mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2310. Beyitten) 03.10.2026 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 3 Ekim 2026 · 1:02:25

Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihat eden kullarından eylesin, Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine zulmediliyorsa, nerede toprakları çiğneniyorsa, nerede Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk davranıyorlarsa, Rabbim hepsinden de intikamımızı alsın,
İsrail'i yerle yeksan eylesin, arzın üzerinden sisin, süpürsün, yerin dibine geçersin, destekçilerini de yerin dibine geçersin, Kim Müslümanlara, kim ehli zikre düşman ise, Rabbim hepsini kahri perişan eylesin, günahlarımızı affeylesin, hatalarımızı, kusurlarımızı affeylesin, maddi manevi sıkıntılarımızı defeylesin, maddi manevi müşkülatlarımızı hal eylesin, maddi manevi rızıklarımızı boğul, hayırlı, helal ve kolay eylesin, Mesnevi'den 2310. beytte kalmışız, inşallah 2310. beytten devam edeceğiz, malum bu böyle bir bedevinin karısına sabretmesiyle alakalıydı bu,
tabi geçmiş sohbetleri unutmuş olabilirsiniz, bedevi karısına sabretmesiyle alakalı telkinlerde bulunuyordu, o telkinlere devam ediyor, 2310. beyt, ayakkabının bir teki, ayağı biraz dar gelirse ikisi de işine yaramaz, kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu, ormandaki aslanak, kurdun çift olduğunu hiç gördün mü, bir gözü bomboş, öbürü tıkabası dolu olsa hurç, devenin üstünde doğru duramaz, ben sağlam bir yürekle kanaat yolunda gidiyorum, sen niye kınama yolunu tutuyorsun, bedevi karısının kocasına, lima tekalünem ma la tef'alun denmiştir,
haddinden fazla söz söyleme, bu sözler doğru olmakla beraber, bu tevekkül makamı senin makamı değildir, makamından ve işinden yukarı söz söylemek sana ziyan verir, kebura makden indallah hükmü zuhur eder diye nasihat vermesi, evet, ne yapıyordu bedevi, normalde eşine tevekkülle alakalı, kanaat etmekle alakalı ona nasihatler ediyordu, bu nasihatlere de, normalde Hazreti Peygamber'e tabi hikaye ile bunları Ümmet-i Muhammed'e anlatıyor, dinleyene, 2310. Bey, ayakkabının bir teki ayağı biraz dar gelirse, ikisi de işine yaramaz,
yani bir ayakkabı düşün, o ayakkabının bir tanesi dar geliyor size, veyahut da bir tanesi yok, bu normalde o kimsenin, o bir tanesi dar gelirse, ikisi de işine yaramaz, ikisini de bırakır, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, Buhar'da, Müslüm'de geçiyor Hadis-i Şerif, biriniz tek bir ayakkabı ile yürümesin, ayakkabıların ya her ikisini birden çıkarsın, veya her ikisini birden geysin, eğer normalde biz bu Hadis-i Şerif'e zahir noktadan bakarsak, bir tek ayakkabı var, bir tek ayakkabı olunca siz yolda düzgün gidemezsiniz,
hele ayakkabınız biraz da topukluysa hiç gidemezsiniz, aksarsınız, yolda düşersiniz, bunu bir tarafını maddi, bir tarafını mana olarak alın, bir tarafı dünya, bir tarafı da ahiret olarak alın, o zaman dünya ve ahiret dengesini tutturmanız gerekir, eğer dünya ve ahiret dengesini tutturamazsanız, sırat-ı müstakimde yürümünüz çok zor olur, bunu normalde bir kısım kendilerine sufi süsü verenler, ifrat ve tefrit noktasında durmuşlar, tarih boyunca, ya dünyayı tamamen terk etmişler, dünyayla alakalarını kesmişler, ama dünyayla alakalarını keserlerken de gidip dilenmişler,
bir başkasının eline bakmışlar, şeyenlillah demişler, bir kısmı da dini kamufle ederekten, dışı din, içi dünya hırsıyla dolu, bir kısmı da o noktaya düşmüş, hani ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki, onlar kuzu postuna bürünmüşler, kurt misalidir diyor, o zaman bir kısım ahir zamanda dindar veya sufi veya cemaat ehli gibi insanlar görülecek, onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibi olacaklar, öyle olunca hadis-i şerifin daha devamı var, o zaman ne yapacaklar?
Vahşi, insanların mallarını yiyecekler, insanların paralarını yiyecekler, insanların normalde kendilerince, kendi idarelerinde bir de onları hak görecekler, Allah muhafaza eylesin, yine Ebu Hureyre bizim yanımıza çıkageldi ve eli alnına vurarak şöyle dedi, Ebu Hureyre, bunu Ebu Rezin nakletmiş, Müslüm'den bu, dikkat edin, sizler kendinizin hidayete ermeniz, ve benim de delaleti düşmem için mi, benim Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme yalan isnat ettiğimi konuşuyorsunuz?
Dikkat edin, şahadet ederim ki, ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işittim, şöyle buyuruyordu, birinizin takunyasının tasması koptuğu zaman, onu tamir ederek düzeltmedikçe, diğer teki ile yürümesin. Yani normalde zahiren baktığınızda, bir ayakkabının diyelim ki takunya, üzerinde tasması var ya, eğer o bozuldu, o zaman tek olarak yürümen. Yani ne dünya üzerinde tek olarak yürü, ne de ahiret olarak tek olarak yürü. Normalde bu dengeyi, bu düzeni tutturman lazım. Dini hayatında da, dünyevi hayatında da. Ne dünya için ahireti terk et, ne de ahiret için dünyayı terk et. Biz Müslümanız, biz orta din sahibiyiz. Öyle olunca, ve İslam denge sağlar bir şeyde.
