Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Kasım 2025 · 1:10:07
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâne zikr fâlemennâhu, La ilâhâ, Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bile nereden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayaklar altına alınıp çiğneniyorsa, Cenab-ı Hak bu zalimlerin hepsinden Müslümanların intikamını aldırsın. Bu zalimlerin hepsini de yerle eksan eylesin. İsrail'i ve destekçilerini yerle eksan eylesin. Doğur Türkistan'a ve Filistin'e yardım eylesin. Rabbim nerede Müslümanlar özgürlüklerini yitirdilerse, Cenab-ı Hak onların tekrar özgürlüklerini kazanmayı nasip eylesin. Eczma'yı, 2300'üncü beytte kalmışız. Bir önceki ölümün bir cüzünden bile kaçamadığın halde, onun hepsini başından aşağıya dökecekler.
Bunu iyi bil. Bunu okumuşuz. 2300'üncü beyt, ölümün cüzü olan hastalık sana taht geliyorsa, bil ki Allah külli yani ölümü de sana tatlılaştırır. Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boşboğaz, ölümün elçisinden yüz çevirme. Tatlı yaşayan sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı. Koyunları kırdan sürer getirirler. Hangisi daha besiyse onu keserler. Gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın? Ölümün cüzü olan hastalık sana taht geliyorsa, bil ki Allah külli yani ölümü de sana tatlılaştırır. Hastalık ölüm habercisidir ya, hastalık ölüme doğru giden yolda bir habercidir.
Hastalıklar, belalar, müsibetler, sıkıntılar, genelde kazalar, varlık yoktur. Dünya bu hengamenin içerisinde insanlar farkında olsalar da olmasalar da ölüme doğru koşuyorlar. Hazreti Pir diyor ki, bu işte bu hastalık diyor, normalde bir haberci. O yüzden bu sana tatlı gelirse, bunun küllü olan yani öbür ölüm de sana tatlı gelir. Yani hastalığa baktığımızda ben hastalıkların var olduğuna inanmam. Ben hasta insan var derim. Yani hastalık yoktur. Hasta insan vardır. Kendisini hasta olarak kabul ediyor. Kendisinin hasta olduğunu düşünüyor. Algısı kendince, kendi dairesinde inandığı şey bu. O yüzden yani hastalığı tanımladığımızda, hoş şimdi böyle tıpçıların önünde hastalık tanımlaması yapmam ne kadar doğru.
Bu da ayrı bir tartışma konusu ama ne yapalım? Cahil cesaretime verim benim. Normalde işte bizde fiziki bir organizma var. Bu fiziki organizmanın bir kısmında veya tamamında işlevsel bozukluğu var. İşlevsel bozukluk. Hastalık tanımlayacaksak eğer, normalde bir vücut olarak bir organizma var. Zahiri bu organizmanın ama kısmı, ama tamamında bir çalışma sisteminde bozukluk var.
Biz bunu normalde hastalık olarak nitelendiriyoruz. Mesela birisi birisini bıçakladı, onu yaralama olarak nitelendiriyoruz. O dışarıdan bir müdahale oldu. Veyahut da trafik kazası geçirdi, kaza geçirdi, işte kırıldı, döküldü diyoruz normalde. Ama hastalık dediğimizde, hastalıkta bir organizmada, yani insan fiziki organizmasında bir tarafında organizmada bozukluk var. Hastalık bu. Genelde hani böyle işte tıpçıların işi ama, hani işte kolu ağrıdı, kolu ağrınca ağrıma sebeplerine, ona bakacaklar. O ağrıma sebeplerini ortadan kaldıracaklar. Bu genel olarak hani tıpçılar bugünkü Dünya Sağlık Örgütü'nün, bütün sağlık örgütüne üye olan kölelerine uyguladığı bir şey var. Tedavi sistemi var.
Yani kolunun niçinin ağrıdığına bakmayacak. Kolun ağrıyorsa ağrı keseceği verecek sana. Ağrının sebebini araştırmayacak. Ya ben şeker hastasıyım, benim şeker hastalığımın sebebini araştırmayacak. Ya ne yapacak? Diyecek ki insülünü kullan veya bu hapları kullan, haplı yetmedi, insülünü kullan, insülün yetmedi, şunu kullan, ondan sonra dört kolu yürü git. Ama o zamana kadar sen ilaçlara devam edeceksin. O yüzden normalde tıpçıların işi tabi bu. Vücutta bir veya organizmada bir aksak giden bir şey oldu. Ona bakacaklar. Bunun adı ondan sonra hastalık. Hazreti Pir de bunu bir ölüm provosu olarak görüyor. Hastalığı. Diyor ki bu hastalık geçici bir şey, kalıcı bir şey değil.
Hani normalde ölümün cüzü. Seni ölüme götürürken, sen ölüme giderken burada kısa ölüm gibi, geçici ölüm gibi. Geçici bir şey bu. Hastalık geçici bir şey. Ölünce bitecek zaten önküvete ihtimalle. Hazreti Pir diyor ki bu insanda hastalık diyor geçici bir şeydir. Yani tabiri caizse benim tabirime göre ölüm provosudur. Sen bunu iyi karşılarsan, yani normalde bunun tevekkülle, sabırla, tatlılıkla karşılarsan bunu ve bu sabırla, tatlılıkla bunu karşıladığında normalde o ölümün habercisi ya, Adi Şerif'te de İbn-i Şeybe bunu böyle nakletmiş, ölüm habercisi demiş.
Ölümün habercisi ya, ölümün habercisi olunca yani bir kısmı ah vah ediyor. Hani ölüm haberini aldı ya, bir hastalık oldu. Bir kısmı da seviniyor. Yok, oh ne kadar güzel, hasta olmuşum. Normalde şimdi, hadis-i şerifte, Ata İbn-i Esar naklediyor bunu. Kul hastalandığı zaman, Allah-u Teala Hazretleri ona iki melek gönderir. Ve onlara gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor, bir dinleyin der diyor. Eğer kul, o melekler geldiği zaman Allah'a hamd ediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirirler. Allah-u Teala Hazretleri bunun üzerine şöyle buyurur. Kulumun ruhunu kabzedersem, onu cennete koymam.
Kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şayet şifa verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını da daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerinde, üzerinde hak olmuştur. Nehsai. O zaman, mümin bir kimse hastalığına sevinecek, hastalığına isyan etmeyecek, hastalığına isyan etmeyecek, Allah'a hamd edecek, bu tedavi olmayacak manası çıkmasın buradan. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, tedavi olunuz demiş, emretmiş bunu. Yani bir kısım böyle kendilerini sufi olarak tanımlayan topluluklar var, tedaviye karşılar, karşı tedavi olunmasını istemiyorlar. Bir kısım Hristiyan topluluklar da var böyle. Böyle Hristiyan tarikatlar var. Mesela onlar da tedaviyi reddediyorlar.
Biz Müslümanlar olarak biz tedaviyi red etmeyiz. Çünkü hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Allah bir derdi yaratmazdan önce onun dermanını yaratmıştır der. Öyle olunca biz hastalıkları güzellikle karşılarız. Ah, oh, öf, işte bunu böyle Allah'a isyan haline gelecek, Allah'tan razılığımıza leke getirecek bir noktaya götürmeyiz.
Hatta mümkün ise hastalıklarınızı gizleyeceksiniz. Hastalığı istismar etmeyeceksiniz. Çünkü insanoğlu nefis taşır, hastalığını da istismar eder. Hani geçen derste anlattıydım ya, zakir hastalığı var, şeyh hastalığı var, anne hastalığı var, baba hastalığı var. Hastalık çok. O yüzden normalde onu istismar etmeyecek bir kimse. Çünkü Hazreti Bir başka bir beytinde der ki, bir kimse hani yalandan hastayım dese, hakikatte de gerçekte de hasta olur o da. Yani bir işten kaçmak için çok başım ağrıyor, yapamayacağım der. Baş ağrımıyorsa baş ağrır onun. Kadın erkek birbirlerine yalandan hastayım demeyecekler.
Çocuklar anne babalarına yalandan hastayım demeyecekler. Hazreti Pir'in tespitine göre, onun bu konudaki nasihatine göre, yalandan hasta olan, hastayım diyen, hakikatte de hasta olur. Başka bir ad-i şerifte de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri malum, aldatan bizden değil dedi. O yüzden hasta olmadığın halde hastayım deme. Halsizlik yaşamadığın gibi böyle halsizlik yapma. Bunların hepsi de istismar. Hani uykun gelmediği halde uykun varmış gibi öyle yapma. İstismar. Yani normalde şeyde, otobüste yaşlılara yer vermemek için oturuyor hemen böyle uyuyor hesapta. Yaşlıya yer vermeyecek ya, veyahut da bir kadına yer vermeyecek ya, kadın güzelse endamı filan, tabii jentil ben erkek hemen ayağa kalkıyor.
Buyurun efendim. İyi, yaşlıya ne kalkmadın? Edepsiz adam. Yok, yaşlı kadına kalkmayacak, hamileye kalkmayacak. Afilli bir hatun geldi, hanımefendiye yer gösterecek. Buyurun diyecek. İstismar etti. O sanki kadın anlamıyor onun kendinden dolayı. O da, ay teşekkür ederim dedi, oturdu. O da diyecek, gel teyze sen otur. Muratçak adamı. Biz onu da yapmıyoruz. Allah bizi affetsin. O zaman hastalığı iyi karşılarsan, ölümü de iyi karşılarsın. Küçük bir sıkıntıyı iyi karşılayan, büyük sıkıntıyı da iyi karşılar. Yani sıkıntılara karşı iyi karşılama. Derdi, gamı, kasevete karşı pozitif olma. İyi karşılama. Başına gelen belayı, musibeti, sıkıntıyı iyi karşılama.
İsyan etmeme. Şikayet etmeme. Hepimiz Allah'tan geleceğiz deyip, Allah'tan geldik, Allah'a gidiyoruz deyip, o meseleyi atlatma. Böyle olursa, aynı zamanda da, Cenab-ı Hakk'ın muhabbetine mazhar olacak. Ne diyor, Nesai'nin nakleti hadis-i şerifte, eğer onun canını alırsam diyor, onun cennetime koymak, benim üzerime diyor, vacip olur. Yok, ben ona şifa verirsem, bütün kanını, etini değiştiririm onun diyor. Bu muhteşem bir şey. İnsan hastalıktan ölmez, ecelinden ölür. O zaman hastalık geldiği zaman, hastalığı iyi karşıla. Başına bir sıkıntı geldi, sıkıntıyı iyi karşıla. Sabırla onun üzerine savuşturmaya gayret et. Öyle olursa, o zaman ölümün büyüğünü tatlı karşılarsın.
Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boşboğaz! Ölümün elçisinden yüz çevirme. Hastalık, o zaman az önce belirttiğimiz gibi, yolun sonunu hatırlamaktır. Bu dünya yolunun sonunu hatırlamaktır. Hastalık başka bir şey değildir. Sana ölümü hatırlatmalı hastalık. Sana hesabı hatırlatmalı hastalık. Sana bu dünyadan göçüp gideceğini hatırlatmalı. Hani deden nerede? Göçtü gitti, gömdün ellerine. Sen de gideceksin. Kimse bu dünyada kalıcı değil. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Dünya, bu dünyada ne kadar nefesin varsa yaşayıp gideceksin. Hasta da ölecek, sağlıklı da ölecek.
Sağlıklı olan sanki ayakta mı kalacak? O da ölecek. Ölüm herkesin üzerinde gelecek. Her nefis ölümü tadacaktır. Öyle olunca, normalde hastalıklar ölümden bir elçi. O elçi ise elçiye zeval olmaz. Bizde meşhur atasözü var ya, elçiye zeval olmaz. O zaman hastalık geldi, ona sen kötü davranma. Hastalık, sevsin seni. Hatta ben şöyle düşünüyorum. Bir şeyden kurtulmaya gayret ediyorsun, kapının önünde başka bir şey buluyor seni. Sen kendi kendine bir çaba gösteriyorsun, şundan kurtulayım diyorsun. Ben bazen diyorum, Mustafa Özbağ bundan kurtulsan ne olacak, başka bir şey bulacak seni diyor. Bir şey senin yakandan tutacak, bir şey tutacak senin yakandan.
Hiç olmaz bu yakandan tutanı biliyorsun, tanıyorsun. Bir şey tutmuş ya yakamızdan. Bunu tanıyorsun, biliyorsun. O seni tanıyor, sen onu tanıyorsun. Aşina olmuşsun. Tamam bitti. Ben sabredeyim, biraz ondan iyi geçineyim. Başka bir şeye ulaşmadan yürüyeyim, gideyim bu dünyada. Çünkü başka bir şeyi tutacaksın, tanımlayacaksın, tanımlayacaksın, uğraşacaksın, onu sen seveceksin, kendini sevdireceksin. Uzun muhabbet, yaş olmuş, 64 artık bizim bu saatten sonra, o kadar zamanımız yok. Öyle olunca, biz geçinmenin yolunu alıyoruz. Diyoruz ki, fazla telaşa, mahal yok. O seni tanıyor, ben onu tanıyorum. Ha bundan, ondan sonra, diyorum ki, hocam kaç tane yiyeyim? Bizim hoca da ketun biraz. Çok cömert değil.
Bundan bir tane yersen olur diyor. Ne yapayım? Onun gözünün içine, baka baka, şimdi iki tane yiyip, ondan sonra, üç ay sonra kontrole gittiğimde, ne diyeceğim ben ona? Diyecek ki, böyle böyle, ben sana yeme diyorum, yiyorsun diyecek. En iyisi yeme diyor, Mustafa Özba. yemiyorum, iyi çıkıyor kontrollerde, bir sıkıntı yok. Yani, bir tehlikeli bir şey yok. Yani, en azından. Yaşayabiliyorum yani, bir problem yok. Öyle olunca, sana yolun sonunu hatırlatıyor hastalık. Hastalığını, seh, böyle tatlı tatlı. Okşa onu. Senden memnun ayrılsın. Hani, öleceksin, gideceksin ya nasıl olsa. Ölünce, o da senden ayrılacak zaten. Ya, merak etmeyin. Siz, toprağa girerken, şeker hastalığıyla girmiyorsunuz.
Ve hastalığınızla girmiyorsunuz toprağa. Kalıyor o. Öbür tarafa giderken, öbür tarafta da, mahşerde de, benim şekerim var. Ne oldu benim şekerim? Yok öyle bir şey. Orada şeker meker kalmayacak. O hele, kendini, cennete bir canını at, otuz üç yaşındasın. Pürü pak, tazecik. Bir yakışıklı mı, bir yakışıklı adamlar? Kadınlar var, yüzlerine bakamazsın. Öyle masum mu, öyle masum? Yani, şimdi onların şedid durduğuna bakmayın. Onların cennetteki halini tasavvur edin. O böyle, sizle tartışacağım diye uğraşsın, sen rabıt et, cennette bunun durumu nasıl acaba? Öyle ya. O, sana laf yetiştireceğim diye uğraşsın. Sen konuşma, sen tevhide vur.
Yarabbi, bunun cennetteki durumu ne de? Cennetteki durumunu gördün. Ay ne masum, ne masum. Gel diyor sana boyuna. Yüzüne bakıyorsun, hiç öyle gel dediği yok. Elinde bir tek tava eksik. Ama, öbür türlü, baktığın zaman, gel diyor, böyle çiçeklerin içerisinde, ondan sonra, yeşilliklerin içerisinde, uçsuz, bucaksız böyle. Allah'ım ya Rabbi, nasıl bir dünya diyorsun ya, nasıl bir şey? Hiç diyorsun, buradaki ne benzemiyor? Erkeklere söylüyorum bunu. Hemen psikolojik olarak, kendinizi öbür tarafa atın. Tabii, geçinmenin yolu yavrucuğum bu. Siz laf yetiştireceğim diye uğraşıyorsunuz. O bir laf söylüyor, siz beş laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsunuz.
Tevhide sarıl, yarabbi bana bunun cennetteki halini, ne kadar hüsnü zan besliyorsun bak. Yani eşi sana laf söylüyor, veyahut da canın sıkkın senin. Sen diyorsun ki, cennetteki hali ne bunun? Canınız sıkıldığında, eşinin üzerine böyle tefekkür edeniniz var mı? Yok. İşte biraz kendim mette deyim. Mustafa Özbağ farkı. Dursun, çökmüyor mu kendini ya? Rahat ol ya. Problem değil. Yanındaki çökmüyor, sen ne çöküyorsun? Senin son doku çökmüyor, sen hiç çökme. Şimdi normalde insanlar mesela, kadın adamdan hoşlanmadı değil mi? Onun bir iyi tarafları vardır. Adam böyle bıdı bıdı ediyor, kadın böyle bir tefekkür edecek.
Ya Rabbi, ya bu adam cennette nasıl acaba diyecek? Bitti. Tabi kadın böyle hüsnü niyetli değilse, adamı cızbız olarken gör. Ha ha, sen bir de derviş olacaksın. Ne oldu? Cehennemde cızbız oluyordun sen. Bana dervişlik taslama. Bununla da yaşayabilirsin ama sen bozma kendini. Sen yine kadının cennetlik halini tefekkür et. Böyle olunca hastalığa da öyle tefekkür et. Sakın kadının hastalığı aynı dervizyede tuttuğumu düşünmeyin. Yok. Ben sufi meşepli bir kimseyim. O yüzden bizim için kadınlar, Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatının tecelliyatlarıdır. Bizde kadın, cemal sıfatının tecelliyatıdır. Herkesin helalı, kendisine cemal sıfatının tecelliyatıdır.
Öyle sahabeler gibi yapmayan, sahabeler kadınlara bakıyorlarmış. Demişler ki, ne bakıyorsunuz? Allah'ın cemal sıfatının tecelliyatına bakıyoruz demişler. Ondan sonra ayet-i kerime inmiş. Ya ne aman söylüyorsunuz böyle? İshar etmeyin bunu. İshar etmişler. Demişler ki, Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatının tecelliyatına bakıyoruz. Söyle o mümin erkeklere, gözlerini haramdan sakınsınlar. Öyle bir şey yok. Hani bir sufinin birisi de demiş ya, bir böyle genç bir kadına bakıyormuş. Demişler, Ne bakıyorsun? Bir melami sufisi. O da demiş ki, Cemalullah'ın aynadaki tecelliyatına bakıyorum demiş. Benden adam.
Bunun bir, bizim meşhur bir melami Abdullah abimiz vardı ya, bende meşhur o. Bayındır'dan bizim uçtuğum Abdullah. Böyle enteresan melami deyimleri ve şeyleri vardı. Gece saat birden, ikiden sonra açılıyordu. Gece saat bir olacak, böyle havası yerine gelecek böyle. Ondan sonra açılıyordu. Ama kendini muhafaza edeceksin onda. Tamam abi demeyeceksin. Öyle yerleri var. Ona birisi geldi benim yanımda. Ya Abdullah abi neden toto oynuyorsun dedi. Sen dedi sıfatsal tecelliyatları bilmezsin. Küfür ehlisin dedi. Yürü git dedi ona. Onun toto oynaması da haktan yani. O derecede uçuktu yani.
Allah rahmet eylesin. Çok severdi beni. Bizim çocukluğumuzu biliyor tabii o. Bizde bakkal dükkanı varken o da tekelde depocuydu. Biz tekelden tabii tekel malzemeleri alıyoruz ya. Severdi bizi o. Kendisi de böyle iyi pomaktı. Pomaktlar iyi inatçılardır. Onu böyle böyle onun tersine gitmeyeceksin. Tersine gidersen geçinemezsin. Asla. Ben çok iyi geçiniyorum. Ben biliyorum. Tanıyorum onu hepsinde. Bizim mahallede vardı çünkü. Şimdi meseleyi toparlamış olalım. Allah bizi affetsin. O yüzden hastalık ölümden. Elçi onunla iyi geçin. Hadis-i şerif zaten muhteşem. Her hepsi muhteşem de bu hastalıkla alakalı bela musibetle alakalı bu hadis-i şerif bu hard-i müslümde tirmizi de geçiyor.
Benim çok hoşuma gider. Ara sıra böyle bir ben bu hadis-i şerifi paylaştıysam bunu ben kendime bir müjde olarak paylaşmışımdır. Ebu Hureyre Ebu Said radiyallahu anh'dan anlattığına göre hem Ebu Hureyre hem de Ebu Said Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Mümin kişiye bir ağrı bir yorgunluk bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa Allah onun sebebiyle müminin günahından bir kısmını mağfiret buyurur.
O zaman bir ağrı geldi. Başın ağrıdı kolun ağrıdı ayağın ağrıdı öyle ya bir yorgunluk geldi. Yorgunsun. Yol gittin yol geldin bir iş yaptın yorgunluk bildiğiniz yorgunluk. Ben önceden bilmiyordum bu ara öğrenmeye başladım yorgunluk nasılmış. Önceden bilmiyordum yorgunluk dediklerine bakıyordum ben nasıl bir şey acaba diye yavaş yavaş öğrenmeye başladım. Zamanı gelmiş demek ki. Bir hastalık hani insanın bir başına bir hastalık geldi. Bir ağrı geldi. Bir yorgunluk bir hastalık. bir üzüntü geldi. Üzüntü. Bir şeye üzüldü. Öyle ya. Tabi bu böyle bazı üzüntüler var. Gerçekten insanın gülesi geliyor da. Hani sivilce çıkmış çok büyük bir ameliyat geçirecekmiş gibi oluyor ya.
Hatta bazen derviş kardeşler böyle hani ufak tefek şeylerin de paylaşıyorlar ya. Hani çok önemli bir ameliyata girdi. Sanki 18 saat ameliyatta kalacakmış gibi arkadaşlar yarın safra kesesini aldıracağım. Allah herkes sıraya geliyor. Allah şifa versin. Allah yardımcın olsun. Şu bu. Safra kesesi ya. Sanki masada kalacak. Sanki beyin ameliyatı geçiriyor. Bildiğin safra kesesi girecek. Alacak çıkacak. Bu kadar. Yarım saat bile sürmüyor. Yarım saat sürmüyor. Böyle ufak tefek uyduruktan hastalıktan uyduruktan ameliyatta yazıyorlar ya oraya hani arkadaşlar hakkınızı helal edin.
Eee yarın işte şu ameliyat olacak. Safra kesesi. Zannedersin ki adam beynini aşakla beyin ameliyatı geçirecek. Zannedersin ki adamın göğsünü kesecekler. Kalp ameliyatı geçirecekler. Şeyh Efendi'ye ameliyat ettirdik Ege Üniversitesi'nde 86 tane dikiş attılar göğsüne. Hiç kimsenin haberi yok. bir tek Bursa'da 5-10 kişinin 50 kişinin haberi var yok. Ailesinin bile haberi yok. Mustafa Efendi oğlum sen her şeyimizi ayarla. Tamam efendim ayarlayın. Ayarladık. Ayarladın mı Mustafa? Ayarladım efendim. Her şey hazır mı Mustafa? Her şey hazır. Nevşehir'de eşine çocuklarına bile ameliyata gidiyorum dememiş. Demişler ki nereye gidiyorsun? Demiş böyle böyle bir seyahate çıkıyor yani.
Ölürsem haber gelir size demiş. Onun meşhur lafı. Bizde haberi var zannediyoruz. Ben öyle zannediyorum. Ameliyatı günü haberi oldu herkesin. Minnet tutuştu geldi işte beni suçluyorlar bir de. Dedim kardeş ben dedim kimim Şeyh Efendi'ye bir şey emredeyim? 10 saat ameliyathanede kaldım. Ardından yoğun bakımda kaldım. 3 tane ameliyat geçirdi. Böyle çok rahat böyle efendim uyutamıyorlar ya buna veriyorlar narkozu şimdi uyumuyor. Ben fark ediyorum ben şimdi. Bir şey de diyemiyorum. En sonunda hemşire 2'de 1'de geldi dedim ne var söyle dedim.
Uyuması lazım desene bana dedim. Neden dedi. O ben uyu demeyince uyumaz dedim ya. Sen dedim bana söyle bir şey söyle istediğin zaman bana söyle. Basıyor narkozu uyumuyor bizimki muhabbet ediyoruz biz. Böyle yan yattı hiç unutmuyorum elini de kulağının altına koydu. Anlat Mustafa'nın anlatıyor konuşuyoruz biz muhabbet ediyoruz biz boyuna. Hemşire geliyor gidiyor olmuyor bir tane daha bir şey sıkıyor. Ulan ne yapıyor bunlar? Hemen kapıya çıktım efendim müsaade eder misin? Tabi Mustafa'nın çıktım dedim ne var uyuması lazım dedi. Söylesene bana dedim. Nasıl ya basbaya. ben dedim uyu dedim ne uyuruz şimdi o dedi. Beş dakika sonra gel dedim. Ne olmuş Mustafa efendi dedi.
Efendim uyumanız lazımmış dedi. Ben gene bu elim burada ama onun gene. Ben böyle yukarıda değilim. Ben geliyorum çöküyorum yatağın kenarına göz gözeyiz böyle. böyle başında övendirek gibi dikenmek yok öyle. Şeyhin başında öyle dikenilmez. Ben geliyorum çöküyorum yatağın kenarına yere böyle konuşuyoruz göz gezen. Dedim efendim uyumanız lazım. Ne söylemedin bana dedi. Bana söylemediler o yüzden dedim. Uyumamız mı lazımmış dedi. Uyuman lazımmış dedi. Ha iyi o zaman dedi. Uyuyalım o zaman dedi. İnşallah efendim dedim. Başladı horlama. Şimdi bunlar anlatılacak şeyler değil. Hani bizim aramızdaki ilişki böyle farklı. Ben çıktım uyudu dedim.
Uyudu mu dedim. Uyudu dedim ya. Geldi horluyor Şeyh Efendi. Nasıl dedim. Beni dinler. Biraz şataat yapacağım ya. Ben uyu dedim de uyur dedim. Uyandırmak istediğinizde de bana söyleyin dedim. Ben onu uyandırırım dedim. Hiç unutmadım estantene. Ameliyattan çıktı. Acil serviste dediler ki hani kendinde değil henüz daha ayılmadı. Ayıltmadık dediler. Acil serviste en yakını girsin dediler. İki olan var acil servis önünde. İkisi bir birbirine baktı. Sonra bana baktılar. Dediler abi sen gir. Allah söyleyecek. Allah razı olsun dedim. Girdim. Gerçekten de böyle her tarafına uzay istasyonu gibi bağlamışlar her şeyi.
Ondan sonra böyle kendinde değil. perdeler açık. O yatağın etrafındaki perdeler var. Ben perdeleri kapattım elimle. Geldim şimdi böyle yüzüne doğru. Şimdi rabıta soruyor herkes bana. Kalbimi kalbine dayadım. Rabıtamı öyle kurdum. fantastik filmlerdeki gibi tak gözlerini açtı. Mustafa efendi sen misin? Benim efendim nasılsın? İyiyim oğlum. Bir şeye ihtiyaç var mı? Üşüyorum.
Başka bir şey var mı? Yok dedi. Söyleyeceğiniz bir şey var mı? Yok dedi. Sen buradasın değil mi? Buradayım efendim. Başımdasın yanım. Başındayım efendim. İçeri seni mi aldılar? Evet efendim. Bu kadar. Tak gözlerini kapattı. Ben açtım verdiği hemşire hanıma dedim. Hemşire hanım hasta üşüyormuş. O konuşamaz ki dedi. Sen duymazsın onun konuştuğunu dedim. O konuşuyor dedim. Hasta dedim. Neyse. Dedim konuşuyor üşüyormuş dedim. Dedim lütfen battaniye getirin. Dedim sarın dedim. Hemen battaniye getir dedi. Nasıl konuşur dedi. Bizim konuşmamız farklı dedim.
Siz dedim uyandıramazsanız bana söyleyin yine dedim. Ben onu uyandırırım dedim. Çünkü bir ameliyatta da uyandıramamışlar var. O zaman da hemşireye dediydim uyandıramazsanız haber verin bana diye. Geldi hastanız uyanmıyor dedi. tamam siz ilaç vermeyin dedim. Ben geliyorum dedim. Götürün beni dedim. Götürdüler. Yoğun bakım sıralı böyle. Ondan sonra yatıyor sedyenin üzerinde. Gerçekten uyanmamış. Dedim böyle bir perde merde bir şey yok mu dedim. Burada kapatın dedim. Yok burada dedi. Peki dedim. Siz biraz uzak durun benden dedim. Tamam bir şey yapacağım zannediyor. Dedim müsaade dedim. Bir metre iki metre durdu. Ben şimdi o zaman üç ihlas bir fatih yapıyorum.
Derin bir hu çekemeyeceğim ya. Makamları bağışladım. Gene rabıt ettim. Uuu yaptım. Tak açtı gözüm. Bitti mi Mustafa Efendi? Bitti efendim. Ne oldu dedi. Uyandıramamışlar seni. O yüzden telaş etmişler. E sen demedin mi dedi. Ben uyandırırım onları. Dedim ama bazen unutuyorlar işte. Hiç işlerine bakmıyorlar dedi. Şimdi hasta yok yani normalde hastalık yok. Hastalar var. Şimdi böyle olunca başına gelen bir sıkıntı bir problem bir şey bunu böyle çok ayyuka çıkarma. Bunu böyle kendi içinde götür. Hani ne teşhis konduysa kondu. Tedavine bak ama bunu böyle yayıp ortalığı ayağa kaldırma.
Hani Ahmet Kaya'nın bir dörtlük söylüyor ya ölüm diyor. sana geldiğinde evi telaşa verme. Bu muhteşemdir. Bu benim yola çıktığımda ilk dinlediğimdir. Ben bunu muhakkak böyle dinleyecek olduğum bir şeyin en başına koyarım. Ölüm sana geldiğinde çok Davudi ardından da hay Esma'sı hay diye Esma'yı da arkadan koymuş.
muhteşem. Benim çok hoşuma gider o. Ve hani yola çıkıyorsun ya ölüme hazırsın. Çünkü her seyahat ölüme hazır olmaktır. Her zikullah ölüme hazır olmaktır. Her sabah uyanma ölüme hazır olmaktır. Her akşam uyuma ölüme hazır olmaktır. Her nefes ölüme hazır olmaktır. Sufi ölüme hazırdır. O muhteşem o. Çok hoşuma gider. Ölüm sana geldiğinde sakın evi telaşa verme. O zaman bir hastalık sana geldiğinde ortalığı telaşa verme. Hatta şunu desinler hiç haberimiz yoktu hastalığından aniden öldü. Muhteşem bir şey. Muhteşem bir şey.
Allah'tan hayırlı kolay ölüm isteyin. Rabbim bizi onlardan eylesin inşallah. Cuma suresi ayet 8 Ey Muhammed de ki o kaçtığınız ölüm mutlaka sizi yakalayacaktır. Sonra gizliyi de açığı da bilen Allah'a döndürüleceksiniz. Ve o size dünyada yaptıklarınızı haber verecektir. O ölümden kaçış yok. O kaçtığın ölüm seni bulacak. İster doğru ol ister eğri ol ister kral ol ister kölü ol ister padişah ol ister zengin ol ister fakir ol ister hasta ol ister iyi ol ister genç ol ister yaşlı ol ne olursan ol ölüm sana gelecek senin ondan kaçışın yok doğduğuna inandın ya öldüğüne de inan doğduğuna inandın öldüğüne de inan ve nefesin ne zaman biteceği belli değil buna da inan nerede biteceği de belli değil buna da inan o yüzden ölüme hazır ol yaşına da bakma sufiler bu sebepten dolayı abdesti dolaşırlar kim abdesti bir şekilde
ölürse şehit hükmündedir bakın bu kimse abdesti bir şekilde öldü şehit hükmündedir o yüzden sufiler abdesti bozulur bozulmaz hemen abdest alırlar hemen yatacakları zaman abdesti yatarlar ölüme hazır çünkü evden dışarı çıkacak abdesti çıkarlar ölüme hazır abdesti bozuldu dışarıda hemen abdest alır ölüme hazırdır o ölüme hazır ibadete hazır her şey hazır o ezan okundu tak namazını kılar abdesti var çünkü sufiler abdeste çok önem verirler çok önem verirler abdestsiz yere ayak basmazlar su mesela gusül etmeniz gerekirken
bir şey yemek içmek uygun değildir hadis herifte yemek içmek zorunda olursanız da hiç olmasa ağzınızı çalkalayın da mecburiyetten bir şey içmek zorundasın ama gusül gerektiren bir hal ver üzerinden ağzını bari çalkala bunu gusülsüz bir şey yapma gusülsüz bir şey yeme bir şey içme yatacaksın uyuyacaksın gusülü gerektiren bir halin var ama yatacaksın uyuyacaksın başını uykudan kaldıramıyorsun Allah Resulü der kardeşler git hani malum o şeyden sola necaset bulaştıysa o hani onları yıka abdest alır gibi yap abdest alır gibi
yap yani sen elini yüzünü kolunu ayaklarını yıka başını meslet abdeste niyet etme abdest alır gibi yap abdestin bütün hallerini yap öylesi yat yat çaksa yine bu zorunluluk da ama şimdi insanların zorunluluğu yok herkesin evinde su var herkesin evinde su var sıcak su yoksa yok soğuk suyla al abdestini gusülünü al gusülsüz yatmaya alışma gusülsüz dolaşmaya alışma gusülsüz nefes almaya bile alışma evet sağına bir müddet yatmak sünnet cinsel ilişkiden sonra kadın da erkek der ama öyle uyuma öyle uyuyacaksan o zaman abdest alır gibi
yap öylesi yap mümkünse abdestini al gusülsüz uyuma abdestsiz uyuma abdestsiz durma abdestsiz bir şey yip içme anneler babalar kadınlar erkekler hiç önemli değil çocuklarınız gusül edecekse yine mi yıkanıyorsun daha yeni yıkanmadın mı sen daha sabah yıkandın ya sen karışmayın çocuklarınıza çocuklarınızın banyollarına karışmayın çocuklarınızı utandırmayın çocuklarınızı utandırmayın abdest alacak gençtir kız erkek önemli değil görmemezliğe gel konuşma onu yine mi yıkanıyorsun sen ha yıkanıyor ne yapacaksın böyle bir edepsizlik
yok anne baba genç bir çocuk genç bir erkek genç bir kızla nasıl konuşulacağını bilmiyor şimdi daha onu öğretecek bak gusülü gerektiren haller bunlar böyle bir şey olduğunda utanma çekinme git banyoya gusül et bunu anne baba rahat bir şekilde çocuğuna söyleyecek ikide bir de şunu yine mi yıkanıyorsun ha yeni yıkanıyor senin gibi kızartma mı koksun ortalıkta senin gibi saçlar normalde yağ fabrikasından çıkmış gibi mi olsun elle mi yıkansınlar çocuklar ne yapsın babası gibi altı ayda bir mi yıkansın ne yapsın annesi gibi
dört ayda bir mi yıkansın gusülün farzı ikidir hanefi'ye göre kadın erkek hanefiler ağızı burnu tek uzuv olarak görmüşler ağzı burnuna su vermek vücudun hepsini yıkama gusülün farzı bu çok uzun bir şey de anlatmaya gerek yok sonra teferruatını öğrensin çocuk kendisi yavrum gusüle niyet et niyet ettim ya Rabbi gusül abdestini almaya ağzına burnuna üç sefer su ver dışarı çıkar hani ağzına su ver çalkala at burnuna su ver sümkür sonra bütün vücudunun her tarafına su değecek şekilde kulaklarının içi de böyle kulağına su tutma
kulaklarını mest et böyle içine kulağının çünkü bu bunlar içleri de dışı hükmündedir hanefilerde bu kadar bitti ne zaman istiyorsan guslet ne zaman istiyorsan banyoya hiç kimse senin banyonun suyuna karışmayacak bitti neden abdestsiz alışmasın çocuk çocuk abdestsizliğe alışmasın utanmasın şimdi diyeceksiniz ki bu nereden çıktı bana yazıyorlar çocuklar bana yazıyorlar genç delikanlı çocuklar benim gusletmem gerekiyordu ben evde gusletemedim annem babam laf söylüyor ben şimdi ne yapayım bütün gününü nasıl geçirecek o çocuk
hiç mi Allah'tan korkmuyor annem baba derviş bir de çocuk yıkanmak istiyorsa girsin yıkansın su parası kaç para biliyor musun sen gönder çocuğa o zaman dilencilik yaptır bir de su para kazansın çocuk Allah muhafaza eylesin tatlı yaşayan sonunda acı öldü ten kaydında olan canını kurtaramadı tatlı yaşamak ne haramı haram bilmemek heva hevesinin peşinde düşmek haram para haram makam haram mevki haram kazanç rüşvet kayırmacılık odur budur bütün hepsi de ne heva hevesini ilah edinmiş develer gibi yerde alıp gökte yiyor
bu bu ne bu tatlı yaşıyor bu nerede çalgı orada kalgı nerede akşam orada sabah geceler bizim olsun gündüzler sizin olsun tatlı yaşayan ne asıl ölüyormuş acı ölüyormuş Rabbim muhafaza eylesin Ali İmran ayet 14 kadınlara oğullara kantar kantar altın ve gümüşlere besili atlara hayvanlara ve ekimlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi oysa bunlar sadece dünya hayatının geçici malıdır varılacak güzel yer ise Allah'ın katındadır ayeti kerime de açık kadınlara oğullara kantar kantar altın ve gümüşlere besili atlara
hayvanlara ve ekimlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi o zaman heva ve hevesine uydun sen işte lüks araba süslü gösterildi lüks evler süslü gösterildi sen bütün ihtiyacın olmadığı halde boyuna her şeyi haram demeden yasak demeden biriktirdin dalla biriktirdin oradan rüşvetler aldın oradan bilmem neler aldın oradan üçkağıtçılık yaptın başka yerden beşkağıtçılık yaptın tabiri caizse köşeyi döndün kısa yoldan dünya hayatı sana süslü gösterildi sen de ona kandın ve tatlı yaşadın ama ölümün çok acı olacak
acı öldü neden acı öldü çünkü o dünya hayatını haram helal bakmadan yaşadı hadis-i şerif tirmiziden ölüm de ölüp de pişman olmayan yoktur mutlaka herkes nedamet duyar iyi yolda olan hayrını daha çok arttırmadığı için pişman olur nedamet duyar kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur nedamet duyar o zaman iki pişmanlık var iyi yolda giden daha fazla zikretmedim daha fazla Allah yolunda koşmadım daha fazla hayır hasenet etmedim daha fazla iyilik yapmam gerekirdi daha fazla faydalı olmam gerekirdi
daha fazla insanlara faydalı işler içerisinde olmalıydım daha fazla nefsimi terbiye etmeliydim daha fazla insanlarla iyi geçinip Allah yolunda koşuşturmalıydım iyi yolda giden bunun pişmanlığını duyacak kötü yolda giden de tövbe etmedi ne pişman olacak o da diyecek ki tüh bana söylediler ahiret var dediler hesap var kitap var dediler ama ben kötülükten kendimi alıkoymadım ben haramlardan kendimi alıkoymadım ben milletin canını yakmaktan kendimi alıkoymadım ben insanlara haksızlık yapmaktan kendimi alamadım para tatlı geldi
adam ödeyemedim dedi ben kolu çevirdim o ağladı ben kol çevirdim o dedi ki olmaz benim senden olmam lazım senin ciğerini sökerce seni aldı senden haksız kazanç senden sağladı senin canını yaktı bir başkasının canını yaktın bir başkasının malına namusuna şerefine haysiyetine göz diktin kalktın günahsız bir kadına tecavüz ettin kalktın elin kadınına kızına tecavüz ettin tecavüz ettin kalktın başkasının malını çaldın başkasının malını üttün başkasının hakkını üttün gittin üç kağıt yaptın beş kağıt ettin gittin birisinin
evini bozdun gittin iftira attın insanların hayatlarını bozdun gittin gıybet ettin insanların hayatlarını bozdun gittin insanların aleyhinde laf konuştun onların hayatlarını bozdun eşini düşünmedin çocuklarını düşünmedin torunlarını düşünmedin iftira attın ona bir de tövbe etmedin tövbe etmedin kendince bu mekanizmayı çalıştırdın sana dediler ki al bu yirmi bin lira bunun hakkında yanlış haber yap dediler yaptın al dediler yüz bin lira sana böyle bir haber yap dediler dizayn ettin masa başında öyle haber yaptın bunların var ya
mahşerde ikiye kalır bir araya gelmeyecek gelmesin de zaten kalktın insanların namuslu insanların namuslarına iftira attın namuslu insanın namusuna iftira atmak yedi büyük günah kebalden birisi ve tövbe etmedin helallaşmadın neredesin bir makamdasın hükmediyorsun haksız hükmettin hukuksuz hükmettin insanların hakkını yedin araştırmadın makamının yerine getirmedin tövbe de etmedin en büyük pişmanlık sende ben zakirim zulmettin dervişine derviş kardeşe ben çavuşum dedin zulmettin ben şeyhim dedin zulmettin ben alimim
dedin zulmettin ben alimim dedin gerçeği sakladın ayeti kerimeyi eğdin büktün ben alimim dedin senin cebine bilmem kaç bin bin dolar koydular kalktın dedin ki hadislerin bir kısmı sahih değil sen ilahiyatı betirdin geldin hadisin karcısı oldun gencecik çocukların beyinlerini yıkadın hadisler sahih değil dedin gencecik çocukların beyinlerini yıkadın Allah'ın böyle ayeti olamaz dedin gencecik çocukların beyinlerini yıkadın mezhep neymiş dedin ya bunlar sonradan çıktı bidat bunlar mezhep diye bir şey yok dedin gencecik
çocukların beyinlerini yıkadın şerden bir kapı araladın oradan kaç kişi geçtiyse hepsinden sorumlusun nereden helallaşacaksın geldin oturdun masaya kuran ve sünnetin dışında bile bile konuştun benim nefsime nereden toparlayacaksın kalktın kuran ve sünnetten konuşan bir kimseye halkın içerisinde insanların içerisinde onu küçültmek için bir sürü iftira attın çıktın hutbede de iftira attın nasıl helallaşacaksın pişmanlığın dik alasını yaşayacak herkes yaşayacak o kötülükten el çekmedin pişmanlık yaşayacaksın ölüm
hakkı ve hakikati gerçekle yalanı meydana çıkaracak çünkü onu durduramayacaksın sen ölümü durduracak hiç kimse yok hiçbir şey yok ölüm seni yakalayacak ölüm seni yakalayınca da seni hesaba çekecek olan var hesaba çekecek olan var sen o hesabı çekecek olanın unuttun hesabı çekecek olanı es geçtin hesaba çekecek olanı sen olmayacak zannettin ama bir de insanların içerisini Müslümanım Müslümanım diye dolaştın o hesabı çekileceksin sen o kadına haksız yere gözünü şişirmenin hesabını vereceksin sen o çocuğa zulmetmenin
hesabını vereceksin ben babayım deyip de çocuğuna zulmetemezsin küçücük çocuğu dövemezsin babasan babasın onun hesabını vereceksin ben anneyim deyip de çocuğuna zulmetemezsin onun hesabını vereceksin çünkü çocuk anne ve babasından hesap sorduğu zaman diyor anne ve babasının yakasından tuttuğu zaman o derviş senin yakandan tuttuğu zaman onu düşünmüyorsan hesap vereceksin min zerreten hayran yarat min zerreten şerren yarat zerrece hayır yapının hayrı karşılıksız değil zerrece şer işleyenin şerri cezasız değil
sen tövbeyi de bıraktın neden kendini haklı gördün çünkü sen şeytanın yolunu tuttun sen Adem'in çocuğu olsaydın tövbe edecektin Adem'in çocuğu olsaydın hatayı kendinde görecektin Adem'in çocuğu olsaydın sen Adem'in yolundan gitseydin Adem'in yoluyla yollansaydın hatayı kendinde görecektin diyecektin ki ben nefsime zulmeden nereden oldum yarabbi beni affeyle böyle deseydin Allah seni affedecekti ve böyle demiş olsaydın kime zulmettiysen ondan helallaşacaktın diyecektin ki hanım ben sana haksızlık yaptım ben sana yanlışlık yaptım
ben seni dövdüm sövdüm hakaret ettim saçını yoldum gözünü şişirdim sen çıktın banyoda düştüm dedin o banyoda nasıl düşülüyorsa gözü morarıyor insanın banyoda nasıl düşülüyorsa kadının dudağı patlıyor kadın banyoda düştüm diyor hiç adamlar banyoda düşmüyor hiç adamların gözü morarmıyor o banyo kadınlara kaygan düşüyorlar kafalarını bir yere vuruyorlar dikiş atılmış kadının kafasına kadına ne oldu dedim bende bunlar acı estantanlar ne oldu dedim benim kafama vurdu dedi bir saat iki saat boyunca dedi ben dengemi yitirmişim
şimdi dedi kaldım mı bir insan eşinin kafasına iki saat nasıl yumruk vurur çocuklarının annesinin kafasına bir erkek nasıl yumruk vurur nerede senin baban dedim filanca yerde dedim çağırayım alsın seni dedim babam da vurur benim kafama dedim neden dedim beni geri almak istemez dedim ben bir sefer gittim döve döve beni tekrar geri verdi dedim kadına vuran adamdan nefret ediyorum bir adam kadını dövüyorsa nefret ediyorum ondan dervişlerden
duymak istemiyorum bunu dilimin ucuna kadar geliyor alayım dersini göndereyim bu kadar sohbet ediyorum bu kadar söylüyorum dinlemiyor çok sinirliymiş sen benim sinirime bir denk gelsen senin kafanı gözünü 118'e yararım 118'e yararım şu dervişlik tutar beni başka bir şey değil onun hesabını vereceksin o yüzden o pişmanlığı da yaşayacaksın Allah bizi muhafaza eylesin sen nefsini serbest bırakacaksın öyle mi heva hevesini serbest bırakacaksın yapacaksın yapacağını sonra hesaba çekilmeyeceğini zannedeceksin öyle bir şey yok
Allah muhafaza eylesin koyunları kırdan sürer getirirler hangisi daha besliyse onu keserler sen bedenini düşünüyorsun bedenim güzel olsun bedenim diri olsun bedenim tatlı olsun maneviyatını düşünmüyorsun sen sokağa çıkarken ne kadar güzel görüneceğim diye her tarafını boyalıyorsun dayalıyorsun çıkıyorsun orta yere erkekler kadınlar sokağa çıkarken bakımlı olmak sünnettir temiz olmak sünnettir ama boya küpüne girip çıkmak değil bu bakımlı olun temiz olun sen dışarı çıkacağın zaman aman tenim güzel görünsün aman benim
kulağım güzel görünsün aman benim kaşım gözüm güzel görünsün boyadın dayadın da kendine maneviyatını düşünmedin hiç sen aman benim sakalım çok yakışıklı görünsün aman benim saçım çok afralı tafralı görünsün senin için değil bu o da saçının olmadığını küpelerle dolduracağım diye uğraşıyor ilgi çekecek ya bir şey de bakacak aha iki tane var filan bir de daha da ilgi çekiyor yazıyorlar erkeğin küpe takması caiz midir en çok bunun hoşuna gidiyor o soru hani bir de adet varsa iki tane takması caiz midir deyince bu bu bir tatlılaşıyor
böyle onu soruyorlar çünkü sormayın adamın nefsini kabartmayın ona da sorsan diyecek ki ben şey gibi ne o padişah vardı ya ya bu sultan selim gibi ben Allah'a köle olduğumun işaret edecek değil mi ne küpenin sendeki işareti ben Allah'ın kölesi olduğum için muhteşem bir ayet çok güzel olamadık biz Allah bizi onlardan eylesin evet şimdi bir gitse bir kimse koyun sürüsüne gitse cılız koyunu seçer mi seçmez kimi seçecek besili koyunu seçecek o besili koyunu kesecek önce işte bu ne demek o zaman sen manevatını kuvvetlendirmedin
sen zahirine baktın zahirde kaldın sen iç alemini kuvvetlendirmedin iç alemini kuvvetlendirseydin sen kalkıp da vücudunu besili tutmanın yolunu aramayacaktın Allah bizi muhafaza eylesin gece geçti sabah oldu sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın yani gece bitti sabah oldu uyan artık sen hala da kendi kendine dünyayı süsleyip püsleyip yalan hikayelerin peşinde koşuyorsun sen hala da dünyayı mağmur edeceğim dünyanın peşinde koşuyorsun sen hala da dünyanın peşinde koşup ölümü unutuyorsun
sen hala da böyle nasıl süsleyeyim diye uğraşıyorsun nasıl süsleneyim diye uğraşıyorsun aman evinin şu köşesini çok güzel süsle öyle ya aman sen evini çok iyi süsle haydi sen bir perdeleri değiştir bak filancalar da perdeleri değiştirmez sen de değiştir filancalar da koltukları değiştirmiş sen de değiştir filancalar bak diyin iğneden ipneye yeniden sıfır kıyafetler almış sen de al filanca şu marka almış sen de al fişmanca şurada yemek yemiş selfie yapmış kör olmayasıca bir de yemeğin resmini çıkarmış instagrama paylaşmış
neler paylaşmış sen de paylaşman lazım sen de sonradan görmesin sen de kültürsüzsün sen de eğitimsizsin sen de cahilsin sen de gerçekten şeytanın kölesi olmuş başka bir şey değil ölüm burnunun ucundayken sen selfie yap tabi lüks mekanlara git oradan fotoğraflar çek lüks mekanlara git yemekler çek bugün de böyle olsun ananın gözü olsun lazım neden fikrin yok senin neden senin amacın yok neden senin hedefin yok neden senin davan yok neden senin maneviyatın yok neden bu dünyanın geçici güzelliğine kandın gittin sen bu dünyanın
geçici güzelliğine kandın tabi bir takım elbise giy selfie yap bugün de böyle oldu aa harika oldu ya tabi süsten püsten masaları süste böyle her şeyleri koy mumun eksik olmasın mumları da yak bir tek şu var aremo aremo hoş geldin nereye papazın evine mumsuz asla olmaz tabi takip et bir de ne yemekteyiz ne gelin evim ne anasının gözü evi ne filancının şeyi kadın gelmiş yok kadınımsa adam gelmiş bana bir yardımcı gemlikten kızlar şuna bakın dedim yok dedi seni istiyorum dedim buyurun
yemekteyiz programı bende dedi bu akşam yani bu önümüzdeki günlerde evet dedim işte şu kadehten istiyorum şu bardaktan istiyorum şu tabaktan istiyorum şundan istiyorum bundan istiyorum dedim bak et baktık ettik özel nece o selamun aleyküm aleyküm selam oğlum bundan bundan bundan gönder yemekteyiz de çıkacağız tabi garibim ne yapsın adamcağız ben işi bırakınca rahatladılar komple acar sülalesi tamam baba gönderdiler tabi bu geldi gene böyle hareketler hay bunu göstereceğim ya millet onu takip ediyor millet geldi yemekteyiz
dekinden kadeh istiyoruz diyor gerçekten ha sizden almışlardı evet bizden aldılar ne reklam ettik halbuki sattığımız ürünlerde burada da Mustafa Özban'ın ticaret aklı giriyor özel getireceğim sana dedim sana özel dedim böyle bir sunum yapacaksın her şeyi özel getireceğim elimizdekilerden her şey özel bir sunum çıkardım dedim buyur kullan arkası gelecek ya çünkü olmaya malı ne gövereyim ona geliyor yemekteyiz deki yemek takımı var yemekteyiz özel getirmemiz lazım sıra var elimizde halbuki ama o ondan tatmin oluyor heva hevesi
uymuş ya evet bu hale geldik diştanlarımız nikahlarımız evliliklerimiz yemek kültürümüz kıyafet kültürümüz ev kültürümüz bu halde ben bir tek ben kaldım içinizde bedenim gibi olanlar da vardır şeyhimin bana vasiyeti mustahha efendi buyurun efendim oğlum en fakir derviş evine girse evet efendim demeli ki ya bunun daha iyisi bizim evde var kime diyebilirim ben buna nasihat olarak şeyhimin bana vasiyeti ve nasihati mustahha efendi senin evine giren en fakir derviş oğlum şunu demeli oğlum şunu demeli bundan benim evim
bundan daha iyi dünyanın şatafatına kanlayacağınız Allah bizi affetsin o yüzden her sabahı diyor ya orada gece geçti sabah oldu yani sen dünü ve geceyi zararda geçirdin sabah oldu yeni bir gün başladı yeni bir nefes başladı dün dünde kaldı cancağızım bugün yeni şeyler söylemek lazım yani dünü sen zararda geçirdin bugün kar etmen lazım dünü heva ve heveste geçirdin bugün sabah oldu bugün hiç olmasa ona bir adım daha yaklaş dünü boş geçirdin çarşı dolaştın alışveriş mağazaları dolaştın burnunu
dayaya daya vitrinler seyrettin gittin lüks mekandar yetmedi daha lüksünü istedin gittin orada bir kahveye bilmem kaç para verdin ahmakça paralar harcadın bir fotoğrafa para harcadın bir fotoğrafa bir selfieye para harcadın heva hevesine uydun bir markaya para harcadın aynı ürün 500 lira öbür tarafta giyinmek için al örtünmek için al giyinmek için değil dünya gelip geçiyor bak dün geçti gece geçti sabah oldu bu gece de geçecek sabah olacak sen çarla geçirmenin yolunu ara ve her nefes ölüme doğru koşarken sen koştuğunun
farkında olmazsan o sana koşarken sen gününü karla geçirmenin yolunu ara Rabbim bizi onlardan eylesin haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun Allah'a emanet olun el fatihama selam amin 2305'ten devam edeceğiz inşallah Allah'tan bir şey gelmezse an 30 31
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.