Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 17 Ekim 2026 · 1:13:53
Euzü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftare zikrifâre venlâhu La Esselamun aleyküm Allah gecenizi hayırlı eylesin Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin Cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin
Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve tebliğ eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara haksızlık yapan var ise, nerede Müslümanlara adaletsizlik yapan var ise, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, parasına, topraklarına tecavüz eden var ise, Cenab-ı Hak hepsini de kahri perişan eylesin. Hepsini yerle yeksan eylesin. İslam düşmanlarını yerle yeksan eylesin. İsrail'i yerle yeksan eylesin. Çin'i yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan'ı, Filistin'e ve neonimadde dünyanın herhangi bir yerinde haksızlığa uğramış, zulme uğramış bütün Müslümanların Cenab-ı Hak onların hepsini de özgürlüklerine kavuştursun. Rabbim cümlemize af-maf-fret eylesin.
Cümlemize hak ve hakikati gösterdiklerinden eylesin. Cümlemizin kalbine ilham eylesin. Gönlümüzü nuruyla nurlandırsın. Dilimizi her daim zikrullahıyla ıslandırsın. Her daim cümlemizi af-maf-fret eylesin. 2315. beytten devam ediyoruz. Hani normalde bir bedevi vardı, bedevi karısıyla beraber sohbet ediyordu.
Bedevi karısına normalde kendince nasihatlerde bulunuyordu. Karısı da ona cevap veriyor. Kadın ona haykırdı. Ey namustan gayri bir şeyi olmayan. Artık bundan fazla senin afsununu istemem. Yürü git, gayri bu davadan bahsetme. Kibir ve azamete dair saçma sapan şeyler söyleyip durma. Ne vakte kadar bu tüm tıraklı sözler, bu işler, güçler kendi halini, kendi işini gör de utan. Kibir çirkindir ama dilencilerden olursa daha da çirkin. Soğuk gün, ortalık kar, bir de elbise ıslak olunca, ey örümcek ağır gibi evi olan. Ne vakte kadar dava çalım, ne vakte kadar kibir azamet.
Tabi normalde bedevi eşine kanaattan, tevazudan, işte normalde kendince kendisini üstün gören, kanaatkar gören, tevazılı gördüğüne dair ibareler söylüyordu. O yüzden kadın da ona haykırıyor. Ey namustan gayri bir şey olmayan, artık bundan fazla senin afsununu istemem. İnsan normalde hakikate sahip olmadığı bir makamı sözle sahiplenir, olgunlaşmadıysa.
Yoksulluğuna, güçsüzlüğüne veya gerçek haline rağmen kibir ve azamet gösterir cahil insan. Aslında o makamın sahibi, o makamın ehli değildir ama ve lakin o makamdaymış gibi gösterir kendini. Aslında hali vakti yerinde değildir, zengin değildir, kendisini zengin gibi gösterir. Aslında hal dervişi değildir, kendini hal dervişi gibi gösterir. Aslında normalde üstad değildir, şeyh değildir ama kendisini şeyhmiş gibi gösterir. Ve bununla alakalı da böyle bir kibir sahibi olur kendince. Normalde tabii kadının sözleri yalnızca Buru Bey'teki kocasını azarlamak için değil. Hz. Pir bu hikayede insanın kendi halini görmeden büyük iddialarda bulunmasını, dışarıdaki görüntüsüyle iç dünyasındaki uçurumu sorguluyor.
Çünkü dışarıdan görüntü ayrı, iç dünyada ayrı. Bununla birlikte bu beytlerdeki eleştiri yoksul insanın kendisine değil, yoksulluğu içinde bile başkasını küçümseyen, kendini büyük gösteren tavra yönelik. Normalde o kimse yoksul, yoksulluğuna rağmen kendisini büyük gösteriyor. Aslında o kimse ilim fakiri, fukarası ama kendisini çok alim bir kimseymiş gibi gösteriyor.
Aslında o kimse sufilik fukarası ama kendisini çok büyük erdemli sufiymiş gibi gösteriyor. O yüzden hani kadınla haykırıyor, ey namustan gayri bir şey olmayan artık bundan fazla senin afsununu istemem. Buradaki afsun büyüleyici söz, etkileyici söz, anlatım, karşısındakini ikna etme, belagatlı konuşuyor ya, belagatlı konuşunca ikna ediyor. Veyahut da gitmiş, işte böyle bir konuşma şeyi almış, eğitimi almış, insanlara nasıl hitap edilir, nasıl konuşulur, nasıl vurgulanır. Bu eğitimi almış sırf insanları etkilemek için konuşuyor. İnsanları etkilemek için konuşan bir kimse cehennemde yerini hazırlasın. İnsanları etkilemek için konuşan kimse cehennemde yerini hazırlasın.
Yani insanları etkilemek için konuşmak, İslam bunu çok kötü bir şekilde yargılar, Allah muhafaza eylesin. Hatta ilim öğrenen bir kimse sırf insanları etkilemek için ilim öğrenirse o da cehennemde yerini hazırlasın. Yani bu normalde çünkü insanları etkilemek için konuşuyor. Veyahut da aslında normalde kendince gitmiş böyle hani var ya böyle kurslar hani konuşmanı daha düzgün konuşma için filan etkilemek için bunlar normalde Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bunları böyle yapan kimseler kötülenmiş insanlar. O yüzden hani kadın kocasının güzel sözlerinin arkasındaki gerçekliği sorguluyor. Diyor ki söylediklerinin hayatında karşılığı yok. Sen bana tevazundan bahsediyorsun, kanaattan bahsediyorsun. Sen bana kendisinin iyi derviş olduğunu söylüyorsun. Ama bunun sende karşılığı yok. Kur'an bu noktada ayet-i kerimelerde sözle davranışı birlikte değerlendirir. Yani hatta saf suresi ayet-i ki ey iman edenler yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağın şeyi söyleme. Yapmadığın bir şeyi de yapıyormuş gibi gösterip söyleme. Çünkü ardından gelen ayet bu uyarıyı daha da sertleştiriyor, şedid bir hale getiriyor.
Üçüncü ayette de yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir öfkeye sebep olur diyor. O zaman sen bir şey yapmıyorsun, yapmadın. Yani tevazu sahibi değilsin, kendini tevazu sahibiymiş gibi gösterme. Sen cömert değilsin, kendini cömertmiş gibi söyleme. Sen aslında namaz kılmıyorsun ama namaz kıldığını söyleme. Yapma veyahut da bir şeyi yapamayacaksın. Senin gücünü aşıyor, senin gücünü aşan bir şeyde söz verme. Ben bunu yaparım deme. O yüzden buradaki temel mesele insanın her söylediğini kusursuz biçimde yapmaması değildir. Buradaki mesele o değildir. Yani bir hakikati söylersin, hakikati söylediğin hakikati sen kendin yapamayabilirsin.
Ama hakikati konuşmak farklı bir şeydir. Ama o hakikat senin üzerindeymiş gibi davranmak, senin üzerindeymiş gibi tecelli ediyormuş gibi konuşmak farklı bir şeydir. O yüzden normalde bir kimse eksik olabilir, eksik davranabilir ama kendisini de düzeltmeye çalışabilir. Asıl tehlike, burada dervişlerin de asıl tehlikesi, kendisini yüksek bir makam iddia ederekten hayatında bunun tersini sergilemek. Yani kendisine büyük bir makam atfediyor ama ve lakin o makamın emrettiği gibi, makamın istediği gibi davranmıyor. Kendisini yücelerde gösteriyor ama kendisi aşağılarda dolaşıyor. Alçak bir kimse. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hadis-i şerifte Buhari'de geçiyor hem de Müslim'de geçiyor.
Kıyamet gününde bir adam getirilir ve cehenneme atılır. Karnından bağırsakları dışarı fırlar ve o değirmen döndüren eşek gibi cehennemde dönüp dolaşır. Cehennem ehli onun etrafında toplanıp derler ki ey falan sana ne oldu sen dünyadayken bize iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaz mıydın? O kimse şu cevabı verir. Evet iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım. Kötülükten sakındırırdım ama kendim yapardım. Normalde o zaman bu hadis-i şerif iyiliği anlatan kimsenin önce kendisini de o iyiliğe yönelmesini gerektiğini gösteriyor bize. Madem ki iyiliği anlatıyorsun o iyiliğe kendini yönlendir. Madem ki sen cömertliği anlatıyorsun sen de cömert ol. Madem ki zikrullahın faziletini anlatıyorsun sen de zikrullah ehli ol.
Madem ki cemaatle zikrullahın sen faziletini anlatıyorsun sen de cemaatle zikrullaha devam et. Sen günlük virdin çok evli olduğunu anlatıyorsun o zaman sen de günlük virdini çek. Namaz müminin miracıdır hadis-i şerifi naklediyorsun edebiyatın çok güzel ama sen namazı kılmıyorsun. Oruç kalkandır hadis-i şerifi naklediyorsun ama insanlara da bunu söylüyorsun kendini oruç tutmuyorsun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen doğruyu yaşamak için farzı yaşamak için bir şeyin iyisini doğrusunu yapmak için çaba göster. Allah muhafaza eylesin ama sen çaba göstermiyorsun tembel tembel yatıyorsun sen normalde bunları yapıyormuş gibi gösteriyorsun. Sıkıntı burada Allah muhafaza eylesin. O yüzden sözün tesiri önce insanın kendisinin üzerinde olmalı.
Sözü söyleyenin söz tesiri kendisine olmuyorsa, kendisine tesir edemiyorsa o zaman onun sözünün bir anlamı kalmıyor. Allah muhafaza eylesin. Yürü git gayri bu davadan vahsetme. Kibir ve azamete dair saçma sapan şeyler söyleyip durma. Burada dava kelimesi yalnızca bir tartışma anlamında değil. Çünkü insanın kendi hakkında ileri sürdüğü iddialarla alakalı. Yani sen bir dava gidiyorsun. Ben iyiyim diyorsun. Sen bir dava gidiyorsun. Ben dervişim diyorsun. Sen bir dava gidiyorsun. Ben zakirim. Ben nakibim. Ben şeyhim diyorsun. Sen bir dava gidiyorsun. Ben cömertim diyorsun. Sen bir dava gidiyorsun. Ben tevazu ehliyim diyorsun.
Sen bir dava gidiyorsun. Ben kanaat ehliyim diyorsun. Sen bir dava gidiyorsun. Ben hata yaparsam beni rüyamda uyarırlar diyorsun. Sufi dava sahibi değildir. İddia sahibi de değildir. Ama sen bir şeyin davasını güdersen Allah muhafaza eylesin. Sen kendinde olmayan bir şeyin davasını güdüyorsun. Rabbim muhafaza eylesin. Ve normalde o kendinde o mertebeyi görüp insanlara da kibirli davranıyorsun. Kendinde bir mertebe görüyorsun. Kendinde bir makam görüyorsun. Kendini üç sınıf görüyorsun. Ama dervişlikte, ama ticarette, ama sosyal hayatta, ama aile hayatında. O üç sınıf. O üç sınıf olunca herkes ona tabi olacak. Herkes onu kabul edecek.
Allah muhafaza eylesin. Ve o kibir deryasına kendisini atmış. Üst sınıf ya. O normalde alkışlanacak bir kimse. O bulutların üstünde dolaşıyor ya. Herkes onu alkışlaması gerek. Allah muhafaza eylesin. Lokman suresi ayet 18. İnsanlara küçümseyerek yüz çevirme. Ve yeryüzünde böbürlenerekten yürüme. Sen insanları küçümseyerekten yüz çevirme. Ben onu beğenmem. O kimdir ki? Ben ona selam vermem. O ne oluyor ki? O ne oluyor ki bana böyle karışırmış? O kimmiş ki? O nasıl böyle davranırmış? O nasıl böyle edermiş? O nasıl bir şeymiş ki? Ya sen nesin? Sen yukarılarda dolaşıyorsun. Bulutun üstündesin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kibirlenmek. Cenab-ı Hakk'ın hiç sevmediği huylardan birisi.
Ancak sana kibirlenene kibirlenebilirsin. Ona da ayna olmak için, ayna tutmak için ona. Yani sen kibirlisin. Onun kibrini ona göstermek için ancak ona kibirlenirsin. O da bir ders alacaksa, ondan bir ders almayacaksa sal yakasını gitsin. Allah muhafaza eylesin. Başka bir ayeti kerimede de Furkan ayet 63. Rahman'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler. Kendilerine kaba davrananlar olduğunda ise esenlik dilerler, karşılık verirler. Esenlikle, selam diyerekten karşılık verir. Neden? Kendisine birisi kaba davranıyor. Kaba davranana kaba davranmak şeriatın hakkıdır. Ama Rahman'ın kulları deyince, yani Allah'la yakın olanlar, Allah'a yakınlık peydah edenler, kendilerine kaba davrananlara kaba davranmazlar.
Tabiri caizse, ma selam eder, yürürler geçerler. Ona kaba davranarak da onun seviyesine inmezler. Çünkü kaba davranana kaba davranmak şeriat ehlinin işidir. Ona bir tane tokat vurursan o da sana bir tokat vurur. Bu şeriatın emridir. Ama sen bu noktada bir çıt kendini Allah'a yaklaştırdıysan, kaba davranana kaba davranamazsın sen. Dervişler ancak kafirler böyle davranırsa onlara kaba davranır. Münafıklar onlara kaba davranırsa onlara kaba davranır. Derviş, derviş kardeşine kaba davranmaz. Derviş eşine kaba davranmaz. Derviş çocuklarına kaba davranmaz. Derviş annesine, babasına kaba davranmaz. Derviş evlatlarına kaba davranmaz.
Derviş olan yakın dairesine ve derviş kardeşlerine kaba davranmaz. Kaba davranmak bu noktada derviş için gaflete düştüğüne işarettir. Kaba davranan, kaba konuşan, ince davranmayan, tevazulu davranmayan bir kimse nefsine uymuştur. Şeytan ona galebe çalmıştır. O şeytanın evladı olmuştur o esnada. Kim kaba davranıyorsa, o davranış noktasında şeytanın evladı oldu. O davranış noktasında şeytana uydu o. Şeytan onun efendisi oldu. Şeytan onun efendisi oldu. O zaman derviş, kaba saba konuşan, dervişe karşı kaba davranan kimse değildir. Dervişin sert davranıcı kimse kafirlerdir, münafıklardır, mürtedlerdir, vatan hainleridir.
Normalde Ümmet-i Muhammed'in parasını iç edenlerdir. Ümmet-i Muhammed'in içerisinde fitne çıkaranlardır. Ümmet-i Muhammed'in huzurunu kaçıranlardır. Ümmet-i Muhammed'in diniyle, imanıyla, vatanıyla, milletiyle oynayanlardır. Ümmet-i Muhammed'in hadis, inkarcılarına kaba davran, ayet inkarcılarına kaba davran, münafıklara kaba davran, kafirlere kaba davran, mürtedlere kaba davran. Evet, onlar hak ediyor çünkü. Ama Ümmet-i Muhammed ne yazık ki, normalde kafirlere, münafıklara, mürtedlere, sevateistlere, masonlara, dininle alay edenlere, hadis inkarcılarına, ayet inkarcılarına, mezhep inkarcılarına yumuşak, kendi din kardeşine, Müslüman kardeşine, derviş kardeşine kaba. Kaba, sert, dışarıda millete karşı, gayrimüslim unsurlara karşı yumuşacık.
Ama kendi evine gelince sert ve kaba. Kendi çocuklarına gelince sert ve kaba. Kadın dışarıda çok iyi, ay ne mülayim, ne mülayim, eve gel çocuklarına sor onu. Evde çocuklarına sert mi sert, kaba mı kaba. adam erkek, dışarıda çok mülayim, çok iyi, aman ne kadar iyi. Eve geldiğin zaman evde fırtına koparıyor. Evde eş ve çocuklarına zulmediyor. O zaman normalde bu doğru davranış değil. O zaman sen normalde derviş kardeşlerine, eşine, çoluğuna, çocuğuna kaba davranamazsın. Kaba davranıyorsan, dervişlikten uzaksın. Kendini derviş gibi de gösterme o zaman. Sen eşine küfrediyorsan, çocuklarına küfrediyorsan, etrafa hakaret ediyorsan, derviş kardeşlerinin hatalarından dolayı onlara tepeden bakıyorsan, onları sert bir şekilde uyarıyorsan, dervişlik sende oturmamış.
Senin daha çok fırın ekmek yemen lazım. Dervişlik oturunca, derviş derviş kardeşine mülayim, derviş derviş kardeşine tevazulu, alçak gönüllü, ona kaba konuşmaz, ona kaba davranmaz. Derviş eş ve çocuklarına kaba konuşmaz, kaba davranmaz. Sert davranmaz eş ve çocuklarına. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Rahman'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler. O zaman tevazu senin bu noktada o ahlakla, ahlaklanman gereken bir ahlaki umde. Sen derviş kardeşlerine, eş ve çocuklarına, annene, babana, akrabalarına karşı, kardeşlerine karşı tevazu ehli olacaksın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sadece bu iki ayet tevazunun yalnızca insanın başını öne eğmesi veyahut da alçak sesle konuşması değil.
İnsanları küçük görmemesi ve kendisinden başkalarından, kendisini başkalarından üstün saymasıyla alakalı. Yani bir derviş kendisini başkalarından üstün sayamaz. Bir derviş kardeşinden kendisini üstün sayamaz. Sen bir başkasından kendini üstün sayıyorsan, bir derviş kardeşinden kendini daha önemli görüyorsan, sana dervişlik bulaşmamış. Sana dervişlik bulaşmamış. Dervişlik senin zahirinde kalmış. Senin kalbine inmemiş. Sen eş ve çocuklarına kaba davranıyorsan, sana dervişlik bulaşmamış. Dışarıda kabukta kalmış. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki, kalbinde zerre miktar, kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir.
Buyurmuştur. Bir adam kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever dedi. Aleyhissalatü vesselam hazretleri de buyurdu ki, Allah-u Teala hazretleri, güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakkın iptali insanların tahkiridir buyurdular. Bunun üzerine bir sahabi, insanın güzel elbise ve ayakkabı giymeyi sevmesini sorar. Resulullah yine sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'ın güzel olduğunu ve güzelliği sevdiğini söyledikten sonra, kibri tekrar tarif eder. Kibir, hakkı reddetmek ve insanları küçümsemektir. Müslüm'de geçiyor bu. O zaman kibir nedir? Hakkı reddetmek. Namaz var, namazı reddediyorsun. Bile bile kılmıyorsun. Oruç var, orucu reddediyorsun.
Bile bile kılmıyorsun. Zikir var, sen zikri reddediyorsun. Bile bile yapmıyorsun. Birisinin hakkına tecavüz haram, sen onu bile bile birisinin hakkına tecavüz ediyorsun. Bile bile yapıyorsun. Hakkı reddediyorsun. Rüşvet haram, sen rüşveti yiyorsun. Hakkı reddediyorsun. Onu kamufle diyorsun bir şeyle. Bir Müslümanın hakkına girmek haram, sen bir Müslümanın hakkına giriyorsun. Bir Müslüman çocuk, normalde çalışmış, çabalamış, kendince sınava koymuş, ama birisinin babası, birisinin dedesi, birisinin amcası, birisinin siyasi partide milletvekili devreye girmiş. Çalışmayan kimsenin yerine, çalışan kimsenin yerine, çalışmayan oraya atanmış. Hakka girdin sen. Çalışanın hakkına girdin ve hakkı reddettin.
Hakkı reddetmek de kibir, o kibirli olan kimse de asla cennete giremeyecek. Neden? Hakkı reddettin. Bile bile Allah'ın gözünün içine baka baka, bir başkasının hakkını yedin sen. Bakın bir başkasının hakkını yedin. Sen göz göre göre, bile bile, bile bile, gittin fanfunfink yaptın, milletin parasını iç ettin, götürdün roktufillere, yedirdin parayı. Onun banka hesabına yatırdın. Hakka girdin. Fakir fukaranın hakkına girdin. O saf fakir fukara, geçim sıkıntısının altında inlerken, gitti orada fanfunfun'a girdi o da. Aldandı. Bankacılar onları yönlendirdi. Bilmem neciler yönlendirdi. Götürdü. Adam 3-5 kuruşunu oraya yatırdı. Onlar da geldiler, sildiler, süpürdüler, götürdüler.
Hakka girdiler. Buna göz yumanlar da hakka girdiler. Buna çanak tutanlar da hakka girdiler. Kibirlerinden dolayı hakka girdiler. Kibirli bunlar. Bunların hepsi de cehennemlik. Neden? Çünkü bunlar hakkı reddettiler. Hakkı reddetmek, bir farzı reddetmek değil, bir başkasının hakkına girmek, kamunun hakkına girmek, kamunun hakkına girmek, vatandaşın hakkına girmek, vatandaşın hakkına girmek. Ne kadar şimdi bu ülke para ödeyecek? 100 bilmem kaç milyar dolar. Önce işin başında 22-24 milyar dolardı, şimdi 100 milyar dolarlardan bahsediliyor. Bu ülke 100 milyar doları ödeyecek. Benim vergimle ödeyecek, senin verginle ödeyecek. İnsanların vergileriyle ödeyecek. Ekmek alıyorsun, vergi ödüyorsun, et alıyorsun, vergi ödüyorsun, et satıyorsun, vergi ödüyorsun.
Kim yiyecek? Bu fakvı foncular yiyecek. Hakk'a girdiler. Hakk'a girdiler. Allah'ın laneti onların üzerine olsun. Amin! Bu fakir milletin kim hakkına giriyorsa, bu fakir insanların kim hukukunu çiğniyorsa, bu fakir insanlara kim haksızlık yapıyorsa, Allah onların kanlarından, canlarından, damarlarından, lime lime çıkarıp hepsini de lanet etsin. Amin! Evet! Çünkü kibir, kibir kibir insanları o noktaya götürür. Sen hem İslamız diyeceksin, hem Muhammed-i Mustafa'nın ümmetiyiz diyeceksin, gideceksin, fakir fukaranın parasına koyacaksın, milyon dolarlık arabalar alacaksın, yatlar alacaksın, milyon dolarları alacaksın, götüreceksin, İngiliz gavuruna, İsviçre gavuruna yatıracaksın, ondan sonra geleceksin, ben Cuma'ya gideceğim diyeceksin.
Edepsiz, terbiyesizler, Hakk'a giriyorlar, Allah onların hepsine de lanet etsin. Amin! Şimdi diyecekler ki, koskoca şey, hoca lanet okuyor. Evet lanet okuyorum. Bu ülkeye zarar veren, bu ülkenin insanların parasına zarar veren, rüşvetçiler, bu ülkenin parasına iç eden, faizciler, rüşvetçiler, Allah hepsine de lanet etsin. Amin! Yetti artık, canımıza yetti bizim. Canımıza yetti. Kibirliler bir de. Gidiyor, oradan kaydırı kuppak, bir yerden bir milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, meclis üyesi olmuş, kibir abidesi her biri. Kibir abidesi. Vatandaşını küçük gören, insanını küçük gören, mahalledeki insanını küçük gören, her kim ise kibir abidesi.
Allah hepsini başımızdan atsın inşallah. Amin! Hepsinin de kibrini yerle yeksan eylesin. Amin! Hepsinin kendilerini de yerle yeksan eylesin. Amin! Bunlar çünkü bu ümmetin yakasından düşmesi lazım. Yakasından düşmesi lazım. Bunlar kan emici. Bu insanların, bu memleketin kanını emiyor bunlar. Ve bunlara müsaade edenler, bunlara göz yumanlar, bunları normalde alkışlayanlar, bunlara elete kaçanlar, Allah hepsine de lanet etsin.
Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Amin! O yüzden güzel giyinmek, temiz giyinmek, bunlar Cenab-ı Hakk'ın sevdiği şeylerdir. Sufiler pecmurda giyinmezler. Biz moda manyağı olmayız. Biz gidip de marka manyağı da olmayız. Sufi moda manyağı değildir. Sufi temiz giyinir. Sufi temiz giyinir. Güzel giyinir. Sufi yerli yerinde giyinir. Sufi derli toplu giyinir. Sufi pecmurda giyinmez. Eyvallah! Sufi yıkık dökük giyinmez. Eyvallah! Ama Sufi kıyafetiyle hava atmaz. Kıyafetiyle yükseklik perdesine geçmez. Kalkıp da milyon dolarlık saatler kullanmaz.
10 bin dolarlık, 20 bin dolarlık, 30 bin dolarlık saat kullanmaz Sufi. Utanır onu kullanırken. Utanır. Çekinir onu kullanırken. Kendince şatafatlı, şataatlı bir yaşantı Sufi yapmaz. Gidip de bilmem ne kafede, kahve içip de oradan fotoğraf yayınlamaz Sufi. Sonradan görme, dangadak ölme derler bizim bayındır da o tip insanlara. Sufiler bunları yapmaz. Sufiler tevazu eylidir. Alçak gönüllüdür. Mekan mekan dolaşmaz Sufiler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde Cenab-ı Hak'an'ı başka bir ad-i şerifte Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. Eyvallah! Sen temiz giyin, sen güzel giyin. Sen kendini yok yoksul da gösterme. Evet.
Ama sen moda manyağı olma, marka manyağı olma. Allah muhafaza eylesin. O yüzden burada hani mesnevideki, beytlerdeki adamın problemi yoksul olması değil. Adamın kendi gerçekliliğini görmeden büyükleniyor. Kendi gerçekliliğini görmüyor. Kendince büyükleniyor, kibirleniyor. Ve hanımı da onun sözleriyle hayatının arasındaki tenakuza parmak basıyor. Sen diyor bu sözleri söylüyorsun ama hayatın böyle değil diyor. Allah muhafaza eylesin. Ne vakte kadar bu tümturaklı sözler, bu işler güçler, kendi halini, kendi işini gör de utan. En önemli şey burada ne? Kendi halini gör de utan. Yani kendine rabıta et. Kendini düşün. Kendini bir analiz et.
Sufiler için en zor şey insanın başkasının kusurunu değil de kendi kusurlarını görmesidir. Başkasının kusurunu görmek en kolay şeydir. En kolay şey insanların kusurlarını inceleyip araştırmak, bakmaktır. Ayet-i Kerime'de de derken sen başkalarının kusurlarını inceleyip araştırma. Başkalarının kusurlarını araştırma. Ayet-i Kerime yasaklar bunu. Ama normalde insan başkasına kanaatı anlatırken kendi kanaatsizliğini örter. Görmez. Başkalarının şükrü anlatırken kendi hayatını kendisi şükretmez. Başkalarına normalde sorumluluklarını anlatırken kendi sorumluluğunu görmez. Başkalarına nasihat ederken önce nasihatı kendi nefsine yapmaz.
Oysa erdenli insan, sufilik yolundaki kimse önce kendi kusurlarına bakar. Kendi kusurunu görür. Bir kimse başkalarının kusurlarını görüp de kendi kusurunu görmüyorsa o çiğ adamdır. O yüzden dervişin hakikisi kendi kusurunu görür. Kendi kusuruna bakar. Allah muhafaza eylesin. Ve kasas ayet 83. İşte ahiret yurdu. Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk istemeyen kimselere veririz. O zaman sen kendi halini gör. Kendi halini görerekten büyüklük taslama. Hiçbir konuda. Hiçbir konuda kendinde büyüklük taslama. O zaman kendinde büyüklük taslarsan sen dava ehli olursun.
Ve her dava ehli o davasını ispat etmek için uğraşır ömür boyu. Bakın bir kimse iddia ederse bir ömür boyu kendisinin ne kadar iyi bir şeyh olduğunu ispatlamakla geçerir. Ne kadar iyi bir derviş olduğunu ispatlamakla geçerir. İddia sahibi çünkü. Ne kadar büyük bir zakir olduğunu göstermek için o iddiasını yerine getirmek için uğraşır. Ne kadar iyi bir derviş olduğunu göstermek için o iddiasını ispatlamak için uğraşır. Veyahut da bir kimse ustadır kendisi kendince hava atıyordur. Ben şöyle ustayım diye. Bir ömür boyu o ustalığını kendince o iddiasını normalde ispatlamak için geçirir. Her iddia sahibi iddiasını ispatlamak zorundadır. Ömrü geçer onunla.
Allah muhafaza eylesin. Oysa bu konuda bir iddiası olmayan bir kimse kendi üzerinde bir şeyi ispatlamak için uğraşmaz. O meselede çalışır. Nedir? İşte motor mekanik ustasıdır. Kalfazın dağı değil mi? Kalfa. Kendince ben çok iyi kalfayım dediğinde o çok iyi kalfalığını ispat etmek için uğraşır. Ama derse ki ben çalışıyorum, kalfa olmaya çalışıyorum, usta olmaya çalışıyorum. Çalışıyor. O bir şeyi ispat etmek zorunda değil. Sen dersen ki ben çok iyi bir dervişim. Onu ispat etmek yükümlülüğü sana düşer. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yeryüzünde hiçbir konuda büyüklük taslamayanlar ahirette gerçek yerlerini bulurlar. İnsanlar büyüklük tasladıkça küçülürler. Bunu unutmayın.
Siz büyüklük tasladıkça küçülürsünüz. Tevazu gösterdikçe de büyürsünüz. Bazen tevazu gösterenler tersine kibrinden tevazu gösterir. Tevazunun tersi vardır. O kibrini ortaya koyuyordur. Orası da tehlikelidir. İnsanın aldandığı yerdir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde dışarıdan kibirli görünmek değildir hakikat. Ya insanın kendi iç dünyasında üstünlük iddiasında bulunmasıdır. Dışarıdan birisi seni kibirli görebilir. Bu önemli değil. Aslında o da olmaması lazım da kendiliğince böyle suizan besledi insanlar senin hakkında. Senin iç dünyan önemlidir.
Çünkü Allah sizin suretlerinize değil içinize kalbinize bakar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde hani dervişler böyle sufilik tecrübelerini anlatırken böyle manevi tecrübelerini anlatırken kendi iç dünyalarında üstünlük mü taslıyorlar? Yoksa etrafına böyle bir hikmet olsun, etrafına bir iyilik olsun, etrafına bir güzellik olsun diye mi anlatıyorlar? Allah muhafaza eylesin. O yüzden burada en önemli şey insanın kendini diğerlerinden üstün görmesi. sorgulayıcı olmak, sorgulayıcı olmak yani Allah affetsin bir tecrübe olarak anlatıyorum bununla çok karşılaşırım ben. Hani bir şeyler anlatıyorsun, insanlar Allah'ı zikretsin, Allah'ı sevsin diye o kendince senden kendini üstün görecek.
Yani adam bir gün hiçbir şey dayanamadı hacca gittin mi dedi. Hamdolsun Cenab-ı Hak nasip etti gittin dedim ben. Ondan sonra bilmem neredeki merdivenler kaç basamak dedi. Bilmiyorum dedim ben. Ya dedi boşa gitmişim dedi. Ben böyle baktım, haklısın dedi. Gene bilmem neredeki sutunlar kaç tane dedi. Bu revaklar var ya Beytullah'ın etrafında. Bilmiyorum dedim. Ya dedi hacı efendi burada konuşuyorsun ama dedi boşa gitmişim dedi. Gene sustum, haklısın dedi. Gene bir şey oldu. Bu gerçekten de normalde hani bir sarılıp da millet Beytullah'a doğru dua ediyor bir sütun var ya. O şeyde Altınol'un karşısında.
Pembeydi değil mi orada? Sonradan oraya bir kap... Gene mi pembe? Gene üstündeki... Gene sarılıyor muda millet? Tabii ben şeyh efendi de birisine böyle git sarıl orada dua et demese ben bir şey demeyeceğim yani. Ben laf söyleyeceğim de Allah rahmet eylesin. Birisi evlenmek istiyordu. Aha dedi duvara git sarıl dedi. Dua et oradan dedi. Beytullah'a döner. O da böyle bir sarıldığı şeye mermer'e o sütuna dua etti. Evlendi o da. Ondan sonra dedi ki ya. Nehan dedi sütuna... Ulan oğlum sen Beytullah'a karşı dua ettin. Sütunla ne alakası var? Yok inandıramadık adamı. Şimdi hayır evlenemeyenler koşa koşa gidecek.
O pembe sütünü bulacak çünkü kadınlar madınlar gidiyor. Önceden polisler kovalıyorlar de. Şimdi kovalamıyorlar mı? Tabii onların işine geliyor. Abi. Şey değil. O yüzden bekar olanlar, evlenmek isteyenler veya bir sıkıntısı, bir hacet olanlar. Gidin pembe şeye, ne o? Sütuna. Sarılın dua edin orada. Allah bizi affetsin. Şimdi. Adam tekrar o bana pembe şeyi sordu. Sütunu sordu. Ondan sonra. Ben de şimdi bilmiyorum demedim, hangi sütün o dedim. Öyle ya. Oho Hacı Efendi dedi ya. Sen hiçbir şey bilmiyorsun dedi. Şimdi bir, iki, üç bu dedim istihabatini doldurdu. Öyle ya ben de bir insanım sonuçta. Bir de bayındırlıyım.
Ya bu kadar ezintiye gelemem ben de. Ya biz de nefis taşıyoruz. Dedim ya. Sen Beytullah'ı mı tavaf edin, sütunları mı saydın dedim. Sen dedim ibadete mi gittin, merdivenleri mi saydın. Böyle baktı şimdi bu. Dedim ne ya. Sen dedim müşrikler gibi dedim. Hz. Peygamber İsra yaptı dedim ben. Müşriğin birisi geldi dedim ben. Ondan sonra Kudüs'te Mescid-i Aksa'yı söyledi dedim. Sen de dedim bunun gibisin ha dedim. Bir farkın yok senin dedim. Adam otomatikman oraya attım. Gençlik ya bizimki de. Kaldı böyle. Yani dedim sen sütun saymışsın dedim ben. Allah'ı zikredeceğine dedim. Beytullah'ı dedim. Bir tavaf daha fazla yapacağına dedim. Bir ömre daha fazla yapacağına.
Bilmem neredeki merdivenlerin kaç basamak olduğunu soruyorsun. Kabre girdiğinde Cenab-ı Hak sana dedim. Basamak mı soracak, sütun mu soracak dedim. Bu böyle baktı. Sen dedim mahşere gideceksin, sütuna gelecek sana Allah dedim. Böyle durdu. Sırtına vuracak sütunları senin dedim. Sen bu sütunları saydın. Allah'ı zikredeceğine. Sen bu sütunları saydın. Beytullah'ı tavaf edeceğine diyecek dedim. Sütunları senin sırtına saracak. Sen dedim mahşelerde o sütunlarla gideceksin dedim. Böyle durdu. Bizi de dedim gelecek Beytullah diyecek ki dedim ben. Bunlar her nefeste bize fırıl fırıl tavaf etti. Ben şefaatçiyim onlara. Bu da diyecek ki dedim ben bu sütunları saydım.
Alsın sütunlar onun olsun diyecek dedim. Adam kaldı. Ben sonra ben üzüldüm. Kendi kendime. Neyse derledim toparladım. Sonra son fasıl dedim hakkını helal et. Ama dedim sen böyle dedim. Böyle arkadaşlar da duruyor orada. Sen dedim hacca gitmiş gelmiş bir kimseye sütunu gördün mü? Sütunları saydın mı? Merdivenleri saydın mı diye soruyor dedim. Kaç sefer tavaf ettin? Kaç ömre yaptın? Kaç kişiye tasadduk ettin diye sormuyorum dedim. Bu böyle durdu. Sen haccını yenile dedim. Nasıl dedi. Sen merdiven saymaya gitmişsin dedim. Sütun saymaya gitmişsin. Sen Beytullah'ı tavaf etmeye gitmemişsin. Şimdi kibir. Karşındaki kimseyi küçük göreceksin ya. Hor hakir göreceksin ya.
Onu aşağıya çekeceksin. Allah muhafaza eylesin. Bunlar insanı helak eden şeyler. Kibir çirkindir ama dilencilerden olursa daha çirkin. Kibrin en çirkini dilencilerin kibridir. Kibrin en çirkini. Bakın kibrin en çirkin. O ihtiyacı vardır. Sen ona bir şey verirsin. Verdiğin şeyi beğenmez. Sen ona yardımcı olmaya çalışırsın. Senin yardımını beğenmez. Hani az verdin der. Hani Bedeviler geldiler. Dediler ki ey Muhammed bize bir şey ver. Allah Resulü verdi. Dediler bu az. Bize biraz daha ver. Allah Resulü bir daha verdi. Dediler ki bunlar. Bunlar da az ey Muhammed.
Sen bu kadar mısın? Sen böyle mi cömertsin? Bir daha istediler. Allah Resulü bir daha verdi. Üçüncüye de verdi onlara. Üçüncüye de verdi onlara. Onlar dediler ki ya bu kadar mı senin verme? Senin cömertliğin bu kadar mı? Ondan sonra Allah Resulü dedi ki sallallahu aleyhi ve sellem. Öyle bir zaman gelecek ki sizler hakkınız olanı dahi alamayacaksınız. Cimri dediniz ben miyim dedi. Allah muhafaza eylesin. Bunlar kibirli dilenci. Kibirli. Allah muhafaza eylesin. En çirkini de bunlar. Bakın en çirkini bunlar. Bunlara normalde böyle bir şey yaparsın. Bir şey verirsin. O normalde onu hor hakir görür.
Bunlarla karşılaştığınızda sakın tartışmayın. Sakın bir şey demeyin. Ama bilin ki o dilencinin kibirlisi. Dilencinin kibirlisi. Rabbim cümlemizi korusun onlarda. Yaşadıklarından örneklendirmek istemiyorum şu anda. Bu konuda. Yani yaşadıklarımdan örneklendirmek istemiyorum. Rabbim cümlenizi korusun. Böyle kibirli dilencilerden. Hem istiyor. Sen gücünün yettiğince bir şey yapıyorsun ona. Gücünün yettiğince. Diyor ki bu mu senin yaptığın şey. Çok ağır. Karşılaştığında şaşkına uğruyorsun. Allah muhafaza eylesin. Evet.
Bu tabi bu beytlerin içerisinde en sert ama en ince ifade. Kibir çirkindir ama dilencilerden olursa daha da çirkindir. Bu böyle çok sert bir ifade. Ama Hazreti Bir burada fakirliği, yoksulluğu, kimsesizliği kınamıyor. Buraya ayırt etmek lazım. Hani bir kimse kendince bir başkasına göre fakir olabilir. Çünkü o da ayrı bir kıyas. Bir başkasına göre yoksul olabilir. Yani evi olanın yanında evi olmayan bir kimse yoksul olabilir. Evet. Yani birinin evi var öbürki kirada. Ama onun kirada olması böyle şeyden, yoksulluktan değil. Şimdi bir de normalde kendi evini beğenmeyip daha güzel evlerde, villalarda, işte kendi evi var 2 artı 1, 3 artı 1 neyse.
Biz buraya sığamıyoruz artık. Ya 5 artı 1'e geçmemiz lazım. 5 artı 1'e de sığamıyor. Normalde 10 artı 1'e geçmesi lazım. Kibirlilikten. Ama normalde kiraya gidiyor bir de. 150 bin lira, 200 bin lira ev kirası ödeyenler varmış. 250 bin lira ev kirası ödüyormuş adam aylık. Ben şaştım kaldım tabi. Ben adam 250 bin lira kira ödeyeceğine git bir tane 3 artı 1 al. Başını sok oraya. Biz tabi normalde ruhumuz fakir bizim. Biz normalde ne o? Instagram'da bir şey var. Poşet biriktiriyorsan ruhum fakir diye biriktiriyorum ben. Dedim ki tamam Mustafa Özbağ bu sensin. Ben poşetleri bir de düzüyorum onları güzelce. Dürüyorum onları. Öyle. Bir şey lazım. Poşet orada. Ama öyle poşeti de böyle palas panderası vermek yok.
Ne gidecek? Bu gidecek. Buna göre uygun poşet. Ne gidecek? Bu gidecek. Buna uygun poşet. Ne gidecek? İşte daha büyük. O zaman bir tane market poşeti. Ne gidecek? Bu gidecek. Buna uygun poşet. Öyle poşetleri har hur... Ne o? Savurganlık yok. Öyle bir şey yok. Mümkün değil. Bu ne? Kağıt poşet. O ayrı bir şey. Gidecek onunla. Öyle şey yok. Öyle işte... Eline geçeni bir şey kat... Böyle bir şey yok. Mustafa Özbağ da yok bu. Oğlum bir okudun mu Instagram'da orada? Aha dedim Mustafa Özbağ bu sensin dedim. İçimden. Ama ben bundan mutlu muyum? Evet. Şimdi... PDR'ciler orada düşünsünler. Saplantısı var diye. Evet var. Poşeti biriktiririm. Çöp poşetlerini biriktiririm.
Kağıtları biriktiririm. Böyle lazım olduğumu da alırım. Nasıl orada poşetler değil mi? Sakın dokunma. He? Sıra halinde duruyor. Hepsi de tek düzen halinde. Birisi onu karıştırınca da canım sıkılıyor. Onu karıştırmak yok. Poşet lazımsa bana söyle. Ben oradan uygun poşet bulacağım sana. Tabii. Öyle böyle. Karman çorman öyle bir şey yok. Said ne gülüyorsun? Sen benden aşağı mısın? Aaa. Çöpü atmaz o iş yerinde. Bildiğin çöp. Bunlar ne dedim? Naylonlar dedi. Bu ne oluyor dedim? Birikiyoruz onları dedi. Ne yapıyorsun Said onları dedim? Sonra satıyorum onları dedi. Tabii. O kağıdı bile atmaz. Tam macero. Atmaz hiçbir şey o. Hiç. Bir şey böyle hayvanın yağı değil mi?
Atmaz onu. Bir gün Fatih'in nerede mi? Ercan burada mı? Yok mu? Fatih şimdi buna geliyor. Şimdi ben duymadan söyleyecek şimdi. Said abi. Karnımız acıktı abi. Bu gözlerini belertiyor. Böyle çok yavaş konuşur öyle bir şey olduğunda. İşi bitireceksin yani ondan sonra yemek yiyecek. Ben şimdi bir sefer işine karışayım dedim. Said yani yedir çocuklara yemek. İş bitsin dedi. Ha karışma Mustafa Özbaş. Çekildim. Şimdi ne pişirdi onu biliyor musun? Yani herkese pişirdi. Ne yapacak diye bakıyorum şimdi. 250 gram yukarıdan Kasap Mustafa'dan kuyruk yağı aldırdı. Kuyruk yağını ince ince ince ince küçük küçük doğradı. Uzaktan seyrediyorum ben. Koydu onu tencerenin içerisine.
Bir güzel kavurdu. Ardından pirinç koydu. O pişinceye kadar domatesle soğan doğradı. Ben seyrediyorum ne yapacak diye. Ondan sonra o pirinç pilavı tepsinin üzerine ters getirdi. Üzerine soğanı domates attı. Fatih'e dedi ki lan karşıya dedi fırıncıya söyle. Said abim istiyor dedi. Çıtır ekmek al dedi. 3-4 tane dedi. Ekmek aldırdı ona. Yeni fırından çıkmış. Çıtır ekmek. Ben seyrediyorum. Bunlar çıtır ekmekle bir başladılar. O pilavı yemeğe. Dışarıdan benim canım çekti. Ulan bu nasıl pilavmış dedim ya. Gittim. Verin bakayım bir kaşık bana dedim. Gerçekten çok lezzetli pilav yapmış. Dedim. Said nasıl yaptın? Bu kasap yemeği dedi. Ama o kuyruk yağını bile atmaz.
Evet. Hayatta. Kemiği bile atmaz o. Benim kafadan. Sıkıntı yok. Şimdi. O yüzden israf yok. Allah muhafaza eylesin. E şimdi. Şimdi insanlar ne yazık ki her şeyi israf ediyor. Şimdi bir de bizim gibi hani böyle yokluktan gelen insanlar her şeyi kullanacağım diye uğraşıyor. Atmak yok bizde. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bir kısım fukara insanlar var. Bunlar normalde atıyor. Beğenmiyor. Bildiğin beğenmiyor. Bildiğin israf ediyor. Bakın fukaralığın bir sebeplerinden birisi israf etmektir. İsraf eden insan fukaralaşır. Boşuna böyle havaya para harcayan bir kimse fukaralaşır.
Tasarruf eden, kanaat eden zenginleşir. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden Hz. Bir burada yoksulluğu aşağılamıyor. Fukaralığı aşağılamıyor. Ya burada yoksul olmasına rağmen, fakir olmasına rağmen böyle beğenmemeyi, kendisini yüksek görmeyi aşağılıyor. Yani senin marka bir gömlek giyecek paran yok, gerek de yok zaten. Sen eline geçen 3-5 kuruşla gidip kendine bir marka gömlek alacağım diye uğraşma. Sen o marka gömlekle etrafına üstünlük sağlayamazsın. Uğraşma. Git haline göre giyin. Allah bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak kıyamet gününde 3 kişiyle konuşmaz, onları temize çıkarmaz. Suratlarına bile bakmaz.
Onlar için acıklı bir azap vardır. Birisinde alışverişte yalan söyleyen. Başka bir adi şeritte de bu, hani 4 kişinin yüzüne bakmaz diyor. Alışverişte çokça alışverişte yalan söyleyen. Yani alırken, satarken yalan söyleyen kimse. Allah muhafaza eylesin. Birisi kim? Yalan söyleyen devlet başkanı. Yöneticiler. Bir devlet başkanı yalan söylüyor. Bir yönetici yalan söylüyor. Müdür, amir, patron yalan söylüyor. İşçisine yalan söylüyor. Vatandaşına yalan söylüyor. Halka yalan söylüyor. Allah onların yüzlerine bakmaz diyor kıyamet gününde. Rabbi muhafaza eylesin. Amin. Çünkü neden? Yalancı hükümdar, yalancı yönetici, yalancı devlet başkanı. Yalancı belediye başkanı, yalancı vali, yalancı bakan.
Bir yönetici. Elinin altındakilerden sorunlusunuz. Yöneticisin bir yerde. Yalancı bir aile babası. Baba yalan söylüyor. Koca yalan söylüyor. Anne çocuklarına yalan söylüyor. Çünkü elinizin altındakilerden sorunlusunuz. Sen elinin altındakilere yalan söylüyorsun. Allah muhafaza eylesin. Bir üstad yalan söylüyor. Dervişlerine yalan söylüyor. O sorunlu. Allah onun yüzüne bakmayacak. Yalan söylüyor çünkü. Kendisi bir makamda olmadığı halde kendisine makam ihtas ediyor. Yalan söylüyor. Milleti aldatıyor. Milleti kandırıyor. Yalan söylüyor. Yönetici. O kimse ne? İşte bir tarikat makamında oturmuş. Buraya yurt yapacağız.
Buraya cami yapacağız. Buraya medrese yapacağız. Toplayın paraları. Paraları topluyorlar. Adam paraları iç ediyor. Yalan söylüyor. Yalan söylüyor. Allah yüzlerine bakmayacak onların. Yalan söyleyen yönetici. Yalan söyleyen. Bu yönetici deyince veya hükümdar deyince bu bütün yönetimi alır içine. Allah muhafaza eylesin. Kibirlenen fakir. Kibirlenen fakir. Sen ona erzak götürmüşsün. Bu mu gönderdiğiniz erzak? Allah Allah. Biz bunu yemiyoruz ki. Allah Allah. Bu kadar mı para gönderdin? Allah Allah. Kibirli. Yani parayı az gönderiyor. Gönderdiğin parayı.
Sen bir para göndermişsin. İstemiş senden. Senden isteyince. Sen de demişsin ki al bu erzakları. Al bu parayı da. Hadi bu adrese götür. Haydi. Telefon açıyor. Mesaj çekiyor. Bunu mu gönderdin bize? Allah Allah. Ne vardı gönderdiğimde? Bozuk para göndermişsin. Size bunlar yalan gelir. Nasıl bozuk para göndermişim? Basbaya bozuk para göndermişsin sen bana. Ben kendimi çok kötü hissettim sen bu bozuk paraları gönderince. Ben de mesaj yazdım. Özür dilerim hakkını helal et. Bozuk para gönderdiğim için sana. Fakirin kibirlisi. Gönderdiğimiz para bozukmuş. Gönderdiğimiz erzak bu muymuş? Gönderdiğin erzak.
Fakirin kibirlisi. Veyahut da bir giyecek vermişsin. Hadis-i şerif öyle diyor ya. Sen diyor sakın atma. Sen giymezsen başka birisi giyer diyor. Başka giyecek olan birisine gönder. Göndermişsin. Bunu mu gönderdin bana? Allah Allah. Özür dilerim. Vakko'dan bir gömlek gönderemedim sana. Öyle ya. Herhalde Vakko'dan gömlek istiyor. Benim bildiğim biz eskide kaldık ya bizim için en lüks şey Vakko. Şimdi en lüks şey ne oluyor? Murat ne en lüks gömlek erkek gömleği? En yüksek. En pahalı. Sen de geride kalmışsın ben Murat. Bizim şey burada olsaydı.
Özgür. Özgür bilirdi o normalde. Nerede çalıştı o insan o? Vakko'da müdürdü değil mi o? Evet o bilir en üstün markaları. Olsaydı ona sorarak değil mi? En üstün marka ne yavrum? He he söyle söyle. Ne? Armani var gömlekte. Kaç para? Oğlum ev mi satıyorlar lan? Allah hidayet eylesin herkese.
Şimdi normalde hani beğenmiyor senin gönderdiğini. Veya gönderdiğin parayı beğenmiyor. Bunu böyle şaka gibi ya. Para bozuk paraymış. İlk defa karşılaştık biz de onunla. Tabi yani normalde yaşayacaklarımız göreceklerimiz var. Allah muhafaza eylesin. Bir kısımda neymiş? Zina eden ihtiyar. Allah muhafaza eylesin. Bunlardan ne yapacak? Oğlum Cenab-ı Hak bunların yüzüne bakmayacak. Konumuzla alakalı olan ne? Kibirli fakir. Evet. O zaman normal. O kibirli fakir. Hani aslında yoksulluk fakirlik insanı küçültmez. Bu insanı küçülten şeyler değildir.
İnsanın namusu şerefi önemlidir. Ama normalde o kimse kendisini yüksek hani kendini fakir olarak göstermemeye çalışmak ayrı bir şeydir. Bu sufi ahlakıdır. Onun güzel giyinir. Hani kendisini fakir göstermek istemez. İhtiyaçlı olduğunu göstermek istemez. Bu da ayetle methedilmiş. Onun öyleleri vardır ki kendilerinin ihtiyacı olduğu halde bunu hiç kimseye söylemezler. Bunlar gerçek fakirlerdir. Bunlar kendi ihtiyaçlarını bir başkasına andırmazlar. Açtır, açım demez. Gerçek fakir olur. O bir şeye ihtiyacı vardır. Şuna ihtiyacım var demez. Gerçek fakir odur. Bakın gerçek fakir odur. İsteyen fakir değildir. Dilencidir o.
O istiyor. İsteyen dilencidir. Bir kimse ihtiyacı olduğu halde halini kimseye açmıyorsa, arz etmiyorsa o gerçek fakirdir. Onu bulup ona yardım etmek lazım. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Müslüm'de geçiyor ad-i şerif. Allah bana birbirinize karşı tevazu göstermenizi vahyetti. Öyle ki hiç kimse başkasına karşı böbürlenmesin ve hiç kimse başkasına haksızlık etmesin. Hiç kimse başkasına karşı haksızlık yapmayacak, hiç kimse de başkasına karşı böbürlenmeyecek. Allah muhafaza eylesin inşallah. O yüzden tekrar söylüyorum. Yoksulluk, fakirlik bir şeye ihtiyacı olması bir kimsenin bu ayıp değildir.
Bu yerilecek, küçümsenecek bir şey değildir. Başkasını küçümsemek, sana gelen hediyeyi küçümsemek ve normalde başkasına karşı kendini yüksek göstermek, başkasına karşı böbürlenmek alçaklıktır. Allah muhafaza eylesin. Soğuk gün, ortalık kar, bir de elbise ıslak olursa, Yani normalde düşünün şu anda yukarılara kar yağmış. Değil mi? Dağa kar yağmış. Soğuk gün.
Muhtar ne zaman yağış bitecek? Gece kaçta? Dörtte yukarı kar gösteriyor mu yani? Yukarıda kar var, yağdı yani kar. Mübarek olsun. Demek ki kar yağmış, hava soğuk. Soğuk gün, ortalık kar. Öyle diyor beytte. Bir de elbise ıslak olursa, yani normalde soğuk, kar, ıslak elbise adamın içinde bulunduğu maddi sıkıntıyı gösteriyor.
Ve normalde buna karşılık o kimse maddi durumu zayıf ama kendisinde kibir ve azamet gösteriyor. Bu ama kendisini saklamak için değil, kibrinden dolayı öyle yapıyor. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca onun hayatıyla gerçeklik birbirinin zıddı. O yüzden insanın içinde bulunduğu şartları görmezden gelip, kendisini hakkında büyük hikayeler kurabilir, kendini kibir ve azamet deryasına atabilir. Allah muhafaza eylesin.
Ama insanın gerçeği, insanın hakikati veyahut da gerçekte yaşadığı hayat onun sözünü desteklemeyebilir, onu bahsediyor Hz. Bir. O zaman bizim yaşadığımız hayatla sözümüz birbirine denk olması lazım. Eğer öyle değilse, o zaman biz Allah muhafaza eylesin, hani hava soğuk, kar da yağmış, ondan sonra bir de elbise ıslak, sen neden bahsediyorsun? Otur oturduğun yere, Allah muhafaza eylesin. O yüzden yeryüzünde böbürlenerekten yürüme. Çünkü, burada Cenab-ı Hak çok müthiş bir insanı sarsıcı bir kaide koyuyor. Yeryüzünde böbürlenerekten yürüme. Çünkü sen ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin. İsra ayet 37. Yani normalde sen sınırlısın, sen Allah'ın bir aciz kulusun, kendi kendine dağları aşacak sözler söyleme.
Sen Allah'ın aciz bir kulusun, kendi kendine yerleri delecek bir söz söyleme. Sen normalde sıkıntı içerisindesin, yoksulluk içindesin, kendini ondan sonra kibir deryasına atma. Sen ilim fukarasısın, sufilik fukarasısın, kendini yücelerde gösterme. Allah muhafaza eylesin. Ey örümcek ağı gibi evi olan, ne vakte kadar dava açalım, ne vakte kadar kibir azamet. Tabii burada bir metafor var. Örümcek ağı. Baktığınızda örümcek ağı normalde zayıftır. Hani örümcek ağı gibi evi olan, yani senin evin dört başı mamur değil, burada evden kasıt zahiri evse, zahiri evse, o zaman zahiri evinde senin dört başı mamur değil, evden kasıt eğer gönül dünyasıysa, o zaman senin gönül dünyan da kuvvetli değil.
Hem zahir manada alsak senin evin kuvvetli değil, örümcek ağı gibi, hem de biz bunu mana noktasında baksak, kalbe ev çünkü kalple alakalıdır. O zaman senin kalbin de sağlam değil. Yani senin kalbinde maneviyat yok. Yani senin kalbin ilham almıyor. Senin kalbin Allah'tan hitap almıyor. Senin kalbin Allah'ın zikrullah nuruyla nurlanmamış. Senin kalbinde feraset nuru yok. Sen böyle olunca, senin kalbin örümcek ağı gibi basit. Üflesen yıkılacak gidecek. O zaman sen ne ne? Kibir davası, büyüklük davası, bu büyüklenmen ne? Bu dava ne? Senin bu normalde kendi kendine bu gösterişin, bu çalımın ne? Hani sen boynunu bükmüşsün, elinde de böyle tesbih, hani devamlı zikrullah yapıyormuş gibi kendini gösteriyorsun.
Ama gönlünde feraset nuru yok. Gönlünde zikrullah nuru yok. Senin gönlün darmadağın olmuş, doğulmuş. Senin gönlünde kibir var. Senin gönlünde gevşeklik var. Senin gönlün oturmamış yerli yerine. Cenab-ı Hak'tan hitap almamışsın. Sen nereye oldun davası gidiyorsun? Cenab-ı Hak sana hitap ettiyse, otur o zaman sen zaten kibirlenmeyeceksin. O hitabın karşısında sen daha da kendini aşağıda göreceksin. Cenab-ı Hak seni arşalasına çektiyse, sen arşalada, arşa arşalan gölgesinde gölgelendiysen, zaten sen tevazu ehli olacaksın. Kendince kibir dünyasını atmayacaksın. Ama sen normalde o makamlara gelecek bir kimse değilsin. O makamlarda da değilsin. Sen nerede yüceler yücesinde dolaştığını iddia ediyorsun?
Sen nerede makam atladığını, sen normalde Seyir-i Sülük'ün makamlarını bitirdiğini, normalde yedi makamın yedisini de bitirdik elhamdülillah diyorsun. Sana demezler mi sen arşalanın nuru ne renk? Sana demezler mi sen hitaba mahsar oldun mu? Sana demezler mi nerede hitaba mahsar oldun? Bunların hepsi de hal dünyasında, sufilik dünyasında farklı farklı perdeler. Eee sen olduğum davası gidiyorsun. Sen nereden olduğum davası gidiyorsun? Allah muhafaza eylesin. O zaman sen Allah'tan başka dayanaklara dayanmışsın. Sen Allah'ı unutmuşsun. Sen insanların elindekine gözünü dikmişsin. Sen makama gözünü dikmişsin. Sen olduğum davasına gözünü dikmişsin. Sen nerede kendi kendine olduğum davası gidiyorsun?
Allah muhafaza eylesin. Beyit çünkü çok ince. Ey örümcek ağı gibi evi olan. Ne vakte kadar dava açalım? Ne vakte kadar kibir azamet? O zaman sen örümcek ağı gibi senin kalbin. Yani zayıf mı zayıf? Birisi üf yapsa senin kalbin dağılacak ki dağılmış zaten. Senin kalbinde dünya sevgisi oturmuş. Senin kalbinde kibir oturmuş. Senin kalbin dağınık. Sen o dağını toplayamamışsın. Senin kalbinde Allah'tan başka her şey var. Oysa Allah'tan başka ne varsa kalbinden dışarı çıkması gerekirken sende Allah'tan başka kalbinde her şey var. Kalbinde Allah yok senin. Kalbinde Allah'ın sıfatsal tecelliyatı olmayan bir kimsenin kalbi dağınıktır. Sen nereden ahkam kesiyorsun?
Sen nerede büyüklük taslıyorsun? Allah muhafaza eylesin. Ankabüt ayet 41'de bunu normalde hani bu Hazreti Pir'in beytiyle ondan sonra bu ayet birbirine örtüşüyor mana olarak. Ankabüt ayet 41 Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en zayıfı ise örümcek evidir. Yani sen kalbinde Allah'tan başka her şey var. Senin kalbin örümcek evi gibi zayıf. Senin kalbinde kibir var. Kibir bulunan yere Allah tecelli etmez. Senin kalbinde büyüklük var. Senin kalbinde büyüklük olan yere Allah tecelli etmez. Senin kalbinde kin var. Senin kalbinde kibir var. Senin kalbinde derviş kardeşlerine karşı suizan var.
Senin kalbinde Allah'a ondan sonra annene babana peygambere isyan var. Senin kalbinde şataat var, şatafat var. Senin kalbinde gösteriş var. Senin kalbinde fitursuz davranışlar, fitursuz konuşmalar var. Senin kalbin örümcek ağır gibi zayıf. Senin bu çalımın kime? Sen süslü kıyafetlerle çıkıp kendine şehit edittirebilirsin. Sen asaya elini alıp sakalını da daha da uzatıp süslü afilli cübbeler giyip ortalıkta şeyhim diye dolaşabilirsin. Kalbinde ne var senin? Senin giyimin, kılığın, kıyafetin harika derviş kıyafeti, şeyh kıyafeti olabilir. Senin kalbinde ne var? Senin kalbin ne alemde? O yüzden normalde senin dayanağın, senin dayanağın ilaheler, ilah değil.
İlahelerin hepsi geçicidir. İlah kalıcıdır. İlah kimdir? Allah'tır. Ama sen Allah'tan başka ilahelere tapınmışsın. La ilahe! Dediğinde bütün ilahileri sıyırıp atırman lazım kalbinde. Ama sen kalbinde ilahelerle beraber dolaşıyorsun. Bir de onu ilah edinmişsin sen. Sen lüks evler, senin kalbinde o var. Lüks yatlar, senin kalbinde o var. Lüks arabalar, senin kalbinde o var. Lüks hayat, senin kalbinde o var. Sen normalde rahatı seviyorsun, senin kalbinde o var. Sen sabah akşam ört uyusunlar seni. Senin kalbinde o var. Sen rahat etmek istiyorsun. Rahat bir dünya hayatı istiyorsun. Senin kalbinde o var. Sen çileye rağm olmuyorsun. Sen yola rağm olmuyorsun.
Sen sıkıntıya rağm olmuyorsun. Küçücük bir sıkıntıda kirişi vuruyorsun, kaçıp gidiyorsun, dönüp gidiyorsun. Senin uykuna dokunmayacaklar, senin rahatına dokunmayacaklar, yemene dokunmayacaklar, içmene dokunmayacaklar. Dokun, sana hiç dokunmayacak hiçbir şey. Sen derviş oldun ya, sen kuğular gibi dolaşacaksın. Kardeş, burası balerin yetiştiren yer değil, bale de değil. Sen bizde kuğu balesi oynamayacaksın. Dervişlik yapacaksın, çileye rağm olacaksın. Burası tevazu yeri, kibirlilik yeri değil. Burası hiç olma yeri, dava yeri değil. O zaman sen eğer öyle yaşıyorsan, senin o zaman kalp evin, örümcek ağı gibi zayıf. O zaman senin çalımınla, senin çalımınla, senin kibirlenmeyle, kalbin aynı noktada değil.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden, sufiler, evden kast edince, barınacağı yeri atfetmezler. Ya kalbi atfederler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Cenab-ı Hak, bizleri, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, kibir belasından uzaklaştırırsın inşallah. Ve başkalarını yargılamadan, kendimizi bu noktada, sigaya çekenlerden eylesin.
Nefsin iddialarından uzaklaşıp, hakikate ram olanlardan eylesin. Bizleri, çirkin dilencilerden eylemesin. Nefsimize uyup, çirkin dilencilerden olanlardan, eylemesin. Zayıf dayanaklara güvenip, kibir satan, çalım satanlardan eylemesin. Rabbim, cümlemizi muhafaza eylesin. Cümlemizi, hak ve hakikati, uyanlardan eylesin. El Fatiha hama salavata. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.