Düzen ve denge sağlar. Kainata baktığınızda, yaradılışta dahi bir düzen ve denge vardır. Ayakkabı çifttir, sonuç itibari. Takunya çifttir. Birinin darlığı, diğerinin genişliğinin anlamını kılmaz. Birisi darsa, öbürkü de geniş örneğin. Onu anlamını kılmaz. Dar olduğundan dolayı, sen ikisini de giyemez hale gelirsin. O zaman, İslam olarak, sufilik olarak baktığımızda, bizim niyetimiz de, amelimizin bir olması lazım. Niyet ayrı, amel ayrı, doğru bir nokta değildir. Yürüyüş doğru değildir. Sırf dünyaya bak, ondan sonra ahireti geri at, bu doğru değildir. O zaman, normalde niyetle amel bir olacak. Bir ahenk teşkil edecek. Normalde zahirle batın, bir ahenk teşkil edecek. Bir olacak. Zahir bir tarafa ağır basıp, batın hafif kalmayacak.
Batın hafif basarsa, zahir hafif kalmayacak. O bir denge üzerinde, hani eski sufiler, iki kanatlı kuş misali örneği verirler. Tek kanatlı kuş uçar mı? Uçamaz. Bir kanadının tüylerini yolsanız, uçar mı? Uçamaz. Önceden güvercinler uçamasınlar diye, kanatlarını yolarlardı. Birbirlerinin güvercinlerini aldatıyorlar ya, o bir tane güvercin geldi, kümesi alışsın diye, kanatlarını yolarlar. Neden? Uçamasın, kümesi alışsın. Kimisi de illa kuşacağım diye uğraşır. Hatta Mesnevi'de bununla alakalı hikaye vardır. Henüz daha yeni kanatlanıyor. O kimse uçarım diye düşünür. Kuş yuvadan atar kendini. Atınca aşağıda, kedi köpeğe yem olur. Dervişin de aynıdır. Derviş normalde henüz daha olgunlaşmamıştır. Kendi kendine oldum bittim sevdasına kapılır.
Kendini şeyh görür. Birkaç kişi de pompalar onu. Sen şeyhsin, yaparsın, edersin. Bir gaz verir, yürü derler. O da kendini şeyh zanneder. Atar kendini. Kurda kuşa yem olur. Kimisi ben oldum zanneder. Dervişlik noktasından. Yuvadan uçmaya kalkar. O da ne olur? Kurda kuşa, şeytana yem olur. O yüzden normalde bütün her şey bu ahenge bağlıdır. Mürid ile mürşid arasında dahi bu ahenk lazımdır. Mürid, mürşid arasında dahi. O mürid, mürşid arasında ahenk olmazsa, mürid, mürşitten istediğini alamaz. Mürşid de müritten istediğini alamaz. Sebep? Ahenk yok çünkü. Ahenk olmazsa, bir düzen olmazsa birbirlerinden alamazlar. Hatta karı koca dahi birbiriyle ahenk olması lazım.
Birbiriyle ahenk olmazsa evde düzen olmaz, sistem olmaz. İş yerinde patronla işçinin arasında ahenk olması lazım. Oha ahenk tutturamazsanız iş yerinde de düzen tutmaz. O yüzden mesela imanınızla yaşadığınız hayatın ahenk olması lazım. İmanın prosedürü, kaideleri belli. Senin yaşadığın ona uydu mu, uymadı. O zaman dininle yaşadığın uymadı birbirine. Ahenk olmadı. E o ahenki tutturamazsanız, dini hayatınızda ne olur? Dini hayatınızda düzgün olmaz. O yüzden bütün hayatınıza baktığınızda, o denge unsurunun olması lazım. Bir taraf aksarsa, bir taraf aksarsa, öbür tarafın yürüyüşü de bozulur. Bir ayağınız aksarsa, öbür ayağınızın sağlam olmasının bir anlamı yok. Bir ayakkabı, örnekliyorum topuğu kırıldı, şimdi öbür ayakkabının topuğu var ise siz dengede yürüyemezsiniz.
O yüzden bunun gibi dünyayı boşlamak, dünyayı kenara atmak yok. Ama dünya için ahiret düzenini bozmana da gerek yok. Ahiret için de dünya düzenini bozmana gerek yok. O düzeni, o ahenki normalde o tutturman lazım. Şimdi, zahire baktığınızda bu görünen alem, normalde duyu organlarıyla bilinen, duyu organlarıyla tanınan alemdir. Bu maddi alemdir. Ama biz manevi olarak, veyahut da bugünkü dilde hep metafizik derler ya, manevi aleme baktığımızda, o hikmetler alemi, o sebepler alemi, o normalde ayrı bir alemdir. Dünya'ya baktığınızda, dünya bir sürü sufli şeyler, bir sürü sıkıntılı durumlar vardır.
Ama öbür tarafa baktığınızda, orada sıkıntı yoktur, orada problem yoktur, orası farklı bir alemdir. Ve manevi alem, insanı dünya aleminden çeker. Ve dünyaya karşı soğutur, dünyaya karşı mesafe oluşturur. Bu sefer iyice metafiziyete alsanız, yani maneviyete alsanız, batın alem, çünkü o kimsenin feraset nuruyla, irfan nuruyla, muhabbet nuruyla, bilinen bir alemdir. Öyle olunca, kalpteki basiret gözü oraya açılınca, kalpteki basiret gözü açılınca, o kimsenin dünyaya tamağı kalmaz, dünya dengesi bozulur. O ne zaman böyle, o konuda bir mürşidi kamileye ihtiyacı vardır. O yüzden o melekut alemine doğru, öyle biraz daha hakikate doğru, biraz daha sırlara doğru yürümeye başladığında, o manevi alem, o ulvi alem, biraz insanı çeker.
Çektiği zaman, o kimse o esnada bir sarhoşluk yaşar, dünya dengesi bozulabilir. Bir mürşidi kamil olursa, başındaki üstadı, o dengeyi ona bozutturmaz. Onun tabiri caizse, sohbetiyle, onun normalde ikazıyla, onun hem dünya noktasında da, ne yapar? Dünyayı bozmaması için uyarır. Derim ya, çalışın, işinize gücünüze bakın, işinize aksatmayın. Sebep, normalde sizin manevi aleminizi de, aksatır, işinize düzgün bakmazsanız. Ve normalde, bazen hani, bir kısım, ehli sufi, direkt, dervişlerine, manevi aleme çevirtirler yüzlerini. Bu sefer, dervişlerin, dünya dengeleri bozulur. Bizde dünya dengesini bozmak yok.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden, ilimse, her ikilimi birden, iki ilim, yani, hem zahirine, hem batına bakmamız gerekir. Hem dünyamıza, hem ahiretimize bakmamız gerekir. Derviş dilenmez. Sufi dilenmez. Sufi, başkasının eline bakmaz. Öyle olunca, o kimsenin çalışması gerekir. Gayret etmesi, mücadele etmesi gerekir. İlimde de aynı. Müslümanlar şu anda ilim öğrenmekte de tembel. Hazır birileri bize bir şey söylesin diye bakıyorlar. Bir kısım din tüccarları da, din satıyorlar. Oradan geçiniyorlar. Hatta, oradan geçinen din tüccarlarını, cahil Müslümanlar, daha fazla tutuyorlar. Alkışlıyorlar onları.
Sebep, dinlerini bilmiyorlar. Oysa ayet-i kerimeyi bilse, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Asıl hidayete erdirilmiş onlardır. Ayetini bilmiş olsa, gitmeyecek peşlerinden. Ama insanoğlu, enteresan bir varlık. O yüzden, nasıl, en kolay şey, en kolay şey, dini okumadan ahkam kesmektir. En kolayı odur. Gidin, ortalıkta bir sürü ahkam kesiciler vardır. Sorsan, bir hadis kitabı okudun mu? Hayır. Bir fıkıh kitabı okudun mu? Hayır. Sufilerle alakalı bir kitap okudun mu? Hayır. Bir kuşeri risalesini okusaydın, hayır. Hep hayır. Ama çok biliyor, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, ilim insanda ikidir. Biri, insanın kalbiyle alakalı olan, manevi ilimdir.
Bu kalple alakalıdır. Bu normal akılla alakalı değildir. Asıl insana faydalı olan, en fazla insanı böyle değeri katan şey burasıdır. Ama, diğeri de, dilde olan zahiri ilimdir. Dille alakalıdır. Bu da Allah'ın kullarına, kullarına karşı bir delil olarak vermiştir. Ama bu insanı doğru yola sevk eder mi? El cevap sevk eder. Ama o manevi yolda yürütür mü? Hayır. Bakın, manevi yolda yürütür mü? Hayır. O muhakkak kalbi ilimle ilimlenmesi gerekir. O yüzden, zahiren baktığınızda, bu hani zahiri ilmin önünde, birçok düşman vardır. Bahtine baktığınızda, bu bahtini ilmin önünde de, bahtini ilmin önünde de, birçok düşman vardır.
Sonuçta, zahiri ilmin önünde de, bahtini ilmin önünde de, birçok düşman vardır. O yüzden, normalde, bahtini düşman, genelde insanın nefsi ve şeytanıdır. Ya baktığınız zaman, önceki sufi kitaplarına, önceki tefsir kitaplarına, bahtini ilmin önünde, sadece nefis ve şeytanı söylerler size. Ahir zamanda böyle değildir. Ahir zamanda, kafirler, münafıklar, mürtedler, müşrikler, zahir ilmede, bahtin ilmede savaş açarlar. O yüzden, bugünün Müslümanı, bugünün Müslümanı, içsel alemde, sadece şeytanla ve nefisle uğraşırken, dışsal alemde de, normalde kafirler, münafıklar, mürtedler, müşrikler, bizdenmiş gibi görünen, sütü bozuklar, kanı bozuklar, cinsi bozuklar, hepsi de var.
Onlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Etrafımızda duruyorlar bizim. Bizle beraber namaz kılıyorlar. Ama, onların dinleri, Allah'a değil, peygambere değil, kitaba değil, onların dinleri münafıklığa. Çünkü, dünya üzerinde, Adem'den itibaren, en tehlikeli varlıklar, münafıklardır. Şeytanı tanırsın. Yemin ediyorum, vallahi de, billahi de, tillahi de, şeytanı tanırsın. Üçüncü makama, dördüncü makama, gelir nefis meratib olarak, şeytanı tanırsınız. Şeytan tanınır. şeytan bilinmez değildir. Sureti vardır. Senin manevi haline göre, sureten de görürsün onu. Yemin ediyorum, bugünün iki ayakları şeytan, iki ayaklı şeytanları, o şeytandan daha şedidler. Daha aldatıcılar.
Daha aldatıcılar. Çünkü, onlar aldatırken, bizi dinle aldatıyorlar. Şeytan bizi dinle aldatmıyor. Şeytan, emmarede, levvamede, mülhümede, mutmainede, sizi dinle aldatmaz. Şeytan, mutmainliğe gelince, dinle aldatmaya çalışır sizi. Normalde, dördüncü makama gelince kadar, sizi dinle aldatmaz. Ama insanlar, şimdi bırak, mülhümeyi, normal insanlar, emmarede, levvamede, normalde, iki ayaklı şeytanlar, onları dinle aldatıyor. Namazla aldatıyor, oruçla aldatıyor, böyle şey, ne o, badem bıyıkla aldatıyor, sakalla aldatıyor, cübbeyle aldatıyor, sarıkla aldatıyor. Onlar iki ayaklı şeytan. Sizi tarikatla aldatıyor, sufilikle anlatıyor, dervişlikle aldatıyor.
Onu öyle aldatıyor. Daha tehlikeli bunlar. Diyeceksiniz ki, sohbet nereye geldi, nereye geldiyse geldi. İki ayaklı şeytanlar, normal şeytandan daha tehlikeli bugün. Çünkü onların aldattıkları argüman din. Bizdenmiş gibi görünerekten aldatıyorlar. En acısı da bu, en acıklısı da bu. Bir bakmışsınız, paranız gitmiş. Bir bakmışsınız, sağlığınız gitmiş. Bir bakmışsınız, kadının arsasını almışlar, yutmuşlar kadının arsasını. Kadına dedim ki, git tapudan bak, hani kimin üzerine geçmiş, oraya bak. Kadın telefonda ağlıyor bana. Dedim bana, neden ağlıyorsun? Kim geldi senden? Kim aldı senin arsanı?
Kadın kimin aldığını dahi bilmiyor. Allah muhafaza eylesin. Bu zamanda bunlar var. Siz bir yola girdiğinizi söylüyorsunuz, bin bir tane laf söylüyorlar. Bizim şeyhimize gel, bizim cemaatimize gel. Bunlar iki ayaklı, kuzu postuna bürünmüş kurtlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, önceden zahiri düşmanlar varmış. Kim? Kafir. Belli, karşında. Şimdi içimizde. Şimdi içimizde. Dışarıda değil. Kendi ülkemizde, kendi mahallemizde, kendi şehrimizde. Kafir, kafirliğini saklıyor, gizliyor, düşman. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, normalde, önceden, batini düşman olarak, sadece nefis ve şeytanı söylerdik.
Ben şimdi artık sadece nefis ve şeytan demiyorum. Yani bütün, Allah muhafaza eylesin. Şeytanlaşmış insanlar da, münafıklaşmış insanlar da, bizim hem zahiri, hem batini düşmanımız oldu. Ve normalde, Allah bizleri affeylesin. biz, müminler olarak, sufiler olarak, dünya ve ahiret dengemizi, oturtmak zorundayız. Hazreti Pir devam ediyor. Kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu? Şu kapı kanadı diyelim. Birisi küçük olsa, birisi büyük olsa, kilit tutmaz. Birisi büyük, birisi küçük olsa, yol geçen hanı gibi olur. O normalde kapının kanatları, o zaman buradan, bu beytten ne anlayacağız? o zaman kapı kanatları, bir kulun, iç ve dışı, ilmi ile ameli.
Yani bir kanadı iç, bir kanadı dış, bir kanadı ilmi, bir kanadı ameli. Normalde, eğer onlar dengeli olmazsa, marangozlar daha iyi bilir. Öyle değil mi? İşte menteşelerini dengede oturtturacak, kapı kilidini dengede oturtturacak, kapı düzgün kapanacak. Eğer normalde düzgün, dengede olmazsa, kapı kilidi denk gelmez. Denk gelmezse, kapı kilitlenmez, kapanmaz, açılıp kapanması, mümkün olmaz. Neden? Dengede olması lazım. O dengede olmazsa, mümkün değil. Pantolonun fermuarı, dengede dikilmesi lazım. Öyle değil mi? Dengede dikilirse, fermuar kapatmaz. Kapanmaz. Mümkün değil. O zaman ceketin düğmeleri, dengeli dikilecek. Ceketin düğmeleri ve, ceketin ilikleri dengede olmazsa, ceketin ağzı yüzü bozulur mu? Bozulur.
Denge lazım. O zaman düğmenin dikildiği, santimetre ile, iliğin olduğu santimetre, tam denk gelecek ki, düğme düzgün kapanmış olsun. İşte o zaman normalde, bir taraf düzgün olmazsa, öbür taraf bir işe yaramaz. İki tarafın da dengeli olması lazım. Kadın dengeli, adam dengesiz, o evlilik düzgün yürümez. Her ikisi de dengeli olacak. Her ikisi de dengeli. Dengesiz olurlarsa, hiçbir şey dosdoğru yürümez. İki iş ortağı, dengeli olacak. Eğer iki iş ortağı dengeli olmazsa, ortakçılık yürümez. Bakın bunların hepsinde birer denge unsuru var. O denge unsurunu, o düzen unsurunu, hiç unutmayın. Hayatınızda bir düzen ve denge olması gerekir. Evinizde bir düzen, bir denge olması gerekir.
Evde bir düzen, bir denge olmazsa, o evde ev olmaz. Allah muhafaza eylesin. Kapının, kanadının birisi küçük, birisi büyük. bu kapı kilit tutar mı tutmaz. Hırsız girer mi içeri? Girer. Yabancılar girer mi? Girer. Zarar vermek isteyenler girer mi? Girer. Veyahut da normalde, bir tehlike anında, siz kendinizi koruyabilir misiniz? Hayır. O zaman normalde, biz, bütün hayatımızı, zahir ve batın dengenin üzerine, dünya ve ahiret dengesinin, normalde, dengesinin üzerine kurmamız lazım. Mesela, birçok ayeti kerime görürsünüz böyle. Denge unsuru. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Bakın, denge var burada. Neden?
Sen Allah'a itaat ettim der de, Resulüne itaat edemezsen, sen dini nasıl yaşayacağını bilmezsin. Şimdi o hadis inkarcısı olan, kanı bozuk, sütü bozuklara bakmayın siz. Onlar kendilerini peygamber zannediyorlar. Evet. Kafir onlar. Ciddi ciddi söylüyorum bunu. Bir kimse hadisleri inkar ediyorsa, kafirdir. Mossad ajanıdır o. CIA ajanıdır o. Kafirlerin yetiştirdiği, beslediği bir kimsedir o. Hadis inkarcılarına, ayet inkarcılarına, devlet, devlet, devlet. Hadis ve ayet inkarcısı mı? Devlet, onları vatana ihanetten yargılaması gerekiyor. Evet.
Çünkü, şu topraklarda, insanların dini akideleri bozulursa, vatanını ve devletini koruyamaz. Bakın bugün Avrupa'da savaşacak insan bulamıyorlar. Avrupa büyük bir savaşa hazırlanıyor. Avrupa'nın gençleri, savaşmak istemiyor. sebep, çünkü dinle bağlarını kestiler komple. Rusya savaşacak eleman bulamıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nden tuttuğunu savaşa götürüyor. Rus gençleri kaçıyor. Savaşmak istemiyor. Bakın bu topraklardaki, eğer bu topraklarda yaşayan bu Müslüman halkın dini akidesini bozarsanız bu vatanı savunacak kimse kalmaz. Dini akidesi bozuk çünkü.
Dini akidesi bozuk olunca vatanın da ehemmiyeti yok ki zaman zaman bir kısım cemaatin başındaki hocalar, şeyhler vatan sevgisi noktasında bizim için her yer vatandır tereninesini söylediler. sebep, siz bu toprakları savunmayın, siz bu topraklara kök salmayın, siz bu topraklarda yaşamayın, bu toprakları sahipsiz bırakın ki gavurlar o emellerine kavuşsunlar.
O yüzden özellikle altını çizerekten söylüyorum, bir kimse bu kim olursa olsun bu fikir özgürlüğü değil, bu fikirlerini açıklama özgürlüğü değil, bu bir proje, bu uluslararası kafirlerin, Mossad'ın, CIA'nin uyguladığı bir proje. Bu proje ne? Hadis inkarcılığı. Bu ilim değil, bu dini ilim de değil. Bu Mossad'ın, CIA'nin hazırlamış olduğu bir proje.
Böylece insanların dini akidelerini ve dini yaşantılarını bozmak istiyorlar. Siz Müslümansınız, Müslümanız, tamam Müslümanız, bu kadar. Siz namaz kılmayacaksınız. Ne diyor adam? Bu ümmetin başına namazı bela ettiler. Namaz kılmayacaksınız. Zekat, ayakkabıdan da zekat olur diyeceksiniz. Malınızın kırkta birini zekat olarak vermeyeceksiniz. Yardımlaşmayı kaldıracaksınız. Zaten siz husisi olarak fakir bırakılıyorsunuz. O yüzden yardımlaşma da kalkarsa, o zaman sosyal patlamalar olacak, iç savaş olacak, kargaşa olacak, sonra gelip işgal edecekler. Çok büyük oyunlar var. Çok büyük tezgahlar var. Bunları böyle, hani ya kaos yaratıyorsun, kaos düşünüyorsun diye düşünmeyin.
Ahir zaman, ahir zaman bir kimse hadisler üzerinde soru işareti bırakarak da eğer sohbet ediyorsa, bilin ki o Mossad veya Saros destekliyordur onu. Kesin. Sözlerim çok sert olabilir. Daha sert konuşacağım, edebim müsaade etmiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet, Kur'an'ın bir zahiri vardır, biri de batını vardır. Dinin zahiri vardır, batını vardır. Ama ikisi de denk gider. İkisinin de denk gitmesi lazım. Denk gitmezse o zaman sıkıntı vardır. Allah muhafaza eylesin. Mesela, Kur'an'da çok bahsedilir bu. Onlar iman edip salih amel işleyenlerdir. Müminleri tanıtırken, bakın onlar iman edenlerdir deyip bırakmaz.
İman edip salih ameller işleyenlerdir. Denge. Siz iman ettiniz, güzel. İman neydi? Kalple tasdik, dil ile ikrar. Dil ile ikrar senin namaz kılman, dil ile ikrar senin oruç tutman, dil ile ikrar senin hacca gitmen, dil ile ikrar senin haramlardan uzak durman, dil ile ikrar senin farzları yerine getirmen, dil ile ikrardan bunu anla. Yoksa ben Müslümanlardanım dedi, tamam kabul ettik. Sıkıntı yok bunda. Biz dil ile ikrarın açılımını koymamız lazım. Dil ile ikrar ne? Ben Müslümanlardanım dedi. Aldık, kabul ettik kardeş. Namaz nerede? Namaz nerede? Namaz son yıkılan kaledir. Demek ki namazı yoksa onun kalesi yıkıldı, dini yıkıldı onun.
Namaz dinin direğidir. Hadis-i şerif. O zaman namaz yoksa dinin direği yıkıldı. Dil ile ikrar farzları yerine getirmen, dil ile ikrar haramlardan uzak durman, dil ile ikrar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışman. Allah bizi onlardan eylesin. Ormandaki aslana kurdun, çift olduğunu hiç gördün mü? Aslan ne? Aslana baktığımızda ormanların kralı. Ama aslan ne? Aynı zamanda yüksek nefis taşıyan kemal sahibi. Nasıl yüksek nefis taşıyan? Onun nefsi kuvvetlidir. Siz şimdi kemal sahibi bir kimsenin nefsinin zayıf olduğunu zannedersiniz. Kemal sahibi insan nefsi de yüksektir.
Nefsi fısırık değildir onun. Kurda baktığımızda, kurda bakınca efsane Türklerin efsane bozkurtu değil yalnız bu. Oraya laf söyletmem, ben de laf söyletmem. Bu ayrı. Bu ayrı bizim kırmızı çizgimize dokunmasın hiç kimse. Biz geriye döner oradan da sohbet ederiz, sıkıntı yok. Ama normalde kurt genelde nefsi sembol eder. Yani nasıl nefsi sembol eder? Terbiye edilmemiş nefsi sembol eder. O zaman kemale giden ruh aslanlaşır. Heva hevesine düşen bir kimse ise kötü huylara, kötülüğe doğru yol alır. O yüzden kemale giden aslanla çok özür dilerim.
Burada kurt dediği için ben şimdi böyle sohbet etmek zorunda kalıyorum. Yoksa ben buna it diyeceğim. Normalde şimdi Hazreti Pir burada kurt dediği için dilim güdük çıkıyor benim. Hazreti Pir'i de sorgulayacak değilim. Ama normalde bu kurt it kurtlardan. Kırık. Soyu karışmış bunun. Bu itimsi kurt.
Asla aslana eş olmaz, denk olmaz. Çünkü bu itimsi, it huylu bu. İt huylu bu. Çünkü normalde kurt yalaklık salaklık etmez, öyle kuyruk sallamaz hiç kimseye. Şimdiki kurtçukları da kurt zannetmeyin. Benim bahsettiğimler bizim tarihte kaldı, 80'lerde kaldı. Şimdikiler süslü kurtçuk. Yalaklık salaklık yapıyorlar, onun bunun peşine takılıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Şimdi o kemale giden aslanla bu it huylu kurtçuk bir olmaz. Onları bir dolaştıramazsınız. Onları beraber edemezsiniz siz. Yani it itliğini yapacak çünkü, it itliğini yapar. Ne yaparsanız yapın, it itliğini yapar. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden normalde hani, ayeti kerimede kötülükle iyilik bir olmaz diyor ya, kötülükle iyilik bir olmaz. Sütü bozukla, sütü temiz olan bir olmaz. Kanı bozukla, kanı düzgün olan bir olmaz. Olmaz. Yani onun bozukluk varsa, o laf taşır, gıybet eder, dedikodu eder, ortalığı karıştırır, fitne çıkarır. Neden? Bozuk o. Şimdi bunları böyle konuşmuyorlar, herkes kendini iyi zannediyor. Yani bu televizyonlara çıkan hocalar da böyle konuşmuyor. Ya söylesene, nemmam olan, laf getiren götüren, gıybet eden, ortalığı karıştıran, damgalanmış, belli olmayan çocuklardır desene. Demiyorlar. Neden? E nemaları kesilecek.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ayeti kerime bir olmaz. Hiç normalde aslanla it bir olur mu? Bir olmaz. Sen ikisinde hayvan gözüyle bakıyor. Lan aslan aslanını yapıyor, it itliğini yapıyor. Kötüyle iyi bir olur mu? Bir olmaz. Birisi de diyor, hepsini diyor, bir görmemiz lazım. Dedim, it ittir, aslan aslandır, nasıl bir göreceksin dedim. İti de aslan gibi mi seveceksin? Adaletsizlik. Kötüyü de iyi gibi mi seveceksin? Kötüyü de iyi mi göreceksin? İyiye karşı adaletsizlik değil mi bu? İyiyi iyi göreceksin, kötüyü kötü göreceksin. İti it göreceksin. Otu ot göreceksin. Kediyi kedi göreceksin.
Köpeği köpek göreceksin. Aslan aslan göreceksin. Hakikat bu. Erdemlilik de bu. Erdemlilik de bu. Siz kötüyle iyiyi bir göremezsiniz. Mümkün değil. Siz cömertle cimriyi bir göremezsiniz. Korkakla cesaretliyi bir göremezsiniz. Siz vatanını sevenle, vatanına düşman olanı bir göremezsiniz. Siz askeri şehit edenle askeri bir mi göreceksiniz? Şehidi bir mi göreceksiniz? Bu nasıl bir öğreti? Siz kafirle mümini bir mi göreceksiniz? Mürtedle mümini bir mi göreceksiniz? Münafıkla mümini bir mi göreceksiniz? Aynı eşitlikte mi göreceksiniz? Ve iman edenler.
Siz kafirleri kendinize dost tutmayın. O zaman ayet-i kerimelerin hepsini çöpe mi atacağız aşağı? Nereden buldunuz bu dini siz? O zaman sizin dininiz İslam değil. Yeni yeni çıktılar ya. İşte ne o bilmem ne sevenler vakfı. Hayırdır ya? Bizi yozlaştırmaya mı çalışıyorsunuz? İslam erkil bir dindir.
Erkilden erkeklik anlamayın. İslam'ı böyle kadınımsı din haline daha doğrusu cinsiyetsizliğe taşımayın. Bizim kadınımız da erkeğimiz de her kişidir. İslam eril dindir. İslam savaşçı bir dindir. İslam cihatçı bir dindir. İslam pısırık bir din değildir. Bizim dünyamıza da karışır, evimize de karışır, eşimize de karışır, çocuğumuza da karışır. Her şeyimize karışır. Yumuşatmayın. Evet. Biz cihatçı bir milletiz. Anadolu cihatçı bir topraktır, cihatçı bir topluluktur.
Bizim vatanımız Kars'tan başlayıp Edir'in edebitmez. Osmanlı'nın bıraktığı yerdeyiz. Evet Osmanlı'nın bıraktığı yerdeyiz. Atalarımız nereden geri döndüyse oradan itibaren biz geri döndüğü yerden itibaren bizim vatanımızdır. Bu Osmanlı'nın ilerisinden başlar. Evet Çin'e kadar gider. Evet Afrika'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar gider. Arabistan yaramadığı yarımadası komple Osmanlı toprağıdır. Yeniden Osmanlı'yı bekler oraları. Biz Anadolu'ya sıkışacak bir topluluk ve millet değiliz. Bir gözü bomboş öbürü tıka basa dolu olsa kurç.
Devenin üstünde doğruduramaz. Denk deriz ya veyahut da işte atların iki tarafına, hayvanların iki tarafına heybe konur. Veyahut da yük sararlar hayvanlara. Şimdi gençler onları görmediler. Şimdi çok affedersin merkebe, katıra bir iş atlar ayrıdır, binek atlar ayrıdır. Develere önceden yükler develerle taşınırdı. Develere yük sararsınız, devenin bir tarafına fazla, bir tarafına eksik koyarsan hamudu yan döner. O tarafa doğru ağdırır. Hayvan dost doğru yürüyemez onu. Dağ, bayır, tepe yürüyecek gidemez. Yani siz yükü denk koyacaksınız, denk. Bir insan da üstüne yük koyarken denk koyacaksınız. O yüzden niyetle amel. Bir tarafında niyet, bir tarafında amel.
Ha niyeti güzel, amel nerede? Ama benim kalbim temiz kardeş. Bana amel söyle. Ben senin kalbini bilmiyorum, beni ilgilendirmez. Ben seni namazda göreyim. Ben seni zikirde göreyim. Ben seni iyi ameller üzerinde yürürken göreyim. O yüzden o kimse dışı Müslüman şey efendi öyle derdi. Dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töbe. Öyle değil, işte dışın da içinde bana öyle olsun. Dışın yeşil türbe, bizi aldatma. İçin estağfurullah töbe. Allah muhafaza eylesin. Bizi kandırma. Neden içinde dışında biri olsun? Kendisini hakikat ehli görüyor, şeriatı bozuk. Ya kendini hakikat ehli görüyorsan şeriatın düzgün olsun. Yani bir şeriat ehli zaten kendini hakikat ehli görmez.
Utanır böyle söylemeye. Ama o kimse kendini hakikat ehli görüyor, şeriatı bozuk. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dünya ve ahiret dengesini sağlam tutacak. İfrat ve tefrihten uzak duracak. Allah muhafaza eylesin. Öyle ilimler vardır ki gizli hazine gibidir. Onu ancak aziz ve celil olan Allah'ı yakinen tanıyan alimler bilir. Onlar bu ilimlerden bahsettiklerinde onu ancak Yüce Allah'tan gafil kimseler inkar eder. O zaman sen öyle bir hakikat ehli ol ki sen gizli hazine gibi ol. Seni ancak aynı denginde olan o yolda olanlar tanıcaklar. Yani senin halinle amelin birbirini denkleştirsin, birbirinin delili olsun. Sen kendini hal ehli olarak görüyorsun ama senin amelin sıkıntılı.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet her insanın bir zahiri bir batını vardır. Kur'an'ın da zahiri batını vardır. Dinin de zahiri batını vardır. Hadis-i şeriflerin de zahiri ve batını vardır. O zaman normalde ama hepsinin de bir delili vardır. O delili görelim biz. O delili görmezsek Allah muhafaza eylesin. O zaman doğruluk payı olmaz. Çünkü sende hakikat ilmi var ise o sende zuhur eder. Dışarı çıkar. O normalde sende kalmaz. E sende sen hakikat ilmiyle ilimlendiğini söylüyorsun. Ama senin dilin şeriata aykırı. Senin dilin bırak hakikatten bahsetmeye şeriata aykırı. Senin halin, ahvalin şeriata aykırı. Sen nereden hakikatten bahsedeceksin?
Allah muhafaza eylesin. Ben sağlam bir yürekle kanaat yolunda gidiyorum. Sen neye kınama yolunu tutuyorsun? O bedevi diyor ki eşine, ben sağlam bir yürekle kanaat yolunda gidiyorum. Sen neye kınama yolunu tutuyorsun? E normalde kanaat bir kimsenin kendince gözünü yükseklerde tutmaması. Ve kendi üzerindeki nimetlere hamd etmesi.
Normalde şimdi kendi üzerindeki nimetlere hamd ederekten kanaat ehli olacak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sizden kim nefsinden emin bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur. O zaman ne olacak? Yani nefsinden emin yani o farzları yerine getiriyor. Haramlardan, elinden geldiğince uzak duruyor. Bedeni de sıhhatli. Ayakta duruyor, çalışabiliyor, yürüyebiliyor hamdolsun. Ve aynı zamanda da günlük yiyeceği mevcut. Günlük yiyeceği de var ise dünyalar onun olmuştur. Yani ona kanaat edecek o kimse. Yine Tirmizi'de geçiyor hadis-i şerif. Ademoğlu'nun şu üç şey dışında hakkı yoktur. İkamet edeceği bir ev, avretini örteceği bir elbise, katıksız bir ekmek ve suyu var ise o kimse temel ihtiyaçlarını gördü demektir.
Kanaat ehli olacak ve kanaatı Hazreti Peygamber bitmek, tükenmek bilmeyen bir hazine olarak bize bildiriyor. Ve normalde o zaman şey diyor ki hanımına, sen diyor beni kınıyorsun. Burada kınama girdi işin içerisinde. O zaman şimdi kınama girince, Tirmizi'de geçiyor. Mümin, diliyle insanları incitmez. Mümin, diliyle insanları incitmez. Mümin, annesini incitmez. Mümin, babasını incitmez. Mümin, eşini incitmez. Mümin, arkadaşlarını, komşularını incitmez. Mümin, mümini incitmez. İncitiyor. Allah muhafaza eylesin. Sıkıntılı. Çok sıkıntılı.
Hele bu zamanda, yani bir genç bir çocuk düşünün. Arkadaşına bağırıp çağıramaz. Arkadaşına kötü söz söyleyemez. Arkadaşına bir şey yapamaz. Annesine, babasına ağzına geleni söylüyor. Kadınlar, erkekler etrafındaki insanlara çok iyiler. Evde eşler birbirlerine iyi değiller. Dışarıda çok iyi. Kadınlar da, erkekler de. O kadar nazikler, o kadar narinler, o kadar kibarlar ki muhteşem. Evde karı koca birbirini görünce canavar görmüş gibi oluyorlar. Mümin, mümini kınamakta sınır tanımıyor. Mümin, mümini incitmekte sınır tanımıyor.
Dervişler, sufiler, Allah muhafaza eylesin. Sınır tanımıyorlar. Bilhassa muhafazakar kesimin aileleri birbirlerine karşı dillerini tutmuyorlar. Acı bir şey bu. Çocuklar anne ve babalarına diledikleri gibi davranıyorlar. Yazık. Üzülüyor insan. O senin annen, o senin baban. Senin dışarıda tanıştığın, yeni tanıştığın bir kimseden daha mı kıymetsiz? O senin eşin, dışarıda tanıştığın herhangi bir kimseden daha mı kıymetsiz? Allah muhafaza eylesin. Kalem suresi, ayet 30. Birbirlerini kınamaya başladılar.
Yazıklar olsun bize. Şüphesiz biz haddi aşanlardanmışız. Birbirlerini kınayanlar, haddi aşanlardır. Kınamak çok kötü bir ahlaktır. Ve kınadığınız şey, başınıza gelmeden ölmezsiniz. Hadis-i şerif. Şura ayet 30. Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder. Ve birbirlerinizi, kimin nesini kınadıysanız, o başınıza gelmeden ölmezsiniz. Hadis-i şerif. O yüzden müminler dillerine sahip çıkacaklar. Hani Bedevi diyor hanımına. Sen diyor beni kınama yolunu seçtin. Tirmizi ve Müslim'den hadis. Kişi hayırla karşılaşırsa Allah'a hamd etsin.
Kötü bir şeyle karşılaşırsa kendinden başka hiç kimseyi kınamasın. İyi bir şeyle senden bir iyilik zuhur etti veya sana bir iyilik isabet etti. Allah'a hamd et. Kötü bir şeyle karşılaştın. Kendinden başka hiç kimseyi kınama. O senin başına gelen kötülükler senin elinin ürünü. Başkasını kınamana gerek yok. Allah muhafaza eylesin. Yine Tirmizi, Beyhaki, Keşf-ül Hafa. Hadis-i şerif. Kim Müslüman kardeşini işlediği bir suçtan dolayı ayıplarsa, kendisi de o suçu işlemeden ölmez. İmam-ı Ahmet'te bunun ilavesi var, Hanbeli'de. Diyor ki, tövbe etti bir günahtan dolayı ayıplarsa. Yani o kul o günahtan tövbe etmiş, o günahtan tövbe ettiği halde diğer insanlar o günahı işledi diye o kimseyi kınıyorlar.
Yani daha önce bir Allah'ın haram ettiği bir şeyi işlemiş o kimse. Mustafa Özba. Bırak lan şu adamı ya, önceden az mı şunu yaptı, az mı bunu yaptı. Tövbe etmiş, dönmüş adam daha nesini kınıyorsun. Kendimi savunmak için söylemiyorum, örneklemek için söylüyorum. Yoksa kınanmaktan korkmayız, sıkıntımız yok. Varsın bütün dünya bizi kınasın, biz kendimizi biliriz elhamdülillah. Kınayıcıların kınamasından dolayı korkmayız. Kur'an ve sünnete haykırmaktan çekinmeyiz. Varsın kınasınlar, biz doğru söyleyelim. Ben de diyorum ya, bunca sohbetim var, internette yayınlanıyor, şimdi de canlı yayınlanıyor. Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylediysem getirin diyorum önüme.
Tövbe eder döneriz geriye. Yok ona bakmıyorlar, kimisi koltuğa bakıyor, kimisi sarıya bakıyor. Kimisi içtiğim suya bakıyor, ne o önündeki bardaklar yazmış birisi. Bardakla ne olacak işte? İçinde su var, soda var. Başka ne olacak? Yok kınacak yayınlar. Kınacak, ne o başındaki işte acayip, karayip şey. O sarık, takke, başka bir şey değil. Ne var başımda? Kınacak ya bir şey bulacak. Tabii. Allah muhafaza eylesin. Oysa, kimi kınıyorsanız o sizin başınıza gelmeden ölmezsinizdir. Şimdi öldü birisi, hocanın birisi. Ben normalde biz Harun Hoca ile oturduk bir hesap ettik. Harun Hoca dedim ya otur gel, kaç tane imam hatip var şu kadar, kaç tane ilahiyat var bu kadar, ne kadar mezun çıkarmıştır bu kadar, kaç tane cami var 85 bin.
85 bin imam, 85 bin müftü. Harun Hoca ile konuşuyoruz bunu, kulakları çınlasın. Biz yaklaşık normalde imam hatip, ilahiyat, hocası, hacısı, bilmem nezisi, dedim ya hani 4 milyon çıkardık bunların hepsini. Türkiye'de, 4 milyondan fazladır, 4 milyon. Dedim hoca, 4 milyon dedim, yılda bir kişiye dedim, imanına vesile olsa bir dahaki yıl bu 8 milyon olur dedim.
8 milyon dedim, yılda bir kişinin imanına vesile olsa 16 milyon eder dedim. Bakın, 3 yılda 16 etti. Dedim, 16 milyon, bir kişinin imanına vesile olsa dedim, sımsıkı tutsa bir dahaki sene 32 milyon eder dedim. Türkiye'de oy kullanılan 30 milyon insan var.
30 milyon. 4 yılda 30 milyon mümin olacak bu ülkede. Pardon, 30 milyon mümin olacak 4 yılda. Siz şimdi bir işaret verdi 50 ile falan diyeceksiniz şimdi. Ben 4 diyorum ya, vay işte o da işaret verdi falan. Millet bu hale geldi. Sübinin lan mesaj. Elini Rabia işaret yaptı. Bizim işaretimiz o değil. Bizim işaretimiz var, o değil. Evet. O işaret vakti geldiğinde o işaretle çıkacak inşallah. Evet. Bizim işaretimiz serçe parmağı böyle şey içeride. 4 ama serçe parmağı içeride.
Böyle yani. Ben şimdi bu parmağım arızalı benim. O yüzden tam bulmuyor. Eksik çalışıyor. Böyle yani. İşaret bu. Bunu sağ elle düşünün. Bu şimdi kapanmıyor, arızalı ya. O yüzden. Bu işaret bu. Bu işareti gördüğünüzde o. Evet. Asıl işaret o. Ne okudunuz buradan? Ha? Aferin. Evet. Şimdi bu da asıl sübinin lan mesaj bu. Bu. Evet. Şimdi normalde insanlar ne yapıyorlar? Birbirlerini kınıyorlar. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Hacı Cafer saat 11 oldu be. Maşallah. Tamam. Son hadis-i şerif. Buhari'den. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sövücü, aşırı söz ve hakaretli bulunucu ve lanetleyici değildi.
Çok kızdığı zaman birimiz için kınamam ayetinde şöyle derdi. Sağ eli toprak olası. Neden böyle yapıyor? Veya bunu başka hadislerde de okumuşsunuzdur. Çok kızarsa alnı toprak olasıcı der. Alnı toprak olasıcı demek, alnı secdeye gitmek demek. Sağ eli toprak olasıcı demek, bereketli olsun, dağıtsın demek. Tasadduk etsin demek. Bunun batinin manası sağ eli toprak olasıcı demek, toprak gibi bereketli olsun, dağıtsın. Alnı toprak olasıcı demek, alnı secdeye gitsin demek. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Önümüzdeki hafta bedevi karısının kocasına lima tekulüne ma la tef'alun denmiştir. Buradan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin.
Helal olsun. Bugün dışarıdan turist ziyaretçilerimiz varmış. Bayan kardeşler bu konuda anlayış gösterirlerse memnun olacağız. Malum bizim vakfımız dünya üzerinde yıl 365 gün seması olan bir mevlevi grubuyuz. Aynı zamanda da herhangi bir ücrete tabi değil. Burası bir tek kandil günleri ve aynı zamanda da bir tek işte Şebu Aruz'da burada sema olmuyor.
Diğer yıl 360 gün burada sema var. Ücret yok onun olsana her akşam var. Devamlı var. Böyle de inşallah ben vefat ettikten sonra da devam eder. İnşallah. Bunu bütün kardeşler Can Hıraş bunu devam ettireceklerine inanıyorum inşallah. Haklarınızı helal edin. El Fatiha'na selavat. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi