mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (1041-1055. Beyit) SORU - CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Kasım 2020 · 3:03:08

Selamünaleyküm, hayırlı geceler, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim Ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışmayı, Allah'ın emirlerini yerine getirmeyi, haramlarından uzak durmayı, helalları ile yaşamayı ve Cenab-ı Hakk'ın farz kıldığı, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünnet olarak beyan ettiği, ibadetlerle şereflenmeyi cümlemize nasip eylesin.
Çünkü Allah'ın farzlarını yerine getirmek, manevi olarak en büyük şereflerden birisidir. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seneyesini yerine getirmek en önemli şereflerden birisidir. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak, Kur'an ve sünnetin yolunda gitmek, o delalette olmayan, o hidayet yolunu takip etmek, hem dünyevi olarak hem de uhrevi olarak insanların yetişebileceği en önemli şereflerden birisidir.
O yüzden Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp Allah'ı zikredenler, hem dünyevi olarak hem uhrevi olarak kendilerini en büyük şerefle şereflendirmişlerdir. Bu Cenab-ı Hakk'ın lütfudur, bu Cenab-ı Hakk'ın ikramıdır. Çünkü bir kimse kendi çabasıyla, kendi gayretiyle tamamına bunun ulaşması mümkün değildir. Ancak Cenab-ı Hakk'ın merhameti, lütfu, ikramı, ihsanı insana bu noktaya götürür. Bazen ümitsizliğe düştüğümüz, umutsuzluğe düştüğümüz zamanlar olur. Sanki, haşa, Allah bizi bıraktı, Allah bizi terk etti düşüncesi, yeisi şeytanın vesvesesi olur. Ama Rabbim kimseyi terk etmez, Cenab-ı Hakk kimseyi bırakmaz, Cenab-ı Hakk hiç kimseyi naçard etmez, yolda da bırakmaz. O yüzden bu şeytanın vesvesesidir. Eğer siz Allah'ın emirlerini yerine getirebiliyorsanız, Allah'ı zikrediyorsanız, tövbe edebiliyorsanız her gün, muhakk ve muhakkak Allah sizinle alışveriş ediyor, Allah sizinle ilgileniyor, Allah'ın has kullarının arasındasınız.
Eğer haramlardan uzak duruyorsanız ve haramlar içinizden geçmiyorsa, şu haramı içteyim diye düşünmüyorsanız, Allah'ın has kullarındasınız. Velev ki diliniz sürçtü, gözünüz sürçtü, ayağınız sürçtü, gönlünüz sürçtü, bir harama girdiniz. O haramdan üzüntü duyuyorsanız, pişmanlık duyuyorsanız ve akabinde tövbe ediyorsanız, Allah'ın has kullarındansınız. Çünkü o Allah'ın has kulları namazlarını kılarlar, zekatlarını verirler, oruçlarını tutarlar, Kur'an ve sünneti tebliğ ederler. Bir hata, bir kusur işlediklerinde de Allah'a tövbe edip nedamet gösterirler. Ve o tövbe kapısından ayrılmazlar. Rabbim inşallah bütün ümmet-i Muhammed'i tövbeden, zikreden, hamdeden, namaz kılan, oruç tutan, haç ve ömre ibadetini yerine getiren, etrafında fakir-i fukarayı gözeten kullarından eylesin inşallah.
Çünkü ümmet-i Muhammed'in gerçekten buna ihtiyacı var. Her ne kadar namaz, abdest, oruç, zikir, fakir fukaraya gözetme önümüze koyduysak da önemli olan adaleti isteme, liyakatı isteme, adaletsizliklere karşı, zulme karşı mücadele etme, zalimlere karşı mücadele etme. Ve ümmet-i Muhammed'in başında idareci konumundaki olan kimselerin de haksızlıklarına, ursuzluklarına, arsızlıklarına, hırsızlıklarına, adaletsizliklerine karşı da göğüs germek, bunlarla da mücadele etmek ümmet-i Muhammed'in üzerine farzdır.
Düşünebiliyor musunuz? Ümmet-i Muhammed ne halde? Yani yer altı zenginlikleri var, yer üstü zenginlikleri var ama halkın büyük bir çoğunluğu fakir ama halkı idare eden, krallar, kraliçeler, devlet başkanları, hükümet başkanları, bakanlar hepsi de zengin. Bu nasıl bir şey ki halkı fakir olan bir ülkelerin, devleti idare edenler, devletin başındakiler, onların etrafındakiler, onların akrabaları, bakanlar, onların akrabaları, ne bileyim işte devletle irtibatlı olanlar zengin ve etrafları da zengin.
Enteresan bir şey. Yani bakıyorum ben bunu, Libya'da aynı, Fas'ta aynı, Tunus'ta ayrı, Cezayir'de aynı, Mısır'da aynı, Suudi Arabistan'da aynı, diğer Arap ülkelerinde aynı, Türkiye'de de aynı. Enteresan bir şey. Yani devletin bir ucundan tutanlar, devletin başına geçenler zenginleşiyorlar ama halk gün geçtikçe fakirleşiyor, gün geçtikçe muhtaçlaşıyor. İslam bu değil. İslam böyle bir şeyi emretmez. İslam paylaşmayı, İslam insanların alın terinin ödenmesini, İslam hakkı, hukuku, adaleti emreder bize. Ama bütün İslam topluluklarına biz namazın en ince ayrıntılarına kadar onları anlatıyoruz. Hatta kavga çıkarıyoruz bu konuda. Birbirimizi küfürle itham ediyoruz.
Yok o namazda ellerini aşağı sarkıttı, yok o namazda ellerini göğsüne koydu, yok o namazda ayaklarını bu kadar açtı, yok o namazda ayaklarını bu kadar kapattı. Bununla alakalı öylesine, öylesine tartışmalar, öylesine birbirini böyle tekfir etmeler oluyor ki hayretle izliyorum. Ama öbür tarafta adaletsizlik, paylaşım eşitsizliği, fukaralık, cahillik, bilgisizlik ve sömürü ve başındaki devlet idarecileri tarafından sömürülen, peşkeş çekilen, çekilen alt zenginlikler, üst zenginlikler, insanların alın terleri ve bunlarla alakalı ümmet-i Muhammed suskun, ümmet-i Muhammed sessiz, ümmet-i Muhammed dilini yutmuş.
Zalimlere karşı susmak, zulme ortak olmak, adaletsizliğe susmak, adaletsizliğe ortak olmak, ne bileyim işte herhangi bir Kur'an ve sünnetin dışındaki bir harekete susmak, onunla ortak olmak ama hiç kimse meseleye bu açıdan bakmıyor. Yani eller kulak memesine kadar mı çıkacak namazda, yok kulak memesine kadar çıkmayacak mı? Yani kulak memesini düşündüğümüz kadar adaletsizliği düşünmüyoruz. Biz ellerimizi kulak memesini, neresine değdireceğimizi tartıştığımız kadar liyakatsızlığı, başımızdaki ümmet-i Muhammed'in başındaki devlet adamlarının liyakatsızlığını, ümmet-i Muhammed'in başındaki idarecilerin liyakatsızlığını düşünmüyoruz biz. Yani adam istedi, halkına danışmadan, vatandaşlarına danışmadan, ben yaptım etti deyip, istediğini istedi gibi yapmakta ve ümmet-i Muhammed'de susmakta.
Ve ümmet-i Muhammed'in alimleri de susuyor. Ümmet-i Muhammed'in en önemli, birinci derecede sorumlu olanları alim hükmünde olanlar. O kadar kitaplar yazıyorlar, o kadar risaleler yazıyorlar, namazla alakalı, oruçla alakalı, zekatla alakalı, ibadetlerle alakalı. Ama ve lakin adaletsizlik de alakalı. Zalimlerle nasıl mücadele edilir? Adaletsizlik de nasıl mücadele edilir? Halk nasıl iktidara ortak olur? Kur'an ve sünnet dairesinde halkın ihtiyaçları nasıl karşılanır? Kur'an ve sünnete göre nasıl idare edilmesi lazım? Bunun tartışmaları yok. Bunların kitapları yok. Bunlara baktığımızda biz eski kitaplara bakıyoruz. Yani İmam-ı Azam'ın iştihatlarına bakıyoruz.
İmam-ı Azam'ın tabi bu iştihatları da bilinmiyor. Emeviler hakkında ne fetvalar vermiş? Abbasiler hakkında ne fetvalar vermiş? Ve Emevilerin yıkılması için İmam-ı Azam nasıl mücadele etmiş? Ve Emevilerin yıkılması için İmam-ı Azam nasıl insanları örgütlemiş? Bunlar konuşulmuyor hiç. Bunlar yazılmıyor da. Ama ve lakin işte biz namazda kulak memelerimizin önüne mi parmaklarımızı değdireceğiz? Ardına mı değdireceğiz? Ellerimizi nereye kadar kaldıracağız? Bunun üzerinde dünya kadar tartışma var. Veyahut da işte namazda ayakları ne kadar açılacak? Yok omuz hizasında mı açılacak? Yok bir adım mı açılacak? Dünya kadar tartışma var. Ve baktığım zaman üzülüyorum gerçekten. Hele o yeni yazılan eserler, yeni yazılan kitaplar.
Bazen soruyorlar arkadaşlar. Bakıyorum bazen bana getiriyorlar. Bakıyorum böyle. Ümmet-i Muhammed'in derdine merhem olacak. Ümmet-i Muhammed'in sıkıntılarına merhem olacak. Şeyler değiller. Yani Sufiler de bırakmışlar adaletsizliği. Sufiler bırakmışlar arsızlığı, hırsızlığı, ursuzlukla mücadele etmeyi. Sufiler bırakmışlar nefisle mücadele etmeyi. Bir kısım Sufi topluluklar devletin bir kenarından biz de nasıl bir iş yapabiliriz? Devletin bir kenarından biz de nasıl o pastadan bir pay alabiliriz? Yoluna girmişler. Allah muhafaza eylesin. Hz. Hüseyin'in yolunu tutan çok az olmuş. Hz. Hüseyin gibi zalimliklere, adaletsizliklere, hırsızlıklara, harksızlıklara karşı mücadele eden çok az kalmış.
Haccaçla mücadele eden Hz. Ebebekir Efendimiz'in oğlu gibi çok az insan kalmış. Ne yazık ki insanlar Haccaçların, Yezidilerin etrafında denen Haccaçların, Yezidilerin ne yazık ki yandaşları olmuş insanlar. Ve Ümmet-i Muhammed'in içerisinde alimlerin bu halde olmalarını görünce, Ümmet-i Muhammed'in içerisinde şeyhim diyen, mürşidi kamilim diyen, Allah dostuyum diyen insanları böyle gördükçe gerçekten üzülüyorum. Cenab-ı Hak cümlemizi affı mağfiret eylesin. Rabbim cümlemizi inşallah doğru yolda, doğru istikamette, doğru adımlar atmayı nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'e uyanıklık versin. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp her türlü zalimliğe, her türlü adaletsizliğe, her türlü haksızlığa, her türlü hırsızlığa, her türlü ursuzluğa, her türlü haramlara karşı mücadele etme azmi versin.
Yani Ümmet-i Muhammed'in kendisi haramlara gözünü diktiyse, Ümmet-i Muhammed'in kendisi uyuşturucuya gözünü dikerse, Ümmet-i Muhammed'in kendisi fuhuşa gözünü dikerse, Ümmet-i Muhammed'in kendisi adaletsizliklere, rüşvete, iş çevirmelere gözünü diktiyse, O zaman Ümmet-i Muhammed de kendince, nasılsanız öyle yönetilirsiniz kaidesizce, ne yazık ki hırsızlara, haksızlara, arsızlara duçar oluyor ve onlar Ümmet-i Muhammed'i yönetiyorlar.
Rabbim Ümmet-i Muhammed'e inşallah uyanmayı ve direnmeyi nasip eylesin inşallah. Bugün 1041. Beyt'ten devam edeceğiz inşallah. Av hayvanlarının tekrar tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaları. Konu başlığı bu. Hani bir aslanla av hayvanları anlaşma yapmışlardı. Av hayvanları dediler ki aslana, sen her gün avlanacağım diye uğraşma, bir tanemizi biz sana feda edeceğiz, kurban edeceğiz.
Sen bunu her gün bir tane kendince, bir av hayvanı kendi içimizden seçim yapıp sana göndereceğiz, sen de onu yiyeceksin. Biz otlaklarda rahat rahat dolaşacağız, sen de rahat rahat her gün bir tane av hayvanını yiyerekten hiç kimse rahatsız etmeyeceksin dediler. Bu anlaşmayı yaptılar, aralarında uzun tartışmalar oldu ve en sonunda bu anlaşma oldu. Fakat sıra geldi tavşana ve tavşan isyan etti. Dedi ki, nereye kadar bu zulüm? Bu zulmün durması lazım dedi ve ay hayvanların içerisinde bir kaos oldu. Çünkü bir kimse normalde bir zulüm çarkı, bir hırsızlık çarkı, bir adaletsizlik çarkı, bir liyakatsızlık çarkı, bir düzensizlik çarkı kuruldu da orada bir kimse nereye kadar bu çark böyle der ise, orada önce o çarkın içerisinde bulunan, o çarkı alışmaları, bu çarkı alışmış olanlar, kendi dindaşları, kendi yandaşları, ilk önce onlar düşmanı keserler.
Derler ki, sen kim oluyorsun da bunları konuşuyorsun, sen kim oluyorsun da adaletsizlikten bahsediyorsun, sen kim oluyorsun da liyakatsızlıktan bahsediyorsun, sen kim oluyorsun da Müslüman ülkelerin halkları fakirmiş de, devleti yönetenler zenginmiş, zenginleşiyormuş de dersin diye, ilk önce ona çatarlar. Meşhurdur bu. Ben 33 yıldan beri, yani böyle bunlarla yaşarım. İşte böyle ben Kur'an ve sünnet dedikçe, bazıları gelir, ya hocam yapma ya bunlar konuşma, işte bak başına bir iş açılacak senin veya seni kesin tutuklayacaklar veya işte kesin şöyle olacak,
kesin böyle olacak. Velhasıl kelam, işte bazı şeyler oluyor mu başımızda? Evet. Ama ve lakin bunları gösterecek, bunları söyleyecek, bunlarla mücadele edecek, Kur'an ve sünnet aşığı kimselerde lazım mı? Evet. Evinde eğer oturur, kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmazsan, belki de başına bir şey gelmez ama asıl başına gelecek olan ahirettedir. Başına burada bir şey gelmiyorsa, ahirette kesin başına bir şey gelir. Burada senin imanından dolayı sorgulanmıyorsan, imanından dolayı ötekileştirilmiyorsan, imanından dolayı sürgün yemiyorsan, imanından dolayı insanlar seninle rahatsız olmuyorlarsa, bil ki sende münafıklık alameti var. Ve o münafıklık alametinle sen mahşerde işin çok zor.
Sebep, sen o münafıklık alameti, bakın bir kimse ibadetlerde eksiklik yapabilir. Burası yani ümmet-i Muhammed'in içerisinde tam anlaşılabilmiş değil. Yani bir kimsenin ibadet eksikliği vardır. Bir kimse haramlara düşebilir, içki içebilir, kumar oynayabilir, zina edebilir. Edebilir ya bunları. Ama ümmet adaletsizliğe karşı, ümmet hırsızlığa, arsızlığa, diyakatsızlığa karşı, zulme karşı başkaldırmalı. Ümmet bunun uyanıklığını yaşamalı. Yani sen ne kadar namaz kılarsan, kıl fuhuşu önleyemiyorsan, o namaz seni kurtarmayacak ya. Sen abdesti parmak aralarını hilallayacağım, yüzün altına da su geçireceğim diye uğraşıyorsun. Ya ümmet-i Muhammed'i fuhuş, kumar, zina, hırsızlık, arsızlık, adaletsizlik zulüm sarmış. Sen parmağının altına su değdireceğim diye uğraşıyorsun.
Sen zulmü görmüyorsun, sen adaletsizliği görmüyorsun, sen aman benim yüzümün altına su değsin diye binbir titizlik yapıyorsun. Ama öbür türlü, öbür günlere bakmıyorsun sen. Sen parmağımın arasına hilalleyeceğim diye uğraşıyorsun. Eyvallah. Bunun nesi bu sefer kurtaracak ümmet-i Muhammed'i? Ya düşünebiliyor musunuz ne kadar zul bir şey? Yani Afrika'da su kuyusu açmaya gittiğiniz ülkelerin başındaki devlet başkanları zengin hepsi de. Ümmet-i Muhammed orada su kuyusu açacağım diye uğraşıyor. Ya başındaki devlet başkanları zengin? Nereden zengin oldu bunlar? Bunlar devlet başkanı olmazdan önce hiçbir şeyleri yoktu. Bunlar bakan olmazdan önce hiçbir şeyleri yoktu.
Bunlar nereden zengin oldular? Ümmet-i Muhammed bunu irdelemiyor. Aman yüzünün altına su değdi mi değmedi mi bunu çok iyi irdeliyor. İşte av hayvanları da normalde anlaştılar aslana. Her gün aslanın payını veriyorlar. Ta ki sıra tavşana gelinceye kadar. Tavşan haykırınca bu zulüm nereye kadar diye önce av hayvanları karışıyor. Bakın aslan karışmıyor önce. Önce av hayvanları karışıyor. Diyorlar ki sen düzeni bozma. Ya sen git kuzu kuzu aslanın önüne yat. O seni çatır çutur yesin. Ama tavşan ısrarlı. Diyorlar ki tavşan diyor ki ben bu oyunu bozacağım. Ben bu çarkı bozacağım diye tutturuyor. Ve av hayvanları da tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaya çalışıyorlar.
Onlara dediler ki ey çevik tavşan. Aklındakini meydana çıkar. Ey bir aslanla pençeleşen, kavgaya girişen. Düşündüğün şeyi söyle. Danışmak insana anlayış ve akıl verir. Akıllar da akıllara yardım eder. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki ey tedbir sahibi. Danış ki kendisiyle danışılan kişi emindir dedi. Tabi tavşana soruyorlar av hayvanları.
Senin aklındakini meydana çıkar. Bize söyle sen bu aslanla nasıl savaşacaksın. Bize bunun yolunu anlat. Bize bunun ilmini anlat. Bize bunun matematiğini anlat. Çünkü danışmak önemli bir şey. Tabi danışmak güzel. Ama nelerde kimlerle danışılacak. Nasıl bir danışma sistemi olacak. İstişare nasıl olacak. Tabi normalde ayet-i kerimelerde de değişik ayet-i kerimeler var. İşte Rablarına icabet edenler, namaz kılanlar onların işleri aralarında şuura iledir. Şura ayet 38. Ayet-i kerimenin tamamı şu. Ve Rablarına icabet edenler, namaz kılanlar içindir. Onların işleri arasında şuura iledir.
Ve ümmet-i Muhammed kendi aralarında işlerini şuura ile yönetmesi gerektiğine dair bir ayet-i kerime. Ve normalde insanların istişare etmesini, devlet başkanlarının istişare etmesini, halkı yönlendirecek olanların istişare etmesini ve bu işlerini bir şuura ile halletmesi gerektiği ile alakalı ayet-i kerime. Yine başka bir ayet-i kerime de işler hakkında onlarla müşavir et, istişare et.
Bir kere de azmettin mi artık Allah'a tevekkül et. Bunu da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylüyor Cenab-ı Hak. Diyor ki, işlerle alakalı, bu dünya işleriyle alakalı onlarla istişare et, onlarla müşavir et. Ve bir şeye de karar verdiğinde o kararda dur. Ondan ayrılma ve Allah'a tevekkül et. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de örneğin işte Uhud savaşında, Hendek savaşında, değişik savaşla alakalı meselelerde ashabıyla istişare etmiş, onlarla müşavir etmiş, onların görüşlerini almış.
Hatta Hendek'te Selman-ı Farisi hazretlerinin görüşünü almış ve Selman-ı Farisi hazretlerinin söylemiş olduğu şeyi kabul etmiş. Veyahut da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte Hudeybiye'den geri dönerken, Hz. Zeynep annemizin söylediğine tabi olmuş ve onunla olan bu müşavir eden bir istişareyi, onun fikrini kabul ederekten ihramdan çıkmış, kurbanını kesmiş. Şimdi bu ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden önce de halkı yönetenler, şehri yönetenler, devleti yönetenler ileri gelenlerle veya şura heyetleriyle veyahut da bakanlarıyla veyahut da işte insanların seçmiş olduğu temsilcilerle, halkın seçmiş olduğu temsilcilerle bir meclis kurarlar, o mecliste bunları istişare ederlerdi. İslam böyle bir meclisi reddetmez ama ve lakin halkın bunu kendisinin seçmesi lazım.
Yani kalkıp da belirli partilerin başkanları bunları tayin edip halk sen gel bunları işte tasdikte dememesi lazım. Örneğin işte Bursa'da bir seçim olacaksa halk kendisi seçmeli. Kimi milletvekili görmek istiyorsa burada illa ki bir parti olması veya parti de olsa halkın kendisi milletvekillerini tespit etmesi lazım. Örneğin işte A partisi diyelim, B partisi, C partisi, D partisi kaç tane parti varsa onlar kim milletvekili aday olmak istiyorsa örneğin gidip aday olmalı. Aday olduktan sonra da ya işte ya böyle seçim mi olur?
E böyle oluyor ya, böyle oluyor ya öyle de olur. Veyahut da işte belli bir ön seçim olabilir. Belli bir miktarda oy alanlar işte sıralamaya girebilirler. En yüksek oy alan milletvekili birinci sıradan aday olabilir. Veyahut da gibi gibi aslında normalde böylece vatandaş kendi milletvekiline de, kendi seçtiğine de sahip çıkar. Darbelerin de önü kesilir. Veyahut da vatandaş kimi belediye başkanı görmek istiyorsa örneğin onu seçer. Onun sıralamasını ona göre yapar. E Ankara'dan belediye başkanı adayı tayin olursa işte bu kadar oluyor. Bütün şehirlerde sıkıntı var örneğin belediye başkanlarıyla. Sebep yani sonuçta hepsi de hangi partiden olursa olsun Ankara'dan tayin ediliyor.
Halk yerel olarak kendi belediye başkan adayını seçmiyor. O yüzden geçmiş kavimlerde bunlar böyle seçilirdi. Muhakkak bir liyakat aranırdı. Yani bir kimse o meclise girecekse bir liyakat aranırdı. Bunu normalde bir de hani eski kavimler derken yine Kur'an'dan çıkarıyoruz. Mesela Belkıs'la alakalı Neml Suresi ayet 32-33. Belkıs dedi ki ey ileri gelenler vereceğim emir hakkında bana görüşünüzü söyleyin. Siz benim yanımda bulunmadıkça bir iş hakkında kesin bir hüküm veremem. Dediler ki biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız. Emir ise senindir. Sen emretmene bak. Yani Belkıs'a teslim olması için Süleyman Aleyhisselam'ın mektubu ulaştığında Belkıs etrafındaki ileri gelenleri topladı.
Dedi ki buna ben bir cevap yazacağım. Buna bir şey söyleyeceğim. Bununla alakalı ne buyurursunuz? Ne söylemem gerekir? Dediğinde onlar da dediler ki sen neyi emredersen biz ona tabi oluruz. Ama Belkıs'ın burada yaptığı şey ne? Onlarla istişare etmek istemesi. Onlarla müşavere etmesi. Onlarla bu istişareyi yerine getirmesi. Demek ki bu sadece Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine has bir özellik değil. İstişare etme, müşavere etme. Ya geçmiş ümmetlerde ne yapmışlar? Bu tip istişareler yapmışlar. Ve Belkıs yapmış. Süleyman Aleyhisselam yapmış. Musa Aleyhisselam yapmış. Örneğin etrafındaki kimselerle istişare etmişler. İsa Aleyhisselam havarilerle istişare etmiş, müşavere etmiş.
Ve bu müşavere, bu istişare geleneği Adem'den itibaren devam etmiş gelmiş. Bütün peygamberlerde. Ne zamanki zalim bir devlet başkanı olmuş o istişare etmemiş. Ya da kendi istişare heyetini kendisi tanzim etmiş. Böylece ne yapmış? Kendisini doğrulayan, kendisini tasdikleyen bir istişare heyeti kurmuş. Bu doğru değil. Bu sadece insanın kendisini tasdikleyecek, kendisini destekleyecek bir istişare heyeti kurması, doğru bir istişare heyeti olması mümkün değil.
Ve o istişare heyetinde liyakat sahibi insanlar kendi mesleklerinde, kendi sanatlarında ileri derecede olan kimseler olması lazım. Ve eğer onlarla istişare heyetinde, o zaman doğru kararlar çıkar. Bununla alakalı mesela, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin ölmezden önce sahabelerinin içerisinden altı kişiyi tespit edip, bu altı kişinin istişaresiyle bir yeni devlet başkanının seçilmesini istemesi manidar bir şeydir.
Yani ne yazık ki, Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinden sonra bu istişareyle devlet başkanının seçimi bitmiş. İşte sonuçta Muaviye, Hazreti Hasan Efendimiz altı aylık bir emirlik yaptıktan sonra Muaviye lehine çekilmiş. Ondan sonra da Muaviye kalkmış, Yezid'i kendisinden sonra halife tayin etmiş. Yezid'i tayin edince Hazreti Hüseyin Efendimiz buna başkaldırıyor. Diyor ki, halife seçimi böyle olmamalı, yani böylece krallık gibi baba oğula devretmemeli deyip, Hazreti Hüseyin Efendimiz bu zulme karşı, bu zalimliğe karşı, bu haksızlığa karşı, bu hukuksuzluğe karşı ne yapmış? Başkaldırmış. Demiş ki, bu adaletsiz bir şey. Ama ne yazık ki, o Yezidiler de Hazreti Hüseyin ve akrabaları 72 şühedayı şehit etmişler.
Hazreti Hüseyin Efendimiz'in mübarek başını kestikten sonra, mübarek vücudunu Şam sokaklarında dolaştırmışlar. Mübarek başını almışlar. Bazı rivayetler var. İşte Mısır'a kadar dolaştırmışlar. Ve böylece onun mübarek başıyla alay etmişler. Bazı rivayetler var. İşte mübarek başını saraya, Yezid'in önüne getirmişler. Ve ondan sonra onu gömmüşler gibi birçok böyle rivayet var. Gerçekten insanların bunları okumaları, bunları normalde öğrenmeleri lazım ki, bu Yezidi zihniyetinin nasıl bir zihniyet olduğu çıksın meydana. Ve bu Yezidi zihniyeti, Ümmet-i Muhammed çektiği kadar, Ümmet-i Muhammed'in çektiği bu Yezidi zihniyetli kimselerdendir. Bunlar böyle zalim, otorite, hiçbir şey danışmayan, halkı düşünmeyen, insanları düşünmeyen ve fakir fukarayı düşünmeyen, orta tabakayı düşünmeyen zalimler zümresinden olmuş.
Ve İmam-ı Azam, Emevilerin yıkılması için fetva veren, İmam-ı Azam parayla bunları örgütlenmelerine yardım eden ve Emevilerin yıkılması için mücadele eden ender imamlardan birisidir. Öyle Emeviler yıkılmış. Ve istişare etmeyi, şuurayla yönetmeyi ve Ümmet-i Muhammed'e İslam emretmiş. Şimdi, işte öbür av hayvanları da tavşana diyorlar ki, sen bunu nasıl yeneceksin, bize söyle, bize anlat.
Bu aslanla nasıl baş edeceksin, bize anlat. Tavşan onlara cevap veriyor. Tavşanın sırrını onlardan gizlemesi. Tavşan dedi ki, her sır söylenemez. Gah çift dersin, tek olur. Gah tek dersin, çift olur. Sır, sözlükte saklamak, gizlemek. Saklanan, gizli tutulan bir şeyin iç yüzü. Bir nesnenin özü. Her şeyin en iyisi. Her şeyin içinin içinin içi. Bilinmeyenin bilinmeyeni. Sır dediğimiz şey.
Ama yani normalde işte genelde hani bunda bir esrar var deriz ya biz. Hani onda bir sır var. Onda bir bilinmeyen var. Onun gerçeği bilinmiyor. Onun hakikati bilinmiyor. Allah'ın zatı sırdır örneğin. Neden? Onun hakikati, onun gerçeği zat olarak bilinmiyor. Örnekleyoruz bunu şimdi. O yüzden normalde genelde bir başkasının öğrenilmesi istenilmeyen şeyler sır manasında alınmış.
Bu sırrı da konuşan kimse işte ifşa eden, ondan sonra insan olarak bilinmiş, sırrı tutmayan, sırdaş değil, sır ehli değil. Ama öbür türlü işte eğer sırrı tutuyorsa sırri veya sır ehli veyahut da işte bu iyi bir dost, vefalı bir kimsenin sırrını meydana çıkarmayan, sırrını ifşa etmeyen veya bir kimse bir şeyi gizlediyse o gizlediği şeyi meydana çıkarmayan insan da vefa ehli dost kimsedir.
Eğer bir kimse bir kimsenin sırrını meydana çıkarıyorsa, onu insanlara aktarıyorsa o vefalı dost kimse değildir. Hatta bir kimsenin ayıbını bir kimse meydana çıkarıyorsa, onu ifşa ediyorsa o sır bir kimse değildir. Bu yalnız böyle dostluklar arasında, arkadaşlıklar arasındadır. Yoksa devlet başkanı bir hırsızlık yaptıysa bunu meydana çıkarmak lazım. Veya tabii siyaset ve hükümet yetkilisi yolsuzluk yaptıysa bunu meydana çıkarmak lazım. Bu ayrı. Ve normalde insanların kendi şahsi dairelerinde sırlarını meydana çıkarmak, onları böyle etrafa ifşa etmek, dostların ve dostluğun arkadaşının hukukunu yerine getirmemektir. Hatta o kimseye bir daha sır söylenmez, ona bir emanet tevdi edilmez.
O kimse aslında yakın daireye alınmaz. Sebep o sırrı ifşa etmiş. Veya hatta iki arkadaş gitmişsiniz, örnekliyorum o kimsenin orada bir hatası olmuş, o hatayı siz bir başkasına taşıyorsanız, siz dost değilsiniz. Siz sır ehli değilsiniz. Allah muhafaza eylesin. Ve hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kimse bir şey konuşur, sonra da etrafına bakınırsa, bu emanettir. Onun saklanması lazım, bu sırdır. Onun konuşulmaması, onun anlatılmaması lazımdır der. Aslında normalde hani iki kişi arasında ya bunu kimseye söyleme veya bu aramızda bir sır olarak kalsın dediğinde, o kimsenin mezara kadar hatta mezardan sonra da onu kimseye söylememesi gerekir. Ama böyle sırdaşlıklar artık kalmadı.
Çok dost görünen bir kimse, ayağına basarsan yanlışlıkla, eksiklikle senin ne kadar hatan, kusurun varsa insanların önüne döküveriyor. Veyahut da sen birisinin bir ayağına bastığında insanın nesi yok, nesi yok, nesi var, nesi yok insanların önlerine döküyorlar. Hatta bu sosyal medya çıktı, yani bir kimse eski eşinin hatalarını, kusurlarını Facebook'larda paylaşıyor. Veyahut da bir kimse bir sevgili oluyor, ayrılıyorlar. Ondan sonra onunla beraber yaşamış olduğu fotoğraflar, bilmem neler, anılar böyle ifşa oluyor, orta yere dökülüyor. Velev ki bir kızım, bir sevgilisi oldu, bir hata yaptı, bir eksiklik yaptı veya bir nişanlılık oldu, ayrıldı, olmadı. Ardından başkasıyla nişanlanınca, bir başkasıyla sözlenince eski nişanlı ne var ne yok hepsini döküyor.
Veyah erkekler de bunu yapıyor, kadınlar da bunu yapıyor. Enteresan bir böyle ahlaksızlık, enteresan bir çirkinlik yaşanıyor İslam dünyasında. Ne yazık ki kimse kimsenin mahremine, kimse kimsenin harimine, kimse kimsenin gizlisine asla ve asla sır olarak kabul etmiyor. Her şeyi döküyorlar orta yere. Yani çarşıda bir kimsenin yanında birisi görseler, ondan önce evine gidiyor o haber. Ne yazık ki böyle bir hal oldu. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bize nasihatta bulunuyor. Diyor ki, iki kişinin arasındaki konuşma emanettir. Yani iki kişi baş başa oturdu, bir şey konuştu, emanet, o sır onu söylenmez. Şimdi sırla alakalı böyle konuştuğum, tabii bunun bir de nesi var? Aile arasındaki boyutu da var.
Aile arasındaki boyutu ne? Ailenin kendi içerisinde, karı koca arasındaki münasebetlerin dışarıda konuşulması yine caiz değil. Çünkü Müslüm'de ve Ebu Davut'ta geçen hadis-i şerifte, kıyamet gününde mertebe bakımından Allah indiğinde en kötü insan, karı koca birbirlerine bir sır söylerler de, sonra onlardan birisi ötekinin sırrını ifşa eder. Demek ki kıyamet gününde mertebe bakımından en aşağı insanlar, karı koca arasındaki sırrın ifşa olması ve aile içerisindeki sırrın ifşa olması. Allah muhafaza eylesin. Tabii bu insanlar şimdi ne iki kişi arasında, ne aile arasında, ne de insanların dostlukları arasında, dostlar arasında sır saklama olarak bir şey kalmadı.
İşte tavşan da diyor ki, her sır söylenmez, gah çift dersin tek olur, gah tek dersin çift çıkar. Yani sen o sırrı saklarsın, sen normalde bir şey yapacaksan o sırrı gizle, ondan sonra çift dersin tek çıkar. Yani çift dersin ama o doğru değildir, tektir yani. Sen sırrı gizliyorsun orada. Şimdi bu söz öbür beytlerde daha anlaşılır hale gelecek. Aynanın berraklığını yüzüne karşı öersen, nefesinden ayna çabucak bulanır, bulanır, bizi göstermez olur. Yani sen tedbirsiz davranır da, aynaya hani böyle hoh der bir nefes verirsen, kendini görmez hale gelirsin. Oysa ne yapacaktın? Kendini görecektin. Berrak bir şekilde kendini izleyecektin. Kendi eksikliğinin noksanlığına bakacaktın.
Veyahut da işte bu manada sen tedbirsiz davranıp da böyle karşıya bir şey söylediğinde artık buğulandı. Artık o meselede sır çözüldü. Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma. Gittiğin yol, paran bir de mezhebin. Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar. Bu iki kimseye söyledin mi artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan bir başkasına da söylenen her sır yayılır. Yani gittiğin yolu kimseye söyleme. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bazen cihada çıktığında böyle bir istikamet bir yoldan gider. Yolda giderken bazen yolu değiştirirdi. Gittiği yolu hiç kimseye söylemiyor. Neden? Düşman sana pusu kurar. Eğer sen Kur'an ve sünnet tarihinde mücadele ediyorsan, eğer hak ve hakikat noktasında mücadele ediyorsan düşman sana muhakkak pusu kuracak.
Dikkatli ol. Gittiğin yolu hiç kimseye söyleme. Hiç kimseye anlatma. Deme ben şu yoldan İzmir'e gidiyorum diye. Nereden gideceğini hiç kimse bilmesin. Deme sen bu yoldan ben Ankara'ya gidiyorum diye. Hiç kimse bilmesin. Hatta Mutat işte sen Ankara'ya ondan sonra Eskişehir üzerinden gideceğim diye herkes biliyorsa sen yürü git İstanbul yolundan paralı yola çık İzmit'ten Ankara'ya oradan git. Örneğin yolun uzadı yolun uzadı ama senin gittiğin yolu hiç kimse bilmesin. Sana düşmanlık yapacak olan bir kimse varsa yola kesin pusu kurdu senin için. Bu sebepten dolayı yolunu gizle. İkincisi paranı gizle. Kendi kendine böyle paranı ifşa etme. Sebep çünkü parana göz koyan kimse hırsızı, uğursuzu gece çalışanları senin başına bir iş açmaya çalışabilir.
Veyahut da yan kesici, orta kesici, üst kesici, alt kesici senin parana gözünü dikebilir. O yüzden sen illaki paranı ifşa etmeye çalışma. Şimdi insanlar gösteriş için ne yazık ki bunları yapıyor. Bir de mezhebin. Mezhep ne? Bizim anladığımız mezhep işte Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli. Bizim anladığımız mezhep ne? İşte kendisinin ehli sufi olması. Bizim anladığımız mezhep ne? İşte o kimsenin gitmiş olduğu dini yol. Ama buradaki Hazreti Pir diyor ki bu üç şeyini de sakla. Yani sen bir topluluğa girdin hemen ben sufiyim deme. Sen bir topluluğa girdin ben şuyum ben buyum deme. Bekle oradakileri dinle. Oradakiler ne kadar bu meselelerden haberdar. Onlar ne kadar bu yolları biliyorlar.
Onlar ne kadar dini eğitim almışlar. Onların dini eğitimleri ne? Onların kültürleri ne? Onların insani yapıları ne? Onlar sen kalkıp da ortaya onlara bir sufilik anlatırsan ne kadar kabul görür ne kadar kabul görmez. Yani sen bunları tart, ölç, biç. Veyahut da sen kendi kendini illa ki bir mezhebini ortaya koyacağım diye uğraşma. Çünkü bunlara düşman olan kimseler vardır. Bu düşmanlar sana ne yapar? Pusu kurar. Allah muhafaza etsin. Hazreti Ali raddallahu anh Hazretleri de sır yani içinde sakladığın şey senin esirindir. Onu ortaya çıkardığın zaman sen ona esir olursun diyor. Demek ki sen hani ben bazen derim bunu İslam'da din tebliğ etmek bu açıktır ama çalışmalar açık değildir derim ben.
Sebep yani dini herkese çok rahat bir şekilde anlatırsın. Ama nerede ne zaman ne yapacaksın? Nerede nereye gidiyorsun? Bunları herkese açıklamak zorunda değilsin. Sebep sana düşman olanlar var. Senden önce o şehre gidip o şehirde tanıdıkları bulup işte bunu dinlemeyin yok buna işte itibar etmeyin deyip o senden önce oraya senin namın gidiyor. Senin makamın, senin şöhretin gidiyor. Düşmanlık yapacak olanlar sana düşmanlık pusularını kuruyorlar. Allah muhafaza eylesin. Yine Amr bin As diyor kalpler sırlarının saklandığı yerlerdir. Dudaklar o yerlerin kilidi. Diller de anahtarıdır. Şu halde her insanın sırrının anahtarlarını saklamalıdır der. O zaman ne yapacak?
İnsanlar kendi sırlarını, kendilerini saklayacaklar. İşte tavşan da diyor ki şu üç şeyi sakla, paran, yolun ve mezhebin. Bunlar anlatılmaz. Hatta diyor bunları gizle. Kimisini iki göster, kimisini bir. Bir gösterdin iki. İki gösterdin, bir göster. Şaşırt diyor. İşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bazen yola çıktığında gidecek olduğu menzili aynı ama yolunu değiştirirdi. Bakın yolunu değiştirirdi. İki, üç kuşu birbirine bağlasan, elem içinde yerde mahpus kalırlar. Üstü örtülü güzel bir tarzda kurtulmak için konuşur danışırlar. Danışmaları görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir. Peygamber kapalı bir tarzda meşeret ederdi.
Eshap cevap verir, düşman haberdar olmazdı. Düşman baştan ayağı bilmesin. Bir şeyi sezmesin diye reyini kapalı misalle söylerdi. Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sualinden bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı. Dedi tavşan. Yani işte bir kimse şura ehli olan kimselerle bir meseleyi istişare ederse, herkesin reyini birbirine bağlamak, böyle herkesin reylerini bir yere toplamak, hani bir yerde çoğunluk oluştu.
Hani ümmetim yanlışta toplanmaz sadıç şerif mucibince, bir sen oturdun, on tane istişare heyetim var, şura heyetim var. On tanenin altı tanesi bir yerde odaklandı, bir yerde toplandı. Ümmetimin ümmet bu noktada eksikte noksanda toplanmadı. Tabii benim bu söylediğim şeyler, kendi mesleğinde liyakat sahibi olan insanlar.
Kendi mesleğiyle alakalı istişare edilecek kimseler sınıfında olanlar. Yoksa siz mesela işte bir fiziki, fizik ilmini gidip de işte siz örnekliyorum felsefeciyle istişare etseniz çok yerli yerinde bir şey olmaz. Neden? Onu ehliyle konuşmanız lazım. Emanetleri ehline vermeniz Allah'ın çok hoşuna gider. Eğer o meselede felsefe lazımsa muhakkak ki felsefecinin de görüşü alınır. Ama söz konusu olan fizik ise o zaman fizikçilerin toplanıp karar alması lazım. Örneğin işte ne konuşuluyor bugünlerde? Korona. İşte bunun kimlerin istişare etmesi lazım?
İşte böyle virüslerle uğraşmış, virüsler üzerinde uzmanlaşmış kimselerin istişare heyetinde olup bunların bu konuyla alakalı konuşmaları lazım. Ama bir bakıyorsunuz televizyonlarda korona konuşulacak. Birisi işte güvenlik uzmanı. Korona konuşulacak. İşte birisi bu seçimlerde orada burada kim ne kadar oy alacak diye ne firması diyorlar onlara? Kamuoyu yoklaması yapan bir firmanın başındaki kimse. İşte ne konuşulacak? Korona konuşulacak. Bir bakıyorsun siyasi araştırmacı yazar. Bir bakıyorsun korona konuşulacak. İşte siyasi konularda yazı yazan bir gazeteci. Hani diyorsun ki ya koronayı konuşuyorsunuz. Yani bunun güvenlik uzmanıyla ne işi var? Yani güvenliği ilgilendiren bir şey var ise eyvallah.
Ama her toplantıda da onun konuşması yani korona konuşulan bir yerde abes. Bunun gibi. Yani normalde mesleğinde uzman olanlarla istişare edilmesi lazım. Mesleğinde uzman olmayan bir kimseyle neyini istişare edeceksin? İşte örneğin askeri bir meseleyse askeri bir meselenin tıpçılarla ne işi olabilir? Bunun gibi. Veyahut da bir bakıyorsunuz televizyonda tarikatlar konuşuluyor. Fakat bir tane ehli tarikat yok orada. Veyahut da tarikatların konuşulduğu bir televizyon programında bir müftü bile yok. Bir diyanetten bir kimse yok. İlahiyattan herhangi bir kimse yok. Oturmuş 3-4 tane gazeteci, televizyoncu işte ehli tarikatı konuşuyor.
Sufileri konuşuyorlar. Yani işin ehli yok orada. Neyi biliyor, neyi bilmiyor. Veyahut da X grubu hedef almışlar. Örneğin işte menzil grubunu hedef almışlar. E menzil grubundan bir konuşmacı istediler de onlar vermediler mi haklarını savunmak için? Veyah X işte Nakşibendi dergahı, X Kadiri dergahı, X şunlar, X bunlar konuşulurken yani onunla o gruba, o derneğe, o vakıfa bir haber gönderildi de onda kendisinin neyinden, niçin olması için, savunması için bir kimse mi koydular?
Yok, kendileri oynuyorlar, kendileri çalıyorlar. Çünkü Batı'nın bize verdiği şey bu. Kendileri oynayıp, kendileri çalıp, kendileri dinleyecekler. Ve seni konuşurlarken sen bir başkasından kendini dinleyeceksin. Nerede ne yaptığını, nerede ne ettiğini, nerede niçin yaptığını hiç kimsenin umurunda değil. Vur abalaya nasıl olsa. Koy onunla alakalı, kes, kopyala, yapıştır. Koy internete, ondan sonra istediğin küfürleri yap, istediğin hakaretleri yap. Din bu hale geldi. Dindarlar bu hale geldi. Yani normalde bunu bir gayri İslami bir kimseden, gayri imanı bir kimseden beklediğimiz şeyleri Müslümanım diyen insanlar yapıyorlar şimdi. Böyle olunca neden oluyor bu?
İnsanlar, liyakatlı insanları, o konuda bilgili insanlarla ne yapıyorlar? Meşveret etmiyorlar. Onlarla beraber konuşmuyorlar. Oysa, o meselenin içerisinde olan kimselerle istişare etmiş olsalar, o sıkıntıdan kurtulacaklar. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ahzabın bütünüyle istişare etmiyordu. O konuyla alakalı kimler bilgi sahibi ise onlarla istişare ediyordu. Yani bir başkasıyla istişare etmiyordu. O yüzden normalde istişare eğer ki bir harple alakalıysa, devleti ilgilendiren bir şey ise, ne bileyim böyle bir savaşla alakalı bir şey ise, bunu herkesin öğrenmesi, bunu herkesin bilmesi de gerekmiyor. O yüzden bunlar ne yapılacak? O zaman kapalı bir şekilde istişare edilecek.
Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hendek kazasında nasıl savaşılacılığıyla alakalı, berili sahabeyle istişare etti. Bütün Medine halkını toplamadı o istişareye. Yani o istişarede bulunan bu meselelerle alakalı bilgili kimseleri toplayıp, onlarla istişare etmişti. O yüzden şuraya koyduğunuz insanlar, birbirleriyle akıllarını birleştirirler. Birleştirirler, iki merhem bir araya geldi mi yaraya tedavi olur. Üç merhem bir araya geldi mi yaraya merhem olur. O yüzden akıl, akılla birleşti mi akıl kemale erer. Doğruyu bulur. O yüzden iyi fikir, iyi düşünce, iyi akıl, iyi meselede liyakat sahibi olan insanlarla ne yapılacak? İstişare edilecek ki oradan bir çıkış yolu bulunsun.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. 1055. Beyt'ten devam edeceğiz. Konu başlığı, tavşanın aslanına oyun edip onunla başa çıkması. Allah izin verirse, Cenab-ı Hak nefes verirse, inşallah o rahman, sağlık, afiyet verirse, önümüzdeki hafta 1055. Beyt'ten inşallah devam edeceğiz sevgili kardeşler. İnşallah bir not düşeyim.
Şimdi sorularınıza geçeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse, bir hayli de soru birikmiş. Sohbeti kısa keselim dedik ama yine bir saat olmuş. Allah hayır versin. Evet, önümüzdeki hafta 1055. Beyt'ten devam edeceğiz.
Tavşanın aslına oyun edip onunla başa çıkmasından. İnşallah. Konu başlığı da bu. Selamun Aleyküm.
Benim ümmetim akşam namazını erken, yatsı namazını da geç kıldıkları sürece iyilik içindedirler. Terimizin esayi. Bu hadis-i şeride geçen iyilik içindedirler. Hangi manadadır? Bizi aydınlatır mısınız? Akşam namazını hemen girer girmez vaktinde kılmak sünnettir. Çünkü kıyamet akşam namazı vaktine böyle girdi girecek, o esnada kopacak. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir tek Ramazan'da önce iftar eder, sonra akşam namazını kılardı. İftar eder de derken bizim gibi böyle abur cubur bir sofra yemek yemezdi. Hemen bir hurma, bir bardak su böyle hemen iftar eder veyahut da böyle çok az, 3-5 dokma bir şey ağzına atar, akşam namazını kılar, sonra devam ederdi, devam edecekse.
O yüzden önce iftar etmek sünnettir. Ama akşam namazını Ramazan'ın haricinde hemen vaktinde kılmak evladır. Bütün namazları vaktinde kılmamız lazım ama akşam namazını geciktirmeden hemen okunur okunmaz kılınması kuvvetli sünnettir, evladır. Yatsın namazını da vaktinde yani biraz daha geç kılmak evladır. Tabi vakitler belli, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri iyilik içindedirler dediğinde sünnet-i seniyeye uyuyorlar.
Sünnet-i seniyeye uydukları müddetçe ümmet iyilik içindedir. Bu namaz vakitleri olarak, namaz kılmak olarak bütün sünnet-i seniyeyi içine alır. Allah-u Alem. Ben kaynarcada oturuyorum, bayanlar için sohbetiniz var mı? Varsa hangi gün yer, adres verir misiniz? Şu anda bütün sohbetler koronadan dolayı yasaklandı. Hatta dün tekrar bu konuda, yani bununla alakalı İçişleri Bakanlığı'na bir genelge yayınladı. Üç ay herhalde değil mi? Üç ay daha bütün sohbet ve toplantılar ertelendi, yasaklandı. O yüzden bu meselede size yardımcı olamıyoruz. İnşallah.
Bu, size bir iki tane numara atmıştım. O numaralardan, arkadaşlardan bilgi alabilirsiniz. Eğer normalde, inşallah, bu numaralardan bilgi alabilirsiniz. İnşallah daha geniş, daha teferatlı bir şekilde.
Kardeşimiz, hocam gününüz kutlu olsun demiş. Allah razı olsun, inşallah. Bir şey Peygamberimizi üzdüğünde ne yapardı? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de insandı sonuçta. Üzüldüğü zamanlar olurdu. Üzüldüğü zamanlar Allah'ı zikrederdi, Allah'a hamd ederdi. O mesele bir problemse, problemi halletmeye çalışırdı. Çok istediği bir şey olmadığında, Allah'tan haber gelmediğinde ne yapardı? Yani normalde bununla alakalı bazen vahiyin, bir sefer vahiy kesildi. Yapacak bir şey yok. Sabretti, Allah'ı zikretti, Allah'a hamd etti.
Duasının kabul olmadığı oldu mu hiç? Dua kabul olunmaz diye bir şey yok. Bütün duaları Cenab-ı Hak kabul eder. O yüzden Ümmet-i Muhammed asla duam kabul olunmaz demez. Vakti, zamanı vardır. Bir kardeş içinden okuyun demiş ama ben şimdi bütün, bir de çok uzun öbür arkadaşların hakkına girmiş oluyorum. Bunu inşallah bu yazdığınız şeyi bana mail olarak atar veyahut da benim normal telefonuma atarsanız inşallah okuyayım, yardımcı olmaya çalışayım.
İyi günler. Mümkünse Mustafa hocamla çok önemli bir konu ile görüşebilir miyim? Çok önemli saygılar sunarım. Bu normalde telefon numarasına buradan istediğiniz soruyu atabiliyorsunuz. Bunda bir sıkıntı yok. Sorularınızı da zaten bir tek ben görüyorum. Başka kimse görmüyor. O yüzden burada ne soracaksanız sorun. Selamun Aleyküm.
Bu hadis şeritteki aklı kadar ne manaya geliyor? Adam oruç tutar, namaz kılar, haç ömrü yapar, mükafatını kıyamette aklı kadar alır. Yani onları normalde nereye kadar idrak etti? Kur'an ve sünneti nereye kadar idrak etti? Onunla alakalı. Selamun Aleyküm. Bazen sohbetlerin konularını daha önceden sorun yaşadığım kişi ya da olayı algılıma oturtarak dinleyip anlatılanların özünü çok başka anlayabiliyorum.
Yaşadıklarımdan etkilenmeden direkt anlatılmak istenileni nasıl anlayabilir ve hayatıma geçirebilirim? Öbürkü daha iyiymiş ya. İkisi de iyi. Selamun Aleyküm. Size birkaç sorum olacak müsaadenizle. Bir, İbn-ül Arabi Hazretleri'nin bahsettiği misal alemi nedir? E şimdi normalde hani rüya bir misal alemidir örneğin. Öyle bilelim. Öyle zaten. Rüya misal alemi. Yani bizim direkt anlayabilmemiz için söylüyorum bunu. Şimdi rüyamızı biz misal aleminin bir örneği olarak görürsek meselenin içinden çıkarız. Ayağını sabit etmiş misal alemi midir? Deli ne bilinir? Ama ayağını sabit etmiş misal aleminden yukarıda. Ayağını sabit ete yaşanılanlar bu alemde yaşanılanlardan farklı olabilir mi?
Zannetmiyorum. Ayağını sabit ete yaşadıklarımızı secde halinde Allah'a kul olduğumuza dair ona söz verdikten sonra mı yaşadık? Bakın. Ayağını sabit ete ruhlar alemi henüz daha yaratılmazdan önce. Orada sıralamada hata yapıyorsunuz. Biz ayağını sabit ete iken şeytan ve cinler neredeydi? Bütün her şey ayağını sabitenin içindeydi. Selamun Aleyküm hocam. Size merak ettim bir sorum olacak. Biz insanlar ölüp kabre konulduğumuz zaman sorgu melekleri ile hesabımız başlıyor. Hesap sadece toprağın altında mı yoksa nerede ölürsek ölelim?
Suda kaybolsak, yansak ve çukurda doğsak, yanım bulunmasak hesap nasıl olacak hocam? Teşekkürler. Son nefesi verdin hesap başladı hafifim. Selamun Aleyküm. Benim sorum eşim bir şey kızında gözün kör olmasın. Allah kahretmesin gibi sözler söylüyorum. Ben de bela okuyormuş gibi algılayıp uyarıyorum. Benim bu sözlerimi bu şekilde algılayıp sert bir şekilde uyarmam doğru mu? Genelde bu sözlerin insanlara değil farklı şeylere söylüyor. Eşyaya uçan bir seneye bu tarz şeylere söylüyor. Gözün kör olmasın dediğinde dua ediyor ona. Gözü kör olmasın. İşte Allah seni kahretmesin dediğinde dua ediyor. Allah ona kahır ismi şerifiyle ona tecelli etmesin diye. Bunlar lanet okuma değil.
Sefere çıkıldığında namazımızı kısaltarak kılıyoruz. Çünkü seferde meşakkat var. Fakat günlük hayatımızda çok fazla meşakkatle karşılaştığımızda namazımızı kısaltamıyoruz. Bu durumda şeriat kanunları hikmete göre değil de bir sebebi binaen mi inşa edilmiş oluyor. Normalde eğer seferde değilsen cem edebilirsin. Çok böyle sıkıntılı bir zamanın varsa öğlenle ikindiyi, akşamla yasıyı seferde olmadığın zaman da cem edebilirsin. Hadis-i şerif var bununla alakalı çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine münevveredeyken bu her iki namazı bazen cem ettiğine dair rivayetler var. O yüzden normalde gün içerisinde böyle bir meşakkat söz konusu ise eğer gerçekten mesela ikindi namazını kılamayacaksanız böyle bir meşakkatli bir işiniz var, bir sıkıntınız var.
Veyahut da böyle bir devlet daresinde örneğin işte ameliyata girecek bir doktor veya bir ameliyat hemşiresi veya bir ameliyatta çalışan bir kimse yani bir ameliyata girecek, on saat ameliyata girecek örneğin. O kimse öğlenle ikindiği cem edebilir, akşamla yatsıyı da ne yapabilir? Cem edebilir. Şeytandan gelen cezbe hali nasıl oluyor? Abdülkadir Geylana Hazretleri cezbe halinde olan birini misafirhanesini üç gün ağırladıktan sonra misafirin cezbesi kayboluyor. Nedenini sorduklarında Geylana Hazretleri bu cezbe şeytandan idi. Misafirhanemizde üç gün helal lokma yedirdik, bu hal kendisinden gitti buyurmuş. Kaynak nefis tezkiyesi Abdülkadir Geylani. Her şeyin şeytanesi olduğu gibi cezbenin de şeytanesi vardır.
İşte kimisi titrer, sayha atar, ne bileyim böyle değişik hareketler eder. Bunlar normalde şeytani hallerdir. Bunu geçen gün bir arkadaşımız bir sohbetten kesmiş, atmış bana, paylaşmıştım. En büyük cezbe Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak ve onu yaşamaktır. En büyük cezbe bu zamanda haramlara düşmemektir. Haramı işlememektir. En büyük cezbe namazı dosdoğru kılmak, zekadı dosdoğru vermek, Allah'ı zikretmektir. En büyük cezbe adaletsizliklere karşı, zulme karşı, haksızlıklara karşı, hukuksuzluklara karşı mücadele etmektir. Yoksa otur bir köşeye çekil, Allah de titre, o cezbe değil. Allah muhafaza yaisin. Günlük virt günde istenilen sayıda çekilebilir mi? Evet.
Bir kimse iki sefer, üç sefer, dört sefer, beş sefer de günlük virtini çekebilir mi? Evet. Rüyalar neye göre şekillenir? Rüya üç türlüdür. Bir, bir şeyin etkisinde kalınarak görülen rüya. İki, şeytani rüyalar. Üç, rahmani rüyalar. Selamun Aleyküm Hocam. Evlenmek istiyorum ama olmuyor. Namazında beş vakit bir eş arıyorum. Bayan. Ama çarşaflı, ahlaklı ama öyle boşluktayım ki. Canım kardeşim, evlenmek istemiyorum. Bir dakikada evlenir. Yani evlenmek o kadar çok zor, sıkıntılı bir şey değil. Yani Cenab-ı Hak hayırlı bir eş nasip eylesin bütün bekarlığına. Bir insan neye aradığını bakması lazım önce.
Neyi nerede aradığına bakacak sonra da. Önce bir ne arıyor, o aradığı şeyi nerede arıyor? Ona bakacak. Bir de kendini analiz edecek. Kendini analiz ettikten sonra aradığına bakacak. Yani Niyazi Mısri'nin dediği gibi, karınca gibi küçük küçük yürürsün, melekleri seyran etmek istersin diyor. Yani insanlar hadlerini aşıyorlar. Bayanlar da erkekler de. Bütün herkes için geçerli bu. Hani sen bir saman çöpüsün, dağı kaldırabilir misin diyor Hazreti Pir. Yani saman çöpü dağı kaldırmaya kalkmış. Yani ne istediğine bir bak, ne olduğuna bir bak, kendine bir bak. Ve sen ne istiyorsun ona bir bak. Ve bu istediğin şeyi nerede araman lazım ona bir bak.
Yani sen işte hamsiyi dağda ararsan, sen hamsiyi dağda bulamazsın. Sen hamsiyi bulacaksan Karadeniz'e gitsen, denizde arayacaksın onu. Sen onu dağın başında hamsi aramak aptallık. Yani sen bir sefer ne arıyorsun, hamsi arıyorsun. Sen Karadeniz sularına gideceksin canım kardeşim. Bizler Uludağ'da hamsi arayacağım diye uğraşıyor o kimse. Bu doğru değil. Bakın bu doğru değil. O yüzden yani işte bayanlar da erkekler de bu dönemin en büyük problemi. İşte evlenemiyoruz. Ne istiyorsun da evlenemiyorsun? Ne aradın da bulamıyorsun? Arayan bulur demiş Hadisi Kudsi'de. Arayan bulursa sen o zaman aramıyorsun. Bakın sen aramıyorsun.
O yüzden herkes kendini analiz edecek. Herkes kendini analiz ettikten sonra kendine uygun bir eş arayacak. Ama sen kibirliysen, böbürlülüysen, onu istemiyorsan, bunu beğenmiyorsan, onun o'su vardı, bunun bu'su vardı. Ondan sonra bekar kalıyor. Sonra diyor ki evlenecek insan var mı? Dolu. Ama evlenecek insan yok. Sebep? Evliliği kaldıracak, evliliği götürecek, evliliği yürütecek. Akıl, feraset, dirayet, sabır, metanet, ilim, evliliği bunlar yürütür. Bunlar var mı yok mu bakmıyor insanlar. Allah muhafaza eylesin. Bakara suresi ayet 120'de hatırlayın ki bir vakit Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle imtihan etmişti.
İbrahim onları tamamlayınca ben senin bütün insanları önder yapacağım buyurdu. Ayette bahsi geçen kelimeler Allah'ın esmaları olabilir mi? Peygamberlerin de sülükü var mıdır? Teşekkür ederim. Şimdi Allah bütün peygamberlerine kitapla beraber hikmet verdik diyor. O yüzden Cenab-ı Hak da peygamberlerine, İbrahim'e hikmet vermiştir. Ben onu hikmet olarak tanımlıyorum. Tanımlıyorum. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Hikmet ehlinden eylesin. Kardeşler buradan rüya yorumlamayacağımı söylemiştim. Çünkü komple sanki rüya yorumlama gecesi gibi geçiyor.
Hakkınızı helalin. Selamun aleyküm gençler arasında shifting yapmak diye bir akım moda var. Bir tür meditasyon gibi karanlık bir odaya geçip daha önce hayal ettikleri yeni kişilik özelliklerini ve gitmek istedikleri yeri kendi kendilerine telkin veriyorlar. Oluşturdukları hayali yaşamak için farklı metotlar kullanarak denemeler yapıyor. Bunun için uğraşıyorlar. Hatta kendilerini klonlayıp bir tanesini de gerçek hayatta bırakıp günlük tutturmaya çalışıyorlar. Hayal ile yaşayan müziksiz dans edermiş. Ay ışığında olursa daha romantik olurmuş. Bunlar da hayal ile yaşıyorlar. Müziksiz dans ediyorlar. Onlar bir de hayallerine çakma bir de ay ışığı koyacaklar.
Öyle hayatlarına devam edecekler. Sizce böyle bir metodun zararları ne olabilir? Mesela cinni taifesi veya şeytan buluşma olasılığı var mı? Ondan önce bu insan bir sefer o normalde kendi kendine öyle hayal etti, meditasyon etti. Gözünü açtığında hayatın realitesiyle, gerçeğiyle karşılaştı. Karşılaşınca da battı. Onda büyük bir boşluk oluşacak. Psikolojik olarak. Ondan sonra da psikolojisi bozulacak. Bu mesela bir an için önüne gelen sıkıntıları aşmak için böyle bir şey uygulanabilir belki de. Ama bunu genç çocukların yapması mümkün değil. Hani Sufiler örneğin bir sıkıntıyla karşılaştıklarında o sıkıntının içerisinde kendilerince başka bir şeyi rabıta ederekten, tefekkür ederekten o sıkıntıdan kurtulma yolu bulurlar.
Bu normalde bazı Sufiler için böyle bir o esnada o sıkıntıyı atlatmakta bir yol olabilir. Ama kemale erince o da yol kullanılmaz. Sebep o sıkıntıyı sen seversin artık. O sıkıntıyı sen okşarsın. Sıkıntılı anında da Allah'a hamd eder, Allah'ı zikreder, Allah'a tövbe edersin. O zaman senin o olgunlaştığına işarettir. Ama olgunlaşmazdan önce böyle insan hani ben burada değilim veya bu sıkıntı burada değil. Ben işte Beytullah'ı rabıt etti, Medine-i Münevvere'yi rabıt etti, üstadını rabıt etti. Bir anda oradan çıkaraktan psikolojisini topladı. Eyvallah. Bu bir olabilir mi? Evet. Ama bu Sufi yetişirken olur. Normalde yetiştiğinde o sıkıntı zaten onun için dondurma gibi yalar o. Veyahut da problem veya müşkilat veya dert, gam, kasvet onun için böyle oradan zıplanılacak bir şey değildir.
Ama Sufi yetişirken oradan zıplamayı ister. Oradan çıkmayı ister. Bu normal bir şeydir. Ama bir müddet sonra kemale erince artık o hali değiştirmek istemez. Onun içinden çıkmak istemez. Neden? Çünkü Cenab-ı Hak sevgiliden gelmiştir ona o. Sevgiliden geldiği için onu değiştirmek istemez. Sevgiliden geldiği için o sıkıntının içerisinden çıkmak için mücadele etmez. Tevekkül eder, teslim olur. Bu farklı bir şey. O yüzden normalde gençlerin böyle bir karanlık odaya geçip hayal etmeleri ama onun normalde ne hayal etti? Çok zengin olmayı hayal etti. Gözünü açtı. Yani zengin değil. O zaman ne yapacak? O zaman büyük bir boşluk olacak. Veya hatta bir oturduğu üniversiteye hazırlık yapan bir genç dedi ki ben tıpı kazanacağım hayal etti.
Sınava girdi çıktı. Ne tıpı? Tıpın t'sinin noktası yok. O zaman ne yapacak? Büyük bir boşluk, büyük bir psikolojik bulanıklık yaşayacak. Böyle bir yöntem doğru şekilde hayırlı yönde nasıl yapılabilir? Yani böyle bir yöntem doğru bir şekilde yapılması mümkün değil. Evet İslam'da tefekkür etmek var, düşünmek var. Varlığın üzerinden biz Allah'ın sıfatlarına tefekkür ederiz. Buna eyvallah. Rabıta ile benzetilebilir mi? Yani normalde benim usulüm, kaiden benimki yolum değildir. Ben Kur'an ve sünnete bakarım. Yeni çıkmış bir şeyi İslam'a rapt edeceğim. Oradan bunu uyduralım, buradan bunu kaydıralım diye düşünmem. O yüzden bir kimsenin oturup da normalde böyle boş hayaller kurması, boş kuruntuların içerisinde durması o kimsenin psikolojisini bozar.
İnsanın başına gelen sıkıntılarla, dertlerle mücadele etmesi lazım. İnsan kendisine bir hedef koyup o hedefe koşması lazım. Ama kalkıp da kendi kendine ben hayal kurdum da işte doktor olacağım. E çalıştın mı? Yok. Nereden olacaksın? Hayal kurdun kendi kendince ben şunu yapacağım, bunu yapacağım, şöyle yapacağım. Karanlık bir odaya çekildin. Hatta bir de kimlik, kişilik oluşturdun orada. İşte şöyle bir Mustafa Özbağ olacak. Eee? Sen onu öyle bir Mustafa Özbağ'ı kurgulaman için senin ilmin olması lazım. İnsanların hayalleri, bilgileri kadardır. İlmi kadardır. Bir hayal vardır, senin ilminin bilginin üzerindedir. O ilminle dünden gelir. O ilminle dünden gelmiyorsa, o zaman zaten senin bildiğin kadar, senin aklının kurguladığı bir şey o.
E sen bildiğin kadar aklınca o hayalledin, onu kurguladın. E normalde örneğin gençlerin şimdi dini bir bilgileri yok ise, ne kurgulacak? Bilgeist olmayı mı kurgulacak kendince? Onu kurgulayabilmesi için bilgeist kadar ilim sahibi olması lazım. Örnek. O yüzden bir kimsenin hayalleri de kendi bilgisi ve ilmi kadardır. Bir kimse örneğin işte bir hayal kurgularken de, kendi tecrübesi, kendi gördükleri, yaşadıkları bilgisi kadar hayal kurar.
Tedbirsiz emir, adam akıllı aciz kalır. Çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür ne de ardını. Tedbirsiz emir, tedbirsiz aile, anne baba, tedbirsiz müdür, tedbirsiz amir, tedbirsiz belediye başkanı, tedbirsiz bir işin başındaki kimse. Bunlar eğer normalde tedbirli davranmazlar ise, aciz kalırlar.
Ama kim tedbirli davranır? Liyakatli kimse tedbirli davranır. E sen emirsin, yani devlet başkanısın, tedbirli davranacaksın. Sınırlarını tedbirli bir şekilde her daim uyanık tutacaksın. Ekonominin her daim diri tutacaksın. Hazinenin her daim dolu tutacaksın. Tedbirli davranacaksın. Kış olabilir, savaş olabilir, hastalık pandemi artabilir, tedbirli davranacaksın. O yüzden bir aile reisi tedbirli davranacak. Yani aile reisi kalkıp da aileyi komple borçlandırmayacak. Tedbirli davranacak. Hani ayağını yorganına göre uzat. O distoru kendine rapt edecek. Ne yazık ki insanlar tedbirli değiller.
Bir işletmenin başındaki tedbirli değil. Yani bir hani kenara 3-5 kuruş koyayım, işler olmazsa çekimi senedimi öderim. Böyle bir tedbiri yok o kimsenin. Tedbirsiz. Veyahut da bir kimse sağlığı konusunda tedbirsiz. Yani ortalık koronavirüs almış götürmüş, hastaneler dolmuş taşmış, yatak yok, makine yok, her taraf her tarafa gelmiş. Hala da tedbirsiz insanlar. Yani bir türlü tedbir düzgün değil. Hatta bütün biz halk olarak tedbirsiziz. Yani düşünebiliyor musunuz? Nereden nereye gelmiş virüs? Yani bütün Bursa'da boş yatak yok. Tedbirsizlikten.
Biz ülke olarak tedbirsiziz. Ümmet-i Muhammed tedbirsiz. Uyanık değiller. Düşmanla mücadele edecekler uyanık değiller. Tedbirsizler. İMF'nin kapısındalar, NATO'nun kapısındalar, Batı'nın kapısındalar, Doğu'nun kapısındalar. Tedbirsiz. Aileler tedbirsiz. Aile, anne, baba, iki eş oturup da bir şey istişare edip tedbirli davranmıyorlar. Erkek kendi heva hevesinden harcayacağım diye uğraşıyor. Kadın da onunla yarışacağım diye uğraşıyor. O da harcıyor. Tedbirsiz bir hastalık olunca emeğin anda kaldık. Tedbirli davransaydın kardeşim. Bir tek sen mi biliyorsun lüks yaşamasını?
Bir tek sen mi biliyorsun kazandığından fazla harcamasını? Senden başka bilen yok mu? Tedbirli ol. Yok. Tedbirsiz. İnsanlar ne yazık ki tedbirsiz hale geldi. Bunu bir maharet sayıyor insanlar. Değil. Bakın dolar 8 liradan aşağı inmiyor. Dolarla bizim işimiz mi var? Var tabii. Faizler yukarı çıktı. Tedbirsizlikten. E belediyeler iş görmüyor. Tedbirsizlikten. Doğru yatırım yapmadıklarından dolayı. Kaldırım değiştiriyorlar boyuna. İşleri güçleri o. Ne varsa kaldırım değiştirmekte.
Tedbirsiz. Öyle olunca da her yer bozuluyor. Her yer bozuluyor. Bozulmayan yer yok. Bir işletme sahibi tedbirsiz. Bir fabrika sahibi tedbirsiz. Bir esnaf tedbirsiz. İşçisi, memuru tedbirsiz. Belediye başkanı, meclisi, milletvekilleri, bakanlar tedbirsiz. Biz halimiz meydanda. Allah bizi affetsin inşallah. Mesleğimiz varsa ya da bir beceri üzerinde okumuşsak. Bu irademizle mi ilgili? Yoksa Allah nasip etmiş mi oluyor? Kişi nasıl üzerinde gayret göstermeli?
Ben cüz-i iradeciyim. Kendi fiiliyatımın hesabını ben Allah'a ben vereceğim. O yüzden ben kendi fiiliyatımın hesabını ben verecek olduğumdan dolayı ben cüz-i irademin ürünü olan her şeyden ben sorumluyum. Ben istemişimdir, ben istememişimdir, ben yapmak için uğraşmışımdır, ben yapmamak için hiç kılımı dahi kımıldatmamışımdır. Sorumlusu benim. O yüzden mesleğimin de sorumlusu benim. Becerimin de sorumlusu benim. Bu benim, ben cüz-i iradeci olduğum için ben bunu kendi cüz-i irademe bağlıyorum. Cüz-i irademi bir başkasına da bağladıysam ben yine kendi cüz-i irademi bir başkasına bağladım. Yine ben sorumluyum. O yüzden bunu kalkıp da başka yerlere sorumluluk yükleme noktasında değilim.
Adem aleyhisselam hatayı kendi üzerine aldı. Adem'in yoludur. Ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Bu peygamberlerin yoludur. Biz nefsimize zulmedenlerden olduk. Biz hata, kusur, yanlışlık, eksiklik, noksanlık varsa kendi üzerimize alırız. O bizim elimizin ürünüdür. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır. Ayet-i Kerime. O yüzden ben seçimlerimden sorumluyum. Ben sabah kalktığımda ne tarafa gideceğime ben karar veriyorum. Ben cebriyeci değilim, kaderiyeci de değilim. O yüzden ben işte mesleğim bir mesleğim, benim bir mesleğim normalde şu anda yaptığım şey, işte ticaret adamıyım ben. Alır satarım. Bu benim işim, bu benim mesleğim.
Seviyorum da bunu. Çok bir yere bağlı kalmayı sevmem ben. Böyle bir yerde odaklanmayı, böyle hani saatlerce orada otur. Yapamam ben bu tip şeyler. Örneğin ben hareketli insanım. Bu benim kendimle alakalı. O yüzden benim yaptıklarım benim kendi elimin ürünü. Ben ondan sorumluyum. İlim ile amel etmek derken dini, manevi ilim mi, dünyevi mesleki ilim mi, öğrendiklerimiz de ilim öğrenme gayreti yaşarken nereye kadar nasıl olmalı? Biz ne iş yapıyorsak onun ilmini öğrenmeliyiz. Namaz kılacaksak biz namazın tamamıyla alakalı ne yapmamız gerekiyorsa biz onu öğrenmeliyiz. Biz bu ticaretse ticaretin ilmini öğrenmeliyiz. Hem dünyevi işlerimizde hem uhrevi işlerimizde biz yapacak olduğumuz işlerin ilmini öğrenmemiz lazım. Selamünaleyküm.
Instagram üzerinden tesadüfen, tesadüf yok, tevafuk var İslam'dan. Kur'an'ı öğrenmek, öğretmek için çabalayan ve kısa güzel sohbetler veren bayan kardeşlerim Rabbimin hikmeti İstanbul Tasavvuf Vakfı Münesubuymuş. Sizin vasıtanıza ismini vermek inşallah sıkıntı değildir. Yasemin hocaya ve yardımcılarına bu hizmetlerinden dolayı teşekkür etmek istedim. Ben sayelerinde Kur'an öğreniyorum. Yolumu açan sizsiniz. Size ve yoldaki kardeşlerimden Rabbim sonsuz kere razı olsun inşallah. Aklıma hep siz geliyorsunuz isteyene dergâhta bulunur yerde demiştiniz. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Allah yolunuz açık etsin inşallah. Selamünaleyküm.
Hakim İbni Hizam radıyallahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden birkaç defa mal isteyince geri çevirmemiş, vermiş. Sonra şöyle buyurmuş. Hakim şu dünya malı caziptir, tattır. Kim ona kalben değil kesben müracaat edip alırsa o malda bereket görür. Kim de ona tutku ve tutkiyle ve haris olarak yapışır alırsa o malda bereket olmaz. Bu hadis-i şerifi açıklar mısınız? Yani dünyaya haris olanlar, dünyaya tutku ile bağlananlar asla bereket bulmazlar. Ama dünyaya böyle hani çok böyle haris olmayan, dünyaya tutkulu olmayan bir kimse de onlar da az da olsa onların malları bereketli olur, paraları bereketli olur. Selamünaleyküm. Gündüzün iki ucunda, gecenin de gündüze yakın saatlerine namaz kıl.
Çünkü iyilikler, kötülükleri, günahları silah çöpür. Suresi ayetinde bahsedilen namazlar hangi sabah, hangi namazlardır? Gündüzün iki ucunda dediği normalde sabah ve akşam namazı, gecenin de gündüze yakın, pardon. Bu normalde gündüzün iki ucunda, sabah namazı ve ikindi namazı. Gecenin de gündüze yakın saatlerinde, bu da normalde akşam namazıyla yası namazı. Allah-u Aleyküm. Selamünaleyküm. İki soru sormak istiyorum izninizle. Bir, otuz beş milyar paramız var. Üzerinden bir sene geçti. On bir cumhuriyet altına borcumuz var. Perranın zekatını vermemiz gerekiyor mu? On bir cumhuriyet altını ne kadar yapıyor? Borç var ya, otuz beş milyardan düşecek.
Nisab miktarı kadar para artıyor ki artması mümkün değil herhalde. Seksen gram altın, gramın altını kaç para? Beş yüz lira olsa beş kere sekiz kırk. Yok düşmez zekat. Tıpta uzmanlık bölümü seçerken estetik bölümü gibi bir bölüm seçiminin din için bir sakıncası var mıdır? Dindeki yeri nedir? Din, bunu normalde eğer meseleye şu açıdan bakalım. Fıtrata uygun olmayan uzuvları veyahut da bazı şeyleri fıtrata uygun hale getirmekte bir beis yok. Ama daha da güzelleşeyim yok, burnumu kaldırayım yok, derimi gerdireyim. Bunlar çok uygun şeyler değil, fıtrata, fıtrat bozucu, fıtratı bozucu, estetik hoş değil. Aşktan nasibi olmayanın eşekten farkı yoktur sözü.
Mesnevi'de bulamadım. Acı diğer eserlerinde mi yoksa ben mi Mesnevi'de göremedim? Zannediyorum sen göremedin Mesnevi'de. Çünkü Mesnevi'de meşhur bir beyttir o. Aşktan nasibi olmayan eşekten farkı yoktur sözü. Ben şimdi bunu Mesnevi'de aramaya kalkmayayım. Zaman alır burada çünkü o Mesnevi'de var. Onu çok iyi biliyorum.
Salim bakıyordur herhalde. Bakıyor musun? Namazı cem ederken sünnet kılınır mı? Kılınmaz canım kardeşim. Ben kuşluk namazı ve evgabin namazını en son kazaya kalmış sabah namazına niyet ediyorum. Uygun mudur? Uygundur. Hatta evgabinin yerine en son kılmadığın akşam namazını kılabilirsin. Sabah kuşluk vaktinde de sabah namazını en son kılmadığın sabah namazının kazasını kılabilirsin. Namaz kılarken çocuklar bir şeyler sorduklarında göz ile cevaplasak namazımız bozulur mu? Yapma. Göz ile bile cevaplandırma. Bununla alakalı bende çok kıssa var.
Anlatmayayım şimdi. Bir arkadaşımız bize küserse onunla barışmak için çaba sarf etmeli miyiz? Bizimle barışmıyorsa ne yapmalıyız? İslam'da küstüğünün yeri nedir? İslam'da küstük üç gündür. Üç günden sonrası küstük olmaz. Bir arkadaşım küstüyse git özür dile ondan af dile. Tövbe et. Onun gönlünü al. Yok öyle yaptığın halde o seninle barışmıyorsa bu sefer o sünnete aykırı davranıyor. Kişinin arz alıp bahçe ile uğraşması, orada yaşam alanı oluşturup şehirden uzaklaşması kötü bir durum mu? Bir tane hadise şehirden köye gidilmez diye duymuştum.
Doğru. Uzaklaşmak kişiyi hizmete ve zikir alakalarına ulaştırır mı? Bence evet. Oradaki bağ bahçe işleri ileride reçbeliğin daha kıymetli olacağını düşünüyorum. Çocuklarımın bunu öğrenmesini istiyorum. Görüşleriniz nedir? Yani bir kimse kendince, kendi kendisine ben tarım işine gireceğim diyebilir. Tarım işiyle uğraşabilir. Bir şey diyemem. Ama İslam cihadın ve ticaretin üzerine kuruludur. O yüzden rızkın en evlası cihattır. Ondan sonra ticarettir. Ondan sonra ziraattır. İşte tarımdır, hayvancılıktır. Karar sizin. Selamun aleyküm. Zahir nimetlere eş çocuk, dünyalık gibi batini nimetler, hal, rüya, cennet gibi şeylere meyledince Rabbimin zatından uzaklaşmış mı oluyoruz?
Yani normalde nimetlere hamd edilir, şükredilir. O yüzden bu nimetler insanın nefsine de tatlı gelir. Bunu normalde insanlar nimeti verene gözünü dikmesi daha uygun. Zahir ve batını nasıl birleştirip her an Rabbimin zatıyla hemhal olabiliriz? Bu düşünce yanlış mıdır? Zahir ve batın iç içedir veya yan yanadır. Birleştirmek için uğraşmanın bir anlamı yok. İkisi de lazım. İki kanatlı kuş gibi. O yüzden ikisi de bize lazım. Ama burada zatıyla nasıl hemhal oluruz sıkıntılı bir şey. İnsanoğlu sıfatlarının üzerinden Allah'ı tanır ve bilir. Bir dervişin kalbinde devran zikri yapan kristal şeklinde Allah Allah diye zikreden varlıklar gördüğümüzde bu o dervişin hali midir? Yoksa tüm insanların kalbinde böyle zikir olur mu?
O dervişe ait bu. Renklerin nefis meratibleri ile ilişkisinin olduğunu belirtmiştiniz bir sohbetinize. Kahverengi ya da toprak rengini öğretimizde bir martebe işaret eder mi? Hiç olacaksın inşallah. Allah iyi etsin. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Selamun Aleyküm. 1- Bir millet ahdi bozduğu, Allah'ın kitabı ve Resulünün sünnetiyle ameli terk ettiği vakit aralarını adam öldürme olayları çoğalır. Bir millet arasında zina çoğalınca Allah onları öldürücü hastalıkları musallat kılar. Bir millet zekatı vermeyecek olursa kuraklık baş gösterir. Yaşanacak sıradaki şey kuraklık mıdır sizce?
Eğer kuraklık baş gösterirse o zaman hazırlık olarak ve o zaman ne yapmamızı tavsiye edersiniz? Yani bu hadis-i şerifte beyan edilen bütün her şey Ümmet-i Muhammed'in üzerinde var. Bizim ülkemizin üzerinde de var. Yani insanlar kitap ve sünnetle amel etmeyi, Kur'an ve sünnetin hukukuyla hukuklanmayı terk ettiler. Öyle olunca adam öldürmeler çoğaldı. Cezaevlerinde suç çoğaldı. Cezaevlerinde yatak kalmadı. Yani gerçekten doluluk oranı cezaevlerinde çok fazla. Bir de hani adaletsizlik var, hukuksuzluk var, suçsuz yere yatanlar da var. Sonradan bir şey suç değil iken sonradan suç oluşturulup da içeri atılanlar var. Bu şuna benziyor şimdi.
Hani 28 Şubat'ta Refah Partisi'nin kapatma davasında Anayasa Mahkemesi bir kanunu, bildiğiniz kanun maddesini kaldırdı, yok saydı ve Refah Partisi'ni kapattı. Yani bakın bir kanunu yok saydı, kaldırdı bildiğiniz ve 28 Şubat darbe sürecinde Refah Partisi bununla alakalı ne kadar çok böyle mücadele etti. Yani ama darbe söz konusu, darbe söz konusu olunca yani Anayasa Mahkemesi aslında haddini aşaraktan, bakın haddini aşaraktan bir maddeyi, bir maddeyi yok saydı.
Yani şeyden çıkardı, hukuk literatüründen çıkardı. Oysa Anayasa'ya göre hani hukuk yapan merci, kanun çıkartacak olan merci meclis. Meclisin yerine kalktı, karart verdi, bir maddeyi yasakladı. Yani biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yazık ki böyle bir yerdeyiz biz. Ve o zaman için söz konusu olan Refah Partisi herkes sustu. Yani zaten biz kanun maddelerini Avrupa ülkelerinden almış bir ülkeyiz. Yani biz işte ceza yasasını şundan, aile yasasını bundan, ticaret yasasını Avrupa'nın bilmem hangi devletinden, ondan bundan bir toplama biz yasa çıkarmışız. O yasaya da uymuyoruz biz. Kim uymuyor?
Yani yasanın içerisindeki hakimler, savcılar uymuyor birinci derecede. Yani bir meselede beş tane farklı davada beş ayrı ceza görebilirsiniz. Böyle enteresan bir ülkede yaşıyoruz biz. E şimdi böyle olunca zaten Kur'an, sünnet hükmünden çıkmışız. Mevcut kendimiz bir devlet bir hukuk oluşturmuş, o hukuka da devlet uymuyor. Yani sen şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasası var diyorsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ceza hukuku var diyorsun. İşte ceza hukukuna göre, ondan sonra bu fareyi eline almak suç mu? Değil, inanma. Sebep? Yani bu suç değil, suç olabilir bu. Ya diyeceksiniz ya böyle saçma bir şey mi var?
Var. Yani Adalet Bakanı'nın adaletsizlikten şikayet ettiği bir ülkede yaşıyoruz biz. Ve diyor ki adalet tecelli etsin, isterse kıyamet kopsun diyor. Etmiyor. Yani bunun benim kendi davam olduğu için söylemiyorum bunu. Yani bütün herkes şimdi işte naylon faturacı diyor ya bana. Ben dilekçe verdim mahkemeye. Dedim ki bu faturaları bana tebliğ et. Bu kadar bakın dilekçem. Mahkemenin bana verdiği cevap şu. Söz konusu yıllara ait incelenmiş herhangi bir fatura yoktur. Kendi yaşadığımdan örnek veriyorum. Yani devlet bana diyor ki hukuk. Sen diyor adam öldürmüşsün.
Ben diyorum ki öldürdüğüm adamın cesedini göster. Yok. Silahı göster. Yok. Ama devlet bana adam öldürdün deyip mevcut hukuk ceza verdi. Adalet Bakanı bağırıyor. İşte adalet tecelli etsin, kıyamet kopsun. Hadi tecelli ettir. Dava yargıtayda duruyor şimdi. Dosya alamıyorlar bile ellerine. Sebep? Yani çünkü bakıyor o da şimdi. Allah Allah bu adama ceza vermişler. Ama vermiş oldukları cezanın delili yok. Sen bana suç işledin diyorsun. Hani suçun delili? Yok. Bana diyor ki birisini öldürdün sen.
Ceset yok. Kim öldürdün ben ya? Biz hukuksuzluk had safhada. Daha konuşacak olduğum çok şey var. Hemen benim arkamdan tenekeye bağlarlar. Sen şucusun sen bucusun diye. Böyle ama. Bunun hesabını verecek kimse yok. Biz geçen vakıfta vakıf yöneticiler olarak toplandık. Adam geldi vakfı mühürledi. Ve dedi ki burayı lokal görüyorum ben. Burası vakfı merkezi lokal değil. Ben öyle lokal gördüm. Dedi mühürledi. Mahkemeye gittik. Mahkeme bizi normalde açılması için, mührün sökülmesi için hükmetti. Şimdi o memurası biz dava açabildik mi?
Hayır. Biz ona bir şey diyebildik mi? Hayır. 60 tane polis memuru 60'tan fazla geldi bastım orayı. Evet. Kocaman mührü de yapıştırdım oraya. Evet. Kimden hesap sorabildik? Hiç kimseden. Bakın hiç kimseden. Biz hani Hazreti Ömer Radı Allahü Han Hazretleri diyor ya. Biz diyor müşriken helvadan putlar yapardık. Karnımız acıktığında döndüğümüzde döner o putu yerdik diyor. Biz helvadan kanunlar yapıyoruz. Kimin o kanunları normalde uygun görmezse helva gibi yiyor onu. Kanun ortadan kalkıyor. Kanun neymiş ya? İsteyen istediği bir kimseye bir operasyon yapıp cezayı verebilir onu. Böyle olunca biz o zaman adam öldürme de çoğalıyor.
Hukuksuzluklar çoğalıyor. Her şey çoğalıyor ülkede. Adam öldürme olayları çoğalır. Daha bugün Bursa'da adam oğlunun işte cezaevine gitmiş ziyarete adamı cezaevinin önünde öldürdü. Kim? İşte kanlısı veyahut da işte düşmanı geldi öldürdü. Öldürüyor. Adam öldürme çoğaldı. Öldürüyor millet birbirini. Adam trafikte öldürüyor ya. Neden korne çaldın diye. Geçen gün televizyonda izliyorsunuz. Adam korne çaldı diye adamın önüne geçiyor. Jop çıkarıyor. Jopla vuruyor. Yani yeşil yandı diye korneye bassan dahi suç oluyor ülkede. Kaosu var dedim ya. Kaos. İnsanların her tarafında kaos var.
Kimseye öte git demeye şey yok. Kendi hakkını savunamıyorsun. Bir millet arasında zina çoğalınca Allah onlara öldürücü hastalıkları musallat kılar. Hem zina nasıl çoğaldı ki nasıl çoğaldı. Nasıl çoğaldı ki nasıl çoğaldı. Yani bu normalde Osmanlı'dan itibaren süre gelen bir hastalık bu. Osmanlı'dan itibaren. Bu hastalık artıyor. İslam dünyasında hız da artıyor. Müslümanların arasında hız da artıyor. Yani çünkü bunu yasaklayan bir kanun yok. Bir ülke düşünün fuhuş devlet eliyle yapılıyor. Devletin müsaade ettiği fuhuş evleri var. Ama bunun müsaadesini sakın ha Türkiye Cumhuriyeti devletine hemen suçlamaya kalkmayın.
Bu Osmanlı'da başlamış. 1800'lerde. Öyle bunu kalkıp da işte Türkiye Cumhuriyeti devleti işte bilmem ne evleri açtı. Böyle hamagatlık yok. Osmanlı'da resmi devletin müsaade ettiği ilk genel evleri var. 1822'lerde ilk açılan genel evi. İstanbul'da. Sonra değişik illerde, değişik ilçelerde. İşte tanzimatçılar getirdi, şunlar getirdi, bunlar getirdi. Bırak kardeşim ya. Onun altına devlet imza attı mı attı. 1800'lerden itibaren fuhuşla alakalı sıkıntı var ülkede. E devam ediyor bu. Normalde Ankara Ticaret Odası 2004'te bir rapor yayınlamış.
2004'te o zaman için iki yüz bine yakın fuhuş yapan kadını tespit etmiş. Ankara Ticaret Odası'nın 2004'teki raporu. 2016'da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Profesör Doktor Ayşegül Akbay. 2016 yılında bir çalışma yapmış. Yüz elli bin kişi fuhuş yapıyormuş. Yani normalde 2002'de yirmi beş binmiş bu sayı.
Bu böyle az önce biz aslında bu soruyu da ne geleceğini de bilmiyorduk ha. Ben kendimce böyle bir not aldıydım buraya. Şimdi enteresan bir şey. Hatta sohbetten önce Salim'e hesaplatıyorum. Salim 2002'de fuhuş yapan diye de demedim. 2002'de yirmi beş bin kişi olan dedim. Hesapladıkken ben onları hesaplattım. Onlar da neyi hesapladıklarını bilmiyorlar. Soruyla tevafık oldu şimdi. Normalde şu anda yaklaşık olarak o artımla 2002'den bugüne bin üç yüz elli yüzde bin üç yüz elli artmış fuhuş. Yani bir ülke düşünün. 2002 ile iki bin yirmi arasında on sekiz yıl arasında yüzde bin üç yüz elli kişi artmış. Bu tespit edilebilen vakalar.
Tespit edilebilen. Yani devletin işte polisine, savcısına, devletin adalet bakanlığı birimlerine düşen meseleler bunlar. Düşmeyenler yok. Yani kapalı, gizli, örtülü, yol kenarında orada, burada, ıvırda, zıvırda fuhuş yapanlar veyahut da işte gizli, saklı fuhuş yapanlar bunun artasında yok. Bir bu kadar daha koyarsan o zaman yüzde iki bin yedi yüz artmış dersin fuhuş. Bir ülke düşünün kıymetli arkadaşlar, kıymetli kardeşler. Fuhuş yüzde iki bin yedi yüz artmış on sekiz yıl daha. Yani yüzde üç bin artmış, yüzde üç bin artmış. Bunun fazlası vardır, eksikliği yoktur. Bir ülke düşünün, bir ülke her yıl fuhuş yüzde yüz artıyor. Yani enflasyon artmıyor yüzde yüz.
Hiçbir şey yüzde yüz artmıyor. Fuhuş artıyor yüzde yüz. Uyuşturucu artıyor her yıl yüzde yüz. Borçlular artıyor her yıl yüzde yüz. İcrada otuz milyon dosya var bu ülkede. Otuz milyon dosya. Seksen beş milyonluk bir ülkede otuz milyon icra dosyası var. Bakın ülke seksen beş milyon. Bunun at yirmi beş milyonunu gençler olarak, genç ve çocuklar olarak kaldı altmış milyon. Bunun altmış milyonun yarısını otuz milyon bayanlar olarak at. Erkekler kaldı otuz milyon. Bu ülkede otuz milyon icra dosyası var şu anda. İki bin yirmi olarak. Otuz milyondan fazladır da otuz milyon diyeyim ben. Çünkü iki bin on dokuzdan iki bin yirmiye devreden icra dosyası yirmi altı milyon filandı.
Devreden yirmi iki milyon mu? Yirmi altı milyon mu ne şimdi? Geçmiş gün. Otuz milyon ya bu isteyen açıp internetten bakabilir. İki bin yirmi de fazladır. Eksiği yoktur. Kıymetli dostlar. Biz nereye gittiğimizin farkında değiliz ya. Ben böyle söyleyince herkes işte sen şöyle mi oldun, sen böyle mi oldun? Canım kardeşim bir ülke düşünün. Seksen beş milyonluk bir ülke düşünün. Otuz milyon lira dosyası var. Bu ülke bir ülke düşünün. Her yıl fuhuş yüzde yüz artıyor. Her yıl uyuşturucu yüzde yüzden fazla artıyor. Fuhuş yüzde yüzden fazla artıyor. Uyuşturucu yüzde yüzden fazla artıyor. Borç yüzde yüzden fazla artıyor. Cezaevlerine yüzde yüzden fazla suçlu gidiyor.
Bir ülke düşünün. Ya biz hala da baş parmaklarımız kulak mememizin neresine varacak diyor. Onu tartışıyoruz ya. Ülke felakete sürükleniyor. Biz kulak memesindeyiz. Ülke burada böyle karanlık feryat ediyormuş gibi söylemiyorum canım kardeşlerim. Bunları da kendi kafamdan da uydurmuyorum. Kendi kafamdan uydurmuyorum. Otuz milyon icra dosyası var. Otuz milyon. Her yıl yüzde yüz artan bir fuhuş dosyası var. Her yıl yüzde yüzden fazla eşcinsel çoğalıyor. Her yıl beş bin aile boşanıyor ülkede.
Bu normalde en son 2019'da beş milyonun beş bin üzerinde aile boşanmış. Yani beş bin üzerinde boşanma deyince on milyon boşanmış insan var. Her yıl on milyon. Nereye gidiyor? Bunların çocukları nerede? Bunların çocukları nerede? Biz sakalımızın boyunu tartışacağız. Oturmuşuz boş işlerle tartışıyoruz biz. Evet zekatı vermeyince kuraklık baş gösterecek. Kuraklık var ki zaten on yıldan beri kuraklık var ülkede. On yıldan beri kuraklık var ülkede. Yıldan yıla kuraklık devam ediyor.
Yıldan yıla kuraklık devam ediyor. Ülke olarak komple tövbe etmemiz lazım. Ülke olarak komple kendimizi değiştirmemiz lazım. Siz kendinizi değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Biz ülke olarak kime haksızlık ettik? Kime karşı yanlış davrandık? Helallaşmamız lazım. Bütün ülkenin helallaşması lazım. Devletin kendi vatandaşlarıyla helallaşması lazım. Hukuksuzlukların ortadan kaldırılması lazım. Adaletsizliklerin ortadan kaldırılması lazım. İhalelerin şeffaf yapılması lazım. Rüşvetin ortadan kaldırılması lazım. Kendi partidaşlarımıza, kendi yandaşlarımıza, devletin ve belediyelerin peşkeşlerinin durdurulması lazım. Kendi etraflarına, milletvekillerinin, siyasetçilerin, belediye başkanlarının, bu siyaset ve yüksek bürokratın etrafına kamu mallarını ve kamu paralarını peşkeş çekmelerinin önüne geçilmesi lazım.
Hangi parti olursa olsun, fakir fukaranın cebine para girmesi lazım. Fakir fukaranın cebine para girmesi lazım. Ben soruyorum etrafımdaki insanlara, ne kadar maaş alıyorsun? Asgari ücret. Öbürküne soruyorum, ne kadar? O 3000 lira alıyor. Öbürküne soruyorum, 3500 lira alıyor. Bugün Bursa'da en kötü evin aylık kirası 1000 lira. Doğalgazı, elektriği, suyu 1500 lira. O adamın 2300 liraya nasıl geçinsin? Geçinmesi mümkün değil onun. O adam açlık sınırının altında. Açlık sınırının altında o. Bütün dünya üzerinde belli bir zümre yaşıyor. Belli bir zümre yiyor, içiyor, harcıyor. Pavyonlar kapatıyor, gece kulüpleri kapatıyor.
Lüks ve sefahat içerisinde yaşıyor. Siyasetçiler, bürokratçılar, böyle zengin iş adamları hep beraber bütün dünyanın altını ve üstünü yiyorlar, yiyorlar, yiyorlar. Doymuyorlar, doymuyorlar. Doymayacaklar da zaten. Fakir, fukara eziliyor. Bedenini satıyor ya. Biz de oturuyoruz buradan, işte o an, vay şöyle namussuz kadın, vay böyle namussuz adam. Sormuyoruz ki ya ne yaşıyorsun diye. Sormuyoruz ki. Gece yarısı bir kadın beni aradı. Ben öbür telefonumu açacağım hocam dedi. Dedim ne oldu? Benim çocuğum aç evde şu anda dedi. Bildiğin aç dedi.
Ben kadına nasihat ediyorum. Yapma, etme, fuhuş yapma diye. Saat iki. Ben tekkeden sohbetten çıktıydım. Hiç unutmuyorum. Dedim bekle. Garajda işte yaptım diye söylemiyorum bunu. Başka bir şey için söylüyorum. Birisi bir bakıyorsun açlıktan yapıyor. Dini bilmiyor ki. Haramı, helalı bilmiyor ki. Çocuğu aç ya. Çocuğu aç. Bir anne düşünün, çocuğu aç. Bir baba düşünün, çocuğu aç. Aç ya aç, aç, aç. Bu zamanda aç. Evet aç. Evet. Siz yüksek siyasetçiler bunları dinlemezsiniz.
Siz yüksek bürokratlar bunlardan haberiniz yoktur. Siz yüksek zenginler bunlardan haberiniz yoktur. Sabahın altısında mesaj geliyor bana. Ben donuyorum, üşüyorum diye. Sesli. Siz yüksek bürokratlar, yüksek siyasetçiler. Siz insanların ne yaşadığının farkında değilsiniz. Kenar mahallelerden farkında değilsiniz. Siz iki tane erzek poşeti alıp televizyonlara gösteri yapıyorsunuz. Onu biliyorsunuz. Siz iki tane erzek kutusu alıp medyaya yayın yapmasını çok iyi biliyorsunuz. Ama bu vatandaşın, bu insanların ne yaşadığını bilmiyorsunuz. Bilmiyorsunuz.
Bir taraf har vurup harman savuruyor. Bir taraf lüks bir hayat içerisinde yaşıyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin. Villalar, villalarının önlerinde 3-4 tane arabalar, paraları, pulları. Onlar da hak görüyorlar kendilerine. Alın, yiyin kardeşim ya. Yiyin. Gözümüz yok. Gözü olanın gözü çıksın. Ama fakir fukaraya da bakın ya. Fakir fukaraya da bakın ya. O fakir fukaraya da zekatınızı verin ya. O insanların Allah'ın size bahşettiği, onlardan dağıtın. Dağıtmıyorsunuz. Zekat ödemiyorsunuz. Zekat dağıtmıyorsunuz. Evet, fuhuş serbest, uyuşturucu serbest, kumar serbest. Haksızlık, uğursuzluk, adaletsizlik serbest.
Tabi korona olacak bütün dünyaya. Ondan dair rant elde edeceğiz diye uğraşıyorlar. Edemeyeceksiniz. Edemeyeceksiniz. Sebep, Allah intikam alacak. Altını üstünü getirecek. Korona başladığı zaman söyledi. Müminler bundan korkmasınlar. Neden? Ölürlerse şehit olurlar. Bu dünya zindanından, bu dünya cifesinden Allah onu kurtarmış olur. Allah kurtarmış olur. Ama müşrikler, münafıklar korkun. Korona sizi alt edecek. Huddun rüzgarı gibi alacak, yalayı verecek sizi.
Hani deprem olur ya, diyorlar ki Hazreti Peygamber'e imanlılar, onlar şehit olur diyor. Onlar şehit olur. Onlar da bundan depremden alırlar alacağını. Ama iman ehli şehit oldu. Onun için müjde. Korona, iman ehli için müjde. Şehit oldu. Namazında, abdestinde, orucunda, zikrinde, fikrinde. Her şeyin Allah'tan geldiğini biliyor. Duasında, niyazında. Allah'tan geldi. Onun için müjde. Öbür taraf için kabus. Kabus. Cenab-ı Hak nerede adaletsiz, nerede şerefsiz, haysiyetsiz, hukuksuz, kafir, zalim varsa, koronayı onların başlarına musallat etsin de dünya temizlensin. Amin. Bizim elimizde silah yok, mermi yok, kanun yok.
Yok elimizde bizim. Gücümüz yok, kuvvetimiz yok, kudretimiz yok. Allah nerede zalim, nerede hain, nerede hırsız, arsız, uğursuz var ise, Nerede kafir, münafık, fasık var ise, onların başına musallat etsin. Nerede adaletsiz davranan, hukuksuz davranan, adaleti ve hukuku kendi heva ve hevesine göre devşiren, değiştiren varsa, Cenab-ı Hak onların başına musallat etsin. Allah onlara gün yüzü göstermesin bu dünyada. Cenab-ı Hak mahşerde de bu fakirin, fukaranın, bu mazlum insanların hakkını, hukukunu alacak muhakkak. Allah yiyesin. O yüzden kuraklık devam ediyor, kuraklık devam edecek. Bu insanlar haksızlıktan, hukuksuzluktan geri dönmezlerse, bu dünya tövbe edip geri dönmezse, devam edecek.
Ya ne demek erkek erkeğe evlenmek? Lut'un kavminin, yani Lut'un peygamber olarak gönderilen kavmin, yapmış olduğu bu lanetlik iş serbest yani, düşünsenize. Ve yasalarla korunuyor, düşünsenize. İşte İstanbul Sözleşmesi, düşünsenize. İşte videolarda çıktı, erkek erkeğe nikahlanıyorlar, evleniyorlar.
Ülkemizde, düşünsenize. Evli kadın sevgilisiyle buluşmak için İstanbul Sözleşmesi'ni gösteriyor. Diyor ki, kocam beni taciz ediyor, tehdit ediyor. Kocasına evden uzaklaştırma, adam da bangır bangır bağırıyor. Sevgilisini alacak eve diyor. Sonra kadın sevgilisini alıyor eve ve adam basıyor evi. Düşünsenize, bu hale gelmişiz. O yüzden, o yüzden diyorum, başımıza ne gelecekse gelecek, afat gelecek. Allah Hud'a göndermiş, Lut'a göndermiş, At kavmine göndermiş, Semud kavmine göndermiş. Azgınlaşmış insanlar, Cenab-ı Hak onları helak edecek. Bir şey göndermiş, bir azap göndermiş. Şimdi de ne yapıyor?
Salgın hastalık gönderiyor. AIDS gönderiyor, SARS gönderiyor. İsim koyuyorlar boyuna. Alfabede harf kalmadı. Bir ara veba çıkmış, ortalığı kıran getirmiş. Şimdi de korona çıktı. Ortalığı kırıyor, kırıyor, kırıyor. Düşünsenize, yani Türkiye sağlık sistemi olarak övündüğü bir sistem doldu. Doldu, bildiğiniz doldu. Boş yatak yok ortalıkta. Allah bizi affetsin. Mümin kime denir? A, ikinci soru var. Her vakit abdest yenilemem gerekiyor. Bu yüzden çalışırken veya dışarıdayken namaz kılmam zor geliyor veya kılamıyorum. Nasıl bir yol izlememi tavsiye edersin. Cem etmeye çalış, canım kardeşim.
Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız demiş. Öğlenle ikindiği cemette, akşamla yatsıyı cemette. Mümin kime denir? Mümin iman edip, ibadetlerinde, ahlakında, hukukunda, her şeyinde Kur'an ve sünnete uyan kimseye denir. Kısaca. Hadis-i şerifte buyuruyor ki, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in, sabahın evvelinde ve akşamleyin, Allah yolunda geçirilen birer saat, vakit dünyadan ve dünyadakilerden daha hayırlıdır.
Allah yolunda ilim öğrenmeye gitmek, zikrullah yapmaya gitmek, Allah yolunda bir kimseye nasihat etmeye gitmek, sohbete gitmek, Allah yolunda işte birilerine yardım etmeye çalışmak bunlar. Sizi intisap eden topluluk veya kişiler üzerinizdeki hayaliniz ve onlar için tasavvur ettiğiniz yaşam tarzı halif dervişlik, dünyanın yolculuğu nedir acaba?
Ben kardeşlerin Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlı olmalarını, vatanlarını sevmelerini, milletini sevmelerini, Kur'an ve sünnet yolunu öğrenme, öğretme, yaşama yolunda çalışmalarını, gayret etmelerini, koşmalarını isterim, hayal ederim. Selamun Aleyküm İbrahim Suresi ayet 27'de Hz. Allah şöyle buyuruyor. Allah imana erişenlerin durumunu sapasağlam ve dosdoğru bir sözle hem dünyada hem ahirette sağlamlaştırır. Bu ayette geçen imana erişen kimseler hangi vasıflar ve sıfatlara sahip olmalı ki Hz. Allah'ın bu hitabına mahzar olsun. Onlar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırlar, Kur'an ve sünnetten asla taviz vermezler. Hem felsefi olarak, hem fikri olarak, hem yaşantı olarak, hem akli olarak, hem hal olarak her şeyle Kur'an ve sünnete göre yaşayanlar.
Benim bildiğim o. Bu vasıflara sahip olmak için zahiri anlamda elzem derecede yapılması gereken ve sakınılması gereken şeyler nelerdir? Haramlardan uzak durun, dilinizi koruyun, ibadetlerinizi yapın, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın. Sağlam ve dosdoğru bir söz ile kast edilen kelime-i tevhid midir? Eğer öyleyse kast edilen kelime-i tevhid, zahiri anlamda zikir olarak dil ile söylediğimiz kelime-i tevhid midir? Kelime-i tevhid deyince bu uzun bir mesele. Kanun koyucu olarak Allah, hükmedici olarak Allah, her şeyin dizayn eden olarak Kur'an ve sünneti ve Allah'ı görmek. Tevhid bu. Biraz hızlı koşacağım, hakkınızı helal edin. Kırt dört tane daha soru var. Bitirebildiğimiz yere kadar hızlı koşacağım. Kırtlar eline Recep, Covid-19 yakalandım, duanıza ihtiyacım var.
Allah, Müslüman alemini korusun. Allah muaynin olsun Rabbim şifa versin inşallah. Sohbette donma problemi yaşıyorum. İlk iki dakikada YouTube dolmuş, düzelmiş. Biz burada donmadık, gayet sıcak burası. Selamun aleyküm, hayırlı geceler. Cinsel ilişki sırasında makattan sürünmek haram mı? Makatta cinsel ilişkiye girmek haram. Fıkıh anlatabilir misiniz hocam? Hayırlı akşamlar diliyorum. Fıkıh, bir insanın dinini yaşamada muhakkak ve muhakkak. İlmal bilgisi dediğimiz şey, en az miktarı. Onu öğrenmesi lazım.
İmam nikahı yapılmış, nişanlılar ayrılınca kız tarafı takılan altınlar erkek tarafına vermeme hakkı var mı? Mehir olarak gram belirtmeden beş bilezik denilmiş, nişanı erkek tarafı bozmuş. Kızın namusuna dil uzatmışlar. Kız 16 erkek, 23 yaşında. Şimdi bu iki tarafı da dinlemek lazım. Yani o nikah kıyıldı, nikah da ne oldu, ne gitti bilmiyoruz.
İkikisinin arasında çünkü o. Nikahta ne olup bittiğini bilmediğimizden dolayı, mehrin ne kadar verilmez, ne kadar verilmez. Ona ayrı hükmetmek lazım. Ona böyle hükmedemeyiz. O yüzden yani normalde şimdi ortada nikah var, ne olduğunu bilmiyoruz. Hanefiler onu ayrıntılı bir şekilde anlatmışlar çünkü. Onun her iki tarafı da dinlemek lazım.
Hani geldi birisi dedi, ya Resulallah ben geçinemiyorum. Dedi ne kadar maaş alıyorsun? Dedi ki beş dirhem alıyorum. Söyle dedi hazineye senin maaşını üç dirheme indirsinler. O gitti hazinada dedi, Hazreti Peygamber'in emri var bana üç dirheme diyeceksiniz. Bir müddet sonra onunla karşılaştı, sordu ona geçinebiliyor musun? Allah razı olsun ya Resulallah. Üç dirhem olduğundan beri çok rahat geçiniyorum dedi. Biz de şimdi geçinemiyorum diyene beş lira daha veriyoruz. Bereket yok, sünnet. Geçinemiyorum deyince beşten üçe indir diyor. Çocuğa arsık veriyorsun örneğin. Ne kadar? Aylık iki yüz lira. Yetmiyor, yüz elli lira düşüreceksin. Bu cimrilik değil, bu sünnet yetirecek.
Bereket denecek, bereketini istesin Allah'tan. İfadelerini kullanmıştınız cumartesi sohbetinde. Evet bu ifadeyi kullandım. Önce burada bir parantez açayım. Bu, İslam'da siyaset konuşuluyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde devletin var olduğunu ispat için söyledim bunu. Yani devlet, beytül malden maaş veriyor. Yani bir devlet var, devletin memurları var. Ve devlet kendi memuruna hazineden para veriyor. Bunu ifade etmek için anlattım bunu. Olay başka yerlere gitti tabii. Türkiye'de herkes her şeyi istediği yöne çekebilir, çektirebilir, istediği algı operasyonunu yapabilir noktasından bunu normalde gitti de gitti. Bununla alakalı, geçtiği kaynağı öğrenebilir miyim dedi.
O sohbetten sonraki hafta ben açıklamıştım bunun kaynağını. O sohbetin arkasındaki sohbeti dinleyebilirsiniz bunu. Yoksa insanların maaşını kesmesini, insanların maaşlarının aşağı inmesini söylememiştim. Bugün insanlar fakir, bugün asker ücretle alan insanlar açlık sınırının altında. Az önce anlattım daha. O yüzden böyle bir şeyi söylemek abes. Ama vuracaklar ya Mustafa Özbağ'a. Vurdular. Selamun Aleyküm Hocam. Benim babam haftanın üç günü içki içiyor. Çok şiddetli vefkül oluyor. Anneme zulmediyor. Korkuyorum bir şey olacak diye. Babam 22 yaşında içki içmeye başladı. Şimdi 60 yaşında.
Babam bu haline çok üzülüyorum. Bir yandan kalbime nefret geliyor. Rabbime hep dua ediyorum bu konu hakkında. Yardımcı olabilir misiniz? Nasihat verir misiniz? Kafam karışık. Canım kardeşim. Ailene sahip çık. Babana da nasihat et. Annene sahip çık. Allah yardımcın olsun. Kolay değil. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben yaslanarak yemek yemem demiş. Burada anlatılmak istenen ayaktayken mi? Hadisi açıklar mısınız? Böyle yan yaslandı yemek yiyor. Böyle yaslanarak yemek yemek. O sünnete aykırı. Normalde bir kimse yan gelir yaslanır bir yastığın üzerine. Önceden yerde oturulup yeniliyordu. Öyle. Veya yaslanıyor. Şimdi mesela masaya yaslanıp da yiyor. Veya masaya böyle elini kolunu koyup da böyle yiyeceğim diye uğraşıyor.
Bunların hepsi de yaslanarak da yemek. Yemek yiyeceksin. Masada mı yiyorsun? Evet. Bacak bacak üstüne atma. Nimete hürmetsizlik etme. Şimdi insanlar çoluk, çocuk, kadın, erkek yemek yiyecek masada. Bacak bacak üstüne atıyor. Masada yiyorsun zaten sünneti terk ettin. Eyvallah. Ya bir de bacak bacak üstüne atma. Nimete edepsizlik etme. Edebinden otur. Edebinden ellerini de böyle normal bir şekilde koy. Yaslanma böyle. Böyle yiyeceğim diye uğraşıyor. Yaslanma. Aman her şeyimiz gevşedi. Yemek yeme adabımız kayboldu. Kayboldu. Dizlerini yaslıyorlar. Böyle uzaktan alıyor. Veyahat da işte ekmeği tek eliyle kıvıracağım böyle tek eliyle koparacağım diye uğraşıyor.
Mıncıklıyor ekmeği. Ya al iki elinle ekmeği kır. Ondan sonra bancaksan tek eliyle ekmeği mıncıklayacağım diye uğraşıyor. Veyahat da ne bileyim işte sol eliyle yiyor. Yemek yemeği adabını kaybettik. Eş, çoluk, çocuk hepimiz kaybettik. Allah muhafaza eylesin. Sahabe, peygamber efendimizin sormuş size nasıl vahiy geliyor diye. Mübarek sallallahu aleyhi ve sellem vahiy gelme çeşitlerini anlatmış. Vahiy gelmesi ilmin ledün sahibi bir mürşidin kalbine ilham gelmesiyle benzer bir durum mudur? Değildir. Vahiy ayrıdır. Onu Cebrail aleyhisselam indirir. Mürşid-i Kamil'in kalbine gelen ilham ayrıdır. Efendimiz kimi vahiy gelme çeşitlerini anlatırken fiziksel olarak yaşadığı zorlukları anlatmış.
Bu mürşidin yaşadığı tarzda bir şeyler midir? Onlar normalde yüzde biri bile yaşamazlar. O gelen ilham öyle vücudi zorluklar olmaz. Zikrullah yapacağım saatin gelmesini yüreğim ağzımda bekliyorum. Sanki kalbime kendime hakim olamıyorum. Bayılıversem rahat edecekmişim gibi hissediyorum. Ama bu hiç toplu zikir yapacak yanılıyor. Kendi kendime zikrederken çok mutlu ve rahatım. Bu durum toplu zikrullahta sorumluluk sahibi olmaktan mı? Evet. En son zikrullah yaparken bebeğim kucağımda bütün bedenimi hak diyor, hak diye atıyordu sanki. Bunu ben mi hayal ettim? Bu mümkün mü? Bu mümkün. Selamun Aleyküm hocam. Rabbim sizden ebeden ve daima razı olsun.
Allah tüm kardeşlerimize yardım etsin. Maddi manevi, sıkıntıda olanların sıkıntılarına def etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Muska ya da Muska adı altında ait Esma-ül Hüsnan yazılı kolyeler takılabilir mi? Bazılarının üzerindeki yazılar anlaşılmıyor. Bu şekilde de olsa bir sıkıntı var mı? Üzerinde bir kimse Fatiha-i Şerifi, Allah'ın isimlerini, besmeleyi üzerinde taşıyabiliyor. Rukye deniyor buna. Bu caiz görülmüş. Bunda bir sıkıntı yok. Alimlere üstünlük taslamak veya sefihlerle mücadele etmek veya insanları kendisine çevirmek için ilim öğrenen kimse cehennemdedir.
Sefih'in anlamına baktığımız zevk ve eğlenceyi aşırı derecede düşkün kimse olarak görünüyor. Farklı bir anlamı mı var? Neden bunlarla mücadelenen cehennemdedir? Yani normalde sefihlerle, zevk ve sefa içerisinde böyle kibirli, onlarla böyle mücadele etmek için ilim öğrenilir. Ne üstünlük sağlamak için ne de normalde etrafla mücadele etmek için. Allah için öğrenilir. Allah için insanlara nasihat edilir. Nasihat da sizden isteyene edilir. O yüzden ilim birine böbürlenmek için, birine kibirlenmek için, birinin eksini, kusurunu ortaya çıkarmak için öğrenilmez. Mesutkiler, selamlar ve saygılar ve aleyküm selam. Buradan rüya dinlemiyorum hakkınızı helal edin.
Kendi kendimize irademizi güçlendirmek için neler yapabiliriz? Allah'ı çokça zikredin. Bir şeye karar verdiğinizde o vermiş olduğunuz karar eğer doğruysa onun üzerinde titizlikle ve disiplinle durun. Yunak, Ahmet Kerim Kınalı, annemi evvelsi gün annemi üzdüm benimle konuşmuyor. Ne yapmam lazım? Git elinden, ayağından öp. Git yanaklarından öp. Özür dile ondan Ahmet. Bağışlamaya Osmanlı, âliyeden de gelmiş geçmiş ruhlarını diye eklemek uygun mu? Uygun. Ekleyebilirsiniz. Şimdiye kadar virüslere karşı bulunan her aşı ortalama 20-30 yılda bulunabilmişken, koronaya karşı Çin ile anlaşılan aşı ne kadar güvenilir bu konudaki düşünceleriniz?
Yani ben açık konuşmak gerekirse bugünkü tıp endüstrisine güvenmiyorum. Hiç ilaç endüstrisine güvenmiyorum. Ama yani elimizde başka alternatif bir şey bırakmadılar. Yani ben mümkün olduğu müddetçe mesela işte endüstriyel bu ilaçlardan kullanmaktansa, ottan, çöpten hani derler ya, onlarla işimi götürmeye gayret ediyorum.
Mecbur kalırsam tabii yine gidip işte bu ilaçların en yan tesiri, az olanını soraraktan kullanmaya gayret ediyorum. Ot çöp deyince biz gene ot çayımızı içelim. E şimdi böyle olunca işte örneğin aşı, eli mahkum insanların şimdi. Ha güveniyor musun, benim güvenip güvenmemem bir şey değiştirmeyecek. Yani sonuçta devletler aşıyı mecbur edecekler. Örnekliyorum. Şimdi vurulmayacağım diyorsunuz ya mesela, aşı vurulmayanları tespit edecekler. Mahkemeniz var, aşısızsan giremezsin diyecekler. Mecbur aşı vurunca. Toplu taşıma araçlarına aşısızsan vurunca binemeyeceksin diyeceksin, mecbur aşını vurunca. AVM'lere aşısızsan vurunca giremeyeceksin diyeceksin, mecbur vurulunca.
Mesela sağlık personelini mecbur edecekler. Bence önce 65 yaşı üstü Kur'an'i kararsızlıkları olanlara mecbur edecekler. Bence, bütün dünyada. Neden? İlk ölenler onlar olsun diye. Bence. Zaten adamın kalbi var işte, ben ne? Kronik rahatsızım. Neyin var benim? Şekerim var. Kronik rahatsızım. Neyin var? Damar tıkanıklığım var. Öleceksem önce ben öleceğim. Önce biz de uygulayacaklar. Diyecekler ki, önce siz bir vurunun bakalım siz bir. Ölecek olanlar bir ölsün. Örneğin, dünya üzerinde böyle ben şey yapıyorum. Herhalde sağlıkçıları mecbur kullanırlar. Onlar topun ağzında. Mesela okullar. Diyecekler ki, okulları açıyoruz.
Bütün çocuklara aşı vuracağız. Ne yapacaksınız? Mecbur edecekler. Havaalanlarını mecbur edecekler. Diyecekler ki, aşısız kimseye havaalanını almıyoruz. Şimdi örneğin yurt dışına gitsen değil mi? Ne yaptın? Bütün herkesten test yaptırıyor mu? Evet. Ve havaalanından içeri girerken herkes testi alıyor mu? Evet. Ya bir kibirlilik, bir kibirlilik. Dolaşıyorlar boyuna maske olarak. Ya bu havaalanında tespit ettiğin kadar, sokaktakini de tespit etsem büyümeyecekti bu kadar bu. Ya havaalanına girenler zaten negatif test olarak testini yaptırmış, girmiş içeri. Ama yok. Böyle enteresan uygulamalar var. Mesela, diyecek ki, işte havaalanına girenler mecbur aşılanacak.
E yurt dışına gidecek olan kimse aşılanacak. Veya yurt dışından gelmiş aşılanacaksın, diyecek aşılacak. Yani sonuçta, peyderpey, birkaç ay içerisinde bütün ülkeler aşılacaklar. Ha bu aşı ne kadar doğru sonuç verir, ne kadar doğru sonuç vermez. Bunlar ayrı bir tartışma. Dilipa'a göre korona bile yok. Yani Abdurrahman Dilipa'ı izlerseniz eğer, korona yok. Hastaneler neden dolu bilinmiyor. O yüzden normalde, yani bir bakıyorsunuz bazı Avrupa'daki yayınlar, Avrupa'dan gelen profesörlerin, doktorların, ilim adamların yayınları var. Tersine, yani bir bakıyorsunuz, daha önceki aşılar, işte 25-30 yılda ancak hazırlanabilmiş, kullanılma haline gelmiş. Hatta bazıları tam da başarılı değil hala da.
Ama, yani teknoloji ilerledi ama korona aşısını bir senede buldular. İşin içerisinde milyon dolarlar var bir de. Bir de, işin bu tarafı. O yüzden bu Çin'le veya Almanya'yla olan anlaşma değil veya ülkede de, bizim ülkemizde de şimdi aşı çalışması yapılıyor. Yani ne, nereye kadar doğru, ne, nereye kadar yanlış. Yani sonuçta, hani birisi gelmiş, bağırmış, evim yanıyor demiş, millet koşturmuş. Bakmışlar ki, yalan, ikincisinde tekrar evim yanıyor demiş, yine koşmuşturmuşlar. Bakmışlar ki, yalan, üçüncüsünde gerçekten adamın evi yanmış, kimse koşmamış. O yüzden bu insanlara yalan söyleniyor, bütün dünya insanlarına. Bugünkü dünya üzerindeki tıp demek, yalancı demek. Yalan söylüyorlar. Dünya Sağlık Örgütü denilen örgüt, en büyük yalancı.
O yüzden yani normalde, ya inanmak istiyoruz işin doğrusu. Ya ben inanmak istiyorum ama inanamıyorum ki. Bakın inanamıyorum. Bizim gibi, gelişmekte olan ülkelere veya az gelişmiş ülkelerin üzerinde türlü türlü oyunlar oynanıyor. İnanamıyor insan. İnancımızı yitirdik, kaybettik. Allah tüm evlatlarımızı namaz kılanlardan eylesin. Namazların arkasında çekemediğimiz kelimeyi, tevhidi, sonra da nasıl kazasını yaparız. Gece hepsini de çek inşallah.
Kur'an-ı Kerim okurken seviş secdesini yapmadım. Sev Kur'an-ı Kerim okurken seviş secdesi değil, tilavet secdesi oluyor. Nasıl kazasını yap. Hemen yap secde, bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Ben bir yıl aşkın bir süre önce, şu an hatırlayamadığım sebeplerden dolayı, bir şeylere, birilerine kızdım ve dergâhtan, zikirden ve derviş abilerden, kardeşlerden uzaklaştıkça uzaklaştım.
Bu süre içinde de açıkçası dağıldım. Her şey eskiye döndü. Yani ne vird kaldı çektim, ne namaz kaldı, ne de kalpte, dil de zikir. Üstelik bunlarda gidince haramlara ve büyük günahlara girdim. Daha da kötüsü bir süre sonra bu günahlardan üzüntü duymamaya başladım. Ve kasten bu günahlara dalmaya başladım. En son ne zaman namaz kıldığımı vird çektim bilmiyorum. Ben tüm bu zamanlar içinde çok üzgünüm. Yeniden toparlanmak istiyorum. Sizden özür dileyip helalleşmek istiyorum. Ancak ne yüzünüze bakacak yüzüm var, ne de sorsanız yaptıklarımı anlatacak yüzüm var. Dilim varmaz, ne yapmam lazım. Hadisi kutsi, kul günah işledi, döndü, tövbe etti. Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek, Rabbisini hatırladı, onu affetti.
Kul yine günah işledi, yine döndü, tövbe etti. Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek, Rabbisini hatırladı, Allah onu affetti. Kul yine günah işledi, yine günah işledi, yine döndü, tövbe etti. Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek, Rabbisini hatırladı, Allah onu affetti. Dön kardeşim, dön devam et. Yoluna, işine, izine. Daha bir de hani neden ayrıldığına, neden bıraktığına dair, sebebi bile unutmuşsun. O kadar incir tekirden doldurmayacak meseleler. Nefsimize uymayalım inşallah, derlenelim, toparlanalım. Selamun aleyküm, benim bir sorum olacak. Ben eşin, dostun tavsiyesiyle, bir hocayla görüştüm. Çocuğumun yaramazlığı çok yüksek boyutta.
Kendine zarar vermeye, gece çığlıklarla uyanmalara başladı. Ben bunları hocaya anlattım. O da bana çocuğunun elinin fotosunu at dedi. Ben de attım, sonra tekrar beni aradı. Çocuğunda bir şey yok, çok mert, akıllı, yemeğe, içmeye, para harcamaya düşkün bir çocuk dedi. Ama çocuğun üstünde bir şey var, sen bir şey adamışsın. Ya bunu eksik yaptın ya da hiç yapmadın dedi. Benim de hiç adamım yok, olanı da yaptım zaten. Bunun kalkması için ne yapmalıyım? Yani o hocaya soracaksın, bizim bildiğimiz bir şey değil canım kardeşim. Delinin birisi bir taş atıyor, kırk tane akıllı çıkaramıyor. Sen ona diyeceksin ki, böyle böyle bu nedir? Ona soracaksın.
Biz böyle eldeki fotoğe bakıp da böyle şeylerden anlayan bir kimse değiliz canım kardeşim. O yüzden kusura bakma. Selamun Aleyküm. Tekkeye bağışlamak üzere çay almaya niyetlenmiştim. Şimdi niye yapabilirim? Bir de ev sahibi olmamız için dua eder misiniz? Allah bütün herkese en hayırlısını versin inşallah. Selamun Aleyküm. Deccal dünyada mı? 33 tane yalancı Deccal çıkacak diyor. Demek ki Deccal hiçbir zaman şey değil. Ne o? Dünyada bir vekili var. Burada dünyada olduğunu söylüyorlar. Selamun Aleyküm. Ben sizin sohbetlerinizi paylaşıyorum Facebook'ta. Çok bazı kendini bilmezler, tepki gösterirler. Ben bunlara karşılık veriyorum.
Günaha giriyor muyum? Allah razı olsun. Yani sosyal medyada karşılık vermeye kalkarsanız sonu yok ki. Koronadan ölenler abdest ve yıkanmadıkları için günaha var mı? Onların suçu değil. O yüzden bir şey olmaz. Bir ortamda iki dervişten biri karşısındakının diyeceğinden önce derse karşısındaki dervişin ne diyeceğini mi tahmin eder? Yoksa karşısındaki derviş kendisinin ne diyeceğini mi tahmin eder zihninde? Yani kim kiminkisini tahmin eder aslında. Bu harika bir şey bak işte. Yani oturacak iki derviş. Birisi bir şey söyleyecekken önce karşısındaki söyleyince kim kiminkini daha önce tahmin etti. Allah yi etsin sizi. Özellikle batının ünlüleri hem bedeni hem manevi şekilde şeytana ve cinnilere kendilerine satmaları ve birçok şarkılarında şeytani satanizm ile ilgili sözler ve simgeler kullanılmakta.
Bu hususu bize aydınlatabilir misiniz? Hiç dinlemiyorum, hiç seyretmiyorum. O yüzden rahatım dinlemez, seyretme. Geç. Vefalı olmak nedir? Ne yaparsak vefalı oluruz. Vefalı olmak, herkese karşı iyi niyetli davranmak, hüsnü zan beslemek, herkese teşekkür etmek, kimsenin sırrını açmamak, hiç kimseye sırtını dönmemek. Selamun Aleyküm.
Kişiyi yüzüne karşı övmek, onu manen boğazlamaktır adiş-i şerifini okumuştum. Eşlerin birbirlerini övmesi bu noktada sıkıntıyı yol açar mı? Birbirlerinizi yüzünüze karşı övmeyin. Canım kardeşlerim, lütfen rüya yazmayınız. Yorumlamayacağımı söylemiştim. Nefsi safiyeden sonra manevi mertebeler devam ediyor mu? Sen oraya çık inşallah görürsün. Maneviyatı yüksek bir kişi, cinler neden musallat olur, nasıl kurtulur bu kişi? Maneviyatı yüksekse neden cinler ona musallat olsun? Kişi öldüğünde ruhumu sadece alınıyor, kabri, nefsi ve canla mı giriyor? Kabir sorgusunda ruh o an için verilip cevap sorgusu olduktan sonra tekrar ruh geri mi alınıyor?
Mezarda kalan sadece beden mi? Mezarda kalan sadece beden canım kardeşim. Her şey Allah'ın şeffaf ruhunun içinde mi? Sen ruhun ne olduğunu nereden biliyorsun ki ya? Bir toplulukta gözünü dahi kırpmadan konuşmacıyı dinleyen, konuşmacının göz kırpmasına, nefes almasına dahi pür dikkat takip eden insanların yükünün altından konuşmacı nasıl kalkar?
Allah yardım etsin o kimseye inşallah. Bu gece dolunay var. O kadar güzel ki gökyüzü sohbeti uzatsanız, cemalinizle, aşkınızla, gecemiz daha da güzelleşse. Allah iyisin inşallah. Biz ev almak istiyoruz ama faize gelmek istemiyoruz. Emin evim gibi kurumsal yerlerden faizsiz olduğu söyleniyor. Almamız uygun olur mu? Bilmiyorum çalışma sistemlerine. O yüzden bir şey diyemeyeceğim. Hakkınızı helal edin. İşrak namazı ne zaman kılınır? Güneş doğup kerat vakti geçtikten sonra mı? Evet. İzmir'de ikamet eden ortodoks inancındaki bırak bayılının İslam olması için siz zat halinizden ve kardeşlerden dua talep ediyoruz.
Allah hidayet eylesin inşallah. İtikafa niyet edip her gün bir saat yatsın namazını ve zikirleri çeksek olur mu? Olur. Saatdik. Olur. Dediğiniz gibi zina arttı. Her yerde var. Hatta öyle hal aldı ki zina etmeyene garip bakıyorlar. Peki zina etmeyen, zina etmeyeni nasıl bulacak? Ve etmeyen edenle evlenebilir mi?
Arayan bulur. Etmeyene etmeyene bulur. Neden bulmasın? Herkes zina ediyor diye bir kaydı yok. Arkadaşlar çok uzun soru yazmayın diyorum. Okusam bir dert, okumasan bir dert. Nefis canlı bir varlık mıdır? Evet. Yoksa ruh mudur? Hayır. Şeytanın nefsi var mıdır? Hayır. Secde etme işinin sebebi nefsinden midir? Hayır. Felak Nas ve Fatiha surelerini okurken üçüncü günde regil oldum. Temizlendikten sonra okumaya üçüncü günden devam edeceğim. Evet. Sohbetlerinizde zikir yaparken şeytan yaklaşamaz diyorsunuz.
Bazen de şeytan halinizde görünür diyorsunuz. Bu ister istemez yüreğime korku salıyor. Hangisiyle mutmain olmak gerekiyor? Çünkü zikir yaparken şeytanın gelecek diye korkuyorum. Şeytanı görmek farklı bir şeydir. Şeytanın insanın kalbine oturması farklı bir şeydir. Ayağını sabitede de şeytan bizimle uğraşıyor muydu? Ve ayağını sabitedeki amellerimiz ahireti etkileyecek mi? Ayağını sabiteye geç o zaman öğrenirsin. Yani bakın az önce de ayağını sabiteyle alakalı da sorular soruldu. Şimdi bunlar ben ilim olarak anlatıyorum. Bunları anlattığıma pişman etmeyin beni. Neden pişman etmeyin? Yani canım kardeşim sen daha burnunun ucunu göremezsen ben ayağını sabite dedim diye ayağını sabiteden soruyorsun.
Az önceki arkadaşta işte ruhlar onca mıydı sonra mıydı? Ayağını sabitede ne yaşadın? Ruhlar alemini gördün mü? Hayır. Kendi ruhunu gördün mü? Hayır. Kendi ruhunun üç secdeye gidip gitmediğini gördün mü? Hayır. Ayağını sabiteyle ne işin var da? Yarınından haberin yok. Ayağını sabiteyle ne işin var da? Bu bütün herkese bu sözleri. Daha mülhümenin dersini almamışsın. Hu esması. Ne ayağını sabiteye soruyorsun? Bunu sufilik yolunda olanlara söylüyorum. Daha dur bakalım. Ondan sonra sen o batini veya sır perdelerine geçeceksin. Daha dur.
Hemen yani bakın. Ayağını sabite denilen şey Allah'ın ilmi ilahiyesi. Öyle bir yeri soruyorsun ki Cenab-ı Hak'ın bir kısım çok ender, seçilmiş, çok ender, velilerine açtığı kapıyı soruyorsun sen. Mübarek insan.
Mübarek insanlar. Yani öyle bir yere hani sen diyor ya çok özür dilerim sen bir saman çöpüsün. Dağı kaldıramazsın. Bu şimdi sorularını okuduğum kardeş için değil herkes için söylüyorum. Biz daha namazı dosdoğru kılamıyoruz sırlardan bahsedeceğiz. Biz daha haramı işliyoruz haramları göz göre göre işliyoruz sırlardan bahsedeceğiz.
Ümmet-i Muhammed bu hale geldi. Sabah namazına kalkamıyor benim gibi sırdan bahsedecek insanlar. Ele geleni giyiyor, dile geleni giyiyor. Herkes sırdan bahsedecek ama. Hayır bazen böyle zaman zaman böyle birkaç video attılar bana. Böyle böyle bir gizemli bir duruş, böyle bir gizemli bir ses, böyle gizemli bir konuşma. Çok sırlı adam. Moda oldu şimdi bu. Yani sünnet-i seneye işlemek en büyük sır canım kardeşim. Bir bayansın. Tesettürü tam anlamıyla yapmak en büyük sır. Bir erkeksin. Önce sakalını bırak. Bıraksana sünnet sakalını sen. Ne sırrından bahsediyorsun?
Sen bütün Hz. Peygamberleri göreceksin bir tamam sakallı. Hz. Sahabeleri göreceksin bir tamam sakallı. Sen Hz. Pir Efendilerimizi göreceksin bir tamam sakallı. Bütün velileri göreceksin bir tamam sakallı. Sen sakalsızsın. Nasıl olacak o? Bayansın. Sen Hz. Hatice annemizin yanağını gördün mü hiç rüyanda? Sen Hz. Fatıma'nın yanağını dudağını gördün mü hiç rüyanda veya halinde?
Göremez hiç kimse. Ancak kadınlardan böyle iyice makamı yüksek olanlar görür. Göremez hiç kimse. Ne ayağını sabitesinden başladınız ya. Bir tane erkek diyemez ki Hz. Fatıma annemizin ben elmacık kemiğini gördüm diye. Evet. İddia ediyorum buradan. Göremezler. Maneviyatlarının yetişmediğinden değil. Öyle tesettürlerine düşkündürler. Bakın öyle tesettürlerine düşkündürler. Siz ehl-i beyt kadınlarının kirpini dahi göremezsiniz. Tesettürlerine öyle riayet ederler.
Ey Ümmet-i Muhammed'in kadınları. Neredesiniz? 28 Şubat feracenizi attı. Mantolarınızı attı. Herkes tayt giyip geziyor şimdi. Light bir İslam oldu. İçleri görünüyor. İncecik her şeyleri. Taytlarla dolaşıyorlar. Vücut hatları meydanda. Vücut hatlarının içi görünüyor. Siz hangi ayağın sabiteden bahsediyorsunuz ya? Erkekler bile kadınlar gibi giyiniyorlar şimdi. Tayt giyiyorlar. Daracık pantolonlar, likralı. Ne ayağın sabitesi kardeşim ya? Yapmayın. Ayağı düşürmeyin bir şeyi. Bir ilim söylenmiş.
Lütfen ayağı düşürmeyin. Yani deyin ki ya benim ben bu dergaha gelip gidiyorum. 10 yıl oldu. Ben ne yaptım deyin. Ben bugün ne işledim deyin. Allah bizi affetsin. Selamun aleyküm. Ben bir ilahiyet talebesiyim ve kendi şahsım olarak akılcılık ile her şeyi anlatmaya çalışıyorlar. Ve bu olmuyor. Akıl ve tasvufun ilişkileri nasıl olmalı? Allah razı olsun. Şimdi akıl insanı Kur'an ve sünnete götüren bir olgudur. Kur'an ve sünneti yaşatan bir olgudur. Akıl Rableştirilmez. Akıl Allah'ı bulmada bir mahluktur.
Ama Allah değildir. Şimdi Allah'laştırıyorlar. O yüzden ehli tasvuf aklı reddetmez ama aklı da ilahlaştırmaz. İlahiyatları neresini düzeltelim ya? Allah bizi affetsin. Bugün herkes uçtu demek ya.
Bir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vahiy gelmesi anını kendine hal olarak yaşayabilir. Bugün uçtunuz, uçtunuz bugün. Son zamanlarda çok şiddetli baş ağrıları çekiyorum. Bu durumu nasıl baş edebilirim? Başın ağrıdığında elini başının üzerine koy. Fatiha-i Şerife'yi oku inşallah. Selamun Aleyküm. Herhangi bir doğal afette, örneğin deprem ağında kişinin bulunduğu hal tesettür üzeri değil ise o kimse o an için günah sayılır mı? Elinde olmayan bir sebepten ötürü bu halde olduğu için sayılmaz. Aile içinde ters bir durum olursa diye kriz yönetimi yapmak adına bir yer birlemek, örneğin darbe gibi ya da çanta hazırlamak, deprem gibi durumlara karşı tedbirli olmak açısından ne derece uygundur?
Tedbir, sünnet yapabilirsiniz. Selamun Aleyküm. Ben abdest aldığım halde bir türlü namaz kılamıyorum. Bu durumdan üzgünüm bana. Tavsiyeniz ne? Abdest alır olmaz hemen namaza dur. Yağmur suyuna tükenmez kalemle yazdığım Fatiha Suresi'nin 10 gündür aynen duruyor. Onun silinmesini beklemek mi gerekiyor? Hayırlı geceler. Tükenmez de yazın demedim ki ben size. Bir de 82 yaşında kayınvalideme gelin olarak ben bakıyorum Allah rızası için. Eşim de annesinin bir eksiğini bırakmıyor. Kendisi Parkinson hastası. Walker'la yürüyor fakat hiç rahat durmuyor. Bir şeylerle uğraşıyor. İğneyle, makasla uğraşıp kendine zarar veriyor.
Kan sulandırıcı çiyor. Geçen gün saplandı ayağını. Kan zor durdu. Anlamıyor, inatçı. Hiç laf dinlemiyor. Oğlu da ona zarar getirecek canına diye bağırarak konuşuyor. Mecburen alınıyor, ağlıyor. Bağırıp çağırmak yok. Doğru değil. Allah günahları çağlara göre mi cezalandırır? Her din kendi çağında geçerlidir. Şahabettin dede vefat etmiş bir anınızı anlatır mısınız? Bildiğim kadarıyla tabii yordunuz, tanıyordunuz olacak. Evet, Şahabettin dedeyi tanıyorduk.
Sivas'taydı. Dede meşhurdu. Allah razı olsun. Hal dervişiydi kendisi. Meczuptu. Allah razı olsun inşallah. Daha önce de soru sormuş bir arkadaş. Abdullah Baba Hazretleri'nin kabrini en son ne zaman ziyaret ettiniz? Ve onunla ilgili unutamadığınız güzel hatıralardan birisini anlatır mısınız? Sohbet esnasında denk geldiğinde anlatıyoruz bu tip şeyleri.
Bu tip şeyler böyle özel ısmarlama olunca herhalde dilimiz tutuluyor. Ben internetten online ve birebir olarak psikolojik şans almaya başladım. Ama daha öncesinden sizden öğrendiğim insan yolda kendini toparlamazsa psikoloğa gitmenin fayda etmeyeceği nefsime uymuş durumdayım. Allah affediyor. Ben şımarıklık yapıyorum duanıza talibim. Allah yardımcın olsun canım kardeşim inşallah. Korona virüse yakalandım. Haftalarca günlük verdim. Çekemedim. Ne yapacağım? Ne yapacağım? Aklımdan çıkmıyor. İçim rahat değil. Kazası oluyor mu? Çek kazasın oluyor inşallah. Allah yardımcın olsun inşallah. Ben Antalya'dan Mustafa. Selamünaleyküm aleyküm selam.
Hocam eşim benden habersiz çalışmaya başladı. Benim rızam yok. Bana söylemeden çalışmış. Hocam ne yapmam gerekiyor? Hocam ben Balıkesir, Ayvalık'ta gidiyorum sürekli. Sekiz ay Ayvalık'tayım. Olay Ayvalık'tayım. Olay Antalya'daydım. Hocam evimize getirmek istiyor. Resim gelmek istemiyorum. Benim resmim Ayvalık'ta. Hem orada kira veriyorum. Hem burada veriyorum. Bana ağır geliyor. Benim ailem de kızıyorlar. Senin eşin orada. Sen buradasın. Neden gelmek istemiyor? Ben de gelmiyor diyorum. Ailesiyle konuşsun. Annesiyle babasıyla. Onlar da söyledi. Gelmek istemiyorsa zorla götüremez. Bir akşam tartıştık. Onu göre tokat attım hocam.
Bir babasına söyledi. Babası beni aradı. Kayınpeder bana olmadık. Hakaretlerde bulundu. Azalmayacak laflar bulundu. Yani küfürleri öptüm. Hocam ben bunun damadıyım. Bana deri neden tokat attım? Bayağı hakaretlerde bulundu. Benim bildiğim baba kızını önce sorar. Eşin sana neden tokat attı? Önce sorar. Ondan sonraki herkes ikimizi çağırır. Karşısına birbiri düşüncelerimizi sorar. Neden tokat attım diye. Sen ne yapman tokat atıyorsun kardeşim kadına ya? Hocam ne yapabilirim? Ayyoluk'ta kirayı ödüyorum pansiyona. Antalya'dakini ödüyorum. Eşine söyle. Gel buraya da al çocuklarını. Getir o zaman ayyol diye kendi yanına.
Allah yardımcın olsun canım kardeşim. Allah razı olsun. Sizden Allah için severim. Allah da seni sevsin canım kardeşim. Selamünaleyküm. Şeytan var mı? Yoksa şeytanı insanlar mı yaratıyor? Haşa. Şeytan var. İnsan bir şey yaratamaz. Dostlarına düşünceleri fesatlı ve çirkefli bir insan iyisi iyi düşünür. Şeytan da orada olmaz diye düşündüm. Öyle değil. Selamünaleyküm. Karabaş Veli Tekkesi'nin durumu nedir? Siz pandemi öncesi bir süredir hala hazırda sohbetinizi vakıfa ait restore edilen yeni yerde yapmaktaydınız. Gelinen son nokta hakkında bilgi verir misiniz? Biz Karabaş Veli Tekkesi'ni ben daha önce sohbetleri oradan kendim kestiydim zaten pandemiden önceden.
Tekkeyi boşalttık biz. Belediyeye teslim ettik. Son durum bu. Üç yaşında ve bir yaşındaki evladım var. Onları şu an dini eğitim ve ahlak-ı değerler olarak neler öğretebilirim? Yavaş yavaş. Allah ömür versin. İyice öğrenirler inşallah. Göre göre. Anlata anlata. Evet, biraz hızlı geçtim sorularınızı bitireyim diye. Bir kimse rüyasını tam olarak anlatmıyor ama laf arasında rüya gördüğünü, ne ile ilgili olduğunu vesaire ima ediyor. Bu ne kadar doğru? Meşhur olmak istiyordur. Bırakın meşhur olsun arkadaş. Haklarınızı helal edin.
Sorularınız bitti. Biz de geceyi sonlandıralım inşallah. Cenab-ı Hak muhineniz olsun inşallah. Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayıp inşallah. Allah, Kur'an ve sünnet doğrultusunda hayatını devam ettiren kullarından eylesin. Eftali zikir. Fâlevenlâhu. La ilâhe. İlâh. El Fâtihanâh.
Selâvâta. Âmîn. Ecmâin. Allah gecenizi ayırlayısın. Gündüzünüzü ayırlayısın. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü ayırlayısın. Rabbim, yar ve yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak muhineniz olsun, dostunuz olsun inşallah. Geceniz ayır olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi