Amin. Ecmayim. Konumuzla alakalı değil ama bir cümleyle bir şey beyan edeyim. Sonra sohbete gireceğim. Tasavvuf Vakfı olarak bugüne kadar hiç biz resmi veya gayri resmi hiçbir hac ve ömre organizasyonu yapmadık, yapmayacağız da. Bununla alakalı söylentiler, söylenenler hepsi de boş iftiradan ibaret.
Kardeşler, arkadaşlar kendi kendilerine 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi, 20 kişi toplanıp kendi kendilerine ümreye gidiyorlar. Hacca gidenler hacca gidiyor. Veyahut da bizim içimizden bu konuda kendince bu işin ticaretini yapanlar var. Bizi de ilgilendirmiyor. Ticarettir bu. Nasıl başka mesleklerle ilgilenenler bizi ilgilendirmiyorsa ticaret olarak, bununla da alakalı bizi ilgilendirmiyor. Tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim. Ben sağ olduğum müddetçe Tasavvuf Vakfı, bu dergap hiçbir hac ve ömre organizasyonu yapmayacak. Bugüne kadar yapmadık. Bundan sonra da yapmayacak. Bu konuda bütün arkadaşlara, kardeşlere bu konuda ilan edeyim. Bu konudan uzağız. Ha, örnek diyorum, herkes kendi kendine bir şirkete gidip ömrelerini yapabilir mi?
Yapabilir. Gitmeden de yapabilir mi? Yapabilir. Neyi nasıl yapıyorlarsa herkes kendince yapabilir, edebilir. Bu bizi ilgilendirmiyor. Tekrar bunun altını çiziyorum. O yüzden asla ve asla da ilgilendirmeyecek. Ha, kimsenin ömresine, haccına karışacak değil. Salim, sen yeni geldin değil mi? Kaç gün oldu geleli? İlk hafta. Kimle gittin? Arkadaşlarla gittiniz. Bir şirkette mi gittiniz? Biz turist vizesiyle kendi kendinize gittiniz. Böyle olduğunu biliyorum da ilan olsun diye söyledim. Bir de kimdi daha yeni gelen eşiyle beraber gittiği şey nerede? Orada mı ki?
Ha? Siz kimle gittiniz? Bir şirketle ferdi olarak gittiniz. Şirket de olarak değil yani. Ferdi olarak. O yüzden arkadaşlar herkes serbest bir konuda. Kimsenin benden izin olmasına da gerek yok. Bu konuda tekrar söylüyorum. Tırnak içerisinde diyorum. Bizim vakıf olarak böyle bir çalışmamız yok. Hiç olmadı zaten. Vakıf olarak böyle bir çalışmamız yok. Hiç olmadı. Ha bana soruyorlar. Ben diyorum Allah'a izin verirse inşallah gideceğim diyorum. Diyorlar ki ne zaman gideceksin? Hani bize de haber ver. Diyorum ki haberiniz olur gideceğim zaman. Ha millet kendince gelirse gelir böyle ilgilendirmez. Bu noktada da herhangi bir zorunluluk, herhangi bir şey yok.
Bu kadardı bu mesele. Tekrar söyleyeyim. Tasavvuf Vakfı'nın böyle hac ve ömre organizasyonu gibi herhangi bir organizasyonu yok. O yüzden resmi veya gayri resmi böyle bir organizasyonumuz yok. Evet bana şirketlerden geliyorlar, ziyaret ediyorlardı. Şimdi onların ziyaretlerine de müsaade etmiyorum. Telefon açıyorlar. Ziyaret etmek istiyoruz hocam seni diyorlar. İşte böyle işte böyle. Diyorum boşuna gelmeyin. Ben bu tip işlerde yokum. Biz tırnak içerisinde tasavvuf vakfı olarak da yokuz diyorlar. Ya bize oradan bir arkadaş görevlendir diyorlar. Ben onu da yapamam. Hakkınızı helal edin diyorum. O yüzden onlar mesela işte hocam hani öyle değil bize bir arkadaş görevlendir. Ha bir arkadaş görevlendireceğiz.
Hazır ya burada müşteriler de. Öyle ya. Herkes hazır. Bir de şu şey efendi bizi işaret etti diyecekler. Hazır potansiyel burada nasıl olsa. Hani ben yiyemedim sen ye hesabı. O yüzden tekrar tekrar söylüyorum. Bunlar dolaylı bazı şirketler. Çünkü işte ya hocanızla bizi bir görüştürün. Yok işte başka şirketle mi anlaşmış o. Yok başka şirketle mi anlaştığı orayla mı gönderiyorsunuz. O yüzden yeni giden arkadaşlara örneklettim. Hakkınızı helal edin. Böyle boş bir muhabbetle sizin de canınızı sıkmış olmayayım. O yüzden bugünün, bu gecenin veya buranın konusu değil. Ama velakin hani Hazreti Mevlana Ceret Ruma Hazretleri mesnevisinde diyor ki sen seli baştan önle diyor.
Biz seli baştan önleyelim. Veyahut da hani bir sivilceden bahseder. Sen hastalık sivilceyken önle onu da. O yüzden hani bazı şeylerin şu uyu vukuundan beter olurmuş. Bir şeyin, sözün böyle dolaşılan lafın vukuusundan daha fazla yara çalmış. Allah muhafaza eylesin. 2295. Böylece sivrisinekten tutta file kadar bütün mahlukat Allah'ın ailesidir. Hak da ne güzel aile reisi. Gönlümüzdeki bütün bu gamlar heva ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir. Bu kökümüzü söken gamlar ömrümüzün oranına benzer. Bu böyle olduğu kuruntuları da vesveselerimizdir.
Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa ölümün bir cüzünü kendinden kov. Ölümün bir cüzünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler. Bunu iyice bir, evet, sivrisinekten, sivrisinekten file kadar bütün mahlukat Allah ailesidir. Hak da ne güzel Allah reisidir.
O zaman bütün mahlukat, bütün varlık Allah'ın sıfatlarının tecelligahıdır. Bütün mahlukatın da rızkını üzerine olan Allah'tır. O yüzden Hud suresi, ayet 6'da Cenab-ı Hak buyurur ki, yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. O yüzden dünya üzerinde veya dünyanın dışında, bütün varlık aleminde ne kadar mahlukat var ise, bütün hepsinin de rızkı Allah'a aittir.
Allah bu konuda rızkı kendi üzerine vacip eylemiştir. Cenab-ı Hak bir şeyi kendi kendinin üzerine vacip eyler mi eyler? Allah da bütün yaratmış olduğu varlıkların rızıklarını kendi üzerine vacip etmiştir. Yani küçücük zerreden büyük küreye kadar her ne var ise, bütün hepsinin de rızkı Allah'a aittir. Allah bu noktada bu rızkı kendi üzerine almıştır.
Secde ayet dedi. Allah yarattığı her şeyi güzel yarattı. Rahat 26, o rızkını dilediğine bol verir, dilediğine de ölçülük rahat. O zaman Cenab-ı Hak her şeyi en güzel şekilde yarattı. Yarattıklarının üzerinde bir noksanlık eksiklik yoktur. Ve o yarattıkları eksiksiz, noksanlıksız yarattığı gibi rızıklarını da onların eksiksiz ve noksansız tamam eder. Bu noktada rızıklarını onların kesmez. Rızıklarını ortadan kaldırmaz, yok etmez. Bir canlının eceli geldiyse ölür ve rızıksızlık sebebiyle hiçbir canlı ölmez. Ama Cenab-ı Hak kimisinin rızkını bol eder, kimisinin rızkını da ölçülü eder.
Bakın oradaki ayet-i kerimede az verir demiyor, ölçülü verir. Ama hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. İnsanlar, kullar Allah'a hamd ediyorsa, Cenab-ı Hak onların üzerindeki nimetlerini arttırır. O kimse hamd etmiyorsa, hamd etmeyenleri Cenab-ı Hak rızıksızlıkla cezalandırmaz. Ama ona ölçülü verir.
Ona lazım olacak kadar verir. Öbürü ki hamd ediyordur, çalışıyordur, gayret ediyordur, mücadele ediyordur. Cenab-ı Hak o hamdin yerine getiren o kimseye ne yapar? Ona arttırır nimetlerini. Rızık da nimetlerden birisidir. Dünya malı nimetlerden birisidir. Eş dünya nimetidir. Çocuk dünya nimetidir. Ev, han, araba dünya nimetidir. Dünyada senin gönlünü hoş edecek, her ne var ise nefsine tatlı gelecek, her ne var ise hepsi de dünya nimetidir. Cenab-ı Hak bir kısmına dünya nimetlerini bolca verir. Ama bu normalde sebepler dairesinde bunu sebeple verir. Dünya gözünün içerisinde. Ama bazısına hiç sebepsiz de verir mi?
Verir. Burası bizi ilgilendirmiyor. Biz cüz-i irade noktasında Cenab-ı Hak sebepsiz bir şeyi halketmez. Halketmeye gücü var mıdır? Vardır. Bazılarına sebepsiz de verir mi? Verir. Burası bizim irademizin dışında. Ama Cenab-ı Hak genelde adetullahı öyledir. Sebepler üzerine tecelli ettirir her şeyi. O yüzden normalde yine Beyhakide Adi Şerif'te halk Allah'ın ailesidir.
Allah'a en sevimli olan ailesine yani yarattıklarına en faydalı olandır. O zaman bütün Allah'ın yarattıkları Allah'ın ailesidir. İyalullah'tır. İyalullah olarak geçer hatta bu. Allah'ın ailesidir. O zaman Allah'ın ailesine faydası dokunan kimse Allah'ın en çok sevdiğidir. Hani çünkü sen bir hayvana yardım ettin, bir insana yardım ettin, bir açı doyurdun. Faydalı bir amel işledin. İnsanlığa karşı faydalı bir amel işledin. Önce müminlere, Müslümanlara, önce annene babana, önce eşine ve çocuklarına. Çünkü cömertlik odur. Önce sen kendi eş ve çocuklarına cömertlik edersin. Cömertlik odur bu erkek çocuklar için. Önce annesine babasına cömertlik eder. Evli bir erkek önce eş ve çocuklarına cömertlik eder.
Cömertlik senin evinden başlar. Cömertlik senin evinden başlar. Sen önce eş ve çocuklarına cömert ol. Bunu özellikle üstüne basa basa söylüyorum ki bazı kardeşler bundan ölçe alsınlar. Sohbetlerde şahıslara yönelik konuşmak sufilerin adabı değildir. Sohbetlerde konuşulan şeyler o topluluğun yarayan kanalarına merhem sürmek. Orada bir sıkıntıyı gidermek içindir. Burada sohbette diyorsam ey erkekler eşlerinize vurmayın, dövmeyin. Bunu üzerine almayacak olan kimse eşine vurmayıp, dövmeyip, sövmeyip, hakaret etmeyen kimse bunu üzerine almaz. Ama eşini dövüyorsan, sövüyorsan, hakaret ediyorsan bu sözüm sana neden bana şeyh efendi bana konuşmadı deyip de küstahlık yapma bir de.
Veyahut da bakın ne diyorum cömertlik önce eş ve çocuklarınızdan başlar. Sen önce eş ve çocuklarını düşün. Onlara cömert davran, onlara iyi davran. İsraf etme, israf da ettirme. Çünkü ayet-i kerimede Cenab-ı Hak onlar israf etmezler diyor. Mümin nereden bahsederken? Mümin isen kadın erkek israf edemezsin. Mümin isen. Mümin isen kadın erkek sen aptalca moda manyağı olamazsın. Salakça sen marka manyağı olamazsın. Mümin isen. Mümin isen sen gösteriş budalası olamazsın. Mümin isen. Mümin değilsin, Müslümansın, yapabilirsin. Hani görüyorsunuz ya bir başörtülü kadın işte dans ediyor, şarkı söylüyor, erkeklerin önünde kırdırıyor, başında başörtüsüyor ama.
Mümin bir kadın bunu yapamaz. Müslüman her şey beklenir. Beklenmez aslında, beklenir. Müslüman odur ki elinden dilinden diğer insanlar emindir. Mümin odur ki diğer canlılar, varlıklar canından emindir. Ne yazık ki 25 yılda Müslüman cenah gevşedi de gevşedi. Dağıldı da dağıldı. Gevşemeye ve dağılmaya devam ediyor. Kadın ve erkeğin. Hiç kimse şöyle düşünmesin, ben de dahilim. Ya biz gevşemedik, biz de gevşedik. Hepimiz gevşiyoruz. Hepimiz dağılıyoruz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sohbetlerde bir şeyde bahsediliyorsa, o fiiliyatı yaşayan kimse üzerine alınsın. Alınmasın değil. Onun üzerine alınsın.
Bir de bugün gündüz de ona şart düştüm. Birine telefon açıyorsun veya şunu yapmasın, bunu yapmasın diyorsun. Kadın kocasına, kocası karısına soruyor. Sen mi söyledin? Kim dedi? Ne yapayım şimdi? Rüyamda böyle böyle mi gördüm diye mi? Şahsız böyle faş mı edeyim? Daha bir, iki gün önce açık konuşsam şimdi. Burada o erkek arkadaş. Rüyamda eşine zulmettiğini gördüm. Hadi söyleyin bana şimdi. Rüyamda eşi de orada, kadıncağız da orada, kızcağız orada, gencizikte. Baba diye diye ağladı, ağladı, ağladı, anlattı, anlattı, anlattı.
Adam pervane dönüyor evin içerisinde anlatmasın diye. Hadi ne yapayım şimdi ben? Hadi söyleyin bana şimdi. İsim mi vereyim? O hali yaşasanız, o hali yaşasanız, yaklaşın böyle yeni gelenlere yol açın. Gelin, yaklaş, bir tarafa bana doğru gel. Gel bana doğru gel. İzmirlilere biraz, benim hemşerilerime biraz iltimas geçeyim. Gel yaklaş, yaklaş, yaklaş, yaklaş. Tamam mısınız Hacı Mehmet? Hoş geldiniz.
Allah razı olsun. Şimdi bütün insanlar Allah'ın ailesidir. Bakın bunu sadece rızık olarak düşünmeyin. Bizim en büyük handikaplarımızdan birisi bak. Bütün insanlar, bütün varlık Allah'ın ailesidir. Sen, ister eşin olsun, ister çocuğun olsun, ister kocan olsun, ister annen olsun, ister baban olsun, ister deden olsun, ister komşun olsun, ister iş yaptığın bir kimse olsun, ister çalıştığın bir yer olsun, ister ticaret yaptığın bir yer olsun.
Bakın, bu tip şeyleri, bu tip şeyleri daraltmayın, genişletin. Sen herhangi bir kimseye zulmettin de Allah'ın ailesine zulmettin. Sen zannediyorsun ki benim eşim çat tokadı vurdun. Değil, sen Allah'ın ailesine tokat vurdun. Kadın kocasını dinlemedi değil mi? O, Allah'ın ailesi olan bir adamı dinlemesi gerekirken dinlemedi. Zulmetti. Allah'ın ailesine zulmettin. Birine nasıl yardımcı olduğunda Allah'a en sevimli bir iş olarak geliyorsa, birine zulmettiğinde de Allah'a en sevimsiz bir iş olarak geldi Allah'ın önüne.
Sufi mantığı, yerdeki taşa bile tekme vurmaz. Taş da Allah'ın yarattığı ailesindendir. O taşı da, o taşı da sen fıtratına uygun kullanmak zorundasın. Bu mağosu sen fıtratına uygun, yaradılış amacına uygun kullanacaksın. Bunu birisinin kafasına atmak için yaratılmadı bu. Sen bununla eşinin kafasına vuruyorsan, hem mağosa zulmettin, Allah'ın eşyasına, varlığına. Bu senin değil, bu sende emanet. Allah bunu sana emanet olarak verdi, kullansın diye. Sen kendince buna ben para verdim, benim oldu zannediyorsun.
Değil, Cenab-ı Hak sana bahşetti, lütfetti, ikram etti. Bunu sen yerli yerinde kullanmak zorundasın. Bu senin çocuğunun veyahut da hanımının kafasına vurulmak için yaratılmadığı, ahmak kafalı derviş. Sen elindeki bütün eşyayı yerli yerinde kullanacaksın. Eşyayı yerli yerinde kullanmazsan da eşyaya zulmettin.
Araba benim istediğin gibi patinaj çektiririm. Değil, arabaya da zulmetmeyeceksin. Lastikler benim istediğin gibi patinaj çektiririm. Hayır. Lastikçi Ömer'e Cenab-ı Hak rızkını verir. Sen patinaj yetireceğim de işte lastikleri eriteceğim. Ondan sonra Ömer abi'den lastik alacağım diye düşünme. Cenab-ı Hak onun rızkını verir. Sen lastiğe de zulmetme. Sen hiçbir şeye zulmedemezsin. Senin elinin altındaki her şey Allah'tan sana bir emanettir. Eş, çocuk, anne, baba, arkadaş, dost, şeyh, kardeş, burası, bu mekan, yollar, yürüdüğün şehir, yaşadığın kaza, yaşadığın ev, yattığın yatak. Üstüne çektiğin yorgan, Allah'ın sana bir lütfu, ikramıdır, ihsanıdır.
Sen hepsine de yerli yerinde kullanmak zorundasın. Sen yorganı halı gibi kullanamazsın. Sen yorganı yatak gibi kullanamazsın. Eşyanın hakikatine aykırı. Sen yorganı yorgan niyetine, sen yatağı yatak niyetine kullanacaksın. Eşyayı yerli yerinde kullanacaksın. O eşyayı da zulmetmeye hakkın yok senin. Senin bardağı alıp mutfakta çarpmaya hakkın yok. Ey kadınlar! Sen normalde yemek takımını değiştirmek için tabağı kırma. Sen hem tabağı zulmettin, hem eşine zulmettin, hem de kendine zulmettin. Buna hakkın yok senin. Bir erkek gömleği giydi, hoşuna gitmedi bunun, kesti, attı. Buna hakkın yok.
Sen onu giymeyeceksen, giyebilecek olan bir kimseye hediye et onu. Senin ona çöpe de atmaya hakkın yok. Allah israf edenleri sevmez. Sen zulmetme. Eşyana da zulmetme. Eşyaya da zulmetme. Kardeşlerine de zulmetme. Etrafına zulmetme. Allah bizi zalimlerden eylemesin. Oysa bütün halk Allah'ın ailesidir. Bütün halk, bütün varlık Allah'ın ailesidir. Sen elinin altındakınlara zulümle emredilmedin. Ya onlara iyilik yapmakla emrolundun. Erkekler eşlerinize zulmetmeyin. Kadınlar eşlerinize zulmetmeyin. Erkekler eşlerinizle iyi geçinin. Adamın adamlığı hanımıyla iyi geçilmesinden belli olur. Adamın adamlığı hanımıyla iyi geçilmesinden belli olur.
Kadının kadınlığı da adamın hanımından gönül hoşlutluğu olmasından belli olur. Çok iyi kadınım diye cartınma. Adamın gönlü hoş mu ona bak sen. Çok iyi erkeğim diye düşünme. Kadın senden memnun mu ona bak sen. Çok iyi babayım diye düşünme. Çocukların senden memnun mu ona bak sen. Çocuklar lanet olsun böyle babaya ölse de malını yesem diye mi düşünüyorlar? Yoksa çocuklar Allah babamızı başımızdan eksik etmesin diye mi düşünüyorlar? Kadınlar şu adamı zıbarsa gitse de diye mi düşünüyorlar? Yoksa ya Rabbi eşime hayırlı ömür var. Ben ondan önce ölmeyeyim. Ben ondan önce ölürsem rezil zebil olur. Ben ondan sonra öleyim deyip kendisi biraz daha yaşamayı mı istiyor? Dua ediyorum dedi.
Yani benden önce ölsün diye dedi. Baktım ben böyle kadına ne yapacaksın rahat mı edeceksin dedim öldükten sonra. Durdu. Ha tabii dedim gömeceksin ondan sonra keyfine bakacaksın desene dedim. Kiralar da gelecek maaş da gelecek. Yok ben rezil olmasın diye düşündüm dedi. Öyle düşünceğine de ki adama dedim bak herif ben senden önce öleyim sen benden sonra olunca hemen evlen rahat et. Ben seni rahat ettiremedim. Öyle şey mi olur hocam ya dedi. Eyvah dedim ya. Ama güzel dua. Ne güzel çok masum değil mi? Ya Rabbi hani o benden önce ölsün rezil olmasın ne kadar güzel. Oradaki beyin gerisini saklayacak onunla. Her iyilik düşünce iyilik değildir. Herkes uyanık olsun.
Allah muhafaza eylesin. Evet Hazreti Pir bütün mahlukatı Allah'ın ailesi olarak nitelendirirken bu tabii hadis-i şerifte var ya bu konuda halk aile Allah'ın ailesidir diye burada aslında bütün varlıkın, bütün varlığın tek bağlı olduğu yer Allah'tır. Allah rububiyet sıfatı da dahil hiçbir sıfatını paylaşmaz.
Rabblik sıfatı da rububiyet Rablıktır çünkü Allah'a ettir. Ve bütün varlığın Rabbi Allah'tır. Tabii Rab ism-i şerîfi aynı zamanda terbiye edici, koruyucu, muhafaza edici anlamındadır. O yüzden Cenab-ı Hak her bir varlığı, her bir varlığı görür, işitir. Onun ihtiyacına göre ne lazımsa onu ona ihsan eder.
Ne lazımsa. Sen kendi kendine çok sana lazım olan şeyler sıralayabilirsin. Sana hakikatte ne lazımsa Cenab-ı Hak onu sana bahşeder. Rabbim cümlemize hayırlısını versin. Hayırlısıyla bol versin inşallah. Amin. O yüzden Allah bu tür şeyleri direkt Allah'a bağlamak tevhittir. Çünkü iyilikler Rabbinizdendir. Bahşeden, lütfeden, ikram eden, ihsan eden de Allah'tır. Cenab-ı Hak bizleri bu şuurda oluştursun inşallah. Gönlümüzdeki bütün gamlar heva ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir. Yani normalde bizim gönlümüzdeki olan gamlar heva ve hevesimizin ve varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir.
Toz, duman dediğinizde tozun ve dumanın bir ağırlığı yoktur. Gelip geçicidir. Toz da gelip geçicidir, duman da gelip geçicidir. O zaman gamlar bizim o gelip geçici heva ve hevesimizin ürünleridir. Gönlümüzde bir gam var ise bizim heva ve hevesimizdendir. Bir keder, bir hüzün var ise heva ve hevesimizden dolayıdır. Müminin gönlü neşelidir. Müminin gamı, müminin kederi sevgiliden uzak kalmaktan gayrıdır. Ondan, ona, ondan gaflete düşmektendir. Yoksa aşığın gamı ve kederi dünya değildir. Aşığın gamı ve kederi dünyalık da değildir. Dünyalık olanların gam ve kederleri dünyalıktır. Ahiretlik olan, Allah'a aşık olanların gam ve kederleri onların aşıklıklarından dolayıdır.
O göz açıp kapatıncaya kadar sevgilinin cemalinden uzaklaşmak istemez. Ondan perdelenmek istemez. Hatta cemal perdesinde, cemalleşirken dahi ona bir hüzün dalgası vurur. Çünkü o esnada dahi, o hasretten hasrete, o esnada dahi o bir nefes uzak kalmama düşüncesinde gam yüklüdür. Onun gamı dünya değildir. Onun gamı hastalığı değildir. Onun gamı yok belli aramış, yok başı aramış, yok göze aramış. Ondan değildir. Aşığın gamı, dünya ve dünyadaki dünyanın içindekilerle alakalı değildir. Aşığın gamı, mahşukla alakalıdır. Sevgilisiyle alakalıdır. O yüzden dünya üzerinde bizim başımıza gelen şeylerin hepsi de bizim ellerimizin kazandıklarıdır.
Bizim ellerimizin kazandıklarıdır. Şura ayet 30 Başınıza gelen her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Bundan kurtuluşun yolu o kimsenin nefsini terbiye etmesinden geçer. Çünkü nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Şems suresi ayet 9 Yani sen nefsini teskiye edersen, nefsini terbiye edersen kurtuluşa erersin.
Ve başına gelen musibetlerden dolayı da gam, hüzün çekmezsin. Şimdi bir de hani başka bir adiş-i şerif vardı neydi? Müminin başına gelen musibet, sıkıntı, dem, dert, gam, kasavet, hastalık mümine neydi? Çünkü şifaydı. Günahlarının temizlenmesineydi. Ona sabrederse onun makamının yükselmesine sebepti. O zaman sufi başına gelen her ne ise bununla alakalı önce kendi nefsine vurur bunu.
Muhakkak ben kendi elimin yaptığını çekiyorum der. Ardından bir çıt kendi kendine düşündüğünde iyi ki bu üzerime bu sıkıntılar geldi ki Rabbim beni kendi huzuruna temiz almak istiyor der. Çünkü hastalıklar, gam, kasavet, dert bunların hepsini hepsi de mümin için mümini temizleyen, günahlardan arındıran olaylardır. O yüzden sufiler bu tip meselelere bakarken kendisinin bir arınma sürecinde olduğunu düşünür.
Ve muhakkak benim günahlarım çok, başıma gelen bu bela, musibet, başıma gelen bu sıkıntı, ben bunlara sabredersem, bununla sabırla mücadele edersem, benim günahıma kefaret olacak. Benim makamımın yükselmesine sebep olacak diye düşünür. Allah muhafaza eylesin. Bu kökümüzü söken gamlar ömrümüzün oranına benzer. Yani bu kökümüzü söken gamlar, yani bu yaşadığımız gam, yaşadığımız hicran, yaşadığımız dert, yaşadığımız olumlu, olumsuz bütün hadiseler nedir?
Ömrümüzün oranına benzer. Yani bizim ömür törpümüz gibidir. Bir hastalık sebep olur ölürsün, bir gam sebep olur ölürsün. Yani o ne yaparsan yap, ölüm size yetişecektir çünkü. Ölümün size yetişmemesi söz konusu değildir. Ne yaparsan yap, her nefis ölümü tadacaktır çünkü. Ali İmran ayet 185 Cenab-ı Hak bir kimseye bir nefes üflediyse, ne kime üflediyse üfledi, o ölümü tadacaktır.
Herkes ölümle yüzleşecektir. Herkes, melekler dahi ölümle yüzleşecektir. Cebrail dahil buna. Dört büyük melek dahil buna. Her varlık eceli geldiğinde, eceli geldiğinde ölümle yüzleşecektir. Ve nerede olursanız olun, ölüm size yetişir. Nisa ayet 78 Nerede olursanız olun, ölüm size yetişecektir. Hiçbir canlının ölümden kaçışı yoktur. Hiçbir canlının. Cenab-ı Hak neyi var ettiyse, bu normalde varlığın tamamı da dahil buna. Varlığın tamamı dahil buna. O ölümle yüzleşecektir. Ve ölümden hiçbir şey için, hiçbir kimse için kaçışı söz konusu değildir. O yüzden ama bu hastalıklar, bu gamlar, bu dertler, bu problemler adım adım, parça parça sizin ölüme yaklaşmanızdır.
Ölüm insana çok yakındır. Ama normalde o insanın üzerindeki hastalıklar, sıkıntılar, problemler onun ölüme adım adım yaklaştığına işarettir. O yüzden hastalığa baktığınızda bir nebzede sizi ölüme yaklaştıran bir sebeptir. Mesela bir ölüm sebebi nedir? Bir hastalıktır örneğin. O hastalığa bakarken bu beni ecele yaklaştıran, Allah'a kavuşmayı yaklaştıran bir olgu. Hastalığa küfretmeyin. Hastalığa isyan etmeyin. Hastalığa öf bile demeyin. Öf bile demeyin. Tedavisi neyse, tedavisini aramak bize bu noktada şart kılındı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tedavi olunuz dedi. Emir var burada. Biz tedavi olma yolunda ilerleriz. Eşimize, çocuğumuza, kendimize bir hastalık bulaştıysa, mümkün olduğu kadar biz ama kendimizi, ama eş ve çocuklarımızı tedavi etme ve ettirmek için mücadele ederiz.
Hani nasıl olsa ölüm gelecek, kapımıza dayanacak, tedaviye ihtiyaç yok diyenlerden değilim ben. Bunu bir kısım selef alimleri bunu söylemişler, tedavi olmamışlar hiç. Tedavi tarafına da yönelmemişler. Bu bir iştahattır. O iştahata katılanlardan değilim. O yüzden Hz. Pir'in dediği gibi seli baştan önüne sözü mucibince başımıza bir hastalık geldiyse tedavisi için onunla uğraşırız.
Hatta ölüm sebebinin o olacağını bile bile. Ben kimseden sözümü esirgemedim bugüne kadar yakın dostlarımdan, arkadaşlarımdan. Mesela Seyit Taş'ın yüzüne söyledim. Hacı ölümüm buradan senin dedim. Ama dedim dimdik ölmeni istiyorum senin dedim. Öf bile demeyeceksin dedim. Tedaviyle alakalı ne yapılması gerekiyorsa yaptık. Vicdanen rahatız. Bizim Hacı Oktay'ın yüzüne söyledim yalnız kaldığımızda. Hacı ölüm sebebin bu dedim. Ama dimdik yaşayacaksın dedim. Moralini bozma. Ecel ne zaman gelecekse gelecek dedim. Moralimi bozmuyorum dedim. Dedim dimdik öleceksin.
Öf bile demeyeceksin. Kim sorarsa çok yiyeyim diyeceksin dedim. Bu kadar. Sufi ölüm yıkmamalı. Gerçek bir sufi ölüm korkusuyla yıkılmaz. Hastalıktan, gamdan, kasavetten, sıkıntıdan, dertten sufi yıkılmaz. Yok. Bir sufi ulu dağ gibi metin durur. Kadın erkek. O ulu dağ gibi metin durur. Dertler, problemler onun göğsüne vurur, dökülür. Sıkıntılar onun göğsüne vurur, dökülür. O yüzden sufi dertten, gamdan, sıkıntıdan, problemden yıkılmaz. Onun için başına gelen her ne var ise dert, gam, kasavet, hastalık, iflas, işsizlik, ne olduysa hepsi de onun faydasınadır.
Hepsi de. O seni olgunluğa eriştirir. O senin üzerindeki kiri pası atar. O seni temizler. Sen öf bile deme. Sen hastalıkların içerisinde yaşasan dahi şuram ağrıyor deme. Hamdolsun çok iyiyim de. Böyle şeyhçilik oynayanlar vardır. Zakircilik oynayanlar vardır. Öf öf öf … Hasta. Hiç unutmuyorum ömredeyiz. Biz Zakir hasta olmuş. Herkes ziyarete gidiyor falan yatıyor orada. Hacı Oktay da dedi ki ya abi herkes ziyarete gidiyor. Hani ne yapacağız gitmeyeceğiz dedi. Hacı Oktay o Zakir hastalığı o dedim. Abi o nasıl oluyor dedi.
Oğlum dedim Zakir böyle naz eder kendini. Öf öf öf hastayım der dedim. Dervişler de etrafında döner onun dedim. Burada kim var dedim. Şeyhimiz var dedi. Dervişler nerede kimin etrafında dönmesi lazım dedim. Şeyh Efendi dedi. Nerede dönüyorlar şimdi dedim. Ha o abinin etrafında dönüyorlar dedi. Sen nerede dönüyorsun dedim. Ben şeyhimin yanındayım dedi. İşte dedim herkes dedim şeyhinin yanında dönecek. Bir de şeyh hastalığı vardır dedim. Onu da söyleyeyim sana dedim. Abi o nasıl dedi. Şeyh Efendi dedim nazı çekecekse kendisini öh öh öh der dedim. Dervişler dedim etrafında pervane dolar. Aman şeyhimiz hasta der dedim.
Bu da şeyh hastalığı dedim. İlave değil mi biraz daha hastalığına? Baba hastalığı vardır. Baba eve gelir hastadır, yorgundur. O gün o neler yapmıştır, neler yapmıştır. O yüzden eş ve çocuklarına ayıracak zamanı ve sağlığı yoktur. Öf öf öf … Baba hasta. Yarın, yarın da hasta. Ertesi gün, ertesi gün çok yorgun. Ertesi gün ya bir müşteri geldi. Veyahut da iş yerinde bir müdür. Veyahut da iş yerinde şef. Veyahut da iş yerinde patron. Problem yaşadı. Psikoloji iyi değil. Lan bir gün de iyi ol ya. Nasıl yani vasbayağı. Bir gün de neşeli ol ya. Bir gün de neşeli ol.
Bu da baba hastalığıdır. Bir de ne var? Anne hastalığı var. Hep hasta çocuklarına karşı. Eskiler yaşmak bağlarlardı ya, kadının kafasından yaşmak eksik olmuyor. Ya baş ağrıyor, ya belli ağrıyor, ya bu çocuklar ona problem çıkarıyor. Sorma, dığdının dığdının dığdısı hasta olmuş bugün. Ondan hasta oluyor. Her gün bir kaos var evde. Hasta. Kadın hasta hep. Anne hasta. Veyahut da kadın kocası var. Hasta hep. Aa nasıl basbayağı. Bu da ne? Anne hastalığı. Veya kadın hastalığı. Hastalar hep. Çocuk geliyor, anne hasta. Yani bir gün aşırı. Her gün hasta. Problemli.
Adam geliyor eve. Kadın hasta. Çekmiş eşofmanları. Var ya, hani bizim günlerimiz var. Hasta. Hasta. Ben muhabbeti uzatayım mı? Bizde bir tane usta var, burada ustası. Hasta adam. Trafik kazası geçirdi. Bir türlü iyileşmiyor. Cafer neydi adı ya onun? İsmet. O hasta olunca bizim makinelerin daha hasta. Bir türlü düzen tutmuyor. Her gün bir tane makinenin bir tarafı kırılıyor. Yatıyor o makineler. Usta sen gel dedim. Bir şey söyleyeceğim sana. Geldi bu. Bak dedim. Sana kardeşane söylüyorum. Sen dedim iyileşmiyorsun bir türlü dedim. Sen dosdoğru bakılmıyorsun dedim. Ne yapayım dedi.
Gideceksin dedim. Eşinle oturacaksın. Diyeceksin ki dedim. Hacı abinin selamı var. Usta patronun. Sen evde düzgün bakılmıyormuşsun. O yüzden seni hızla evlendireyim dosdoğru. Sen bir bakım gör. Dedi diyeceksin. Söyleyeyim mi dedi. Söyle arkanda ben varım dedi. Bu tereddüt ediyor. Bak söyle benim sözümü dinle dedim. Bu gitmiş eve. Hanımına demiş gel bakayım mutfağa buraya. Hanımın mutfağa gelmiş. Hacı abinin selamı var. Sen bir türlü iyileşemedin. Hanım sana düzgün bakamıyor. O yüzden ben seni bir daha evlendireyim. Düzgün bakıl dedi demiş. Kadın demiş otur sen burada bekle. Ev bunun dubleks. Ev değil otel odası olmuş.
Otel olmuş. Hanımın annesi oradaymış. Annesine demiş topla valizini. Gidiyorsun hemen demiş. Ben tabii arada sordum. Kayınvalide valizle mi gelmiş dedim. Evet dedi iki valizle gelmiş dedim. Anasını göndermiş kadın. Sonra kız kardeşi oğluyla beraber oradaymış. Demiş sen de topla valizlerini. Kadın diyor bunu. Diyormuş sen mutfaktan dışarı çıkma otur. Sen de git. Kadının kız kardeşiyle oğlu da gitmiş. Şimdi yetişkin bir oğlan var. Bir de ondan küçük kız var. Demiş haydi siz de nereye gidiyorsanız gidin. Evi boşaltın demiş. Gidin parka gidin, sinemaya gidin. Nereye gidiyorsanız gidin. Bizim İsmet Usta sabahleyin böyle sanki güneş doğmuş, aydınlanmış. Böyle tevessüm.
Dedim gel. Geldi bu. Allah senden razı olsun dedi. Ben iyileştim dedi. Dedim haydi makineleri iyileştir şimdi. Makineler hizaya girdi. Ama şey yok. Bu eve gidiyormuş. Dedim bak sakın ha. Benim sözümü dedim arada hatırlatacaksın. Ben hacı abiye bunu bir, bana şeyim ben yine keyfim kırıldı. Deyeceksin dedim. Bir yıl filan oldu. Karşılaştık yolda. Bir yılı geçiyor. Dedim nasılsın? Ben o günkü kadar değil ama iyiyim gene dedim. Dedim sen benimle devamlı görüşüyormuş gibi yap. Arada selamımı götür dedim. Sıkıştığın zamanla. Bu da ne? Bu da kadın hastalığı. Hep hastalar. Erkek hep hasta, hep yorgun. Allah muhafaza eylesin.
Şunu da unutmayın. Bunu Hazreti Pir söyler. Bir kimse yalandan hasta olursa Cenab-ı Hak ona hastalığın hakikatini, gerçeğini verir der. Sen yalandan başım ağrıyor dedin. Yattın ya. Allah sana baş ağrısını verir. Sen yalandan benim vücudum ağrıyor dedin. Yattın ya. Allah sana vücut ağrısını da verir. O yüzden ham dedin. Şükredin. Kendinizi hasta görmeyin. Hastalık yoktur. Hasta vardır. Hastalık yoktur. Hasta vardır. Bir kimse kendini hastayım dediyse hastadır o. Hatta öyle hastadır. Tedavisi yoktur o.
Bir de bununla böyle herkes sorar. Sorma bir hastalık var. Eee tedavisi yokmuş. Şimdi öyle diyene diyorum ki Allah diyorum. Dermanını yaratmadığı hiçbir dert yoktur diyor. Sen bulamamışsındır. Biz bulamamışsızdır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu gamlar, kederler, bu sıkıntılar ölüme doğru koşan merdivenler gibidir. Ölüme doğru koşan merdivenler gibi. O yüzden bunlar ölümün habercisi gibi. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin. Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa ölümün bir cüzünü kendinden kov. Ölümün bir cüzünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler. Bunu iyi bil.
Yani cuma suresi ayet 8 de ki sizin kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka size ulaşacaktır. Sonra da gaybi ve görüleni bilene döndürüleceksiniz. Yani normalde her hastalık ölümden bir parça. Yani sen o parçadan kaçamazsın. Veyahut da o parçayı üzerinden kov. Yani kendince de ki ben hasta değilim. Veyahut da hasta kendini görüyorsan tedavi ol o ölümün cüzünü parçasını kendinden kov. Ha sonuçta ölüm seni gene bulacak. Sıkıntı yok. Ama sen o ölüme giden o hastalık cüzünden kurtulmanın yolunu bul. Yani tedavi ol. Tedavi ol. Ben bazen diyorum tedaviye karşı çıkacak olsam ben karşı çıkacağım diyorum. Bunu acındırmak için söylemiyorum.
Şeker hastasıyım. Her gün ilaç kullanıyorum. Bunda sıkıntı yok. İlaç kullanmak da sünneti seniye. Tedavi olmak sünneti seniye. Ve şeker hastaları kendinize iyi bakın. Tedavi olun şeker hastaları daha uzun yaşıyor. Sebep kendilerine iyi baktıklarından dolayı. Diyorlar ki aman şunu yemeyelim. Bu bize sakıncalı. Aman bunu yersem 3 ay sonra 4 ay sonra tahlile gideceğim. tahlilde doktor bey bakacak. Ezecek sen hiç diyet etmemişsin. Nasıl? E çıkacak orada. Hemoglobin 9.6. Vay sen önüne geleni yemişsin sen. Hani derviş az yerdi sen ne yaptın?
Hem bir de şeker hastasısın. Oturdun bir tepsi baklavayı yedin. Şeker hastasısın döndün dolaştın attın ağzına ne gelirse. E gittin 3 ay sonra gözlerini belertilmiş kan çona. Ne oldu? E şeker. E bir baktı 9.6. Annemin şekerini bir ölçüyoruz biz 680. Mesela tabi aletler ölçmüyor ya hastanede ölçüyorlar. Anne Allah'ını dinine imanına dedim ya söyle ne yapıyorsun dedim ya. Kızmayacağım mı dedi. Kızmayacağım dedim ya söyle. Bizim bu Ayşe var ya dedi. Evet dedim. Sapın teki bu dedi. Konuya buradan girdi. Dedim ne oluyor? Bu dedi bana kahvaltı yaptırmaya geliyor ya dedi. Evet dedim ben. Bu gelmezden önce Mustafa dedi ekmeği alıyorum dedi yarım ekmeği dedi yarıyorum dedi. Bu kadının gözleri görmüyor.
Görse ne yapacak belli değil. İçine dedi tereyağını peyniri yatırıyorum bir de bal döküyorum dedi. Ayşe gelmezden önce dedi onu bir güzel yiyorum dedi. Sonra damdan dedi karpuzu dedi kaldıramıyorum ya dedi. Ayağımla sürüye sürüye çeşme başına getiriyorum dedi. Ben de içimden diyorum ki iyi ki ağız görüyorum. Karpuzu böyle kavaya kaldırıyorum dedi. Bir atıyorum yere dedi. Cof tak dedi yarılıyor dedi. Bir güzel bir tane karpuz yiyor kadın. Bir karpuz yiyor Mustafa dedi. Ondan sonra bir su tutuyorum dedi. Hani karpuzun çekirdeklere gitsin diye. Bizim saf geliyor dedi 11'de. Anne kahvaltı hazırlıyorum dedi. Bir de onu taklit ediyor. Ee dedim bir de ondan kahvaltı yapıyorum.
Bir de ondan kahvaltı yapıyorum dedi. Anne dedim 680 az her seferinde komadan dönüyor sen dedim. Şimdi kendine bakmayınca gözler gidiyor. E şeker hastası bakacak kendine. Şimdi sorsam bizim hocama şimdi bana diyeceği şey şu demiyor bana Allah razı olsun. Benim hayatımı bildiğinden. Hani benim tanımayan gidiyorum şimdi. Selamun aleyküm aleyküm selam. Bir endokrinci bir hanımefendi. İşte baktı. Ondan sonra böyle kafasını salladı. Ondan sonra üzülmeyeceksin sıkılmayacaksın. Dedim hocam anlatma daha ilerisini gerek yok dedim. Neden dedi. Dedim sana bir vaka anlatsam şimdi dedim. Sen dedim bugün dedim hasta bakamazsın.
Nasıl dedi. Dedim iki gün önce dinlediğim bir vakayı anlatıyorum size dedim. Bir anlattım gözleri doldu. Gözlüğü filan attı. Ne yaptın bundan sonra dedi. E dedim ne yediğini anlıyorsun. Ne içtiğini anlıyorsun dedim. Böyle dedim Leyla gibi dolaşıyorsun dedim. Hiçbir şey dedim. Yerde misin gökte misin belli değil dedim. Böyle durdu. Senin dedi şekerin geçmez o zaman dedi. Teşekkür ederim dedim. Bana tavsiye edeceğiniz bir şey var mı dedim. Hızla insüline başlaman lazım dedi. Bütün hepsi de bunu söylüyor. Buna da teşekkür ederim dedim. Ondan sonra dedi hani bunları biliyorsun ama dedi Murat Hoca dedi. Sizi dedi bana yönlendir dedi.
Hani şekerinizi takip edelim dedi. Allah razı olsun hocam inşallah. Müsait olursak dedim geliriz. Şimdi ne diyor bana? Üzülmeyeceksin diyor. Sıkılmayacaksın. Bir derdin olmayacak. Bir gamın olmayacak. Bir tasan olmayacak. Türkiye'de yaşadığını unutuyor herhalde. Türkiye'de doğmak bile risk. Neden bir kısım beyaz Türkler Amerika'ya doğurmaya gidiyor lan?
Burada doğum bile risk. Doğdun çocukluk risk. İlkokula gittin risk. Ortaokula gittin riskin daha da arttı. Lise tamamıyla risk. Üniversiteye gittin. Riskin karakökünde yaşıyorsun. Hele ticarete başladın mı yandı keten elva. Bir gecede iflas edebilirsin. Ben böyle televizyona bakarken iflas ettim sabaha karşıya. Tabii dolar bin kusur liraydı. Sabah eline üç bin kusur lira oldu. Dolar geceye başlarken bin kusurdu. Sabah oldun da üç bin kusur oldu. Ben sabah eline dedim ki Mustafa Özbay iflas ettin dedim. Bak iflas ettin dedim.
Benim bir iflazım daha var. Bütün çekler mahkemede. Yani icraya vermişim. Tahsil edilsin diye. Aa Tansu bir yasa çıkardı çek kanunuyla alakalı. Cezayı mezayı kaldırdı. Bizim çeklerin hepsi de kağıt oldu. Ondan sonra arkamızdan davul çalıyorlar. Hoca da böyle olur mu? İflas eder mi? Ulan asıl biz iflas ederiz. Çalmak bilmiyoruz, çırpmak bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmiyoruz. Ne oldu? E çekler kağıt oldu. Avukata dedim Veysel Bey ne yapacağız şimdi? Dedim yapacak hiçbir şey yok hocam dedi. Nasıl yapacak bir şey yok dedim ben. Kağıt oldu bütün çekler dedi. Türkiye'de ticarette risk. Caverin birinden alacağı vardı anlatıyorum böyle.
Caver de bana hayal kuruyor diyor. Onu tahsil edersek diyor şöyle yapalım, bunu böyle yapalım. İnsallah Caver dedim. Adam kafasına sıktı. Öldü adam. Caver'e dedim. Caver senin kafana mı sıktı, kendi kafasına mı sıktı bu dedim. Bu kendi kafasına sıkmadı, senin kafana sıktı dedim. Bitti. Caver'in o zaman o günün parasıyla yaklaşık 800 bin lirası battı. Sıfır. Şimdi doktor, hanım ve beyler bizim gibi insanlara da diyor ki, hiçbir şeyi kafeye takmayacaksın. Eee? Nasıl yaşayacaksın? Hiçbir şeyi kafeye takmamak için ya esrar içeceksin. Onu da neşelendirenden bulacaksın. Ya da gideceksin şeye, psikiyatri doktoruna, diyeceksin ki ben ölüyorum, bitiyorum, bana bir tane hap yaz.
Atacaksın yarım. Hatta o diyecek ki sana çeyrek at. Sen diyeceksin ki ya çeyrek yetmez bana yarım atacaksın. Bizim Lüleci vardı ya. Recep bizim ona bağırdı. Doktor, Lüleci! Dükkandan bağırdı şimdi ona. Buyur dedi, tamam. Doktor, morallerimiz çok bozuk bizim dedi. Şimdi o arada da onun abileri parayı normalde, para dönüyor. Dükkandan çıkan para tarıma gidiyor. Tarımdan satılınca tekrar dükkana geliyor. Dükkana gelmedi o sene para. Recep normal değilmiş o bizim. Moraller bozuk, senetler gelecek, çekler gelecek, kafası yerinde değil. Dedi ki kafamız hiç iyi değil. Bize dedi oradan bir hap gönder, bir ilaç gönder, bir şey yap dedi ya ondan sonra.
E gelsin Mustafa alsın dedi. Onda Rus motoru var ya. Ben şimdi aldım Lüleci'yi de motora. Gittik aşağıda sağlık ocağında. Bu gitti, oradan bize bir tane hap verdi böyle şey. Kutu değil, böyle tek tek. O gün için ismini de ne bilmiyorum. Dedi ki bundan çeyrek çeyrek için dedi. Çeyrek için dedim. İyi. Geldim. Dedim Recep abi çeyrek içecekmişsin dedim. İyi ver dedi Efe ya dedi. Kafam hiç iyi değil dedi. Bir tane çeyrek içti o. Sen de iç dedi bana. Dedim Recep abi bendeki der kimde var dedim. Çeyrek yetmez bana dedim. Ben yarım içtim. Recep iyi. Gayet güzel. Kakara kukara ha ha ha hi hi hi. Yoldan geçene falan böyle.
Ben bakıyorum. Ola diyorum Recep'e faydası oldu. Hani neşelendi adam. Kendime bakıyorum. Değişen bir şey yok bende yine. Ola dedim. Hani bunda çeyrek bu kadar hani fayda yaptı. Yarım bende fayda etmedi. Hani dedim. Belki de yarım saat sonra, bir saat sonra fayda eder. Aynıyım ben. Ben öbürü o çeyreğe de attım. Saat üç oldu, dört oldu. Neşe bende ne aradı. Dertleri zevk edinmişiz biz. Dedim Recep abi bu iş sana yaradı dedim. Bende hiçbir şey yok. Bizim oğlan dedi ya. Bu kadar da mı dertlisin ya dedi. Dedim öyle mi şimdi demek ki dedim. Hap da bana dedim fayda etmedi. Allah Allah ya. Çocuğumuza bak ya diyor şimdi. Bu bazen Efe diyor. Bazen çocuğumuz diyor.
Bazen bizim oğlan diyor. Annemin uzaktan akrabası onlar. Anamın sülalesi eski geniş ya. İyi. Gerisini anlatmayayım artık şimdi. Diyeceğiniz ya ne yapıyorsun sen filan. Şimdi böyle yaşamak için Türkiye'de hani bizim gibi insanlar bir de risk içindeyiz. Nasıl dertlenmeyeceksin, gamlanmayacaksın. Bir telefon yetiyor bize. Selamun Aleyküm. Aleyküm Selam. Efendim. Şikayet gibi olacak ama. Bir anlatıyor tamam bitti. Bitti. Hele zulme uğrayan da zulmeden de dervişse gel şimdi işin içinden çık. Zulme uğrayan kadın ise ben biraz pozitif ayrımcıyımdır.
Ben kadınları koruyup kollama noktasında ben pozitif ayrımcıyımdır. Herkes de bilir bunu. Baştan beri herkes bilir. ben pozitif ayrımcıyımdır. Ben kadınlara karşı İslam da kadınlara karşı pozitif ayrımcıdır. Kadınlar erkeklere Allah'tan verilen bir emanettir. E şimdi bir şey dinleyince tamam hatta bazen bir gün bile yetmiyor. Gülüşün sahte oluyor. Neşen sahte oluyor. Tebessümün sahte oluyor. İçinden onu yaşıyorsun sen. Neden bunu yaptı? Neden bunu etti? Ben bu kızı bunun için mi verdim buna? Bu kızcağız dervişti. Derviş diye bir adamla evlendi. Bunun için mi evlendi? Bu bitmiyor.
Veyahut da dervişin başına bir sıkıntı geliyor. O dertle dertleniyorsun. Bitmiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ölüm herkese gelecek ve bütün hastalıklar bu manada ölümden bir parça, bir cüz yavaş yavaş sana doğru gelecek. Allah muhafaza eylesin. Ama normalde o sana ulaşmadan ölüm seni teyit geçmeyecek. Herkese ulaşacak muhafaza Rabbim muhafaza eylesin. Sufiler o ölüm gelmezden önce kendilerini ölüme hazırlarla. Bir çıt ileri ölmeden önce ölünüz. Hadis-i şerifinin kendi üzerlerinde tecelli etmesi için uğraşırlar. Ölmeden önce ölünüz.
O yüzden normalde tabii bu Hz. Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri bu hadis-i şerifin üzerinde muhteşem bir metafor kurar. Ama bizim anlayacağımız şu. Biz ölmeden önce ölüp şeriaten kendimizi her an hesaba çekmenin ve o hesap neticesine göre davranmayı düşüneceğiz. Tabii sufiler biraz da aceleci. Hemen o ölmeden önce ölünüz. Hadis-i şerifini tecelli etsin. Hemen Allah'a vuslat olsun. Hemen kemale ersin diye bakıyorlar. Öyle değil. Rabbim bizleri muhafaza eylesin. O yüzden toparlayacak olursak bütün mahlukat Allah'ın ailesidir. O yüzden hiçbir şeyi hor görme. hiçbir kimseyi ve hiçbir şeye zulmetme.
Ve bütün mahlukatın rızkı Allah'a aittir. Birisinin işine engel olma. Birisinin çalışmasına engel olma. Birisinin hakkını yeme. Birisinin rüşvetle onunla bununla işte adamın vardı şuyun vardı buyun vardı deyip birisinin hakkına hukukuna girme. Birisi bir iş yapıyor. Sen gözünü onun işine dikip onun işini çalmaya çalışma. Birisi bir pazarlık yapıyor. O pazarlığın içerisine girme. Birisi bir kadına bir kıza talip olmuş. O sonuçlanmadan sen o kadına o kıza talip olma. Bir erkek bir kadınla görüşme yapıyor.
Evlenecek. Kadın olarak sen o erkeğe talip olma. İş bozma. Ara bozma. İnsanların hukukuna riayet et. Tevazulu ol. Allah'ın mahlukatına karşı tevazulu ol. Allah'ın mahlukatına iyilik düşün. Hep iyi olmaya çalış. Kimseye kötülük düşünme. Kimseye zarar vermeyi düşünme. Hiç kimseye zarar vermemeye gayret et. Elini olur olmaz yere uzatma. Elini tut. dilini olur olmaz şeylere uzatma. Dilini tut. Gözünü tut. Olur olmaz her yere bakacağım her şeyi göreceğim diye uğraşma.
Gözünü haramdan sakın. Dilini haramdan sakın. Kulağını haramdan sakın. Elini haramdan sakın. Ayağını haramlardan sakın. Uzuvlarını haramdan sakın. Sakın şirke düşme. Sakın anne ve babana öh bile deme. Anne ve babanın duasını al. Anne ve babana aykırı olma. Anne ve babanla kavga etme. Anne ve babana sert konuşmalar yapma. Anne ve babana haklı olsan da küsme. anne ve babana geçimini iyi tut. Eğer mümin isen. Kardeşlerinle iyi geçin. Derviş kardeşlerini iyi geçin.
Derviş kardeşlerinin dervişini istismar etme. Dervişlerin malını, parasını, pulunu, makamını istismar etme. O şu işi yapıyor, ben o işimi onunla görürüm, o yüzden samimi olayım diye düşünme. kalbini fesada çekme. Kardeşlerine hizmet et. Anne baba kardeşlerinle aranı bozma. Onlar sana haksızlık yapsa dahi sen onlara küsme. Onlara savaş açma. Sen onlar haksız olsa dahi sen onlarla haksızlık noktasında mücadele etme. hakkını koru ama küsme. Ama onlarla savaşma. Fıtratınla da savaşma. Fıtratınla da savaşma.
Fıtrat nedir? Senin erkek olarak doğmandır. Fıtrattır. Kadınlaşmaya, yumuşamaya bakma. Lanetlik bir iş yapma. Sen kadın olarak yetişmişsin, büyümüşsün. Erkekleşmeye çalışma. Allah'ın lanetlik işlerine bulaşma. Bulaştıysan da tövbe et, geri dön, bir daha asla o tarafa meyletme. Haramlardan uzak dur. Haramlara meyletme. Haramı alışkanlık haline getirme. Haramı alışkanlık haline getirirsen Allah muhafaza eylesin. Bir müddet sonra haramı haram olarak görmezsin ki küfre düşersin sonra. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden gam geldi, Allah'a şükret, dert geldi, Allah'a hamd et.
Varlığına Allah'a hamd et. Yokluğuna Allah'a hamd et. Her halinde Allah'a hamd et. Evlenmişsin, eşine sahip çık, Allah'a hamd et. Evlenmişsin, karına sahip çık, Allah'a hamd et. Kocana sahip çık, Allah'a hamd et. çocuklarına sahip çık, Allah'a hamd et. Çocuklarının ufak tefek kusurlarından dolayı çocuğuna zulmetme, nasihat et. Gençtir, hata yapacaktır, eksik davranacaktır, yanlış davranacaktır. Çocuğunu silip atayım diye düşünme. Bir daha anlat, bir daha nasihat et, bir daha nasihat et. çünkü o da Allah'ın ailesi. Çocukların da Allah'ın ailesi. Eşin de Allah'ın ailesi. Kocan da Allah'ın ailesi. Annen, baban, kayınpederin, kayınvaliden Allah'ın ailesi.
Dayıların, amcaların, teyzelerin Allah'ın ailesi. Akrabaların Allah'ın ailesi. Evinde hayvan besliyorsun. Hayvanı fıtratına göre yaşat. o da Allah'ın ailesi. Hayvanı esir etme. Hayvanı kafese koyma. Hiçbir hayvan esaret için yaratılmadı. Hiçbir hayvan. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hayvanlara eziyet etmeyi de yasakladı. Hayvanları fıtratının dışına çıkarma. Zulmediyorsun. Hayvanları ne yapıyorlar şimdi? kısırlaştırıyorlar. Zulmediyorlar hayvanlara. Sen erkek misin? Evet. Hadi seni kısırlaştırsınlar. Sen kadın mısın?
Evet. Hadi seni kısırlaştırsınlar. Hiçbir canlıyı kısırlaştırmak küfürdür. Zulümdür. Fıtratla savaşmaktır. Sen onun Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu fıtratını ortadan kaldırıyorsun. Zulmediyorsun. Ne dedi şeytan? Ben onları fıtratlarını bozmakla aldatacağım dedi. Şeytan oyunudur. Fıtrat değişikliği. Bu sadece kadının erkeğe benzemesi erkeğin kadına benzemesi değildir. Siz bir hayvanın da fıtratını değiştiremezsiniz. Hayvanın fıtratını bozamazsınız. Şimdi hayvanlarla alakalı bir laf olunca herkes hayvan sevici oldu. Ne yaptın kediyi? kısırlaştırdın. Hadi sen de kısırlaşsana.
Hadi kadınsın. Erkek yüzü görmeyeceksin bundan sonra. Hadi erkeksin. Kadın yüzü görmeyeceksin bundan sonra. Olur mu? Sen o hayvanı yaptın ya. Sen o köpeği kısırlaştırdın ya. Sen o kediyi kısırlaştırdın ya. Hangi hakla Allah mısın sen? Neden ilahlık yaptın? Neden ilahlık yaptın? Neden Allah'ın işine karıştın? kimsin? O da Allah'ın ailesi. Sen hayvana da zulmedemezsin. Sen tavuğa da tekme vuramazsın. Yılan sana zarar vermiyor. Öldüremezsin onu. Sufi sen. Sufi sen öldüremezsin.
Akrep sana zarar veriyor mu? Hayır. At dışarı. At dışarı. Ben baya oluyor böyle baktım tam bironun kapının eşiğinde küçücük bir şey böyle bir de kuyruğunu dikmiş. Kibre bak dedim ya küçücük bir şey kuyruğunu dikmiş. Dedim kuyruğunu dikiyor. Şimdi dedim seni dışarı atsam kediler seni ham yapacak. Hadi dedim sana bir iyilik yapayım buradan uzaklaştırayım. Aldım faraşla şimdi böyle şeyin içine. Komşular ne o akrep dedim öldürsene. Dedim zararı yok ne öldüreyim dedim. nereye götürüyorsun şuraya harabelerin içerisine atacağım dedim. Yıkık evler var ya oralarda. Kaldılar öyle ben aldım faraşını içerisine götürdüm yıkık evlerin içine attım.
Kedinin önüne de atamazsın onu. Kedi gitsin bulsun avlansın yiyorsa iyisin. Beni ilgilendirmez. Beni ilgilendirmez. Sen zulmedemezsin hiçbir şeye. Allah bizi muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizin sıkıntılarını def eylesin. Dertlerine derman eylesin. Maddi manevi hastalıklarına şifa eylesin. Maddi manevi borçlularımıza edalar nasip eylesin. Cümlemizi katından affetsin. Katından nütfetsin. Katından ikram etsin. Katından darlıklarımızı genişliğe çevirsin. Katından muratlarımızı maddi manevi tecelli ettirsin. Katından her ne derdimiz var ise maddi manevi ona derman eylesin.