakın, sevgiye erişmek, kulun sevgiye erişmesi, hadisi kutsiyle açık. Ne? O kimse farzları yerine getirecek ve nafilelerle Allah'a yaklaşacak ve Cenab-ı Hakk'ın sevgisine ulaşacak. Yani farzları yerine getirmeden, sünnet-i senliği yaşamadan, sünnet-i senliği yaşamadan Allah'ın sevgisine ulaşması mümkün değil o bir kimsenin.
Yeniden tarikat olgusu oluşturmak, yeniden sufilik olgusu oluşturmak, bu manada hadis ve ayetlerin dışında bir şey oluşturmak mümkün değil. O yollar sapkın, o yollar fasit, Kur'an ve sünnetin emretmediği, Kur'an ve sünnette karşılığı olmayan hal, hukuk, ibadet hepsi de sapkınlıktır. O yüzden sufilik yolu, Allah'a yakınlaşma yoludur. Allah'a yakınlaşma yolu, farzları bir tamam eda etmekle olur. Yani hem ibadet açısından hem de haramlar açısından. Yani sen kelime-i şehadet getireceksin, meleklere iman edeceksin, Allah'a iman edeceksin, Resulüne iman edeceksin, kitaplarına iman edeceksin, hayır ve şer'in Allah'tan olduğunu iman edeceksin, hesap gününe iman edeceksin.
Kelime-i şehadet getireceksin, namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, zekat vereceksin, paran olursa hacca gideceksin ve aynı zamanda Allah'ın haram kıldığı. Haramlardan uzak duracaksın, tövbe edeceksin, yaptıysan veyahut da oldu yaptın. Biz bakın haramsız bir yol söylemiyoruz size. Hiçbir kimse yoktur ki, bir günah onun perçeminden tutmasın. Ama günah işleyenlerin en hayırlısı, günahına tövbe edenlerdir. Günahına tövbe edenler de, hiç günah işlememiş gibidir. O yüzden sufiler her gün tövbe ederler. Kıymetli dostlar, bu pandemi zamanında, virtlerinizi aksatmayın, tembellik yapmayın. Namazlarınızı kılın, ibadetlerinizi yerine getirin, Allah'ı zikredin, Allah'a tövbe edin.
Sakın ha, gevşemeyin. Allah muhafaza eylesin. Dağılıp gitmeyin. Dağılıp gitmeyin. O yüzden Allah'ın sevgisine erişmenin yolu, o kimse farzları yerine getirecek. Haramlardan uzak duracak. Ve nafilelerle, yani Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnet-i seniyyesiyle, onun ahlakıyla, ve çokça zikir ile, Allah'ın sevgisine erişecek.
Onu bir sevdim mi artık, onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı, olurum. Benimle, benden bir şey isteyince, onu veririm. Benden sığıma talep ederse, onu himayeme alır, korurum. ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar, hiç tereddüde düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onu sevmediği şeyi sevmem, Buhari. Demek ki işte, Hz. Mevlana, Mevlana, Celalettin Rum Hazretleri, bize diyor ki, beytinde, ey insanlar, ey insanlar, siz, gidin, bir Allah dostu bulun, bir Allah eri bulun. Kim o Allah eri? Allah'ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar dediği, o Allah eri.
Ona git, onu bul, onu aramakla mükellefsin. Onu bulduğunda da, onun nasihatlerine teslim olmakla mükellefsin. Öyle televizyonlarda alay ederler ya, işte, ölünün, ondan sonra gaz sala teslim olduğu gibi teslim olacaksın. Bu Kur'an ve sünnet dairesinde, evet. Kur'an ve sünnet dairesinde. Bütün teslimiyet, Kur'an ve sünnet dairesindedir. bir Müslümanın devlet başkanına, bir Müslümanın annesine, babasına, bir Müslümanın üstadına teslim olması, Kur'an ve sünnet dairesindedir. Bir kimse bir sözü dinleyecekse, ona itaat edecekse, onun Kur'an ve sünneti uygun olup olmadığını araştırmakla mükelleftir. Bir hal, bir davranış, bir herhangi bir fiiliyat, Kur'an ve sünneti uygun olup olmadığını, Müslüman araştırmak zorundadır.
Araştırmakla mükelleftir Müslüman. Eğer gerçekten mümin isen, sen her şeyde Kur'an ve sünneti ararsın. Her şeyde, Kur'an ve sünnet dairesinde olmasını istersin. İşte Hz. Pir, bizi öyle bir Allah dostuna, öyle bir Allah erine, ey oğul diyor, git onu ara, onu bul, ona teslim ol. Beyt devam ediyor, ondan dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler. Demek ki öyle bir veliden, öyle bir Allah dostundan, Allah'ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum dedi. Allah'ın sevgisine ulaşmış, Allah'ın raziyetine ulaşmış. Onlardan Allah razı, onlar da Allah'tan razı. O hale erişmiş.
Ayet-i kerime ile, Allah ve Resulünün düşmanlarına düşman olan, Kur'an ve sünnete düşman olana düşman olan, şimdi bazen derler böyle, ya bu dil sana yakışıyor mu? Allah ve Resulüne düşman olanlara düşmanım. Vatanıma, milletime düşman olanlara düşmanım. Kur'an ve sünnetime düşman olanlara düşmanım. Hırsızlığa düşmanım, arsızlığa düşmanım, yan kesiciliğe düşmanım, uyuşturucuya düşmanım, lütülüğe düşmanım, fuhşiyata, fahşiyata düşmanım.
Bunlara düşmanım. Allah'ın haramlarını açıktan işleyenlere düşmanım. Ne yapayım? Kumara dost mu olayım? Ne yapayım? Fuhuşa dost mu olayım? Ne yapayım? Eşcinselliğe dost mu olayım? Ne yapayım? Faizciliğe dost mu olayım? Ne yapayım? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleriyle alay eden, onun sünneti seniyyesiyle alay eden, onları inkar edenlerle dost mu olayım? Ne yapayım? Etrafına kamunun parasını, malını, mülkünü peşkeş çekenlerle dost mu olayım? Bunları söylemeyeyim mi? Kalkıp da bir sürü yalan, yanlış işler yapanlarla dost mu olalım? Hayır. Biz Kur'an ve sünnetin haram ettiği her şeye düşmanız. Biz Allah ve Resulüne düşmanlık edenlere düşmanız.
Bizim sufiliğimiz, benim sufiliğim böyle. Beğenmiyorsan yolun açık olsun. İstediğin yere git. İstediğini dinle. Ben Allah ve Resulüne dost olanlarla dost olma yolunda gideceğim. O inam etti, ihsan etti. O peygamberlerin, o velilerin, o evliyaların, o sufilerin yolundan gideceğim. Ve ben Allah dostlarının yolundan gideceğim. Ben bir Allah dostu bulmakla mükellefim. Evet. Hazreti Pir diyor ki, ondan dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. Kimden? Allah'ın gören gözü tutan eli yürüyen ayağı olandan. Aklı. Aklı. Cenab-ı Hakk'ın katından bir ruh ile desteklenen. Dikkat edin buraya.
Aklı. Aklı. Cenab-ı Hakk'ın katından bir ruh ile desteklenen. İnsanlar Kur'an'a tabi değil. Çok basit. Bana aklı Kur'an-ı Kerim'in beyanı ile. Aklı. Aklı. Cenab-ı Hakk'ın katından bir ruh ile desteklenen. Kalbi iman pınarı olmuş. Ona baktıkça Allah hatıra gelen. Bir kimse. Allah eri. İşte onları tarif ediyor. Onlar öyle kişilerdir ki. Onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş. Allah'ı zikretmekten, namazı dostları kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyar. Bakın burada Allah'ı zikre ayırmış. Namaz da zikir. Otur oturduğun yere. Cahil insan.
Dini bilmiyorsun. Karıştırma. Namaz ayrı. Allah'ı zikir ayrı. Evet. Hepsi bir zikirdir. Eyvallah. Ama sen Allah'ı oturup La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah demek Allah'ı zikir bu. Subhanallah ve bir hamdihi demek. Allah'ı zikir bu. Hadislerle sabit. Sen yeni bir din mi oluşturuyorsun? Ahmak kafalı şey. Din bilmez, yol bilmez şey. O yüzden o Allah dostlarında dinin tatlı suyu var. Onlardan git öğren. Onlar kimmiş? Bakın onlar kimmiş? Onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş. Allah'ı zikretmekten. Birinci derecede bu bakın. O birisi mal topluyor boyuna. Allah'ı zikri terk etmiş, namazı terk etmiş, zekatı terk etmiş.
O dünyalık olmuş o. O şeytana heva hevesine uymuş o. Allah'ı zikir yok, namaz yok, zekat yok. Bakın üç tane çok önemli bir ibadet var. Üç tane. Üç tane bakın. Allah'ı zikir, namaz ve zekat. Allah'ı zikir, namaz ve zekat. O zaman o işte dinin tatlı suyu kaynayıp, kaynayıp, insanların, iman edenlerin, kalplerine bu manada iman suyu damlatan, vesile olan, onların imanlarının kemale ermesine vesile olan, dini yaşamalarına vesile olan, o Allah dostlarının en önemli özelliği.
Onları zikir, namaz ve zekattan alıkoyacak ne bir ticaret var, ne bir alışveriş var, ne dünya var. Allah muhafaza eylesin. Sonraki ayeti kerime. Nur suresi 37 ve 38. Onlar Allah'ın kendilerini işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırması ve lütfundan kendilerine daha fazlasını ihsan etmesi için böyle yaparlar. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Demek ki onlar Cenab-ı Hakk'ın mükafatını ve onun lütfunun ve onun ihsanının daha da artması için uğraşıyorlar. Onlar Allah'a yakınleştikçe yakınleşmek, lütfuna erdikçe lütuf perdesinden lütuf perdesine, ihsan perdesinden ihsan perdesine gitmek için uğraşıyorlar.
Herkes dünyasını mağmur etmek için uğraşırken onlar Allah'ın ihsanına ulaşmaya çalışıyorlar. Neydi ihsan? Hadisi Kudsi'de meşhur Cibril hadisinde ne diyordu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem? Cebrail aleyhisselam iman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? dediğinde ihsan sorusuna şöyle cevap veriyordu. Allah'ı görüyormuş yaşamaktır. İşte o Allah dostları, o Allah erleri, o Allah'a yakınlaşan kadınlar ve erkekler Cenab-ı Hakk'ın ihsan perdesinde yaşamak isterler. Onun bir altı nedir? Lütuf perdesidir. Bir üstü nedir? İhsan perdesidir. Lütuf perdesine hadisi Kudsi'den cevap veriyorum. diyor ki göremeseler dahi her an Allah'ın onu gördüğünü düşünerekten öyle tefekkür ederekten yaşamasıdır.
İşte bu Allah'ın lütuf perdesidir. İhsan perdesi ise görüyormuşçasına yaşamaktır. Bakın görüyormuşçasına yaşamak. Şimdi birisi der ki Allah görülür mü? Körler görmez. Cenab-ı Hak bütün zahir sıfatlarıyla tecelli etmiş. Bütün zahir sıfatlarıyla tecelli etmiş. Sen Allah'ı görmekten nasıl uzaksın? Körsün de o yüzden. Körsün. Allah bütün sıfatlarıyla tecelli etmiş. Tecelli etmiş. Allah tanınmaklıktan çünkü tanınmaklık hoşuna gidiyor onun. Öyle olunca demek ki işte onlar o Allah erleri o Allah dostları ne yapıyorlarmış? Allah'ın lütfunun daha fazla fazlasını ihsanın daha fazlasını istiyorlar.
Daha fazlasını istiyorlar. Ve o yüzden dünya ve dünyanın içindekiler onun gözünde çöp misali. Onlar daha da Allah'a yaklaştıkça yaklaşmak yaklaştıkça yaklaşmak istiyorlar. Allah bizi onlardan eylesin. Allah erinden başkasını kuru kumsal bil. Kuru kumsal bil ki o kumsal her zaman senin ömür suyunu içer mahveder. Demek ki Allah'ın dostlarından başkasını sakın takılma. Allah dostlarının dışında kendine dost edinme. Allah dostlarının Allah'ın velilerinin dışındaki insanları kendine veli edinme. Nisa ayet yüz on dokuz kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.
O zaman insan Allah dostunu bıraktıysa bil ki şeytan dostuna gitti. Şeytana dost oldu. Bir kimse Kur'an ve sünnete sırtını döndüyse bil ki şeytanın yolunda. Bir kimse Kur'an ve sünnetin yasakladığı bir işi yapıyorsa bilsin ki şeytan dostluğu. Şeytanla dostluk kurdu. Hani meşhur ya hadis-i şerif şeytan diyor kulun kalbinin kapısında bekler. Ne zaman oradan zikrullah kalktı yani zikrullah kesti kul şeytan diyor içine oturur. İçine şeytan oturur. Demek ki Allah'ın zikrinden kesildiğin an sen kalbine şeytan oturdu. Sen namazı terk ettin şeytan zaten seni zapt etti. zapt etti. Sen zikri terk ettin şeytan seni zapt etti. Sen anlat kızım melahat sözü gibi o kadar çok senin böyle sebebin var ki şöyle oldu da böyle oldu da o yan baktı da o düz baktı da.
Yürü kardeşim yürü. Sen şeytana dost oldun. Başka bir şey yok bunun. Sen şeytana dost sen Allah dostuna düşmanlık yaptıysan sen şeytanla dostluk yaptın. Sen Allah'ın velisine düşmanlık ettiysen sen şeytanla dostluk kurdun. Sen Allah'ın zikrine düşmanlık ettiysen sen şeytanla dost oldun. Sen Allah'ın zikredildiği bir mekanı kapattıysan sen şeytana dost oldun. Sen Allah'ın zikredildiği bir yere bir yere sen kalktın düşmanlık beslediysen sen şeytanla dost oldun. Başka bir şey yok. Sen şeytanla dost oldun. Sen Allah'ı zikredenleri kötüledin şeytanla dost sen namaz kılanları kötüledin sen şeytanla dost oldun. Sen namaza karşısın şeytanla dost oldun. E sen zikrullah karşısın şeytanla dost oldun.
E sen haramlara karşı olanlara karşısın şeytanla dost oldun. E sen haramların içerisinde yüzüyorsun şeytanla dost oldun. Sen şeytanı kendine dost ettin. Sen Allah dostlarını kendisine dost edenlere düşman oldun. E sen şeytana dost oldun. İşte kıymetli dostlar. Kimin sevdiğinize dikkat edeceksiniz. Kimin peşinden gittiğinize dikkat edeceksiniz. Kiminle arkadaşlık kurdunuz? Kiminle dostluk kurdunuz? Kiminle yoldaşlık kurdunuz? Dikkat edeceksiniz. Gittiğiniz yola dikkat edeceksiniz. Siz hangi hiziptensiniz? Yani hangi böyle hizip şimdi parti olarak adlandırılıyor? Hangi topluluktansın sen? senin topluluğun neresi? Kur'an sünnet topluluğu mu? Haramların açıktan işlendiği bir toplum mu?
Haramların metedildiği bir topluluğu mu? Senin arkadaşların nerede? Her akşam bara pavyona mı takılıyorlar? Meyhaneye mi takılıyorlar? Her akşam zikrullah alakasına mı gidiyorlar? Bizim bir de enteresan şeyimiz var. Kadınlar da erkekler de. Ya adam her gün içiyordu. Çok kötüydü. Ondan sonra adam namaza başladı. Her gün zikrullah gidiyor. Yine çok kötü. Kadın çok kötüydü. Çarşı paraca dolaşıyordu ortalıkta. Eee kadın tövbe etti. Namaza başladı. Zikrullah başladı. Sufi oldu. Kadın yine çok kötü. Ya iyi ne? İyi olan ne? Bu dünya gelip geçecek. Telefon açıyor bana.
Mustafa hocayla mı görüşüyorum? Ben hoca değilim ama adım Mustafa buyur. filancanın ben eşiyim. Vallahi tanıyamadım diyor ben bazen şimdi. Nasıl tanımasın? Allah Allah herkes tanıyacağım demek ki. İşte tarif ediyor. Buyur sen diyorum derdini söyle. Haftanın üç günü zikrullah gidiyor da e meyaneye gitsin bundan sonra o zaman diyor. Meyaneye de gitmesin. E bara gitsin bara da gitmesin. E saza gitsin saza da gitmesin. E topa gitsin topa da gitmesin. Ne yapsın? Ne yapacak? Namaz kılmayacak mı? Oruç tutmayacak mı? Zikrullah gitmeyecek mi? Derse gitmeyecek mi? Dinini öğrenmeyecek mi? Bu hale geldi toplum. Toplum bu hale geldi.
Allah muhafaza eylesin. İşte Allah erinden başkasını kurukumsal bil. Bir tek Allah dostları o müminler o kalbinde iman olan Cenab-ı Hakk'ın kalbine imanı oturttuğu katından bir ruh ile desteklediği namazı dost doğru kılan Allah'ı zikreden zekat veren oruç tutan ve aynı zamanda farzları yerine getiren nafilelerle sünnetle Allah'a yaklaşan Allah'ın sevgisine ulaşmış.
Gören gözü duyan kulağı hitabına erişmiş. O Allah dostlarından başkasını sen kuru kumsal bil. Onlar çünkü şeytanın dostları. Onlar heva ve heveslerine kanmışlar. En'am suresi ayet 121 Gerçekten şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına fısıldarlar, telkinde bulunurlar, gizlice çağrıda bulunurlar. Onlara itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz. Enteresan bir şey. Ha demek ki o şeytanlar birbirlerinin ne yapıyorlar? Fısıldaşıyorlar. Gizli çağrılarda bulunuyorlar. Ona diyorlar ki gel Kur'an ve sünnetten uzak dur. Gel zikrullah'tan uzak dur. Gel şu zikredenlerle mücadele et. Onlara savaş aç.
Onlara savaş aç. Gel onlarla uğraş. Bunlar tehlikeli insanlar. Sebep bunlar Kur'an sünnet diyorlar. Sebep bunlar Allah'ı sev Allah'a aşık ol diyorlar. Allah muhafaza eylesin. Demek ki şeytan da ne yapıyor? Kendi dostlarına kendi dostlarına vesvese veriyor. Kendi dostlarını Kur'an'dan, sünnetten, namazdan, zikirden, iyiliklerden ne yapıyor? Uzak tutuyor. Bir vesvese oluşturuyor sana. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak onlardan cümlemizi ne yapsın? Korusun, muhafaza eylesin. Hakim olan erden hikmet iste ki onunla görücü bilici olasın. O zaman o hikmet ne? Hikmet anlayış olarak, fikir olarak, düşünce olarak, felsefe olarak isabetli olan, inanç noktasında isabetli olan ve herhangi bir işi yerli yerince yapan kimse.
hikmet o. Ve hikmeti veren de kim? Allah. Allah. Siz az önce sıraladığım bu özellikleri üzerinde bulunduran kimse, Cenab-ı Hak'ın hikmetine ulaşmış. Ve diyor ki Rabbim Bakara 269 Allah hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilirse ona çok hayır verilmiş olur. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır. O zaman biz o hikmet ehline kendisine Cenab-ı Hakk'ın katından ihsan edilen lütfedilen Cenab-ı Hakk'ın katından ruh ile desteklenen o hikmet ehline gidip ondan biz ne yapacağız? Nasihat isteyeceğiz. Onun nasihatlerine tabi olacağız. Biz ondan ne yapacağız? Kendimizce onun yoluna girmeye çalışacağız.
ancak akıl sahipleri bunun üzerinde düşünüyorlar. Allah muhafaza eylesin. Biz onlara işte veli diyoruz. İşte onlara biz abdal diyoruz. Ehli aslında ebdal geçer ama abdal derler. Biz onlara ricalullah diyoruz. Biz onlara Allah dostu diyoruz. Biz onlara veli diyoruz. Biz onlara şeyh diyoruz gibi ama bu konuda hani daha geniş bir açıklama isterseniz İbrahim Canan Hoca'nın kütüb siddesinin ebdal bölümü var.
Oraya okuyabilirsiniz mesela. Orada der ebdallar ondan sonra İmam Hanbel Hazretlerinin bir nakledi hadis-i şerifte bu ümmetin ebdalları 30 tanedir. Onların kalpli Halil Rahman Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzerinedir der. Bu Halil Rahman'ın kalbi üzerinedir dediğinde bu 30 tanesi nasıl anlatayım manevi mertebe olarak 7.
makama çıkmış 7. dereceye gelmiş olan kimselerdir. Bunlar o manevi katlardan emmare levvame müllüme mutmainne râdiye mardiye safiyeye gelmiş kimselerdir. Çünkü İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzerine olmak İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzerine olmak o kalp artık hani İbrahim Aleyhisselam'a hikmet verilmiş peygamberlerden daha çocuk yaştayken kalbine ilham edilmiş peygamberlerden hani o dediydi ya bu benim Rabbim olabilir hayır ondan son bu benim Rabbim olabilir hayır ondan son ben vatanları sevmem de dedi.
bu da onun gibi bir şey İbrahim kalbi üzerine olmak ve normalde hani o hadisi şerif devam ediyor ya bunlardan birisi ölünce onun yerine birisi konulur. O başka bir hadisi şerifte de hani işte kırk tanedir onların otuz tanesi halil rahman kalbinin üzerinedir der. O on tanesi henüz daha o hale gelmemiş olanlardan. O yüzden o hadisi şerifte daha devam eder. Onların yüzü su hürmetine yağmur yağar. Onların yüzü su hürmetine işte ihtiyarlar bakılır. Çocuklar bakılır. Onlar bir şey dua ederlerse Cenab-ı bak onların dualarına icabet eder diye. İşte diyor sen öyle bir kalbi İbrahim aleyhisselamın kalbi üzerine olan o hikmet ehlini bul.
Onu ara. Ondan diyor hikmet öğren. Ondan hikmet al. Ondan hikmet pınarlarını kendi üzerine akıtmasına vesile eyle. Bu emir niteliğinde. Allah muhafaza eylesin. Ve hikmet arayan hikmet kaynağı olur. tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur. Hikmet arıyor ya o kimse. Önce ne yaparsın? Hikmet ararsın. Önce ilim peşinde koşarsın. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selle meşhur hadis-i şerif dedi ya hikmet müminin yitidir. Onun bulduğu yerde alır. Veyah hikmet müminin yitidir. Nerede bulursa onu alır. Veyah birinci derecede hak ona aittir. Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve selle maddettir buyurur.
Öyle olunca hikmet senin yitik malın. O hikmet ehlini ara bul ve ondan hikmet öğren. Ve bir müddet sonra hikmet ararken hikmetin kaynağı olacaksın. Yani sen Allah'a dost olma yoluna girdiğinde bir müddet sonra Allah'a dost olacaksın. Çünkü hani yine bir hadis-i şerif da var ya ben böyle hep söylerim. Kırk gün kendisini haramlardan uzak tutup ibadetlere veren ve kırk gün sımsıkı tutan bir kimsenin diyor şeyde Kenzul umanda geçiyor bu hadis-i şerif. Yani kırk gün diyor kendisini böyle sabah namazına kalkıp işte bütün gününü haramlardan uzak geçirip böyle devamlı zikirle tefekkürle geçiren bir kimse kırk güncü günden sonra hani var ya Cenab-ı Hak onun kalbinden hikmet pınarları akıtır diyor.
Hani eskilerde bu hadis-i kutsiden ve Musa aleyhisselamın kırk günlük Tur-i Sina'daki inzivasından dolayı kırk günlük erbain erbain kırk demek kırk günlük böyle sufiler kendilerini inzivaya çekerler erbain çıkarırlar. Sebep işte o kırk günlük o inzivayı çıkarıraktan o kimsenin kalbinde hikmet pınarları olsun diye veyahut da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kırk gün yapmadığı için Musa aleyhisselamın sünnetidir kırk gün yapmak bir kimse uyarsa yine bir peygamber uymuş olur.
Ama Hazreti Muhammed Mustafa hem Ramazan'da itikafa girdi her zaman sünneti oydu. Bir Ramazan girmeyince bu sefer aşure ayında itikafa girdi. O zaman o itikafa girenler için de bunu söyleyebilir miyiz? El cevap söyleyebiliriz. Ve kırk gün o kimse böyle yaparsa kalbine onun hikmet pınarları gelir mi? Evet. Bir de ne var? Siz bilmediklerinizle amel ederseniz bildiklerinizle amel ederseniz Allah sizi bilmediklerinizi öğretir. Bu hadis nerede geçiyor? Keşfül Hafa'da geçiyor. O yüzden normalde kim bildiğiyle amel ederse bildiğiyle amel ediyor. Allah onu bilmediklerini öğretir. Cenab-ı Hak bizi onlardan eylesin inşallah. Bilgileri hıfzeden lef bir lef muhafuz olur.
Aklı ruhtan nasiplenir feyz alınır. Önce aklı hocayken sonra aklı ona şakirt olur. Cenab-ı Hak bunu nasıl veriyor insana? Enfal 29 Ey iman edenler eğer siz Allah'tan korkar takva sahibi olursanız o size iyiyle kötüyü ayırt edecek bir marifet bir nur verir. Demek ki biz Allah'tan korkar takva sahibi olursak Allah'tan korkup takva sahip olursak o zaman Cenab-ı Hak bize ne yapacak?
Kötülüğü ve iyiliği ayırt edecek kalbimize bizim marifet nuru verecek. Ve biz o zaman bilgileri hıfzeden bir lef değil bir lef-i mahfuz hükmünde olacağız. Yani lef-i mahfuzdan ilim bizim kalbimize gelecek. Cenab-ı Hak çünkü ayet-i kerimede marifet nuruyla nurlandıracağını söylüyor size. Allah bizi onlardan eylesin. Ve Allah'tan korkun peygamberlerine inanın ki size rahmetini iki kat versin. Ve size ışığında yürüyeceğiniz nur lütfetsin. Ve sizi bağışlasın. Allah gavurdur rahimdir. Hayat 28 demek ki biz eğer öyle davranırsak Cenab-ı Hak bizim kalbimize o nuru verecek, o ikramı verecek, o ihsanı verecek.
Ve Allah'ın emirlerini işlemek, yasaklarını terk etmek suretiyle Allah'tan korktuğumuzu gösterirsek o zaman biz her şeyde kendimizce bir çıkış yolu bulacağız. Ve Cenab-ı Hak o çıkış yolunu bizim kalbimize ne yapacak? İlham edecek. Akıl Cebrail gibi ey Ahmet bir adım daha atarsam yanarım. Buradan devam edeceğiz inşallah. Ben baya yürümüş gitmişim. Saate baktım şimdi 22.9 olmuş. Yani 1 saat 9 dakika olmuş sohbet. Haddimi aşmışım ben hakkınızı helal edin. Ben 45 dakikadan fazla sohbet etmek istemiyorum. Ama ve lakin biz baya geçmiş 70 dakika olmuş sohbet. Ben kendimi kaptırmışım.
Kendimi kaptırınca yürümüş gitmişim. Hakkınızı helal edin gerçekten. Bu kadar böyle sohbet çok aslında şey değil nasıl söyleyeyim ağır olabilir. Yani fazla olduğundan dolayı Allah affetsin. kaptırıyoruz demek ki bazen senin beyti de söyleyeyim 70 60 9 8 7 60 A kaçta 65'ten mi kaldık ya 3 beyt mi okuduk?
65 66 'dan devam edeceğiz. 5 beyt okumuşuz. 1 saatte 5 beyt açıklamışız zaten. Çenemiz düşmüş ya. Allah bizi affetsin. Gerçekten 1 saat 10 dakika sohbet etmişiz. Kusura bakmayın. Uzun olmuş. İnşallah sorularınıza geçiyoruz şimdi. Konu bölünmemiş oldu en azından değil mi? Irak'ta binlerce kadın Amerikan askerlerinin tecavüzüne uğradığından dolayı intihar etti.
Fuhuş yeni bir şey değil ki her zaman vardı var olacak. Türkiye gibi bir ülkede açlık sefalet diye bir şey şahısların kendi seçimleri. Bugün işim yok diyen adama iş teklif ettiğinizde ne yapacağım diye soruyor. Gel yemeğiyle çalış dediğim bir sürü insan oldu. Aldığım cevap ben kötü çalışırım oldu. İnsanlar iş değil az çalışıp çok para kazanayım yolunda helal para peşinde olan bir esnaf gösterin bana. Dolar yüksek zam dolar düştü aynı fiyata devam var bu ülkede. Bu ülkede genel ahlak sorunu başka sorunu var. Başka bir şey yok. Amerikan askerlerinin tecavüze uğradığı bütün Müslümanlar sadece Irak'ta yok. Yani gavurların tecavüzünü uğrayan Irak'ta var, Suriye'de var, Yemen'de var, Bosna'da var, Çin'de var, Afganistan'da var, her yerde var.
Müslümanlar her yerde tecavüze uğruyor. bakın, bir kadının tecavüze uğraması farklı bir olay, fuhuş farklı bir olay. Tecavüze uğrayan kadın fuhuş yaptığı hükmünde değildir. Önce burayı ayırt edelim. Bir kadın tecavüze uğradıysa o fuhuş yaptığı hükmüne girmez. Hatta İmam-ı Azam'a göre bir kadın tecavüze uğradıysa bakirse yine bakir hükmündedir. tecavüze uğradığı hükmü verilmez ona. O hani böyle bekaretini kaybettiği hükmü verilmez ona. Yani çok özür dilerim. Sadece zar değildir mesele. Mesele sadece o kadınların uzunluğunda bulunan zar değildir. Mesela bir kıza zorla bir kimse tecavüz ederse o kız kız hükmündedir dinin hükmüne göre.
Fuhuş ise bir kadının kendisini nikahsız erkeklere kendi rızasıyla teslim etmesidir. Bu fuhuştur. Fuhuşla tecavüz ayrı şeylerdir. Bir kimse işte zevkinden fuhuş yapıp para kazanıyor. Biz bilemeyiz. Fuhuş haram. Biz fuhuşa karşı çıkarız. Bir ülkede şu oluyor bu oluyor deyip de fuhuşa karşı çıkmamazlık söz konusu olmaz herhalde. Yani bazı kamuoyu araştırmacıları var yaklaşık beş yüz bin kadının fuhuş yaptığına dair. Yani Allah muhafaza emesin. Bu az bir rakam değil bu ülke için. Daha fazladır da hani biz öyle iyi niyetli olalım.
O yüzden evet ülkemizde tembellik olabilir. Var. Bunu kabul ediyorum. Ama insanların fuhuş yapmasına ayrı bir iş. Allah bizi affetsin. Selamun aleyküm. Abi bu tasavvuf yoluna ben de girmek istiyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz? Olabiliriz. Neden olmayalım? Biz onun için burada varız. İnşallah. Allah yardımcın olsana bir iyilik versin, güzellik versin inşallah. Hayırlı akşamlar. Tasarım çalmak kul hakkı mıdır? Evet. Çalınan tasarımdan para kazanmak kul hakkı mıdır? Evet. Çalmak ya.
Çalmak olunca zaten bitiyor mesele. Bu harbindense bu ayrı mesele. Darül Harpteki hukuk farklıdır. Allah'ın selamı sizin ve tüm inananların üzerine olsun. Hocam Peygamber Efendimizin yüzü suyu hürmetine güzel kalbinizde benim ve tüm Müslümanlarına da dua eder misiniz? Her zaman ediyorsunuz. Bunu kalpten eminim. Çünkü ben madde aleminden ben benliğimin ateşini yakamayıp mana alemini yaşayamıyorum. Çok bir şey istemiyorum. Rabbimden ona yakın olmak, ruhunda hissetmek hissediyorum. Yeterli değil. Dünya hayatı beni her zaman engelliyor. Benim için güzel kalbinizle hiçlik makamına dua ve niyazda bulunur musunuz?
Allah razı olsun. Çatalcalıymış. Canım Hak mühinin olsun canım kardeşim. Sohbeti dinlediyseniz eğer sorunuza sohbet cevap olmuştur. O yüzden bu sohbeti iyi dinlemenizi tavsiye ederim. Eğer dinlediyseniz dinlemediyseniz dinlemenizi tavsiye ederim. Sorunuzun cevabı bu sohbetteydi. Hayırlı akşamlar hocam. Eşim daha bekarken geçirmiş olduğu bir rahatsızlıktan dolayı Ramazan orucunu tutamamış. Eşim pazartesi perşembe oruçları tutmaya çalışıyor. Fakat eşime senin kazan olduğu için kazanı önce tutman gerekiyor. Niyetini kaza olarak getir ki oruçların bitsin diyorum. Eşim ne gerek var kaza niyeti demeye onun yerine geçer diyor.
Bu konuda lütfen siz de aydınlatır mısınız? Bir kimsenin kaza niyetiyle tutması evla eğer oruç borcu var ise. Selamun Aleyküm vücudu komple çizmekle portre çizmek aynı hükümde midir? Valla portre çizmeyi bildiydim de vücudu komple çizmek ne? Onu anlamadım. Portre çizmek bir kimse karşıda oturuyor onun portresini kara kalemle çiziyorsunuz. Portre bu demeyin. Bir de komple mi yapıyorlar onu? Bütün şey. E bu caiz. Komples oldu mu caiz değil. Evet. Heykel gibi. Komple bir heykel düşünün o caiz değil. Bunun gibi. şöyle bir deyim var.
İnsanın ne gelirse kendisinden gelir. Başkası tarafından maruz kaldığı sitem ve cefalara gene kendi amellerinin neticesini çeker. Peygamberlere ve Allah dostlarına bakıldığında hepsi bir cefaya maruz kıldılar. Bize gelen cefalar ise kendi yaptığımızdan kaynaklanıyor. Bu durumda biz bu ayrımı nasıl yapmalıyız? Tespitimiz nasıl olmalı ki kendimizi düzeltebilmeliyiz? Bu aksi sedadır. Hazreti Pir öyle der Mevlana Ceyhat Ruhu Hazretleri. Aksi sedadır bu ayeti kerimede sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır der. Biz zayıf kullar, zayıf müminler olarak bizim başımıza gelenleri, biz yaptığımız hatalara bağlarız ve böylece kendi kendimizi temize çıkarmayız. Biz nefsimize zulmeden nereden olduk deriz?
Tövbe ederiz. Bizim bildiğimiz Adem'in yolu bu. O yüzden biz tövbe deriz, bizim hatamız deriz. Gerçek zikirden bahsediyorum bazı halimler, kişiler. Bunun esas olduğunu söylüyor. Gerçeklik nedir? Bizim bu yaptığımız zikirler ne kadar gerçekliğe yakın o zaman? Biz Allah için oturur, Allah'ı zikrederiz. İşte zikrullah dildedir. Dilden kalbe iner, kalpten sırra geçer. Ama oturup Allah'ı zikretmek, dil ile zikretmek en büyük iştir. O yüzden o en büyük işin kendi içerisinde manevi mertebeleri vardır. Bu gerçektir. Başka bir gerçek yoktur zaten. Allah'ı zikir en büyük gerçektir. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder.
Çünkü öl olunca en büyük gerçeklilik Allah'ı zikretmek oluyor. Bir kimse dil ile zikreder, dilden kalbe tecelli eder, iner, kalpten sırra tecelli eder. Bu eyvallah. Bu zikrin merhaleleridir. Ama bunların hepsi de gerçektir. Ve hepsi de bu meselenin dairesinin içindedir. Zikir dairesinin içindedir. Allah der ki sadece benden korkun. Ancak bizler de karanlıktan, sesten, zalimin zulmünden, ölümden, koranadan ve benzer şeylerden korkuyoruz. Bu korkular şirk midir? Şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam Hz. korkaklıktan sana sığınırım. işte tembellikten sana sığınırım. İhtiyarlı, iş görememez, acizlikten sana sığınırım diye Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam Hz.
deneyimlerim sonucu. Bunun zor olduğunu görüyorum. Ayağa basmaya ve basılmaya gör. Bu nedenle sorum, Allah için sevmek nasıl bir şey? Allah için sevmek, karşıdaki bir kimseden hiçbir beklentisiz ona muhabbet besleyip onu sevmek, Allah için sevmek bu. Ben bunun en böyle hakiki tezahürünün Allah dostlarına olan sevgide görüyorum. Evet, eşine karşı da Allah için sevmek, çocuklarını da Allah için sevmek, ama işte çocuklar bir şey eksik yapıyor, biz ona nasihat etmiyorsak onu Allah için sevmiyoruz. Veya eşimiz yanlış bir şey yaptığında biz ona nasihat etmiyorsak Allah için onu sevmiyormuş oluyoruz. Veya bir dostumuz, arkadaşımız, biz bir Kur'an sünnetinin dışında bir şeyini gördüğümüzde ona nasihat etmiyorsak onu biz Allah için sevmiyoruz demektir.
Selamun Aleyküm. O Aleyküm Selam demiş bir kardeşimiz sadece Selamun Aleyküm demiş. Biz ona yazalım Aleyküm Selam diyelim. Selamun Aleyküm. Yaşayan birisiyle helalleşmek insana zor geliyor, nefsine ağır geliyor. Bu konuda ne tavsiye edersiniz, helalleşmenin önemi nedir? Bence yaşarken helalleşin herkeste. Kimin ayağına bastıysanız, kimin damarına bastıysanız helalleşin. Kime yanlışlık yaptıysanız, kime eksiklik yaptıysanız helalleşin. Helalleşmek kadar güzel bir şey yok. Ve yaşarken helalleşin. Mesela bir de şöyle yapıyorlar.
Zaman zaman benim başıma geliyor. İşte hakkını helal et. İyi kardeşim helal et diyeyim de sen ne yaptın ki? Bir gün burada bironun önünde tam arabaya bineceğim. Mustafa Hoca sensin. Ben hoca değilim, benim adım Mustafa ama ben hoca değilim dedim ondan sonra. Bana hakkını helal et ya. Neden helal edeyim dedim ya. Hakkını helal et işte ya neden helal edeyim? Seni tanımıyorum, görmüyorum. Bilmiyorum dedim. Ne yaptın? Senin arkandan attım tuttum. Ne attın tuttun onu da bilmiyorum dedim. Helal et sen işte. Böyle emrediyor. Dedim etmeyeceğim. Mahşerde görüşürüz sen de. Şimdi yani Allah bizi affetsin. Ben her zaman söylüyorum.
Kardeşlerimize hakkımız helal olsun. Bunda bir sıkıntı yok. Ama yani insanların helalleşmesinde fayda var. Hayırlı ve bereketli yayınlar, ikili ilişkilerde veya bir toplulukta konuştuğumda veya bulunduğumda karşı tarafı farkında olmadan enerjimi veriyorum. Ve yorgun düşüyorum. Bu günler sürdüğü oluyor. Özetlersek enerjimi koruyamıyorum. Bu hususla ilgili tavsiye edebileceğiniz bir çözüm var mı? Enerji vermek ne demek ya? Bunu anlayamadım. O zaman ben ne yapıyorum şimdi? Herkese enerji veriyorum. Ben bitap mı düşmem lazım? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi. Bitap mı düştü? Sahabeler bitap mı düştü? Prefendiler bitap mı düştü? Hayır.
Biz hayırdan hayra. Biz faziletten fazilete. Biz iyilikten iyiliğe koşarız. Öyle. Ben işte karşımdakine enerji veriyorum. Bitap düşüyorum. Bu heva heves. Bu nefsimizden Allah muhafaza eylesin. Kendi kendine konuşma ruhsal bir bozukluğun göstergesi midir? Yoksa normal bir eylem midir? Çok normal bir eylem değil insanın kendi kendine konuşması. Allah muhafaza eylesin. Bu normal değil. Kendi kendinize konuşacağınızı Allah'ı zikredin. Kendi kendinizi konuştuğunuzu hissettiğiniz anda Allah'ı zikredin. Erkeklerin evle alakalı konularda kadınlara da danışmaları gerekmez mi? Gerekir. İstişare edecekler. Ben bu evin adamıyım. Erkeğim benim dediğim olur deyip de istişaresiz yapmayacaklar.
Hiç kimse hiçbir şeyi istişaresiz etmeyecek. Bizim kardeşlerimiz istişaresiz bir karar almayacaklar. Alacak oldukları karar bir başkasını ilgilendiriyorsa, kimi ilgilendiriyorsa onunla istişare edecekler. İstişaresizlik yok. Cenab-ı Hak peygamberine diyor istişare et diye. Sen diyor onlarla istişare et. Ve istişarede bir karar aldığında da o kararını da sabret. O kararını da sabret. O kararını da dur. Yani evde erkek bir şey yapacaksa eşiyle istişare edecek. Çocuğunu ilgilendiren bir şeyse çocuğuyla istişare edecek. Bir sufi kardeş mahallesiyle ilgilendiren bir şeyse mahallesiyle istişare edecek. İstişare edecekler. Herkes istişare edecek. Bir meselenin ehliyle istişare edecek.
Sünnet ise niye bu? Cenab-ı Hak istişareyi emretmiş. Ayet de sabit. Sen istişare edeceksin. İstişare etmek farz. Ben bazen arkadaşlar onu diyorum. Ya diyorum ben istişare ediyorsam hepiniz edeceksiniz. Hepiniz edeceksiniz. Ben bütün arkadaşları benim toplayıp da istişare ettim. Bütün herkes bilir. Bir kimse, bir kimseyi ilgilendiren bir işte istişare edecek. İstişare etmiyorsa hem farzı hem sünneti terk etti. Allah muhafaza eylesin. Bazı konularda danışılmadığı zaman kadının kendini değersiz hissetmesi normal mi? Yoksa nefsime uyuyor? Evet, normal. Beni ilgilendiren bir konuda benimle istişare edilmeden benim üzerimde veya benim alanımda birisi hükmediyorsa beni değersiz görüyor.
Olmaz. Doğru değil. Beni ilgilendiren bir konu benimle istişare etmeden kim hükmetecek ki buna? Evi ilgilendiren bir konu kadınla istişare edecek. Öyle ben yaptım oldu yok. Doğru değil. Evde sema yapmakta disiplin açısından zorlanıyoruz. Yani evde sema yaptığınızı söylemeyin. Konya Kültür Müdürlüğü ona da bir engel koyabilir. Siz evlerde sema yapamazsınız diye bir genelge çıkarttırabilirler. Böyle evlerinizde de sema etmeyi yasaklayabilirler. O yüzden aman dikkat edin. Evet, disiplin edin kendinizi inşallah. Çünkü hiçbir şey kalıcı değildir. Her şey geçer gider. Bu olaylar da bu koronalı günler de geçip gidecek. Geçip gittiğinde biz yayan kalmayalım.
Disiplinimizi bozmayalım inşallah. Evlilik ve mahremiyetleri nelerdir? Nikahın şartları nelerdir? Kadın ve erkeğin birbirine görevleri nelerdir? Evlenmek isteyen bir mümin, kadın evleneceği erkekte nelere dikkat etmeli? Hayırlı akşamlar olsun. Allah razı olsun. Bu kitap da değil. Bu bildiğiniz böyle kocaman bir 3-4 ciltlik bir şey olması lazım. Bunların cevabı. Sen Kur'an ve Sünnet'i iyice öğren. Evine bir tane Kur'an-ı Kerim meali al. Evine bir tane de Hadis-i Şerif kitabı al. Evine ayrıca bir de İlmihal kitabı al. Muhakkak onlardan bu konuları oku, bilgilen. Kafana takılanları burada sor. Bunlar böyle bir kitaptan fazla. Yaklaşık bin sayfalık bir kitap ancak.
Bunun özeti. Bunun özeti bin sayfalık bir kitap. Allah bizi affetsin inşallah. Arkadaşlar hakkınızı helal edin. Buradan rüya yorumlamayacağımı söylemiştim.
O yüzden bir kardeşimiz rüya yazmış. Bursa'ya çok uzakta yaşıyorum. Daha önce size yakın olmak için Bursa'ya taşınmak istemiştim. Eşim önce kabul etti. Sonra yaşadığımız yere 2 saat yakınlık. Ta ailesi var. Fazla bir faydası yok ama yakın olmak istiyor. Babası da yaşlı fazla. İşi gücü yok. 2 küçük kardeşi var 17 yaşlarında. Onları bırakıp gitmek istemediği, ailesine destek olmak istediğini birkaç sene sonra gidebileceğimizi söylemişti. Ben de birkaç yıl bekledim ama şimdi hiç yanaşmıyor.
Kültür olarak uyum sağlayamayacağını, ayrıca ailesine kardeşlerine hala sahip çıkması gerektiğini söylüyor. Şimdi daha önce birkaç yıl beklemeyi kabul ettiğim için çok pişmanım. O zaman ne güzel kabullenmişti. Sizi göremiyorum. Şimdi hep bir bahane ya da sebep buluyor. Hiç ikna olmayacak gibi. Benim için nerede olduğumun çok önemi yok size yakın olsam. Ama burası size çok uzak. Senede bir bile göremiyorum. Bu beni çok üzüyor. Bana dua edin, yol gösterin. Ellerden öperim. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak muhinin olsun. İnşallah iyi olur, güzel olur, hoş olur. Cenab-ı Hak gönlüne serinlik versin inşallah. Kıymetli kardeşler, tekrar söyleyeceğim. Kusura bakmayın.
Buradan rüya okumacağım. Saat Suresi 41. Kulumuz Eyyub'u da an. O Rabbine doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi diye seslenmişti. Parantez içinde şeytan bir peygamberin şahsına nasıl yorgunluk ve eziyet verir? Buradaki kasıt hastalıkla ilgili ise tüm hastalıklar şeytandandır diyebilir miyiz? Nefes ile ilgili ise peygamber nefisten sığılmış kimseler değil midir? Burada Eyyub Aleyhisselam üzerine gelen bu yorgunluk ve eziyetlisini Allah'a atfetmiyor. Yani Allah'ı suçlamıyor.
Adem'in yolunu, atasının yolunu tutuyor. Bu hatayı, bu kusuru kendisinde görüyor. Selamun Aleyküm İslâm Aleyküm Selam. İslâm anlayışı dışında söylenenler, söylemlere, davranışlara, metinlere karşı şahsa müteallik olmamakla birlikte aşırı tepki veriyorum. İslâm ahlakıyla yetiştirilmemiş bir toplumda yaşadığımız gerçeğiyle karşılaşınca da bu durum beni agresif, bağnaz ve yobaz etiketine maruz kılıyor. Nasıl bir tavır edinmeliyim? İslâm toplumunda yaşamıyor oluşumuz ile yaşadığımız bu topluma karşı sosyo-kültürler, adaptasyonumuz nasıl olmalı? Valla adaptasyonumuz olmayacak. Biz nasihat edeceğiz, nasihat edeceğiz, nasihat edeceğiz. Yani biz bu konuda kalkıp insanlara da agresif davranmayacağız. Biz kendimizce haramlara karşı olacağız.
Ama insanlara nasihat edeceğiz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Ruhlar âleminden dünyaya düşerken orada olanları unutturulduğu gibi burada şehadet ettiklerimizle kabir haline geçince unutacak mıyız? Yoksa doğma büyüme İzmirli'nin Bursa'da ikamet edip sonra İzmir'e dönmesi gibi havasını, suyunu, bağını, bahçesini, köprüsünü bilinecek mi?
Şehadet ettiklerini ilk kez görüyor gibi mi olacak? Sana bağlı. Sen nasıl göçeceksin bilmiyoruz. O nasıl göçeceğine bağlı. Herkesin hali aynı değil. Sen ruhlar âleminden buraya gelinceye kadar unutmuşsun. O senin işin. Unutmasaydın. Burada tekrar Allah'ı zikret, sımsık yapış, unutturuldu değil.
Unuttuklarını hatırla. Hani rivayet ederler ya. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini kabre koymuşlar. Orada kalp ehli bir sahabe görmüş bunu. Kabir halini inkar edenlere cevap. Hani insanlar şimdi kabir halini de inkar ediyor. Oradan bir sahabe görüyor. Hazreti Ömer efendimizin halini. Bir melek geliyor. Rabbike nebike deyince tabiri caizse meleğin yakasından tutuyor. Sen kaç yıllık yoldan geldin? O diyor beş bin yıllık yoldan geldim. Sen diyor benim hatırıma gelen o beş bin yıllık, on bin yıllık ne kadarsa. Sen o kadar bin yıllık yoldan gelirken Rabbini unutmadın da ben şuradan şuraya geldim. Ben Rabbimi unuttum mu diyor. Bir hitap duyuluyor. Bırakın onu diye. Şimdi demek ki bir unutanlar olacak bir de unutmayanlar olacak.
Allah cümlemizi unutmayanlardan eylesin. Bir sohbetinizde gök ehlinden yedi dili olan hepsinin aynı anda farklı esmaları söyleyen varlıklardan bahsetmiştiniz. Kulların da ikiden fazla dili olabilir mi? Olabilir. Çokça dilin olabilir. İnşallah. Daimi zikrin kalbine yerleştiği kul mana aleminde zikrullahta çıkan gri duman gibi mi olur? Onun gittiği yere mi gider? Herkes mana alemi farklı. Kulun gönlündeki kalbindeki onu onunla zikretme duygusu her şeyden azadı. Sadece o duygusu hattaşan bir duygu mudur? Değildir. İnşallah. Selamün aleyküm aleyküm selam. Sizin tarafınızdan görevlere alınan ve sonradan görevlerini iade ettiğiniz kişinin yapması gerekenler nelerdir?
Başkaları bu kişiye nasıl davranmalıdır? Sufilik yolu uzun bir yoldur. Görevlere alınır, verilir. Bu böyle herkes için olabilir. Bir kimsenin görevleri alınır, görevi alındıktan sonra tekrar verildiyse hiç alınmamış gibidir. Hani hadis-i şerifte tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir hükmü var ya, bir kimsenin de görevi alınır, görevi sonradan verildiyse o kimse aynı görevlerine devam eder. Yani üstad bir kimsenin görevini aldı, aldı. Oradan verdi, verdi. O görev neyi gerektiriyorsa o görevini yerine getirir ve o göreviyle bağlantılı. Başkaları da onun o görevinin verilmesine itaat eder. Örnekleyeyim şimdi. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin, ben bayındır derken bir benim zakirliğimi aldı. Daha doğrusu zakirliğimi de almadın, o dersi yaptırmasın şimdi demiş.
Neyse tamam, zakirliğini aldı diyelim, aldı. Sonra normalde bir başka arkadaş dersi yaptırsın demiş, o dersi yaptırıyor. Ardından tekrar dedi ki, Mustafa Efendi sen devam ettirsin, bayındırdı zakirliği diye. E şimdi ne yapacak oradaki arkadaşlar, Şeyh Efendi tekrar bana zakirlik verdi. Bunun daha önce zakirliği alındıydı deyip itaat etmeyecekler mi? Herkes itaat etti, ben de vazifeme devam ettim. Yani bu böyle hani bir şey, sufilik yolu. Bazen üstad onu korumak için, birini korumak için dersini alır. Özür dilerim, vazifesini alır. Bilinmez bunlar. O yüzden hiçbir üstad, bir dervişinin manevi olarak burnunu kanamasını istemez. Hiçbir üstad, bir zakirinin, bir çavuşunun manevi olarak burnunun kanamasını istemez.
Bazen işte, pir efendiler toplanırlar birisinin işte, başka bir ceza vereceklerdir. Bir üstad kendini ortaya atar, ben onu alırım işte üzerindeki görevi der. Böylece onu cezadan kurtarır. Bu işler manevi perdede farklı farklı tecelli eder. Üstad bir korur onu, o da şımarır kalkar, tekrar kılıca vurur kendisini. Bir daha yapar, bu sefer üstad onu farklı cezalandırır. Dersini alır, dergattan gönderir. Yani o dervişin haliyle alakalı. Kimisinin normalde işte dersini alırsın veya tabii görevini alırsın ama o devam eder, durur kapıda. Onu tekrar bir müddet sonra işte dersin bu kapıda duruyor. Ondan sonra bunun görevini verelim veya dersini verelim dersin. Üstad bir şekilde onu böyle halletmeye çalışır.
Eğer o kimse gerçekten samimiyse kapıda duruyorsa. Bu bir kimse o zaman derse alındı, verildi. Bakın bir üstadın derse alması farklı bir şeydir, haldir. Bir kimsenin dersi bırakıp gitmesi ayrı bir haldir. Bunları karıştırmayın. Bir kimsenin, bir üstadın, bir kimsenin manevi görevlerini alması farklı bir şeydir. Bir kimsenin bu manevi görevlerden feragat edip ayrılması farklı bir şeydir. Bunlar aynı şeyler değildir. O yüzden üstad aldı, verdi. Hiçbir şey olmamış gibi oldu. Eyvallah. Herkes de ona hiçbir şey olmamış gibi ne yapacak? Ona davranmaya devam edecek. Dergah işleyişinde yapılan işlerde nasıl yol izlenmeli? Yerarşi nasıl olmalı? Bir kişiye verdiğiniz sorumluluğu sizden aldıktan sonra, zakirinden, çavuşundan ayrıca izin almalı mı?
Şimdi üstadın direkt vermiş olduğu vazifeler vardır. Yani o kimse onu yapar. Onun için zakirine, çavuşuna, danışmasına veyahut da ona bir şey söylemesi, ondan tekrar izin almasına gerek yok. Ama şunu diyebilir böyle keşmekeşlik olmasın diye. Birisine bir vazife verdik. Evet. O vazifeyi orada bir zakir varsa ona der ki, abi hakkını helal et. Haberin olsun. Üstad bana mahrem bir vazife değil ise. Bazı mahrem vazifeler olur. Hiç kimseye haber vermez o. Gider, işini yapar, gelir. Bu ayrı meseledir. Ama öbür türlü bir mahrem vazife değilse. Mesela işte sen de orada zikrullah yaptır, ders yaptır dedi. O ders yaptıracaksa, işte o gider, o zakirine der ki, abi bana ders yaptırma yetkisi verdi.
Ben de evimde veya mahallemde ders yaptıracağım, haberin olsun. Tamam bitti bu kadar. Hani böyle edeben. Ondan izin almasına gerek yok. Yani bir kimseye mesela işte, bakıyorsun, çavuşluk veriyorlar ona. Ona diyorsun ki, sen işte o rüyasını anlatıyor, ona diyorsun ki, sen işte orada çavuşsun, ders yaptır. İşte o zakir, ona çavuşluk verildiyse, o zakir onun çavuşluğunu tanıyacak. İşte onu da ders yaptıracak, ara sıra onu eğitecek, onu böyle şey yapacak, bunun gibi. Onun artık bir daha bir başkasından izin almasına, ve bir başkasının onu engellemeye hakkı yok. Bunları yaşadık biz. Kendim, ben yaşadım. Yani işte Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi bana zakirlik verdiğinde, benim zakirliğime karşı çıkanlar olmuştu, dergahdaki büyük abi gibi görünenler.
Bir kimsenin buna hakkı, hukuku yoktur. Bir üstada karşı çıkılmaz. Asla. Üstad bir kimseye, zakirsin dediyse, zakirdir o. Bir kimseye çavuşsun dediyse, çavuştur o. Şunu indir dediğinde, indireceksin oradan. Bir de şu da var, bazıları bunu da yapıyor. Eksiklik ve yanlışlık. Yavrum, bunu böyle yap bakayım. İşte çocuk bir böyle, arkadaşlar böyle bir şey yapıyorlar, duruyorlar. İşte zakirine haber verirsek, oğlum ne alakası var? Yap demiş, yap sen. O senin, üstadın, şeyhin, zakirine haber vermek zorunda değilsin o esnada. Tut demiş, tut sen. Bu böyle aslında, istikametsizlik bu. O kimsenin, zakirini, şeyh yerine koyması gibi. Allah muhafaza eylesin, bunlar doğru değil.
Zakirler, o bölgede, o belde de en yetkililerdir. Orada, derslerin yapılması, sevk ve idare, her şey onlarla alakalı, onlarla bağlıdır. Eyvallah. Ama, üstad orada birisine bir şey dediyse, o zakiri, o ben de, zakir kimmiş, deme hakkına sahip değil. Abi, üstadımız böyle dedi. Ya ben bu işi, mi böyle yapacağım? Üstad böyle söylediler, meseleyi halleder. Dergâhta, istişarenin önemi nedir? Kimlerle yapılır? Kimlerle yapılmaz. İstişare, birisini ilgilendiriyorsa, onunla yapılır. İstişaresiz, hükmedecek olan, bir tek üstad'dır. Bir şeye hükmedebilir. Bir sufi topluluğun, içerisinde, üstad, bir şeye, kendi kafasından hükmedebilir.
mahremdir, manevidir, böyle bir işaret alınmıştır, emir alınmıştır. Söyler, biter mesele. Eyvallah. Geri kalan herkes istişare edecek. Herkes, konu neyse, konuyla ilgili, herkes istişare edecek, öylesi karar alacak. İstişaresiz karar, üstadın dışında, heva ve hevesinden alınmış bir karardır. Allah muhafaza eylesin. Evde, işte, ne konu, konuya göre. Elektronik bir konuysa, elektronik mühendisiyle. Matematikse, matematik mühendisiyle. Tıpsa, işte tıptaki profesörle. İstişare edeceksin, kendi kendine iş yapmak yok. Koşmak isteyen, dervişi durduran, çavuş, zâkir, bu kişiyi soğutursa, bu kardeşi nasıl motive edebiliriz?
Yanan ateşin üzerine su döken, kimse zulmetmiş olur. bu meselede. Ama o kimsenin böyle soğuması da nefsindendir. Demek ki tam yanmamış o daha. Akan seller gibi olursa, önünde kimse duramaz o. nasıl olsa işleyen bir çark var, gelen gelir, gelmeyen kendi bilir. Ya da nasibi yokmuş anlayışı doğru mudur? Bunlar, tembel insanların, aymaz insanların, yol kesicilerin sözüdür. Selamun aleyküm. Şu sıralar, bir dizide, üç beyaz sakallı, beyaz cübbeli ermişlerin, hayalini gören bir kadın konu edildi ve, bunları psikolojik sorunların nedeniyle, gördüğüne dair bir mesaj verildi.
Bizler, inancımız gereği, insanın ya da âlemi, maddi tarafının yanında, batini tarafının da olduğunda, iman ediyoruz. O akşam, sosyal medyada, şizofreni ve bipolar bozuklukla ilgili, yaptığınız paylaşımları istinaden. Psikolojik problem olarak, kurulan hayal ile, manevi hayal arasındaki fark nedir? Hayal kurmak aslında, insanın keşfetme ve tasarlama dünyasına, katkı sağlayan bir yetenek. Peki, manevi olarak, bu yetenek hangi durumlarda, zarar olmaya başlar? Şimdi bir kimse, kendisine bir hedef koyar, o hedefle alakalı hayal kurar, o hedefe koşar, bu hayal doğru hayaldir. Hedefsiz insan, gereksiz insandır, benim nazarımda. Ben bunu böyle kendime, ilke edinmişimdir.
Hedefsiz insan, gereksiz insan. Bir kimsenin hedefi yok mu, bir amacı yok mu, bir hayali yok mu, o insan, insanın yol arkadaşı bile olamaz. O gereksiz bir insan. Ben hep derim ya, üniversite okuyacaksın, değil mi? Evet, bir hedefin olsun, bir amacın olsun. Hedefin ne? İşte, doktor olmak, tıp okuyacaksın. O hedefe doğru koş. Ne okuyacaksın? Eczacılık. O hedefe doğru koş. Ne okuyacaksın? X bir okul okuyacaksın. Evet, o hedefe doğru koş. Ama bir hedefin var. Bu hedefi, bir de amaçlandırsın. Amaçlandırsın. Niçin doktor oluyorsun? Para kazanmak için mi? Mevki sahibi olmak için mi?
Niçin doktor oluyorsun? İnsanlara faydalı olmak için mi? Amaçlandırsın. Niçin sufi oldun? Amaç ne? Sufi olmak. Niçin oldun? Allah'a dost olmak için. Amacın ne? Ben Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edeceğim. İnsanlara bu konuda nasihat edeceğim. Ve bu manada da Allah'a dost olacağım. Ben onun hayalini kurarım. Ben hayal kurarım. Bütün insanlar Allah'ı zikretsin derim. Bakın, bu amaç, gaye, hedef ve bunun üzerinde hayal kurmak doğru şeydir. Bir kimsenin kendince böyle mübeşşirattan sayılacak rüyalar haktır. Bipolar bozukluk veya şizofreni şudur benim nazarımda.
Olmayan bir şey varmış gibi kabul edip karşıdaki kimseye laf söylemek, hakaret etmek. Söylemediği bir şeyi karşıdaki kimseye söyledin deyip ona hakaret etmek. Veyahut da kendi kendisine bir hayal edip olmadı. Olmayınca karşıdaki kimseye küfrediyor, hakaret ediyor. Onu böyle işte devamlı eleştiriyor. Yani bu şizofreni ve bipolar gibi bir şey bu. Bu tip insanlar, mesela bir çocuk düşünün, bir çocuk kendi kendisine annesinden işte patates kızartması istediğini düşünüyor. Ona söylediğini, ona patates kızartması istediğini, söylediğini düşünüyor. Annesine diyor ki, ben sana patates kızartması senden işlemiştim. Annesi diyor ki, istemedin yavrum. İstediğin diyor, tabağı çanağı kırıyor ortalığı.
O kimse şizofreni başlangıcı onda. onda bipolar bozukluk var. O çocuğun ailesinde de böyle bir şey olabilir. Veyahut da bir erkek düşünün. Kendince eşine diyor ki, ben sana böyle böyle söylemiştim, bunu demiştim, bunu yapmıştım, bunu yapmıştım. Eşi diyor ki, demedin bunların hiçbirisini. O diyor ki, dedim, o diyor ki demedin. Ben dediydim sana, sen neden demedin dedim. Pamuküma pamuküma kadını dövüyor. Bu bipolar bozukluk, bu şizofrenik. veyahut da şizofreni, bak bunlar. Bugün birkaç tane telefondan dinledim, o yüzden yazdım onları. Bipolarla şizofreni. Adam diyor ki kadına, sen beni aldatıyorsun.
Telefonda dedim ki adama, elinde bir delilin var mı? Çünkü kadına zina istinadında bulunuyorsun sen. Şeriatın kabul ettiği dedim, delil istiyorum senden. Bu sustu. Kem küm, kem küm. Dedim, senin ailende, şizofreni bir kimse var mı? Bana dosdoğru söyle dedim. İşte dedi, babamda da böyle şeyler vardı, annem böyle. Sen de dedim, bak tehlike var. Neden? Sen dedim, şimdi bakın, ailelerde, bu bipolar bozukluklar veya şizofreniler az da olsa genetik yoluyla geçiyor. Bir kimsenin, bir kadının, bir erkeğin, bakın, bir kadının, bir erkeğin karşıdaki kimseyi zina isnadında bulunması için dört tane erkek şahideye ihtiyacı var.
Veya itirafa ihtiyacı var. Yani bir erkek eşinin zina isnadında bulunur mu ya? Bunlar, bunlar olmayan bir şeyi olmuş gibi kabul ediyorlar. Bunlar şizofreni ve bipolar bozukluk. Yoksa bir kimse kendince mübeşşirattan rüyalar görmüş veya tazikrullahta hal görmüş. Bunlar bipolar veya şizofrenin bozukluğu değil. Zaten neden rüyayı veya hali bir kimse bir üstada ehline anlatmadan hareket etmeyecek diye hüküm koymuşlar.
Yani bir kimse kendince gördüğü hali veya gördüğü rüyayı kendi kendisinin tevil edip bu böyledir deyip hareket etme özgürlüğü yok o kimsenin. Din bunu ona vermiyor. Sebep? Çünkü herkesi rüyamda gördüm, halimde gördüm deyip keşmekeşlik yapar. Dinde anarşi yok. Şimdi ama bu bipolar bozuklukları ve şizofreni bozuklukları öyle değil. Ben çok vaka dinlediğim için böyle söylüyorum. Yani normalde tabi şey olduğundan, korona olduğundan insanlar tabi işte bugün gelemediler yanıma ama telefonda uzun uzun konuştum. Ve uzun uzun konuştuktan sonra dedim ki yani bir kimse bunu kendi kendisine yani karşı mesela kendisi hayal kuruyor. Karşıdaki kimseyle. Ve karşıdaki kimsenin onun hayalinden haberi yok.
Onun kendince kendi niyetinden haberi yok. Pilotonik aşk gibi. Sonra adam gidiyor, o kadını katlediyor, öldürüyor onu. Sebep? Benim sevgime karşılık vermedi diyor. Ya kadının haberi bile yok senin o halinden. veyahut da bir kadın bir erkeğe böyle kendi kendine gelin güvey oluyor. Sonra gidiyor o erkeğe söylüyor. Erkeğin böyle bir şeyden şeyi yok. Normalde böyle bir hali yok. Kadın ona kinleniyor. Başlıyor hakaret etmeye. Bu da iş yerinde yaşandıydı. Daha önce devlet memurluğu yaparken. Dedim benim haberim yok senin bu halinden, ahvalinden. E dedi benimle kahve içiyorsun ya. Ben herkese kahve içiyorum dedim. Sen ne de içtim? Yani o bipolar bozukluk. Yani kendi kendine karşıdaki kimsenin tavır ve hareketlerinden kendine pay çıkarma.
Ve karşıdaki kimse bir şey söylememiş sana, sen kendi kendine söylemiş gibi hükmediyorsun. Veya sana bir şey beyan etmemiş, sen beyan etmiş gibi düşünüyorsun. Bipolar bozukluk. Böyle kimseler evlenirlerse, evliliklerinde sıkıntı yaşanır. Yani bir kimsenin, çok özür dilerim, eksiklik olarak görmüyorum. Ayağı aksıyordur, evlenirsin, hiçbir sıkıntı olmaz. Ama kafası aksıyorsa sıkıntı var. Bipolar bozukluk, sıkıntı var. Şizofreni, sıkıntı var. Konuşulmayanı konuşuldu. Yapılmayanı yapıldı gibi görüyor. Yani adam kendi kendisinin rüyasında eşinin kendisini aldattığını görmüş. Eşinin kendisini aldattığını gördüğü için kavga çıkarıyor. Dedim sen rüyanın kendince hak olduğunu nereden biliyorsun?
Şeytani. Şimdi bu zamanda öyle bir şey ki, evli kadınlarda da, erkeklerde de var bu. Kadın bakmış adamın yüzüne, beni aldatıyor bu demiş. Bir kavga, hem de nasıl ağır bir kavga. Adamı da boşadım demiş kadına. İşte kaç talaktı, şu muydu, bu muydu, geri dönüşüldü, geldiler şimdi. Derviş de değiller. Önce dedim şunu bir öğreneyim ya. Kadına dedim ki, adamın seni aldattığına nereden hükmettin? Duruşundan diyor. Bakışından diyor. Bunlar yeni hastalıklar. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bir amaç, bir gaye, bir hedef koymak, onun üzerinde hayal kurmak doğru. Buna söyleyecek bir şey yap. Ama olmayan bir şey, oluyormuş gibi yapıp, hükmetmek, bu bipolar bozukluk. Bu şizofreni. Allah muhafaza eylesin. Önce bipolarla başlıyor, sonra şizofreniye doğru gidiyor. Bildiğim kadarıyla. Rabbim korusun, muhafaza eylesin bütün kardeşlerimizi. Tövbe ettiğimiz bir günahı, tekrar işlediğimizde ne yapmamız gerekir? Utanıyorum, yeniden yaptın, tövbe edeceksin, nasıl olacak diye. Bir de derdimizi sadece Allah'ıma açmalıyız. Yani bunun yanında arkadaşlarımızla dertleşmek, ne derece doğru size hakkınızı helal edin. Bir günahı işledik, tövbe ederiz.
Hadis-i Kudsi Cenab-ı Hak diyor ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, ben onu affettim diyor. Bir daha işleriz, yine tövbe ederiz. Allah diyor ki, kulum kendisini affedecek Rabbisini hatırladı, onu affettim diyor. Bu üç sefer geçiyor böyle. Hadis-i Kudsi bu. O yüzden Hz. Mevlana'ya atfedilir ama onun değildir. Bin sefer de tövbe yesin kırsan yine geldiler. O yüzden biz günah işleriz, tövbe ederiz. Allah'ım bizi affetsin cümlemizi inşallah. Bunda bir sıkıntı yok. Derdimizi Allah'a mı açmalıyız? Evet. Çare oyundaysa, çare olana derdini aç. Emin evimden ev almak uygun mudur?
Faiz olmadığını söyleyenler var. Ama yine de içimiz rahat etmiyor. İşleyişlerini hiç bilmiyorum. Nasıl işlerler, nasıl çalışırlar, halleri nedir, davranışları nelerdir, neyi yaparlar, neyi yapmazlar. O yüzden onu bilemem. Selamun Aleyküm. Siz bugün Twitter'da paylaşmıştınız. Bipolar bozukluğu nasıl tedavi edilir? Normalde bugün için bipolar bozukluklara çok ilaç veriyorlar. Ben öyle biliyorum. Bipolar bozukluğu olanları böyle ilaç manyağı yapan doktorlar var. Allah muhafaza eylesin. Zaten bugün modern tıp denilen şey aslında ilaç sektörünün bir böyle pazarlaması gibi. artık hiçbir hastalığı tedavi etmiyor. Bu modern tıp denilen tıp hastalıkları tedavi etmiyor.
Hastalıkları baskılıyor. yani sen bir hastalığa tutulduysan onlar için bir şeysin, müşterisin. Ben şeker hastasıyım. Ben müşteriyim onlar için. Beni tedavi etmiyorlar. Ben sabah akşam o ilaçları içmekle mükellefim. bir müddet sonra insülinine geçeceğim. Neden? Şekerin tedavisi yok. Kanser tedavisi yok. Sen ilaçlara bağlı bir hayat yaşayacaksın. Sen o kanserin, kanser hastasısın. O tıp dünyasının müşterisisin. İşte damar tıkanıklıymış, şuymuş, buymuş, kalpmiş. Bundan hiçbirisinin temel bir iyileştirici, tedavi edici bir şey yok. Ne var? Hastalıkları baskılıyorlar. Yani sen ölme ama iyileşme de. Devamlı bu ilaçları kullan.
Gittiğimiz doktorlar ne diyorlar? Bila mecbur. Bu ilaçları ölünceye kadar kullanacaksın. Tamam. Ölünceye kadar kullanıyorsun. Yani ölünceye kadar aslında sen o ilaçlara mahkum yaşıyorsun. Bizde şöyle bir şey de var. Biz böyle hani bunun modern tıbbın çok özür dilerim ama borazanları var ya ortalıkta modern tıpa ruhlarını satmış olanlar var. Bunlar çıkıyorlar. Hani işte böyle otlan, çöplen tedavi oluyorlar. Bunlar geri kalmış da. Bunlar şu da, bu da. Ondan sonra böyle söylüyorlar ya. Bunlar modern tıbbın köleleri. Neden insanlar şimdi aşıya soğuk bakıyorlar? Modern tıbbın denilen şey insanları aldatmış çünkü. Yıllar sonra mesela işte Dünya Sağlık Örgütü itiraf ediyor.
50 yıl sonra. Biz diyor Afrika'da çiçek aşısının içerisine şeyi de koyduk. Oradan çıkan AIDS hastalığını da koyduk. Bunu 57 yıl sonra itiraf ediyor Dünya Sağlık Örgütü. Bir aşının içerisine başka bir hastalık enjekte ettiklerini 57 yıl sonra, 60 yıl sonra, 40 yıl sonra Dünya Sağlık Örgütü kendisi itiraf ediyor. Yani böyle bir Dünya Sağlık Örgütü düşünün. Yani o Dünya Sağlık Örgütü ilaç sanayisinin borazanı olsun. Kölesi olsun. Ve biz o Dünya Sağlık Örgütü'ne inanalım. İnanmıyoruz tabii. İnanamıyoruz. Sonra diyorlar ki halkımız aşıya karşı. Ya bu halkı aşıya karşı siz ettiniz. Bu ilaç sanayinin ilaç sanayinin köleleri etti.
İlaç sanayisi kendisi anlatıyor zaten bunu. Aşıların içerisine başka hastalıklar koyduklarını. E neden insanlar bu sefer soğuk davranıyorlar? Ya şimdi herkes düşünüyor. Ben de düşünüyorum. Yani bu işte korona nerede çıktı? Çin'de çıktı. Çin kendi halkına aşılıyor mu? Hayır. Wuhan'a aşıladı mı? Hayır. Herhangi bir ilini ilçesini hastalık bulunan bir yer aşıladı mı? Hayır. Ama Çin şimdi bütün dünyaya aşı satıyor. Çin Çin'in aşı satan aşı satan şirketinin arkasında kim var? Merak ediyorum şimdi. Çünkü Çin'in eskisi gibi Mao'cu değil.
Onlar da kapitalist oldu. öyle olunca yani Çin'deki şirketlerin arkasındaki gizli sahiplerini merak ediyorum. Yani bundan ben arkadaşlar bir uzun müddet önce dedim ki dünya kapitalist sistemi o Yahudi kapitalist sistemi Yahudi deccal sistemi Çin'e dedim kaydı. Çin'e gittiler. Yani şimdi acaba Çin'de bu aşı satan o şirketin arkasında Bill Gates var mı? Gizli ortak mı? Veyahut da dünyayı idare eden Amerika'yı idare eden İngiltere'yi idare eden o karanlık güçlerin bu aşı üreten şirketlerde payları var mı? Evet. Kendi kendime düşünüyorum bunu.
Kendi kendime düşünüyorum. Düşünmüyor değilim. sebep çünkü o dünya üzerinde kurulan bir sağlık endüstrisi var. O sağlık endüstrisi hepimizi bizim ne yapıyor? Sömürüyor. Sömürülüyoruz biz. Kıymetli dostlar kıymetli arkadaşlar torbayla antibiyotik içiyoruz. Torbayla antidepresan içiyoruz. Yani bir kimse midem ağrıyor diyor koşuyor olanca bütün ilaçları bir torba ilacı alıp geliyor. İlaç yazmayan doktoru da doktordan saymıyoruz biz. O doktor ilaç yazacak bize illaki. Yani o doktor ilaç yazmazsa bize onun doktorluğunu kabul etmiyoruz. Bakın doktorluğunu kabul etmiyoruz biz onu. Yani doktorlar da şunu demeye korkuyorlar.
Canım kardeşim başın ağrımış. Her başı ağrıyan kimse bu ağrı kesici içerse hapa alışırsın. Git canım kardeşim ya başın öyle ağrı arada sırada başı ağrıyormuş. Arada sırada ağrısın. Dua et. Koy elini bir fatiha oku. Bu da yok bizde. Neden? Yani böyle tedavi mi olurmuş? Duayı attık, zikre attık, şükre attık, hamde attık, attık. Şifa Allah'tandır. Onu da attık. torbalarla ilaçtan şifa bulacağız. Bir de şifacı belediye başkanımız var. Şifa belediyeden. Geçen gün akitte haber okuyorum. Ya şifa Allah'tan ya yapmayın. Yapmayın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bipolar bozukluğun tedavisi o kimse kendi kendisini diyecek ki aa birisi dedi ki ya bak olmayanı sen varmış gibi gördün.
Bak burada bir yanlışlık var. Sen de o yanlışlıktasın. Kendini tedavit, kendini teskin et. Böyle olmaması lazım. Etrafı da ona söyleyecek. Ama bu şizofreni ve bipolar bozukluğu olanlar hastalıklarını da kabul etmiyorlar. Onlar hastalığını kabul etmiyor ki. Onlara göre hasta değiller. Yani birisine diyorsun ki ben böyle bir şey söylemedim. Söyledin. Ben böyle bir şey hani sana hissettirmedim. Hissettirdin diyor. Rahatsızlığı kaç safhada Allah muhafaza eylesin. Cümleten hayırlı sohbetler Allah razı olsun. Allah Celle Celaluhu En'am suresi 45. ayette buyuruyor ki and olsun ki senden önceki ümmetlere delçiler gönderdik ardından boyun iyisiner diyor. Onlara darlık ve hastalıkla hastalıklara uğrattık.
Umarım herkes açık ve net anlamıştır. Bir adiş şerifte de Ebu Hureyre Ebu Said radiyallahu anh anlattıklarına göre Resulullah aleyhissalatü vesselam şöyle buyurmuştur. Mümin kişiye bir ağrı bir yorgunluk bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa Allah onun sebebiyle müminin günahını bir kısmını muğfiret eder. Kaynak Buhari Müslim Tirmizi hasta olan mümin kardeşimiz bu durumu nasıl karşılamalı? İsyan mı etmeli yoksa şükür hamd mı etmeli? Hasta olan bir mümine her zamanına bir mükafat var mı? Allah razı olsun. Hastalığı da sufiler şifa olarak görürler. O yüzden bizim için hastalık şifadır. Biz isyan etmeden tedavisi mümkün ise tedavisi yolunda devam ederiz.
O yüzden hastalık sabredene şifa arayana ve aynı zamanda da hastalığı Allah'tan geldiğini görüp Allah'a hamd edene her daim sevap vardır. Size ve Rabbime daha yakın olmak için ne yapmamı tavsiye ederseniz kendimi çok boş bir kimse olarak görüyorum. Dua eder misiniz? Yakının yolunu az önce sohbette anlattık. Yani biz Allah'a yakın olana yakınız. Allah minnesin inşallah. Seviyormuş gibi yapmak kişiyi hakikate götürebilir mi? Götürmez. Yani onu öyle yazdım. Hani hiç olmazsa seviyormuş gibi yap diye. Hadis-i şerif var ya ağlamasan da ağlıyormuş gibi yap diyor. Hadis-i şerifte ağlayamasan da ağlıyormuşun gibi yap diyor.
Günahlarını ağlayamasan da ağlıyormuş gibi yap yani yüzünü buruştur. O hadis-i şeriften ilham alarak diyorum ki hiç olmazsa seviyormuş gibi yap. Sevginin hakikatına ulaşamadın seviyormuş gibi yap. Yani Allah'ı seviyorum diyor. Allah'a isyan ediyor. Peygamber'i seviyorum diyor. sünnet-i şeriften sünnet-i şeriften terk ediyor. Üçtad'ı seviyorum diyor. Nasihatini yapmıyor. Kadın eşini seviyorum diyor. Oğlanca hakaret yapıyor. Adam kadını seviyorum diyor. Oğlanca hakaret yapıyor. Çocuk anne babayı seviyorum diyor. Oğlanca isyanı yapıyor. Anne baba çocuğunu seviyorum diyor. Oğlanca yanlışlıkları öğretiyor ona. Bu sevginin hakikatine erememekten kaynaklanıyor.
biz seviyoruz dediğimiz kimseyi gömüyoruz. Seviyoruz dediğimiz kimseye hakaret laf küf havada uçuşuyor. Eğitimi bu. Ahlakı bu. Çapı bu. Düzeyi bu. Ona bir laf cevap versen bir tane laf ekliyor sana. Ha evet. O zaman ne yapacaksın? Tavsiye seviyormuş gibi yap. Sen senin sevginin hakikatine erzen yok. Seviyormuş gibi yap. Allah'a karşı Allah sana rahmet eder, bereket eder, lütfeder. Der ki ya hiç olmazsa seviyormuş gibi yaptı. Hakikatte sevebilmenin cüz-i iradeden ayrı mutlak kaderdeki yeri nedir?
Siz cüz-i iradenizden sorumlusunuz. Siz külli iradeyle ne işiniz var? Yani bütün herkes külli iradeyi merak ediyor. Cüz-i iradeni bitirdiğinde külli iradenin geçtin. Cüz-i iradenle sen Allah yoluna gir. Cüz-i iradenle sen sevmeye çalış. Cüz-i iradenle sen iyilik yapmaya çalış. Cüz-i iradenle sen dilindeki kötülükleri at. Çünkü dilindeki kötü sözler kalbinden gelen şeyler. Kalpte kötülük bulunursa dile kötülük vuracak. E sen nerede cüz-i iraden daha kendi cüz-i iradene sahip değilsin. Kendi cüz-i iradene sahip olmuş olsan senin elinden dilinden gözünden kötülük çıkmayacak. E çıkıyorsa sen cüz-i iradenle normalde o zaman hükmetmiş değilsin.
Allah bizi affetsin. Muhabbeti beslemenin büyütmenin bir yolu var mı? Var tabii. Yoksa bu yalnızca Allah'ın lütfu ile mı olur? Yani bunu biz o zaman hiç bizim dahilimiz kalmadı. İmtihanımız da kalmadı. Biz cebriyeci miyiz? Veya biz kadriyeci miyiz? Biz iyi, güzel, hoş olan şeyleri severiz. Kur'an ve sünnetin içerisinde olan şeyleri sever, muhabbet besleriz. Kur'an ve sünnetin nehyettiği şeylere atarız. Seviyormuş gibi yapmak bile bu kadar güzelse sevmek kim bilir nasıl müthiş bir şeydir. Müthiş ki muhtiş muhteşem ki muhteşem. Allah cümlenize ve cümlemize Allah sevgisini, Resulullah sevgisini, üstad sevgisini, vatan sevgisini, millet sevgisini, eş sevgisini, çocuk sevgisini, arkadaş sevgisini, dost sevgisini bahşetsin.
İnşallah. bir zakir ya da çavuş hata yaptığını düşündüğü derviş kardeşini nasıl uyarmalı? Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Ama herkesin içinde değil. İnsanlar utandırmayın, insanlar bu noktada hedef tahtasına koymayın. Birisine özel bir nasihatınız olacaksa çekin kenara nasihat edin. Ben şimdi umuma nasihat ediyorum. Birisi kalkıyor, sohbette bana iyi, ne o? Efendim sohbette bana mı söyledin? canım kardeşim ha sana söyledim ne yapacaksın? Bu sohbetteki her şey bana iyi sana ne yapacaksın? Kendini düzelt o zaman. Evet, biz de soruların üzerinden, sohbetin üzerinden, kardeşlerin üzerinde nasihat ediyoruz.
Bizim de işimiz bu. O adam ben miydim? O kadın ben miydim? O kimse ben miydim? Sendin. Evet, sendin. Bu, neden yapıyoruz bu sohbeti? Birilerini taltif etmek için değil, insanlara nasihat etmek için dinleyen kardeşlerimize, sözümüzü dinleyenlere nasihatımız. Sözümüzü dinleyenlere, kardeşlerimize, biz de kardeşlik bağı ile bağlanan kardeşlere, dinleyen kimselere, kabullenen kimselere nasihatımız. Kabul etmeyeceksin. Dinleme kardeşim, çok basit. Dinlemek zorunda değilsin. Hür herkes. ama kardeşlik bağı ile bağlandıysan dinleyeceksin.
Yapmayacaksın. Yapmayın dediklerimizi de yapmayacaksın. O zaman nasıl uyaracağız? Evet, yani bir özel bir şeyse, bir şahsa ait bir şeyse davet ederiz. Onun veya yanına gideriz. Kardeşim böyle böyle yapma bak bunları. Bunlar hem kendine zarar, hem kardeşlerimize zarar, hem yolumuza zarar diye söyleriz. Bir kardeşi toplum içerisinde böyle direkt sen böyle yapıyorsun, bunu böyle yapma demek adab erkan değildir. Bazen üstadlar bazı kimselerin üzerine bunu yaparlar. Hani bunun da ölçüsü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Filanca ile selamı sabah kesin dedi. İki kişiyle, üç kişiyle alakalı.
Onlar cihada gitmekte gevşeklik göstermişlerdi. Bu sadece üstadlara aittir. üstad derse ki, filanca ile selamı sabahı kesin, kesilir. Veya hatta işte bir şey açıklarsa, açıklar, söylerse, söyler, geri kalan hiç kimse bunu yapamaz. Herkesin içerisinde ifşalanıp, ifşalanıp gururu kırılan kardeşler zamanla dergâhtan ve derslerden uzaklaşıyorlar. Doğru. Hatta derslerle ilgili hiçbir şey duymak da istemiyorlar. Bu kardeşler için nasıl bir yol izlenmeli? Bu tavır doğru mu? Bu tavır doğru değil. Yani kardeşlerin, arkadaşların böyle insan içerisinde, topluluk içerisinde ona sen böyle yapıyorsun demek demeleri doğru değil. Bu bizim yolumuz değil. Bunlar yanlış.
Din nasihattır. Biz toplumu herkesi ilgilendiren bir şey burada. Mesela ben hiçbir isim zikrettim mi? Hayır. Ben şu dedim mi? Hayır. Ben bu dedim mi? Hayır. Umuma. O yüzden zakir kardeşler de umuma nasihat edecekler. Bütün topluluğa. Ben de görüyorum bazı arkadaşlar nasihatlerimizi dinlemiyorlar. Yapma dediklerimizi yapıyorlar. Etme dediğimizi ediyorlar. Ama onlar zikrullaha geliyorlar. Ben öyle düşünüyorum kendi kendime. Diyorum zikrullaha geliyor Mustafa Özma. Otur Allah'ı zikreden en büyük işle işi yaptı. Sen Allah'tan iyi mi biliyorsun? Diyorum. Evet.
O yüzden bir kardeşin zikrullaha gelmeme sebebi ben olmamam gerekir. Ben öyle düşünürüm. O yüzden insanların içerisinde birisini kırıp dökmemeye gayret ederim. Bazen de bir şey söylüyorum ben birisi diyor ki sen orada beni kastettin. Canım kardeşim herkesin içinde söylüyorum. Seni neden kastedeyim ya? Velev ki seni kastedeyim. Senin adını söylemedim, soyadını söylemedim, cismini söylemedim, ismini söylemedim. Nereden çıkardın bunu? Bu da bipolar bozukluk işte. Ama söylenmiş bir şey. Şimdi ben burada sohbet edeceğim. Yine birileri yazacak bana. Beni mi söyledin? Canım kardeşim isim zikretmedim, cisim zikretmedim. Benim işim bu nasihat etmek.
Twitter'da bir şey yazıyorum. Beni mi kastettin? Allah Allah ya ben bilmiyorum kaç kişiyi takip ediyor. Kaç kişi var takipçi? 8400 kişi varmış. Yani 8400 kişinin içerisinden cımbızladım, seni mi seçtim ya? Başka işim, gücüm yok mu? Ama benim için bana gelen bütün her şey bir malzeme, bir ders vesilesi, bir sohbet vesilesi, bir nasihat vesilesi. Sebep ben bu toplumun içerisinde yaşıyorum. Herkes bana ulaşabiliyor. Telefonum açık 7-24 herkes bir derdini anlatabiliyor. Herkes bir sıkıntısını anlatabiliyor. Ben bunlardan cem edip toplumun içerisindeki rahatsızlıkları, sıkıntıları, toplumun içerisindeki genel algıyı böyle çözümleyebiliyorum. Bir tarafımla zahir tarafı bu.
Bir kimse açacak telefon rüyasını anlatacak, sıkıntısını anlatacak. Toplumun içerisinde illaki sufi kardeşlerimizin olması şart değil. O ona telefonu veriyor, o ona telefonu veriyor, o ona telefonu veriyor, versinler. Toplumdan kaçan bir kimse değiliz zaten. Toplum dertlerini, sıkıntılarını, problemlerini paylaşıyor bizde. Böylece genel bir toplumun ne durumda olduğu çıkıyor meydana. örneğin, adam eşini beni aldattın diye bugün saatlerce benimle konuşmamış olsaydı, bipolar bozuklukla ve şizofreniyle alakalı, işte modede var insanların içerisinde, bipolar bu, şizofreni bu diye ayırt edip yazdım.
Bir kimse elinde hiçbir delil yokken eşinin kendisini aldattığını düşünebilir mi? kim? Şahıs yok. Gördün mü? Yok. Duydun mu? Böyle birisi sana mı söyledi? Hayır. Nereden hükmettin buna diyorum ben? Aldatıyor diyor, ben onun yüzünden anladım diyor. Biraz daha sıkıştırdım, rüyamda gördüm dedi. Allah muhafaza eylesin. Evet, o yüzden arkadaşları biz bu konuda uyaracaksak, zakir kardeşler, o arkadaşı çeker kenara, uyarır. Ama toplumu ilgilendiren bir şeyse bunda bir sıkıntı yok. Bizim Anadolu coğrafyasında oluşan deyim ya da atasözü müdür veya hadis midir, ayet midir bilmiyorum.
Her finansal meselede Allah rızka kefildir deriz. Kendimizi de ya da çevremizi rahatlatırız. Bu rızıktan kastımız, günlük ihtiyamcımız olan gıda-i yaşemizdir. Allah ölene kadar kulun rızkına kefil midir? Evet. Eğer öyleyse Afrika'da açlıktan ölen insanlar bu meselenin neresindedir? Normalde Afrika'da açlıktan ölen insanların Cenab-ı Hak orada şimdi bize açlıktan öldü, dengesiz beslenmekten öldü. Evet doğru. Cenab-ı Hak onların yaşadıkları müddetçe rızıklarına kefil. Şimdi işin bir manevi tarafı var, bir de işin zahiri tarafı var. Afrika'daki o insanlar, Batılılar kendilerini sömürürlerken neredeydi? Neden mücadele etmediler onlarla? Allah rızka kefil, eyvallah.
o rızkı sebepler dairesinde veriyor sana. Biz o sebepleri oluşturabildik mi? Biz o sebeplerin oluşması için mücadele ettik mi? Etmezsek sorumlusu biziz ki. Etmezsek sorumlusu biziz. Allah bize sebepler dairesinde yaşamamızı emrediyor. Peygamberlerin üzerinden bunu söylüyor bize. Ama diyor siz hani benim emirlerimi yerine getirirseniz rızık endişeniz olmasın. Ama yeter ki benim emirlerimi yerine getirin. Allah'ın emirlerini yerine getirirsek rızık endişemiz olmaz. Allah'ın emirlerini yerine getirmezsek her türlü endişeyi açığız biz. Biz dinin emirlerini yerine getirmiyoruz.
kaderiyeci veya cebriyeci oluyoruz sonra. Biz sebepler dairesinde dinin emirlerini yerine getirelim. Allah insanı korur. İyi at bakalım beş bin metreden kendini. Sebepler dairesinde beş bin metreden kendisini paraşütçsüz atan bir kimse parçalanacağı mutlak mı mutlak? Cenab-ı Hak diyor ki bu intihardır. Bile bile sen canını tehlike attın sen imansız gittin. Allah'a imanın yok senin diyor. sebep sebepler dairesinde sen yapman gerekeni yapmadın. O yüzden İslam dünyası sebepler dairesinde yapması gerekeni yapmıyor. Halklar olarak da yapmıyor. Yönetimler olarak da yapmıyor. Ondan sonra bizi dini termolojiyle aldatıyorlar. Dini termolojiyle aldanıyoruz biz.
Senin bana zulmetmeye hakkın yok kardeşim. Senin bana zulmetmeye hakkın yok. Senin yeraltı zenginliklerimi sömürmeye hakkın yok. Benim yerüstü zenginliklerimi sömürmeye hakkın yok. Biz bununla alakalı mücadele edeceğiz. Biz milletimiz için, ümmet için, daha müreffeh bir hayat yaşamamız için mücadele edeceğiz. Gayret edeceğiz. Cihad edeceğiz biz. Rızkın en hayırlısı cihattan, ganimetten elde edilenler. Hadi cihad edin. İkincisi ticaretten biz cihadı terk ettik. Ticareti de terk ettik. Cihadı ve ticareti terk ettiğimizden dolayı ümmet zelil oldu şu anda.
Ümmet zelil. Neden cihadı ve ticareti terk etti? Cihad edelim, ticaret edelim, zenginleşelim, zekat verelim. Afrika sömürüğe açık oldu. Savaş kardeşim. Savaş ya savaş. Ülkene gelen o yabancıları kov. Ülkeni işgal etmeye gelen kimseleri son nefesine ve son nefere ölünceye kadar cihad etsin.
Kov. İsterse yıllarca sürsün. Batı hiçbir zaman İslam dünyasının lehine bir şey düşünmemiştir. Bunu bil. Bunu bil, böyle mücadeleni kur. Haçlı seferlerinin sayısı yok. Haçlı seferlerinin sayısı yok. Tarihte geçen 6 tane, 7 tane, 8 tane denilene bakmayın. Hala da Haçlı seferler altındayız. Unuttunuz herhalde ya. Ira bombalayacağı zaman bu bir Haçlı seferidir dedi. Unuttunuz mu? Ira bombaladılar, yerle bir ettiler. Haçlı seferi dedi adam. Ardından Suriye'yi karıştırdılar.
Şimdi Yemen karışık, Sudan karışık, Afganistan zaten öyle. Bereket Azerbaycan bir tokat vurdu Türkiye ile beraber şimdi Ermenistan'a. Şaşkınlar herkes. Vaka anında Amerikan senatosu toplandı, yaptırımlar için karar almaya kalktılar. Fransa, Avrupa Birliği toplandı, yaptırım kararı almaya kalkıyorlar. İçeride bunları alkışlayan ne yazık ki içimizde kafası öyle çalışan südünden şüphelendiğim insanlar var. Kanından şüphelendiğim insanlar var. Yani şu Amerika bir amborga uygulasa, şu Avrupa Birliği bir amborga uygulasa onlar sanki böyle kendi herhalde kendi ırktaşları, dindaşları, soydaşları herhalde en mutlu olan onlar olacak. Evet bunlar da içimizde bizim. Dışarıda aramayın zaten. Türkiye gidip Amerika'ya, Avrupa'ya şikayet edenden ne ararsın?
Ne beklersin ondan? Bu toprakların başına bela alacak terör örgütlerini kuran insanlardan ve onları besleyen, onlara yardım ve yataklık eden partilerden veyahut topluluklardan veya onları destekleyen devletlerden ne medet umarsın? 35 seneden beri biz PKK ile uğraşıyoruz. Kim kurdu bu örgütü? Kim destekliyor? bir silahı, bu parayı kim veriyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde PKK'nın uzantısı parti var. Demokrasiyiz biz. Hadi İslam'ı, Kur'an ve Sünnet'e savunan bir parti koy bakalım sen. Açtıracak mı demokrasi dediğiniz şey?
Dünya üzerinde demokrasi dediğin şey teröre, sapkınlığa, yanlışlığa, eksikliğe, noksanlığa müsaade ediyor. Siz Türkiye'de ben Kur'an ve Sünnet sistemiyle çalışan bir devlet nizamı kuracağım deyip bir parti kurabilir misiniz? Kuramazsınız. Anayasaya aykırı. Evet. Ama terörü destekleyen bir parti var millet meclisinde. 28 Şubat'ta Refah Partisi'ni kapatan, daha önce 12 Eylül döneminde MHP'yi ve bütün partileri kapatan o zihniyet, şimdi terör partisini kapatmıyor, kapatamıyor. Adını bile kuramazsınız. Sizi demokrasi düşmanı ilan ederler, tefe koyup çalarlar sizi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ne yazık ki, ne yazık ki İslam dünyası yapması gerekeni yapmıyor.
Allah bizi affetsin. Ben İslam üzere aslı olan şeyleri araştırmayı severim. Bazı konular vardır ki ayetlere göre, anlayış şekillerine göre mana çıkarılmıştır. Örneğin mezhep yuvanları gibi. Fakat sorum şudur ki, bazı derler ki, bazıları derler ki, Mevlana Hazretleri dönmemiştir ve dönerek bir ibadet şekli de yoktur. Bunu Mevlana Hazretleri'ne adleden kişinin ahirette Mevlana Hazretleri bu iftirasından dolayı azaba uğratılacağı söylenir. Bunu söyleyen cemaat İsmaila Cemaatı.
Ve bunu Mürşitler Oğlu Mahmut Usta Osman Oğlu'nun söylediğine rivayet ederler. Şimdi burada bu zat Mürşidi Kamil olup bir sürü ihvanı olan bir zat olarak bilinir. Diğer tarafta Mürşidi olarak görev ifade ettiğini beyan eden kişiler de sema yapıp dönerler. Bu olay Musa ile Hızır meselesi gibi farklı ilim midir ki? Bu biraz zahirde görünüp dini bir fetva olarak eğlenmesi hususunda görüşlerinizi alabilir miyim? Allah'a emanetim. Yani normalde Hz. Mevlana Celalatür Rum Hazretleri'nin Konya'da hem dostu arkadaşı hem de dünürü olan kuyumcu Zerkubi'nin dükkanının önünde sema ettiğine dair tarihçilerin araştırmaları var.
Bu bizimle alakalı değil. Tarihçilerin araştırmaları var. Bu bir. İkincisi sema sema ihyadı da geçer. Hatta semanın fazileti ve disturları ihyadı da vardır. Sema Kuşehrinin Risalesi'nde de vardır. Sema geçmiş Sufi kitaplarında da vardır. Daha geriye gidiyorum şimdi. Sema Hz. Cabir'in de yaptığına dair rivayetler var. Hani Hz. Ali Efendimiz'in de yaptığına dair rivayetler var. O yüzden sema Hz. Mevlana Cerahat-i Rum'i Hazretleri'yle başlayan bir ritüel değil. Yani bu bir sema zikir hali. Yani Hz.
Pir Allah deyip sema etmiş o esnada. Ama bu normalde Abdülkadir Geylan'ın Hazretleri'nin zamanında Abdülkadir Geylan'ın Hazretleri'nin dergahında da olduğuna dair rivayetler var. Hz. Pir Ahmet Rıfı Hazretleri'nin dergahında olduğuna dair rivayetler var. O yüzden sema sufilerin arasında mitolojik bir ritüel diyebiliriz. Bunu böyle işte Hz. Mevlana böyle yapmadı. hani işte yaptı diyenler onun işte mahşerde hesaplaşırlar. Yani sonuçta Hz. Pir'in sema ettiğine dair o kadar çok rivayet var ki veyahut da semayı metheden Mesnevi'de o kadar çok beyt var ki.
O yüzden yani bunu öyle görebilir Mahmut Usta Osmanoğlu. bu konuda hani neden böyle gördü? Neden buna karşı çıktı? Bir şey diyemem, bir şey söyleyemem ama bir kimse Mesnevi'yi biraz araştırmış olsa, Hz. Mevlana Câreti Ruhu Hazretleri'ni biraz araştırmış olsa ve aynı zamanda da bunun tarihi boyutuyla araştırmış olsa bu meseleye vukufiyeti artar.
Selamlar ben emniyette görevli memurum, devlet bize elbise istihkakı veriyor görevde giymek için. Ben bu elbiseyi evde giysem olur mu? Bu elbiseyi kullanırken namazım olur mu? Bu evde giysem kul hakkına girer mi? Bu soruyu okuduğumda hemen Hz. Ömer Hz. Hazretlerinin bir arkadaşıyla sohbet ederken sohbet edeceği zaman devletin kandilini söndürüp sonra kendi kandilini yakması aklıma geldi.
Demiş ki arkadaşın ne yaptın ey emiral memnun demiş az önce devletin işini yapıyordum o yüzden demiş bu kandili kullandım şimdi demiş devletin işi bitti seninle sohbet edeceğiz o yüzden demiş kendi kandilini yaktım. Osmanlı'yı çok kötülemek bizde modaya kötülediğimiz Osmanlı hani bir grup insanın Yavuz Sultan Selim'e kini vardır ya Yavuz Sultan Selim böyle işte bir devletin ona vermiş olduğu kaftanı uzun müddet giymiş böyle senelerce 15-20 sene artık dar gelmeye başlamış o kaftan devlet kıyafeti yani o tören kıyafeti
devletin hazinesinden alınmış o başvezir yani bugünkü dilde başbakan demiş ki veyahut da başkan yardımcısı cumhurbaşkanı yardımcısı gibi demiş efendim değiştirseniz eski mededada diyormuş bir gün Avusturya Macaristan seferi güven mektubu vermeye gelmiş sefire sormuş baş vezir Haşmetli'nin kıyafetini nasıl gördünüz demiş demiş ki o kadar vakarlı o kadar heybetli duruyordu ki demiş gözümü ayak ucundan yukarı çıkaramadım üzerindeki kıyafete bakamadım demiş o yüzden normalde evet Abdülhamid Han onu da çok hani eleştiriler
eleştirilecek yerleri vardır eleştirilecek yerlerini hani burada eksiklik yaptı diyebiliriz bu ayrı mesele Han eleştiri değil de eksikliklerini görme açısından bu ayrı bir mesele ama normalde o da devletin parasını hiç çarçur etmemiş 30 yıl içerisinde 33 yıllık 33 yıl olması lazım padişahlığı ondan sonra öyle aklımda kalmış ondan sonra iki kat elbisi almış devletten o yüzden dikkat etmekte fayda var Allah'ın Allah'ın Hocam kusurumu mazul ürün ama başka türlü yapamadım ben 49 yaşındayım ders istiyorum sizden ikincisi hocam
ben Hilya ile Aliye'nin kiracısıyım kızım haftaya cuma çok zor ve tehlikeli bir ameliyat olacak duanızı istiyorum Allah saz için duanızı aksak etmeyin bugün hakikaten eteğinizin evinde kabul edin abim efendim hocam yüreğimdeki boşluk olsun artık yalvarıyorum gevi çevirmeyin beni dosyam üzerinize geldiyse nasıl biri olduğumu görmüşsünüzdür yardım edin Allah Kur'an Sünneti yolunda ben de gireyim Allah'a ısmarladık biz genel olarak rüyasında gören kardeşlere ders veriyoruz ama sen de bin bir tane teper erirken sana tevhid dersi
verelim sen onu çek inşallah Rabbim şifa versin inşallah selamun aleyküm biz seviyoruz dediğimiz kişileri gerçekten sevip sevmediğimizi nasıl anlarız bugün tweet attığında anlatmak istediğin tam olarak neydi açıklarmışsın seviyorum bir iddia o iddiaya uygun hal ile hallenmek gerekir sevdiğin ne ise Allah ise farzları yerine getirip haramlardan uzak durma Hz. Peygamber Efendimiz ise onun ahlakıyla ahlaklanıp onun sünnetlerini yerine getirme üstad ise onun nasihatlerine dikkat etme nasihatlerine uyma sevdiğin şey ne ise
onun bir sevginin bir ispatı gerektiren bir hal olması lazım hani Cenab-ı Hak diyor ya iman edenler Hz. Peygamber'de sizin için güzel örnekler vardır seviyorsan o güzel örneklerle örneklen onları yap hayırlı akşamlar siyah renk kaçıncı esma oluyor esmasızlık oluyor şeffaf kıyafetler giydirilmek ve bütün bedenin tamamen şeffafa dönmesinin anlamı nedir hiçbir anlamı yok Ömer Turul inanç inancil kimdir Ömer Turul inanç inanç er diye bir zat var İstanbul'da bildiğim kadarıyla eski
İstanbul kültür müdürüydü o kadar bilgin Kur'an'dan hadislerden veya mesneviden bir hikaye yazılı veya sözlü olarak aktarmanın adabı nasıl olmalı yani normalde mesela Kur'an'dansa müteşabi ayetlerse bununla alakalı eski tefsirciler ne demiş en uygununu bulup öyle işte bu hükümle alakalı bir şeyse fıkıhla alakalı bir şeyse mezhep imamlarından örnekleyerekten olur hadisler olunca hadislerin bu konuda varsa bildiğimiz doğru şerheden tevhül eden buna bakarız mesnevidense mesnevi okuruz veya bu noktada işte onu şerheden
kimselerin bir şarih var ise o şarihin şerhini aktarabiliriz hikayeleri kendi algımızca yorumlarken sınırlamaktan ve hikayeyi okuduğumuz kişileri yanlış yönlendirmekten nasıl koruyabiliriz bu din ise dinle alakalı meselelerde müteşabihlerin üzerinde bir yetkinliğiniz varsa evet yani sınırları biraz daha farklılaştırabilirsiniz ama yetkinliğiniz yoksa tefsirlerden faydalanmak en selametli yol hayırlı akşamlar Allah'ı kalbi olarak daimi zikreden kişi burada hakkı görmezse öbür halinde görmeyi hak etmiş olur mu kalbi
Allah zikrediyorsa o kimse burada hakkın tecelliyetine mazhar olur selamun aleyküm kardeşim alkol kullanan biriydi kanser hastalığında yakalandı iki yıldır tedavi görüyor namaz kılmıyor cumaya gitmiyor uygun dille defalarca anlatmamıza rağmen kılmıyor bu durumu bizi hem endişe hem de korkutuyor Allah selamette karşısında Cenab-ı Hak hidayet etsin hidayeti mümkün ise ki onun için mümkün ama Cenab-ı Hak yazdığını bozsun hidayete doğru devşirsin inşallah günahı haramı açıktan işlemek bu dünyanın en kolay ve kolaylaştırılmış
en kolay eylemi peki bu kolaylıktan uzaklaşmak isteyen yönlü Kur'an ve sünnet yaşamayı yani zor olanı seçen kimsenin içi soğuk istediği samimiyeti ve duyguyu yakalayamamasını nasıl değerlendirirsiniz ne yapmalı yani normalde Kur'an ve sünneti yaşamak gerçekten de böyle bu tarafa doğru dönecekse işi de zor döndüğü zaman Allah'ı çokça zikrederekten Allah dostlarının yanında olarak o soğukluğu tedavi edebilir inşallah selamünaleyküm Hz. Adem'den Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e kadar gelen peygamberlerimizin
başına gelen olaylar musibetler ders verici kısaları öğrenmek için bir kitap önerebilir misiniz Allah razı olsun peygamberler tarihi var Asım Köksal'ın da olması lazım herhalde Asım Köksal'da değil mi peygamberler tarihi var onu okuyabilirsin hocam selamünaleyküm kız kardeşim iki buçuk aydır geceleri rahatsız gece olunca başlardı konuşamıyordu şimdi ise yataktayken sıçramalarla uyanıyor bağırıyor dokunmayın ellemeyin beni diye bağırıyor biz her akşam hastanelerdeyiz ama bir şey çıkmadı hocam ne yapalım Allah yardımcınız olsun
Cenab-ı Hak muhineniz olsun yani korkulan bir şey değildir inşallah abdest yatsın fatiha yokusun eğer yaşı büyük mü yaşı küçük mü kaç yaşında bilemedimden bu konuda tam net bir şey söyleyemiyorum Allah rızka kefildir kim rızı kendisi yaşıyor ise imani noktada sıkıntısı vardır demiştiniz bu sözünüze iman ediyorum peki Allah ticari hayatta kendi hatalarımızdan dolayı olumsuzluklardan dolayı girdiğimiz borçlara sıkıntılara kefil midir değildir kişi borca girmekle iflas etmekle ve kendisine yazılırlar rızkı erkenden mı tüketmiş olur
öyle bir şey değil pandemi dönemi ticari hayatımız olumsuz etkiledi sizden bu konuda dua belirlik bekleriz Allah'ım uyniniz olsun yeni eski bütün sohbetlerinizi dinliyorum Allah size sağlıklı uzun ömür versin sizin sohbetlerinizi dinleyen dinleyen Allah'a aşık olun Allah'ı muhafaza eylesin Rabbim her daim Allah'ı zikredenlerden eylesin inşallah selamünaleyküm ben de bir ara duymuştum şeyhim derse bir kişi etrafındakileri insan toplarsa cezayı tabi tutuluyor diye ben de geldiğimden beri size üstadım diyorum hatta Bursa'ya gelince
eskiden dostlar niye şeyhim demiyorsun üstad ne demek diyorlardı ben de cesaretine hayran olup saygı duyup sevdiğim iyi bir yönetici üstadım derim deyince öyle bakmışlardı tekkenin bahçesinde benim için aynısınız hep üstadım Allah'a emanet olun İzmir sizi hep sevecek Allah'ı yesin derya salkın Rabbim iyilik versin inşallah hayırlı geceler bir insan iki kez sever mi on kez bile sever sevdiğine bağlı neyi sevecek salim bunun
e harfi düzgün yazmıyor ne yapacağız bunu manevi tedavi nedir her kula nasip olur mu bu tedavilerden nasiplenmek için nasıl yaşamak lazım hastalığa bağlı her türlü hastalığa bağlı manevi tedaviler vardır ama benim bildiğim en güzel şifa Allah'ın zikirdir tevhittir ne hastalığınız varsa maddi manevi tevhide Allah'ın zikre devam edin inşallah her zaman bu aylarda sizin değerli katılımlarınız ve teşvikleriniz de şebaruz hazırlıkları yapılır aralık ayı geldi mi katılımlar bir telaş bir heyecanla bir kavuşma neşresiyle
şehir dolaşırdık bizler neler yaptık da Allah üzerimizden nice güzelliklerini aldı bizler size hasret kaldık Allah için tavsiyenizi rica ederim Allah'a olsun ben yapmışımdır bir şey muhakkak o yüzden ben kendi kendime öyle derim yani yağmur yağmıyorsa sebebi benimdir birisinin başına bir sıkıntı geldiyse sebebi benimdir komple bir koronanın bile sebebi ben olabilirim o yüzden benden kaynaklanır her türlü olumsuzluk selamun aleyküm onca devlet kurmakla ürünüyoruz bu durumda devletlerimiz de biz yıkmış oluyoruz açar mısınız lütfen
yani kurmak da bizim için basit yıkmak da bizim için çok basit o yüzden biz anında yıkar kurarız bizim çok özür dilerim tarladaki çiftçi dayımız bilen devlet kurar devlet yıkar öyleyse ailem yılbaşı geçisi toplanıp masayı yiyeceklerle donatıyorlar ben müslüman olarak yılbaşı kutlamıyorum ama masadaki yemekler meyveler için sofrada o ortamda bulunsam caiz olur mu olma ya yılbaşı için yapılmış ya yemem yılbaşı için yapılmış yılbaşı için alınmış bir fıstığı dahi yemem ben öyle söyleyeyim hiç öyle bir şey olmadı da olsa yemem
bakın yılbaşı için yapılmış bir küçücük bir şey daha elimi sürmek istemem olmadı ben böyle bir şey yaşamadım hani sufi olduğumdan beri o yüzden size de tavsiye etmem yemeyin deşmeyin sizi dinleyip deşarj oluyoruz sizin kaptırmanız da haktandır huuu eyvallah eyvallah canım kardeşim sohbetin nasıl geçtiğini ne zaman bittiğini anlamıyoruz Allah razı olsun eyvallah eyvallah izmitte selam hayırlı geceler eşim sakal bırakıyor elhamdülillah saygım var ama iki küçük
oğlum da dahi kesmesini istiyoruz ama sünnettir diyor geçiyor ben de biliyorum ama kesmesini rica ediyoruz yanlış mı yapıyoruz hem de çok yanlış yapıyorsunuz bir sünneti seneye karşı çıkmak bir sünneti seneyi istememek küfre götürür insana Allah muhafaza eylesin inşallah hayırlı akşamlar benim sorum gördüğümüz rüyaları arkadaşlar anlatalım hangi rüyalar anlatılır hangisi anlatılmaz o bu uzun bir mesele bunu böyle zakirlerinizi anlatın bir tek rüyalara onlar derse bunu arkadaşlara da anlatabilirsiniz o zaman anlatabilirsiniz
selamun aleyküm eşim bana hiç çekinmeden eşi bayan yazıyor bana hiç çekinmeden herkesin yanında bağırıp küfredip laf söyler sonra da hiçbir şey söylememiş gibi hayatına devam eder sonra da benden her türlü hizmetini ister ben desteklerini yaparken kalben yapmak istemiyorum bunları kendisine anlatıyorum ama beni umursamıyor aile bağlarımızın zayıfladığını düşünür ne yapmak gerek tedaviye götüreceksin onda bipolar bozukluk var veya da kimlik bunalımı var yani bir erkek eşini hanımını insanların içerisinde bağırıp çağırıp
küfrediyorsa onda kişilik bozukluğu vardır ciddi ciddi söylüyorum bunu kinayesini söylemiyorum kişilik bozukluğu vardır o böyle erkekliğini göstermeye çalışan bipolar bozukluğu olan kimselerdendir tedavi edilmesi gerekiyor geçmişteki namaz borçlarımı kapatmak istiyorum bunun için nasıl niyet etmeliyim niyet ettim yarabbi en son kılamadım öğlen namazının farzının kazasını kılmaya aklına geldik çakal yağmur suyunun fatihah suresiyle karıştırıp içmenin şifa olduğunu nerede yazılırmış diye sorulduğunda ne cevap verilmeli
fatihah şifadır yağmur suyu da şifadır her ikisi hakkında da hadis var her ikisi hakkında da hadis var yağmur suyunun şifa olduğuna dair fatihahın da şifa olduğuna dair her ikisi hakkında da hadis var o yüzden hadisleri okursa bir kimse bulabilir oradan ben şu anda sizi birlikte dinledim bir bey adı Osman eşinden ayrılmış bir oğlu var kendisiyle kalıyor yani velayeti şu anda babasında kendisine namazını kılıp orucunu tutan biri aynı iş yerinde çalışıyoruz etrafımızdaki müdürlerimiz arkadaşlarımız bizi birbirimize uygun görüyorlar
ben size danışıp ona göre karar vermek istiyorum yanlış bir şey yapmak istemiyorum biraz zor bir karar aynı şehirde yaşıyor aynı iş yerinde çalışıyoruz benimle birlikte size de gelmeyi kabul ediyor ben ne yapmalıyım biz kimsenin işine aşına eşine karışmayız bize helal haram noktasında bir şey sorarlarsa biz onlara bu helal bu haram deriz ondan sonra insanların hayatlarına müdahale etme noktasında değiliz bize sen Mustafa Özbağ'dan dersi misin diye sorulduğunda devletin sisteminden dolayı hayır dersek bu durumda hükmü ne olur
bir şey olmaz çalıştığım yerde müdür şefi işten çıkarıp beni şef yapacakmış şef bu durumun farkında değil ve bana bildiklerini öğretiyor şefin yüzüne gülüp arkasına iş çeviriyormuşum gibi hissediyorum şefin atılacağını bilerek sessiz kalıp anlattıklarını öğrenmem uygun mu ne yapmamı tavsiye edersiniz sen işini yap işini öğren sen müdürün ne düşündüğünü ne düşünmedin bu seni bağlamıyor abdest aldıktan sonra gelen acaba şurayı yıkadım mı burayı yıkadığımı hatırlamıyorum gibi düşünceler vesvese değil diye biliyorum doğrusu nedir
vesvese abdest aldın bitti kimisi şakayla dedikodu da gerekiyor diyorlar o sırada onlara bir şey söyleyemiyorum onlar İslam'dan çıkmış mıdır İslam'dan çıktılarsa onlara sevgi beslemememiz mi gerekiyor yani şakayla da olsa dedikodu da gerekiyor dediğinde normalde o dedikodunun haram olduğunu zaten kabul ediyor o manada göre bu dedikodu değil der ise o zaman o dinden çıktı arada içmek de lazım ne yapalım içiyoruz işte bu içmenin günah olduğunu reddetti manası çıkmaz bundan ailem ve akrabalarından İslam'ın bazı esaslarını
doğru kabul eden hiç yok diyebilirim kimi zaman dinle de dalga geçebiliyorlar ve bu kişiler Müslümanım diyenlerin çok yanlışlıklar yaptığından şikayetçiler inanç konusu dışında onların iyi insanlar olduklarını düşünüyorum merhametli bir iş yaptıklarında onları seviyorum elimde olmadan yanlış mı yapıyorum bir kimse Kur'an ve sünnetinden herhangi bir şey inkar ettiyse küfür ehli onların yaptıkları iyiliklerin onların yaptığı iyiliklerin hiçbir hükmü yok evlatlarımız bu pandemide nasıl davranacağımızı bilemedik evlatlarımıza
üniversite hazırlık yapıyor biraz da agresifler niyhamımızı önerirsiniz valla evlatlar bütün herkese imtihan şu anda pandemide de imtihan pandemiden önce de imtihan herkes çocuklarıyla iyi imtihan oluyor Allah yardımcınız olsun inşallah saat 12 1 geçiyor daha 42 tane soru var bunun bitceği yok evet şunu tıkladım bunu okuyayım her ne yapıyorsam veya yapacaksam neden yapıyorum sonucunda ne olacak diye kendime sormadan edemiyorum bu sorular doğru soruları mıdır sonucunda ne olacağını hesapla bunda sıkıntı yok ki kendi kendine
sor ben bunu yaptığımda sonucu ne olur diye bu güzel bir şey bunda problem yok kendime gönüle ve kalbe dokunabilmek için hedef koydum fakat bunu nasıl yaparım hangi yoldan gönüllere dokunabilirim diye çeşitli yollar denedim fakat tespit edemedim insan gönlüne dokunabilmek bir tutuk oldu nasıl faydalı gönlüne dokunabileceğimi anlayabilmek için ne yapmalıyım bunu nasıl tespit edebilirim insanları analiz edip o insanların üzerine ne yapabilirimi düşünüp ona göre yapmanız gerekiyor şimdi şöyle söyleyeyim 42 tane soru var
bu 42 tane soru ondan sonra önümüzdeki haftaya değer edecek şimdi bazen bu soruların içerisinde geçmiş haftadan bağlantılı olanlar var olmayanlar var ama bu sorularına cevap alamayanlar bilsinler ki önümüzdeki hafta inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz yani sorular olarak olmazsa önümüzdeki hafta sohbeti biraz daha böyle kısa tutar soruları daha fazla zaman ayırır hakkınızı helal edin geceniz hayır olsun inşallah şimdi biz yine mutat zikrimizi yapıp geceyi sonlandıracağız inşallah eftali zikir fâlemennâhû la ilâhe
illâ allâh la ilâhe illâh illâh la ilâh ilâh el-fâtiha mâ selâvâd Allah gecenizi hayır etsin Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı öylesin ayınızı yılınızı ömrünüze hayırlı vesin Rabbime emanet olun inşallah selamun aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi