Mesnevi Şerîf Şerhi (1028-1041. Beyit) SORU - CEVAP
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Kasım 2020 · 3:19:00
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Saat 20.00 itibariyle sokağa çıkma yasağı başladı. Şu anda bir saat oldu yaklaşık. Yine sokağa çıkma yasaklarının olacağı günler başladı. Malum bu Covid salgını bütün dünyayı karıştırıyor, yerli bir etmeye devam ediyor.
Gerçekten hastalık bulaşırsa bir kimseye, kimisi nafif geçiyor ama kimisinde ahır geçiyor. Ölümlere varan sonuçla sonuçlanıyor. Rabbim inşâAllah tüm ümmet-i Muhammed'i bu hastalığın verecek olduğu zararlardan korusun inşâAllah. Korunmaya devam edin. Kendinizi muhafaza edin. Eşinizi, çolunuzu, çocuğunuzu muhafaza edin. Öyle şakaya gelir yanı yok. Hani sosyal medyada orada burada dolaşıyor Covid'i hafife alanlar var. Ama öyle hafife alınacak bir hastalık değil. Tedavisi de yok şu anda. Net bir tedavisi yok bildiğim kadarıyla. Türkiye Sağlık Bakanlığı'nın uyguladığı bir tedavi sistemi var. Bir kısım bilim adamları bu tedaviye karşı geliyorlar ama eldeki olan bulgular, eldeki olan sonuç bu.
O yüzden Covid yine gündemin birinci sırasına oturdu. Gündemin birinci sırasına oturunca ölümler arttı, hastalıklar arttı. Ardından da bilah mecbur böyle karantina günleri başladı. Tabi bu aylardan beri bu mesele konuşuluyordu. Biraz gündeme değinmek gerekirse faiz var. Doların inişi çıkışı, ardından faizlerin artması. Faiz artınca da bütün her şeyin maliyeti artacak. Maliyetler artınca enflasyon artacak. Birbirine düğümlenmiş, kenetlenmiş, birbirine ilintili bir şekilde bütün ülke bundan zarar görecek. Ne yazık ki faizin bulunduğu ülkelerde, şahıslarda, insanlarda bereket kalmıyor.
İşin orasına bakınca faiz bir taraftan haramlar, fuhuştur, kumardır, adaletsizliktir, zulümdür bir taraftan. Ülke hem iç olarak hem dış olarak kıskacın içinde dışarıdan Türkiye'nin kendi haklarını korumaması için baskılar var. İçeride de ne yazık ki gönül böyle olmasını istemezdiği adaletsizlikler, hukuksuzluklar, yanlışlıklar, eksiklikler, her türlü haramın kol gezmesi devam ediyor.
Böyle olunca Türkiye hem içeriden maddi manevi hem de dışarıdan maddi olarak bir baskı altında. Bu baskının altından inşallah ülke kalkar, bu baskıyı dağıtır, bu cendereyi kırar. Ama bunun kırılması için herhalde top yükün bir tövbeye ihtiyacımız var. Top yükün Kur'an ve sünnete sarılmaya ihtiyacımız var. Top yükün israftan uzaklaşmaya ihtiyacımız var. Top yükün zulme karşı, adaletsizliklere karşı, hukuksuzluklara karşı, kamu kurum ve kuruluşların israflarına karşı bir mücadele etmeye, bunlardan sıyrılmaya çalışmak lazım. Eğer ülkemizi seviyorsak, eğer milletimizi seviyorsak, bu top yükün, tövbe, haramlardan uzak durma, her türlü adaletsizliğe, hukuksuzluğe, her türlü yanlışlıklara, eksikliklere, noksanlıklara, kamu kurum ve kuruluşların israflarına, kamu kurum ve kuruluşların eksik ve yanlış davranışlarına karşı mücadele etmemiz, uyanık olmamız.
Bu konuda dirayetle bunlara karşı çıkmamız lazım. Bu ülke bizim, bu devlet bizim, bu millet bizim. O yüzden bizler gidecek başka bir vatanları, başka bir toprağı olanlar değiliz. Biz bu ülkenin çocuklarıyız. Biz burada doğduk. Annemiz, babamız burada doğdu. Yedi cetimiz, sülalemiz burada doğdu. Ve biz burada öleceğiz. Ve o yüzden de başka bir topraklara göçmeyi, başka bir topraklarda gidip yaşamayı, ben kendi nefsimce düşünenlerden değilim. O yüzden biz kendi ülkemizin geleceğinin parlak olması için, kendi milletimizin geleceğinin parlak olması için, kendi devletimizin geleceğinin parlak olması için biz bu topraklarda kalıp iyinin, doğrunun, güzelin, hakikatin, hak ve hukukun savunucusu olup onun mücadelesini vermekle mükellefiz.
Çünkü siyasetçiler gelip geçecek, bürokratlar gelip geçecek, ne bileyim bir kısım insanlar kendi heva ve heveslerini uyuyup, kendi ceplerini, kendi geleceklerini düşünüp, ülkenin parasını, pulunu, adaletini, huzurunu, hukukunu kendi heva ve hevesleri için peşkeş çekebilirler. Biz bu toprakların sahibi, gerçek sahibi olarak bunlarla mücadele edeceğiz. Bunlarla nasıl mücadele edilmesi gerekiyorsa öyle mücadele edeceğiz. Gerçekten ülke hem manevi olarak, hem maddi olarak, içsel olarak bir darboğazın, bir kıskacın içinde, tabiri caizse, böyle bir sufi dili ile bir kabus yaşıyor. Böyle bir karanlık, bir manevi bir ortam var.
Ve bu karanlığı, bu kabusu ülke aşamıyor şu anda. Böyle bir kabız hali gibi, o kabız halinden çıkamıyor. Bu kabız halinden çıkmanın yolu, tövbe etmek, adaletsizliklere, hukuksuzluklara, yanlışlıklara, eksikliklere, noksanlıklara, bile bile harama, bile bile heva hevese uyanları uyarmak, tebliğ etmek, onlara nasihat etmek, onları tövbeye davet etmekten geçiyor. Gerçekten içsel olarak bir kabız hali var. Bunu böyle belli bir siyasi alana yüklenmek için veya siyaset yapmak için söylemiyorum. Ben ülkesini, milletini seven bir insan olarak, Ümmet-i Muhammed'i seven bir insan olarak nasihat etme noktasındayım. Çok üzülüyorum. Yani bu konuda öyle çok böyle içim daralıyor ki, yani gördükçe, duydukça, izledikçe, ne yapabiliriz'in derdine düşüyorum.
Bu karabasan gibi üzerimize çöken, bu kabustan karabasan gibi üzerimize çöken, bu kabız halinden ülke olarak ne yazık ki kurtulamıyoruz. Uzun müddetten beri bu kabız hali devam ediyor. Bunda siyasilerin, bürokratların, şeyh efendilerin, hoca efendilerin, diyanetçilerin, ilahiyatçıların, toplumun önde gelenlerin hepsinin bunda payı var. Çünkü toplumun ne tarafa doğru gittiğini, ne yaşadığını, nasıl bir halde olduğunu, ne yazık ki belli kesim insanlar onun farkında değiller. Ama gerçekten toplum içsel olarak, tekrar söylüyorum, maddi manevi bir kabız halinde, maddi manevi bir kabus yaşıyor. Dışsal olarak da baskı altındayız. İşte Akdeniz'deki ve Kıbrıs'taki haklarımız, Ege'deki haklarımız, bunların savunulması lazım.
Gerçekten mücadele edilmesi lazım. Azerbaycan, Karadağ, Karabağ bu kadar, hani, 33 yıldan beri, kaç yıldan beri işgal altındaydı. Hamdolsun böyle bir nefes aldı. İşgalden kurtuldular. Ama Suriye'de kabus devam ediyor. Irak'ta terör kabus devam ediyor. Libya'da devam ediyor. Ümmetin değişik ülkelerinde, beldelerinde kabus devam ediyor. Ve Ümmet-i Muhammed siykelenip kendine gelmek zorunda. Ama Ümmet-i Muhammed'de o mecal yok. Bunu yapacak olan Türkiye, bunu yapacak olan Anadolu İslam'ı, bunu yapacak olan Anadolu Müslümanları, ama ne yazık ki Anadolu Müslümanlarında da bir yorgunluk var, bir bezginlik var, bir kabuz hali var. Böyle ne tarafa koşacağını, ne tarafa yöneleceğini şaşırmış vaziyette.
Çünkü kendisini aktap, önder kabul etti. Kimseler Kur'an ve sünnet çizgisinden hızlıca uzaklaşınca, böyle bir ümitsizlik, böyle bir umutsuzluk, böyle bir yeğese düştüler. O yüzden böyle sadece haftalık değil, geriye dönük baktığımızda, ülkede manevi olarak bir kabuz hali, bir kabus var. Allah bizi çıkarsın bu halden. Ve gerçekten insanlar mutsuz, ümitsiz, insanlar gerçekten yarınıyla alakalı, geleceğiyle alakalı tedirginlikleri var.
Bunda tabii imanın kemale erip ermemesiyle de alakalı meseleler var. Ama gerçekten ülke üzerinde de olumsuzluklar gün geçtikçe artıyor. Adaletsizlik, hukuksuzluk, liyakatsızlık, liyakatsız insanların iş başına getirilmesi. Ve gerçekten kamu kurum ve kuruluşlarında, israf kamu kurum ve kuruluşlarında, hesapsız kitapsız harcamalar, hesapsız kitapsız yatırınmış gibi görünen, heva hevese dayanan veya başka şeylere dayanan, o yatırımlar oluk oluk akıyor.
Ve ne yazık ki bunları durduran bir güç, bunları durduran bir akıl yok. Böyle giderse gerçekten bu gemi topyekün zarar görecek. Şu ana kadar da zarar görmeye devam ediyor. Ve bu zararı insanlar akledip, siyasetçiler, yüksek bürokratlar, yüksek siyasetçiler, bu ilahiyatçılar, böyle diyanetçiler, bunlar çünkü diyanet dediğinizde, kocaman bir teşkilat camilerden vazu nasihat ederekten bu tip meselelere değinebilirler. Ama ne yazık ki bu tip meselelere değinmiyorlar. Veyahut da ilahiyatçılar bu tip meselelere, Kur'an sünnet dairesinde değinmeleri lazım, değinmiyorlar. Suskunlar, Türkiye'deki sivil kanaat önderi olarak nitelendirdiğimiz ehli tasavvuf, ehli tarikat, ehli cemaat, suskun, onlar da bu tip meseleleri dillendiremiyorlar. Ama korkuyorlar, ama çekiniyorlar, ama tırsıyorlar.
Ama kendilerinin de menfaatlerinin son bulacağını düşünerekten büyük bir suskunluk senfonası eziyoruz. Ve suskun, yani Ümmet-i Muhammed ve bizim bilhassa ülkemdeki insanlar, namazı bozan şeyleri, abdesti bozan şeyleri, guslü bozan şeyleri öğreniyorlar, öğretiyorlar. İmanı bozan, itikadı bozan, toplumu bozan unsurları öğretmiyorlar. Camiler namazı, abdesti, orucu öğretiyor. İmanı bozan, itikadı bozan, ameli bozan, toplumu bozan ve insanlığı helaka götüren unsurları bahsetmiyorlar. Bunları tebliğ etmiyorlar. Ne acı ki toplum bu konuda çok zayıf. Allah bizi bu kabustan, bu kötü rüyadan, bu kabus halinden kurtarsın inşallah. Ümmet-i Muhammed'e uyanıklık, Ümmet-i Muhammed'e bir dirilik versin.
Memleketimizin insanlarına bir uyanıklık versin, bir dirilik versin, bir dirilik versin, bir birlik versin. Uyansın uyuyan gözler, uyansın uyuyan kalpler, dirilsin inşallah. O dirilişi görelim, o direnişi görelim. Topyekun, her türlü adaletsiz diye, hukuksuz diye, haksız diye, her türlü kamu kurum ve kuruluşların israfına karşı çıkma bilincini Cenab-ı Hak bize versin. Biz çocuklarımıza aydınlık bir gelecek bırakalım. Gelecek insanlarımıza aydınlık, doğru dürüst, adaletli, hukuka uygun, Kur'an sünneti uygun bir toplum bırakmanın yoluna düşelim inşallah. Rabbim cümlemizi aff-i muafiret eylesin, cümlemizi derlesin, toparlasın. Fuhuş'un, faizin, kumarın, her türlü haramın kol gezdiği bir yerde bereket beklemek, huzur beklemek, her türlü haramın serbest olduğu bu topraklarda iyilik beklemek artık çok güç bir şey oldu.
Allah bizi affetsin inşallah. 1028. Beyt'ten devam ediyoruz. Konu başlığı, tavşanın bilgisi, bilginin fazileti ve faydaları. Bu sözün sonu yoktur. Kulak ver. Tavşan hikayesini anla. Eşek kulağını sat, başka bir kulak al ki bu sözü eşek kulağı anlayamaz. Allah-u Alem Hazreti Hepir burada eşek kulağını sat derken, yani sen Kur'an ve sünneti anlamayan, Kur'an ve sünneti dinlemeyen, insanca bir bilgiyi kendine edinmeyi şiar edinmeyen bu kulağa eşek kulağından bir farkı yok. Hani siz nefsinizi uyar, şeytana uyarsanız hayvandan daha aşağı bir mahluk olursunuz. Dedi ya ayeti kerimede, ben insanı en güzel surette, en kemal noktada yarattım.
Ama o insan heva hevesine uyar, şeytana uyarsa hayvandan daha aşağı bir mahluk olur. Ayeti kerimesinin tecelliyatı gibi. Yani bir kimse Kur'an ve sünneti kendine şiar edinmezse, bilgiyi kendine şiar edinmezse, bu sefer kulağı eşek kulağından farkı kalmaz. Nasıl eşek her şeyi duyup anlamıyorsa, fikretmiyorsa, tefekkür etmiyorsa, sen de duyduğunu anlamıyorsan, tefekkür etmiyorsan, sen de duyduğunu anlamaktan uzak isen, o zaman senin kulağın da eşek kulağı oldu.
Hz. Pir diyor ki, bu eşek kulağını at, sen insansın, sen Allah'ın yeryüzünde yarattığı halifesin, o yüzden hayvan değilsin, sen hayvanlar gibi yaşama, sen Kur'an'ı iyi dinle, sünneti seni iyi dinle, bunu idrak et, bilgiyi edin. Bilgiyi edin, neden? Çünkü bilgisiz bir insanın insan olması mümkün değil. Yürü, tavşanın tilki gibi kurnazlığına bak, onun düşüncesini ve aslanı mağlup edişini gör.
Yani o tavşanın, hayvanlar aleminde en kurnaz tilkidir ya, o tavşanın tilki gibi kurnazlığını gör. Ve o tavşanın bilgisiyle, bakın bilgisiyle, aslanı nasıl mağlup edeceğini ve aslanı mağlup etmenin hiresini gör. Bilgi, Süleyman mülkünün hatemidir. Bütün alem cesettir, ilim candır. Hazreti Pir, burada bilgiye önem veriyor. Diyor ki, bilgi Süleyman mülkünün hatemidir. Hatemi, yani Süleyman'da bilgi toplanmıştır. Bütün bilgiler Süleyman'da toplandı. O Süleyman ki, Cenab-ı Hakk'ın peygamberiydi. Malum, Süleyman aleyhisselam'da cinnilerin, şeytanların bilgisi vardı.
Süleyman aleyhisselam'da hayvanların bilgisi vardı. Süleyman aleyhisselam'da o güne kadar insanlarda olmayan bilgi vardı. Yani bu bilgi neydi? İşte Belkıs'ta olan meseleydi. Kuşların konuşmasını anlamasıydı. Şeytanları hapsetmesi, onları esir etmesiydi. Cinni taifesini kendisine esir edip kendisinin emrine girmesi gibi. Demek ki Süleyman aleyhisselam'da hem zahiri ilimler hem de batını ilimler vardı. Süleyman aleyhisselam'da hem görünen varlıkların hem de görünmeyen varlıkların bilgisi vardı. Ve bilgisiz, ilimsiz bu alem ceset hükmündedir. Bu alemin canı nedir? İlimdir. Bakın bir buğday tanesinde dahi bir ilim vardır kendine ait. Bir bilgi vardır.
Bir tohumda bilgi vardır. Bir hücrede bilgi vardır. Bir atomda bilgi vardır. Bir elektronda bilgi vardır. Bir fatonda bilgi vardır. Bilgisiz ve ilimsiz hiçbir şey hareket etmez. Ve bu bilgiyi ve ilmi veren Allah'tır Celle Celaluhu. O yüzden sende ilim yok ise sende cesetten bir farkın yoktur. O yüzden bu alem ilimle, bilgiyle, Cenab-ı Hakk'ın kudretiyle, kuvvetiyle, nuruyla ve bilgisiyle kuşatılmış vaziyettedir.
Ve bütün alem bu ilimle, bu bilgiyle kuşatılmış vaziyetteken sen bunu akletmiyorsan, sen bunu tefekkür etmiyorsan, sen bu bilgilerden uzaksan o zaman eşekten bir farkın olmuyor. Ve Cenab-ı Hakk meşhur ya, ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, mahlukatı yarattım. Bu acrünün keşfül hafada geçen hadis-i şerifi. Şimdi Allah dahi bilinmekliği istedi. Ve bilinmekliği istediği için mahlukatı yarattı. Bakın o bilinmeklik isteği bütün insanların üzerinde tecelli etmiş vaziyettedir. Ve insan bilmeye odaklı olması gerekir. Ve insan bilmeye odaklı değil ise, anlamaya odaklı değil ise, daha iyisini, daha güzelini, daha hikmetlisini, daha derinini, daha genişini, daha üst seviyesine doğru koşmuyorsa, o insan Allah'ın yeryüzündeki halifesi olamaz.
Sebep? Çünkü o bilmeye, daha da bilmeye, daha da bilmeye koşması lazım. Ve Zariyet suresinde, Cenab-ı Hak 56. ayetinde, Ben cinnileri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım der. Ve bu normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu ayet-i kerimede Hazreti Abbas Efendimiz, Abbas'ın oğlu Abdurrahman, Abdullah ve diğer sahabeler, buradaki tanıyıp kulluk etmelerinden kastın, Allah'ın sıfatsal olarak bilinmesi, Allah'ın tanınması, Allah'ı bilmek, Allah'ı tanımak ve bildiğimiz Allah'ı, tanıdığımız Allah'a kulluk etmek.
İnsanların ve cinnilerin yaratılış sebepleri budur. Ve insan o bilgiye koşmalı, o tanımaya koşmalı, hiç bu noktada geri durmaması gerekiyor. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, Kim ilim tahsili için yola çıkarsa, dönünceye kadar Allah yolundadır buyuraraktan Tirmizi'de geçiyor bu hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, insanların ilim tahsili için, bilgiye ulaşması için, bilgiyi elde etmesi için, uğraşmaları için onlara ne yapıyor? Nasihatta bulunuyor. Yine Tirmizi'de geçiyor. Kim ilim tahsil ederse, bu onun geçmiş günahları için kefaret olur diyor. Bakın kıymetli dostlar, Müslüman demek, ilim ehli demek.
Bilgiye hakim, bilgiyi öğrenmiş, bilgili insan demek. Cahil bir kimse, şeytanın elinde maskara olur. Cahil bir kimse, heva ve hevesin elinde maskara olur. Cahil bir Müslüman, kafirlerin, münafıkların, fasıkların, dünya perestlerin, nefis perestlerin, şeytan perestlerin elinde oyuncak olur. O yüzden Müslüman, bilgili, fasıletli, hikmet sahibi, Müslüman ilim sahibi, Müslüman araştıran, soruşturan, inceleyen, sorgulayan, Müslüman doğrunun da doğrusuna, hakikatin de hakikatine koşan bir kimse demektir.
O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hikmetli söz, doğru söz, ilim, Müslüman'ın yitiğidir. Bulduğu yerde onu almaya herkesten fazla layıktır diye buyurmuştur. Demek ki Müslüman, hikmetli söze, ilme, bilgiye koşacak. Müslüman, her daim ilim ehli, bilgi ehli, hikmet ehliyle oturup kalkacak. Müslüman, şeytana uymuş, heva hevesine uymuş, kendi nefsini putlaştırmış, kendi nefsini ilahlaştırmış veyahut da Allah'tan başka tağutlara iman etmiş, tağutların peşinde gitmiş, kimselerin peşinde gitmeyecek.
Müslüman, ilme, bilgiye, hikmete, Müslüman imana, İslam'a, Kur'an'a, sünnete doğru her daim koşan kimse olacak. Bu hüner yüzünden, denizlerin, dağların, ovaların, mahlukatı insanoğluna karşı aciz kalmıştır. İşte bu bilgi, bu hüner yüzünden insanoğlu, denizlerin, dağların bütün mahlukatlarına hakim olmuş. Neyle hakim olmuş? Bir gündelik bilgiyle hakim olmuş. İnsanlar günlük yaşamlarında kullanmış oldukları pratik bilgiler kişinin normalde kendi özünde, öznesindeki yargılama matematiği, kendi öznesinde kıyas yapma fazileti o insanın normalde deneme, yanılma yaparaktan bilgi sahibi olmasını sağlar. Bakın, Müslümanlar bu gündelik bilgiyi reddedemezler.
Mümkün değildir. Siz insansanız o gündelik bilgiyi reddedemezsiniz. O pratikliği, o deneme yanılmayı bulmanız gerekir. İlla ki siz devasa bir Kur'an sünnet bilgisine sahip olmayabilirsiniz. Ama deneme yanılmayla günlük hayatınızı bilgili bir şekilde, tecrübeli bir şekilde yürütebilirsiniz. Tabi bunun en önemli insanı, benim nazarımda insanı insan eden şey dini bilgidir.
Eğer siz Kur'an ve sünnet noktasında dini bir bilgiye sahip iseniz, temelinizi Kur'an ve sünnet dairesindeki dini bir bilgiyle yerleştirdiyseniz, oturtturduysanız, artık size o dini bilgi sizin hem günlük bilginizi hem diğer bilgilere yol açacak, ışık verecek, yolunuzu aydınlatacaktır. Ama bu dini bilgi eğer sadece böyle Kur'an-ı Kerim'deki geçmiş ümmetler için söylenildiği gibi kitap yüklü eşekler hükmünde olmaması gerekir.
Yani siz dini bir bilgiye ulaştığınızda, yani Kur'an ve sünnetin emrine ulaştığınızda, Kur'an ve sünnetin fıkhına ulaştığınızda onu uygulamanız gerekir. Eğer uygulamıyorsanız, bakın uygulamıyorsanız o zaman eşek, kitap yüklü eşekten bir farkınız kalmaz. Ayet-i kerime her ne kadar Yahudi din adamları için söylendiysa da bütün insanlığı ve bütün Müslümanlığı bağlayan bir ayet-i kerimedir. Çünkü Kur'an evrenseldir, bütün zamanlara hükmeder. Kur'an'ı tarihsel sürecinde bırakıp, tarihseldir bu ayet-i kerimeler diyenlerden değilim, öyle diyenlerden de uzak durun. Kur'an hem tarihseldir, hem de evrenseldir. Kur'an'daki müteşabih ayetler bütün zamanları kendi içine alır. Ve müteşabihlerin üzerinde de biz çok tartışma yapmayız.
Bizim anladığımız neyse onu yaparız. O zaman dini bilgi olarak biz Kur'an ve sünneti öğrendikten sonra onu yaşamıyorsak, onu hayata döndüremiyorsak, onu günlük pratiğimizde uygulayamıyorsak, kitap yüklü eşeklerden bir farkımız kalmaz. Ne yazık ki şimdi Müslümanlar dini bilgiye çok rahat ulaşabiliyorlar. Ellerinin altında internet denilen devasa bir olgu var. Ve ellerinin altında bilgisayarlar var, cep telefonları var ve istediklerine orada bilgileri yükleyebiliyorlar. Ama bu zamanın Müslüman'ın da en büyük handikap şu, biliyor ama yaşamıyor. Biliyor, hayata geçirmiyor. Adaletsizliğin ne kadar yanlış olduğunu biliyor ama adaletsizliklere karşı susuyor. Hukuksuzluğun ne kadar büyük yanlışlık olduğunu, ne kadar büyük günah kebari olduğunu biliyor ama ya kendisi işliyor ya da işleyenlere karşı suskun.
Zulmetmenin ne kadar büyük haram olduğunu biliyor ama zulmedenlere karşı ya suskun ya da zulmedenlerden oluyor. Onlara alkışlıyor. Bugünün Müslüman'ı, bu zamanın Müslüman'ın en büyük handikapı bu. Bilip yaşamaması. Hatta bilip aykırı hareket etmesi. Fuhuş'un haram olduğunu biliyor, fuhuş'a devam ediyor. Kumar'ın haram olduğunu biliyor, kumara devam ediyor. Tesettürsüzlüğün haram olduğunu biliyor, tesettürsüzlüğe devam ediyor. Kadın erkek değil, ben bunu ayırt etmiyorum. Yani herkes diyor ki, işte erkekler de tesettürsüz mü? Evet, erkekler de şimdi likralı, daracık pantolonlar giyip bütün vücut hatları meydanda öyle dolaşıyorlar. Artık kadınları da geçti erkeklerin likralı, daracık pantolonlar, gömlekler giyip dolaşmaları.
O yüzden tesettürsüzlük kadınlarda da var, erkeklerde de var. Biliyorlar, yaşıyorlar. İsrafın haram olduğunu biliyorlar ama Müslümanlar israf içerisinde. Gösterişin haram olduğunu biliyorlar ama Müslümanlar gösteriş içerisinde. Ayırmacılığın, kayırmacılığın, yardakçılığın, yalancılığın, liyakatsız insanların, bizim partiden, bizim cemaattan, bizim topluluktan deyip onların iş başına getirilmelerinin haram olduğunu, yanlış olduğunu biliyor. Ama ve lakin bunu uyguluyorlar. O yüzden bugünün Müslümanı dini bilgiye ulaşıyor. Ama bugünün Müslümanı o ulaşmış olduğu dini bilgileri yaşamıyor. Hayata geçirmiyor. Pratik, gündelik hayatına onu aksettirmiyor. Gücü yettiğince haksız, gücü yettiğince hırsız, gücü yettiğince arsız, gücü yettiğince yalancı, gücü yettiğince her türlü melaneti işleyen bir Müslüman profili çıkıyor orta yere.
Ve ne yazık ki bu Müslüman profilinden Müslümanlar da rahatsız değil. Bakın bu Müslüman profilinden Müslümanlar da rahatsız değil. Bu Müslüman profili artık biz alıştık. Artık biz bu Müslüman profiline uyarlandık. Bu bizi rahatsız etmiyor. Adam işte bizim partimizdense istediği kadar hırsız olsun, istediği kadar arsız olsun, istediği kadar adaletsiz ve hukuksuz olsun bizim partidense biz ona suskunuz. Biz ona suskunuz. Bizim cemaattense, bizim tarikattense biz ona suskunuz. Veya bizim fikri görüşümüzdense, Türkiye'de ne var? İşte bir tarafta örneğin Kemalistler, önce örneğin Solcular, örneğin Liberaller. Örneğin ne? İşte bir kesim Müslüman kesim, bir kesim işte ehli tarikat, ehli cemaat. Bunların içerisinde de var bu sıkıntılar.
Ve bunlar da kendi içlerinde bunları temizlemekten uzaklar. Ne yazık ki, ne acı ki. O yüzden bizim dini bilgi edinmemiz kolay. Ama ve lakin bunu hayata geçirmek, bunu yaşamak ne yazık ki oldukça zor. En büyük handikaplarımızdan birisi bu. İnsanı bu noktada bir bilgi var. Bu da ne? Teknik bilgi. Bunları böyle tasnif ettim kendimce. Hani sanki Müslümanlar günlük pratik bilgilerden, işte dini bilgilerden veya teknik bilgilerden veya sanatsal bilgiden bunlardan uzakmış gibi. Veyahut da hani bilimsel bir bilgiden uzakmış gibi görünüyor. Değil canım kardeşlerim. Bir Müslüman sanat bilgisi de olacak. İşte bir Müslüman'da bilimsel bilgi de olacak. Bir Müslüman'da teknik bilgi de olacak.
Bir Müslüman'da günlük pratik bilgi de olacak. Bir Müslüman'da dini bilgi de olacak. Dini bilginin içerisinde fıkıh bilgisi, tasavvuf bilgisi, hadis bilgisi, tefsir bilgisi de olacak. Olacak bunlar. Veyahut da o teknik bilginin içerisinde işte alet, edevat yapma, bir araç yapma. İşte düşünsenize insanlar normalde otomobil fabrikalarını artık aşıyorlar. Kendilerini aşıyorlar. Biz daha ülkeye yeni otomobil fabrikası yapacağız. İnsanlar uzaya gitmenin araçlarını yapıyorlar. Biz daha henüz daha kendi uçağımızı yapamıyoruz. Biz Osmanlı zamanında bir uçak fabrikası kurmuşuz. Cumhuriyet döneminde kapatmışız. Ve Kayseri'de Osmanlı'dan kalan uçaklar toprakların altına gömülmüş.
Yıllar sonra gömülmüş olan uçaklar basında bir gün haber olarak geçti. Kim gömdü? Kimin emriyle gömdü? Kim onları toprakların altına gömdü? Neden orada toprakların altına gömüldü de çürümeye terk edildi? Bunun hesabını soran yok. Bizde en acı şey bu. Biz ülke insanı olarak yanlışlıkları, eksiklikleri sorgulayıp bunun hesabını soramıyoruz. Örneğin işte İngiltere hazinesinde bizim kendi altınlarımız var. Bunu defalarca dile getirdim. Cevap bulamadık buna. Yani 400-500 ton altın kim tarafından gönderildi? Neden İngiliz hazinesine gönderildi? Neden İngiltere kraliyet ailesinde kaç yıldır durdu? Neden durdu orada? Hangi hükümet gönderdi?
Hangi hükümet başbakanı veya maliye bakanı gönderdi? Niçin gönderildi Türkiye'nin altınları İngiltere'ye? Ve hala da 70-80 ton, 100 tona yakın altın var İngiltere hazinesinde. Bir kısmını aldık, getirdik. Bir kısmı yine 100 tona yakın orada duruyor. Niçin orada duruyor? Biz kendi altınımızı koruyabilecek, kendi altınımızı muhafaza edebilecek güçte değil miyiz? Bizim hazinemizin altınları neden orada duruyor? Bunları kim gönderdi? Kim sorguluyor bunları? Kimse sorgulamıyor. Kimse bunları görmüyor. Bakın kimse bunları görmüyor. Ve kimse de bunların lafını etmiyor. Ne zaman gitti kardeşim? Bu altınlar kimindi? Osmanlı hazinesinin miydi bu altınlar? Veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti zamanındaki altınlar mıydı?
Bu altınlar neyin nesiydi? Neden yıllarca orada durdu? Neden bizim kendi hazinemizde durmadı? Neden o uçak fabrikalarını kim kapattı? Uçakları kim topraklara gömdü? Bunların gömülme emrini kim verdi? Sebep neydi? Niçindi? Hangi anlaşmaya göre verdiler? Allah muhafaza eylesin. İşte sonuçta biz sorgulama, eleştirme, biz işin hakikatine varma, o işin o bilgisine kavuşmayı, düşünmeyi biz düşünmüyoruz. O yüzden Müslüman kendince teknik bilgiye de sahip olacak. Sanat bilgisine de sahip olacak. Neden biz hikaye yazan, roman yazan, şiir yazan kimseler yetiştiremiyoruz? Dünyaca ünlü bir roman yazarımız kaç tane var?
Dünyaca ünlü şairimiz kaç tane var? Dünyaca ünlü bir sinema gerçekten neden yapamıyoruz? Yani yeni yeni tarihimizle alakalı diziler yapılmaya başladı. Yeni yeni bu tip meseleler gündeme gelmeye başladı. O yüzden bilimsel bilgiye de ihtiyacımız var. Türkiye neden bilimsellikten uzak olsun? Neden bilimsel bilgiyi dışarıdan alanlardan olsun, kendisi üretmesin? Neden biz bilimsel geçerli bilgilerimiz olmasın? Biz hala da bir teori niteliğinde olunan, Darwin teorisinin peşindeyiz hala da ya. Yani biz Darwin teorisini bizim insanlarımıza zorla okutan teori ya, teori kesinleşmiş bir bilgi değil, kanıtlanmış bir bilgi değil. Biz çocuklarımıza hala da okullarımızda Darwin teorisini öğretmeye çalışıyoruz.
Canım kardeşim, Darwin teorisi hala da kendisi kanıtlanabilmiş değil. Bir kanıtlanmış bilgin niteliğinde değil, kanıtlanmamış bilgin niteliğindeki bir teori biz çocuklarımıza neden öğretiyoruz? Neden bu bilimsellikten uzakız biz? Bakın bilimsellikten uzak bitti. Teori çünkü hiçbir bilimsel delili kanıtı yok ama biz çocuklarımıza öğretiyoruz. Evet bilgi bu yüzden önemli, insanı insan eden bilgidir. Siz ne kadar bilgiye hakim iseniz, ne kadar bilgi üretiyorsanız o kadar dünya üzerinde sözünüz geçer, o kadar dünya üzerinde kıymetiniz olur. Ama bilgiye sahip değil iseniz ve siz bilgi üretemiyorsanız siz ne yazık ki yönetilmeye, yönlendirilmeye, sömürülmeye açıksınız.
Ve şu anda İslam dünyası bu bilgiyi üretemediği için ne yazık ki vahşi kapitalizm tarafından, emperyalistler tarafından sömürülmekte, yönlendirilmekte, yönetilmekte. Tabiri caizse kedinin fareyle oynadığı gibi oynanmakta. Kanı akıtılmakta, birbirleriyle savaştırılmakta. Canları istediği zaman emperyalistler istedikleri Müslüman ülkede darbe yapıyorlar, işte onları katlediyorlar, bombalıyorlar, ülkelerini yakıp yıkıyorlar ve Müslüman dünya bunlara seyirci kalıyor.
Sebep çünkü bilgiye sahip değiller. Sebep imanlarını, dinlerini yaşamıyorlar. Sebep dünyanın hevasına, hevesine, şeytanın vesvesesine kendilerini kaptırmışlar, kandırmışlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kaplan, aslan, fare gibi, kaplan, aslan, fare gibi korkmaktadır. O yüzden ovada, dağda bütün vahşi hayvanlar gizlenmişlerdir. O yüzden periler, şeytanlar kenarı boylamışlar, her biri gizli bir yerde mekan tutmuşlardır. Bu bilgiden dolayı insanın bilgiye hakim olması, insanın bilgi üretmesi ve insanların doğayla, varlıkla, varlık bilgisiyle donatıldığı için kaplanlar, aslanlar, o kadar vahşi hayvanlar insanlardan korkmaktalar fare gibi. İnsanlardan çekinmekteler.
Herkes, hani insan bir aslanı görünce kendisi korkar ya, asıl aslan korkar ondan. Aslan korktuğu için ona saldırır. Aslan normalde insanın kendisini, insandan korktuğu için ve insanı düşünebiliyor musunuz? O vahşi aslanı ehilleştiriyor, o vahşi kaplanı ehilleştiriyor ve insan o vahşi aslanları, vahşi kaplanları öldürüyor, katlediyor. Ve o vahşi hayvanlar ne yapıyorlar? Doğada şimdi dağlara çekildikçe çekiliyorlar, çekildikçe çekiliyorlar ve vahşi hayvanların sonları geliyor. Artık onlar ne yazık ki yaşam alanları daralıyor. İnsanlar acımasız, insanlar vahşi, insanlar ne yazık ki doğayı bozan, ifsad eden, doğanın dengesini ifsad eden bir varlık haline geliyor.
Bir avcılık tutturdular, doğada ne kadar ne varsa hepsini de öldürüyorlar, hepsini de avlıyorlar. Neymiş? Avcılık sporuymuş. Sizin sporunuz batsın, hayvanları katlediyorsunuz. Vahşi hayvanları katlediyoruz derken doğayı katlediyorsunuz. Ekolojik dengeyi bozuyorsunuz ve kalkıyorsunuz, geyikleri, aslanları, kurtları, çakalları, tilkileri, doğada bulunan hayvanları katlediyorsunuz. Avcılık adı altında ne yazık ki kuşları katlediyorsunuz. Ne yazık ki denizlerdeki balıkları katlediyorsunuz. Ve her şeyi katlediyorsunuz. Bu ekonomi, bu sizin kapitalist kafanız, bu sizin heva ve heves, şeytana kiralanmış aklınızdan dolayı dünya ne yazık ki fesada uğruyor. O yüzden bu vahşi hayvanlar dahi insanların fare gibi korkuyorlar.
O yüzden ovada, dağda bütün vahşi hayvanlar insanlardan gizleniyorlar, kaçıyorlar. Yani o vahşi gördüğümüz hayvan bilgisiz insanı veyahut da bilgiyi kötü kullanan insanı görünce o ondan kaçıyor. Sebep, insan çünkü eğer bilgiyi doğru noktada kullanmazsa hayvandan daha vahşi oluyor. İnsan bilgiye sahip olmazsa yine hayvandan daha vahşi oluyor. O yüzden periler, şeytanlar kenarı boylamışlar, her biri gizli bir yerde mekan tutmuşlar. Ve normalde işte bunlar görünmeyen ruhani varlıklar olarak nitelendirilir ya, periler, cinniler ondan sonra şeytan bunların hepsi de hani görünmeyen varlıklar. Ama böyle peri denilince bizim toplumumuzda böyle yüzü, cemali daha latif, yüzü, cemali daha düzgün, sanki böyle dişi güzelliği olan cinni taifesinin dişileri aklımıza gelir.
Bunlar şimdi böyle peri denilince cinniler böyle insanlar gibi kavim kavimdir. Müslümanları da vardır, Müslüman olmayanlar da vardır. Müslüman olanların içerisinde bu dişilerine peri denir. Onlar gerçekten, şimdi yanlış anlaşılacak, güzeldir böyle yüzleri filan. Bir kimse hani böyle rivayetler vardır ya, işte bir periyle evlenmiş o adam filan derler.
İşte böyle adam kendi kendine konuşur filan. Bu tip şeyler yaşanır. Hatta eski Orhun kitabelerinde mi geçer? Yoksa bir Türk şeyidir bu, hikayesidir. Hani meşhurdur ya, Oğuz'un düşmanı vardır, Tepegöz. Tepegöz'ün babası insandır, annesi peridir. Babası insandır, işte o periyle cinsel içe girince Tepegöz çıkar. O Tepegöz de Oğuz hikayelerinde Oğuz'un düşmanıdır her daim. O yüzden normalde biraz böyle hani cinni taifesinin böyle kafir olanları habistir, kötüdür, çirkindir. Şeytan böyle habistir, kötüdür, çirkindir. Ama normalde mesela işte İslam biraz daha böyle bir peri düşüncesini biraz daha ötelemiş, hani geriye atmış.
Cinnilerle alakalı hem ayet var hem hadisler var ama perilerle alakalı böyle bir şey yok. Ama bizim Türk geleneğinde, Avrupa'da, İran geleneğinde buna biz Arap geleneğini de koyabilir. İslam öncesi gelenekte peri biraz daha böyle şey, güzelliğin simgesi, güzel kadının simgesi olarak nitelendirilmiş. Hatta Yunus da der ya, şiirinde meşhurdur, biz o ilahiyi çok okuruz.
Zikrullah'ta, semada, ondan sonra böyle hani Yunus'un, ben şimdi o uzun bir ilahisi, uzun bir şiiri. Birden div olur, ya peri viraneler olur yeri, birden uçar berkız ile sultanı insü can olur. Yani Yunus'un birden olur ki Yunus'un gönlü dev olur. Şimdi dev deyince, burada yine bir Türk geleneğinden bahsedeyim size.
Devler tepe göz gibidir. Yani cinnilerin kötüleri dev olur. Onlar da, bu devler de ormanlıklarda yaşayan, viranelerde yaşayan varlıklardır. Ama cinni taifesinin kötüsüdür, kafiridir. O yüzden burada Yunus diyor ki kendince, Yunus'un gönlü bir an dev olur. Yani devleşir, kötüleşir, nefsine uyar. Birden de olur, peri olur. Yani güzelleşir, latifleşir, tatlılaşır Yunus'un gönlü. Birden olur, viraneler onun yeri olur. Yani gönlü virane olur. Viraneler de onun yeri, o viranelerin yeri olur. Gönlü ne yaptı? Bir anda virane oldu. Birden uçar berkız ile. Şimdi birden uçar berkız ile deyince, berkız hikayesi de enteresan.
Berkız'ın da annesinin peri olduğuna dair rivayetler vardır. Belkız'ın da annesi peri olunca, belkız da bir anda bir yerden bir yere gitme. Hususiyetine sahip. O yüzden hani tay-i mekan dediğimiz, sufilerdeki tay-i mekan dediğimiz olgu. Yunus bir an olur, belkız gibi tay-i mekan yapar. Veya Yunus'un gönlünde Yunus, belkız ile tay-i mekan eder. Sultan-ı insü can olur. Bir anda ne yapıyor? Bütün insanların sultanı can olur. Yani bütün insanlara sultan kesilir. Zamanın kutbu olur. Yunus'un şiiri aslında bu noktada çok derinlikli. O yüzden normalde işte bir an sabah melikası, belkız gibi hani Süleyman Aleyhisselam diyor ya, o İslam olmadan onu bana kim getirir?
Bu sefer İslam olmadan. Sebep? Çünkü Süleyman Aleyhisselam da belkız'ın tahtını görüyor. Belkız'ı görüyor. Yani Süleyman eğer Müslüman olursa, belkız'ın tahtına, belkız'ın ülkesine ve belkız'a el koyamayacak. İslam hukukuna göre bu mümkün değil. O yüzden diyor ki, o henüz Müslüman olmadan onun tahtını bana kim getirir? Belkız'ın öyle bir tahtı var ki, belkız'ın tahtı o güne kadar dünya üzerinde olmuş bir taht değil. Ayakları, etrafı yakuttan, zebercetten, elmastan ve taht komple, öylesine şatafatlı, öylesine büyük ve öylesine bütün ağır ve pahalı mücevherlerle yapılmış. Ve öyle bir ipekten yapılmış ki, ve öyle bir rengarenk ki, siz belkız'ın tahtına baktığınızda hangi taraftan bakarsanız farklı bir taht görüyorsunuz.
Hangi taraftan bakarsanız farklı bir renk görüyorsunuz. Öylesine ki böyle tabiri caizse, hal içinde hal, zaman içerisinde zaman, mekan içerisinde mekan gibi bir taht görüyorsunuz. Ve belkız bu tahtı da kendi sarayında öyle bir yerde saklıyor ki, çünkü Süleyman'ın yanına gidecek ya, oda içinde oda, oda içerisinde oda, oda içerisinde oda, yedi kat odanın içerisine tahtı kilitliyor.
Çünkü o tahtın peşinde şeytanlar da peşinde, cinni taifesi de o tahtın peşinde, o tahtın peşinde o zaman için hem karanlık hem de nurani bütün varlıklar o tahtın peşinde koşuyor. Ve belkız kendi Sabah ülkesinde, Yemen'e doğru o ülke, o ülkenin padişahı, kadın, kraliçesi ve belkız da bekar o esnada. Ve belkız da o esnada hiç evlenmemiş.
Ve o tahtla beraber o beldeye hükmediyor. Ve enteresan, Yunus Aleyhisselam, bizim koca Yunus da diyor ki, bir an olur ben belkız gibi diyor, uçarım onunla beraber tay-i mekan ederim. Şimdi mevzu mevzudan girdi. Belkız o tahtı yedi kat kalenin içerisine sakladığı halde, Süleyman Aleyhisselam'da öyle bir bilgi var. Ve Süleyman Aleyhisselam öyle bir yanındaki avanesinde de bilgi sahibi olanlar var.
Oradan avaneden bir kimse ne diyor? Ben onu diyor, göz açıp kapatınca kadar buraya getiririm. Ve belkız gelirken, bakın belkız da tay-i mekan ederekten geliyor. Ve belkızdan önce tahtı geliyor. Ve belkız tanıcak mı diye de enteresan bir şey. Yani taht aynı ama üzerindeki renkler farklıymış gibi görünüyor. Ve belkız tahta bakıyor. Taht diyor, benim tahtıma benziyor. Ama diyor, benden önce nasıl gelir? İşte bilgi edinme. İşte bilginin yüksek derecesi. İşte bilginin insanoğlunun ulaşabileceği şu anda en yüksek derecelerinden birisi. Bakın insanoğlu, henüz daha peygamberlerin bilgisine ulaşabilmiş, peygamberlerin matematiğine ulaşabilmiş noktada değiller.
Yani siz düşünebiliyor musunuz? İbrahim, Süleyman Aleyhisselam'ın o tahtı, o Müslüman olmadan. Çünkü neden? Bakın bilgiye bakın, ilme bakın. Tabi o bir peygamber. Hikmete bakın. Belkız'ın Müslüman olacağını da biliyor. Diyor ki, o Müslüman olmazdan önce o tahtı bana kim getirir? Sonradan rivayet ediliyor ki, Belkız'la Süleyman Aleyhisselam evlendi. Belkız'la Süleyman Aleyhisselam evlendikten sonra onlardan çocukları olduğuna dair rivayetler var. Şimdi, o yüzden işte Belkız'ın peri soyundan geldiğine dair de rivayetler var. Tabi bu böyle sadece Belkız'la alakalı da bu rivayetler yok. İşte böyle değişik Avrupa'da, Asya'da, İran'da, Arap Yarımadası'nda perilerle evlenme.
Perilerle erkeklerin evlenip değişik ilimlere vakıf olması. Tabi bu konuda Harut'la Marut'u da kenara atmayalım. Harut ve Marut'u da hatırlayalım. Neden? Onlar da ayrı bir kavim çünkü. Onlarda da farklı bir ilim, farklı bir bilgi var. O yüzden, ha demek ki, görünmeyen varlıklar var. Varlıklar var ve bu görünmeyen varlıklarla da normalde insanların iletişimleri olabilir mi? El cevap olabilir. O yüzden periler, şeytanlar, insanın bilgisi, insanın ilmi, perilerin ve şeytanın, cinnilerin üzerinde olduğundan dolayı onlar insanların emrine girebilirler. Ama tabi cahil bir insan, kafir cinnilerin veya şeytanın ve hatta perilerin emrine girebilir mi? Evet.
Ama imanı kemale ermiş, dini bilgisi yerinde olan, kalbi ilimlere vakıf olan bir kimse, ne yazık ki onların emrine girmez. İşte devam ediyor Hazreti Bir. İnsanoğlunun gizli düşmanı çoktur. İhtiyata riayet eden kişi akıllıdır. Bizden gizli, güzel, çirkin, nice mahlukat vardır ki onlar daima gönül kapısını çalıp dururlar. Nice bizden gizli mahlukatlar vardır. Bunu zaman zaman söylüyorum. Sufiler bunu seyri sülüka girdiklerinde zaman zaman bu gizli mahlukatlara, gizli mahlukatları görürler. Onların ilimlerine vakıf olurlar. Bu beşinci makamda başlar. Beşinci makamda, beşinci gökteki bazı mahlukatları görebilir sufiler. Seyri sülüktaysa altıda, yedide onları görür.
Yediyi tamamladıktan sonra bütün mahlukatlara vakıf olur. O yediyi tamamladığında ama Beytullah'ta, ama genelde Beytullah'ta bu hal yaşanır. Beytullah'ta bütün mahlukat onun gözünün önünden geçirilir. O bütün mahlukata vakıf olur. O yüzden normalde insanlardan gizlenmiş, güzel, çirkin, habis, nurlu, nice mahlukat var ise ve bunlar böyle sadece hani Kur'an-ı Kerim'de geçen cinni veya şeytan taifesi olarak değil bilinmeyen, insanların bilmedikleri, insanların görmedikleri varlığın üzerinde o kadar çok mahlukatlar var ki
o mahlukatların hepsi de, hepsi de mürşidi kamil seviyesine gelen bir kimseye tanıtırılır. Varlığı tanır o çünkü. Varlığı aşina olur. O mürşidi kamil noktasındadır artık. Varlığı ve mahlukatı tanıdıysa, varlığı ve mahlukatı tanımadıysa o henüz mürşidi kamil noktasında değildir. Seyri sülüktü devam ediyordur. Tabi bunu böyle teknik bilgi olarak söylüyorum bunu. Hani ruhani varlıklar da işte kendilerince dini ilim olarak üçe ayırt ettirmiş. Bir melekler vardır. O melekler ruhani varlıklardır. Direkt Allah'a itaat ederler. Bunlar normalde yanlış bir iş yapmaları, eksik bir iş yapmaları mümkün değildir. Bu ruhani varlıklar nedir? Direkt melek taifesidir. Bunların o melek taifesinin en zirve noktasında duran Cebrail aleyhisselamdır.
Cebrail aleyhisselam bütün peygamberlere vahyi indirir. Ve bütün peygamberlerin gönlüne hikmeti indirir. Cebrail aleyhisselamın vazifesi budur. Diğer melekler vardır. Onların da büyük melekler olarak tanımladığımız Azrail, İsrafil, Mikail gibi cennetin melekleri, cehennemin melekleri, dünyanın melekleri, varzın, semavatın melekleri vardır. Bizim vücudumuzda çalışan melekler vardır. Bütün varlığın üzerinde çalışan melekler vardır. Melekler asla isyan etmezler, asla akletmezler. Direkt Allah'ın emrindedirler. Onlar normalde insanları aldatmazlar, insanları kandırmazlar. Onlar kendilerine emredilen her ne var ise onları icra ederler. İkinci ruhani varlık da şeytandır.
Şeytan da bu manada aslında melek değildir ama ruhani bir varlıktır. Hani şeytanla alakalı da ayet-i kerimede o cinnilerdendi diyor. O ateşten yaratılmıştı diyor. O yüzden şeytan burada direkt kötülüğü simgeleyen, direkt kötülüğü emreden ve insanı aldatan ruhani bir varlıktır o da. Onlar ne yaparlar? İnsanın kötülüğü vesvese verir, insanı şerre yaklaştırmaya çalışır. İnsanı Allah'tan, Kur'an'dan, sünnetten, iyilikten uzaklaştırmaya çalışır. Bu da şeytan da insana etki eder mi? Evet. O sizin damarlarınızda dolaşır diyor. Melekler de insanları etki eder mi? Evet. Bizim gönlümüze melek ilham eder mi? Evet. Bizim gönlümüze şeytan da vesvese verir mi? Evet. Bir de üçüncü nevi ruhani varlıklar olarak nitelendirdiğimiz, ondan sonra bunların da ne?
Cini taifesi. Bunların da normalde cini taifesi olarak nitelendiriliyor bunlar ama aslında böyle diğer böyle cini taifesinin de biz öyle algılayalım yine birçok kavmi var. Onlar bir sürü bu noktada yaratıklar var ruhani olarak. Bunların da hem iyileri var hem de bunların kötüleri var. Yani cini taifesinin mümin olanları da var, kafir olanları da var. O yüzden normalde kafirleri de, müminleri de cini taifesi olarak nitelendirebilir miyiz? Evet. Bakın burada şeytan veya ifrit olarak nitelendirdiğimiz taife yine cini taifesinin ayrı bir kavmi. Bunu böyle bilin. Şeytan cinli taifesinin ayrı bir kavmi. Şeytan da cinli mi? Evet. Ama o diğer cinlilerden ayrılmış ayrı bir kavmi.
Ayrı bir kavim o. Artık onun, o kavmin şeytan ve avanesinin, çünkü onun da biz şeytan olarak nitelendiriyoruz bir tane değil yani. O yüzden onların artık iyilik yapma kapıları kapalı, lanetlenmiş. Onların Müslüman olma kapıları kapalı, lanetlenmiş. Ne zamana kadar? Ebediyen lanetlenmiş. Şeytan ve avanesi ebediyen lanetlenmiş. Bir insan olarak sen de şeytanın peşine gider, sen de şeytanlaşırsan sen de ebedi lanetleşirsin. Şimdi bir de cinli taifesi var. Bunların Müslümanları da var mı? Var. Bunların kafirleri de var mı? Var. O yüzden mümini de kafiri de bunların var. Bu cinli taifesinin Müslümanları, müminleri Müslümanlara yardımcı olurlar.
Ama senin o ilme sahip olman lazım. Senin onlarla irtibat kurman lazım. Kafirleri de Müslümana zarar vermek ister mi? Evet. Bakın kafirleri de Müslümanlara zarar verirler mi? Evet. Kafir cinliler Müslümanlara dokunur mu? Evet. Müslümanlara zarar verir mi? Evet. Kafir cinlilerin zararları ahir zamanın son diliminde şeytanla birleşerekten insanlara daha fazla zarar verecekler. Şimdi mesela ben bunu zaman zaman dile getiriyorum, canları sıkılıyor insanların. Kafir cinliler böyle arada derede Müslümanların üzerinde büyük oyunlar oynuyorlar. Kafir cinliler Müslümanlarla dalga geçiyor. Kafir cinliler Müslümanların daha da azgın olmasını, sapkın olmasını, Kur'an ve sünnetten uzaklaşması için kafir cinliler insanlara dokunuyor.
Kafir cinlilerden ve şeytandan insanlar muhafaza etmiyorlar kendilerini. Müslüman canım kardeşim benim, abdestli dolaş, tesettürüne dikkat et, Allah'ı çokça zikret, her daim yüzü besmele çek, yemeklerini açıkta bırakma, kendini tesettürsüz bırakma. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış, kafir cinliler size hastalık bile bulaştırıyorlar. Sizi hasta ediyorlar, sizin damarlarınızda, sizin vücudunuzda da dolaşıyorlar, sizin evinizde de dolaşıyorlar. Yediklerinizi, içtiklerinizi helal ve temiz olanlardan seçin. Helal ve temiz olanlardan. Çünkü kafir cinliler açıkta olan yemeklerinizden yiyorlar. Kafir cinliler açıkta olan sizin yiyeceklerinizi, içeceklerinizi musallat oluyorlar.
Kafir cinliler sizin eşlerinize, çocuklarınıza, adamlarınıza musallat oluyorlar. O yüzden abdesti dolaşın, tesettürünüze dikkat edin, haramlardan uzak durun, insanlara zulmetmeyin, etrafa zulmetmeyin, adaletsiz olmayın, zalim olmayın. Kafir cinlilerle ortak işler yapmayın. Şimdi hadis-i sevti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri diyor ki, Adem oğluna şeytanın bir dokunuşu vardır. Meleğin de dokunuşu vardır. Şeytanın dokunması ona şerri işletmek ve hakkı, gerçeği yalanlatmaktır. Meleğin dokunması için ona hayırı vaat etmek, hakkı tasdik ettirmektir. Her kim bunu vicdanında bulursa Allah'tan olduğunu bilsin ve Allah'a amd etsin. Öteki nedir uçar olan da şeytandan Allah'a ısınsın. Sonra şu ayeti kerimeyi okudu.
Tirmizi de geçiyor bu. Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size kötülüğü emreder. Bakara 268. O yüzden eğer kötülük yapma hissi bizde var olduysa, bil ki şeytan sana vesvese verdi. Eğer ki Kur'an ve sünnetin dışına çıkma duygusu, hissi senin kalbinde olduysa, bil ki şeytan sana vesvese verdi. Ne diyor hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem? Şeytan kişinin kalbinin kapısında bekler. Allah'ı zikir kalpten kesilince oraya şeytan oturur. O zaman şeytanı kalpten, vücuttan kovan ne? Allah'ı zikir. Allah'ı zikrin en eftali La ilahe illallah'tır. O yüzden Allah'ı çokça zikredin ki şeytanın tasallutundan, kafir cinnilerin tasallutundan, kafir perilerin tasallutundan, kafirleşmiş insanların tasallutundan muhafaza olun.
Çünkü kim La ilahe illallah derse Allah'ın metin kalasına sığınmıştır ki o ne metin kaladır. Hadis-i Kudsi kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler La ilahe illallah zikrine devam edin. Bu zikirle alay eden, zikre karşı çıkan bu münafıklara, bu kafirlere bakmayın siz. Allah'ın zikrine karşı çıkan bu münafıklar, bu kafirler, bu münafık ve kafir bozuntuları sizi ifsad etmesin. Siz Allah'ın zikrine sımsıkı yapışın. Devamlı zikredenlerden olun. Devamlı diliniz Allah'ın zikriyle ıslak olsun. Devamlı gönlünüzde Allah'ın zikri olsun. Devamlı siz La ilahe illallah demeye devam edin. Kur'an-ı Kerim okumaya devam edin. Kur'an'ı anlamaya, Kur'an'ı bilmeye devam edin. Dininizi öğrenmeye, dininizi yaşamaya devam edin ki şeytan size musallat olmasın.
Kafir cinler size musallat olmasın. Hazreti 1 devam ediyor. Yıkanmak için dereye girince, derenin dibindeki diken sana zarar verir. Gerçi diken suyun dibinde gizlidir. Fakat sana batınca mevcudu diyetini anlarsın. Sen şimdi bir karanlık suda yürümüş olsan, karanlık suyun dibinde ne olduğunu bilmezsin. Ayağına bir diken batınca dikeni anlarsın. İşte o zaman aynı böyle bu ruhani varlıklar görünmezler. Ne zaman sana bir zarara dokundu o zaman onu anlarsın. O zamana kadar sen onun varlığından görmediğinden dolayı varlığından bir habersin. Ve gerçekten de bu cinni taifesinin var olduğunu, şeytanın var olduğunu, kafir perilerin ve cinnilerin var olduğunu sana dokunduklarında, sana musallat olduklarında bunu anlarsın.
Ama dokununcaya kadar, sana musallat oluncaya kadar sen bunu anlamazsın. Sen bundan uzak durursun. Hatta ve hatta bir kısım akılperestler, bir kısım materyalistler bunların olmadığını dahi söyleyebilirler. Bunların boş safsatı olduğunu dahi söyleyebilirler. Bunu böyle söylerler ama hastanelere bölüm açarlar. Ne manevi hastalıklar, ruhi hastalıklarla alakalı bölüm açarlar.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden cinnilerden bir zümre, Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Kur'an okuyuşuna hayran kalıp, onu dinledikleri cin suresi ayet 1 ve 2 ile sabittir. Biz o yüzden cinni varlıkların var olduğunu, şeytanın var olduğunu iman ederiz. Ayrıca uzun uzun hadisler vardır. Ondan sonra cinni taifesiyle alakalı, bağlantılarla alakalı. Onları şimdi söylemek istemem ama mevzuyu uzatmak istemem. Hani meşhurdur yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle defacet yapacağı zaman, Ebu Hureyre Radılahu Han hazretleri, işte ona su götürecek veyahut da taharetlenmesi için bir şey götürecek. Der ki, Ebu Hureyre'ye, bana der bir taş parçası getir ondan sonra ama der kemik ve hayvan gübresi getirme.
Kemik ve hayvan gübresi getirme. Kemik ve hayvan gübresi getirme deyince Ebu Hureyre Radılahu Han hazretleri sorar neden bunlarla temizlenmekte bir beis mi var diye. Hazreti Peygamber de der ki, bu cinnilerin tahamıdır, yemeğidir der. Kemik ve hayvan gübresi. Mesela cinnilerin taham yediği yerler çöplüklerdir. Sizin çöp poşetlerinizdir. Siz onları açıkta tutarsınız hep böyle. Yani siz çöp poşetlerinizi atmazsınız. Açıkta durur bir gün, iki gün. Onların cinni tayfesi gelir onlardan beslenirler yerler. Böyle yemek artıntılarını tabaklarında bırakanlar, yemek artıntılarını tezgahta bırakanlar, yemeklerini açık bırakanlar. Cinni tayfesi gelir onları yerler.
Çöplükler, kül dökülen yerler, banyolar, kafir cinlerin kol gezdiği yerlerdir. Bakın kol gezdiği yerlerdir. Şimdi bize şeyden böyle Avrupa'dan geldi. İşte tuvalette dergiler, gazeteler. O kimse tuvalette oturuyor. Hala Franga tuvalette dergisi var, gazetesi var. Adam tuvalette otururken dergisini, gazetesini okuyor. Bunu böyle bir modernite gibi, bunu bir gelişmişlik olarak görüyor. Yani tuvalette gazete okumayı, tuvalette dergi okumayı bir gelişmişlik olarak bizim içimize sundular. Yani çok affedersiniz, tuvalette zamanını geçiriyor. Şimdi de kadınlar, genç kızlar, kadınlar, erkekler aman o sosyal medyada dolaşacaklar. İşte kadın kocasına göstermeyecek, adam karısına göstermeyecek, çocuk annesine, babasına göstermeyecek.
Cep telefonunu cebine alan tuvalete koşacak. Tuvalette ya nasıl olsa, 10 dakika, 15 dakika, 20 dakika tuvalette kimle mesajlaşacaksa mesajlaşacak. Kime ne yazacaksa yazacak. Ondan sonra 15 dakika tuvalette, 20 dakika tuvalette, yarım saat tuvalette duracak. Sonra kafir cinli, şeytan gelecek ona musallat olacak, vesvese olacak. Pisişik, psikolojik rahatsızlıkları olacak. Ondan sonra başlayacak artık tuhaf tuhaf hareketler yapmaya, tuhaf tuhaf konuşmaya. Aile bakacak ona. Yani bu kadında ne oluyor, bu tuhaflık ne? Veyahut da kadın adama bakacak, bu tuhaflık ne? Veyahut da anne baba çocuğa bakacak, bu tuhaflık ne? Ya kiminle mesajlaşacaksa mesajlaş, al mesajlaş, eğer haram değilse, helal dairedeyse, namah tuvalette mesajlaşacağım diye konuya uğraşıyorsun.
Tuvalet ya tuvalet, necasetin olduğu yer. Necasetin olduğu yere mi layıksın sen? Kafir cinliler musallat oluyor işte orada. Sonra banyodan çıkamıyorlar. Uğraş Allah uğraş, banyoda bir gusül abdest alacak, bir buçuk saat, iki saat gusül abdesti alamayan kadın ve erkek tanıyorum ben. Sebep? Kafir cinliler. Banyodan ağlaya ağlaya telefon açanları biliyorum ben. O zaman telefon numaramı herkeste var. Banyodan ağlaya ağlaya telefon açıyorlardı. Biz karı koca şu anda banyodayız, gusül edemiyoruz. İki saat oldu, biz gusülümüzü bitiremiyoruz. Yok şuramıza su mu değdi, yok buramıza değmedi mi, yok öğle mi oldu, yok böyle iki saat.
Ağlaya ağlaya telefon açtılar. Evet. Sebep? Kafir cinliler. Sana dokununca anlıyorsun onu. Sebep? Şeytan. Sana dokununca anlıyorsun. İşte onların da böyle yiyecekleri var. Birisi şunu diyebilir. Ben inanmıyorum. Ayetle sabit kardeşim. Cin suresi var. Hadislerle sabit. Hadislerle sabit. Sen inanmıyorsan inanma. Biz inanıyoruz. Çünkü ayetle, hadisle sabit ise, bir şey ayetle sabitse, onun üzerinde şüphe edemezsiniz zaten. O yüzden normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hem cinlilerin padişahıyla ve cinlilerle görüştü, onlarla istişare etti, onlara dini öğretti, onlara dini anlattı. O yüzden cinli taifesinin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne iman edenler Müslüman oldular.
Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bütün varlığa gönderilmiş bir peygamberdir. Bütün varlığa. Bütün insanlığa ve bütün cinli taifesine, bütün varlığa gönderilmiş bir peygamberdir. Allah bizi o peygambere hakiki ümmet olanlardan eylesin. Allah'ım cümlemizi iyi eylesin. Tabi bu konuda daha tefarrüatlı bir bilgiye sahip olmak istiyorsanız, Elmalı'nın yedinci cildinin 5381 ve 5395 sayfaları arasında cinli taifesiyle alakalı geniş oradan bir bilgi edinebilirsiniz.
Vahiy ve vesveselerin ıstırapları binlerce kişiden gelir. Bir kişiden değil, şüphe ediyorsan sabret, duyguların değişince onları görürsün, müşkül hal olur. O vakit kimlerin sözlerini reddetmişsin, kimleri kendine ulu eylemişsin görürsün. Yani bütün alem sana dil olur, bütün varlık sana dil olur. Kötüler sana kötülükleri vesvese verirler, onları sana sunarlar, iyiler de sana iyilikleri söylerler.
Bütün alem senin için dildir. Ben burada konuşuyorum şimdi. Size iyi şeyler söylüyorsam ve iyilikleri anlatıyorsam, bu size bir tabiri caizse vahiy gibidir. Vahiy değildir ama vahiyi anlattığım için, vahiyi anlatıyorum. Eğer kötülüğü anlatıyorsam size şeytanı anlatıyorum. Şeytanın diliyim. Bir insan ya vahyin dilidir ya da şeytanın dilidir. O yüzden diline bak. Eğer vahiyi anlatıyorsan sen vahyin dilisin. Yok şeytanın ve şeytanın yollarını anlatıyorsan sen şeytanın dilisin. Kulağına iyi bak. Sen neyi dinliyorsun? Dinlediğinden Kur'an ve sünnet doğru ve hakikat şeyler öğreniyorsan, senin kulağın eşek kulağı değil. Yok, senin dinlediğin kötülükse, senin dinlediğin şeytani şeylerse, senin kulağın vallahi de eşek kulağı, billahi de eşek kulağı.
Sen ne zaman bunu anlarsın, sen ne zaman sana gelen bu bilgileri, sana gelen bu duyumları analiz eder, doğruyu ve hakikati görürsen, neleri reddedip neleri aldığını, kimi ulu gördüğünü, kimi ulu görmediğini o zaman anlarsın. Allah bizi vahye tabi olan, Kur'an ve sünnete tabi olan, iyiliği, doğruluğu, güzelliğe tabi olan, Cenab-ı Hakk'ın yolunda sırat-ı mustakimde yürüyen, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünnet seneyesine uyan kullarından eylesin.
İnşallah cümlemize. Burada sohbeti bırakıyorum, bayağı olmuş çünkü, normalde 1 saat 14 dakika olmuş. Bugün biraz sohbet fazla etmişiz, Cenab-ı Hakk'ın bu sene olsun, Rabbim şifasını verdi. Elhamdülillah, yani rahatsızdık geçen haftalarda ama Cenab-ı Hakk'ın hamdolsun, iyiyim şu anda. Dualarınız hürmetine, Allah'ın izniyle Cenab-ı Hak şifasını verdi. Konu başlığı, av hayvanlarının tekrar tavşanın sırrını ve düşüncesini araştırmaları. Buraya kadar niyet ettiydim ben de zaten. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, niyetimizi gerçekleştirdik. Allah izin verirse, bu önümüzdeki hafta özür dilerim. Allah izin verirse, inşallah bu konu başlığından devam edeceğiz. İnşallah. Ur-Rahman.
Şuraya bir not düşelim, karıştırmayalım sonra. Konu başlığına, inşallah Allah'tan bir şey gelmezse. Bizim sohbetlerimizi kabul edene bizim anlattıklarımız şeyler. Kabul etmeyen, inanmayan, reddedenleri değil. O yüzden herkes kabul etmek, inanmak zorunda değil. Çünkü bazı şeyler, anlattığımız şeyler kitabi değil. Sufilikle, seyri sülükle alakalı. Ya işte bunları kendince bir kimse, ha bunları anlattığımızın seri sülükle alakalı daha iyi olsa, bunları anlattığımız Kur'an ve sünnetten delillendiriyor muyuz? Evet. Malum size cinni tayfesinin var olduğunu, değişik varlıkların da var olduğuna dair, ayet ve hadisleri de size ne yaptım?
Allah'ın izniyle sundum. O yüzden bir kimse reddederken de dikkat etmesinde fayda var. Sebep şu, Allah muhafaza eylesin. Gerçekten bu sefer reddettiği şeyler, ayet, hadis olur. Onun için de sıkıntılı bir şey olur. Allah muhafaza eylesin, inşallah. 1041. beytten devam edeceğiz. Allah izin verse, konu başlıyor zaten. O yüzden 1041'den Allah izin verse, bir dahaki haftaya devam edeceğiz. İnşallah şimdi de sorularınıza inşallah devam edeceğiz. Arkadaşlar lütfen rüya yazmayın. Lütfen çok uzun sorular yazmayın. Lütfen onun olsun Cuma'ya tebrikleri göndermeyin. Lütfen Mustafa Özbağ'a böyle methedici sözler yazmayın. Lütfen işte bir böyle kendinizin yaşadığı bir şeyi yazmaya çalışmayın.
Varsa bir sorunuz, kısa öz bir şekilde sorunuzu yazın. İnşallah biz de cevaplandırmaya gayret edelim inşallah. Selamun Aleyküm. Sır nedir? Sır Allah'ın batın sıfatıdır. Sır nedir? Allah'ın batın sıfatıdır. Allah bir şey, kün, ol dediyse o sır değildir. Allah'ın kuluna verdiği sır nedir? Allah kuluna bir şey verdiyse o sır değildir zaten. Allah ona bir ilim vermiştir. Allah ona bir ilim verdiyse o ilmi de o insan anlatır. Eğer bir kimse ilmi gizlerse çok büyük günah kebahar işlemiş olur. İlmi gizlemek yok.
Sana manevi bir şey gösterildiyse, sana manevi bir ilim, manevi bir bilgi verildiyse, sen onu anlatasın diye verildi. Tebliğ edesin diye verildi. Yani böyle bir, işte bu ehline malumdur, ehline sırdır değil canım kardeşim. Allah sana bir şey gösterdiyse manevi hal olarak, sen onu insanlara anlatacaksın. Allah sana bir bilgi verdiyse, sen onu insanlara anlatacaksın. O yüzden ben böyle, kulun kendisine bir sır verilmiş. Allah Allah'ya, yani o ilahi bilgi kulun kendisine mi aitmiş? Yeryüzündeki bütün bilgiler Allah'a aittir. Ve size bir bilgi verildiyse, Allah sizi, insanları bilgilendiresiniz diye vermiştir. Allah bizi o bilgilerle bilgilendirsin inşallah.
Allah, yurt dışından ne o? Su kuyusu bin yüz euroymuş. Kur'an-ı Kerim iki euroymuş. Kurban kesici otuz euroymuş. Kurban altmış euroymuş. Yurt dışından böyle bir şey geliyor, istek geliyor. Kamerundanmış arkadaşlar, yazmışlar. Kurban koyun altmış euro, kurban kesici otuz euro. Altmış, otuz da doksan euroye bir kurban kestireceksiniz. Yüz euro. Yüz euro ne yaptı? Üç aşağı beş yukarı, on bin lira, bin lira yaptı. Ne su kuyu saçtırırsan, bir yüz euroymuş. Bunlarla alakalı konuşmayayım. Konuşursam, bazı insanların canı sıkılabilir. Böyle zaman zaman, işte Afrika'da senin de bir su kuyun olsun. Bir Bursa'da bir hanımefendi geldiydi.
Bana dedi ki, Sudan'da benim üç yüz elli tane su kuyum var dedi. Ben böyle baktım, gördün mü dedim. Hani bu üç yüz elli tane su kuyunu gördün mü? Böyle bana baktı. Dedim, üç yüz elli tane su kuyu su az bir şey değil. Hani tabii yani o bayan böyle kendince bunun parasını vermiş. Su kuyu saçıyorlar diye. Sudan'a gittim ya. Sudan'a gittim de bizim Erdoğan'a sordum. Dedim ya Erdoğan, millet burada su kuyu saçıyor. Güldü Erdoğan. İşte kaç para mesela bu su kuyu açtıracak olan bir kimse? Bin yüz euro. Bin yüz euro ne yaptı? On bir milyar falan yaptı. Öyle değil mi?
On bir milyar. Ya bir tane su kuyusu açma, Erdoğan söyledi bunu da. Dedi ki, kullanılmış bir su artezyen açma teşkilatı dedi. Kamunu ile beraber yirmi beş otuz milyardır dedi. Yirmi beş otuz milyar bugünün parasıyla elli milyar olsun. Yani siz orada elli tane su kuyu açacağınıza bir tane elli milyara su artezyen kuyu açacak, su çıkaracak bir alet, edevat, takım, taklavat götürebilirsiniz.
Ve bütün bölgeye, bölgenin su ihtiyacını karşılayacak, siz su kuyusu o makine ile açabilirsiniz. Amaç eğer insanlar orada yardım etmekse. Ve sudan da beş metreden, altı metreden su çıktığını söyledi bana Erdoğan. Ve oraya gittiğimde gördüm. Allah Allah dedim ya, nerede bu kadar su kuyusu? Yok. Ve ben Müslümanların bu konuda kandırıldığına inanıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki, sen hayır yapanların hayırını engelliyorsun. Böyle bir derdim yok canım kardeşim. Ama su kuyusu açıyoruz diye yola çıkacağınıza, deyin ki ya orada artezyen açacak, su çıkaracak bir mekanizma alacağız deyin. Gidin o mekanizmayı kurun oraya.
Bir vakıf kurun, bir dernek kurun, orada tanıdık bir kimse bulun. Onu oraya zimmetleyin. O adam fise bilillah gitsin orada su kuyusu açsın. Ya neden illa ki orada su kuyusu açmak için binlerce euro para harcıyorsunuz ki? O bayan kardeşe dedim, sen 350 bakın 1100 euro diyor. Şimdi 350 kuyu ne demek? 1000 eurodan hesaplayın. 350 bin euro. 350 bin euro. Siz oraya 20 bin euro ile mükemmel bir teşkilat kurarsınız. Ben o bayan kardeşe deyince gördüm mü? E görmedim dedi. Ben de tebessüm ettim. Yıllar sonra Sudan'a gittim. Böyle bir şeyin aldatmacı olduğunu gördüm. Kandırmacı olduğunu gördüm. Yapmayın.
Ey ümmet-i Muhammed'in. Aldatmayın. Aldatmayın. Kandırmayın. Aldatmayın. Kim aldatırsa bizden değil dedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bu kardeşler de her hafta buradan böyle bize şey gönderiyorlar. Ne o? Böyle istek gönderiyorlar. Yani Kur'an-ı Kerim 2 dolar, inek 300 dolar, yemek 3 dolar, koyun 47 dolar, su kuyusu 900 dolar. Burası da ayrı bir yer. Allah bizi iyi etsin inşallah. Selamun aleyküm. Birçok zamanda fakihler, idareciler, siyasiler ile tasavvuf ehli sufiler birçok konuda çatışmışlar. Sufilerin küfrüne, kaddine kadar varan olaylar vuku bulmuş. Osmanlı'da yaşanan kadızadeler oluşumu gibi.
Bizleri tasavvufu anlamada, yol almada alıkoyan şey, akli düşünce fikirlerimiz midir? Aklı, fikir ve düşüncelerimizi tasavvufi, sufi anlamda nasıl dizayn etmeliyiz? Allah razı olsun. Şimdi zaman zaman sufilerin yoldan çıktığı, böyle tarz değiştirdiği, zaman zaman sufilerin gerçekten ana hatı terk eden, terk ettiği zamanlar veya topluluklar olmuş. Bunların karşılığında, yani böyle yoldan çıkanları terbiye etme, yoldan çıkanları hizaya getirme çalışması yapmaktansa, bütün sufileri, bütün ehli tasavvufu, bütün dergahları, tekkeleri kapatma veyahut onlara karşı savaş açma halleri de olmuş. Bu devam ediyor daha. Bu yeni değil. Bu, Hz. Hüseyin radiyallahu anh hazretlerinden beri devam eden bir şey.
Yani sonuçta sufice bir hayatı, sufice bir yaşantıyı kabullenmek istemiyorlar. Zaman zaman bazı fakihler, zaman zaman siyasiler, idareciler, sufilere karşı ne yazık ki devamlı savaş açıyorlar. Zaman zaman diyorum bazı zamanlarda bu böyle olmamış ama bazı zamanlarda çok şedid olmuş. Şimdi bu zamanda olduğu gibi, yani normalde böyle bir işte 28 Şubat'tan itibaren bu devam ediyor Türkiye'de. Türkiye'de, Türkiye'de böyle işte sufilere karşı, ehli tarikata karşı acımasız bir saldırı var. Türkiye'de cemaatlere karşı acımasız bir saldırı var. İşlerinden çıkan birkaç tane çürük elma için bütün sepeti helak etme yoluna gidiyorlar. Bu biraz da böyle siyasilerin, idarecilerin işine gelmiyor sufiler. Yani sufiler hiçbir zaman genel olarak siyasilerle, yüksek bürokratlarla anlaşamamışlar.
Sebebi de genelde Kur'an sünnetle alakalı. Sufiler kendi zamanlarına sımsıkı Kur'an sünneti yaşayacağız, yaşatacağız diye mücadele etmişler. Allah ve Resulüne sımsıkı bağlanmışlar. Bunlar siyasilerin ve mülki idare, yüksek bürokratların bu işlerine gelmemiş çok. Çünkü siyasetçiler ne yazık ki bozuluyorlar. Böyle yüksek bürokratlar ne yazık ki bozuluyorlar. Bozulunca da işte sufiler hakkı hak, batılı batılı bileceğiz ve bildireceğiz diye onları nasihat etmeye çalışıyorlar. Onları eleştiriyorlar. Haksızlıklara karşı susmuyorlar. Zulme karşı susmuyorlar. Adaletsizliklere karşı susmuyorlar. Bu da bir kısım heva ve hevesine uymuş, şeytana uymuş, nefsini putlaştırmış siyasilerin ve yüksek bürokratın işine gelmiyor.
İşine gelmeyince de sufilere karşı mücadele ediyorlar. Yani onları sustururlarsa haksızlıklarını, adaletsizliklerini, arsızlıklarını, hırsızlıklarını, ursuzluklarını örteriz, kapatırız diye düşünüyorlar. Ama bilmiyorlar ki sufiler direkt Allah ve Resulünün emrindedirler. Direkt hak ve hakikatin emrindedirler. Direkt hak ve hakikatin emrinde olduklarından dolayı devletten bir beklentileri yoktur. Kamu kurum ve kuruluşlarından bir beklentileri yoktur. Halktan bir beklentileri yoktur. Öyle olmayınca da cesaretli bir şekilde hak ve hakikati haykırlar. O zaman da bu büyük bir çoğunluk siyasilerin ve yüksek bürokratların işine gelmez. Biz bu konuda aklımıza fikrimizde değil Kur'an ve sünnete uyarız. Kur'an ve sünnete uyduğumuz müddetçe, imamların, fakihlerin fıkıhlarına uyduğumuz müddetçe, ilk sufilerin yollarına uyduğumuz müddetçe biz doğru yoldayız demektir.
Ben kendimi öyle görüyorum. Test sonucum pozitif çıktı ve ayrıca gebelikten dolayı ilaç kullanamıyorum. Ne tavsiye ederseniz eşime ve bana dua eder misiniz? Allah şifa versin inşallah. Yani doktorunuza danışın. Muhakkak ki doktorunuz bu konuda size bir tavsiyede bulunacaktır. Ama eğer bütün böyle ben kendim kullandığım bir karışım var. İşte zencefil, zerdeçal, çörek otu, ondan sonra ısırgan tohumu, keçi boynuzu unu, ondan sonra tarçın. Böyle bunlardan karışık böyle otuzar gram, ellişer gram. Toz halinde karıştırıp eğer şekeriniz yoksa iyi bir balla karıştırıraktan ama şekeriniz varsa toz halinde aç karnına sabah akşam birer tatlı kaşığı bundan yiyebilirsiniz diye.
Ve arkadaşlara böyle bir destek olsun COVID'e ve gribe karşı diye böyle bir karışım arkadaşlara tavsiye ediyoruz. Bol bol limon yiyebilirsiniz. Akşamları yatarken en az üç tane beş tane arasında sarımsak yoğurtla yiyip yatabilirsiniz. Bunlar böyle sizin üzerinde de olumlu etkiler yapacak. Bol sıvı alın, kanı sulandırıcı, limon gibi, limon sarımsak kürü gibi bunlardan faydalanabilirsiniz. Allah'ım şifa versin inşallah. Selamun Aleyküm. Dışımızı düzeltince içimiz nasıl düzelir? Allah sizin suretlerinize değil, siretlerinize bakar, içinize bakar. Siz içinizi düzeltmenin yoluna bakın. Müminlik sıfatları vardır. Gözü şöyle olacak, kaşı böyle olacak değildir. İçiyle alakalıdır. Siz içinizi düzeltin.
İçinizi düzeltirseniz dışınız da düzelir inşallah. Namazın vaktini kaçırma ihtimali olacak durumlarda kısa mesafe içinde de olsa, araçta, hareket halinde oturduğunuz yerde namaz kılmak uygun mu? Kılabilirsiniz. Bunda geçmiş fetvalarda böyle bir fetva yok ama kılabilirsiniz. Selamun Aleyküm. Aleyküm ile akşamlar. Sorun bir kul gece ve gündüz sabah akşam hakkı zikretse ama hal görmese bu anda halen bir hata ve kusur olduğundan mıdır? Yoksa bu onun için daha mı hayırlı olur? Zikreden kişi farkında olmasa bile manen yükselmesi zikrettiği sürece devam eder mi? Yani biz Allah'ı zikrederiz. Biz yükselmek, alçalmak için biz bununla uğraşmayız.
Hal görmek için uğraşmayız. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Cenab-ı Hak beni zikredin demiş. O yüzden biz Allah'ı zikrederiz. Biz hal görmek için, şunu bunu görmek için, yükselmek için, alçalmak için değil. Biz Allah'ı emrettiği için Allah'ı zikrederiz. Selamun Aleyküm. Hadis-i Şerif'te namazın ardından selam verir vermez, kalkıp tekrar namazı duran bir kimse, Hazreti Ömer, otur, ehli kitabı helak eden şey, namazlar arasında bir fasla bırakmamalarından başka bir şey değildir diyor.
Namazlarda rekatlar arasında beklemeli miyiz? Elhamdülillahi Rabbil Alemin diyecek kadar, Subhanallah diyecek kadar farzıyla zaten sünneti kıldığınız, farzı kılacağınız zaman kâmet getiriyorsunuz. Aranız arası açılıyor. Eğer ardından bir daha sünneti kılacaksanız, bazen hani Arap ülkelerine gittiklerinde tesbihi çekerler, ondan sonra sünneti kılarlar veya arada Subhanallah deseniz, iki namazın arası şey olur. No, arası açılmış olur. Bir problemi şikayet gibi olmasın diye sorumlularla Üstad-ı Zakir'i paylaşmamak ne kadar doğru olur? Doğru değil. Bir kimse, bir sıkıntı, bir problem varsa gidecek Üstad'ı ile onu paylaşacak. İbni Ebu Şeybe, Ebu Said'den tahric etti.
O dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu, fitnelerin zuhur ettiği ve zamanın kesildiğinde Ehli Beyti'nden bir adam çıkacak, onun arası bol olacak. Naim ve Ebu Naim, Ebu Said'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu, zamanın inkitaya uğradığı bir dönemde Mehdi denen bir adam çıkacak, onun ihsanı bol ve güzel olacaktır. Selamun Aleyküm. Bu hadiste geçen zaman kesildiğinde, zamanın inkitası ifadesinde ne anlatılmak istenmiştir? Görseldeki dergi kapağında büyük sıfırlama diye başlık atılmış. Bu olay ile bağlantısı var mı? Teşekkür eder. Hayırlı geceler dinlenen. Time dergisi sıfırlama diye bir başlık atmış. Şimdi normalde tabi bu hadis-i şerifler müteşabih.
Burada zamanın inkitaya uğraması, yani kesilmesi, zamanın durması olarak nitelendirilemez. Zaman Allah'ın sıfatıdır. Zaman Allah'ın sıfatı olduğu için zaman hiçbir zaman durmaz. Cenab-ı Hak nur Allah'ın sıfatıdır. Nur da hiçbir şekilde durmaz. O zaman siz zamana sövmeyiniz. Zaman Allah'tır. Hadisi kutsisi mucibince zamanın inkitaya uğraması, durması söz konusu değil. Ama dünya ile alakalı değişik hadiseler cereyan edecek ahir zamanda. Biz insanın olarak, algı olarak zaman durdu zannedeceğiz. Bu onunla alakalı. Ama diyor ya, dünyanın bir günlük ömrü kalsa da benim ehli beytimden Mehdi çıkacak ve dünyaya adaletle hükmedecek diye. Bu bir günlük zaman, dünya zamanı mı yoksa nerenin zamanı onu bilmiyoruz.
Bu bir günlük zaman bin yılda olabilir. Çünkü sizin katınızda bin yıl, Allah katında bir gün. Ayet-i Kerime'si mucibince, yani o bir gün bin yılda olabilir. Veyahut da o bir gün farklı da algılanabilir. Müteşabi. Veyahut da insanlar böyle bir gün yaşadık diye düşünebilirler. Öyle algı olabilir. Belki de kırk yıl yaşarlar. O yüzden buradaki zamanın inkitaya uğraması, kesilmesi, Cenab-ı Hakk'ın sıfatıyla alakalı değil. Bu bizim yaşadığımız şeyle, hani biz kendi kendimize sanki zaman durdu gibi düşünürüz ya, oysa duran bir şey yoktur. Duran bir şey olmadığı için mesela hani Ashab-ı Keyf 305 yıl, 306 yıl mağarada kaldılar, onlara bir gün gibi geldi.
Onlar uyandıklarında sanki bir gün orada yaşamış gibi, kendilerini öyle, algıları öyleydi. Öyle düşündüler. Bir gün yaşadık gibi düşündüler. Şimdi buradan da ölçü getirirsek, Ashab-ı Keyf nasıl 306 yıl yaşadı, bir gün algı olarak bir gün yaşadı gibi, bir gece kaldıkları gibi anladılarsa, belki de ahir zamanda 300 yıl yaşanacak, bir gün gibi algılanacak. Veyahut da hani bazı rivayetlerde Mehdi 40 yıl hüküm sürer, bazı rivayetlerde 7 yıl hüküm sürer. Bunların hepsi de müteşabi. Bunlara farklı farklı manalar, farklı farklı anlamlar yüklemek mümkün. Az önce dediğim gibi yani Ashab-ı Keyf nasıl 306 yılı bir gün anladıysa veyahut da başka ayet-i keremede İsa Aleyhisselam'ın göğe kaldırılışıyla alakalı sizin bin yılınız Allah için bir gündür Allah katında.
Allah katında dediği kat neresi, Allah zamandan, mekandan münezzeh, nerenin zaman dilimi bin yıla karşılık bir gün, biz onu da bilmiyoruz. Yani bunlar böyle müteşabi şeyler. Zaten din böyle girip sır olduğu için, din anlaşılamadığı için, ulaşılamadığı için din zaten. Anlaşılsa, unaşılsa din olmaktan çıkacak. Yani bunu böyle matematikselliğe vurmuş olsak, din olmaktan çıkacak. Yani bunu matematikselliğe vuramıyoruz. O yüzden zamanın burada hani intikası, yani kesintiye uğraması Allah'ın sıfatsal tecelliyeti olarak algılamayın. Hocam selamun aleyküm. Çok önemli bir şey danışmak istiyorum. Ben yıllardan beri birine aşığım, o da bana aşık.
Nefsani değil bu aşk, beni de onu da yakıyor. Yalnız biz buluşup bir kahve içiyoruz. Günah mıdır bizler, Allah için seviyoruz. Yaşımız bay yağı var. Bizleri aydınlatır mısınız? Diyorlar ki Allah aşıkları birbirine helaldir. Ne derece doğru olup olmadığını sormak istiyorum. Bir de bana sizin zikrinizi verir misiniz? Ben pendik kaynarca dotuyorum. Cemaatiniz burada var mı? Lütfen bana yazar mısınız? Ya insanlar birbirlerine aşık olurlar da, birbirlerine aşık olduktan sonra, yani aşkın insan üzerindeki tecelliyatları farklı bir şeydir. Siz bunu aşk zannediyorsunuz. Bu hal aş değil. Birbirinize muhabbet besliyorsunuz siz. Aşık olan öyle olmaz. Allah bizi affetsin.
İnşallah. O yüzden Rabbim size inşallah aşkı tanıttırsın. Rabbim inşallah sizi aşıklardan eylesin. Aşkı tanıttırsın inşallah. Size de ders vereyim inşallah. Sizde, pendikte de arkadaşlarımız var, kardeşlerimiz var. Onlarla görüşürsünüz inşallah.
Pendikte arkadaşlar var. Bu kardeş yazmış.
Ben şimdi, pendikte derste yaptıran arkadaşlar var. Telefon numarası vereyim. Onunla inşallah sen irtibata gir. Pendikte bir kardeşin telefon numaralarını attım.
İnşallah siz onunla irtibata giren, pendikten olan kardeşimiz. İstikamet ehli ve şeyk ehli olabilmek için nasıl bir yol izlemeliyim? Eksikliklerin beni ümitsiz etmese de üzüyor. Hakkınızı helal edin. Bandırmadan selamlar. Yani istikamet ehli olmak, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak. Bir kimse Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır. Kur'an ve sünneti yaşamaktan taviz vermezse, o kimse istikamet ehli olur. Allah ve Resul'ünü sever. Velilileri severse de o kimse şevk ehli olur. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Selamun aleyküm. Size iki sorum olacak müsaadenizle. Birincisi, çalıştığım kurumun arka tarafında şu an restore edilen eski ev var. Restore eden ustalar benim arkadaşım ve o eski evden çıkan eski ahşap, çivi gibi eski nesneler atmak yerine bana hediye ettiler.
Ev sahibinden sıkıntı olur mu diye sormama rağmen sıkıntı olmayacağını, hatta almazsam kendilerini çöpe atacaklarını söylediler. Geçenlerde bu ustalardan biri duvarın içinden eski bir madeni para bulmuş ve antikalara ilgim olduğu için çöpe atmak yerine bana hediye etti. Ev sahibinden sıkıntı olmayacağını ve almazsam çöpe atacaklarını söylemelerine rağmen bunları almam uygun olur mu yoksa evin sahibine irade etmem mi gerekir? Bence ev sahibinden izin alın, ev sahibine söyleyin. Hz. Zülkarayn Aleyhisselam bir peygamber midir, veli midir yoksa döneminin önemli bir hükümdarı mıdır? Zülkarayn Aleyhisselam'ın hem peygamber hem de hükümdar olduğuna inananlardanım ben. Aynı zamanda da büyük ilme sahip. Selamünaleyküm, kendimi değersiz hissediyorum.
Değersizlik duygusundan nasıl kurtulabilirim? Yani bir kimsenin kendisini değersiz hissetmesi hoş bir şey değil. Üstün görmesi sıkıntılı. Ama değersiz değiliz. Allah bizi halife olarak yaratmış. Bizi kendi ruhundan ve nurundan öklemiş. O yüzden iman ediyorsanız, İslam'ı yaşıyorsanız kendinizi değersiz hissetmemenin esasında. Allah bizi onlardan eylesin. Selamünaleyküm, gemlikli kardeşler ellerinizden öper. Bu rüyamda Rabbimin gözleri çok güzel, genç bir delikanlı suretinde gördüm ve çok şaşırdım. Şaşırılacak bir şey yok. Allah rüyada görülür. Genç bir erkek suretinde görmüş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. O yüzden Allah rüyada görülür.
Rüyetullah haktır. Türkiye Diyanet Vakfı'nın ansiklopedisine bakabilirsiniz. Rüyetullah diye yazabilirsiniz. Rüyetullah haktır. Ehl-i sünnet Allah'ın rüyada görülebileceğini dair hükmetmişler. Selamünaleyküm hocam. Pandemi sürecinde cumalar serbest olduğundan biridir. İş yerinde bitmeyen bir mevzu var. Cemaat birliği bütünlüğü olmalı ve imam görülmeli diyenler vardı. Bunlar sosyal mesafeli namaza karşılan ve cuma namazına gitmiyorlar. Namazın saf düzeni kuran sünnet imamların iştahı ile belliyken diyanetin fetvasına uymak zorunda değiliz diyorlar. Cuma namazına gitmeyip öğleni kılıyorlar. Diğerleri ise fetvayı veren düşünsün deyip cumaya gidiyorlar.
Benim kafamı karıştırıyorlar. Acaba bunun doğrusu ne? Ben sosyal mesafe kurallarına uyaraktan cumaya gidiyorum. O yüzden cumayı da kılıyorum. İmamı göreni de görüyorum. Bahçede kılıyorum ama imamı göreni de görüyorum. O yüzden sosyal mesafe kurallarına uyaraktan cuma kılınabilir mi? Evet. Neden? Çünkü zaruret var, hastalık var. Bu zaruretten dolayı, bu hastalıktan dolayı bir kimse cumayı sosyal mesafe kurallarına uyaraktan kılabilir mi? El cevap kılabilir. Hastalık var, pandemi var. Bir kimse toplu namazları pandemiden dolayı terk edebilir mi? Evet. Onu da terk edebilir mi? Evet. Sebep pandemi var, hastalık var. Bir kimse kendince farklı kronik rahatsızlıklar olabilir.
Örneğin ben kendi uygulamamı söyleyeyim. Ben ezan okunuyor, en geç gidiyorum. Sebebi ne? İşte benim de kronik rahatsızlıklarım var. Ben de bir böyle hani eğer pandemiden etkilenirsem yani ağır geçiririm. O yüzden ben böyle kalabalık olmaktan uzak duruyorum mesela. Kendimce en son gidiyorum. En son safta, en son yerde namazı kılıp ayrılıyorum. Sebep? Yani ben de bir sorumluluk taşıyorum çünkü. Benim de eşim, çolum, çocuğum var. O yüzden arkadaşlarım var, kardeşlerim var. Ben de kendimce böyle bir önlem alıyorum. Sebep? Çünkü işte kendimi acındırıyormuş gibi olmasın. Bir sürü kronik rahatsızlığım var üzerimde. Ondan dolayı pandemiden etkilenmemeye gayret ediyorum.
Ben de ne o? Kendi Efe poşum var. Onu sarıyorum mesela. Öyle namaza gidiyorum. Veya kalabalık bir yere gideceksem ben de o poşuyu sarıyorum. Tarih boyunca bizim atalarımız ağızlarını, burunlarını örtmüşler. Hastalıktan, tozdan, topraktan, dağda, bayırda örtmüşler hep. Biz mesela önceden bayındırda tarıma dayalı bir hayat vardı. Üstlük vardı. Herkes üstlüğüne sarılırdı. Toprak ağzının burnuna girmesin diye. Biz alışkınız ağzı, burnu sarmaya. Efelerin boyunlarında tozlukları vardır. Ağızlarının burnunu dağda, bayırda yaşarken kapatırlar. Toz, toprak girmesin diye. Veya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine'in evine girerken sahabe toz kalktı diye ağzını burnunu böyle kapatıyorlar.
Ellerindeki sarıklarla kapatınca diyor ki Medine'nin tozlu toprağı da şifadır diyor. Ondan sonra açıyorlar tozlu toprağı şifadır deyince. O yüzden bir kimse tozdan, topraktan, hastalıktan muhafaza etmek için ağzını burnunu kapatabilir mi böyle? El cevap kapatabilir. Şimdi enteresan bir şey. Bütün dünya kapatacağız diye uğraşıyor. İslam önceden kapatmış zaten. Enteresan bir şey. Kadınların mesela peçete akmaları caizdir. Ağızlarını, burnlarını kapatmaları caizdir. Şimdi millet önce kadınları peçeden çıkaracağız, ağızlarını, burnlarını kapatmaktan uzaklaştıracağız diye yasakladılar. Şimdi aman ne olursunuz ağzınızı burnunuzu kapatın diyorlar. Erkekler önceden sarıklarını sararlardı böyle ağızlarına, burnlarına.
Sarığı yasakladılar. Erkeklerin ağzını burnunu saracak sarıkları da kaldırdılar, yok ettiler. Şimdi pandemiden dolayı aman ağzınızı burnunuzu kapatın diyorlar. Allah böyle insanları bu hale getiriyor. Şimdi bütün herkes ağzını burnunu kapatıyor mu? Kapatıyor. Bütün herkes kapatmalı mı? Evet kapatmalı. Doğru, yanlış. Devlet böyle istiyor. Sağlık kurulları böyle istiyor. Önceden lazım değil dediler. Sonradan lazım dediler. Bir daha lazım değil dediler. Sonra bir daha lazım dediler. Şimdi mecbur kıldılar bütün ülkeye. Herkes ağzını burnunu maskeyle kapatacak. İyi kapatacak. Enteresan bir uygulama var yani. Yani maske yok. Ben ağzımı burnumu Efe poşusuyla kapatıyorum.
Bu ne diyor? Kardeşim kapatmışım işte. Ama üstlükte kapatayım. Ama poşuyla kapatayım. Ama başka bir şeyle kapatayım. Kapatmışım. Neden bana illaki maske zorunluluğu kılıyorsun ki? Benim taktığım tozluk, üstlük neyse adı, poşu adına ne derseniz deyin. Sizin maskenizden daha fazla koruyor, muhafaza ediyor. Böyle bir takıntı da var. Allah muhafaza eylesin. Evet. İman-ı kamil olan biri Türkiye'de yüksek bürokrat veya siyaset yapabilir mi? Çaydan bir yüzüm alayım. Şimdi iman-ı kamil dediğinizde o insanın imanı kemale ermiş, olgunlaşmış.
Hani şeyde siz iman ettik demeyin, Müslüman olduk deyin diyor. Bedeviler için. Müslüman olduk. Müslüman olmak farklı bir şeydir. İman ettim. İman-ı kemale ermek demek farklı bir şeydir. Şimdi bir kimse iman-ı kemale erdiyse, Kur'an ve sünnetin dışındaki hiçbir şeye evet diyemez. Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeye karşıdır. İman-ı kamil olan bir kimse, bu tırnak içerisinde Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünnete iman etmiş, Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeye karşıyım ben dediğinde, Türkiye'de siyaset yapması mümkün değildir. Türkiye'de yüksek bürokrat memurluk yapması da mümkün değildir. Sebep, onun imanı kamilliği kalmaz çünkü.
Ne siyaset yapan da imanın kamillik kalır, ne yüksek bürokrat da imanın kamillik kalır. Şimdi bunu böyle değişik örneklerle örneklediğimizde pert olur bütün herkes. Yani imanı kamil olan bir kimse faize evet diyebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse fuşa evet diyebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse, Kur'an ve sünnetin haram kıldığı bir şeye evet diyebilir mi?
Ona müsaade edebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse, imanı kamil olan bir kimse rüşvet alabilir mi? İmanı kamil olan bir kimse, Kur'an ve sünnetin dışında yaşayan insanlara kalkıp da baş tacı eder mi? İmanı kamil olan bir kimse, imanı kamil olan bir kimse Allah'ın sevmediği, Allah'ın lanetlediği, Allah ve Resulünün istemediği şeyi evet diyebilir mi?
Onu kabullenebilir mi? Bu mümkün değil. Bakın bu mümkün değil. O yüzden imanı kamil olan bir kimse Türkiye'de siyaset yapamaz. Bu mümkün değil. Bu benim kendi şahsi düşüncem ve kanaatim. İmanı kamil olan bir kimse yüksek bürokratlık yapamaz Türkiye'de. Bakın imanı kamillikten bahsediyoruz yalnız. Müslüman olmaktan değil. Sebep bir kimse la ila illa muhammeden Resulullah dediğinde Müslümandır. Müslüman içki içer mi içer, kumar oynar mı oynar, hırsızlık yapar mı yapar, huş yapar mı yapar. Müslüman günah işler, Allah da onu tövbe eder, tövbesini kabul eder Cenab-ı Hak, affeder. Ama bir imanı kamil olan bir kimse bunları yapamaz.
Bunları yapanı da destekleyemez. İmanı kamil olan bir kimse bunları serbest bırakan bir kanun da çıkaramaz. İmanı kamil olan bir kimse böyle bir kanuna da karşı gelir. İmanı kamil olan bir kimse bir ülkede genel evlerinin olmasını destekleyebilir mi, isteyebilir mi, müsaade edebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse kumar oynanmasını serbest bırakabilir mi? İmanı kamil olan bir kimse içkiyi serbest edebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse Kur'an ve sünnetin yasakladığı bir şeyi helal edebilir mi, serbest edebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse eşcinselliği serbest edebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse eşcinsel okul açabilir mi? İmanı kamil olan bir kimse eşcinselliği serbest edebilir, destekleyebilir mi?
İmanı kamil olan bir kimse Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Hükmü orada dururken Allah'ın hükmünün dışında bir hükme gidebilir mi? İmanı kamil olan bir kimse Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Ayet-i kerimesi dururken Allah'ın hükmünün dışında bir hükmü koyabilir mi?
Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin, masıkların, zalimlerin ta kendileridir. Değişik ayet-i kerimeler. Allah'ın imanı kamil olan bir kimse bu hükümle hükmüyle bilinir mi? Bu mümkün değil. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık bir devlettir. Bir İslam Devleti değildir. Bir İslam Devleti olmadığı için burada siyaset yapan kimseler imanın kamil noktasında durmaları çok zordur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık bir devlettir. Yani dinsizdir. Dinsiz bir devlette yüksek bürokratlık yapan bir kimse bir sürü dinsizlik hükümlerinin altına imza atar. O yüzden normalde imanı kamil noktasında onun durması mümkün değildir. Müslüman mıdır? Evet Müslümandır. Biz hiç kimse, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimse, ben kendimce bu Müslüman değildir diyemem.
Ama iman kamilliğin özellikleri var. Mümin olmanın vasıfları var, özellikleri var. Yani bir kimse, ben müminim derken Allah'ın haramlarına nasıl müsaade edebilir? Bu mümkün değil. O yüzden burada benim sözlerim beni bağlar. Hiç kimseye bağlamaz. Bu benim kendi iştahımdır kendime. Kendi görüşümdür benim. Ben kendimce öyle derim. Yani neden siyasetten uzağımdır? Neden siyasilerden uzağımdır? Neden yüksek bürokratlardan uzağımdır? Neden siyasiler beni sevmez? Neden Mustafa Özboğa'yı yüksek bürokratlar sevmez? Yani ben kendimce imanı kamil noktasında durduğumdan dolayı. Ben arsızlığa, hırsızlığa, adaletsizlığa, hukuksuzluğa karşı çıkmak zorundayım.
Benim imanım bunu emrediyor. Ben haramlara karşı çıkmak zorundayım. Benim imanım bunu emrediyor. Ben haramlara böyle baş eğecek bir nokta da değilim. Benim imanım bunu emrediyor. Ben arsızlığa, hırsızlığa, ben adam kayırmaya, adaletsizliğe, hukuksuzluğa başkaldırmam lazım. Benim imanım bunu emrediyor bana. Benim imanım yani adaletsizliğe karşı mücadele etme. Haksızlıklara karşı mücadele etmeye emrediyor. Benim imanım bunu emrediyor. Benim imanım bunu emrettiği için ben de bunları haykırıp bunları söylediğimden dolayı ne siyasiler beni sever ne de yüksek bürokratlar beni sever. Ben de zaten normalde onların beni sevmemelerinden rahatsız değilim. Allah'a da hamd ediyorum. Çünkü eğer yüksek siyasetçi, örneğin işte il başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanları, milletvekilleri, hangi siyasi parti olursa olsun beni çok seviyorsa sıkıntı vardır bende.
Veya yüksek bürokratlar, valiler, şunlar, bunlar beni çok seviyorlarsa sıkıntı vardır. Sebep? Ya mümkün değil çünkü. Benim dilim Kur'an ve sünnet dili. Benim dilim İslam dili. Ben Kur'an ve sünneti anlattıkça, ben İslam'ı anlattıkça bunlar rahatsız olur. Kim rahatsız olur? Kur'an ve sünneti sevmeyen, Kur'an ve sünneti istemeyen, Kur'an ve sünnette gevşek davrananlar, haksızlık, hırsızlık, ursuzluk, adam kayırmacılık, liyakatsızlara vazife verme veyahut da kendi bulundukları siyasi ve bürokratik makamları kendilerine ve etrafına rant elde edenler benden rahatsız olur.
Beni sevmezler. Ben bangır bangır bağırıyorum. Diyorum ki bir tane bana siyasetçi gösterin, fakir olarak siyasete girmiş, fakir olarak çıkmış. Ben görmedim hiç. Her biri fakir olarak siyasete giriyorlar, zengin olarak çıkıyorlar. Bir tanesi siyasetçi, yüksek siyaset yapan, çok ender insan görürsünüz siyasete girdikten sonra, ondan sonra zengin olmayan. O da böyle kendince doğru olacağım, dürüst olacağım diye uğraşanlardır. Onlar da bir dönem belediye başkanlığı yaparlar, bir dönem milletvekilliği yaparlar, ikinci dönem onları istemezler. Sebep o harama, hırsızlığa, arsızlığa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, adam kayırmaya, hayır diyorsa onu kim meclise koyar? Kimse koymaz.
Onu kim partisinde ister? Kimse istemez. Beni şimdi hangi siyasi parti kabullenir? Hiçbirisi kabullenmez. Sebep, ne yapacak? Ben diyeceğim ki bu halkın yararına mı? Değil. Reddediyorum. Beni belediye meclisine bile koymazlar. Sebep, mecliste ben nerede arsızlık, hırsızlık, uğursuzluk var? Hayır diyeceğim. Adam beni mecliste ister mi? Hangi partiden olursa olsun. Adam gidiyor, şeyde Yenişehrin dağının başına, adamın 15 bölüm, 20 bölüm yerine kalkıyor, turizm imarı veriyor. Ona neden bu imarı veriyorsun diyen var mı? Yok. Onun neden bunu yaptın diyen var mı? Yok. Adam güzelim kaldırımları kaldırıyorlar. Bütün belediyeler yapıyor bakın bunu. Ya kaldırımı var orada. Tamir et. Yok kaldıracak, ihale edecek.
Yeniden kaldırım koyacak oraya. Ya ondan sen bir gelirim var muhakkak ya. Sen bu güzelim kaldırımları ne amma kaldırdın? Bunu kimse sorgulamıyor ki ülkede. Bunu yanlış yapıyorsun diyecek olan bir kimse var mı bu ülkede? Yok. Belediye başkanının yanlış yatırımlarını sorgulayacak bu ülkede bir makam var mı? Yok. Hükümetin yanlışlıklarını sorgulayacak bir makam var mı? Yok. Milletvekillerinin yanlışlıklarını sorgulayacak bir makam var mı bu ülkede? Yok. Halk da sorgulayamıyor bunu. Bizim insanlarımız da sorgulayamıyor. Gidip de belediyenin önüne oturamıyor. Sen bunu neden yapıyorsun diye. Gidip de milletvekilinin önüne oturamıyor. Kardeşim sen bunu neden yapıyorsun diye. Veyahut da gidip de bir il başkanının önüne oturmuyor.
Hangi partiden olursa olsun. Siz burada neden yolsuzluk yaptınız? Siz neden burada hırsızlık yaptınız? Siz neden burada arsızlık yaptınız? Siz neden buraya bu kimseye peşkeş çektiniz diye soran sorgulayan var mı? Yok. Zaten seçim bir aldatmaca. Nereye siyasetçiler imanı kamil olacaklar? Mümkün değil. Siz kendi kendinizi seçtik zannediyorsunuz. Kimi seçiyorsunuz? Kaç tane parti var? İşte beş tane parti var seçimlere giren. Beş tane veya altı tane veya on tane. O beş tane parti başkanının seçtiği kimseleri siz seçiyorsunuz. Ne seçmesi ya? Sen atananı seçiyorsun. Sen atananı seçiyorsun. Sen kendini seçmiyorsun. Herkes aldatıyor birbirini.
Avrupa'da da aldatıyor. Türkiye'de de aldatıyor. Dünya aldanıyor. Herkes zannediyor ki biz seçtik. Sen seçmedin kardeşim. Oraya birisi onu atadı. Sen onu seçtin. Atananı seçtin. Sen atananı seçtin. Hatta canı isterse parti başkanı atananı görevden alınır. Ne seçilmesi? Hani seçildi ya Bursa'da belediye başkanı. Aldı görevden başka birisini görevlendirdi. İstanbul'da aldı görevden başka birisini görevlendirdi. Ankara'da aldı görevden başka birisini görevlendirdi. Hani seni seçtiğin nerede kaldı? Aldatmacadır bunların hepsi de. Milletvekili sıralaması sana mı ait? Hayır. Milletvekilliğinin kim olacağına dair sen mi karar veriyorsun? Hayır. Kim veriyor? Genel merkez veriyor.
Belediye başkanlarının kararını kim veriyor? Genel merkez veriyor. Meclis üyelerinin kararını kim veriyor? Genel merkez veriyor. Sen neyi seçiyorsun? Seçileni seçiyorsun. Sen bir şey seçmiyorsun. Hangi partiden olursan ol. Sen seçmiyorsun. Senin aklına güvenmiyor çünkü. Seni akılsız görüyor. Senin iradene güvenmiyor. Seni iradesiz görüyor çünkü. Sen sadece parti seçiyorsun. Sen başka bir şey seçmiyorsun. O yüzden Türkiye'de siyaset yapmak imanı kamil olanların işi değil. İşi ortalık dağılır. Nasıl ortalık dağılır? Yani bizi kimse siyasi partisini o da etmez. Üye etmez. E derse zaten adam gir ben şimdi düşünsene hangi parti olursa olsun gideceğim ben oraya bir konuşma yapacağım dağılacak ortalık.
Diyeceğim ki bu haram, bu haram, bu haram, bu haram. Bu lanetlik, bu lanetlik, bu lanetlik. Siz bunlarla hükmedersiniz. Siz de lanetliksiniz. Diyeceğim çıkacağım işin içinden. Beni alırlar mı? Almazlar. Hani kimi alırlar? Almazlar. Kimseyi almazlar. O yüzden diyorlar ki bana sen oy veriyor musun? Ben vermiyorum. Şu partiye de oy verin diye ağzımdan daha çıkmamıştır. Kaç yıldır? Otuz yıldır. Otuz dört yıldır. Otuz beş yıldır. Otuz üç yıldır. Ben hiçbir zaman hiçbir sohbetimde dememişimdir. Şu partiye oy atın diye. Sebep? Ondan sorumlu olurum ben çünkü. Ben ondan sorumlu olurum. Fuhuş'a el kaldıracak adam orada. Kaldırıyor mu şimdi? Kaldırıyor. İstanbul Sözleşmesi'ne el kaldırdı mı?
Kaldırdı. Bütün eşcinselliklerden sorumlu şimdi. Haydi nasıl? Bazbaya. Sen içkinin yasaklanması için mücadele etmezsen sorumlusun ondan. Nesin? Valisin. Hadi yasakla içkiyi. Yasaklayamazsın. Nesin? Belediye başkanısın. Hadi yasakla içkili mekanları. Yasaklayamazsın. Nesin? Belediye başkanısın. Hadi pavyonları kapat. Kapatamazsın. Nesin? Belediye başkanısın. Hadi fuhuş yapılan mekanları kapat. Kapatamazsın. Kapatamazsın. Hukuk sana müsaade etmez bunu. Dergahı kapatırsın yalnız. Tekkeyi de kapatırsın. Dergahları kapatırsın. Tekkeleri kapatırsın. Vakıfları kapatırsın.
Genel evlerini kapatamazsın. Evet. Yüz kusur tane genel evi var ülkede. Kapatamazsın. Ama bir düdük bütün vakıfları kapatırsın. Bir düdük bütün tekkeleri kapatırsın. Bir düdük her şeyi kapatırsın. Ama sen genel evlerini kapatamazsın. Sen pavyonları kapatamazsın. Sen meyhaneleri kapatamazsın. Sen fuhuşhaneleri, batakhaneleri, kumarhaneleri kapatamazsın. Sen otellerdeki fuhuşları önleyemezsin. Neden? Beş yıldızlı ya. İsteyen istediği gibi fuhuş yapar. Nereden yüksek siyasetçi imanı kamil olacak ki? Hangi yüksek bürokrat imanı kamil olacak ki?
Olmaz. Mümkün değil. Bir de şu var. Ne yapsınlar? Oraya başkaları mı otursun? Bana ne? Başkaları oturmadı da bir şey mi değişti? Başkaları oturmadı da ne oldu? Genel evleri mi kapandı? Başkaları oturmadı da meyhaneler mi kapandı? Haramlar mı durdu? 10 yılda fuhuş %900, %1000 artmış. 10 yılda uyuşturucu artmış. 10 yılda fuhuş artmış. 10 yılda bütün haramlarda artış var. 10 yılda ateistler artmış. 10 yılda hadis inkarcıları artmış. 10 yılda namaz kılanlar azalmış. 10 yılda tesettüre riayet edenler azalmış. Başkaları geçmedi de ne oldu?
O yüzden tekrar söyleyeyim. Müslümandır herkes. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diye Müslümandır. Bizim bu konuda sen Müslüman değilsin deme lüksümüz yok. Benim yok. Ben kimseyi tekfir etmem. Ama imanı kamil dediğinizde hayat durur canım kardeşim. Sen Allah'ın haram ettiği bir şeye asla müsamahkar davranamazsın. İmanın kamil isen. Allah'ın lanetlediği bir şeye müsamahkar olamazsın sen. İmanın kamil isen. İmanın kamil isen Kur'an ve sünnetin dışında bir hüküm tanımazsın. O yüzden siyasetçiler ve yüksek bürokratlar imanı kamillikten, bu benim kendimce uzaktırlar. Rabbim cümlemizi hidayet eylesin. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışanlardan eylesin.
İnşallah. Hayırlı geceler. Ben Kur'an okurken tereddüde düşüyorum. Bazen hani bunu iyi okumadın yeniden okuyayım da sayfayı baştan mı alsam diye düşünüyorum. Sanki eksik yapım yoşum gibi geliyor. Bu durumda ne yapmalıyım? Bir de namaz kılarken farklı şeyler geliyor aklıma. Onları düşünüyorum ve buna çok üzülüyorum, utanıyorum. Bu durumda namazım olmuyor böyle diye düşünüyorum. Sizce bu durumlar için ne yapmalıyım? Bunların hepsi de vesvese. Kur'an-ı Kerim okumana devam et. Namaz kılmana devam et. Normalde şeytan sana bu tip vesveseler verecek. Sen namazını düzeltmeye çalış. Kur'an okumanı düzeltmeye çalış. Ama okumaya, çalışmaya, koşuşturmaya devam et.
Selamun Aleyküm. Annem ve babamın koronik rahatsızlığı var. Korona hastalığına yakalandı. Allah'ım şifa versin. Koronik rahatsızlıkları olan daha da kendilerine dikkat etsinler. Rabbim inşallah korusun, muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Her an Allah'ı zikir halinde kalabilmek mümkün müdür? Evet. Mümkünse bu hale nasıl gelinebilir? Devamlı Allah'ı zikir ederekten geleceksiniz. Abdesti dolaşacaksınız, Kur'an ve sünneti sımsık yapışacaksınız ve devamlı zikir halinde olacaksınız. Her daim böyle sohbet etmekte zikirdir, birisine hakkı tavsiye etmekte zikirdir, çocuklarınıza Kur'an ve sünneti öğretmekte zikirdir, bir hadis okumakta zikirdir, Kur'an okumakta zikirdir, oturup husisi zikretmekte zikirdir, haramdan uzak durmakta zikirdir.
Kimi anlar oluyor ki gönlüm coşuyor, her şeyden lezzet alıp muhteşem bir ruh hali oluyor ama hangilir tamamen dibe vurup kendimi batırırım? Böylesin uç noktada duygusal zikzaklar normal midir? Demiş de Yunus'la demiş ya, kâh olurum dev, kâh olurum peri, kâh olurum belkıs gibi uçarım demiş. Bunlar sufiler için olabilecek olan şeyler. Onun yine görüntülü arkadaşlarımız ile zikrullah yapabilir miyiz? Yapabilirsiniz. Zakirimizden, sizden destur almalı mıyız? Devam edin, hiç kimseden destur almanıza gerek yok. Allah'ı zikredenlerden olun yeter ki. Dinde mantık aranır mı?
İman ediyorsun, normalde akılsız iman olmaz. Muhakkak ki mantık da vardır. Ama normalde Kur'an ve sünnete iman ettiğin anda artık senin için o dinde mantıksız bir şey yoktur zaten. Veyahut da sen iman ettiysen o dinin içerisinde akıl ve fıtrata aykırı, fıkıha aykırı herhangi bir şey de yoktur. O yüzden din bu manada aklı reddetmez. Selamünaleyküm. Birinci sorum, network işi, kozmetik, temizlik, sağlık ile ilgili yapılması uygun mudur? Uygundur. İkinci sorum ise altın günü, para günü gibi gün gruplarına katılmak uygun mudur? İzniniz var mıdır?
Bizim iznimize tabi değil. Yani akrabalar arasında birbirlerine yardımlaşmayla alakalı hani bir böyle altın günü yapıp bir gün bir hafta birine, bir hafta birine veya bir ay birine, bir ay birine. Güzel bir şey yardımlaşmayla alakalı bunda bir sıkıntı olmaz. Birinci sorunun bir kelimesini eksik yazmışım. Network marketing diye geçiyor. Bunları bildiğim bir şey değil. Ticaret helal. Bu noktada bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Birinci sorum, alemin yaratılışının sebebi neden Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselatü Vesselam'dır? Allah alemi yaratırken kendisinin tanınmaklığı ve bilinmekliği için yarattı. İlk yaratığı şey Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaneti ve nuraneti.
Tasavvufun dünya görüşünü ortaya çıkaran asıl unsur olarak aşkı tahlil edebilir misiniz? Muhakkak ki tasavvufun çıkış noktası Allah'ı sevmektir. Yani aşk diyebiliriz. Suizan beslememeye çalıştıkça kendimi daha çok içerisinde buluyorum. Bunu nasıl aşabilirim? Gerçekten suizanın fazlasından Allah'a sığının demiş Cenab-ı Hak. O yüzden bir kimse üzerinde suizan beslemek doğru bir şey değil. Bundan kendinizi kurtarın. Bilmediğiniz bir şey çünkü. Hiç kimsenin üzerinde suizan beslemeyin. Bilinmeyi istemek ve bilmek ne iledir? Allah iledir. Bilinmeyi istemek, Allah bilinmekle istedi.
Bilmeyi istemek de Allah alıyadır. O yüzden bilinmeyi istemek de, bilmeyi istemek de ikisi de Allah iledir. Rabbim bizi kendisini tanıttığı, kendisini bildirdiği kullarından eylesin. Eşlerin birbirleri üzerindeki hakları nelerdir? Eşlerin birbirlerinin üzerindeki hakları dediğiniz anda şey çıkar, hukuk çıkar ortaya. Bu evliliğin hukukudur. Evliliğin hukuk olunca, işte hukuk bu sefer bellidir. Erkek, Kur'an sünnet dairesinde eşine ve çocuklarına bakmakla mükelleftir. Eşinin ve çocuklarının dinini yaşamalarıyla mükelleftir. Eşinin ve çocuklarının barınmasını sağlamakla mükelleftir. Eşinin ve çocuklarının eğitimine, öğretimine, yaşamasına, doğru yaşamasını temin etmekle mükelleftir.
Kadın da, bizim kültürümüz de vardır bu işin içerisinde, işte eşini ve çocuklarını, aileyi derleyip toparlamak, eşinin Kur'an sünnet dairesinde dediklerini yerine getirmekle mükelleftir. Hak olarak. Böyle bir noktaya gelindiyse, zaten evliliğin hukuku zedelenmiş demektir. Hani hakları nedir dediğinde. Ama bugün için genelde erkekler ve kadınlar evliliğin sorumluluklarını götürebilecek psikolojide, felsefede değiller.
Mesela erkekler var, evine bakmıyor, çocuklarına bakmıyor, eşine bakmıyor. İşte evi kira ise kirasını ödemiyor. Elektrikten haberi yok, sudan haberi yok, hiçbir şeyden haberi yok. Kendince bir hayal dünyasında yaşıyor. Gidiyor kumar oynuyor, gidiyor kahvede oturuyor. Ona uygun iş yok. Böyle erkekler tanıyorum ben. Allah muhafaza eylesin. Yani onların eşleri de, çocukları da böyle çalışacağız, gayret edeceğiz, yardım toplayacağız, işimizi götüreceğiz diye uğraşıyorlar. Adamlara, adamın, o tembel adamın, o iş bilmez adamın, o yaramaz adamın ekmeğine yağ sürüyor. E şimdi bir de bu tarafı var. Yani adam tembel, çalışmıyor. Eş, çoluk, çocuk onun ekmeğine yağ sürüyor.
Adam normalde işte çocuğu, oğlu mesela, öyle babalar tanıyorum ben. İşte oğlu, kızı çalışıyor, ellerinden parayı alıp gidip kumar oynuyor. Ellerinden parayı alıp gidip iş geçiyor. Böyle sorumsuz insanlar var. Böyle sorumsuz bir kimse hiçbir sorumluluğunu yerine getirmiyor. Adı ne baba, adı ne koca. Öyle kadınlar var, eşinin getirdiği parayı çarçur edeceğim diye uğraşıyor. Yani sen önce ekmeğini düşün ya, kolayı ne düşünüyorsun? Sen önce çoluğunun, çocuğunun ekmeğini yiyeceğini, içeceğini düşün. Tencereye girecek olanı düşün. Senin ne işin var süs eşyalarıyla? Öyle kadınlar da var. Sorumlulukların uzaklar. Allah muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak, herkesi, Kur'an ve sünnet dairesinde hakkını, hukukuna riayet eden, eşlerin birbirlerinin hukuklarına, haklarına riayet ettikleri, çocuklarının hak ve hukuklarına riayet ettikleri aileler nasip etsin inşallah.
Hayırlı akşamlar. Bize tarif ettiğiniz yağmur suyuna el yazısı Fatiha'yı yaptım inşallah. Bu sodan bitene kadar mı tüketeceğiz? İçine sonradan yağmur suyu koyabilirsiniz. Hasta olan herkese paylaşabilir miyim? Evet. Hibisküs çayını bir fincandan fazla tüketmek aynı anda zarar olur mu? Siyah çay gibi birkaç fincan tüketebilir miyiz? Hibisküs çayı orijinal, otantik bir çay. Hele bu korona döneminde çok faydasını görüyorum. O yüzden sabah akşam veya akşamları birer bardak, birer fincan içebilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Üçüncü olarak bu akşamki sohbette Cenab-ı Hakk'ın bizi bilinmek istediği için yarattığını anlattınız. Biz bunu bu zamana kadar iblisin, Adem babamızın önünde secde etmediği için huzurundan kovduğunu ve sonrasında onunla bir anlaşma yaptığını, kıyamete kadar kulları şeytana uyarsa, cehenneme kendisini uyarsa cennete gireceğini söylemişti hep öğretildik.
Bu bilgiyi açıklar mısınız? Açıkladım bununla alakalı şeyleri. Selamun Aleyküm. Allah'ı tanıyabilmek için tanımlanan sıfatları aynı tecellide olmasa da insanlar üzerinde Allah'a yakınlığına göre tecelli ediyor. Semih, Basir isimlerini idrak edebiliyoruz. Fakat Allah'ın zaman sıfatının kul üzerindeki tecellisi nedir? Cenab-ı Hakk'ın zaman sıfatı bütün her şeyin üzerine tecelli ediyor. Her şeyin üzerine tecelli ettiği için insanın da bu noktada idraki kendisine göre, insanın o sıfatların tecelliyatlarını idrak ettiği kadar tanımlayabiliyor, tanıyabiliyor. Selamun Aleyküm. Kaziruni'nin Şifa-ül Eskam adlı eserinde Ahmet Ar-ı Feazit hakkında şöyle bir sözden bahsedilmektedir. Bazı dervişler ısrarlı bir şekilde göklerden haber sorunca Ahmet Ar-ı Feazit buyurdu ki, Dördüncü kat gökte rüzgar gibi akan bir kum ırmağı var.
Hak Teala gök ve yeri yarattığı zamandan beri akmaktadır. Nereden gelip nereye gittiğini eni ve boyunu Allah'tan başkası bilmez. Hak Teala onun her zerresi ad edince sahip olduğunuz bu dünya gibi bir dünyası vardır. O dünyaların her birinde her an kıyamet kopar, terazi koyarlar. Sıratı geçenler bir kavim cennete, bir kavim cehenneme gider. Onların cehennem ve cenneti bize anlatıldıkları cehennem ve cennet değildir. Burada Hz. Pir'in bahsettiği birçok dünya ve onların kıyametleri, cennet cehennemleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bütün pirlerin, velilerin böyle değişik halleri vardır. Değişik perdede değişik haller yaşarlar. Hepsi de kendilerine doğrudur. Kayseri'de Müsut Güler, kucak dolusu saygılar, selamlar.
Aleyküm selam Müsut. Selamun Aleyküm çocuklarımız hata ya da davranışlardan dolayı sürekli eleştirmek, onları aşılamak yerine bizler anne baba olarak onların yanında olmamız gerekmez mi? Bizde bu sorunlardan dolayı sıkıntılar oluyor çoğu zaman. Çocuklarla babalar arasında bize dua eder misiniz? Çocuklara nasihat edin, anlatın. Çocukları eleştirmeyin, çocuklara laf söylemeyin. Anne babaların en büyük handikapları bu. Sen bunu yapmadın da, bunu etmedin de, bunu yapamıyorsun da, böyle edemiyorsun da, sen bunu neden böyle yaptın da, neden böyle ettin de, ha bire eleştiriyorlar çocuklara. Çocuklara bağırıyorlar, kızıyorlar, çağırıyorlar, laf lafı getiriyor, laf lafı getiriyor.
Değil, din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Eşler de bunu yapıyor. Yani karı koca da birbirini devamlı eleştiriyor. Nasihat etmiyor. Onun güzelliği anlatmıyor. Bu böyle ailelerde kronik rahatsızlık. Ailelerde dini terbiye olmadığı için, yani kadın veya erkek, birbirini eleştirmekten geçiriyorlar günlerini. Çünkü annesinden babasından öyle gördü. Eğer baba hep böyle eşini eleştiriyorsa, o çocuk da demek ki kadın hep eleştiriliyor diyor. Yani erkek eleştiriyor evlendiğinde. Kız çocuğu da demek ki kadınlar hep böyle eleştiriliyor diyor. Evlendiğinde de, hep ona bir laf söylediğinde seslenmiyor. Veyahut da kadın erkeği eleştiriyor.
Kadın hep adamda hata var, kusur var, yanlışlık var. Hep eleştiriyor. Bunu normalde kız bunu görünce, evlenince o da eleştiriyor. Veyahut da erkek bunu görüyor, evlendiğinde eleştirilince o da aynı şeye susuyor. Bu yok İslam ahlakında. İslam ahlakında nasihat etmek var. Nasihat et, doğruyu söyle ona. Varsa Kur'an ve sünnet bilgin ona nasihat et. Varsa Kur'an ve sünnet bilgin ona anlat. Sen bu çayın daha iyi demlenmesini biliyorsan, sen bu çayın ne kadar güzel demlenmesi gerektiğini ve çayın demleme modelini ve sistemini anlat. Sen bu çayı demlemesini bilmiyorsun da, demleyemiyorsun da, yapamıyorsun da, bir çayı da beceremiyorsun da. Ya bu doğru değil ki, sen de ki, bak bu normalde Türk çayı, bu Türk çayın demleme usulü, örnekliyorum şimdi bunu.
Şöyledir, işte suyunu kaynatırsın, üstüne çayını koymazsın. Neden? Çayını koyarsan yanar. Su kaynadıktan sonra içine çayını koy, hafiften bir yıka onu soğuk suyla. Ondan sonra üzerine sıcak suyu koy, altına da tekrar su doldur, koy. Demlensin orada. O su alttaki kaynayınca kadar o da dursun. Çünkü çabucak onu demlersen su kokar. Çabucak onu demlersen o demini bırakmaz, lezzetini bırakmaz. 10 dakika o demlensin, 10-15 dakika sonra 10-15 dakika içinde de iç. Bir Türk çayının içim saati demleme ve içimi yarım saattir. En fazla 45 dakikadır. Bitmiştir, o çayın lezzeti bu kadardır. Çayı demleme. Bir başkasının başka usulü vardır. Ama benim bildiğim böyledir.
Bunu normalde sen çayı demleyemiyorsun demektense çay böyle demlenir. Sen kahve yapmasını bilmiyorsun. Anlat kahve nasıl yapılır. Önce soğuk suyu, işte kahvesini koyacaksın, üzerine soğuk suyu koyacaksın. Sonra hafif orta ateşte kaynatacaksın. Bir taşım kaynattıktan sonra kahvesine göre o da. Dibek kahvesi ayrıdır, normal Türk kahvesi ayrıdır. Çok kavrulmuş ayrıdır, az kavrulmuş ayrıdır, orta kavrulmuş ayrıdır. Bunların pişirilme özellikleri de farklıdır. Bunu anlat kardeşim. Sen kalkıp da eleştirirsen, sen bunu yapamıyorsun dersen, eleştiriyorsun, öğretmiyorsun. Öğreteceksin. Neydi? Beşikten mezara kadar ilim. Beşikten mezara kadar öğreteceksin. Nefesin var mı? Var.
Sen bunun nasıl olması gerektiğini biliyor musun? Evet. Nasihat edeceksin, öğreteceksin. Çocuklarla ilişkileriniz kopuyor. Çocuklarımızla ilişkilerimiz kopuyor. Sebep eleştirmekten. Karı koca arasında ilişki kopuyor. Sebep eleştirmekten. Bu böyle yemekteyiz programında gibi. Şu yemekteyiz, yok moda dünyası, yok ne giysem, yok ne yiysem, insanların ahlakını bozdu. Yok çorbanın tuzu olmamış, yok bunun tadı böyle olmamış, yok bu giydiğin olmamış. Eleştiriyor. Bir de onlar hani reyting uğruna acımasız bir şekilde birbirlerini eleştiriyorlar. Bizim içimize bunu... Bir de ne diyorlar? Eleştiriye açık olacaksın. Nasihata açıkım kardeşim, eleştiriye değil. Ben nasihata açıkım. Ben Kur'an ve sünnete açıkım.
Ben eleştiriye açık değilim. Bu hak nereden doğdu sana? Bana eleştirme hakkı sana nereden doğdu? O eleştiriye kapıyı aralarsan adam küfrediyor sana. Adam hakaret ediyor. Biraz böyle küfrediyorlar sosyal medyada. 130'un üzerinde dava oldu benim. Küfrediyor adam, hakaret ediyor. İçinde imamlar da var. Bildiğin imam. Bildiğin diyanette imam. Küfrediyor adam. Bunu diyor, duruyorsun. Ya nasıl bir dünyada yaşıyoruz diyorsun ya. Neredeyse Twitter'de yayınlayacağım imamların küfürlerini. İmam bunlar. Bunların arkasında namaz kılıyor insanlar. Bunlar diyanet teşkilatının imamı.
Küfrediyor adam. Hakareti kabulleneceğim ya. Küfrediyor. Diyanet edepsiz önce. Sebep? İmamın meydanında eğit ya imamını. Eğit. Bir imam küfreder mi bir Müslümana ya? Küfrediyor. Hakaret ediyor. Onu hak görüyor kendine. Onu hak görüyor. Eleştirmeyi hak görüyor adam kendine. Nasihat etmiyor. Doğruyu anlatmıyor bize. Doğruyu anlat canım kardeşim bize. Onu söylemiyor. Çocuklarınıza da söylemiyoruz. Eşlerimize yapmıyoruz. Habire biz habire eleştiriyoruz biz.
Habire eleştirip hakaret ediyoruz. Biz eleştirmek, hakaret etmek, küfretmek bize hak. Öyle olduk. Allah bizi affetsin. Selamun aleyküm. Bir insan sürekli bilgiye açık halde olan, bunun için hevesli olan ve Allah için koşan kişi haline nasıl gelecek? Bu yani ben sufi bir dünyanın içerisinde olduğumdan dolayı buna aşıklıkla bağlıyorum ben.
Yani bir kimse öğrenmeye aşıksa o kimse, öğrenmeye, bilgi edinmeye, yeni bilgiler edinmeye koşacak o kimse hep. Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir ayeti kerime. O zaman biz bildiklerimizle amel ederekten bilmediklerimize doğru koşacağız. Bunun için nereden nasıl başlamak gerekiyor? Bilginin bizde kemalata ulaşma noktasında aşamaları var mıdır? Varsa nereden nasıl başlamamız gerekiyor? Ben yine bunu sufice söyleyeceğim. Yani ben belki de o yaşa kadar dini yaşamamıştım hiç. Dini yaşamadığımdan dolayı dinin ne olduğunu da bilmiyordum. İşte bazen anlatıyorum ya ilk okuduğum kitaplardan birisi abimin mesnevisi vardı. Gölpınarlı'nın çevirisi. Hala daha durur o bende.
Bir de Ahmet Er Rufay Hazretleri'nin hak yolcusunun disturları vardı. Bir de Ahmet Er Rufay Hazretleri'nin onların alemi vardı. Benim ilk okuduğum kitaplar bunlar. Sonra Buhari. Ondan sonra Fetevay-i Hindi'ye. Sonra benim okuduğum kitapları söylüyorum ben ilk başlangıçta. Bunları ben okumaya başlayınca böyle bir okuma, böyle bir öğrenme, dini öğrenme. Aynı zamanda da yaşama şeyi başladı. İsteği, şevki. Allah'ın zikri öğrendim onların aleminden. Başladım kendi kendime Allah'ı zikretmeye. Ondan sonra Şeyh Efendi ile karşılaştım, tanıştım. Bu bende devam etti. Ben bunu biliyorum. O yüzden ben hep kardeşlere derim. Hadis okuyun, fıkıh okuyun. Yani dininizin ilk önce temelini öğrenin.
Tefsir okuyun, dininizin temelini öğrenin. Ve o dini yaşamaya çalışın. Bir de hani biz bir sufi topluluğuz ya, bir de üstadımız var. Yani ben en büyük, benim sağlam durduğum yerler üstadıma sımsık yapışmaktı. Yani ben hiç gözümü başka bir yere çevirmedim hiç. Kur'an, sünnet ne emrediyor, üstadım ne söylüyor? Ben ona gözümü diktim. Kendimce, ben şimdi tabii böyle geriye yönelik analiz ettiğimde kendimi o noktada çok böyle sıkı ve disiplinli tutmuşum. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, ben Kur'an, sünnet dairesinde tanıştıktan sonra kolay kolay bile bile böyle haram işlememeye gayret ettim. Üstadımın çizgisinden ayrılmamaya, onun elini bırakmamaya gayret ettim.
Herkes çok şey söyledi. Benim üstadım hakkında da söyledi. Ben böyle bir iki ilk önce böyle baktım, benim yanımda çok rahat eleştiriyorlar, söylüyorlar. Biraz bayındırlılık var, böyle koca beylik var, böyle bizde işte biraz bıçağımız keskin, suyumuz sert. Bir iki kişiyi ben böyle çarpıverince herkes durdu, benim yanımda kimse üstadımı da eleştiremedi, beni de yolumu da eleştiremedi. Öyle sıkı bir şekilde şeyhim vefat edinceye kadar biz Cenab-ı Hakk'a hamdolsun biz yolumuzda durduk. Şeyh'im vefat ettikten sonra da işte yola devam ettik biz. Sonuçta şahısperestlik yok, sufilik yolunda. Son nefese kadar Allah'ı sevme, Resulünü sevme, Kur'an ve sünnet yolunda yola revan olma, devam etme var. Bu, böyle şekilde ben kendimce kendi halimi biliyorum.
Ben bu hali anlatabilirim size. Yaşadığım şey buydu, o yüzden nereden başlamak gerekiyor dedim de ben kendi başlangıç noktamı söylerim size. İnsan bilgide fâni olabilir mi? İnsan Allah'ta fâni olsun. İnsan Allah'ta fâni olursa bilgisi gelir zaten. Bütün insanların handikaplarından birisi bu. Bilgi öğrenmek, yaşamak içindir. Hele bu din ise din yaşanmak için öğrenilir. Yaşadığınız müddetçe o bilgi sizde anlamlıdır, önemlidir. Eğer yaşamıyorsanız o bilgi sizde bu kadar anlamlı ve önemli değildir. Kitap yüklü eşek olursunuz. O yüzden bilgide fâni olma değil Allah'ta fâni olmayı. Ben sufice düşünürüm. Ben peygamberde fâni olmayı düşünürüm. Ben Allah'ta fâni olmayı düşünürüm.
Ben üstadımda fâni olmayı düşünürüm. Benim düşüncem bu olur. O yüzden hani üç sevgi vardır ya. Allah'ı sevenin sevgisi, Allah'ı sevdirenin sevgisi, Allah sevgisi. Ben bu üç sevgiyle hemhal olmaya çalışırım. Ben Allah'ımı severim. Ben Allah'ı seven olarak en yüksek derecede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bilirim. Ben Hazreti Muhammed-i Mustafa'yı severim. Allah'ı sevdireni sevmek. Yani ben üstadımı severim. Üstadları severim. Pir efendileri severim. Neden? Onlar Allah'ı sevdiren zatlardır. Hani Allah'ın veli kimseleri, onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Onlar bakıldığında, onlara bakıldığında Allah hatıra gelir. Onların normalde sözleri dinlediğinde Allah hatıra gelir.
Onlar Allah'ın velileridir. Onlara bu dünyada da, ahirette de korku yoktur. Ben onlara bakarım. O yüzden normalde eğer birisini dinleyeceksem Allah'ın veli kulunu dinlerim. Birini takip edeceksem Allah'ın veli kulunu takip ederim. Ben Kur'an ve sünnete bakarım. Benim durduğum nokta bu olur. O yüzden bilgide fâni olma değil, benim yolum oydu. Ben üstadımda fâni olmayı, ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemde fâni olmayı, ben Allah'ta fâni olmayı yeğlerim. Selamun Aleyküm hocam. Rabbime şükürler olsun ki haftaya daha kavuşturdu. Bize kıymetli hocam, ailemin borcu var. Ticaretle uğraşıyorlar.
On yıldan beridir de borcumuz bir türlü bitmedi. İşler bir türlü toparlanıp yoluna gitmedi. Allah hızası için dua eder. Dua bekleriz. Bizim için de maddi, manevi, kendi şahsım için de dua ediyorum. Adımı Zekiye. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak müineniz olsun inşallah. Kolay değildir borçla uğraşmak. O yüzden her sabah kalktığınızda, ben de çok böyle büyük bir borcun altında kalmıştım. Ben her sabah işe giderken kendimce, üç ihlas bir fatiha, peygamberlere, üç ihlas bir fatiha, pirefendilere, imamlara, üç ihlas bir fatiha, velilere, üç ihlas bir fatiha, borçlu oldum kimselerin ruhaniyetine, üç ihlas bir fatiha, alacaklı oldum kimselerin ruhaniyetine, üç ihlas bir fatiha, benimle irtibata girecek olanların ruhaniyetlerine, her sabah böyle okurdum.
Allah'a dua ederdim. Ya Rabbi, işte borçlu olduğum kimselere, benim borcumu ödet. Onlara selametlik ver, benim üzerime fazla yüklenmesinler. Alacaklı olduğum kimselerin işlerine, aileyle onlar bana borçlarını ödesinler. Benimle iş yapacak olanlara bir rahatlık, bir güven ver, benimle iş yapsınlar, ben de onlarla iş yapayım, ben de borçlarımı ödeyeyim diye her sabah dua ederdim ben. Bunu böyle oldu, bitti, gitti, geçti hepsiyle şimdi. Ondan sonra yedi tane ayet-ül kürsü okurdum. Sağınma, soluma, önüme, ardıma, altıma, üstüme, yedincisini içime, Allah'a yalvarırdım, beni ne aldatanlardan eyle, ne aldananlardan eyle diye. Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Rabbim lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Bir milyon dolar borç ededim, kısa bir zaman içerisinde.
Sonra Cenab-ı Hak, geçinecek kadar, yaşayacak kadar, mal mülk de verdi, hamd olsun. Şu anda Allah'a binlerce şükür, borçlardan kurtulduk. Hala da çalışıyoruz, ticaretimize devam etmeye çalışıyoruz. Allah herkese ihsan eylesin. Allah herkese imdat eylesin. Borçlu yaşamak, borçlu bu dünya üzerinde yürümek kadar insana zul gelen, ağır gelen bir şey yok. Benim bildiğim bu. Allah hiç kimseyi, borçlu yaşatmasın. Cenab-ı Hak bütün ümmeti Muhammed'e borçlarını ödesin inşallah. Değerli hocam, iş yerimde, huzur içinde ve selametle çalışmam için de dua istiyorum. Senden kendimi huzursuz ve korku içinde hissediyorum. Allah selametlik versin. Cenab-ı Hak gönlüne genişlik versin.
Sen dosdoğru işini yaptın müddetçe. İnşallah selametliyi bulursun. Allah yardımcınız olsun. Selamünaleyküm hocam. Üzerinize afiyet, kovid oldum. Rabbim tüm hastalara şifa versin. Ben uzun yıllardır sedef hastasıyım. Rüyamda şu an kullanmadığımız eski evimizin bir odasındayım. Beyaz bir güvercin başıma konuyor. Saçımın dibindeki sedefleri yiyor. Duvarda çerçeve içerisinde, parlament mavi, zemin üzerine kuş risaleli başlıkta bir yazı var. Ben de cep telefonuyla selfie çekip hem başımın üstündeki kuşu hem de duvardaki risaleyi aynı kare içine almaya çalışıyorum. İnşallah Cenab-ı Hak hastalıklarınıza, sıkıntılarınıza şifa verecek. İnşallah Cenab-ı Hak sizi müjdelendirecek.
Rabbim müjdelendirdiği kullarından eylesin. İnşallah. Selamünaleyküm cümleten. Allah aşk için yarattı. İnsanı nice peygamberler, nice evliya, veli gönderdi. Bizlere nefsi yarattı. İsyankar, asi olarak nefis. Ben dedi, biziz diyemedi. Ben can dedi, canan diyemedi. Bu yüzden ne yapmalıyız? Allah aşkına ulaşmak için o her yerde biz ona ulaşamayız ama o bize ulaşır. Siz ne dersiniz bu konuda, bu günah bataklığında? Halimiz nicedir. Allah sürekli yatıyı yaratıyorken, evrim saçmalığına hale inananlar var. Allah razı olur inşallah. Biz tövbe ederiz, Allah'ı zikrederiz. Allah'a yaslanır, Allah'a dayanırız. Ve böylece de nefsimizle, mücadelede de Allah'tan yardım diler, hayatımıza devam ederiz.
Selamun Aleyküm Hocam. Hayırlı yayınlar dilerim. Ben menavgattan çetin inanç. Hocam bir hafta önce kızımızı elimize aldık hayırlısıyla. Doğunca ismini vereceğim demiştiniz. Bir de iki günce çalıştığım yerde yağmur, fırtına ve çokça gök gürültüsü vardı. O esnada ben İhlas, felak, nasıl ayete kürse ayetlerini okuyordum. Sonra birden şimşek iki metre önüme düştü ve ben o şimşek görüntüsünü gördüm ve çok korktum. Bu neyin işareti? Tabiat olayı. Başa bir şey değil. Çetin. Allah kızına da mübarek eylesin inşallah. Rüyanızda gördüyseniz bir isim ama annesi ama sen rüyanızda gördüğünüz ismini koyabilirsiniz inşallah. Selamun Aleyküm.
Sizden manevi ilme sahip olmayı istemek edepsizlik olur mu? Olmaz ise ilim talebinde nasıl bulunmam gerekir? Allah'tan inayet isteyin. Yardım isteyin. Cenab-ı Hakk'ın kendisini size tanıtmasını isteyin. Allah sevgisini, Resulullah sevgisini, veli sevgisini isteyin. İnşallah o yolda yürüyün. Yani normalde siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir diye vaat etmiş. Siz bildiklerinizle amel etmeye gayret edin. İnşallah Cenab-ı Hakk kalbinize ilham eylesin. Bir insandan musallat olduğunu nasıl anlarız? Bir kimse kendisi anlayabiliyorsa kendisi anlayacak. Kendisi anlamıyorsa yapacak bir şey yok. Allah iyi eylesin insallah. Artı 32 Belçika.
Geceniz hayır olsun. Elinizden öperim. Sezer. Aleyküm selam. Allah razı olsun. Sohbette Belkıs'ın tahtından bahsettiniz. Bu taht ve Süleyman Aleyhisselam'ın hazinesi nerededir? Ne yapacaksınız? Gidip hazineye mi konacaksınız? Mossad da Süleyman'ın hazinesini araştırıyor zaten. Mossad da Süleyman Aleyhisselam'ın hazinesini araştırıyor. Onun hazinesine konmak için uğraşıyorlar. Hatta CIA'ya ortaklık teklif ediyorlar. O yüzden Kudüs'ü başkent yapıyorlar kendilerince. Çünkü Süleyman Aleyhisselam'ın hazinesinin Kudüs'te olduğunu düşünüyorlar. Ve Kudüs'i bütün yerle yeksan edecekler. yıkacaklar Süleyman'ın hazinesini bulmak için.
Çünkü Süleyman'ın hazinesinde enteresan bir sır var. Bugüne kadar dünya üzerinde keşfedilmemiş bir enerji var. Bütün belki de dünyanın hayatını değiştirecek bir olgu var orada. Asıl mesele bu. Asıl sır bu zaten. Bunu normalde tespit ettiler kendilerince. bunun Süleyman Aleyhisselam'ın hazinesini bulduklarında bütün dünyaya hükmedeceklerine bütün cinni ve şeytan taifesine hükmedeceklerini düşünüyorlar. Ama bu hazineyi onlar bulamayacaklar. Onu da söyleyeyim. Bunlar kitabi bilgi değil.
Öleceğim gideceğim ben Allah'ın verdiği bilgi ilmi saklayacak değilim. Bu Süleyman Aleyhisselam'ın ve Karun'un hazinesini bulacak olan Mehdi Resul. O yüzden normalde bu pis Yahudiler ve bu evangelistler onu bulamayacaklar. Onu Mehdi Aleyhisselam'ın zuhur edince Süleyman Aleyhisselam'ın hazinesini ve Süleyman Aleyhisselam'ın mührünü Musa Aleyhisselam'ın asası Mehdi Aleyhisselam'ın eline geçecek. Bu normalde şu anda Süleyman Aleyhisselam'ın yüzüğü kayıp Musa Aleyhisselam'ın asası kayıp Adem Aleyhisselam'ın cennetten çıktığı gömlek kayıp. Bu gömlek hem İbrahim'in üzerinde ateşe atıldığında vardı hem de Yusuf kuyuya atıldığında vardı. Bu gömlek de kayıp. Şimdi Süleyman Mehdi Hala Resul hem Adem Aleyhisselam'ın üzerinden tüylerim diken diken oluyor hakkınızı helal edin.
Hem Adem Aleyhisselam'ın cennetten çıkarken üzerindeki gömleğini Mehdi Aleyhisselam ona ulaşacak. Hem Süleyman Aleyhisselam'ın yüzüğüne ulaşacak. Hem Musa Aleyhisselam'ın asasına ulaşacak. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin de sancağını alacak. Dikkat edin buraya. Ve onun kılıcını alacak. kutsal emanetler bunlar. Bunlar bir zatın üzerinde toplandığında o Mehdi Aleyhisselam'dur. Onun zaten adı Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin adından olacak. Annesinin adı Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin annesinin adı babasının adı da Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin babasının adından olacak.
Geri kalan hepsi de kendini Mehdi zannediyor. Zannediyor. Bir rüya görüyor, bir hal görüyor, kendini Mehdi zannediyor. O yüzden Mehdi'li ilan ediyor veya etrafında kınları ilan ettiriyor. Bunların hepsi de 33 tane yalancı Mehdi. Bunlar çıkacak. Böyle bir 33 söylemişler, bu 330 da olabilir, bu 3300 da olabilir tarih boyunca. Bunların hepsi de yalancı Mehdi. Mehdi çıktı dediğinizde tekrar söylüyorum, bunun altını çizin. Bunu gelecek çocuklarınızı anlatın, bunu torunlarınıza anlatın. Tekrar söylüyorum, Adem aleyhisselamın cennetten çıkarken üzerindeki gömleği, İbrahim aleyhisselamın ateşe atıldığındaki üzerindeki gömleği, aynı gömlek çünkü o.
Ve Hz. Yusuf'un kuyuya atıldığı üzerindeki gömlek, gömlek Mehdi ile Resul'ün üzerinde görünecek. İki, neden? Ona tanktır, toptur, tüfektir, silahtır, kurşundur, hiçbir şey işlemeyecek. Çünkü deccal ve avanesi ona savaş açacak. İkincisi ne? Süleyman aleyhisselamın yüzü. Çünkü Süleyman aleyhisselamın yüzünde iksir var. Onun yüzünde sır var. O yüzü kim parmağına takarsa bütün gizli ilimlerin cemi, hatemidir diyor ya Süleyman'daki ilim Hz. Mevla'na. Bütün bu manevi ilimler, bütün hepsi de Mehdi ile Resul'e geçmiş olacak. Bunlar da şimdi velilerde çok az bir kısmı var. Bu veliler bu çok az bir kısmı görünce sarhoş oluyorlar. Kendilerine Süleyman'ın ilmi verildiği zannediyorlar.
Doğru değil. Eksiksiniz, nakıssınız. O yüzden Süleyman'ın ilmi yüzükte. O yüzük Süleyman aleyhisselamın elindeki yüzük Mehdi Ali Resul'üne geçecek. Ve bütün bu manevi gizli ilimler olarak bilinen şeytana hükmetme, cinilere hükmetme, varlıklara hükmetme, madenlere hükmetme ve Süleyman aleyhisselamın asıl hazinesi o zaten. O zaman Süleyman aleyhisselamın o kendi mabedinin dibine koymuş olduğu o hazine o yüzükle bağlantılı. O yüzük bir parmağa geçtiğinde o zaman oradaki hazine bütün her şey ifşa olacak. Yani dünya cennet olacak. Ve ardından Musa aleyhisselamın asası. Çünkü bakın bir mürşid-i kamile manevi olarak verilen bunlar böyle şeylerdir, silahlardır.
Bir mürşid-i kamile manevi gömlek giydirilir. Bir mürşid-i kamile manevi yüzük verilir. Bir mürşid-i kamile manevi asa verilir. Bir mürşid-i kamile bu noktada Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sancağı verilir. Bir mürşid-i kamile Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kılıcı verilir. Kuşandırılır bununla. Ama bunlar rumuzdur hepsi de. Bakın rumuzdur. O yüzden o kimse de kendi kendine zaten mürşid-i kamil havalanmaz zaten bu tip şeylerden. Ama bunun gerçeğini ve hakikatini manen görür mü? Evet. Süleyman aleyhisselamın yüzüğünün manen hakikatini görür mü? Evet. Musa aleyhisselamın denizi yardığı asasının hakikatini görür mü?
Evet. Adem aleyhisselamın giydiği elbisenin hakikatini görür mü? Evet. Hz. Muhammed Mustafa'nın manevi sancağını görür mü? Evet. Hz. Muhammed Mustafa'nın manevi kılıcını görür mü? Evet. O yüzden Belkıs'tan bahsettik. Süleyman aleyhisselamın hazinesi nerededir? dedik. O yüzden Süleyman aleyhisselamın hazinesini arıyor Musat ve CIA'nin evangelist takımı. Ondan sonra yanlarına İngiliz M16'ı da alıyorlar. Hatta bazen Rus KGB'yle de birleşiyorlar. Böyle onların kendilerinin medyumları var. Kafirlerden kurulu böyle manevi işte cinnilerle irtibat kuranları var. Onların kendi yetiştirdikleri. hatta Müslümanlardan birkaç kişi bu son 15-20 yıldır devşirdiler bu tip işleri bilen şeyden Mısır'dan Yemen'den kimseler aldılar.
Onlar da kendilerini sattılar. Onlar da uğraşıyorlar. Ama Cenab-ı Hak onları buna bahşetmiyor. Evet. zikirlere katılıp günlük verdiğimi çekmeye çalışan biriyim. Fakat zaman zaman şehvetimin yükseldiği zamanlar olur. Genellikle adet dönenlerinde olduğunu fark ettim. Bundan sakınmanın yolları nedir cinni tayfesiyle alakası olur mu? Hızla evlen. Evlenebiliyorsan, evlenemiyorsan oruç tut Allah'ın zikreti. Selamun Aleyküm. Allah'ın rahmeti, selameti, bereketi, afiyeti üzerinize olsun. Sorum şu namazın içindeyken, secdeden kalkarken dizlerim yere temas ediyor.
Ama bazen ayaklarımın teması yerden kesiliyor. Endişem var. Acaba mekruh bir şey mi yapıyorum? Hakkınızı helal et. Secde Allah'ı zikredecek. Allahu Ekber diyecek kadar veya Subhane Rabbi El Ala diyecek kadar iki el, iki diz, iki ayak bir şekilde yere değmesidir. Değdiği zaman mesele biter. Efendim saygılarımla benim senin sıvama çok ihtiyacım var. Evde üç kişiyiz. Oğlum beyim. Beni çok üzüyorlar. Zaman geliyor.
Ağlamakla geçiyor zamanım. Bir de dersimin gücüm yettiği kadar yapayım. Ne kadar doğru bir de geçen haftörü yanında Kabe'de gezerken olduğunu gördüm. Çocuk rahatsızlığına beyim dinlemiyor. Onu anlamak istemiyor. saygılarımla. Allah muinin olsun. İnşallah zikrini çekmeye gayret et. Herhalde duaına olacaktı. Sıvama diye yazdı galiba. Allah muinin olsun. Hz. Mevlana'nın sema etmesiyle Beyaz Beslami'nin bir şeyhin etrafında tevaf etmesi birbirine çok benzeyen olaylar. Mevlana kendini Kabe olarak gördüğü için mi sema etmiş olabilir mi? Hayır. Hz. Mevlana asla kendini Kabe olarak görmedi. O yüzden sema etmek Hz. Mevlana'nın da kendisinin başlattığı bir öğreti ve kültür değil.
Sema Adem'den itibaren var olan bir aşıkların ritüeli. Hz. Mevlana Kur'an'ın batinin manasına göre hareket etmemizi tavsiye ediyor. Kur'an'ın zahirine bakmayın diyor. Hz. Muhammed Kur'an'ın zahirine göre hareket ediyorsa Hz. Mevlana neden öyle söylüyor? Hz. Mevlana Celalet-i Rum Hazretleri zahiri reddetmez ama batinin de göz önünde bulundurur. Benim bildiğim o. O yüzden zahiri reddetmek yok. Selamun aleyküm. Eşimin ve çocuklarımın dine yaklaşma için, sevmesi için ne yapmalıyım? Sen öyle bir din yaşa ki insanlar senin yaşamış olduğun o dine hayran olsunlar. Selamun aleyküm. Ticaret yapıyorum. Para ihtiyacım olduğu zaman eşten dosttan istemek yerine Devlet Bankası'ndan kredi alıyorum.
Burada haram durumu nedir? Ne tavsiye edersiniz? Yani biz kalkıp da birisine kredi çek, kredi al diyemeyiz. Ben böyle bir şey söylemem ama İslam hukukunun olmadığı yerde bir kimsenin devletle veya hukukunda faiz olmaz. Selamun aleyküm çocuklara en erken ne zaman hacamat yapılması uygundur? Bebeklik döneminde kullanılan ilaçların olumsuz etkilerinden arınmak için hacamat yapılır mı? Bu noktada ben hacamat hadislerinde çocuklara şu yaşta hacamat yapılır, bu yaşta yapılmaz diye bir şey okumadım. Bir rahatsızlık var ise çocukların üzerine, bir rahatsızlık varsa rahatsızlıklarına göre hacamat yapılabilir diye düşünüyorum.
Selamun aleyküm bu kafir ciniler evin içinde gezerler mi? Gezerler. Normalde ben odadan odaya geçerken çok korkarım, tek namaz kılmam. Bununla ilgili ne tavsiye edersiniz? Korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırız demiş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Bir de bayanlar tesettürlerine dikkat etsin dediniz. Bu evin içinde de geçerli mi? Normalde evin içerisinde de insanlar kendilerince eğer kocaları yoksa evde kendilerine dikkat etsinler. Ama kocalarına karşı bir tesettürsüzlük söz konusu olur. Selamun aleyküm. Sudan'daki dergahta ilim gören talebelere maddi olarak destek olmak istiyorum.
Bu noktada oraya nasıl yardım ulaştırabiliriz? Bunu ben soramadım. Böyle şeylere de çok girmek istemiyorum. Çünkü işin içerisinde para olunca böyle bu tip şeylere girmek istemiyorum. Ama orada bir baş mühendis bir arkadaş var. Bunu ona diyemedim. Geçen hafta da böyle bir kardeşimiz böyle bir şey şey yaptıydı. Bunu ona diyemedim. İnşallah ona diyebilirsem söyleyebilirsem bu konuda yardımcı olmaya çalışırım. İnşallah kardeşimiz benimle irtibata girerse olmazsa o mühendisin telefonunu ona vereyim onunla görüşsün inşallah. Ama bu bank hareketleri nasıl oluyor nasıl gidiyor onu bilmiyorum. İnşallah bakarız çözmeye çalışırız. Selamun Aleyküm aşık olan nasıl olur?
Bir bilsem ben de öyle olmaya gayret edeceğim ama hani sen Hazreti Pir diyor ya sen bir aşık bul diyor. Aşık olmak için bir aşık bulmak lazım. O aşığın peşine takılmak lazım. o aşıklıktan aşıklığı öğrenmek lazım. İnşallah. Yurt dışında kafir cinlilerin çok olduğunu bir sohbetinizde söylemiştiniz. Yurt dışında olanlar nasıl korunabilir? Devamlı abdesti dolaşmaya gayret edecekler. Devamlı zikrullahla hemhal olmaya gayret edecekler. O yüzden fuhuşun açık yapıldığı yerlerden böyle açık açık her şeyin yapıldığı yaşandığı yerlerden uzak duracaklar. şimdi artık böyle yavaş yavaş nasıl söyleyeyim bizim ülkemizin bazı şehirlerinde de kafir cinliler fazlalaşmaya başladı.
Bazı mahallelerde fazlalaşmaya başladı. Zaman zaman değişik şehirlere değişik mahallelere gittiğimde bunu hissediyorum görüyorum. O yüzden yurt dışıyla ülkemiz arasında çok fazla bir fark kalmamaya başladı. Dikkat etmek lazım. Bir bayanın eşinde öyle bir şeyden şüpheleniyorsa ne yapabilir? Yani o zaman eşler birbirlerine kimden şüpheleniyorlarsa dikkat edecekler. Eğer mesela bir kimse Kur'an ve sünneti yaşarken birden Kur'an ve sünnetten uzaklaşıyorsa kafir cinlilerin etkisinde kalmış olabilir. Onun üzerine okumak lazım. Her şeyi de büyü ve cinlilere yüklemek ne kadar doğru? Bu çok büyük bir sıkıntı zaten. Yani böyle her türlü olumsuzluğu büyüye yüklemek kafir cinlilere yüklemek sanki onun hiçbir dahili yok onun hiçbir suçu yokmuş gibi hareket etmek doğru değil.
Misal kızıma oğluma büyü yapıldı onun için böyle davranıyor diye söylüyorlar ne kadar doğru? Hiçbirisine inanmam. Hiçbirisine inanmam. Bunları çok anlatanları dinlemek ne kadar doğru? Yani bazen ne o burnumuz kısıyor biz de dinliyoruz Allah yiyesin inşallah. Ben telefonun alarmı ile sabah namazına kalkınca uyku sersemi abdest alırken gözüm yanıyor kendime gelmem 10 dakika falan sürüyor.
Ama alarm kurmadan sadece dua ederek yattığımda sabah namazı vakti içinde birden gözüm açılıyor sanki hiç uyumamış gibi dinç olarak yataktan direkt kalkıyorum. Alarm kurmadan sadece dua ile kalksam Allah uğraşmaz ama tabiri caizse Allah bana niye alarm kurmadığında beni uğraştırdın gibisinde soru sual eder mi etmez sen dua et yat sabah namazına kalk sabahın sünnetini farzından sonra kılabilir miyiz vakit kalmazsa yapabilirsin ama önce sünnetini kılmak daha evli var. Çorlu'da dergahınız var mı? Bizim hiçbir yerde dergahımız yok ama arkadaşlarımız kardeşlerimiz var Çorlu'da da kardeşlerimiz var. Doktor panik atak krizleri yaşıyorsun dedi dua eder misin? Allah yardımcınız olsun Rabbim muhafaza eylesin inşallah o kadar çok düşünmeyin kendi kendinize heder etmeyin bazen olurunu bırakın bazı şeyler.
Selamun Aleyküm hiç rüya göremez oldum bilerek bilmeye kusur işledisem Allah beni affetsin Allah cümlemizi affetsin illa ki rüya göreceğiz diye bir kaydı yok canım kardeşim. Selamun Aleyküm aileme yazın yaptığımız sezonluk bir işimiz var kışın boş kalıyorum yani maaşlı sistemle çalışmadığımız için ailemin eline bakıyorum maddi olarak çalışmakla ilgili ne yapmam gerekiyor hangi konular kriterim olmalı bu konuda net olamıyorum bilgilendirirmişseniz ve duanıza talibim yani normalde nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyorum
yol gösterirmişseniz sımsık yapışmak eylem olarak nasıl olur önceki sohbetinde sen kör cahil olduğumu öğrendim eylem olarak ne yapmam lazım bir yani normalde şeyin bay bayan olduğunu bilmiyorum ailenin ne iş yaptığını bilmiyorum ama böyle sezonluk iş yapıyorsa kendine bir iş bakabilirsin kendine bir iş ayarlayabilirsin öyle de çalışabilirsin inşallah selamun aleyküm hocam yıllar önce gördüğüm bir rüyada yaşlı bir dedenin yanında bir türbüye girdim ben küçük bir çocuktum türbüye girer girmez yatakta gerçekten sıçradığımı
hissettim onunla konuştum fakat cevaplar ne sessi ne yazılı alıyordum yanında kağıt kalem de vardı benim yanına çağırdı 14 sene olsa bile gel dedi isim de verdi araştırdım o ölçede aynı isimde olmasa da öyle bir yer olduğunu öğrendim bu yıl tam 14 yıl oluyor sizce gitmeliyim rahmanın bir rüya olduğunu nasıl anlamalıyım git gitmeden anlayamazsın Allah yardımcın olsun inşallah Cenab-ı Hak muinin olsun selamun aleyküm köpeğe dokunmak şafii mezhebinde abdest bozuyor fakat hanefi mezhebinde bozmuyor diye biliyorum yok hanefi de
köpek necis o yüzden abdesti bozar böyle benzer konuların farklılıktan nasıl kararlaştırılıyor tam anlamıyla mezheplere ilgili bilgiler nasıl ve hangi kitap okuyarak öğrenebiliriz sen bir mezhepler tarihi alıp okuyabilirsin ama önce bence sen bir küçük bir Ahmet Fikri Yavuz'un olabilir Ömer Nasuh bilmenin olabilir bir küçük ilmal kitabı al önce onu oku sana tavsiye selamun aleyküm doğru dua etmek ile ilgili bilginize ihtiyacım var seçeceğimiz kelimelerde olumsuzluk olmamalı tam net bir şekilde isteyin demiştiniz mesela
korkaklıktan sana sığınırım demek yerine beni korkusuz kıl mı demeliyiz bu durumlarda hadislerle nasıl dua etmeliyiz korkaklıktan Allah'a sığınan sığının yazan bir hadisi nasıl duaya çevirebiliriz mesela örnek Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin dilinden dualar var hadislerde onları ezberleyip öyle dua edebilirsiniz veyahut Kur'an-ı Kerim'de dualar var onları ezberleyip öyle dua edebilirsiniz ama bence bir kimsenin en güzel duası ciğerini yara yara spontane yapmış olduğu dua selamun aleyküm verdiği
oylardan sorumlu olduğunu bilmeyen kişi bu durumu iyileştirmek için bir şey yapabilir mi oy verenlere bu konuda ne tavsiye edersiniz tövbe edin Allah tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir tövbe edelim inşallah selamun aleyküm iki buçuk yaşındaki kızıma hala bezi kullanıyorum kullanılmış bezi de banyoya koyuyorum bu sakıncalı mıdır evet birkaç gündür yılanı hiç görmedi halde yılan diye korkup yanımıza geliyor okuyun çocuğun üzerine selamun aleyküm babamın testi pozitif çıktı Allah şifa versin Allah yardımcınız cümle hastalara
Rabbim şifa versin islam köleliği neden yasaklamamıştır zaman içerisinde yasakladı insanı köleleştirmek yasak kim dedi islam köleliği yasaklaştırmadı dedi yanlış biliyorsunuz islam insanları köleleştirmeyi büyük günah kebari olarak gördü o yüzden hür bir insana köleleştirmek büyük günah kebari yapamazsınız bir komşumuz yemeğinin arta kalınından getiriyor bize bizde yeme yeme döksek israf günahı bize mi olur evet söyleyin deyin ki özür dileriz hakkınızı helal edin bize bir daha yemek getirmeyin lütfen bir ihtiyacı olan
kimseye götürün deyin çıkın işin içinden veyahut da geldi hiçbir şey söylemeyin sizde gidin ihtiyaçlı olan bir kimseye verin selamun aleyküm sorum şu bir müddettir uykusuzluk sorunum mevcut ilaç tedavisi görmekteyim ne tavsiye bulunursunuz verebileceğiniz bir tesbihat var mıdır geceniz mübarek olsun Allah'ı zikret yani uykusuzluk o kadar çok kötü bir şey değil bunu kendinizce gözünüzde büyütmeyin böyle insanlar böyle küçücük şeyleri gözde büyütüyorlar koşturuyorlar ilaç alıyorlar bunları kabul etmiyor abdestini al
namazını kıl Allah'ı zikret yattığın yerde de Allah'ı zikret Cenab-ı Hak uyutur Allah'tan uyutmayı iste selamun aleyküm Türkiye ve dünyadaki gelişmeler üzerine değerlendirmenizi rica ediyorum canım kardeşim sohbetin başında küçük bir değerlendirme faslı geçtik o yüzden o faslı geçtik diyelim sohbetin başını dinlersen inşallah değerlendirmelerimizi alırsın selamun aleyküm çocuğumun olması için önerebileceğiniz bitki var mı bildiğim bir bitki yok selamun aleyküm bizim camimizin imamı sigara içiyor cemaat ile kıldığımız namazlar
kabul olur mu inşallah kabul olur ama yani söyleyin diyanet sigarayı haram kıldı yani diyanet sigarayı haram dediği halde imam nasıl haram işliyor imama tebliğ edin selamun aleyküm bayındırdan sonsuz özlem sevgi ve selamlar eyvallah naime kardeş herkese selam söyle inşallah burnumuzda tutuyorsunuz geleceğiz ama bir türlü olmadı ya geleceğiz inşallah telefonumuza tefsir indirmek istediğimizde tavsiyeniz hangi tefsir olur yunaktan selamlar sevgiler ve aleyküm selam tüm yunağı konya bütün kardeşlere selamlar yani normalde
benim tefsiri taberi benim hoşuma gidiyor bir de hadislerle kur'an tefsiri var o hoşuma gidiyor nasıl söyleyeyim yani zaman zaman elmalıya bakıyorum ama elmalı o kadar çok bakmıyorum genel olarak bu ikisinden faydalanıyorum bu böyle biraz daha böyle o tefsir taberi çok eski bir tefsir zaten o yüzden böyle bir hani siyasi korku endişe yönlendirme olmadan yazılmış tefsirlerden olarak kabul ediyorum o yüzden onu daha fazla ondan faydalanıyorum o da hemen hemen böyle hadislerle kur'an tefsiri gibi yani o yüzden böyle o da
taberi tefsiri de böyle hani işte bir ayete ayetle alakalı hadis varsa veyahut da ilk sahabelerin sözleri varsa öyle açıklamaya çalışıyor o yüzden o ikisi hoşuma gidiyor bilhassa tefsiri taberi hoşuma gidiyor sonra hadislerle kur'an tefsiri o hoşuma gidiyor selamun aleyküm hayırlı geceler uzun zamandır üzerinde bir ağırlık var ve dünya ya dair zerre keyif almıyorum ve hiçbir şey yapasım yok işlerimi yapamıyorum ne önersiniz bana dua eder misiniz kendime gelmem için kendimi hissetmem için abdest al Allah'a tövbe et
ve Allah'ı zikret Allah'tan yardım diler inşallah paramızı faize yatırmakta sıkıntı var mı darül harkta harbiyle mümin arasında faiz yoktur demiştiniz sizden dersli biri parasını faize yatırabilir mi ben neden yatırdın demem ama tavsiye de etmem yani faiz yoktur hadiste sabit İmam-ı Azam Hazretleri'nin İmam-ı Muhammed'in bu konuda fetvası var ama yani ben böyle mecbur kalınmadıkça bunun olmasını istemem bir böyle bizden dersli bir kardeşim parasını faize yatırmasını çok uygun görmüyorum ticaret yapsın mal alsın satsın
daire alsın satsın arsa alsın satsın araba alsın satsın ticaretin içinde dursun bence yatırırsa buradan kazandığını harcayabilir mi helal olur mu yani buradan kazandığını harcayabilir bunda bir sıkıntı yok ama ben çok uygun görmüyorum hacamatın çocuklularda boy uzamasına faydası olur mu bilemem hacamat şifadır hadis-i şerif bu Kur'an şifadır bal şifadır sema ettirin çocuklarınıza yani normalde bizim sema eden gençlerde çocuklara baktığımda müthiş boy atıyorlardı yani o yüzden sema kadar kız veya erkek hiç önemli değil
boy attıran başka bir şey bilmiyorum selamun aleyküm bu ülkenin başına dürüst haram yemeyen bir yönetim veya yönetici geleceğine inanıyor musunuz İzmir Gazemir'den dergahımız size sevgilerini yolladı cesur yüreğinizden ellerinizden öperiz eyvallah yani bunun için mücadele ediyoruz ben ümitsiz bir insan değilim ümidimi yitirmek istemiyorum gerçekten yani bizim gibi insanların ümidini yitirmesi demek bütün böyle arkamızdaki kitlenin ümidini yitirmesi demek ümit varım ben inşallah bunlar böyle konuşula konuşula cesaretli bir şekilde
şuurlu bir şekilde konuşula konuşula insanlar bunları anlayacaklar bunları anlayınca daha iyi yönetecek olan kimseleri arayış içerisine girecekler insallah iyinin iyisine ulaşacağız keramet var mıdır vardır kuranda ve sünnette yeri var mıdır vardır sorumu yanlış noksan sorduysam sizden özür diliyorum yanlış noksan değildi keramet kurana sünnete imamların iştahına göre vardır haktır hiç kimse de inkar edemez kerameti inkar eden bir kimse küfre düşer tecdid iman tecdid nikah gerekli ona selamünaleyküm hayırlı geceler
ben sizi çok sık olmasa da rüyamda görüyorum bu benim için çok büyük lütuf ama uyandığım zaman çok net hatırlıyorum kendi kendime tekrar ediyorum unutmayayım diye sabah uyanınca maalesef yarım yarım hatırlıyorum bu normal normal Allah hayırlısını eylesin Allah Rabbim yardım etsin inşallah Cenab-ı Hak muinin olsun inşallah evet bir korona yasaklı gecenin daha sonuna geldik sorularınız bitti sürçülisan ettiysek affola birilerinin gönlünü kırmak incitmek değil derdimiz veyahut da insanların partisini purtisine liderine
laf söylemek değil derdimiz derdimiz Kur'an Sünnet derdimiz vatanımız milletimiz derdimiz doğrunun hakikatin iyinin güzelliğinin hakim olması derdimiz Allah'ın hakikatinin bilinmesi derdimiz İslam'ın bilinmesi öğrenilmesi başka bir derdimiz yok o yüzden kimsenin partisi purtisi lideri bürokratik makamı mevkisi bizi ilgilendirmiyor beni ilgilendiren Kur'an Sünnet imamların iştahı beni ilgilendiren ilk sufilerin yolu beni ilgilendiren vatanımı milletimin doğru düzgün yönetilmesi vatanımı milletimin mutluluğu refahı vatanımı
milletimin değerlerinin çarçur edilmemesi başka bir şey değil haklarınızı helal edin inşallah biz yine üç tevhid çekip gecemizi sonlandıracağız eftali zikir faalemen nehu la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe el fatiha ma selamat amin ecbe
Allah gecenizi hayırlı eylesin Cenab-ı Hak ömrünüzü yılınızı ayınızı hayırlı eylesin Cenab-ı Hak cümlenizin evine bereket kazançlarına bereket üzerlerinizi afiyet versin hastalıklara en kısa zamanda şifalar nasip eylesin Cenab-ı Hak muradları hasıl olmayanların da hayırlısıyla muradlarını hasıl etsin Rabbim Ümmet-i Muhammed'e yar ve yardımcısı olsun memleketimize yardım etsin bütün insanlarımıza yardım etsin geceniz mübarek olsun selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.