Mesnevi Şerîf Şerhi (1007-1016. Beyit) SORU - CEVAP
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Ekim 2020 · 3:02:49
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemize Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışan, Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi yaşayan, Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi yaşatan kullarından eylesin inşâAllah. Yol olarak kendine Kur'an'ı, Sünnet-i, İmamların iştahını kendine yol olarak seçen ve o yolda yürümeye azmeden, o yolda koşmaya azmeden, o yolun içinde son nefesini veren kullarından eylesin inşâAllah.
Kıymetli kardeşler, malum bu koronadan dolayı toplanamıyoruz, toplu dersler yapamıyoruz. Bununla alakalı arkadaşlar, kardeşler, Allah razı olsun, hafta içerisinde işte istekler, görüşler, serzenişler, ne zaman bitecek bu deyişler devam ediyor. Bizim elimizden gelen bir şey yok. Yani sonuçta devlet bir karar almış. Devletin kararına herkes uyacak, biz de uyuyoruz. Toplantılar yasak, toplanmalar yasak. Toplu olarak bu şekilde vakıfların, derneklerin ibadetleri yasak. Asla ve asla böyle şeye, müsamaha göstermiyorlar. Böyle giderse evlerde de dört kişiden, beş kişiden fazla toplanmayı yasaklayacaklar gibi geliyor buna. Hani hane halkı eğer kalabalıksa, on kişilik bir ailesi veya on iki, on üç kişilik bir ailesi siz fazlasınız, siz dağıtalım diyebilirler.
Bu korona, bu pandemi insanları bir hayli panikleştirdi. İnsanlar gerçekten haklı, haksız, belli bir travma yaşıyor. O travmanın neticesinde de herkes birbiriyle neredeyse düşman olacak. Allah muhafaza eylesin. Tabi Avrupa bununla alakalı bir hayli kargaşa yaşıyor. İtalya'da olaylar var, İspanya'da, İngiltere'de, Almanya'da olaylar var. İnsanlar artık yasakları istemiyor. O yüzden sokaklara çıkıyor, eylem yapıyor. Amerika'da zaten yasaklar yok. Bu konuda ülkemizde bu yasaklar nereye doğru gider, ne olur, ne gider, buna da bir öngörü yok. Bir sözde aralığın başında mı, sonundan başında olması lazımdı. Bu yasaklar bitecekti ama ve lakin böyle giderse herhalde yasakları kaldırırlar mı, kaldırmazlar mı, bir şey diyemeyeceğiz.
Herhalde İstanbul bu konuda ipi göğüsledi. Türkiye'deki korona vakalarının yüzde kırkı İstanbul'daymış. Bursa'da ondan aşağı kalır yanı yok. Bursa'da da sonbahara göre üç kat artmış koronayla alakalı hastalıklar, rahatsızlıklar. O yüzden Bursa'da da bir hayli pandemiyle alakalı sıkıntı var. Bu sağlıkla alakalı kısım. Dışarıda siyasette Türkiye, ben Azerbaycan'la Türkiye'yi ayırmadığımdan dolayı ikisi kardeş Azerbaycan, maşallah subhanallah, Allah nazardan saklasın, güldür güldür dağlık Karabağ'ı yeniden özgürleştirme yolunda gidiyor. Dualarımız onlarla. Cenab-ı Hak yardımcılar olsun. Rabbim inşallah tez zamanda dağlık Karabağ'da özgürlüğüne kavuştursun.
Oradaki işgal altındaki o topraklar inşallah kendi öz sahiplerine geri verilsin. Aynı şey Filistin için de geçerli. Tabi biz dağlık Karabağ'ın özgürlüğünü isterken de Filistin Mescid-i Aksa inim inim inliyor. İnşallah o özgürlük meşalesi, o özgürlük ateşi Filistin'de de olsun. İnşallah özgür bir Filistin devleti ve özgür Filistinliler oluşsun. Bu dünya gavurcukları, her ne kadar gavurlar çünkü ayet-i kerimede hepsi birdir diyor, bir cephededir diyor. Müslümanlar parçalanık, Müslümanlar da olmuş vaziyette. Müslümanlar kendi aralarında para kendi olmuş vaziyette. O yüzden gavurlar bir ve beraberler. Bakın Ermenistan'ı nasıl destekliyorlar, İsrail'i nasıl destekliyorlar.
Eğer Ermenistan ve İsrail söz konusu olursa, bütün gavurcuklar ayağa kalkıyorlar, destekliyorlar. Doğu Türkistan'da malum oradaki Müslüman Türkler inim inim inliyorlar. Hiç kimsenin umurunda değil, umurundaymış gibi görünenler de siyaseten umurundaymış gibi görünüyorlar. O yüzden bakın Ermenistan'a her gün sivilleri bombalıyor. Her gün sivilleri roketle taciz ediyor, bombalıyor. Oradakileri şehit ediyor. Hiç kimseden hiçbir tepki yok. Aynı şey Bosna'da yaşandı. Aynı şey Irak'da yaşandı. Aynı şey Suriye'de yaşandı. Aynı şey Libya'da yaşandı. Ne yazık ki bir baktık bir sabah Fransız uçakları Libya'yı bombaladı. İtalyan uçakları Libya'yı bombaladı.
Ne Birleşmiş Milletler kararı istediler, ne de uluslararası herhangi bir şey istediler. Bir baktık ki bir sabah Bağdat bombalandı. Bir sabah baktık Şam bombalandı. O yüzden Irak diye bir ülke bırakmadılar. Yerle heksan ettiler ortalığı. Yıktılar, yaktılar, çaldılar, çırptılar. Şimdi hala da çalıp çırpmaya devam ediyorlar. Suriye diye bir ülke kalmadı. Önce bir dayış diye bir melanet bir örgüt çıkardılar. O örgüt ortalığı yaktı, yıktı, perişan etti. Bir de bunu yaparken sanki din adını yapıyormuş gibi göstertirdiler. Müslümanlar şaşkın olduk gibi ne tarafa gideceğini şaşırdı. Dayış'ı desteklese bir dert, desteklemese öbür tarafta Esed var.
Böyle orta yerde kaldılar. Halbuki dayış da kötüydü, Esed de kötüydü. Değişen bir şey yoktu. İkisi de İslam dışıdı. İkisi de Kur'an ve Sünnet dışıdı. İkisi de insanlık dışıydı. Ama ne yazık ki bir kısım Müslümanlar bunu göremediler. Bunu göremedikleri için bunu reddedemediler. Ve reddedenleri de kafir hükmünde gördüler. Mesela bu konuda bizim de hakkımızda küfür fetvası verdiler. Dayış'ı neden desteklemiyoruz diye. Ondan sonra tabi cahil Müslümanlar okumuyorlar. Kur'an'ı okumuyorlar. Sünnet-i Seneyi okumuyorlar. Hadisleri okumuyorlar. Fıkıh kitaplarını okumuyorlar. İşte örneğin İslam'ın devlet sistemini okumuyorlar. Siyaset sistemini okumuyorlar.
Böyle olunca da insanlar kör cahil bir taraflara gidiyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden inşallah Dağlık Karabağ'da, Doğu Türkistan'da, Filistin'de, dünyanın neresinde zulüm gören Müslümanlar varsa hepsinin de zulümleri son bulsun. Hepsinin de akan kanları son bulsun. Hepsi de özgür bir şekilde Kur'an'ını, sünnet-i Seneyi'sini yaşasın. Hepsi de Allah'ın vermiş olduğu o özgürlükten faydalansınlar. Yani biz demiyoruz ki gavurlar esir olsun. Biz demiyoruz ki gavurların toprak bütünlüğünü biz perişan edelim. Biz demiyoruz ki gavur devletleri biz yıkalım da yerine gidelim biz oturalım. Böyle bir derdimiz yok. Müslümanlar hür olsunlar. Müslümanlar Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayabilsinler.
Dinlerini yaşama özgürlükleri olsun. Ne yazık ki dünya üzerinde Müslümanların rahat bir şekilde dinlerini yaşama özgürlükleri de yok. İnşallah Cenab-ı Hak o günleri bütün Müslümanlara göstersin. Bütün Müslümanlar inşallah kendi içlerine önce kardeş olsunlar. Sonra dünya kardeşliğini kursunlar. Allah'ın bizden istediği bu. O yüzden önce ülke içerisindeki Müslümanlar kardeşliklerini korumalı. Kardeşliklerini kurmalı. Biz Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde İslam kardeşliğimizi, mümin kardeşliğimizi kurmamız lazım. O yüzden bizim dilimizden, elimizden, gözümüzden, kulağımızdan, uzuvlarımızdan, azalarımızdan hiçbir Müslümana, hiçbir mümine bir kötülük gelmemesi, bir zarar gelmemesi lazım.
O yüzden dillerimizi muhafaza etmemiz lazım. Gözlerimizi muhafaza etmemiz lazım. Elimizi, ayağımızı, uzuvlarımızı muhafaza etmemiz lazım. Bizden mümin kardeşlerimize bir zarar gelmemesi lazım. Biz dini tebliğ edelim, biz doğruyu tebliğ edelim, biz hakikati tebliğ edelim. Ama ve lakin biz dilimizle iğneleyen, kovuculuk yapan, nemmanlık yapan, dilimizle insanları hor, hakir gören, dilimizle insanları ayrıştıran, ötekileştiren bir kimse olmayalım. Ve ilkinci adımımız, biz bütün İslam dünyasında İslam kardeşliğini kuralım ki, Müslümanlar bir ve bütün olsunlar, birbirlerine destek çıksınlar, birbirlerinin destekçisi olsunlar. Sonra bütün dünya insanlığının kardeşliğini kuralım. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veda hutbesinde, Ey insanlar, kardeş olun, hepiniz Adem'in çocuklarsınız diyor.
Bu işin zirve noktası bence. O yüzden bütün dünya insanlığının kardeş olup, kardeşçe yaşamanın yolunu tutması lazım. Ve bütün dünya insanlığı şeytan ve şeytani ahlakla, şeytan ve şeytani sistemle, şeytan ve şeytani yollarla, şeytan ve şeytanlaşmış insanlarla mücadele etmesi lazım. Bakın dünyada büyük bela ve musibetler var. Din ayrımı yok. Bütün dünya, bütün dünya, dinsizlik akımının altında, bütün dünya aklı ne yazık ki koruyamıyor. Bütün dünya namusu koruyamıyor. Bütün dünya canı koruyamıyor. Can, en kıymetli şey. Terörist faaliyetler, içki, uyuşturucu, kumar, Allah'ın haram kıldığı bütün her şey insanların can emniyetlerine, mal emniyetlerine, namus emniyetlerine, akıl emniyetlerine.
Ve ne yazık ki tüm emniyette olması gereken emniyetlerini yok ediyor. Bütün dünya insanlığının problemi bu. Bütün dünya insanlığı bir zulüm altında inim inim inliyor. Bir deccalist bir sistem var. Bu vahşi kapitalist deccalist sistem bütün dünya insanlığı ne yazık ki inim inim inletiyor. Rabbim inşallah önce ülkemizdeki Müslümanları, sonra diğer Müslümanları, sonra bütün dünya insanlığının kardeş eylesin ve kardeş olmakta yardım etsin inşallah.
Bin yedinci beytten devam edeceğiz Allah izin verirsen inşallah. Tavşanın av hayvanlarına cevaba. Hani bir av hayvanlarıyla aslan birbirleriyle atışmışlardı ama atışmada av hayvanları dediler ki aslana sen bizi avlamak için uğraşma. Biz her gün sana lazım olan, senin karnını doyuracak olan bir av hayvanı senin önüne gönderelim. Sen onu karnını doyur, geri kalan emniyette olsun dedi. Av hayvanlarıyla aslan anlaştılar ve bu anlaşmanın neticesinde her gün bir av hayvanı aslanın önüne yem olarak gidiyordu. Sıra tavşana gelince tavşan dedi ki yeter nereye kadar bu zulüm dedi ve bu anlaşmaya aykırı hareket etmeye başladı. Ve tavşan dedi ki dostlar hak bana ilham etti.
Hakikaten zayıf birisi kuvvetli bir reğe ve tedbire nail oldu. Hakkın arıya öğrettiğini aslan ve ejderha bilemez. Arı teri taze balla dolu petekler yapar. Allah ona o ilimde kapı açtı. Cenab-ı Hak insanlara vahyeder. Peygamberlere vahiy indirir. İnsanlara ilham eder. Çünkü aslında o da vahiydir de. Ama ehl-i sünnet uleması bu meselenin daha iyi anlaşılması, yanlış anlaşılmalara meyal vermemesi için insanlara olan vahiy ilham olarak adlandırılmış. Aynı şekilde Cenab-ı Hak arıya da vahiyetmiş. Allah bütün her şeye vahiyeder. Peygamberlere olan vahiy Cebrail vasıtasıyla olan bir vahiydir.
O özel bir vahiydir. Ama Cenab-ı Hak insanlara da vahiyeder mi? Evet. Onun adını İslam uleması ilham olarak koymuş. O zaman arıya da vahiyeder mi? Evet. Ve Cenab-ı Hak ayet-i kerimesinde de Kur'an-ı Kerim'de Nahl Suresi 68-69'da arıya vahiyetlerini ve dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış olan yerlerde yuva edin. Sonra her türlü üründen ye.
Sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yoldan yürü. Karınlarından insanlara şifa olan renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar. Bunda düşünen bir kavim için şüphesiz ayetler vardır. Şüphesiz hikmetler vardır. Nahl Suresi 8-69 Tabi Cenab-ı Hak taşa da vahyeder, ağaca da vahyeder, bir tohuma da vahyeder, bir buğday tanesine de vahyeder. Cenab-ı Hak bütün her şeye vahyeder. Bütün her şeye sahip odur. Allah arıya da vahyetmiş. Yani ona bir ilim vermiş. Ona bir hikmet vermiş. Arının neyi nasıl, nasıl yapacağını Cenab-ı Hak ona öğretmiş. Ona öğretince arı Cenab-ı Hak'ın vahyiyle, Cenab-ı Hak'ın öğretmesiyle muhteşem bize neye getiriyor? Bal getiriyor. Ve insanlara faydalı bir şey.
Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de balı şifa olarak görmüş. Kur'an'ı şifa olarak görmüş. Dağlanmayı, yani bir yarayı dağlamayı da şifa olarak görmüş. Ama dağlamayı çok kabul etmemiş. Hani bunu ümmetime çok tavsiye etmemiş. O yüzden hatta meşhurdur. Adamın birisi gelir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne kardeşim İshal oldu. Karnı ağrıyor der. O da der ki kardeşine bal içir. O gider bal içirir. Ertesi gün yine gelir. Der ki İshali daha da arttı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki yine ona bal içer. Üçüncü gün tekrar gelir. Der ki ya Resulallah daha da bu İshali arttı. O zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki Allah mutlaka doğru söylemiştir.
Senin kardeşinin karnı yalancı der. Ve bal içirmeye, bal içmeye devam et der. Ve bal içmeye devam edince ardından o kimse de şifa olur. İşte arıda bu çeşit değişik hikmetler var. Ve arının bu manada işte balıdır, polenidir, ne bileyim bir sürü ürünleri var. Hepsi de ayrı ayrı birbirinden farklı şifaları var. Ama bal bu manada şifa mı? Evet, Buhari olsun, Müslüm olsun diğer hadis kitaplarında balın şifa olduğuna dair ne var? Rivayetler var. Hazreti Ayşe annemiz de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri için söylerken, diyor ki tatlıdan ve baldan çok hoşlanırdı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri tatlıyı severdi.
Baldan da çok hoşlanırdı. Ve balın da yenmesini isterdi. Bu konuda Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri de ondan rivayet edildiğine göre birisi ona geldi şifa istedi ondan. O da dedi ki, bir kimse Allah'tan böyle devasız bir hastalık varsa, bir şifası varsa bunu aklınızda tutun. Hatta birbirlerinizi tavsiye edebilirsiniz. Bu Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretlerinin naklettiği bir şey. Başınızda bir hastalık olabilir, bir sıkıntı olabilir, bir problem olabilir. Bunu herkes inşallah edinmeye, yapmaya çalışsın. Normalde şifa ile alakalı, bunu böyle yapabilirsiniz. Mesela Fatiha-i Şerif olabilir, önemli çünkü. Ve sahabeden çok nakiller var.
Fatiha-i Şerif'in yazılıp, ondan sonra onun yutulduğuna dair, okunduğuna dair, hani şifa ile alakalı. Bir kağıda bir şeye Fatiha-i Şerif'i yazabilirsiniz. Fatiha-i Şerif'i yazdıktan sonra onu yağmur suyunda bekleteceksiniz. Normalde o sayfayı yazacaksınız, yağmur suyunu içerisine alacaksınız. Ondan sonra ondan normalde o yağmur suyundan da sonra bir miktar alıp, balla karıştırıp, aslında o balı da alırken helal parayla alın.
Yani mesela işte sizin kazandığınız paralarda haramiyet söz konusu olabilir. Ama bir kimse eşine bir şey tasadduk etse, hani eşine 5 lira, 10 lira, 20 lira, 50 lira, 100 lira tasadduk etti değil mi? Eşine dedi ki bu para sana ait. Ve eşi eğer ekmek aldı, onunla pirinç aldı, şeker aldı, su aldı, bu sefer eşin aldığı o helal olmuş oldu. Sakın kendi kendinizle fetva çıkarıp haramınızı buradan helallaştırmaya çalışmayın. Böyle değil benim söylediğim şey. Ola ki bizim hani işte mesela bir kimsenin dedesi haramdan para kazandı, ama miras toruna geçince o haramdan kazanmadığı için onun için helal oldu. Hani miras mal helal derler ya, ölüm hak miras helal diye oradan kaynaklanıyor.
Mesela eşinizin babasından kalma bir yerden bir geliri olabilir. Eşinizin babasından kalma veya başka bir kimsenin babasından kalma bir geliri olabilir. veya bir başkasının geliri olabilir. Bir başkasına o normalde helal olmuş olur. O eğer onun haramdan kazandığı kesin sabit değil ise. Böyle bir helal parayla kazanılmış, helal parayla kazanılmış bir parayla biraz bal alın. Ve o balla o suyu birlikte karıştırın muhakkak o şifadır diye Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretlerinin bu manada hadis-i şerifi var. O yüzden tekrar söylüyorum. Yağmur suyu muhakkak biriktirin yağmur suyunu. Hele bu bahar mevsiminde yağan yağmurlar daha şifalıdır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bahar ayında ilk yağan yağmurlarda ıslanmayı çok severdi.
Böyle bir yağmur suyunu biriktireceksiniz. Bir Fatiha-i Şerife bir kağıdın içerisinde yazacaksınız. Ve onu mürekkebi veyahut da yazılan şeyi o suyun içerisinde kalacak şekilde oraya çıkacak şekilde okuyabilirsiniz de. Ama hadis kitaplarında yazan şey yazılacak diyor. O yağmur suyun içerisinde bekletilecek ve bir helal parayla alınmış bir balla helal parayla alınmış bir balla. Veyahut da bir kovan iki kovan arınız varsa işte götürün bir bahçenin köşesine koyun. Oradan aldığınız bal da helal olur. Ondan sonra böyle helal kazanılmış bir bal ile bunu karıştırırsanız Allah'ın izniyle hastalıklara da şifa olmuş olur. Bunu da aklınızın bir kenarına yazın. Çünkü Kur'an müminler için bir şifa bir de hani bu yağmur sulları ile alakalı ayet-i kerimede de gökten bereketli bir su indirdik diyor.
Yağmur sulları ile alakalı. Ve yine kadınlarla alakalı Nisa ayet 4 şayet ondan bir kısmını gönül hoşunu ile size bağışlar iseler onu afiyetle yiyin. Yani mehir ile alakalı veya kadının kendi parasıyla alakalı sana bir kısmını bağışlarsa onu afiyetle yiyin diyor. O yüzden normalde yine bal hakkında ayet-i kerimede de Allah onda insanlara şifa vardır buyurmuş. O yüzden bunlar böyle sünnet-i seniyeti Kur'an-ı Kerim'de ve sünnet-i seniyeti tespit edilmiş. Ama ne yazık ki insanlar böyle terk etmiş bunları. Biz Kur'an'ın şifa olduğunu unutmuşuz. Bir yerimiz ağrıyor koşturuyoruz biz ağrı kesici içmek için. Başımız ağrıdığında elimizi başımıza koyup Allah rızası için şifa bulması için bir Fatiha-i Şerife veya 7 tane Fatiha-i Şerife okuyalım da başımızın ağrısı geçsin, kolumuzun ağrısı geçsin, midemizin ağrısı geçsin diye düşünmüyoruz.
Çünkü bu inanca sahip değiliz. Bu inançtan bizi uzaklaştırdılar. Bize bunlar şimdi koca karı ilacı diyorlar ya veyahut da bu tip şeylere inanmıyor insanlar. İnanmıyor. Yani hadislere inanmıyor. Çünkü çıktı bir sürü ne yazık ki sapık hadis inkarcısı. İnsanlar bu sapık hadis inkarcılarına peşinden gidiyorlar. Sebep? Çünkü bu sapık hadis inkarcıları heva ve heveslerine göre davranıyorlar ve heva ve hevesine davrananlara bunlar hoş geliyor. O yüzden Kur'an'da şifa vardır. Bunu unutmayın. Kur'an-ı Kerim'den hani diyorlar ya ya bu ayet-i keriminin sen ne manası olduğunu bilmiyorsun bunun nereden şifası var. Canım kardeşim Kur'an-ı Kerim'in bir noktası dahi şifadır.
Hangi ayet-i kerime olursa olsun o Allah'ın kelamıdır çünkü. Allah'ın kelamı şifadır. Allah'ın zikri şifadır. Cenab-ı Hakk'ın gökten indirdiği yağmurlar şifadır. Bizim eşlerimizin bize tasattıkları şifadır. Bakın şifadır. Eşiniz size bir şey tasattık etmiş. Bu şifadır. Bunu alın kabul edin. Bunu normalde kendi kendinize erkekler de kadınlar da kendi kendilerine kuru bir kibirliliğe girişmesinler. Allah muhafaza eylesin inşallah. O yüzden Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Muhakkak her ay, her ay 3 sefer de olsa en az 3 sefer bal yemeye gayret edin. Hele böyle pandemi zamanlarında bal yemeği ama halis bal olacak.
Böyle çok affedersiniz şeker karışığı, şurup değil. Halis bal olacak. Muhakkak ki böyle pandemilerde, kış aylarında, hastalıklarda şifa niyetine bal yiyin. Sabah namazını kılın. Şifa niyetine Kur'an-ı Kerim okuyun. Allah'ı zikredin. Evinizden çıkarken öyle çıkın. Allah koruyacak olan Allah, bütün zalimler size zulmetmek için türlü türlü tezgahlar kursalar. Ama Cenab-ı Hak sizi koruyacak olduktan sonra, o zalimlerin elinden tereyağından kıl çeker gibi çeker alır sizi. O yüzden kıymetli Müslümanlar, kıymetli Müminler, kıymetli kardeşlerim. Ayet-ül Kürsü'yü bol bol okuyun. Fatiha-i Şerife'yi bol bol okuyun. Sabahları kalktığınızda muhakkak sağınıza, solunuza, önünüze, ardınıza, havaya, üstünüze, altınıza, yedincisini de içinize çekerekten, yedi tane Ayet-ül Kürsü okuyarakten dışarı çıkın.
Evinizden dışarı çıkarken böyle çıkın. Kadınlar, erkekler, iş adamları, talebeler evden çıkarken böyle çıkın. Muhakkak ve muhakkak Cenab-ı Hak sizi korur, sizi muhafaza eder. Muhakkak üç ihlas bir Fatiha okuyun. Üç ihlas bir Fatiha okuyaraktan evden dışarı çıkın, örneğin. Veyahut da üç ihlas bir Fatiha okun. Bütün peygamberlere, imamlara, sahabelere, pirefendilere, bütün velilere, evliyalara, dervişlere, aşıklara, sadıklara, ruhaniyetlerini hediye edin. Ve Cenab-ı Hak'tan muhafaza isteyin. Muhakkak ki bunlar manevi kalkan statüsündedir. La ilahe illallah benim kalamdır. Kim la ilahe illallah derse benim kalama sığınmıştır. Bu kalam ne metin kaladır buyurmuş hadisi kutusi de Cenab-ı Hak. O yüzden kıymetli dostlar Rabbimizi dinleyelim. Kıymetli dostlar Peygamberimizi dinleyelim.
Kıymetli dostlar ashabı, imamları, pirefendileri, velileri, üstadları dinleyelim. O evliyaları dinleyelim, muhakkak dinleyelim. Ve onların bize tavsiyelerini, onların bize emirlerini. Yani emir dedim Kur'an, Allah'ın emri. Emir dedim Hz. Muhammed Mustafa'nın sünneti. Hz. Peygamber'in emri. Emir dedim sizden olan emir sahipleri. Bunlar mezhep imamlarımız olabilir. Bunlar bizim üstadlarımız olabilir. Mürşitlerimiz olabilir. Muhakkak ki onların da emirlerine ne yapacağız? Kur'an ve sünnet dairesinde itaat edeceğiz, riayet edeceğiz. Her türlü hastalık kol gezebilir. Her türlü bela, musibet kol gezebilir. Her türlü Cenab-ı Hakk'ın sevmediği şeytani fikirler, yollar kol gezebilir.
Biz bunlardan maddi manevi korunmanın yolunu kendimizce bulacağız. Ve bunlardan korunacağız. Evet, yani işte hastalık var. Maske, mesafe, temizlik, hijyen çok önemli. Evet, çok önemli. Kıymetli kardeşim, önce sen batini, temizliğini yapsana. Neden abdestsiz dolaşmıyorsunuz? Müslümanlar beş vakit abdest alıyorlar. Beş vakit abdest alıp namaz kılıyorlar. Bu da bir manevi temizlik. O yüzden derviş kardeşler, mümin kardeşler, sufi kardeşler, Allah yolunda gidenler. Abdestsiz dolaşmayın. Muhakkak ki zikrullahsız gönlünüz olmasın. Muhakkak ki duasız diliniz olmasın. Muhakkak ki duayla, zikirle caddelerde, sokaklarda dolaşacaksanız, çarşıda, bacada, orada, burada işiniz varsa, muhakkak ki abdesti çıkın.
Muhakkak ki Allah'ı zikrederekten yürüyün. Maddi manevi, o sizi koracaktır. O sizi muhafaza edecektir. Muhakkak ki maske de takacaksınız. Devlet zorunlu kılmış. Devlet zorunlu kılmış. Ceza veriyor. Ha ben, bütün işte, tıp dünyası ikiye ayrılmış vaziyette. Bir kısmı diyor ki maske korumuyor, faydalı değil. Bir kısmı diyor ki maske faydalı. Artık kim doğru, kim yanlış bildiğimiz yok. Ama devlet sonuçta önce dedi ki maskeye gerek yok. E sonra dedi ki maske şart, devletin işi. Kalkıp da devletle dövüşecek değiliz. O zaman ne yapacağız? Maskeyi koyun, maskeyi takacağız. Toplu yerlere gidersek. Bu zaten bizim normalde şimdi, Şafii mezhebine göre, kadınların ağzını burnunu kapatmalarında bir beis yok zaten.
Hanefilerde de kadınların ağız ve burunlarını kapatmalarında da bir beis yok. Fitne söz konusuysa. Eyvallah. Biz bunu din olarak öngördüğümüz bir şey değil. Ama ve lakin devlet bunu öngörmüş. Erkekler de örtecekler. Önceden bizim İzmir'de efelerin tozlukları vardı boyunlarında. Ben şimdi o tozluğu takıyorum mesela. Benim atam onunla kendini korumuş, muhafaza etmiş. Ben de kendimce efe tozluğu takaraktan maske işlevini yerine getiriyorum. Birkaç yer kabul etmedi. İşte muhakkak dedi ki maske takacaksın. Bu maske değil mi diyorum. Onlarda da saplantı var. Yok o maskeden olacak. Onun dediğinden olacak. Yani sen ağzını burnunu iyice herhangi bir şeyle kapatıyorsun. Saplantı cahil insan.
Körü körüne yapıyor bir şeyi. O yüzden diyor ki muhakkak ki işte maske olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu zamanlarda muhakkak hani mesnevi arıdan bahsedince, baldan bahsedince biz de meseleyi biraz geniş tuttuk. Şifa ile alakalı olsun diye. Böyle zamanlarda işte kendinizde vücut direncini arttırıcı. İşte bir kısım zencefildir, zerdeçaldır, işte çörek otudur, baldır, ondan sonra tarçındır, kakaodur, bu tip böyle ısırgan otu tohumudur.
Ondan sonra bunlarla böyle karıştırıp kendinizi bir kür yapıp, balla karıştırıp sabahları birer kaşık, iki kaşık. Bütün aile halkı bunu normalde inşallah yiyebilir. Fatiha-i Şerife'nin suyuyla beraber balı karıştırıp bunu da şifa niyetine inşallah yiyebilirsiniz. Evet. Hakkın ipek böceğine öğrettiğini hiçbir fil bilir mi? Toprağa mensup insan haktan ilim öğrendi. Ve o bilgiyle yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı. Tavşan diyor bunları. Yani Cenab-ı Hak ipek böceğine bir ilim vermiş. İpek böceğine bir ilmi vahyetmiş. Oturup baktığımızda ipek böceği kendi oturduğu dairede habire kendi vücudundan yani yediği şey ne? Dut yaprağı.
Dut yaprağından ipek üretiyor ipek böceği. Düşünebiliyor musunuz? Ve öylesine bir ipek üretiyor. Ve öylesine bir ipek ki bunu normalde teknolojik olarak elde etmeniz milyon dolarlık yatırımlar lazım. Teknolojik olarak onu elde etmeniz. Ve ne yazık ki teknolojik olarak onu elde edebilseniz dahi ipek böceğinin ürettiği ipeğe ulaşamıyorsunuz. Ne muhteşem bir sanat. Ne muhteşem bir sanat. Düşünebiliyor musunuz? Ve küçücük kozalıklarda kilometrelerce iplik var. O kadar da ince. Ve o ipek böceğinin sanatı Cenab-ı Hak ona ilham etmese, Cenab-ı Hak ona vahyetmese, Cenab-ı Hak ona o aklı vermemiş olsa onu kendi kendine yapabilir mi? İşte ona tabiat öğretti. Otur materyalist geri kafalı şey seni.
Onu Allah öğretti ona. Tabiat öğretecekmiş ona. Veya zaman içerisinde öğrenecekmiş. 10 bin yıldan beri ipek böceğinin üretmiş olduğu ipekleri giyiyor insanlar. Ve 10 bin yıldan beri, 20 bin yıldan beri tespit edildiğinden beri ipek böcekçiliği ve ipek işlemeciliği aynı devam ediyor. Hiçbir değişikliğe uğramıyor. İşte nasıl ipek böceğinin ilmi filde yoksa, filin ilmi de ipek böceğinde yok. Yani biz şimdi filden ipek böcekliği bekleyebilir miyiz? Hayır. Peki ipek böceğinden fil bekler mi? Fillik bekler miyiz? Hayır. Demek ki işte Cenab-ı Hak bütün mükavenata bir akıl vermiş. Bütün mükavenata ilham etmiş. Bütün mükavenata ilham ederekten herkese, hepsine de, bütün varlığın her ayrı perdesine ayrı ayrı ilhamlar, ayrı ayrı vahiyler, ayrı ayrı akıllar, ayrı ayrı kudret, kuvvet, ayrı ayrı sanat icra etmiş.
Ne büyüksün Rabbim, ipek böceğini düşünen bir kimse sadece onu tefekkür etse Allah'ı bulur. O Allah'ın sanatının önünde, o Allah'ın muhteşem ilminin önünde eğilmek zorunda kalır. Ve der ki ya Rabbi sen büyüksün. İşte nasıl ipek böceğindeki ilim filde yok ise, toprağa mensup olan insan da Cenab-ı Hak'tan ilim öğrendi. Ve Cenab-ı Hak'tan ilim öğrenerekten o bilgiyle yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı.
Neyle? İnsan ile. Bakın Allah Adem'i cennet içerisinde topraktan yarattı, bütün cennet halkı gelip bu nedir diye tın tın tın vuruyorlardı. Şeytan geliyordu ona bakıyordu, vuruyordu, orasına bakıyordu, burasına bakıyordu, ağzından giriyordu, burnundan çıkıyordu. Yok testi gibi öyle düşünün. Şeytan bunun altından girip üstünden çıkıyordu. Çünkü Cenab-ı Hak bütün aleme ferman etti. Dedi ki ona ruhumdan ruh üfledim de ona secde edeceksiniz. Bütün melekler, bütün melekler Allah bir halife yaratıyor deyip bu halife nasıl oluyor, nasıl gidiyor diye Adem'in topraktan testi gibi, topraktan heykel gibi öyle söyleyelim, o yapılmış olan vücudunu gelip bakıyorlardı ve hayret ediyorlardı.
Bomboş tın tın öten bir toprak. Testi gibi, testinin içi boş olmuş olsa yatır testi, bak tın tın ses gelir. Onun gibi Adem'in o topraktan yaratılmış vücudundan tın tın ses geliyordu. Ve şeytan onun girip çıkmadığı yeri bırakmadı. İyice tanımlayabilmek için, anlayabilmek için. Ve At-ı Kerime'de ne diyor? Şeytan sizin damarlarınızda dahi dolaşır. Çünkü şeytan Adem'i tanıyor. Adem'in bütün girintilerini, çıkıntılarını tanıyor. Henüz daha toprakken daha. Çünkü bakıyor toprak ve şeytan bu noktada akledemiyor. Meleklerin akletmesi yok. Melekler zaten bakıyorlar, Allah bir Adem yaratıyor. Cinni taifesi bakıyor, akletmeye çalışıyor. Allah bir Adem yaratıyor. Yani bunun normalde o kuru tesliden olan o vücudunu dolaşıyorlar, bakıyorlar.
Sonuçta toprak ne zaman ki Cenab-ı Hak ona kendi ruhundan üfleyince, kendi ruhundan ve nurundan ona verince ve dedi ki işte herkes ona secde edecek. Ama Adem'in aslı ne? Toprak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de böyle bir cenazede hazır bulunmuştu. Cenazede hazır bulununca bir avuç toprak alıp onun kabrinin üzerine attı. Şimdi bazen eski insanlar vardır. Eski insanlar işte cenazeye gittiklerinde oradan kenardan bir avuç toprak alıp kabri şerifinin üzerine atarlar. Şimdi kürekle atıyorlar artık böyle kürek kullanıyorlar filan. Önceden kürek de kullanmazlardı. Benim çocukluğumda cenazeyi ellerle böyle gömerlerdi. Çünkü bu sünnetti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eliyle bir avuç toprak attı.
Bir avuç toprak üzerine attı. Ondan sonra ayeti kerimeyi okudu. Ondan yarattık buyurdu. Sonra bir avuç daha alıp tekrar toprağa attı. Ona döndürüleceğiz dedi. Ondan sonra yine bir avuç toprak daha aldı. Yine attı. Ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız buyurdu. Ayeti kerimeyi söylüyor. Ashab da bunu dinliyor. Bu ayeti kerime ne? Talak. Ayet 12. Allah yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratmış olandır. Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur ki Allah'ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın gerçekten her şeyi ilmiyle kuşatmış olduğunu bilesiniz. Bu normalde yedi göğü, yedi yeri yaratan Allah topraktan da ne yaptı? İnsanı yarattı.
Hani yedinci kat göğe kadar bütün alem aydınlattı diyor ya. İşte yedi yeri de yedi göğü de ne yaptı? Cenab-ı Hak yarattı ve bunu da aydınlattı. Şimdi yedi kat, yedi gök deyince bütün herkes dünya göğü ve dünyanın katları olarak bunları tefsir etmişlerdir. Ayeti kerimelerin hangisine, tefsirlerin hangisine bakarsanız bakın böyle tefsir etmişlerdir. Ama bu tefsir, bu ayet-i kerime müteşabih bir ayet-i kerime. Evet Cenab-ı Hak Adem'i topraktan yarattı. Yine toprağa döndürülecek. Eyvallah. Ama yedi katı da, yedi göğü de Cenab-ı Hak yarattı ve her şeye kadir ve her şeyi ilmiyle kuşattı. Kıymetli dostlar, sufilerde seyri sülükler vardır. Bu seyri sülükler neticesinde ben hep seyri sülükü anlatırken kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, göğün katmanları ile yedi kat gök diye ayrıştırırım bunu.
Sebebi göğün katmanı olarak, o katmanı olarak dünya göğünü andırır herkes. Değil canım kardeşim. Bu saman yolunun katmanları da değil bu. Ben Allah-u Alem diyeyim sonunda. Bu saman yolunun dolaştığı düzden bir kat. Bunun gibi yedi kat daha düşünün. Daha henüz saman yolunun sonunu bulamadı ilim. Bakın saman yolunun dolaştığı düzden olarak diyorum bunu. Saman yolu demiyorum. Burası bir kat. Kıymetli dostlar, böyle yedi kat sayın. Ucunu bucağını bulmanız mümkün değil. Allah-u Alem her katta bir Adem, her katta bir İdris, her katta bir İsa, her katta bir Musa, her katta bir İbrahim, her katta bir Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem.
Ve Allah-u Alem o peygamberler vazifelerini bu dünya arzında bitirdikten sonra peygamberlikleri diğer katlarda devam ediyor. Allah-u Alem orada da onlar peygamberlik vazifelerine devam ediyor. Aynı şekilde bu katların kendilerince de bir zeminleri var. Yer olarak. Biz ona yedi kat, hani gök yedi katta yer derken zıttı olarak yer olarak algılıyoruz. Bir de yedi kat aşağı doğru düşünün. Bunu yaşadığınız samanyolu düzlemini birinci kat olarak görün. Ondan sonra aşağı doğru yedi kat sayın, yukarı doğru da altı kat sayın. Öyle sayın.
Şimdi bunların her katında peygamberler var, veliler var, melekler var. Bunların her katında ayrı ayrı hayat standartları var. Ve bunların ayrı ayrı hayat standartlarında ayrı ayrı perdeler var. Bu çok uzun bir mesele. Bunu da böyle kitaplardan da araştırmayın. Ve bunlar lafa dile gelecek olan şeyler değil. Ölüp gideceğiz bu dünyadan, bunlardan da haberdar olun diyorum.
Hiç olmazsa, haberdar olursanız, buralara ulaşmak için Allah'ın ipine sımsıkı sarılır, maneviyata sımsıkı sarılır. Kendi nefis terbiyenizi yapıp, hiç olmazsa bu perdelerden bir damlacık da olsa gönlünüze düşer diye düşünüyorum. Ve Cenab-ı Hak hiçbir şeyi boş yaratmamıştır. Hiçbir şeyi gereksiz yaratmamıştır. Cenab-ı Hak varlığın bütün katmanlarında ve bütün derecelerinde, bütün katmanlarında ve bütün derecelerinde, bütün perdelerinde her şeyi yerli yerine bir hesap kitap üzerine yaratmıştır. Ve işte Allah bu bütün yarattıklarının içerisinde Adem'e göre, yani insanı halifesi olarak yaratmış. Bir ara bu hadis inkarcısı, profesörler vardı.
Mehmet Okyan gibi, Taslamam gibi. İşte Adem'i sadece dünyanın içerisinde, yani insanı kamili veya Adem'i sadece dünyaya halife olarak yaratıldığını söylüyorlardı. Kafaları küçücük çünkü, beyinleri küçücük. Hadisleri inkar ettiklerinden dolayı Cenab-ı Hak onların akıllarını tabiri caizse gem vuruyor. Onlar ilm-i ledünden bir şey alamıyorlar. Onlar ilm-i ledünden bir şey alamadıkları için kısa akıllı, kısa beyinli kalıyorlar. Kısa düşünüyorlar. O yüzden insanın halifeliğini de sadece dünyaya bağlıyorlar. Diyorlar ki insanın halifeliği sadece dünyaya değil. Cenab-ı Hak Adem'i yarattı. Adem'i halife olarak yarattı. Ve Adem, yaratılmışların içerisinde en mükemmeli olarak yaratıldı.
Ve Adem'lerin içerisinde yaratılmış olan en mükemmeli de Hazreti Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden o, yaratılmışların en mükemmelidir. Bakın, yaratılmışların en mükemmelidir. Her ne yarattıysa Cenab-ı Hak, Muhammed-i Mustafa'dan daha faziletli, Muhammed-i Mustafa'dan daha kıymetli, Muhammed-i Mustafa'dan daha yüksek, Muhammed-i Mustafa'dan daha derin, Muhammed-i Mustafa'dan daha geniş bir şey yaratmadı. O yüzden Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şefaati cümlemizin üzerine olsun, yaratılmışların en üstündedir. O yüzden Muhammed-i Mustafa'yı sevmek, Muhammed-i Mustafa'ya salat-u selam getirmek, Muhammed-i Mustafa'nın izinden gitmek, Muhammed-i Mustafa'nın sünnet-i seniyyesini hadislerden tabi olmak farzdır.
Bakın, farzdır. Sakın bu hadis inkarcısı, bu sünnet inkarcısı sapık kafalılara uymayın. İşte Adem'in içerisinde en faziletli olan Hazreti Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ve Adem'e Cenab-ı Hak bütün isimleri öğretmiştir. Ve hani cinni taifesi, şeytan gelip onun o topraktan yapılmış olan portatifine öyle diyeyim, veya heykelcine gelip tıklıyorlardı bomboş. Hani biz buna mı secde edeceğiz diyorlardı. Kendi kendilerine konuşuyorlardı. Ama Cenab-ı Hak Adem'e isimlerini öğretti. Ve Cenab-ı Hak onun Adem'e isimleri öğretti. Ve Adem'i normalde meleklere göstererek dedi ki, eğer sadıklardan iseniz bunların adlarını bana söyleyin dedi. Yani eşyanın isimlerini. Ama hiçbirisi de eşyanın isimlerini söyleyemediler.
Hepsi de lal kaldılar. Ondan sonra melekler dediler ki, seni tesbih ederiz. Ondan sonra seni tesbih ederiz. Seni zikrederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bir şey bilmeyiz. Alim ve hakim sensin sen diye melekler Cenab-ı Hak'a seslendi. İşte melekler Allah ne öğrettiyse onlara o kadardır. Kendilerini geliştiremezler. Kendilerini genişletemezler. Kendilerini derinleştiremezler. Onların ilmi onlara hangi meleğe ne işiyle alakalı bir ilim verildiyse, o melek sadece onu yapar, başka bir şey yapmaz. Ve Allah ey Adem onları adlarıyla kendilerine bildir dedi. Ve Cenab-ı Hak Adem'e öyle bütün isimleri öğretince, Adem bütün eşyayı isimleriyle beraber meleklere tanıtmaya başladı.
Ve meleklere söyleyince, Cenab-ı Hak dedi ki, Size demedim mi ki ben göklerin ve yerin ve gizliliklerini muhakkak bilirim. Ve sizleri neyi açıklayıp neyi gizler olduğunuzu da bilirim buyurdu. Bakara 31, 32, 33. Kıymetli dostlar, İşte Cenab-ı Hak bütün gizli açık ne varsa her şeyi bilir. Gizli açık ne varsa her şeyi bilir. Ve Cenab-ı Hak bütün eşyanın hikmetini, bütün eşyanın özünü, eşyayı Adem'e tanıttı. Dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa'ya da tanıttı. Dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa'nın velilerine de bu ilimden verdi. Ve o yüzden Adem bu manada halifedir. Onun halifeliğine itiraz eden melekler de ne yazık ki Allah'ın imtihanına uğradılar.
Bunun içerisinde şeytan ona secde etmedi. Ve Cenab-ı Pir diyor ki 7. kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı. İşte bu alemin aydınlatması bu halife olan Adem'le oldu. Allah hep cümlemizi Adem eylesin inşallah. Allah'tan şüphe eden kişinin körlüğüne rağmen meleklerin adını, sanını unutturduğu 600 bin yıllık zahidin, o buzağının ağzını bağladı.
Bu suretle de din bilgisi sütünü emmesine, o yüce ve sağlam köşkün etrafına dönüp dolaşmasına mani oldu. İşte meleklerin en zahid görüneni şeytan idi. Ve şeytan meleklerin içerisinde zahid, çok ibadet eden ve melek zannedilirdi. Ve o şeytan kendisinden, kendisiyle ordu kurulan. Çünkü cini taifesi dünya üzerinde bitmek, tükenmek bilmeyen savaşlar çıkardılar.
Binlerce yıl dünya üzerinde savaştılar. Ve bu savaşın son bulması için Cenab-ı Hak şeytana vazife verdi. Ve şeytan kendisine, kendi kavminden bir ordu kurdu. Başka cinni taifelerinden ona da katılanlar oldu. Ve şeytan ordusuyla beraber dünyadan bu cinni taifesini çıkardı. Kovdu. Şeytan büyük bir zafer kazandı, büyük bir komutanlık yaptı. Böyle olunca ona kibir geldi, ona ene geldi, ona benlik geldi. O kibirle, o eneyle, o benlikle Adem yaratıldıktan sonra Adem'e secde etmedi. Hani meşhur ya, o topraktan yaratıldı. Ben ise ateşten yaratılmışım dedi. O kibirle. İşte o kibrinden dolayı 600 bin yıllık zahidin dedi.
Yani o normalde 100 binlerce yıl zahid görünümde olan o şeytan ağzı, buzağının ağzını bağladı diyor. Buzağının ağzını bağladı ne demek? Şimdi köylü kalmadı hiç. Hayvan besleyenler, hayvan bakanlar bunu bilirler. Buzağın böyle ikide bir de annesini emmesin. Ondan sonra ikide bir de böyle annesini emip de sütünü zayi etmesin diye. Önceden buzağların ağzına böyle bir ağızlık takarlardı. O buzağın böyle işte sütten kesilinceye kadar o ağızlıkla dolaşırdı. Ki böyle devamlı annesini emmesin diye. Bu ne zaman? Buzağ böyle 2-3 aylık olur. 2-3 aylık olunca artık kendisini toparlamaya başlar. Ondan sonra bunu ilk doğduğunda yapmazlar bunu. Veyahut da işte bir hayvan düşünün.
Hayvanın ağzını bağlarsanız anasını emebilir mi? Ememez. Ona bir böyle ağızlık takarlar. İşte bizim ben İzmir Bayındırlıyım bunu söylüyorum. Hep bizim orada deve güreşleri olur. Deve güreşlerinde develer birbirini ısırmasın diye ağız boğu derler. Onların çenelerinin üstlerinden bağlarlar iplikle. Ağız bağlarını çıkardıktan sonra da bu ağızlarına bir tane maske takarlar. Etrafı ısırmasın, zarar vermesin diye. İşte o şeytanın da ağzını ne yaptı? Cenab-ı Hak bağladı. Bağladı ki ona din bilgisi, sütü emmesine ve o yüce ve sağlam köşkün etrafında dönüp dolaşmasına mani oldu. Saat Suresi Ayet 71 Hani Rabbin melekleri demişti ki ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan kendisine üflediğim zaman derhal secde edin ona.
73 Bütün melekler topluca secde ettiler. Yalnız iblis büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. Buyurdu ki ey iblis iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi yoksa yücelerden mi oldun? Dedi ki ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın. Buyurdu ki Cenab-ı Hak çık oradan yani cennetten. Şüphesiz sen artık kavulmuş birisin. Ve muhakkak ki din gününe kadar lanetim senin üzerindedir. İşte şeytan kibirlendi, böbürlendi. Adem'e secde etmedi. Dolayısıyla Allah'ın emrine secde etmedi. Allah'ın emrini reddeden, Allah'ın emrini tutmayanlar, Allah'ın emirlerini inkar edenler, düpedüz şeytan ve şeytan ahlakı üzerinde olan kimselerdir.
Şeytan Allah'ın emirlerini inkar etti. Şeytan ahlaklı insanlar da Allah'ın emirlerini inkar ederler ve secde etmezler. Allah cümlemizi secde etmemekten korusun, muhafaza eylesin inşallah. Saat 21.55 olmuş. Buradan devam edelim inşallah. Önümüzdeki hafta diyecektim ama önümüzdeki hafta yokum.
Allah izin verirse inşallah bir yurt dışı seyahatim olacak yine. O yüzden önümüzdeki cumartesi günü akşam sohbetimiz yok. İnşallah yurt dışından geldikten sonra sohbetimiz inşallah yine devam edecek. Allah nasip ederse, kısmet ederse inşallah. Net değil ama büyük bir ihtimalle öyle olacak herhalde.
1016'dan devam edeceğiz inşallah. Şimdi sorularınıza geçeceğiz inşallah.
Selamun Aleyküm. Geçen hafta birinin ailesinde bir rahatsızlık varsa o rahatsızlık çocuğa da geçiyor demiştiniz. Benim annemde psikolojik rahatsızlık var. Bu rahatsızlığın bana geçmesini engelleyebilir miyim? Nasıl engelleyebilirim? Şimdi bazı rahatsızlıklar vardır, kroniktir. O kronik rahatsızlıklar böyle geçer. Bazı psikolojik rahatsızlıklar vardır. Kadın veya erkek işte çok ağır bir mesele yaşayabilir, ağır bir problem yaşayabilir. Ağır bir problem yaşayınca o kendisi onu kaldıramayıp psikolojisini bozabilir. Bunun ikisini ayırt etmek lazım. O zaman şimdi bir, eğer kronik bir rahatsızlık var ise kendimize dikkat edeceğiz. O kronik rahatsızlık bizde de nüksedebilir.
O yüzden nüksetmemesi için biz böyle kendimizi derin travmalar yaratacak, kendimizde derin problemler, psikolojik hastalıklar meydana getirecek olan sıkıntılardan, meselelerden uzak durmaya gayret edeceğiz. Eğer ailede hiç kimse yok ama böyle bir hastalıktı, ani trafik kazasıydı, ani bir ölümdü, iflasdı, böyle bir meseleden dolayı ailenin içerisinde işte bir kimse böyle depresyona girdi, ağır psikolojik problemler yaşıyor.
O zaman o kimsenin psikoloji korumasında bir zayıflık var. Yine kendimize dikkat edeceğiz. Ailede böyle bir rahatsızlık var ise ailede böyle rahatsızlık var olanlar kendilerine dikkat edecekler. O yüzden birisini yatırsan desteriyle kessen psikolojisi bozulmaz. Veyahut da o kimse işte rahatsızlanmaz. Kimisi vardır böyle çok sıkıntılı bir hayat yaşar, çok problemli bir hayat yaşar. Ama o kimsede böyle psikolojik bir problem olmaz veya vücudunda bir problem olmaz. Ama her vücut aynı değil, herkesin beslenmesi aynı değil, genetikleri, DNA'ları aynı değil. Öyle olunca bazı insanlar var mesela işte hafiften yel etse başlıyor, öksürmeye hemen rahatsız oluyor, hemen hasta oluyor, yatıyor. Zayıf mesela kimisi var böyle hani çıt kırıldım gibi böyle işte sertçe kanadını oynatsa o kimse zatüre geçiriyor örneğin.
Yani bu tip insanlar da var. O yüzden bunlar normalde kendilerine dikkat edecekler. Kendilerini kuvvetlendirmeye, güçlendirmeye gayret edecekler. Bu son dönem biz çocuklarımızı da böyle el bebek, gül bebek yetiştiriyoruz. Yani çocuklar sokak bilmiyorlar, taş toprak bilmiyorlar, bağ bahçe bilmiyorlar, işte çocuk bilmiyorlar, böyle hele bu koronayla beraber hepsini de biz evlere hapsettik bile mecbur. Evlere hapsedince bütün herkesin psikolojisi bozuldu. Çocukların psikolojisi bozuk, annelerin psikolojisi bozuk, babaların psikolojisi bozuk, çalışan elemanların psikolojisi bozuk, patronların psikolojileri bozuk. Herkes bir travmadır yaşıyor. Bir de sanki bu uluslararası sistem bütün insanlar travma yaşasın diye gayret ediyor böyle.
O kadar antidepresan satıyorlar ki, o kadar antidepresan yutturuyorlar ki insanlara. Biz adaçayını unuttuk, işte biz ıhlamuru unuttuk, biz sakinleştirici Melisa'yı unuttuk. Yani unuttuk bunları, biz böyle sakinleştirici bitkisel çayları unuttuk, kendimizce Allah'ı unuttuk, tevekkülü unuttuk, teslimiyeti unuttuk. Böyle olunca herkes psikolojik sendrom yaşıyor. Trafiğe bakıyorsunuz, herkes kavga etmek için hazır. Hastanelere gidiyorsun, kavga etmek için herkes hazır. Devlet dairelerine gidiyorsunuz, herkes kavga etmek için hazır. Adliyelere gidiyorsunuz, herkes gergin. Herkes kavga edecek yer arıyor sanki. Sokaklar ona keza. Ya ne oluyoruz? Allah'ı zikredin, Allah'ı tesbih edin, Allah'a teslim olun.
Biraz böyle Allah affetsin. Yani sinirlerinize hakim olun. Kadın sürücülere zulüm, onlara bağırış çağırış sıkıştırmalar, işte bazı kadınlar erkek sürücüleri sıkıştırıyor, bağırıyorlar, çağırıyorlar. Yani kadın erkekleşmiş, bazı sürücü kadınlar var erkekleşmiş. Farkında değil. Biz erkekleşmeyi sadece pantolonu gömleğine bağlamışız. Kadın küfrediyor trafikte. Hakaret ediyor, bağırıyor, çağırıyor. Ondan sonra erkekleşmiş, şoför nebat olmuş herkes. Allah muhafaza eylesin. Erkekler ona keza, onlar da böyle nerede bir kadın bulsak da, onu sıkıştırsak da, onu bağırırsak, çağırırsak, onu kazaya sebebiyet vereceğiz diye uğraşıyor. Bu kadar hain olmuşlar.
Allah muhafaza eylesin. Böyle bir ortamda herkesin psikolojisi normal değil. Yani bir kimseye düşünsenize, yani şurada hemen hiç kimse yok. Birisi maskesini burnunun altına indirmiş, hiç kimse yok. Kadın nasıl bağırıyor ona, maskeni burnunun üstüne çıkar diye. Yani öbür kadıncağız baktı böyle, hani sen ne bağırıyorsun bana, hiç kimse yok etrafımda, işte bomboş sokak yürüyor kadıncağız. Ondan sonra ama öbürkü nasıl bağırıyor ona, sen maskeni burnunun üstüne çıkar diye. Sanki hastalık taşıyor bütün herkes, o hale geldik. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca da muhakkak ki insanların psikolojileri bozuldu. Benim bahsettiğim şey kronik rahatsızlıklar. Bir kadın var mesela işte kocası zulmetmiş, kocası ona haksızlık yapmış, bağırmış, çağırmış, dövmüş, sövmüş, hakaret etmiş.
İşte ne bileyim kayınvalidesi, kayınpederi, kayınbiladeri, işte erkeğin tarafı, kadının tarafı. Herkes zulmetmiş kadına. Kadın psikolojisini bozmuş. E yani onun psikolojisinin bozukluğu çocuğunun üzerine geçecek diye bir kaydı yok. Sonra da olmuş o. Bunda böyle bir şey yok. Ama ne olacak? İşte o kadın daha o erkek de kendine yine de dikkatli olacak. Sebep diyecek ki biz zorluklara katlanamayan bir genetik yapımız var. Bu normalde genetik yapısıyla alakalı. O yüzden zorluklara katlanamıyor. Sıkıntıya katlanamıyor. Herkeste bu olabilir mi? Her cevap olabilir. O yüzden inşallah dikkatli olmaya gayret edeceğiz. Selamun Aleyküm Riyâ-ü Sâlih'in 144. hadet-i şerif.
İbn-i Mesud'dan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurdu, rivayet edilmiştir. Dini işlerde yersiz olarak şiddet gösterenler helak oldu, buyurdu. Ve bu sözü üç defa tekrar Müslüm. Sorun bu hadis-i şerifte ki yersiz şiddet gösterenler kimlerdir bu söz ne anlama gelir? Mesela işte bir dini işle alakalı bir baba çocuğunu böyle yani olsa da olur, olmasa da olur bir dini ibadetle alakalı dövüyor, hakaret ediyor.
Onları küçültücü sözler söylüyor. Ve böylece de o çocuklar dinden soğuyorlar veya bir erkek eşine böyle davranıyor, kadın dinden soğuyor veya kadın kendisini çok dindar, çok takva gösteriyor. Adamı böyle dinden soğutuyor, Allah muhafaza eylesin. Bununla alakalı, kıymetli kardeşler, din nasiyattır, din nasiyattır, din nasiyattır demiş Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Biz nasihat ederiz, şiddet göstermeyiz. Yani bir kimse şiddetle din eğitimi vermesi doğru değil, şiddetle evin içerisinde dini eğitim vermek doğru değil, evin içerisinde şiddetin hakim olması, caminin içerisinde şiddetin hakim olması, zikirhanelerin içerisinde şiddetin hakim olması doğru değil. Covid'den ölen şehit midir?
Yani bir kimsenin şehit sayılabilmesi için önce o kimsenin iman ehli olması gerekir. Yani gerçekten bir kimse iman ehli ise, mümin ise, devasız hastalık da olsa, baş ağrısı da olsa, karın ağrısı da olsa, ölüm sebebi o hastalıktan, o ağrıdansa hükmen şehit inşallah. Selamün aleyküm. İnsanlığın makamı var mı?
İnsanlık kelime anlamı olarak içinde barındırdığı nelerdir? Nasıl insan olunur? İnsan suretinde yaratılmış olmak yeterli midir? Evet, insanlığın makamı ademiyettir. Biz normalde insanlık makamı olarak ademiyeti görürüz. Ademiyet nedir? Bir kimsenin emmare levvame mülhümeden kurtulup mutmainliğe geçmesidir. Evet, insanlığın makamı var mıdır? El cevap vardır. O kimse bunun nefis meratibleri açısından bakmadan, Kur'an ve sünnete iman ettiyse ve iman etti o dini yaşamaya başladıysa, evet o insanlık makamına ayağını atmışlar. İman etmediyse hayvanda daha aşağı mahluktur diyor ya, kötülüklerle uğraşanlar. O yüzden insan kelime manasıyla da, kelime anlamı olarak içinde barındırdığı nelerdir diyor.
Kelime manası da insan unutan demek. Çünkü Adem aleyhisselam cennette unuttu ya, Cenab-ı Hakk'ın yaklaşma dediği yere yaklaştı. Öyle olunca insan denildi, unutan varlık manasında. Adem aleyhisselam unuttu çünkü. Nasıl insan olunur? Yani bir kimse Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışır, imanını yaşamaya devam ederse, evet insan olur. Her gününüz hayırlı, ömrünüz bereketli olsun demiş. Allah razı olsun, teşekkür ederim. Cümle Ümmet-i Muhammed'in inşallah.
Daha önceleri istemsizce kendimi kontrol edemeden Allah'ı küfrediyordum. Ama rüya da değildi, gerçek hayattaydı. Hatta gözlerimden yaşlar geliyordu. Artık bırakamıyordum. Ama uzun zamandır öyle bir sorunum yoktu. Birden kurtuldum bu durumdan. Kimseyle paylaşamamıştım bu durumu. İki üç yıl aradan da bu rüyayı gördüm. Üç hafta kadar önce rüyamda Allah'a küfrediyordum. Ardından kafamı dağıtmak için şeytana bırak beni, git buradan ne yapıyorsun yeter gibi söylenmeye başladım. Sonra şeytan da bana nereden biliyorsun benim o Hızır olmadığımı dedi. Ben de öylece kaldım, ardından uyandım. Bu rüyanın ve bu durumların çok etkisinde kaldım. Beni aydınlatır mısınız hocam?
Arkadaşımız ismini yazmış buraya ama ben ismini okumayayım. Müsaade edersin inşallah. Tekirdağ'daki bir abla önerdi rüyamı size yorumlatmama. Evet. Ne yazık ki insanlar çocukluklarından itibaren belli bir dini terbiye almıyorlar veya dini terbiye alıyorlarsa doğru terbiye almıyorlar. Böylece işte sosyal medya, okul ortamı, çevre, mahalle, ortam insanları Allah'tan uzaklaştırıyor.
Böyle olunca şeytana daha yakın oluyor. Şeytana daha yakın olunca da şeytan ona Allah'a küfrettiriyor. İçinden o kimse bu sadece sizin probleminiz değil. Genel olarak böyle gençliğin kendi içerisinde olan problemi. Ve şeytan ne yazık ki gençliğin kalbine, gençliğin damarlarına daha fazla oturmuş vaziyette. Abdest yok, namaz yok, zikir yok, ibadet yok, ilim yok, sohbet yok. Böyle olunca da işte youtuberlar ne bileyim işte sosyal medya oydu buydu derken ne yazık ki gençliğimiz hızla bozuluyor. Bu hale geliyor. Allah muhafaza eylesin. Tabi siz Allah'a küfretmeyi bırakmışsınız. Allah'a küfretmeyi bırakınca tabi muhakkak bu Allah'ın hoşuna gider. Hani şeytanın hoşuna gitmez. Ve böyle bir rüya görmüşsünüz.
İnşallah Eyyüzü Besmele çekerekten yolunuza devam edin. Size tavsiyem siz abdesti dolaşmaya gayret edin. Böyle bir içinizden Allah'a küfürle alakalı bir his geldiğinde Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyerekten o hissi önleyin. İnşallah. Müslüm tövbe 49'da geçen Ebu Musa el-Eşari'den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurmuştur.
Kıyamet günü Allah her Müslümana Yahudi veya Hristiyan diğer rivayete kafirlerden birini verecek ve bu senin ateşten kurtuluş fidyendir diyecektir. Hadisinin anlamı nedir? Yani normalde bir inanmayan bir kimse Müslümanların fidyesi olacak. Yani Müslüman çünkü inanmayabilirdi ve her türlü olumsuzluklara rağmen inandı. İnandığı için bir tane inanmayan kimse Müslümanın fidyesi olarak cehennem atılacak. Selamün aleyküm, aleyküm selam. Hazreti Mevlana'nın sen bu alemi hayal üzerine yürür gör dediği hayal ile Allah'ın zaman sıfatı arasında bir alaka var mı? Tam böyle bir alaka var mı derken tam alakalı.
Şimdi Cenab-ı Hakk'ın zaman sıfatının gerçek malinada nasıl tecelli ettiğini tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu varlık tamamıyla Cenab-ı Hakk'ın nurun üzerinde yürüyor. Allah-u Alem. Fakat bu nurunun üzerinde yürürken zaman sıfatı da nuruyla beraber yürüyor. Bu böyle yan yana iç içeymiş gibi düşünün. Ve bütün varlık bu nurun içinde ve öyle söyleyeyim bir de zaman düzleminde gidiyor. Fakat bu zaman düzlemi bizim dünya ölçeğindeki matematiksel zaman düzlemi değil.
Bunu karıştırmayalım. Bu Allah'ın sıfatı, bu Allah'ın sıfatının gerçek manada nasıl tecelli ettiği ile alakalı şöyledir diyebilecek noktada değilim. Ama bu bir felsefik bir teori olsun. Bütün varlık Allah'ın nurunun içinde bütün varlık. Ve varlık bu manada Cenab-ı Hakk'ın zaman sıfatının üzerinde yaşanıyor bütün perdeler, bütün her şey.
Ancak böyle çıkabildim işin içinden. Yani bu bir hal çünkü. Yani bu hali böyle bu zevki, bu tecelliyatı dile dökmekte zorlanabilirim. Zorlanıyorum da. Hani bunu böyle kelimeler bulmak lazım buna. Bunu böyle anlatabilmek için kelime üretmek, türetmek lazım. Ne yazık ki ben o kadar maharetli değilim. Ben bu kadar maharetli olamadığım için o yaşanan halleri ve perdeleri kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Allah beni affetsin. Ben teşekkür ederim.
Estağfurullah ne demek ki? Selamünaleyküm. Ayağın sabit edip yaşadıklarımızı yaşıyoruz demiştiniz. Ben bazen bir şey yaşıyorum. Sanki daha önceden yaşadım da hatırlıyor gibi oluyorum. O anı daha önce yaşamış gibi. Bazen de bir insanı görünce daha önceden tanıdığım gibi, biri gibi hissediyorum. Bunların sebebi ayağın sabit olabilir mi? Yani bu özür dilerim. Gerçekten çok çok özür dilerim. Yani bizim ayağını sabit eden haber almamız biraz zor. Biz ancak ayağını sabit eden, lehf-i mahfuzla, lehf-i mahfuzla, şehadet âlemine doğru gelen şeylerden haberdar olabiliyoruz. Öyle söyleyelim. Şimdi lehf-i mahfuzdan kopup gelirse bir şey, işte şehadet âlemine doğru, biz ondan belki de haberdar olabiliriz.
Ama ayağını sabite veya lehf-i mahfuz. Yani tabii bu bir kimsenin müminlikte derinleşmesine bağlı ama biraz fazla şatahatvari sözler olur. Allah-u Alem. Arkadaşım az yiyeniz, tabirince yemek yemiyor. Bu nedenle sağlık sorunları ortaya çıkmaya başladı.
Ona nasihat eder misiniz, sizi dinliyor. Yani çok mu az yiyor yoksa çok mu yiyor? Yani eğer az yiyin, yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri günde iki öğün yerdi. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki öğün yer, doymazdı. Öyle söyleyeyim. Yemenizi içmenizi ona göre ayarlayacaksınız. İki öğün yiyeceksiniz ve doymayacaksınız. Kıymetli kardeşler, tekrar tekrar bunu belirtmek zorunda kalıyoruz. Bu soru sorulan telefonu aramayınız. Bu böyle telefonla aranılacak bir şey değil. Bu yazacaksınız burada. Buraya da biz cevaplandıracağız. O yüzden böyle sesli bir şekilde soru almamız mümkün değil. Bunu böyle söyleyeyim inşallah.
Şimdi az yiyin, az uyuyun, az konuşun demiş Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Biz az yemeği kendimizce işte günde iki öğün yani ama mesela bunu da az olarak doymadan kalkacağız sofradan. Bir. İkincisi helal ve temiz yiyecekler yiyeceğiz. Bakın helal ve temiz. Olabildiğince helal, olabildiğince temiz olacak. Yani helallığında ve temizliğinde şüphe götürmeyecek yiyecek olduğumuz şeyler. Hazır gıdalardan, paketlenmiş ürünlerden, işte ne bileyim kimyasal işlemlerden geçirilmiş ürünlerden uzak duracağız inşallah. Aleyküm aleyküm selam. Karı koca isteyerek ya da dayanamayarak kadının adetli döneminde ilişkiye girerlerse kefaret sadakasını iki tarafta mı vermeli?
Ben onu erkek olarak biliyorum. Erkek onun kefaret sadakasını verecek ve tövbe edecek. Her iki tarafta tövbe edecek. Mümkün olduğunca uzak durmaya gayret edin. Haram, büyük günahlardan birisi Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i bundan uzak tutsun inşallah. En küçük bir iş bile bana zor geliyor. Mesela odamı temizlemek gibi küçük şeyler bile kendimi ruhen ve bedenen yorgun, yıpranmış hissediyorum. Bu durum günlük hayatımı etkiliyor. Bu nedir ve ne yapmalıyım? Bu tip yorgunluklar olabilir, zaman zaman bıkınlıklar olabilir. Bu bedensel olabilir, psikolojik olabilir. Bunun altından çıkıp kalkmak tövbe, dirayet, disiplin inşallah.
Tövbe üzerimizde manevi bir şey vardır belki de o yüzden. Zikir üzerimizde manevi bir şey vardır o yüzden. Ama disiplin zahiri bir şey. Biz muhakkak ki böyle ama ufak tefek, böyle zaman içerisinde bu tip şeyler yaşayabiliriz. Hayat yaşıyoruz, makine değiliz. Biraz da bazen kendimize böyle küçük tembelliklerde bulunabiliriz. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Soru cevap için soru soracaktım ama ben cevabı nasıl öğreneceğim? Buradan öğreneceksiniz. Soruyu soracaksınız, yazacaksınız. Ondan sonra da bekleyeceksiniz, sohbeti dinleyeceksiniz inşallah. Buradan da sırası gelince sorunuzu cevap vereceğiz. Bak mesela şu anda sorunuz olmuş olsaydı cevabınızı da almış olacaktınız.
Selamun Aleyküm. Hilafet kaldırılmasıyla evliyadan tasarruf alınmıştır deniliyor. Buna katılıyor musunuz? Hayır. Velilerin tasarrufuyla hilafetin kaldırılması arasında bir alaka var mıdır diye sormuş herhalde. Ben bir alaka olduğunu düşünmüyorum. O yüzden tasarruf devam ettiğine inanıyorum. Tasarrufun da velilerin üzerinde tasarruf var. Veli istediğini istediği yapar manasında değil. O tasarruf da Allah'a ait. Sonuçta Allah halkedecek onu. O yüzden böyle bir hani tasarrufun hani böyle fitursuz böyle hani uçtu kaçtı muhabbet ederler ya. Yani o tip şeylere evet ben de inanmıyorum ama yani tasarruf var mı? El cevap var.
Selamun Aleyküm ben zikir halkalarına katıldığım zaman bana hiçbir kötülüğün, hastalığın, yapılan zikrin hürmetine zarar vermeyeceğini düşünüyorum. Bu düşünce yanlış mıdır? Bence değil. Çünkü ben de öyle inanıyorum. Zikir halakalarında Allah'ın izinle hastalığın dahi şifa olduğuna inanıyorum.
Selamun Aleyküm. Bu hayatı gerçekte yaşayan kim? Hayırlı geceler. Valla ben hiç merak etmedim bu hayatı gerçekten yaşayan kim diye. Bir hayat yaşanıyor sonuçta. O yüzden hayatı kimin yaşadığı önemli değil, nasıl yaşadığı önemli. Ben ona bakıyorum. Yapmam gereken neler var? Ben onları yapmakla mükellefim. Ben mükellef olduğum şeyleri yapmaya gayret ediyorum. Sorumluluklarımı yerine getirmeye gayret ediyorum. O yüzden bu hayata hangi Mustafa yaşıyor diye bakmıyorum. Bir sürü Mustafa olabilir. Her perde de Mustafa yaşayabilir. Her katta Mustafa da yaşayabilir. Hiç önemli değil.
Sonuçta hangi Mustafa olursa olsun, yapacak olduğu bir mükellef olduğu bir işi var. O mükellef olduğu işini yapmakla mükellef. O yüzden kim yaşıyorsa yaşasın. Hiç umurumda değil. Selamun Aleyküm. Şu dönemde öyle bir hal oldu ki insanlar birbirlerinden kaçıyor. Hiçbir şeyin tadı, tuzu kalmadı. Tergahımızda toplandığımız iftarlar, aşureler, şebaruzlar yaptığımız gelecek mi inşallah? Şu dönemde daha farklı nasıl hizmetler yapabilir? Şimdi iş çekiyorum ki önceki kişinin ihtiyacı varmış hizmet etmeye. Allah razı olsun. Ben her dönem benim söylediğim bir şey vardır. Allah beni affetsin. Ben derim ki insan yaşadığı anı iyi değerlendirmeli. O yaşadığı anı öylesine derinlemesine, öyle geniş, ne yapabilecekse öylesine yapmalı.
Çünkü bir daha öyle bir an olmayabilir, öyle bir fırsat olmayabilir, öyle bir zaman olmayabilir. Ama bir şey yapmak isteyen her an, her dönem, her zaman kendince bir şeyler yapabilir, bunun mücadelesini verebilir. Ben hiçbir zaman şunu düşünmem. Ya şimdi böyle oldu da şimdi böyle yapalım. Böyle bir şey düşünmem. Örneğin işte Allah yardım edecek, Cenab-ı Hak lütfedecek, ikram edecek muhakkak. Biz dedik kendimize disiplin edeceğiz, çalışmaya gayret edeceğiz. E şimdi korona var, toplanamıyoruz. Yani toplanamıyoruz deyip de boş mu bırakalım? Örneğin. İşte Cenab-ı Hak hamdolsun, Rabbim vermiş nimetini. Canlı yayın yapıyoruz bütün herkesi bu noktada. İşte yardımcı olmaya çalışıyoruz. Kendimizce nasihat etmeye çalışıyoruz.
Allah yolunda gayret etmeye özen gösteriyoruz. Şimdi bir kimse örneğin kendini sufiden addediyorsa ve ben ben sufiyim diyorsa oturup canlı yayına kendini disiplin edip izlemesi lazım. Bu dönemde de bunu yapması lazım o kimsenin örneğin. Veyahut da işte üç kişi, beş kişi, üç arkadaş, beş arkadaş toplanıp Allah'ı zikrediyorlarsa. Bunun Allah'ı zikredebilirler, evlerini zikirhaneye çevirebilirler normal ölçülerde. Şimdi toplu ibadetler, toplu davranışlar yasaklandı, yasaklandı. Yapacak bir şey yok. O zaman bir kimse örneğin çocuklarını toplayıp evde zikrullah edebilir. Eş çocuklar toplanıp evde zikrullah yapın. On dakika yapın, on beş dakika yapın, beş dakika yapın, üç dakika yapın, yapın.
Zikirsiz kalmayın. Bakın evde kaç kişisiniz, üç kişisiniz. Topla üç kişi, oturun, üç ihlas bir fatiha okuyup, makamlara bağışlayıp yapın zikrullahınızı. Yani bütün evleri zikirhaneye çevirebilirsiniz. Bunda bir beysi yok ki. Veyahut da iki kişi, üç kişi, beş kişi, samimi arkadaşlar toplanıp kendi aralarına hem çay içip hem de zikrullah yapabilirler. Bunlar yasak şeyler değil. Bunlar olmayacak şeyler değil. Her dönemin kendine ait yapılabilir işleri vardır. O yüzden ben hep derim ama bir şey var. Bunun kıymetini bil. Bunun edebini, adabını, ahlakını koru. Bunun yapman gerekeni yap. Yarın öbür gün o nimet senin elinden gidebilir. O nimet elinden kayıp gidebilir. Veya sen o nimete nankörlük edebilirsin.
O nimet senin elinden gidebilir. Bilemeyiz ki. Ya nankörlüğünden gitmiştir, ya gevşeklüğünden gitmiştir elinden. Veyahut da Cenab-ı Hak o nimeti kaldırmıştır. Öyle ya. Bütün umumi bir şeydir. Ondan sen de nasiplenirsin. Bunun gibi. O yüzden insanlar bence yaşadıkları anın kıymetini bilmeli. Yaşadıkları anın değerini bilmeli. Bunu zaman zaman derslerde diyordum ki. Bunu tabi hani biraz kinayesine söyler gibi. Hadi Abdullah Efendi'yi alın getirin de Ümre'ye gidin beraber. Geçti bitti. Hadi Abdullah Efendi'yi getirin beraber hacca gidin. Geçti gitti. Hadi Abdullah Efendi'yi getirin de beraber seyahat edin. Geçti gitti. Hadi Abdullah Efendi'yi getirin de evinizde misafir edin.
Geçti gitti bakın. Evinde misafir edenler, ondan beraber seyahat edenler, ondan beraber haç yapanlar, ömre yapanlar. Ne güzel müjde. Bir üstadla beraber zaman geçirdiler. Ne güzel müjde. Bakın her şey bir zamanı var. Bir onun böyle bir anı var. O anı iyi değerlendirmek lazım. İnşallah. Rabbim değerlendirenlerden eylesin. ben insanlara bilmeden kötülük etmek istemem. Ama hangi kitaptan başlayacağımı bilmiyorum.
Ben de Muhyiddin Eyb'in Arabi'nin Fisüsül Hikem kitabı var. Yazarı önemli mi bilmiyorum. Yazarım Mehmet Nuri Genç Osman. Birçok BDF'ye indirdim ama yine de şüphe var içimde ne yapmalıyım. Genç Osman'ın çevirisi iyidir. O yazarı değil, çevirisi o. Siz şimdi sizi tanımadığımdan olarak tam olarak ne kadar bilginiz var bu konularda bilmiyorum. O yüzden hangi kitaptan başlarsınız bunu buradan hükmetme noktasında değilim. Allah bizi affetsin. Selamun Aleyküm Karacabey'deki bütün maneviyat ehliyle. Selamun Aleyküm. Ve Aleyküm Selam. Karacabey'deki maneviyat ehliyle. Maşallah.
Demek orada toprağın altındakilerle, üstündekilerle de berabersin. Hepsinden beraber selam gönderiyorsun. Maşallah. Selamun Aleyküm. Kayseri'den Mesut Güler. Ve Aleyküm Selam. Ben Tekirdağ'dan. Elif yarın KPSS sınavı var. Biliyorum kader kısmetten öteye yol yok. Ben çalıştım siz de dua eder misiniz? Allah yardımcın olsun. Çalıştıysan Cenab-ı Hak inşallah çalıştığının karşılığını verecektir. Hayırlı geceler kişi senin yanında başka bir kişiyi övüyor. Bu şöyle edepli, bu böyle güzel ahlaklı.
Ben bunu çok seviyorum. Bunun yeri benim yanımda ayrı. Benim yanımda yapıldığı zaman kendimi kötü hissediyorum. Bunu yapmak ne kadar doğru? Anladığımı söyleyeceğim soruyu. Yani senin yanında övüldüğünde kötü hissediyorsan bu iyi. Bir kimseyi yüzüne karşı övmek, meth etmek çok iyi değil. Arkasından övebilirsiniz. Arkasından onun iyiliğini söyleyebilirsiniz. Ki söylemeniz gerekir. Ama yüzüne karşı bir kimsenin iyiliğini veya söylemeyin, onu böyle fazla meth etmeyin. Selamun Aleyküm bir kız çocuğu bu lüya erdikten sonra kapanıyor. Bu lüya ermeden önceki fotalarının açık olmasında ve görülmesinde sorun olur mu? Olmazsa daha iyi olur.
İnşallah. Mahreç bilmeyen bir kimsenin evde imam olup ailesini namaz kıldırabilir mi? Evet. Bunda bir sıkıntı yok. Mahreç bilmeyilecek diye bir kaydı yok. Selamun Aleyküm İstanbul ve İstanbul'daki tüm kardeşlerimiz ile sizi çok ezelik her zamanki gibi dualarınıza ve nasihatlarınıza talibiz inşallah. Çok yakın zamanda tekrar tüm kardeşler ile zikrullah alakasına toplanmak duasıyla. Allah mümininiz olsun, Allah yardımcınız olsun. İnşallah. Selamun Aleyküm. Kardeşler özel hayatlarıyla ilgili sorunlarını, zakirlerini açabilirler mi? Yoksa özel konuları sadece üstadlarıyla mı konuşmalıdırlar? Aleyküm Selam.
Bu konuyu ben çok ehemmiyetli görürüm. Yani normalde kardeşler mümkün ise bütün özel problemlerini üstadlarıyla paylaşsınlar. Başka hiç kimseyle paylaşmasınlar. Erkekler de, bayanlar da. Bugün dost, yarın düşman, bugün iyi, yarın kötü veyahut da işte ola ki bir yerde ağzından kaçırabilir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden işte evlilikti, özel meselelerdi, özel problemlerdi. Bayanlar da, erkekler de bu özel problemlerini, özel meselelerini sadece üstadlarıyla paylaşır. Sadece üstadlarıyla bu konuda dertleşir veya üstadlarına problemlerini aktarırlarsa en doğru hareketi yapmış olurlar. Bazen böyle kardeşler işte başlarındaki zakir ablalara, abilere filan anlatıyorlar. Bu bizi bağlamaz ayrı mesele bence olmaması lazım.
Ben direkt söyleyeyim bunu. Bunu yapan kardeşler eksik davranıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Çünkü nefis gönderir onlara ona. Şöyle nefis gönderir. Çünkü üstadın bir şey parmağı kesecek ya, kesecekse kesecek. Yani giderse parmağı kesilecek çünkü onun. Ona gitmez o. Veya onu anlatmaz. Onun ilacı ona acı gelecek çünkü. Ondan sonra ona sert gelecek. Bırak diyecek, yapma diyecek. İşte yapma derse, yapamazsam ne olacak? E zaten yol bu. Sana yapma diyecek, sen de bırakacaksın. Yol bu. Nefsi ağır gelecek. Evet ağır gelecek. Sana at diyecek, atacaksın sen. Nefsi ağır gelecek. Ya abi atmasam olmaz mı? Olur ya, sıkıntı yok ya. Yok, hayır öyle değil işte.
O yüzden insanın nefsi ağabeyi, ablaya gönderir. İnsanın nefsidir bu. O yüzden asıl ilaç olacak yere gitmez o kimse. Nefsine hoş gelecek yere gider. Yani o gidecek, nasıl anlattığı önemli değil. Nasıl yaptığı önemli değil. Gidecek, işte abisi onun o. Kendine haklı gösterecek, anlatacak. İşte ablası onun o. Kendine haklı gösterecek şekilde onu anlatacak. Meselenin perdenin arkasını görmüyor ki o da. Ya mesela işte gidiyor bir kimse, işte bir problemi var. İşte abi gördü veya abla gördü. Bir kimse anlatıyor. O da vay böyle olur mu olmaz mı, şöyle midir, böyle midir. Ona bir ahkam kesiyor. Onun anlattığına göre. Sonra o da gidiyor evde, o ahkamla hareket ediyor. Ya ikiniz dinlemedi ki.
Nereden ahkam kesecek? İkiniz de dinlemesi lazım. E dinlemedi ikiniz de. Zaten mesela abiye gittiysen, o kadın abiye gitmez. Onunla görüşmez. Uygun değil. Öbürkü de ablaya gitti. O abi de o ablaya mı gidecek? O arkadaş da ablaya mı gidecek? Bunlar sakıncalı, sıkıntılı. O yüzden bir varsa bir kimsenin özel problemi, özel konusu, gidecek üstadıyla görüşecek. Benim doğru bildiğim bu. Başka hiç kimseyle görüşmeyecek. Geri kalan heva hevestir. Şeytanın vesvesesidir. Başka bir şey değildir. Zaten bütün çavuş, zakir, görevli kardeşlere, arkadaşların, kardeşlerin özel meseleleriyle, evleriyle konuşulmaması, ilgilenilmemesiyle alakalı genel bir yasak var. Bunu yapan kim, zakir, abla, abi, her ne var ise bu yasağa uymuyor.
Birinci derecede nefsine bunlar uyuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Nefse tatlı gelir çünkü birinin özel işiyle uğraşmak. Girmesin hiç kimse bu tip konuların içerisine. Hiç kimse de anlatmasın. Kardeşim özel mesele, git üstadımıza anlat. Bitti. Kardeşim evlilikle alakalı bir mesele, git üstadımıza anlat. Kardeşim eşinle alakalı, kızınla alakalı, oğlunla alakalı bir mesele. Git ona anlat. Ya işte başı çok kalabalıkta. Başı çok kalabalıksa yarın dinler seni. Üç gün sonra dinler, beş gün sonra dinler. Aha dinliyoruz bak herkes yazıyor, cevap veriyoruz. Bitti. Biz problemi olan gelmesin demiyoruz ki. Problemi olan her kim var ise, perşembe gün gelsin dünyanın neresindeyse, görüşürüz konuşuruz.
Bunda bir sıkıntımız yok. Problemi olmayanlar, ben ziyarete gel dedim. Gelmeyin bu ara. Sebep, işte canım kardeşim pandemi var. Bir de asıl problemli olan insanlara zaman kalmıyor. Başka bir sıkıntımız yok. O yüzden herkes problemini üstadına anlatacak. Özellikle ala. Anlatmıyor. Bizi bağlamaz. Yani örneğin ben bir şeyhefendinin yanındaki, ben şeyhefendinin ağzına bakardım. Başka kimsenin ağzı beni ilgilendirmezdi. Ya orada zikurlar yapıyor, yapıyor, tamam yaptırıyor, yaptırıyor. Ben otururum, yaptırırım. Ben bir ara şeyhefendi benim zakirliğimi aldı. Ben zakirliğimi aldığı zaman da ben normalde devam ettim. Zikrullah'a. O zaman da birisi dedi ki, dersleri bu yaptırsın. Bir çavuş arkadaşımız vardı.
Ben çavuş ettim onu da zaten. Dedi ki, dersleri bundan sonra o yaptırsın. O yaptırıyordu. Ben oturuyordum, zikrullah'a yapıyordum. Ben ne anlatayım kendi özel problemimi bir başkasına? Anlatmam. Ben şeyhimi tanırım. O şeyhlik yapacaksa yapacak, yapmayacaksa desin ki, ben sana şeyhlik yapmıyorum. Yürü git bak işine desin. Ben de, ha derim ki, ben şeyhlik yapmıyormuş bana. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Çeker giderim. Ama o benim şeyhimse, benimle ilgilenecek. Bitti. Ben otururum. Bugün olmaz, yarın anlatırım. Yarın olmaz, ertişini anlatırım. Mektup yazarım. Telefon açarım. Bir şekilde anlatırım problemimi. O da, problemin durumuna göre.
Bana şöyle yap, böyle yap, şunu yap, bunu yap dediğinde de yaparım. Ya işte, dediğini yapmazsın, o yüzden gitmeyelim. Ne işin var o zaman gidip de bir üstada bağlanmakta? Bu mantığı kurgulayamıyorum ben. Yani gidip sormayalım, sorarsak dediğini yapmak zorundayız. Yapmazsak, o zaman sıkıntı olur. Madem sormayacaktın, ne işin var kardeşim sufilik yolunda? Git, nereye gidiyorsan git. Zorla sufi olacağın diye bir kaide yok. Soracaksın. Sorduğunu da yerine getireceksin. Yapacaksın. Sufilik bu. Ha ben bunu yapamayacağım. O zaman alacaksın dersini, gideceksin. Nereye gidiyorsan gideceksin. Allah yoluna çıkarsın. Bakara, ayet 43. Namazı dosdoğru kılın.
Zekatı verin. Ve riku edenlerle birlikte size riku edin. Namazı dosdoğru kılmak nasıl olur? Ve riku etmek ile namazdaki rükûmun kastediliyor. Namazı dosdoğru kılmak, namazın içindeki ve dışındaki farzlarına, sünnetlerine, nafilelerine riayet etmek. Namazı dosdoğru kılmak, içindeki ve dışındaki bütün kurallara uymak. Namazı dosdoğru kılmak. Şimdi ardından diyor ki, zekatı verin. Zekatı vermeye muhtedir isen muhakkak ki zekatını hesaplayacaksın. Dosdoğru zekatını da vereceksin. Ve zekat vermeye muhtedir değilsen, zekat vermek için gayret edeceksin. Ardından riku edenlerle birlikte siz de riku edin. Cemaatle namaz kılınırken, bütün imama tabi olunup da riku edildiğinde sen de rikuye gideceksin.
Ne önde gideceksin ne de arkada kalacaksın. Bakara ayet 54. Musa kavmine gelin, yaradanınıza dönün, tövbe edin ve nefislerinizi öldürün diyor. Tövbe etmek nefislerimizi öldürür mü? Son nefese kadar nefsimiz olmayacak mı? Buradaki nefislerinizi öldürün dediği nefislerinizi terbiye edin manasında. O yüzden nefsi öldürmekten kasıt, nefsi terbiye etme. Nefsin üzerindeki kötü sıfatlardan arındırma. Nefsin üzerinde Allah'ın istemediği sıfatlardan arındırma. Allah tövbe edip temizlenenleri sever. O yüzden tövbeyle beraber nefisle mücadele ederekten nefisimizle ne yapacağız? Temizlemeye gayret edeceğiz inşallah. Abdullah bin Ömer anlatıyor. Herhangi biriniz bir ihtiyaç isteğinde bulunduğu vakit kolay bir istekte bulunsun.
Gerçekten insan için takdir edilen ona verilir. İçinizden biri arkadaşını överek ona gitmesin. Aksi takdirde belini kesmiş olur. Edeb-ül mührette geçen bu hadiste kolay bir istek derken Allah'tan bir şey istemekten mi? Yoksa insanların kendi aralarında isteklerden mi bahsediyor? Her ikisi de Allah'tan isterken siz Allah'tan hayırlısını isteyin. Allah'tan sizin için en hayırlı, en iyi, en kolay ne olacaksa onu isteyin. Kolay gelsin size gelecek olan şey. O yüzden kolay olanı iste. Kolay iste. Ya Rabbi benim rızkımı kolay ihsan eyle. Ya Rabbi bana mal-u nimetimi kolay ihsan eyle. Bana bir işte dünyada bir nimet vereceksen bunu kolay yoldan, kolay bir şekilde benim üzerime ver de.
İnsanlardan da bir şey isterken ona kolay gelecek olan bir şey iste. Onu zorluğa katacak, onu sıkıntıya katacak bir şey ise onu isteme. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Bazen kuşaklar arası iletişimde büyük problemlerle karşılaşabiliyoruz. Bununla ilgili bir eğitime katıldım. Anladığım kadarıyla Z kuşağı dediğimiz son kuşak, her şeyi sorgulamak ve şüphe etmek üzere hayat yaşıyorken, onlara bir şeyler tebliğ etmeye çalışan bizler, daha itaatkar, daha yirarşik yaklaşımlar sergiliyoruz. Bu durumsa iletmek istediğimiz şeyin hedefine varmasına büyük ölçüde engelliyor. Din ve dine dair şeylerin sorgulanmasına olan tepkilerimiz ne ölçüde olmalı?
Dindar nesil nasıl yetiştirilebilir? Dikkat etmemiz gereken başlayıcı unsurlar nelerdir? Vaktinizi almaz da detaylandırabilirseniz çok sevinirim, çok teşekkür ederim. Şimdi bu kuşağı Z kuşağı olarak Batılılar tanımladılar. Bu tanımlamayı ben de zaman zaman anlaşılsın diye kullanıyorum. Kullanıyorum böyle Z'di, Y'di geçelim bunlara. Sebep, yani bundan 10 yıl sonra ve 15 yıl sonra bugün doğanlar da o günün son kuşağı olacak. Yani ondan sonra hayat mı bitecek, dünya hayatı mı sonlandırılıyor, kıyamet mi kopuyor? Yani bu kuşak yaşlanınca kıyamet mi kopacak? Bunlar boş şeyler. Evet dünya değişiyor, algılar değişiyor, sorgulamalar değişiyor, sosyal medya değiştiriyor insanları.
Nasıl televizyon daha önce bizim gençliğimizi değiştirdiyse, televizyon bizim gençliğimizde çok önemli bir yer ettiyse, şimdiki gençlik de işte bu sosyal medya ile internet ortamında sosyal medya bu gençliği değiştiriyor. Ben bu değişimlerden, dönüşümlerden rahatsız olan bir kimse değilim. Bu teknolojiden rahatsız olan bir kimse de değilim. Ben teknolojiden nefret eden bir kimse de değilim. Bunların doğru yerde, doğru merkezde, doğru dairede kullanılmasından yanayım. Yani gençlerimiz sorgulasınlar, ben sorgulamasından, dini meseleleri, dini değerleri de sorgulasınlar. Ama pozitif manada öğrenmek için sorgulasınlar, düşman olmak için değil. Yine de düşman olumsalar dahi benim için, ben kendimce bunu çok önemsemiyorum.
Benim Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum Allah'a, benim cevaplandıramayacağım kendimce bir soru yok. Yani o gençler bana soruyorlar, sordukça da ben onları cevaplandırmaya gayret ediyorum. Ama bu konuda dikkat edilmesi gereken şey, yani çocuklar sorgularken, gençler bunu sorgularken, bizim onlara agresif tevki vermemiz veyahut da böyle onlara tepeden bakmamız, sen kafir mi oldun, sen gavur mu oldun, sen ateist mi oldun, sen dinsiz mi oldun, sen deist mi oldun, filan işte sen şu mu oldun, sen bu mu oldun, gerek yok.
Yani çocuk bir yerden bir şey dinlemiş, onu soruyor. Dini olarak bunun ölçüsü ne? Biz kendimizi yetiştirelim. Yani bugün şu anda 5-6 yaşında çocuğu olup, 5-6 yaşta, 25 yaş arasında çocuğu olan, hatta 30 yaş arasında çocuğu olan bir anne baba kendini iyi yetiştirmeli, iyi geliştirmeli, iyi derinleştirmeli. Ve o çocukla irtibat kuramıyorsa, yine anne babanın suçu bu, yine anne babanın eğitimsizliği, yine anne babanın bu meselede gevşekliği, aymazlığı, cahilliği yatıyor.
Yani normalde bir baba kaç yaşında olursa olsun çocuğuyla irtibat kurabilmeli, çocuğunun sorduğu sorulara cevap vermeye gayret etmeli, veremiyorsa gel yavrum bu sorularına şuradan cevap alabiliriz deyip elinden tutup götürmeli. Yani çocuğunun ihtiyaçlarına bakmalı. Biz babalar olarak çocuğun parasını verdin, iş bitti, o da görüyoruz biz. Veya çocuk işte barınmasını sağladın, yemesini içmesini sağladın, giymesini sağladın, işin bitti senin, öyle değil. Yani normalde bakın bunu unutmayın, çocuğun ebeveynden hakkı üçtür. Bir, hayırlı isim konması. İki, ona dininin öğretilmesi. Yani bunu unuttuk biz, anneler babalar olarak, büyükler olarak. Bizim annelerimiz babalarımız da unutmuş.
Ben 59 yaşındayım, benim annem babam da unutmuş. Onun annesi babası da unutmuş. Sebep, ya o kadar çok sebebi var ki bizim. Yani sonuçta bir 250 yıllık din cahilliği var Müslüman ülkelerde ve topraklarda. Bunun yanına bir de 100 yıllık yeni genç devletin din düşmanlığı var. Bu toplum, ben yaştakilerin veya benden büyüklerin dini cahil olmalı. Gayet normal. Bilmiyorlardı ki. Yani din ve dindarlar küçümsenen şeylerdi. Hala da aynı. Bu değişmedi. Yani kim iktidara gelirse gelsin, kim hükümet olursa olsun, kim nerede olursa olsun, bu topraklarda dine ve dindarlara bakış açısı değişmedi.
Dine ve dindarlara bakış açısı, hor, hakir, 3. ve 5. sınıf vatandaş olarak bakılıyor. Bunu dindar olarak gördüğümüz kimseler seçildiğinde de aynı şeyi yapıyorlar. Yani dindarların içerisinden çıkıyorlar, siyasete giriyorlar. Siyasetçi olunca veya bürokrat olunca dönüyorlar. Kendi çıktıkları mahalleye düşman oluyorlar. Kendi çıktıkları mahalleye yabancı oluyorlar. Bunun medyada örnekleri var, bürokraside örnekleri var, siyasette örnekleri var. Bunun normalde üniversitelerde örnekleri var, liselerde örnekleri var. Var da var. Yani o kimse ilahiyatı bitirmiş, ilahiyatın bitirince matah bir şey oldu. Yani çıkmış olduğu mahalleye düşman.
O kimse siyasetçi olmuş, bir yerde işte bir görev almış, herhangi bir yerde belediye başkanı olmuş, müdür olmuş, amir olmuş, memur olmuş, bir şey olmuş, müteahhit olmuş, it olmuş, ne olduysa olmuş. Ardından gelmiş, geldiği mahalleye düşman. Onlara tepeden bakıyor. Yani kendisi aynı mahalleden gelmiş, şimdi sakallı bir kimseyi görünce, ya bir de sakal bırakmış, ne biçim sakal bırakmış, sakalını kötülüyor onun. Küfre düştün, ahmak. Sünnet sakalı küçük görmekle küfre düştün. Bu meşhurdu bu zaten. Normalde yani siyaseten belli bir yere gelen bir kimse, işte o kanaldan geldi, sonra onlara ters dönerdi. Bunu ben ilk ülkücülüğümüzde yaşadık biz bunu. Bayındır'da normalde ülkücülükle, belediyede işe giren, ülkücülükle herhangi bir yerde iş bulan, ülkücülükle herhangi bir makama gelen bir kimse, ilk sırtını döndüğü yer ülkücüler olurdu.
Bu bir hastalık. Bu böyle bir hastalık ki, aynı şey Müslümanlara bulaştı. Aynı şey Müslümanlarda var şimdi. Yani yıllardır çile çekmişler, mücadele etmişler, yan yana durmuşlar, kol kola durmuşlar. Ondan sonra aynı yerde dirsek çürütmüşler, diz çürütmüşler, namaz kılmışlar, toplantılara gitmişler, zikirlere gitmişler, mitinglere gitmişler, ne bileymiş de parti toplantılarına gitmişler, nelerde neler yapmışlar, mahalle teşkilatları olmuş, mahalle teşkilatlarında çalışmışlar, gayret etmişler.
Birisi işte belediye başkanı olmuş, belediye başkan yardımcısı olmuş, birisi dairede müdür olmuş, bir şey olmuş ya o. O orada bulunan bütün herkese sırtını döndü. Böyle bir vefasızlık var, böyle bir hainlik var, böyle bir zalimlik var. Evet. Ne yalnız ki böyle var. Bunlar yaşanıyor. Şimdi, bu sefer, hani ayrıca bir daha iletişimsizlik oluyor, bunlarda da. Veyahut da işte, o baba, işte önceden din önemli, biraz para kazanınca, din önemsizleşiyor onun için. Velhasıl kelam, iletişimsizlik her alanda var. Aile ve çocuklar arasında da var. Bu Z kuşağı, Y kuşağı, X kuşağı, bunların üzerinde de var. Bu iletişimsizlik devam ediyor. Buradan bütün herkese söylüyorum, bırakın Z kuşağını, Y kuşağını.
İletişim kurun. Çocuklarınızla iletişim kurun. Onlara doğru dini anlatmaya çalışın. Onlara doğru dini öğretmeye çalışın. Onlara hurafet anlatmayın. Eyvallah. Onlara Kur'an'dan, sünnetten, imamların iştahatlarından anlatın. Ve böylece onlarla iletişim kurun. Şiddet duygulamayın evlerde, din adına. Allah bizleri muhafaza eylesin inşallah. İyi geceler hocam. Borsa hakkında ne düşünüyorsunuz? Alın teri olmadan, parayla para kazanmak, el almın. Borsanın at yarışından, iddia oynamaktan ne farkı var? Yani normalde, bu böyle, borsa almak, borsadan bir şeyler almak, satmak, benim çok bildiğim bir şey değil. Ben real ticarete bakarım. Benim kafam ona çalışır. Borsa, bir kimse alıp satabilir mi?
Alıp satabilir. Ama böyle işte, at yarışından, iddiadan bir farkı yok dersen, bu doğru değil. Ama, sonuçta at yarışı da, iddia da, bu ülkede var mı? Evet. Helal mı? Değil. Borsada da normalde, işte, helal dairede iş yapanların, kağıtları alınır, satılır diye, böyle bir ibaret çıkarıyorlar. Bu da doğru değil. ben şöyle söyleyeyim. Bir, herhangi bir ülkenin, ticaret hukuku, ceza hukuku, siyasi hukuku, askeri hukuku, herhangi bir ülkenin hukuku, İslami değilse, orada insan kendince, kursağından haram geçirmemeye gayret edecek. Vazifesi bu.
Geri kalan kurum, kuruluş, her taraf haramlığının içerisinde. Selamun Aleyküm. Sizi rüyamda gördüm. Daha önce de birkaç kere daha rüyamda görmüştüm. İki abim de size intisaplıdır. Abilerim ile birlikte dergâhta iki kere gelip, Sekulullah'la Kasım katılmak nasip oldu. En son gördüğümü rüyamı anlatmak istiyorum. Sizlerin de katıldığı bir seminer veya toplantı salonu gibi bir yerde bulunuyorum. Size yakın bir yerde oturuyordum. Ayağa kalkıp bana başın nasıl oldu, hala ağrıyorum diye sordunuz. Ben de dua ederseniz inşallah arası geçecek dedim. Ardından önden yürüyerek benim de size eşlik etmemi istediniz.
Ve dediniz ki, ordu veya karargaha bir sunum yapacağım. Sunuma bakabilir misin, nasıl olmuş diye bana sordunuz. Ve ben de yanınızda yürüyerek, sizin gittiğiniz istikamette birlikte yürüdük. Rüyam burada bitti. Benim gerçekten çok ciddi baş ağrılarım var. İlaç kullanıyorum. Ama sizler de dua ederseniz çok memnun olurum. Rüyamı yorumlamanızı rica eder. Dualarınızı beklerim. Allah'a emanet olun. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak en hayırlı yöne çevirsin inşallah. Rüyanız açık. İnşallah başının arasına da şifa olur. Cenab-ı Hak şifa versin inşallah. Öbürkü de bu ordu manevi. Demek ki onlara da böyle bir manevi sunum yapılacakmış.
Allah cümlemizi manevi ordalardan eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Günümüz şartlarında ülkemizde erkek epilasyon merkezi açmak dinen caiz midir? Cevabınız için teşekkür ederim. Erkek epilasyon merkezi yani normalde erkeklerin kasık ve koltuk altlarına tıraş etmeleri hatta işte üç günde bir etmeleri mümkün ise mümkün değilse en azından cumadan cumaya tıraş etmeleri sünnetten.
Birkaç tane hadis-i şerif var böyle denk geldim. Böyle sırtında ve göğüslerinde aşırı derecede kılananların onları tıraş etmeleri de onları da böyle kısaltmaları onları yolmaları caiz olabilir. Ama böyle erkeklerin de bütün kıldan tüyden yumurta gibi soyulup böyle ortaya çıkmaları fıtri değil. Bunu zaten Türkiye'de böyle kendisini kadın hissedenler yapıyor.
Dua etmek farz mıdır yoksa sünnet mi sorusuyla karşılaştım. Dua etmek farzdır. Ayet-i kerimede emir sigasıyla bana dua edin, duanıza icabet edeyim diyor. O yüzden dua etmek farzdır. Sağlık problemlerim nedeniyle gün içinde çok sık tuvalete gidiyorum. Özellikle akşamları yarım saatte bir tuvalete gittiğim oluyor. Ben de bu durumlarda bazen abdesti terk ediyorum. Bazen de sadece farzları kılıyorum. Bana ne tavsiye ederseniz abdesti terk etme. Böyle bir şey oluyorsa akşamdan sonra hemen yasayı cemet kıl. Ama abdesti terk etme, namazı terk etme. Selamun Aleyküm. Çok sık hasta olmanın manevi bir nedeni var mıdır?
Manevi bir eksiklikten kaynaklanabilir mi? Kaynaklanır. Çünkü Hazreti Ali radiyallahu anh Hazreti'nin bu manada bir sözü var. Hani bir kimse geliyor rahatsız olduğundan bahsediyor. Ona diyor ki çok tövbe et. O yüzden bir manevi rahatsızlıktan dolayı da bir kimse çokça sıkça hasta olabilir. Ben hep oraya bağlarım kendimce. Öyle söyleyeyim. Yani bir rahatsızlığın varsa üzerimde arttıysa derim ki sen bir şeyler yaptın hemen tövbeye başla derim. Allah bizi affetsin. Yani öyle düşünürüm. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Allah muvaffak eylesin. Yapılan sohbetleri sorumuz olduğunda sorabilir miyiz? Sorabilirsiniz canım kardeşim.
Sormuş olsaydınız cevabınız da alacaktınız zaten şu anda. Hayırlı akşamlar ara ara içime böyle sıkıntı basıyor. Kendimi çok üzgün kırgın hissediyorum. Elimden geldiği kadar o zamanlarda dersimi çekmeye çalışıyorum. Namaza oturup içimi ferahlatmaya çalışıyorum. Duanız da bana yer verirseniz inşallah. Allah muaynin olsun. Cenab-ı Hak korusun muhafaza etsin. Bol bol Allah'ı zikret öyle anlarda. Kelimeyi tevhide vur. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah diye sesti sessiz vur zikrullah. Ne zaman bir hüzün geldi, ne zaman bir kırgınlık geldi, ne zaman bir yalnızlık geldi, ne zaman bir ızdırap geldi. Tevhide bas. Ya Rabbi senden başka kimin var, neyin var de vur zikrullah.
Allah zikredenlerle beraber. Allah'la o esnada iletişime geç. Dostluya geç. Allah'la muhabbete geç. Allah'la konuşmaya geç. Ondan sonra istersen o esnada derdini, sıkıntını, hüznünü hiçbir şey anlatma. Vur zikrullahın göğsüne göğsüne. Allah'ı zikret. İnşallah. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun. Darlıktan da kendine bir yol çıkar. Darlıktan kendine bir yakınlık çıkar. Darlıktan kendine bir dostluk çıkar. Darlıktan kendine böyle bir yumuşaklık, tatlılık çıkar. Darlıktan kendine böyle bir ayrı bir perde çıkar. İnşallah. Allah yardımcınız olsun. Rabbim muhininiz olsun inşallah. Yurt dışına hangi gün gidiyorsunuz?
Ne değil ama zannediyorum galiba cuma günü olması lazım. Erdoğan biliyor. Erdoğan takip ediyor işleri. Allah eylesin eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Eşim sigara içmeye başladı. Ben tiksindiğimi söylüyorum. Uyurken çok horlamaya başladı. Dayanılır gibi değil. Bu yüzden bazen yataktan kalkıp başka yerde yatmak zorunda kalıyorum. Yanlış biliyorum ama bu sefer sinirlerim çok geliyor. Artık kendisi ayrı yatmayı tercih ediyor. Yani sigarayı bana tercih ediyor. Ne yapmalıyım sizce? Allah razı olsun. E sigarayı tercih ettiyse o zaman gidecek ayrı yatacak. Yapacak bir şey yok.
Allah bizi affetsin. Çünkü ağız kokusu tedavi edilmesi gereken bir hastalık. İslam fıkıhına göre bir kadının veya erkeğin ağzı kokuyorsa, vücudu kokuyorsa, uzuvlarından koku geliyorsa tedavi edilmesi gerekir. Tedavi edilmiyorsa eğer, tarafların boşanma hakkı doğuyor. Selamun aleyküm. Derviş nefis meratiplerinde yol almak için hayatını nasıl dizayen etmelidir?
Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışacak, haramlardan uzak duracak, Allah'ı sevecek, Allah'ı zikredecek, insanlara faydalı olmaya gayret edecek. Selamun aleyküm. Hocam ben Arapça ayeti ezberleyemiyorum, ayetlerin mealini ezberliyorum, davet yapıyorum. Olur mu öyle? Olur canım kardeşim. Sen Allah'a dinini insanlara nasihat et, anlat inşallah. Cenab-ı Hak dinini de öğrenen ve öğrendiği dini hem yaşayan hem yayan kimselerden eylesi Rabbim inşallah. Selamun aleyküm. Birkaç noktayı anlayamadım. Bir, melekler kendini geliştiremez, değişemezler. Ne görev verilirse onu yaparlar. Adem yaratıldığında ise şeytan Allah emretmesine rağmen itaat etmedi. Şeytanın aklı mı vardı yoksa cebri olarak mı secde etmedi?
Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şeytanla alakalı o meleklerden değildi diyor zaten. O yüzden şeytan da cinnilerin ayrı taifesinden. Her düzlemdeki Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ile Allah'ın kendi nuraniyetinden ve ruhaniyetinden yarattığı Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem aynı mı? Biz aynı olarak kendimizce öyle görürüz. Her düzlemde hadisler ortaya çıkmaya ve Kur'an ayetleri inmeye sürekli devam ediyor mu ediyorsa bizlere inen Kur'an ve hadislerden farklı mı? Çok fazla farklı değil. Din İslam'dır. Selamun Aleyküm. Sohbette bahsettiğiniz yedi kat gök ve yedi kat yer açıklamasını yaparken Ademlerin en mükemmeli Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dediniz.
Yanlış hatırlıyorsam özür dilerim. Aklıma Allah Adem'i kendi suretinde yarattı. Alem'i de Adem suretinde yarattı. Hadisi geldi. Yaratılan her şeyin bir şeyden, hakikati Muhammed'den yaratıldığını sizden öğrendim. Alemler görüntü iddialı ile Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem midir? Onun ruhaniyeti ve nuraniyetidir. Zahiri görentisi de öyledir. Bir yakınımızın evladı geceleri uykudan uyanıp sürekli insan ve hayvan suretleri gördüğünü söylüyor. Ancak gece gözleri açık olarak annesine bak karşımda adam duruyor diyormuş. Anne sebebini soruyor. Hayırlı geceler.
Büyük bir ihtimalle o çocuk böyle bizim yakaza hali dediğimiz hali yaşıyor. Farkında değil veyahut da o çocuk böyle yavaş yavaş psikolojik olarak kaymaya başlamış. Dikkat etmekte fayda var. Çocuk kaç yaşında nedir ne değildir bunları bilmemiz lazım. Bazen çocuklar yaş itibariyle görmedikleri halde kendilerince de gördüğü olarak nintelendirebiliyorlar. Zaten bunlar beynin içerisinde olan şeyler. Dışarıda olan şeyler değil. İçerideki beynin içerisindeki olan şeyi dışarıda yansıma olarak görüyor o. Normalde dışarıdaymış gibi görüyor. Aslında o gerçekte beynin içerisinde olan şeyler. Selamünaleyküm. Oğlan çocuğunu okuttuk. Kızın zamanında örtü sorunu olduğu için okutmadık.
Bundan dolayı hakka girmiş olur muyuz? Evet. Evet. Ne yazık ki. Allah yardım etsin inşallah. Selamünaleyküm. Çocuklar ne zaman sünnet ettirmeyi önerirsiniz? Teşekkür ederim. Yani çocuklar 7 yaşına kadar sünnet olabilir. Şimdi insanlar duruma göre hareket ediyorlar. Yeni doğan erkek çocuğunu bile sünnet ettiriyorlar. Olur mu? Cevap olur. Ama yani normalde 7 yaşına kadar olması lazım. Karar aileler. Selamünaleyküm. Aile hamamına eş ve çocuğumuz ile gitmek uygun olur mu? Olur. Tesettüre riayet ederekten olur. Selamünaleyküm.
İşlediğim günahlar, hatalar, kusurlar yüzünden sanırım bazen içim sıkılıyor. Allah muhafaza eylesin. İnşallah imanımı nasıl muhafaza edeceğim diye endişe ediyorum. Ve hayatımı nasıl tamamlayacağım, iman üzerine mi öleceğim, günahkar mı endişesi var? Sorum şu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cennette müjdelediği sahabeler vardı. Bunun için düşündüğümde bu zamanda iman muhafaza için bir müjde var mı? Bu endişeden nasıl emin olunabilir? İnşallah doğru ifade edebildim. Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışırsan hiçbir sıkıntı olmaz inşallah. Mevlid gecesi sohbetiniz olacak mı? Böyle bir kafamdan gitti, geldi böyle bir şey. Ama kendimi şimdi mutatlaştırdım cumartesiden cumartesi diye.
Zannediyorum mevlid gecesi sohbet yapmayacağım. Selamün aleyküm. Bir sohbetinizde kelin sahibi var diye bir hikaye anlatmıştınız. Merak ediyorum. Allah'ın sevdiklerini zulmedenler böyle ibretlik olaylarla karşılaşmadan ölürler mi? Bilemeyiz kim neyle karşılaşır ama ya normalde kim zerrece şer isterse, şerri cezasız kalmaz. Kim zulmederse zulmü karşılıksız kalmayacak muhakkak. Bu dünya zalimlerin, bu dünya kafirlerin, gavurların şu an için hüküm sürdüğü bir dünya. Yani ne yazık ki bu dünya şu anda Müslümanların hüküm sürdüğü, müminlerin hüküm sürdüğü bir dünya değil. O yüzden gerçekten bu ayrı zamanın bu son diliminde nerede olursak olalım, hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, gerçekten Müslümanların durumu işler acısı.
Yani Müslümanlara herkes istediği gibi zulmediyor, Müslümanlara herkes istediği gibi hakaret ediyor, Müslümanlara herkes istediği gibi operasyon yapıyor. Müslümanların sahibi dünya üzerine görünür olarak yok. Sahipleri Allah. Eyvallah. Bir İslam devleti yok, bir İslam'ın halifeliği yok devletler bazında. O yüzden Müslüman halkların, Müslüman insanların hakkını, hukukunu savunacak bir merci yok. İslam'ın hukuku yok. Yok yani. Biz Allah'ımızla baş başayız. Bu bir taraftan iyi. Neden bir taraftan iyi? Zulme uğruyoruz, zulmeden değiliz, mazlumuz, zalim değiliz en azından. Bir de bu taraftan iyi. Ya zalim olsaydık ne olacaktı? Ya zalimler sınıfında olsaydık, zalimler safında olsaydık, Müslümanlara zulmeseydik o zaman ne olacaktı?
Ya elimize bir örneğin güç geçer, bir makam geçtiğinde Müslümanların lehine kullanmasaydık ne olacaktı? Bir de işin bu tarafı var. Ama muhakkak Allah zalimlerden hesap soracak. Muhakkak Allah zulmedenlerin hesabını dürecek, mazlumlara verecek. Bu Allah'a iman ettik sonuçta. O yüzden bu Hz. Muhammed-i Mustafa'dan itibaren yaşanmış, Adem'den itibaren yaşanmış. Yani iman edenler, gerçekten iman edenler, gerçekten eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammeden abduhu ve resuluhu diyenler, ne yazık ki bu dünyada rahat yüzü görmemişler. Hadis-i Şerif'te de dünya müminin zindanı diyor zaten. Dünya müminin zindanı ise bu zindanda yaşıyoruz hep beraber. Zulme uğrayan, kadre uğrayan, hakkı, hukuku katledilen, yok edilen Müslümanlar.
O yüzden baktığımız zaman her nereye bakarsan bak, Müslümanlar zulme uğruyor. Az önce de sohbette dedim ya, yani senin yanından, senin içinden çıkıyor. Bir makama gelince, dönüyor önce sana zulmediyor, dönüyor önce seninle uğraşıyor, dönüyor önce seni zayıflatmaya çalışıyor. Böyle bir şey var. Yani ne yazık ki Müslümanlar, müminim diyenler, belli bir makama, mevkiye gelince, mümin dışı yaşayanlara şirin görünmek için müminlere zulmediyorlar. Mümin dışı hareket eden insanlara şirin görünmek için bütün intikamlarını müminden alıyorlar. Yani şimdi arkadaşlar hayıflanıyorlar ya, toplanamıyoruz, işte zikrullah edemiyoruz, bir şey yapamıyoruz diye. Ufacık bir şey yapsanız hemen polis gelip basacak, hepinize cezayı basacak. Meyhaneleri basmıyor, barları basmıyor, gece kulüplerini basmıyor, pavyonları basmıyor.
Evet, soruyorum ben, oralara gidip gelen tanıdıklarım var. Polis geliyorum diyorum ben, ne polisi diyor adam. Yani diyorum mesela Bursa'da, diyorum ki ya restorana, meyhaneye gelip işte polis maskeydi, mesafeydi, ne maskesi, mesafesi ya diyor adam. Bitti. Ama siz otursanız, on kişi bir yerde sohbet etseniz, zikrullah yapsanız basıyor polis. Zaten ilk önce komşular şikayet ediyor, burada toplandılar diyor. Böyle. Bize İslam dışı yaşayan, İslam dışını savunan insanlar tatlı geliyor, cazip geliyor. Nasıl mümin isek biz, onlara şirin görünmek için taklatıyoruz.
Hadis-i Şerif'te var ya, siz onlara benzemek için, onlar diyor kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz. Yani Müslümanlar şunu bir şekilde halledemediler. Yani Müslüman olmayan kimselere şirin görünmek için dinlerinden, ahlaklarından, imanlarından taviz veriyorlar. Acı bir şey. Yani ülke olarak örneğin Avrupa Birliği'nin kapısında duruyoruz yıllardan beri. Onlar bize her türlü tacizi, tahkiri yapıyorlar. Biz illa ki Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye elimizden gelen bütün her şeyi yapıyoruz. Yani düşünebiliyor musunuz? Biz eşcinselliği serbest ettik, huşu serbest ettik, gayrimeşru bütün her şeyi serbest ettik. Ve İslami olan her şeyi yasakladık biz. Ve ülke olarak komple bütün haramlar serbest bizde.
Bütün haramlar serbest. Haram yaşamak istiyorsanız her şey serbest. Cuma'ya gidiyoruz camiye, camilerde öyle maske, mesafe var ki polis var camide. Evet, caminin bahçesinde polis, polis elbisesini giyiyor, geleni kontrol ediyor. Maskesi var mı, mesafe var mı diye.
Örnekliyorum şimdi bunu. Siz bir büyük restoranın kapısında polis gördünüz mü? Maske, mesafeyi kontrol eden. Siz bir AVM'nin içerisinde bir polis gördünüz mü? Büyük restoranlarda maske, mesafe bakan. Siz bir, örneğin gece kulübünün önünde, bir meyhanenin önünde polis gördünüz mü maske, mesafe diyen? Yok. Siz bir plajda maske, mesafe diyebildiniz mi? İnsanlar oluk oluk plajlara gittiler, yan yana, orada dip dibe yaz tatili yaptılar. Böyle iyiyiz ama. Bundan da böyle rahatsızlık duymuyoruz. Birisine Cuma ile alakalı bir şey oluyor. Ben diyor, pandemi var, Cuma'ya gitmiyorum o yüzden diyor.
Pandemi var, restorana gidiyor musun dedim. Baktı, pandemi var, alışveriş merkezine gidiyor musun dedim. Baktı, pandemi var dedim ya. Hiç mi böyle restorandır, kafedir, ondan sonra alışveriş merkezidir gitmedin? Sustu. Camiye gelince pandemi var dedim. Böyle. İnşallah sahibimiz Allah, o zulmeden zalimlerden intikamımızı alacak olan da Allah. O zulmedenlerden dönüp mahşer yerinde boğazından tutup ayağa kaldıracak olan da Allah. İnşallah. Allah'ımı yesin inşallah. Selamun Aleyküm. Emanet ve Ehliyet kitabının namaz bölümünde Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin rükkü halindeyken sırtını dümdüz tuttuğundan, hatta sırtına su dökülse dökülen suyun sırtından durduğundan bahsediliyor.
Bir de eğildiğinde ellerini, dizlerinin üzerine koyup parmaklarını açtığından bahsediyorlar. Bu hükümler erkekler için mi geçerli yoksa kadınlar da namazlarını bu şekilde yapabilirler mi? Kadınlar da yapabilirler. Selamun Aleyküm. İlkokula yeni başlayan çocuğum var daha bir haftadayken ve iki gün gidiyorlar. Arayıp çocuğunuz hiçbir şey anlamıyor diyor. Evde de randıvanla çalışamıyoruz. İki küçük daha var. Eşim Süleymancıların okuluna verelim diyor. Ne buyurursunuz zihin açıklığı için? Hangi dua edelim? Allah razı olsun. Allah mu'ininiz olsun inşallah. Siz çocuklarınızı dizinizin dibinden ayırmamaya gayret edin. Uğraşın inşallah. Çocuklarınızı eğitin gidin öğretmenleriyle konuşun.
Yani normalde hiçbir şey anlamıyor diyorlarsa anlatacak orada. Onun vazifesi o. Yani bir çocuk için normalde bir öğretmenin bu hiçbir şey anlamıyor demesi onun işten kaçması. Milli eğitime şikayet edin. Müdürüne şikayet edin. Bu çocuğumuzla ilgilenmiyor deyin. Evet. Öğretmenler öğretmenliklerini dosdoğru yapsınlar. Allah bizi affetsin inşallah. Ben dokuz yaşındayım. Her gece kötü rüyalar görüyorum. Ne yapmam gerekir? La ilahe illallah. Diyerekten yat inşallah.
Selamun aleyküm. Rüyada karabaş veli tekkesinde sema yapılan yerde ayakta duruyorum. 20-25 yaş arasında erkek çocukları beyaz teli nureli siyah cüpheleriyle kapının sol kanıdına içeri giriyorlar. Merdivenlerin oraya doğru oturuyordular.
Uyandıktan sonra uykuya dalıp aynı rüyayı tekrar gördüm. Bu rüyanın hikmeti nedir? Burada yazacağım şeyler var. Sizinle yüz yüze konuşabilir miyiz? Allah'a yazamayacağım şeyler var. Sizinle yüz yüze konuşabilir miyiz? Allah'a emanet olun. Allah razı olsun. Sizler de Allah'a emanet olun. İnşallah. Umum iyi etsin inşallah. Yüz yüze görüşebiliriz, konuşabilirsiniz. Nerede oturuyorsunuz bilmiyorum ama her perşembe Mursa'da büroda arkadaşlar geldiklerinde görüşüyoruz inşallah. Selamun aleyküm. Sizi izlerken adeta zaman zaman evimizin içinde sohbet ediyorsunuz gibi geliyor. Bu sizin tabirinizce psikolojik bir durum olur.
Hayırlı akşamlar. Yok psikolojik değildir inşallah ya. Allah iyisin inşallah. Gün geçtikçe daha da bilgi öğrendikçe kendimi daha da kötüye gittiğimi hissediyorum. Öğrendikçe güven hissedeceğimi zayıf hissediyorum kendimi. İrşad ne demektir? Bir kimsenin Kur'an ve sünnet yolunu öğrenmek ve öğretmektir. Keyf suresi 110. ayetteki ben yalnız bir beşerim ancak bana sizin ilahınızın zinciri tek bir ilah olduğunu vahiy ediyor. Onun için kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse salih amel işlesin. Rabbinin yaptığı ibadete hiçbir şirk karıştırmasın diyor. İbadete şirk nasıl karışır?
Allah için değil de işte nefsi için, şu için, bu için, onun için, bunun için yapılan bütün ibadetlerin içerisine şirk karışmış olur. Selamun Aleyküm. Yarın akşam Ankara'ya doktora gidiyorum. Sağ kalçama protez takılmıştı. Şimdi sol kalçamda protez takılacak gibi dua edermişsiniz. Allah yardımcınız olsun. Rabbim hayırlı şifa versin. Cenab-ı Hak korusun. Cenab-ı Hak muhafaza etsin. İnşallah. Allah hayırlı şifa versin. İnşallah. Selamun Aleyküm. Gusül abdestinde iğne ucu kadar doğru mu? Lütfen cevapla. Hocam sorumuzu neden cevap vermiyorsun?
Ben 16 yaşındayım. İsmim Hüseyin. Gusül abdestinde iğne ucu kadar doğru mu? Selamun Aleyküm. Gusül abdestinde iğne ucu kadar doğru mu? Gusül abdestinde iğne ucu kadar doğru mu? Selamun Aleyküm gusül abdestinde iğne ucu kadar doğru mu? İğne ucu kadar tabiri yani gusül abdestinde hiçbir yanının kasıtlı olarak su değmemiş olması lazım. Hanefilere göre gusülün farzı iki, ağızda burnuna su vermek, bütün vücudu yıkamak veya bütün vücuda su değmesi. Gusülün farzı tekrar söylüyorum. İki, ağızda burnuna su verip çalkalamak ve bütün vücudu su değecek şekilde yıkamak. Kasıtlı bir yere baktınız işte kolunuzda veya bir yerinizde su değmemiş. Hemen tekrar oraya bir su değdirebilirsiniz.
Böylece mesele bitmiş olur. Siz normalde gusül etmek için niyet ettiniz, girdiniz, gusül ettiniz, çıktınız. İşte beş saat sonra ya benim kulağımın arkasına su değdi miydi, değmedi mi dediğinizde bu vesvese oluyor. O yüzden normalde gusül ettiniz, her yerinize su değdiğinize inandınız. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam, gusülünüz gusül. Selamun Aleyküm. Bir, evlenmek isteyenler karşı tarafta nelere dikkat etmeliler, açıklar mısınız? Kur'an ve sünnete göre bir nikah dört şey için yapılır. Bir dini için, iki malı için, üç zenginliği için, pardon, iki, üç zenginliği malı için, dört neseb için siz dindar olanı seçiniz der. O yüzden evlenmek isteyenler karşısında bir kimsenin hayat felsefesi girer, inancı girer.
Bir kimse için işte dindar olması, yani güzel ahlaklı olması yeterlidir. Kız, erkek önemli değil, onun için evlenebilir. Birisi malı için evlenebilir. Birisi kadının güzelliği, erkeğin yakışıklılığı için evlenebilir. Birisi örneğin işte çok sülalesi, meşhur bir sülale. Seyiddir, şeriftir veyahut da işte şeyhtir, üstattır ondan sonra. O yüzden evlenir. Bunlar normalde insanların bakış açısıyla alakalı. O yüzden yani kadının aradığı şeyler farklı olabilir. Erkeğin aradığı farklı şeyler olabilir. Burada biz isim olmadığından bu soruyu yazan kadın mı, erkek mi bilemediğimizden, o yüzden orta yere karışık gibi yapıyoruz şimdi. Yani kadın erkek tanımlaması yapamadığımızdan dolayı, yani o kimsenin genel olarak konuşuruz.
O yüzden eğer evlenmek isteyen kimse, erkek ise karşıdaki bayanda, yani ahlak, siz dindar olanı seçiniz dediği için, yani önce onun dindarlığını, ahlakını, emir çünkü bu, siz dindar olanı seçiniz diyor. Bu emir sigası, o yüzden erkek de kadın da önce birinci derecede onun dindarlığını aramalı. Yani ahlakı güzel mi, ibadetlerini yerine getiriyor mu, filan bununla alakalı. Yani insanlar şimdi dindarlık aramıyorlar birinci derecede, sonra da bir bakıyorlar ki ortalık karman çorman oluyor. Bence bir evlenecek olan kadınsa, karşıdaki erkekten birinci derecede dindarlık aramalı, iyi ahlak sahibi olsun. Sonra diğer şeyler, insanların ölçütleri, sıralamaları farklı olabilir. Bir bayansa, o yüzden o bayanda karşı erkekse, bayanda da dindarlık arayacak.
Bayansa erkekte dindarlık arayacak. Geri kalanlar sonra ailelerin veyahut da insanların hayat felsefesiyle alakalı şeyler. İki, bir sohbetinizde evleneceğimiz kişiyi araştırmamız gerektiğini söylemiştiniz. Bu araştırmayı nasıl yapabiliriz? Her türlü araştırılabilir. Yani o kimse, erkekse mesela, işte babası, annesi, amcaları, dayıları, bir iş yapıyorsa, iş çevresi, etrafa araştırılabilir. Bir kızsa, işte annesi, babası, kardeşleri, teyzeleri, halaları, sülaleleri araştırılabilir. Bu araştırma esnasında örneğin o kimsenin rahatsızlıkları var mı? Ailenin rahatsızlıkları var mı? Bunlar araştırılabilir. Böyle baktığımızda o zaman araştırılacak çok şey var. Ama araştırılmalı mı?
Bugün topluma baktığımızda evet araştırılmalı. Bence araştırılmalı. Ve evlilik iki kişiden oluşmuyor. Sonuçta aileler geliyor. Kızın annesi, babası, kardeşleri, teyzeleri, nineleri, halaları, dayıları, teyze bir sürü. Erkek de içinde aynı. Ve bunlar böyle ne kadar şehir toplumu olursak olalım, biz böyle bayramda, seyranda, düğünde, oyunda, bunda hepsi bir araya geliyor. Hatta bazen daha sıkça bir araya geliyor. İnsanların ahlakları, bakış açıları, standartları hep önem arz ediyor. Dikkat etmekte fayda var. Üç kişiyi yüzüne karşı met etmek doğru değil dediniz. Takdir etmekte aynı şey midir? Aynı şey değilse de ne ölçüde takdir etmeliyiz? Teşekkür edebilir. Hani bir kimse karşısındaki kimseye teşekkür, Allah'a teşekkür denmiş.
Teşekkür ederiz, Allah razı olsun deriz, dua ederiz. Bu kadar. Ama yani böyle işte sen şöyle bir iyi insansın, sen böyle bir şöylesin, küçük işte dağlar. Senin yüzün sürmetin ayakta duruyor. Bunlar doğru şeyler değil. Siz bir sohbetinizde kişinin ailesinde delilik var mı gibi birkaç şey sıralamıştırız. Bunlara dikkat edilmesi gerektiğini söylemiştiniz. Onları tekrar söyleyebilir misiniz? Normalde varsa ailede kronik rahatsızlıklar, evet bunların araştırılması lazım. Delilik gibi. Hani eskiler hadis herifte delilik ve cüzdamı koymuşlar. Demek ki önceden cüzdam ve delili araştırmak gerekiyormuş. Şimdi de psikolojik problemler olanlar var. İşte böyle değişik genetiksel hastalığı olanlar var.
Mesela bir aile böyle hep hasta, hep hasta, hep hasta. Onların çocukları da hep hasta oluyor. Hep sinirli, hepsi de sinirli. Onların çocukları da sinirli oluyor. Araştırmakta fayda var. Selamun Aleyküm. Rüyamda benim kullanacak olduğum bir araca bindiğinizi gördüm. Yanınızda iki kişi daha vardı. Tanımadığım başka kişiyi hatırlamıyorum. Anlatmakta geç kaldım. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Allah yardımcı olsun. Cenab-ı Hak muhinin olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Hayırlı gecelerimiz olsun. Yaklaşık 10 ay evvel görmüş olduğum rüyada kendimi Mekke'de, Kabe'ye karşı başıma namaz kılarken gördüm. Tek başıma namaz kılarken gördüm. Daha sonra pandemi süreci başladı ve Kabe'ye girişler yasaklandı.
Kabe boşaltıldı ve televizyon izlediğinde aynısını gördüm. Bu neye işareti olabilir? Olacak olan şeyi görmüşsün inşallah. Cenab-ı Allah bir insanın suretinde gördüm. Cenab-ı Allah'ı bir insan suretinde gördüm. Eyvah! Gene kıyamet kopacak bak. Gene nasıl Allah bir insan suretinde görünür deyip, Bursa müftüsü ve gazetecileri ve bütün sosyal medya ayağa kalkacak şimdi. Tehlikeli şeyler bunlar. Çünkü bunlar cahil insanlar. Bilmiyorlar Allah rüyada insan suretinde de görünebilir hadis-i şerifini ve bu konudaki İmam Maturidin'in olsun, İmam Nesefi'nin olsun, bunun bu meseledeki iştihatları da bilmiyorlar. Bunlar bu konunun cahilleri. O yüzden bunlar tehlikeli konular. Allah'ı insan suretinde gördüm.
Allah'ım ben bu kadar güzel ve iyi şeyler için mücadele ederken insanlar neden böyle yapıyorlar dedim. Evladım sen doğru yapıyorsun diyerek gitti. Aramızda 10 metre mesafe var. Uyandıktan sonra içime su serpildi. Rahatladım. Bu rahatlığım devam ediyor. Sen ne düşünüyorsunuz? Hız, aman sakın ha. Bu kadar rahat olma. İbadetlerini yap. Kur'an ve sünnete sımsık yapış inşallah. Allah mubarek eylesin. Selamun aleyküm. Şu anda cennet cehennem yaşanıyor mu? Yaşanıyor ise bizim şu an yaşadığımız nedir? Cennet cehennem yaşıyor. Biz şu anda dünya perdesinde yaşıyoruz. Selamun aleyküm. Ben 12 yaşındayım. Adım Muhammed Demir Barut. Aklıma böyle bir soru geldi.
Haşa Allah'ın bize ihtiyacı var mı da bizi yarattı? Çoğu hoca ressam, tablo örneği verdi. Birini ispatlamak istiyorsa kime ispatlamak istiyor? Yani Cenab-ı Hakk'ın Allah'lığını kim anlayacak? Hiç kimse anlamazsa Allah'lığının bir anlamı olmaz. Hocam kendimi sağlı sollu iki tane meleğin koltuk altından kaldırıldığını gördüm. Rüyada değildim. Sol tarafımda kumluk, sağ tarafımda mezarlık diye istifra etmek için çöktüm. Sağımda bir insan boyu iki melek kanadı belirdi. Tüyleri balık pulu gibi, aydınger kağıdı gibi şeffaf idi. Yusufçuk böceğinin kağıdı gibiydi. Koltuk altlarından tutarak beni ayaklarımın üstüne diktiler ve kayboldular. Bu duruma nasıl bir açıklık getirirseniz?
Bu durumlara açıklık gelmez canım kardeşim benim. Allah mübarek eylesin deriz çıkarız işin içinden. Selamun aleyküm. Dünya yüzeyinde hep doğuya gidersek başladığımız noktaya geri döneriz. Dünya yüzeyinden kurtulabilmek için doğu, batı, kuzey, güney yönünde değil iki boyutlu yüzeyde dik üçüncü boyutta. Yani yukarıya hareket etmek gerekir. Yani bunu böyle söylüyorlar. Bunun böyle olduğuna inanmıyorum. Hep doğuya gidersen aynı noktaya gelmezsin. Kuantum fiziği.
Hiçbir zaman hiçbir harekette aynı sonucu almazsın. Beyin olarak onu öyle algılarsın ama öyle değildir. Beynimiz aldatıyor bizi. Yani bir geldin aynı yörüngeden aynı yörüngede bir daha gelirsen aynı yeri bulamayabilirsin. Bulmazsın zaten. Bakın bulmazsın. Bu şey sizin daha önceki matematikçilerin işte Newton'un matematiği bu. Geçti bitti bunlar. Bunun gibi içinde bulunduğumuz uzay zaman içinde ne kadar gidersek gidelim dört boyutlu uzay zamanı içerisinden çıkmamız mümkün değil.
Ancak dört boyuta dik beşinci boyuta hareket edebilirsek bu mümkün olabilir. Beşinci boyuttan kurtulabilmek için benzer şekilde bu beş boyuta da dik altıncı boyuta hareket etmek gerekir. Bu şekilde olayı devam ettirebiliriz. Dördüncü boyuttaki bir varlık beşinci boyuttaki olayları algılayamaz. Fakat beşinci boyuttaki varlık dördüncü boyuttaki olayları algılayabilir. Benzer şekilde altıncı boyut beşinci boyuttaki olanları algılayabilir. Uzay araçlarının ne kadar gelişirse gelişsin uzay zamanı içerisinden çıkamayacağı için bizim bu semalara ulaşmamız mümkün değildir. Birinci kat sema, ikinci kat sema, üçüncü kat semayı bu şekilde düşünmek yanlış olur mu? Hayır. Üçüncü kat sema, ikinci kat semadaki olaylara şahit olabilir ama dördüncü kat semaya şahit olması pek mümkün değildir şeklinde düşünmek doğru mudur?
Evet. Kusura bakmayın uzun oldu. Estağfurullah. Hiç sıkıntı yok. Etrafımızda dinden uzaklaşıp açıkça haram işleyenlere karşı nasıl nasihat edilmelidir? Geceniz muharek olsun. Mümkün olan dil ve hareketlerle tatlı bir şekilde inşallah yavaş yavaş nasihat edeceğiz. Çaresi yok. Sigarayı bırakmak istiyorum. Selamünaleyküm sigarayı bırakmak istiyorum. Bana dua eder misiniz? Yapılacak bir şey var mı? Tavsiyeniz nedir? Elinizden öperim. Delhal bırak. Şimdi de ki ya Rabbi ben sigarayı bıraktım. Tövbe ettim. Bir daha hiç içmeyeceğim. Söz veriyorum sana de. Selamünaleyküm hocam.
Ben yirmi dokuz yaşında dulum. Annem de dulu. Birlikte. Özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Ben yirmi dokuz yaşında dulum. Annem de dulu. Birlikte yaşıyoruz. Ben TOKİ'ye başvurdum. Bir artı bir daire için. Peşinatı ödemek için faizsiz kredi çekeceğim eğer çıkarsa. Dullar faiz ödemiyormuş. Bu ev helal olur mu? Evet. TOKİ işlerini tam bilmiyoruz daha. Sen müracaat et. Al inşallah evine. Bir de hocam ben babamla görüşmüyorum. Bana çok zararı dokundu. Ahlaka düzelsin diye dua ediyorum. Kardeşlerimle konuşmuyor onunla. Tek başına kaldı. Bazen haline üzülüyorum ama görmek istemiyorum.
Sadece dua etmem yeterli mi? Günah işlemiş olur muyum? Görüşmek sağlığımı olumsuz etkiliyor. Büyü falan yapıyor. Korkuyorum. Büyü yapıyorsa görüşmeyebilirsin. Eğer büyü yapıyorsa gerçekten. Ama öbür türlü. Yani insanın annesiyle babasıyla görüşsün daha iyi olur. Görüşmesi hoş. Allah muhennin olsun. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Selamun aleyküm hocam. Sohbetlerinize katılmak için rüyamda sizi görmek niyetine dua edip uyudum. Rüyamda Ümre'den döndüğümü arkadaşımla konuşuyorum. Çantama baktım. Tesbihim yok.
Ümre'de tanıştığım kişi mi acaba tesbihimi aldı diye düşündüm. Sonra dedim Allah'ın evinden geldik. Çalmamıştır. Almışsa da yanlışlık da almıştır. Dedim uyandım. Devam edeceksiniz. Rüyada Allahümme sallallâ seyyidine Muhammed ve alâ seyyidine Muhammed ve sahbihi vesellim demenin anlamı nedir? Salat-u selam getireceksiniz. İlla ki bunun normalde anlam aramayın. Yani bu normalde bir salat-u selam eksikliğinden olur. İki salat-u selamın devamiyetinden olur. Üç, gerçekten gündüz böyle iyi salat-u selam çekmişsinizdir. Rüyanızda da salat-u selam çekiyorsunuzdur. Ben böyle tevil ediyorum, yorumluyorum üçüncü şekilde. Ondandır. Devam edin. Mutlak kader ve muğlak kader nedir?
Kader kaderdir. Ama kimisi mutlaktır, kimi muğlaktır. Biz öyle bakmayız. Kaderin var olduğunu iman eder çıkarız. Ben sizi hal olarak gördüm. Evime geldiniz. Bana la ilahe illallah de dediniz. De o zaman. La ilahe illallah'a devam et. Selamun aleyküm. Bir yakınımın sorusu. Yıllardır eşiyle geçimsiz. Beş yıldır ayrı yatıyor eşi. Dışarıda kadınlarla dolaşıyorum. Hayatımı yaşıyorum. Şimdi hala yapıyorum demiş. Eşi bunun günahı senin. Allah sana soracak bunun hesabını. Sen durmadan evde dur. Çocukların başını bekle. Namaz kıl. Boşa hepsi demiş. Eşi o da çok korktuğunu Allah biliyor.
Hiçbir ihtiyacım karşılamıyor. Eve ekmek bile getirmiyor. Şimdiye kadar annem babam destekti. Onlar da öldü. Şimdi ayakta ayakkabım yok. Market ne bilmem. Bir de ben hiç onun cinsel olarak hiç hayır demedim. Ve hiçbir üzülmüne de ses çıkarmadım. Allah onun yaptığını bana mı soracak? Sorun bu Allah razı olsun. Duanızı beklerim demiş. Normalde bir kadın kadınlığına devam ediyorsa. Kadınlığına devam ettiği halde adam onu böyle davrandıysa. Neden Allah onun hesabını kadından sorsun ki? Yok doğru değil. Selamun Aleyküm. Bazen umutsuzluğe kapılıyorum. Ne yapsan öleceğiz hiçbir şeyin anlamı yok diyorum.
Sevdiklerime bir şey olacak diye çok korkuyorum. İbadetlerimin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bu durum beni çok mutsuz ediyor. Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Nefesimiz varken yapabilecek olduğumuz her şeyi yapmaya gayret ederiz. Evet ne yaparsan yap her şey bir gün son bulacak. Ama biz arkaya böyle bir hoş seda bırakalım. Eşimize hoş seda bırakalım. Çocuklarımıza hoş seda bırakalım. Annemize, babamıza, kardeşlerimize, etrafımıza hoş sedalar bırakalım. İyilikler yapalım, güzellikler yapalım. Faydalı olmaya gayret edelim. İnşallah. Mutlu, mesut bir dünya hayatı yaşayalım. Ve insanlara iyilik yaparak da mutluluk ve mesutluğumuzu arttıralım inşallah.
Efendim bir arkadaşla tartışma konusu şu anda çıktı. Burunla dalga geçmek ve küfür etme çok günah olduğunu biliriz büyüklerimizin öğretti. Estetik buruna çok günah olduğunu, burnumuz en zor yaratılan organ olduğunu biliriz doğru mudur? Haşa, tabii ki Rabbime zorluk yok hiçbir şekilde ama duyduğumuz üzerine sormak istedim. İnsanların uzuvlarıyla alay etmek, evet günahı kebair. İnsanlarla alay etmek, dalga geçmek de günahı kebair. Küfür etmek de günahı kebair. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler. Ve Aleyküm Selam. Selamun Aleyküm, Kozluören Köyü'nden Hacı Anne ile birlikte hepimizin selamı var.
Ve Aleyküm Selam. Şeytan Allah'a meydan okuyup secde etmiyor ve yine meydan okuyarak bizi yolumuzdan saptırıyor. Allah şeytanın bu tavrından dolayı neden cezalandırmıyor, bize musallat olmasına izin veriyor. İmtihanın sırrı olarak görüyorum ben. İki duruma bu yönden bakınca cennet cehennemde şeytan olması olmazdı gibi bir algıya kapılıyorum. Ya da günah sevap imtihan olmazdı diye düşünüyorum. Bu düşüncem ne kadar doğru. Herkes her şeyi düşünebilir. Ben hiç onlara bağlamıyorum. Şeytanla sesli kavga etmek mantıksızlık mı? Ona bu şekilde kavga yerine ibadetle meydana okumak yeterli mi? Yani oturup şeytanla kavga edebilirsin. Yani gül diyorum kusura bakmayın.
Eğer öyle bir halin var ise şeytanı da görüyorsan oturup şeytanla kavga edebilirsin. Ama seni aldatıp kandırmasın. Dikkat et. Merak ediyorum bizler ayağını sabit etti Allah'ı gördük mü? Bilmiyorum. Sen gördün mü görmedin mi? Ve sevdiklerimizden ayrılmak oradan kalma bir miras mı? Ben ayrıldığımı düşünmüyorum. Seven sevdiği iledir demiş hadis-i şerif. O yüzden gerçekten seviyorsa bir kimse sevdikleri iledir. Psikolojik ilaç kullanan biri ilaçlardan dolayı duyguları bastırılıyorsa, hissetme yetişiyor ki ise kalbini çalıştırmak ve hissetmenin yolu zikirden mi geçiyor? Bence bütün her şey zikirden geçiyor. Allah razı olsun demiş bir kardeş.
Allah senden de razı olsun inşallah. Efendim kime yazdıralım Fatiha-i Şifa için önünebileceğiniz isim rica ederim. Bilmiyorum ki kim yazabilir, kim yazmaz. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamünaleyküm. Ben ailemin olduğu şehirden farklı bir şehirde kalıyorum ve çalıştığım parayla geçiniyorum. Özel bir sektörde branş öğretmeniyim. Sabah 10, akşam 19.30 arası çalışıyorum ve verdiği maaş ise askeri ücret. İkinci aydan sonra sigorta yapacağız dedi. Şu an sigortam yok. İkinci ayım henüz yeni bitti. Atanmak istiyorum ve bunun için de KPSS'ye ciddi anlamda çalışmam gerekiyor.
İşi olduğu için KPSS'ye çalışmam zor oluyor. Ne gibi bir yol izleyebilirim? İşten çıkmam doğru olur mu? Ya da müdürle görüşüp ikinci öğretmen almasını mı isteyeyim? Kalıp aynı zamanda ders mi çalışayım bilmiyorum nasıl bir yol izlemem doğru olur. Cevabınız için teşekkür ederim. Bunlar hep böyle kendinizle alakalı karar verileceğiniz şeyler. Aile bu konuda size destek verir mi, vermez mi? KPSS'ye çalışmak için ayrı bir zaman dilimi mi lazım? O zaman dilimini oluşturabilir misiniz? Bu çalışma şartların normalde çok ağır değil, çok hafif de değil. Günlük üç saat, dört saat ilave çalışmayla KPSS'ye hazırlanabilirsin. Bunlara normalde kendince hükmeteceksiniz.
Selamünaleyküm İstanbul'dan yazıyorum, evliyim, çocuklarım var, eşimle çok cüktü sıkıntılarım var. Bana karşı son derece sevgisiz, çok ağır hakaretler söylemekte ayrılmak istiyorum. Ama buna bile korkutarak engel olmak istiyorum. Çok zordayım, bana bir yol gösterir misiniz? Yazamadıklarım da var, çok tardayım. Allah için bir yol. Allah yardımcın olsun. Yani bu konuda ailene, ailenden bir destek alabilirsin. Ondan sonra ailenle yol yürüyebilirsin. Bu konuda böyle erkek misin, bayan mısın? Bu da yazılmamış ya. Burada erkeklerin izleyici yol ayrı olur.
Kadınların izleyici yol ayrı olur. Burada böyle bir erkek veya işte bayan olarak bir şey belirtilmediğinden fazla söyleyebileceğim bir şey yok. Selamünaleyküm. Eskiden haklı, haksız çok konuşurdum. Artık normalde de konuşmak istemiyorum. Sürekli Allah'la konuşmayı seviyorum. Sizce bu normal midir? Harika. Allah'la konuşmak sikrullah'tır. Devam et sikrullah. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Size rüyalarımıza özelden mesaj atarken selam verip direkt rüyamı mı yazmalıyız? Öyle yapınca kendimi garipsiyorum ama gereksiz kelime kullanıp sizi meşgul etmek de istemiyorum. Edebi nedir? Selamünaleyküm. Gir konuya.
İnsan çift karakterli olabilir mi? Çok karakterli de olabilir. Kimi zaman çok önemsediğin şeyleri kimi zaman hiç umursamıyor oluyorum. Bu döngüyü kıramıyorum. İkisi de benim aslında ama işin içinden çıkamıyorum. Ne işin içinden çıkmak için uğraşıyorsun ki? Hayatı olduğu gibi yaşayalım. İnsan kahveli olacak. Kahveli olacak ya. Makine değiliz ki. Selamünaleyküm. Ben 13 yaşında ders almıştım. Sizin dersimin 33 olarak çekmemi söylemiştiniz. Şimdi onun da teşhime girdim. 33 olarak devam mı edeceğim? Evet. Gelibolu'dan sevgiler, selamlar ve aleyküm selam. Gelibolu'da pazar gün program var.
Herkes pazar gün Gelibolu'daki programa katılmaya gayret etsin. İşe olmaya müsait olan kardeşler, Gelibolu programına katılabilirsiniz. Tabii Covid tedbirlerini de unutmadan. Hayırlı geceler, sufi, Allah'tan dünyalık ister mi ister, ne istemesin. Bir de şu Covid'den iğne ucu kadar dahi olsa korkmadım ve önemsemedim. Önemsemedim çoğunun bunu önemsemesine karşın benim takmamımın problem mi? Başlar hayatından memnunsan devam et, hiçbir problem yok. Kurumak üzere dışarı asılmış çamaşırları gece dışarıda bırakmakta dinen bir beis var mı? Al bakalım işte.
Vay maşallah subhanallah. Allah iyi etsin inşallah. Bir beis yok canım kardeşim sonuçta çamaşır ya. Bir derviş rüyasında ilginç bir şeyler gördüğü zaman. Mesela kuş uçtuk köpek ısırdı gibi. Önemsiz görüp şeyhinin vaktini almamak için merakından kendince İmam Nablusi ve İbni Arabi gibi ya tabir kitabına bakmasa edepsizlik olur mu? Bakabilir ne olacak ya? Sıkıntı değil. Namaz mümini miracıdır diyor hadis-i şeritte. Peki miracı yaşamayanın namazı eksik midir? Biz namazımızı dostları kılmaya gayret edelim.
Namazımızı kılalım. İnşallah Cenab-ı Hak namazımızı mirac eder. Selamun Aleyküm. Ben rüyalarımda hep yaşayacaklarımı görüyorum ve de yaşıyorum. Ben adlandıramıyorum. Fakat Rabbime çok dualar ediyorum. Elhamdülillah. Ne kadar güzel. Benim yetim bir kızım var. Kendim de engelliyim. Hep bir yuva kurmak istedim. Nasip olmadı. Rabbim diyorum vakti vardır, zamanı gelince diyorum. Nasibimi anlayabilir mi? Anlayabilir. İnşallah Cenab-ı Hak nasip etsin hayırlısıyla. Cenab-ı Hak inşallah size hayırlı bir nasip versin. Rabbim yardımcınız olsun inşallah. İlim öğretiniz, kimsenin hakkını gözetiniz.
Ve namazı nasıl kılındığını size öğretenin de hukukuna riayet ediniz. Bunlar kıyamet gününde. Bundan sorumlusunuz diyor. Kütüb-i sitede ne demek istediğini anlayamadım. Yani normalde ilim öğrettiğin bir kimsenin hakkını gözet. Yani ona bildiğin bir şeyi saklama. Ona lazım olan bilgiyi aktar. Namazı nasıl kıldığını size öğretenin de hukukuna riayet et. Birisi normalde sana namazı öğrettiyse onun da hukukuna riayet et. Namazını da dosdoğru kıl. Evliya Allah'tan bazıları Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile görüşüp hadis rivayet ettikleri şeyleri baz alabilir miyiz? Mesela bugün okuduğum bir kitapta Seyider Kudemi isimli bir zat rüyada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ben sizden vasıtasız bir hadis rivayet etmek istiyorum deyince Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona ben sana üç hadis bildirim.
Birincisi insanın ağzında yemen kahvesinin kokusu bulunduğu sürece melekler onun için istiğfar eder. İkincisi her kim Allah'ı zikretmek için bir tesbih edilirse o tesbih ile zikir yapsa da yapmasa da Allah'ı çok zikredenlerden yazılır. Üçüncüsü her kim diri veya ölü bir Allah dostunun huzurunda bulunsa sanki her tarafı ilimle, her tarafı lime lime dökülünceye kadar yeryüzünün bütün köşelerinde Allah'a ibadet etmiş gibi olur. Bu olayı veya bunun gibi salih kimselerin Efendimiz'den duyduğu sözleri kabul edip uygulamakta bir beis var mıdır? Bir beis yok ama bunlardan ilim çıkmaz bir başkasına. Bu gören kimseyi bağlar daha fazla. Örneğin ben kendim görürsem beni bağlar. Ben çok güvendiğim, inandığım, işte üstadım böyle bir şey derse beni bağlar.
Ben kendimi de o konuda bağlamış görürüm. Ama normalde bu zamanda benim nazarımda biz Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışalım. Kur'an ve Sünnet bize yeterli bence. Kırklar elinden Recep. Hayırlı akşamlar hocam Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Allah'a emanet olun. Allah razı olsun. Recep kardeş işin gücü razı gelsin. Selamun Aleyküm. Rüyamda Fatiha-i Şerif'i makamıyla okuduğumu gördüm. Allah mübarek eylesin. Fatiha-i Şerif'e lütuftur, ikramdır, ihsandır, hidayettir. Dört kitabın manasıdır. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Bulgaristan'dan selamlar ve Aleyküm selam. Seven sevdiğiyle beraberdir hadisiyle ilgili bir soru mu olacaktı?
Seven sevdiğiyle beraber olacaksa eğer bu dünyada da bizim sevdiğimiz fakat bizi seven kişiler de bizlerle mi olacak? Evet, seven sevdiğiyle'dir her daim. Hadis-i Şerif sabit. Selamun Aleyküm. Gelibolu'daki program yarın mı? Evet. Selamun Aleyküm. Yarınki Gelibolu programına siz de teşrif edecek misiniz? Şahıs, perest değiliz. Selamun Aleyküm. Ayan-ı Sabit'e nedir? Açıklar mısınız? Ya Muhyiddin İbn-i Arabes Ayan-ı Sabit'i açıklaması için koca bir cilt yazmış. Biz nerede bunu normalde açıklayabilir misiniz dediğinizde hemen açıklayalım. İnşallah.
Alacağınız olsun. Açıklayalım müsait bir zamanda. Biraz önce cevaplamıştınız. İstanbul'dan yazıyorum. Eksik yazmışım. Ben beyanım, evliyim ve çocuklarım var. Şimdi çok ciddi sıkıntılarım var. Bu konuda bir bayansanız, eğer ailenizde büyük varsa, baba gibi, büyük abi, dayı, amca gibi bunlarla hareket edebilirsiniz. Eşinizle bunlar konuşabilir.
Çünkü Kur'an'a göre anlaşmazlık olursa bir hakeme, aile büyüklerine gidebilirsiniz der. O yüzden aile büyüklerinizi devreye katabilirsiniz. İşte babanızı, ne bileyim amcanızı, dayınızı devreye katabilirsiniz. Bununla alakalı eğer ki eşinizin büyükleri varsa, annesi, babası, amcası, dayısı gibi onlar da gidip problemi çözmek için onlarla da irtibata girebilirsiniz. Böyle bir zamanda böyle işte korkutaraktan engel olma bunlar boş şeyler. O yüzden önce eşinizle konuşun, halledemiyorsanız kendi aileniz devreye girsin, erkeğin ailesi devreye girsin. Bir şekilde konuşmaya gayret edin inşallah. Gelip yolu programın saat kaçtı yapılacak? Her zamanki saatinde inşallah. Allah'ım o ineniz olsun, Allah'a yardımcınız olsun.
Sorularınız bitti. O yüzden Rabbim nasip eder, Rabbim inşallah gösterirse bu önümüzdeki cumartesiye eğer gidersek yokuz, gidemezsek buradayız. Gidersek bir dahaki cumartesi buradayız inşallah. Hakkınızı helal edin, geceniz hayır olsun. Cenab-ı Hak cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed'i korusun. Bizleri ve sizleri de cümlemizi Kuran ve sünnete sımsıkı yapışanlardan eylesin inşallah. Eftali zikir fâleven nehu, la ilahe illa ilahe illa selamat. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. Allah'a emanet olun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.