mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2305. Beyitten) 06.12.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 6 Aralık 2025 · 53:17

Dua edin, sesim yoktu, yoksa debreyle asanı patlatırdım burada, görürdünüz. Ama yatın, kalkın, dua edin, sesim yoktu. Selamun Aleyküm. Aleyküm Selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Cümlemiz ve cümle ümmeti Muhammed'i hakkı, hakk, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, bunları yapanların cümlesini Cenab-ı Hak kahri perişan eylesin.
Amin. İsrail'i ve destekçilerini batırsın. Amin. Onları yerle yeksan eylesin. Amin. Birbirlerine düşürsün. Amin. Dünyayı köleleştiren emperyalistleri Cenab-ı Hak yerle yeksan eylesin. Amin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Amin. Doğu Türkistan'ın özgürlüğünü lav edenleri yerle yeksan eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'i özgür eylesin. Amin. Benim babamın adı Hasan ya, bu Debreli Hasan da babamın türküsü, Allah rahmet eylesin.
Amin. Amin. O yüzden onu çok severdi babam. E bizde de böyle bir baba duygusu var ya tam yaşanmamış. O yüzden şimdi Debreli Hasan olunca hemen benim kanım kabarıyor diyorum patlatayım bir Debreli Hasan şimdi diye. Ama İsmail nerede gözüm görmedi. İsmail'e hiç Debreli Hasan'ı siz oynamıyorsunuz. Oynadınız mı? Ben fark etmedim o zaman. Neyse bayrama inşallah. Öyle mi? Fark etmemişim o zaman. Tabii o Debreli'nin hikayesi şu. Zenginlerden toplar, fukaralara verir. Öyle meşru olayım. Bir de drama köprüsünü kendisi yaptırıyor.
Drama köprüsünü komple kendisi yaptırıyor. Kendi akçesinden yaptırıyor. Yani zenginlerden topladıklarıyla. Sonuçta fabrika çalıştırmıyor. Ama zalim zenginlerden topluyor. Ondan sonra şeyi yaptırıyor. Ne o? Drama köprüsünü yaptırıyor. Yani Ege'nin Zeybek versiyonu, Makadonya bölgesinin versiyonu. Aynı kültür. Yani Ege'de de Zeybek'ten çıkış noktası zalimlere karşı. Zalim zengin, zalim kaymakam. Yani zalim orada tütün zamanı şeyler, İngilizler filan. O tütün şirketleri. Efe'lerin çıkış noktası da o. Ondan da herkes tabii onu normalde dramalı olarak biliyor. O normalde aslında dramalı değil.
Ama drama köprüsünü yaptıran kimse. Evet. Biz oralara girmeyelim bu gece. Sesim ancak sohbeti edecek inşallah. Tarihte kalmış böyle yiğit insanlar. Bunlar yiğit insanlar. Bunlar böyle zalime boyun eğmeyen, fakir fukaraya zulmetmeyen, devamlı hak ve hakikatin yanında duranlar.
Bunlar tarihi şahsiyet. Bunlar devletin, Osmanlı Ali'nin, Osmanlı Ali'nin devletinin artık böyle yönetemez hale geldiği zamanlar. Yani vatandaşını koruyamadığı, zalimlere karşı halkın yanında, fukaraların yanında duramadığı zamanlar. O normalde tabii insanlar şimdi farklı bakıyorlar da. Allah iyi etsin inşallah. O yüzden dramalı Hasan favorimiz. Mesela Kerimoğlu, o bölgenin favorisidir. Kerimoğlu da orada tütün şirketlerinden başkaldır. Sonra onu, çok affedersiniz, koca Arab diye bir zabdiye, bunu pusuya düşürür, uyurken.
Onun da yanındaki kızının birisi satar. Hep satanlar, kızanlardır yanında. Mesela İsa Aleyhisselam'ın havarisi satar. Şeyh Şamil'i yanındaki halifesi satar. Acı şeyler bunlar. Hani var ya orada bir şey, oyna ulan, koca Arab'ım sen oyna, senden başka yiğit kalmadı.
Yani yiğitlikse, senden başka yiğit kalmadı. Yani sen yiğitliği bozdun. Hani o şey, Kerimoğlu'nu oyuna getirdin, tezgaha getirdin. Onun karşısına çıkacak bir kimse değildi. Bunun gibi. 2305. bey. En son gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeniden başlayıp duracaksın, diyordu. Bedevi, hanımına nasihat ediyordu. Nasihate devam ediyor. Gençken, daha kanaatliydin. Şimdi altın istiyorsun. Halbuki sen önceden altındın. Üzümlerle dolu bir asmaydın. Nasıl oldu da kesada uğradın? Üzümün tam olacakken bozulup gittin.
Meyvenin günden güne daha tatlı olması lazım. İp eğirenler gibi, gerisin geriye gitmenin lüzumu yok. Sen bizim eşimizsin. İşlerin başarılması için eşlerin aynı huyda olması lazımdır. Eşlerin birbirine benzemesi lazım. Ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak. Gençken daha kıymetliydin, daha kanaatliydin.
Şimdi altın istiyorsun. Halbuki sen önceden altındın. Yani daha kanaatliydin. Malum kanaat bitmeyen bir hazinedir der. Hadi şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Böyle olunca, gençken insan, daha henüz dünya sevgisini tatmamıştır. On altı, on sekiz, yirmi yaşında bir delikanlıya alın. Dünya sevgisini tatmamıştır o. Yani dünyanın eğlencesindedir. Hani o böyle, dünyayı sevmek değildir onun. Dünya onun hoşuna gider dünyalık. İşte güzel giyinsin, güzel gezsin. Şimdiki gençler de işte son model telefonu olsun. İşte kafelere gitsinler, telefonu koysunlar masanın üzerine. Bugün de böyle oldu desinler, selfie yapsınlar.
Bunlar normal şey, dünya sevgisi ise başka bir şeyler. Bir taraftan dünya sevgisi iyidir. İnsanı dünyaya hırslı yapar. Bir taraftan da sıkıntılıdır. Dünyaya köle olur. Allah muhafaza eylesin. Gençken, insan gönlü de berraktır. Daha henüz haramlarla tanışmamıştır. Haramların içerisine düşüp kalkmamıştır. Onun gönlü temizdir. Kötülük nedir bilmez. Alevere de alevere bilmez. İnsanları aldatmayı, kandırmayı bilmez. O yüzden normalde gençtir. Bir de, henüz daha, dünyalık endişesi yoktur onun. Tabiri caizse, anne para, anne baba parası yiyordur. Dünyalık endişesi yoktur onun. Ne zaman dünyalık endişeye sahip olur insan? İşte eş, çoluk, çocuk oldu mu?
Onda dünya endişesi olur. Eş, çoluk, çocuk yoksa onda dünya endişesi olmaz. Hani çok fazla olmaz. Böyle olunca, insan işte, gençlikten çıkıp artık orta yaşlılığa doğru giderken, onun ihtiyaçları değişir. ihtiyaçları değişince de, o berrak halini terk etmeye başlar. Eğer terbiye olmazsa. Ve, hani, fıtri olan, o güzelliğini, o temizliğini, o berraklığını kaybeder. Hani diyor, gençken, daha kanaat edin, şimdi altın istiyorsun. Önceden, sen altındın diyor. Önceden sen altındın deyince, ben şuraya yoruyorum. Yani, Tin suresinde, ayet 4'te, biz insanı, ahseni takvim üzerine yarattık diyor.
Ahseni takvim üzerine yaratmak, fizik olarak her şeyi, yerli yerinde olması, ahseni takvim olarak yaratılması, onun manevi olarak da, her şeyinin bir tamam olması. yani, henüz daha o, kirlenmedi. Bakın, kirlenmedi. Ahseni takvim üzerine. Sonra, kirlenmeye başladı, fıtratından uzaklaştı. O yüzden, asıl değerinin, asıl değerini, kaybetmeye başladı. Yani, altındı, içine bakır karışmaya başladı. Altındı, içine bakır karışmaya başladı. Bakır karışmaya başlaması demek, onun haramlarla tanışması, haramları işler hale gelmesi, ve dünyanın onu cezbetmesi. Artık o, dünyaya doğru meylediyor. Hani, yaşlılar için en korkulacak şey, yaşlılar için.
Yaşlanınca, o kimsenin, dünya sevgisinin ve dünya hırsının artmasıdır. Hadis de sabittir bu. Hani, yaşlandıkça, dünya sevgisi ve dünya hırsı aşağı ineceğine, kimisinin de dünya sevgisi ve dünya hırsı artar, yaşlanınca. Bu, kötü bir yaşlılıktır. Bir, hadisler de, lanet olsun, o erkeklere ki, yaşlandıklarında, gençliğe özenirler. Yaşlandığında, gençliğe özenir. Hani, görürsünüz ya, gelmiş benim gibi, 65 yaşına, saçı sakalı ağarmış, boyatayım da, hangi çıtırlara bakacağım diye uğraşır ya, bu, lanetlik bir ihtiyar. Veya, görürsünüz, 50-60 yaşında, genç delikanlılar gibi, geyincem diye uğraşıyor.
Üzerine, likralı bir tane tişört geymiş, daracık, altına likralı bir tane, pantolon denilen, tayt giymiş, her tarafı meydanda, benden yaşlı. O, gençliğe özeniyor. O, lanetlik ihtiyarlardan. O kimse, yaşına göre, giyinmiyor, yaşına göre yaşamıyor, erkek olarak. Bir kimse, Türkiye standartlarında, 60'ı geçti mi, yaşlıdır. Yaşlı kategorisindedir. O bitmiştir onun işi. O artık, tabii, Ahmet Özbağ yeni bir, bomba attı önümüze. O yüzden bundan sonra, 60'a gelenler, orta yaş grubunu görüyormuş. Öyle mi Abdullah? 60, orta, he? Değişti.
Değiştirdiniz yani. Değiştirmişler. Ne oluyor şimdi, 60 yaşında olan, orta yaş grubu. İhtiyar. Ben bunun Türkçesini söyleyeyim mi size? Dünya, emperyalist, global sistem diyor ki, siz diyor, 70 yaşına kadar, orta yaş grubundasınız, 70'e kadar çalışacaksınız diyor. Sizi sömüreceğiz yani diyor. Sizi sömürmeye devam edecek. Ama sömürürken de, sizi aldatacak. Sen geleceksin, 65 yaşına, ben hala da, orta yaş grubundan.
Diyeceksin, kendi kendini aldatacaksın yani. Şimdi hadis-i şerifte de, ihtiyarların kötüsü, lanetlik olanı ne? Yaşlandığında, gençliğe özenenler. Ve korkunç olan ne? Bir kimsenin, yaşlandıkça, dünyaya tama etmesi, dünyayı sevmesi. Allah muhafaza eylesin. Amin. Kehf, ayet 46, mal ve oğullar, dünya hayatının, geçici ziynetidir. Geride kala, salih ameller ise, sevap olarak da, ümit kaynağı olarak da, Rabbinin nezdinde, sizin için daha hayırlıdır. O zaman, bu dünyanın serveti, dünyanın serveti geçici. Dünyadaki çoluk çocuk geçici. Kadın, erkek geçici. Bu dünyanın her şeyi geçici. Buradan, bizim götürecek olduğumuz şey, ya iyilikler, ya da kötülükler.
götürdüğümüz kötülükler ise, biz, cehenneme bay bay yapacağız, o tarafa doğru gideceğiz. Yok, iyiliklerse, cenneti selamlayacağız, cennete gideceğiz. İkisinden biri. Ama, insan, bu dünyanın, debdebesine, şataatına, şatafatına, aldanıyor. Rabbi muhafaza eylesin. Amin. Yine hadis-i şerifte, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, dünya melundur. İçindekiler de melundur. Ancak, zikrullah, ve zikrullaha yardımcı olanlarla, alim veya müteallim hariç. Tirmizî ve İbn-i Macide'e geçen bir hadis-i şerif. O zaman, dünya ve içindekiler, melundur. Dünya ve içindekiler, Allah ve Allah yoluna hizmet ediyorsa, dünya ve içindekiler, helal dairede, eş ve çocuklarına hizmet ediyorsa, dünya ve içindekiler, Kur'an ve sünnete hizmet ediyorsa, bunda bir beis yoktur.
Bu güzeldir. Bu ahsendir. Bu harika bir şeydir. Bu, muhteşem bir şeydir. Bu muhteşem bir şeydir. Ama, senin dünyalığın, senin dünyalığın, yani araban, katın, yatın, evin, barkın, eşin, çoluğun, çocuğun, Allah yolunda koşturmıyorsa, oraya hizmet etmiyorsa, onlar senin cehennemliğin oluyor. Onlar, dünyalıkların ve dünyada Cenab-ı Hakk'ın sana lütfettikleri. Allah yolundaysa, senin cennetliğin oldu. Yok, Allah yolunda değilse, senin cehennemliğin oldu. Allah muhafaza eylesin. Deylemi'de geçen hadis. Sizin hayırlınız, ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen ve insanlara yük olmayanlar. O zaman biz ne, dünya için ahiretimizi terk ederiz.
Bakın, bu, dengede tutmak bir şey. Dünya ve ahireti, dengede tutmak. Neymiş? Ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen. dünya ve ahiret çizgisini dengede götüren. Bu hadis-i şerif bizim ölçümüzdür. Biz normalde başkasına yük olmayı sevmeyiz. hani geldi gencin birisi ya, böyle ibadet ediyordu mescitte.
Hz. Ömer Efendimiz dedi, hani sen ne yapıyorsun burada? Ben de onun ibadet halindeyim burada dedi. Peki dedi, senin iaşeni kim sağlıyor? Abim dedi. Ona kalk dedi, camiden kovdu onu. Dedi ki, abin senden hayırlıdır. Neden? O bir başkasına yük olmuyor. Şeyhmiş, dervişmiş, alimmiş, eski dervişmiş, yeni dervişmiş. Yok. Başkasına yük olmayacak. Bizim dergahımızın ölçüsüdür. Adabıdır. Biz başkasına yük olmayız. Biz hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz. Yük olmayız. Şeyenillah demeyiz hiç kimseye. Bu bizim ölçümüzdür. Ve biz ahiretimiz için dünyayı, dünya içinde ahireti terk etmeyiz.
Alan el, alan el olmak istemeyiz. Biz veren el olmak isteriz. Biz zekat toplayan değil, zekat veren olmak isteriz. Çalışın demiş ayet-i kerimede, biz çalışırız. bizim bu noktada din, geçim kaynağımız değildir. Adem'den itibaren, dindarların en büyük handikapı, dini geçim kaynağı yapanlardan olmuştur.
Bu kim olursa olsun, biz dinimizi, yolumuzu, inancımızı, imanımızı, geçim kaynağı yapmayız. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden, sizin hayırlınız, ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen, ve insanlara yük olmayan kimsedir. Biz, en hayırlısı olmayan, Cenab-ı Hak bizleri muvaffak eylesin. Amin. O yüzden, insan, dışarıda, etrafta, orada, burada, altın arama yoluna girerken, kendi iç dünyasındaki, cevherini unutur. Oysa Allah, bütün insanları, ahsen-i takvim üzerine yaratmış, ve bütün insanların kalbine, nur vermiş, o nur, harekete geçtiği anda, o kimse, insanı kamil olur.
İnsan, kendi üzerinde bulunan, halifelik nurunu, veya halifelik, düvesini unutmuş, dışarıdan, bir sürü şey arar. Allah muhafaza eylesin. Üzümlerle dolu bir asmaydın, nasıl oldu da, kesada uğradın, üzümün tam olacakken, bozulup gittin. Hz. Pir, Allah alem, buradaki asmayı, insana benzetmiş. İnsanın potansiyeli, insanın yapabilirleri, yapamaması, o yüzden, asmayı, şimdi, tabii, genel olarak, insanlar şehirlerde büyüyorlar, ancak, köyde, veya tarlası olanlar, asmayı bilir. Üzüm, şimdi, asmayı, normalde, ekersin, küçücük bir fide gibi, ondan sonra, o büyümeye başlar, sen onun üzerinde, işçilik yaparsın, bakarsın, edersin, çatarsın, sonra, ilaçlarsın, sonra, o, koruk olur.
Koruktan sonra, üzüm olur. Önce ne olur? Koruk olur. Üzümün, olgunlaşmamış haline, koruk denir. Bizim orada, koruk deniyor. Burada ne diyorsunuz? Koruk diyorsunuz, değil mi? Ya, Demirtaş'la, Bayındır'ın arasından, bir fark yok zaten ya. Ha Demirtaş'a, Bayındır. Muhtar, siz de mi koruk diyorsunuz? Siz de mi koruk? Evet. Üzümün, olgunlaşık, koruk, biraz ekşim, tırak olur. Hatta bazı, asmalar vardır. Biz ona, hani, asma deriz. Onlar, mesela, ekşi yapmak içindir. Çok ekşidir o. Onun üzümü yenmez. Onu daha korukken, toplarlar, suyunu sıkarlar. Bildiğiniz, koruk ekşisi yaparlar. Bayındır'da, yapardı annem onu. Bizim, bahçenin içerisinde, koruğumuz vardı.
Şimdi, koruğa geleceğim. Normalde, asmaya geleceğim. Buradaki, bu asma, metafor benzetmesi, çok hoşuma gitti benim. Asmayı bildiğimden için, eğer o asma, yediveren ise, bir de yediveren asmalar vardır. Adı, yediveren olarak kalmıştır. O, bir başlar, baharda, koruk vermeye, ta sonbahara kadar, hep koruk verir o. Yediveren asma derler, bizim orada. Ekşidir, onun tadı. Ama, bütün üzümler biter, her şey biter. O hala da, yeşil koruk verir. Yediveren asması, diyoruz biz ona. Bilmiyorum, burada var mı? Var mı İsmail? Yediveren. Evet. Çekirdeklidir o. Yiğime hoş değildir. ama velakin, yediverendir, boyuna meyve verir. Şimdi, Hazreti Bir, insanı burada, yani, normalde, bedevinin ağzından, eşine söyletiyor.
Sen diyor, üzümlerle dolu bir asmaydın. Bu muhteşem bir şey. Yani, sen böyle, üzüm veren, üreten, devamlı tüyü taze kendini tutan, kendini sağlam tutan bir asmaydın. Ama sen, senin diyor, üzümlerin yenileceği zaman, olgunlaşmayı bekledik. Yani, koruk üzüme dönecekken, sen, kendi kendini kötüleştirdin, kendi kendini heba ettin, ve, o, koruklar, biz olgunlaşsın, biraz daha kemale ersin, yiyimi hoş olsun, ağza tat versin diye beklerken, sen çürüdün, meyvan olgunlaşması gerekir, meyveyi çürüttün sen, olgunlaşmadan, bu ne demek?
Sen, dünyevileşmemen gerekiyordu, sen ne güzel, normalde, öyle bir şeydin ki, sen, rüyalar görürdün, haller yaşardın, namazını kılardın, dersini çekerdin, güldür güldür zikirlere giderdin, ama sen kalktın, nefsine uydun, kibire düştün, kendi kendine bir şey zannettin, senden üzüm yemeği beklerken, biz, sen kendini çürüttün, sen kendini işe yaramaz hale getirdin, dışın çok güzel, için çürük kokuyor ama, dışın ne güzel, nefasetli görünüyor, ermiş, olgunlaşmış gibi görünüyor, ama sen, kendi özünü bozdun, yolunu bozdun,
çizgini bozdun, geriye doğru gittin, sen, olgunlaşıp, kemale erip, insanlara faydalı olman gerekirken, sen o olgunlaşma sürecini, geri çevirdin, bu neyle oldu, bu dünyaya aldanmanla oldu, heva hevese uymanla oldu, nefsini ilahlaştırmanla oldu, sen şımardın, şımarınca, kaybettin, Allah muhafaza eylesin, o dünya, senin yakandan tuttu, dünya, senin kalbini çevirdi, oysa adişler, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri buyurmuştu ki, Ademoğlunun, iki vadi dolusu, altına olsa, malı olsa, üçüncü bir vadi daha arzu eder,
Ademoğlunun karnını ancak, toprak doldurur, Allah tövbeden, kimsenin, tövbesini kabul eder, dedi, Muharrem İslim, bunu ne zaman söyledi, biliyor musunuz, bu adiş şerifi, bir, yoldan geldi, bir kimse, çok temiz giyimli, buranın emiri kim dendi, bunların emiri kim deyince, peygamberi gösterdiler, sallallahu aleyhi ve sellem, dediler ki, o dedi ki, o kimse, sana hediyeler geldi, Medine'nin, filanca vadisinde, seni bekliyor, dedi, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri kalktı, o hediyeleri almak için, dedi ki,
onların buraya gelmesi mümkün değil, çok büyük hediyeler, Katar Katar, dediler, Hazreti Abbas, dedi ki, ey yeğenim, ey Muhammed, dedi ki, yükse, ben yükler getiririm, bir şeyse, yardımcı olurum, Hazreti Abbas'ın içerisinde, öyle bir dünya sevgisi var, müsaade et, ben seninle geleyim, dedi, o da olur amca, dedi, gittiler, vadinin başına, vadinin başına, gittiler, bir Katar, işte, zebercet, bir Katar, mercan, bir Katar, işte şu, altın, ne ararsanız var, Katar Katar, tabii o, hediyeleri getiren kimse, Hazreti Peygamber'e,
sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerine, gelen Katarları, o gelen hazineleri tanıtıyor, diyor ki, şunda mercan yüklü, şunda altın yüklü, şunda gümüş yüklü, şunda şunlar yüklü, bunlar bunlar yüklü, bunları söyledikçe, Hazreti Tapas diyor ki, ey Muhammed, bunların hepsi senin mi, benim amca, diyor, o bir daha söylüyor, bunların hepsi senin mi, benim amca, diyor, tabii o gelen, hediyeleri getiren, tanıtıyor, o her seferinde, benim amca, diyor, ondan sonra, en sonunda diyor ki, hepsi de senin mi, hepsi de benim, diyor,
Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, bakıyor ki, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, onda dünya sevgisi aşırı, son hicret edendir, Hazreti Tapas, Mekke'deki işi, kol çevirmektir, faizciliktir, ilk, Mekke fethedilince, bugün faiz ayaklarımın altındadır, ilk kaldırdığım faiz de, amcam Abbas'ın faizleridir, gelir, dili titrek bir şekilde, ey Muhammed, ben paranın aslını da mı almayayım, der, yok aslını al, der, ama faizlerini bırak, der, ilk kaldırdığım faiz odur, der, o Mekke döneminde, Hazreti Abbas'ın,
faizciliğini yasaklamaz, çünkü Mekke, o zaman için, müşrik bir devlettir, müşrik bir devlette, müminle kafirlerin arasında faiz yoktur, hükmün çıkış noktalarından birisi de budur, müşrik bir devlette, müminle kafirlerin arasında faiz yoktur, o Hazreti Mekke'l hadisi de bunu destekler, velhasıl, Hazreti Abbas Efendimiz, Radiyallahu anh Hazretlerine, normalde göğsünü bir sıkar, böyle kucaklar onu, sıkınca, Hazreti Abbas Efendimiz'in, ağzından simsiyah bir duman çıkar, simsiyah bir duman çıkar, o zaman bu hadis-i şerifi,
hadisi kutsi söyler, Ademoğlunun, iki vadi dolusu altına olsa, üçüncüyü ister, Ademoğlunun karnını ancak toprakta yorur, yani, sen ne kadar çok mal biriktirirsen, halbire daha mal biriktirmek istersin, yaşlanırsın, yaşlandığında bile mal biriktirmenin derdine düşersin. gelmiş adam altmış yaşına, hala daha kaç tezgah alacağım, kaç tezgah satacağım, kaç bin metre mal yapacağım, ne kadar şunu yapacağım, ne kadar bunu yapacağım, onu hesaplıyor.
Altmış yaşına gelmişsin, yaşayacağın on yıl daha senin, azami, adı yaşa, yetmiş beşe kadar yaşa, on beş yıl yaşa, altmış yaşına kadar yapmışsın yapacağını, daha ne yapacağım diye uğraşıyorum, bırakacağım parayı sen yesen, on beş yıl yiyemezsin zaten, en fazla çoluğun çocuğun torunun der ki, dedem biraz daha fazla çalışıp, biraz daha fazla bıraksaydı den, ama o dünya sevgisi, dünya hırsı, adam yetmiş yaşına da gelse bırakmaz, dünya sevgisi var ise, dünya hırsı var ise, yetmiş yaşında fabrika kuracağım diye uğraşır insan,
adam gelmiş yetmiş beş yaşına, daha fabrikanın başında, eyvallah, bir şey diyemeyiz, herkesin kendi hayatı, Allah muhafaza eylesin, o yüzden, dünya, şeytanın şarabı gibidir, seni onunla sarhoş eder, seni onunla perişan eder, Allah muhafaza eylesin, ve insanoğlu, gerçekten enteresan varlık, o dünya sevgisine, kaç yaşında olsun, bir kaptırırsa, kendini kaybolur gider, meyvanın günden güne, daha tatlı olması lazım, ip eğirenler gibi, gerisin geriye gitmenin lüzumu yok, siz ip eğirenleri de bilmezsiniz şimdi, urgancılık mesleği kalmadı çünkü,
Tire'de urgancılık mesleği vardı, bizim bayındırda da kalmadı, o kendirden, iplik yaparlardı, urgan, şimdi, karşıda bir mekanizma vardır, böyle dairemsi, kendirler, çuvalın içindedir, heybesinde, onu böyle, geri geri geri … gelir, o mekanizma döner, dönünce eğirir, ip eğirme makinesinin değişik bir şeysi, bildiğiniz ip meydana gelir, kalın ip, sonra üç veya dört ipi bir daha birleştirir, biz meslek lisesine giderken, görürdük onları, o kendiden ip, halat, urgan yaparlardı, şimdi naylonun çıktı, bilmem nesi çıktı, şimdi onlar,
ha bire geri geri gelirler, ipi eğirirlerken, sonra ipi dolar, başa gider, tekrar geri geri gelir, başa gider, tekrar geri geri gelir, Hz. P'ye diyor ki, senin meyvan, günden güne tatlanması gerekirken, senin meyvan bozuluyor, ve ip eğirenler gibi, gerisin geriye, gitmenin lüzumu yok diyor, ip eğirenler gibi, yani, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. P'ye hani, iki günü, müsavi olan, eşit olan, zarardadır diyor ya, Müslüman, her an, bilhassa sufiler, manevi hallerini arttırmaları lazım, bunun için ne, zikirlerini arttıracaklar,
bunun için ne, ahlaklarını arttıracaklar, ince ahlaka sahip olacaklar, bunun için ne, sabırlarını genişletecekler, derinleştirecekler, bunun için ne yapmaları lazım, merhametli, toleranslı olmaları lazım, Kur'an ve sünnetten, taviz vermemeleri lazım, yollarının adabından, erkanından, taviz vermemeleri lazım, ama yok, böyle olmazsa, yani, senin, bugünün, dünden iyi olması lazım, bugünün, dünden daha iyiler olması lazım, yani, eğer bugünün, dünden daha iyileri olmuyorsa, senin meyvan, olgunlaşmıyor, sen geriye, geriye gidiyorsun,
hep böyle, eee, dervişlerden gelen, mesajlar, şöyledir, ben, dervişliğimin, ilk zamanlarında, ne güzel rüyalar görüyordum, şimdi göremiyorum, dervişliğinin, ilk zamanlarında, aşkla, muhabbetle, dört elle sarıldıydın, şimdi kendi kendine, bir benlik geldi sana, bir dervişlik, böyle, elbisesi giydin, kendi kendine, geriye doğru gidiyorsun, önceden, sabah namazı vaktinde, aman namazı kaçırmayayım, dersimi de kaçırmayayım, diyordun, şimdi sabah namazını da kaçırıyorsun, dersini de kaçırıyorsun, dersine sıkı sıkı bağlıydın,
çekerdin, şimdi dersini de çekmiyorsun, geriye doğru gidiyorsun, ondan sonra da, aradan bir yıl geçiyor, iki yıl geçiyor, diyorsun ki, ya bu adam, nasıl peygamber efendimizi görür, ben daha görmedim, sen daha görmezsin, neden, geri geri gidiyorsun, yolda durdu namdet şükret, bir de geri geriye gittiğini görmez, yolda hata görür, geri geri gittiğini görmez, şehit hata görür, geri geri gittiğini görmez, zakirde hata görür, geri geri gittiğini görmez, dervişlerde hata görür, geri geri gittiğini görmez, evde hanıma kızar,
çoluğa çocuğa kızar, beyine kızar, çoluğa çocuğa kızar, ona hard hard, buna hurt hurt, ona tekme, ona yumruk, ona küfür, ondan sonra bir de peygamberi görmek istiyor, onun kibirlenir, öbürkünü ötekileştirir, ona tepeden bakar, ona sanki çok mataf bir şey yapıyormuş gibi kızar, sonra bir de peygamber efendimizi görmek ister, işin en ilginç yanı bu, dedikodu yapar, gıybet eder, onun bunun özel hayatını karıştırır, burgaları inceler, sonra benden fazla peygamber efendimizi görmek ister, nasılsa, ne yapıyor, geri geri gidiyor,
ne yapıyor, meyve olgunlaşmadan, bizim orada göklü yedin derler, gökken yedin, yani olgunlaşmadın, olgunlaşmadan sabırsızlık yaptın, sen daha kanatların çıkmadan uçmayı denedin, kedi köpeği yem oldun, hani yuvada duruyor, yuvada iyice kanatlanacak, serpilecek, ondan sonra uçacak, anne kuş veya baba kuş, onun yuvadan uçma zamanı bilir, yuvadan uçma zamanı geldiğinde, yuvadan kendisi kovar onu, atar aşağını, bu anne babaya tabi değil, kendi kendine, olgunlaştığım havasında, yuvadan atıyor kendini, yuvadan atınca, zaten aşağıda kediler bekliyor,
yukarıda martılar bekliyor, bir tane daha bir kuş daha var, Bursa'da gördüm onu, ne diyorsunuz siz ona, efendim, saksağın, evet, o da böyle yavruları yiyor, değil mi, böyle değişik bir kuş o, alaca gibi, evet, şimdi o normalde ne yapar, kediler bekler, orada bir kuş yuvası var, bekler onu, oradan çünkü, ahmağın birisi atacak kendini, ben uçuyorum diye, atar atar atmaz, kapar onu kedi, veyahut da, martı dolaşıyor, martı kapıyor onu, diyeceksin, ben ilk önce dedim, ben bu martılar, ne dolaşıyorlar şehrin içinde, dolaşıyorlar,
yavruları dolaşıyorlar, şimdi dervişin de, çok affedersiniz, aptal olun, kendi kendine, olduğum davası güder, kendi kendine, olduğum davası güdünce, atar kendini yuvadan dışarı, uçuşan diye, uçar uçmaz onu şeytan kapar, daha uçuyorum derken, yuvadan daha dışarı çıkıyorum derken, onu şeytan kapar, kurtlar kapar onu, yerler bitirler, çatır çatır, işte normalde, o kimse, geri geri gidiyor, ziyanda, ziyanda olduğunun da, farkında, ama, kendisini aldatmasını seviyor, Allah mahfaza eylesin, Nahil suresi, ayet 92, ipliğini sağlam eğirip de,
sonra onu söküp bozan, şaşkın kadın gibi olmayın, sen ipliğini sağlam ör, sen ipliğini sağlam ör, onu bozma, sen bir yola söz vermişsin, sözünde ahdinde dur, eşine söz vermişsin, sözünde ahdinde dur, çoluğuna çocuğuna söz vermişsin, çoluğuna çocuğuna sözünde ahdinde dur, büyüklerine söz vermişsin, büyüklerine söz vermişsin, o ahdinde dur, ahdini bozma, ahdini bozan bir kimse, bu ipliğini sağlam eğirip, sonra da onu söküp bozan, şaşkın kadına benzer, ayetle sabit, bu ahitlerini bozanlarla alakalı ahittir bu, Hz. Pir de diyor,
sen diyor, o urgancılar gibi geri geri gitme, ipliğini sağlam örmüşsün, o ipliğini sağlam ördüysen, onu çözme, hiçbir zaman ahdinizi çözmeyin, hiçbir zaman verdiğiniz sözü unutmayın, bir söz vermişsiniz, kime söz verdiyseniz, söz verirken 118 sefer düşünün, ama söz verdiyseniz de, o sözünüzden dönmeyin, sufi sözünden dönmez, söz verdi mi, orada kalır, ne yaşarsa yaşasın, senin söz verdiğin kimse bozulsun, sen bozulma, senin ahitleştiğin kimse bozulsun, sen bozulma, sen bozulma, sen liman babası gibi durdurdun yerde,
elleme, bozulan senden değil zaten, o bozulduysa seni bırakıp gidecek, o bozulduysa yolu bırakıp gidecek, o bozulduysa o kadınsa, evi bırakıp gidecek, o bozulduysa adamsa, o bırakacak gidecek, o ahdini bozacak, sen ahdini bozma, derviş ahdini bozmaz, etrafındakiler ahitlerini bozsalar dahi bozmaz, bak etrafında her kim var ise, eştir, evlattır, ne bileyim, derviştir, kardeştir, arkadaştır, hiç önemli değil, o ahdini bozmaz, ahdinde durur, Rabbim bize ahitlerinde duranlardan eylesin, o yüzden, namazdan, zikirden, tövbeden,
iyilik yapmaktan, kötülerden ve kötülüklerden sakınmaktan, geri dönme, ahdinde dur, sabit dur, vefasızlardan olma, düğünü unutup, düğünü unutup, bugün vefasızlık bayrağını çekenlerden olma, öncekini unutup, bugün vefasızlık bayrağını çekenlerden olma, sen sabit dur, sen günden güne bozulanlardan olma, günden güne geriye doğru dönenlerden olma, sen öyle ol ki, öyle ol ki, etrafı bozulsun, sen bozulma, Allah muhafaza eylesin, sonra işte ben eski halimde değilsin, kendi ipini kendin çözdün, değilsin, kendin geriye döndün,
değilsin, sen kendin gevşedin, ben kendi nevsime söyleyeyim bunu, evet, istismar ediyorsun, sen sabit kadem duramıyorsun, Allah muhafaza eylesin, sen bizim eşimizsin, işlerin başarılması için, eşlerin aynı huyda olmaları lazımdır, eşlerin birbirine benzemesi lazım, ayakkabı ve meslin çiftlerine bir bak, ey sufi kardeş, ey insanlar, Cenab-ı Hak hepinizi ahseni takvim üzerine yarattı, sen önce altın idin, altın, seni Allah altın olarak yarattı, ama, sen dünya sevgisiyle, bozuldun, dışarıda altın aramaya koyuldun, ne oldu,
sen asıl cevherini unuttun, sen cevherine dönmeyi unuttun, cevherine dönmüş olsaydın, öyle olmayacaktı, e ne aldın, sen meyvanı bozdurdun, ne oldun, e ipini çözdürdün, ne oldun, senin meyvan tatlanacağına, çürüdü, e sen, zahir ve batınını birleştirip, öyle yürüyeceğine, sen zahir ve batını birleştiremedin, hadis-i şerifteki gibi, dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını, terk edenlerden olmayacaktın, e öyle oldun, e ne oldu, istikametini bozdun, sünnete bağlılığını bozdun, Kur'an'a bağlılığını bozdun, farzlara olan bağlılığını bozdun,
sen bozdun, böyle olunca, sen bizim eşimiz olmaktan çıktın, eş nedir, birbirinin aynısıdır, bir şeyin eşi demek, aynısı demek, bunu karı koca olarak alsan, kadın da, erkek de, bir iki ayakkabı gibidir, iki ayak, aynı ölçüde ayakkabı olmazsa, yolda düzgün yürüyemez, mürid, mürşid, iki ayakkabı gibidir, bir insan gibi düşündüğümüzde, bir tanesi bozulursa, yürüyemez o kimse, hadisi şerif, Hz. Peygamber buyuruyor ki, hakkınızı helal edin, ben bu hadisleri hep böyle, işin manevi tarafından alıyorum, ne diyor,
bir kimsenin bir ayakkabısı kaybolursa, öbür gün de çıkarsın, öylesi yürüsün diyor, dengesiz olur çünkü, denge önemlidir İslam'da, siz zahir batın dengesini kurmak zorundasınız, siz dünya ahiret dengesini kurmak zorundasınız, denge bozulursa, yolunuz bozulur, hayatınız bozulur, o yüzden, normalde, hiçbir zaman, dengeyi bozmayacaksın, ve eşler, ne diyor Hz. Pir, ben böyle karıştırıyorum, kararmasın diye, eşlerin birbirine benzemesi lazımdır diyor, nedir sufilik, kul, mürid, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını üzerinde tecelli ettirir,
sıfatları onun üzerinde tecelli ederse, Allah kendi sıfatını sever çünkü, bu sefer benzeşme başlar, eğer Cenab-ı Hakk'ın sıfatları senin üzerinde tecelli etmezse, sen onunla dost olamazsın, Allah muhafaza eylesin, öyle olunca, o zaman sen, normalde, birbirlerinize benzeme, iki derviş birbirine benzemesi lazım, iyilikte, güzellikte, hoşlukta ama, Allah muhafaza eylesin, Rabbim cümlemizi, istikameti düzgün olanlardan eylesin, Kur'an ve sünnet-i seniye sımsık yapışanlardan eylesin, geriye doğru gidenlerden değil, her daim ileriye doğru gidenlerden eylesin,
El-Fatiha'na selam et, Amin, 2310'dan devam edeceğiz inşallah, Allah izin verirse, birkaç arkadaş kitapları sordu, onu da değinivereyim, kitapların, bütün hemen basılacak olanlar basıldı, bir tek mesnevi kaldı, o da yaklaşık, dokuz cilt filan oluyor, Allah izin verirse, da herhalde önümüzdeki hafta, hafta sonuna yetişecek inşallah, hafta sonuna yetiştikten sonra da, inşallah, kitaplarla alakalı bir dağıtım programı yapacağız, ona göre bir plan program dairesinde, kitapların dağıtımına başlayacağız,
o yüzden buradan kitaplarda hem sohbetleri yazıya çeviren kardeşlerden, hem de basımında, tanziminde, bu noktada derlenip toparlanmasında, faydası olan, çalışan bütün kardeşlere, huzurunuzda teşekkür ediyorum, Allah hepsinden de razı olsun, Rabbim ecirlerini arttırsın, inşallah, hedefimiz şu, böyle, kitaplara, böyle tabiri caizse, değer verecek, okuyacak olan kimselere, inşallah dağıtım yapacağız, bunu da buradan ilan edeyim, bizim kitaplar, ücretsiz, herhangi bir ücrete tabi değil, bunları satanlardan da, hakkımız helal değil,
okumayacak olan, gidip de, bu böyle ucuz, kitap alıp da satanlar var ya, yazık, yapmayın, okumuyorsanız, iade edin, biz, onun bir, ücret karşılığında dağıtmıyoruz onları, o yüzden, onu böyle değersizleştirmek, götürüp, o, ikinci el kitap satanlara, onu, ucuz bir paraya satmak, hoş bir şey değil, bunu bütün herkese söylüyorum, okumayabilirsiniz, dursun kitaplarınızda, bir okuyan çıkar, bunu da düşünebilirsiniz, gidip de, o kitapçılara, o kimselere, işte, kilo ile satılacak, bir kitap değil, ben kendi emeğimden geçtim,
benim böyle, bir derdim yok, onun basın parasından da geçtim, böyle bir derdim de yok, onun, fiise bilillah, Allah için yazıya dökenlerin, bir emekleri var, onlar da bunu ücretsiz yapıyorlar, onların emeklerine yazık, Allah bizi affetsin, Rabbim inşallah, amel edenlerden eylesin, Al-Fatiha, amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi