mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2288. Beyitten) 08.11.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 9 Kasım 2025 · 1:01:00

Bismillahirrahmanirrahî. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i, Hakk-ı Hak, batılı, batılı bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı, hak, bilip hakkı, yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların namusları, şerefleri, kanları, toprakları işgal ediliyorsa, bunları yapanların hepsinden de Cenab-ı Hak intikamımızı alsın.
Rabbim İsrail'i ve destekçilerini yerli yeksan eylesin. Güçlerini dağıtsın. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Tüm ümmet-i Muhammed'e özgürlük nasip eylesin. Ejmain, en son neden fayda olmadığı halde utanıp can çekişelim. Burayı okumuştuk. Bugün konu başlığı, bedevinin karısına sabretmesini buyurması ve ona sabır ve yoksulluğun faziletini söylemesi. Hani bir bedevi vardı, eşi ondan şikayetçiydi. İşte normalde eşi ekonomik olarak rahatsızlıklarını dile getirmişti. Oradan da sahte önderler, liderler, şeyhler bunların açıklamasını yaptıydı Hazreti Bir. Şimdi de bedevinin karısına sabretmesini ve ona sabır ve yoksulluğun faziletini anlatıyor.
Kocası dedi ki, daha ne vakte kadar gelir ve mahsul arayıp duracaksın? Zaten ömrümüzden ne kaldı ki? Çoğu geçip gitti. Bedevi eşine sabır ve tevekkülün hakikatini, hikmetini anlatıyor. Diyor ki ona lisanıyla, artık dünyadan fazla bir şey bekleme. Çünkü diyor, ömrünün çoğu geçti. Kalan ömrün de zaten hızla yürüp gidecek. İnsan bakıyor tabii, gençken bunu idrak edemiyor belki de de. Belli bir yaşa gelince, arkaya dönüp bakınca diyorsun ki ya ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ondan sonra diyorsun ki hani ne kadarlık bir ömrün kaldı ki zaten.
Böyle zaman hızlı koşup gidince. O yüzden ve Bedevi de eşine diyor ki, uğraşma. Zaten diyor, hani ne vakte kadar mahsul arayacaksın, ne vakte kadar kendince bir şeyler yapacaksın. Tabii o normalde rızıkla alakalı, daha rahat bir hayatla alakalı kadının endişesi var. Oysa Cenab-ı Hak Rahat Suresi ayet 26'da Allah dilediğine rızkı bolca bahşeder.
Dilediğine de sınırlı ölçü de verir. Fakat inkarcılar bu gerçeğin farkında olmadıkları için dünya hayatıyla sevinip şımarırlar. Oysa ahiretin sonsuz nimetleri yanında dünya hayatı azıcık değersiz ve geçici bir geçimlikten ibarettir. Dünya hayatı aslında bize çok uzunmuş gibi gelir ama dünya hayatı bu kadar uzun değildir. Ve Cenab-ı Hak kimisine rızkı geniş, bol verir, kimisine de ölçülü verir. Burada ölçülü vermekten dar veyahut da az değil. Normalde bir kimse örnekliyorum buna, günlük bir avuç yiyecek yeter bir insana. Bir avuç yiyecek çok bile gelir bir insana. Günlük olarak. Yani insanın yiyeceği bir avuçtur.
Başka bir şey değildir. Bir avuç bile fazla gelir. Siz bir avuçtan bir pirinç pilavı yapsanız çok gelir size. Bir avuç bulgurdan bulgur pilavı yapsanız çok bile gelir size. Veya bir avuç karıştırın herhangi bir şeyi yemek yapın çok bile gelir size. İnsanın günlük yiyeceği bir avuç tam azdır. Ama normalde insanlar normalde çünkü burada sınırlı ölçüde diyor az demiyor. Sınırlı ölçü ne demek? Sana yeter Cenab-ı Hakk'ın vereceği. Rızıktan endişe etme. Yani onun sana bahşettiği, onun sana vereceği şey yeter. Rızık endişesi çünkü şeytanın vesvesesidir. Bir kimse rızıktan dolayı endişe etmemeli. Cenab-ı Hakk yarattıklarının hepsinin de rızkına kefildir. Yarattığı her ne var ise onun rızkına Cenab-ı Hakk kefildir.
O rızıksızlıktan dolayı ölmez. Çünkü rızkla alakalı endişe söz konusu değil. O yüzden Sufiler bu geçici dünyada geçici dünya bağlılıklarında reddederler. Yani dünyayı sevmek, bağlanmak Sufiler için hoş bir şey değildir. O yüzden normalde Sufiler genelde sabırlı insanlar ve kanaatkar insanlardır.
Sabreden ve kanaat eden zengin olur aslında. Sabreden ve kanaat eden, israf etmeyen insanlar zengin olurlar. Sabretmeyen, kanaat etmeyen, israf eden kimse ise hep ihtiyaç sahibi kalır. Genel olarak insanlar sabretmediklerinden dolayı, kanaat etmediklerinden dolayı ve israf ettiklerinden dolayı perişan olurlar. Yoksa bu üç önemli unsura dikkat eden bir kimse zengin olur.
Sıkıntı yoktur onda. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o kimse, o sabrı, o kanaatı bundan tembellik çıkmasın yalnız. Buradan tembellik çıkmasın. Burası sıkıntılı. Yani sabrediyor, kanaat ediyor, eyvallah ama normalde kimse tembellik yaparsa bu farklı bir kategoriye giriyor. Bir kimse çalışacak, gayret edecek, mücadele edecek ama israf etmeyecek, sabredecek, kanaat ehli olacak.
O yüzden o kimse başarılı olur. Ve o bedevi devam ediyor. Zaten ömrümüzden ne kaldı ki? Yani yarını bilmiyorsun çünkü. Ömrünün ne kadar olduğunu da bilmiyorsun. Yani o zaman ömrün zaten çok uzun olsa da kısa. Çok uzun gibi görünse de kısa. Dünya hayatı kısa. Neye göre kısa? Ebedi hayata göre kısacık. Ebedi hayata göre dünya hayatı nokta kadar değil. Düşünebiliyor musunuz? Ebedi olarak cennette, ebedi olarak cehennemde yaşayacaksınız. Ebedi bir hayatın yanındaki dünya hayatı göz açıp kapatıncaya kadar bile değil. Bu kadar kısa. O yüzden normalde o hani buranın geçici olduğunu, buranın fâni olduğunu hatırlamak.
Ve normalde o fâni'liği, o geçiciliği idrak edersen o zaman sabrediyorsun. Yani bu dünya hayatı geçici bir derdin var, sabrediyorsun. O sabrettiğin zaman normalde çünkü o derdin üstesinden geliyorsun. Bir sıkıntı, bir problem, bir açmazın gibi görünen bir şey. Ona baktığında dünya hayatının kısalığını veya dünya hayatının fâni'liğini, geçiciliğini tefekkür eder, onu idrak edersen o dertmiş, gammış, kasavetmiş, sıkıntımış, varlıkmış, yoklukmuş, o seni o kadar çok etkilemiyor.
O yüzden normalde kendince, bu benim kendi kendime söylediğim bir sözdür. Yani bu dünyada ne kadarlık ömrün kaldı ki Mustafa Özbağ? Yani ne kadar bir kimse sana zulmedebilir ki? Ne kadar acı çektirebilir ki sana? Sana ne yapabilir bu dünya? Ben en dar zamanımda kendime tefekkür kapısı olarak bunu koyarım. Dedim ki, bu dünya sana daha ne kadar sıkıntı verebilir ki? Ölüm var. Ölünce kurtulacaksın zaten. Hiçbir şey kalmayacak. Yani ne kadar zulmedebilirler ki sana? Ölüm var. Yani normalde idrak ettin 20 yaşından, 15 yaştan sonrasında idrak et. Ne olacak ki? 50-60 yıl devamlı çile çeksen ne olacak ki? Ölüm var.
Ölünce bitecek bütün her şey. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri siz ölümü arzu etmeyiniz demiş. Ama hani gün gelir, öyle bir zaman gelir ki insanlar ahir zamanda mezarlıkların yanından geçerken, hani orada olmak isterler demiş. E şimdi öyle bir zamanda yaşanıyor, ahir zaman. Ama sonuç itibariyle ölüm var. Yani geçici bir dünyada yaşıyorsun. Geçici, bitecek yani. Senin ne yaşarsan yaşa, bitecek. Ben bazen diyorum ki, 18 yıl Şeyh Efendi ölmeyecek zannedersin. Öyle ya. Ama ölüm var. Kendi elinle toprağı gömersin. Annen, baban kendi elinle toprağı gömersin. O ölümle yüzleşirsin. Veya en sevdiğim dedin kimseyi toprağa bırakırsın.
Ölümle yüzleşirsin. Yani ne kadar ömrün kaldı ya ki. Yani o zulüm sende ebedi kalmayacak. Birisi kötülük yaptı sana. Ebedi olarak kalmayacak sende. Birisi hainlik yaptı. Ebedi olarak kalmayacaksın bu dünyada. Onun hainliği de ebedi değil. Hiçbir zalim ebedi kalmamış. Cenab-ı Hak yıkmış onu. Hiçbir zulüm ebedi olmamış. Yıkmış onu. Hani nerede Bizans? Hani nerede Doğu Roma, Batı Roma İmparatorluğu? Hani Sezar nerede? Hani Timuçin nerede? Hani nerede ta Avrupa'ya kadar giden Atilla? Ölüm var. Bu dünya Sultan Süleyman'a kalmamış derler ya. Sultan Süleyman kim?
Süleyman Aleyhisselam. Ona kalmamış. Ölüm var. Hatta o asasına yaslanarakten ölmüş. Kalmış öyle. Cinni taifesi onu sağa diri zannetmişler. Etrafına bile yaklaşamamışlar. Ta ki bir kurt gelmiş. Asasını içten içe, içten içe yemiş. Asa normalde içinden, içten içe yenilince. Çürümüş, kırılmış. Süleyman Aleyhisselam ölesi yere düşmüş. Cinni, kafir cinniler ve şeytan o zaman anlamış onun öldüğünü. Sonuçta Adem Aleyhisselam dokuz yüz kusur sene yaşamış. Bin yıl yaşamış. Ölüm onu da bulmuş. Ölümün bulmadığı kimse yok. Bazen kendi kendime tefekkür ediyorum. Yani diyorum bin yıl yaşasan diyorum ya, bıkar insan yaşamaktan diyorum.
Hele böyle bir zamanda bir kimse eğer normal, rahat bir hayat yaşamıyorsa, yani otuz yaşına, kırk yaşına gelince bıkıyor hayattan. Diyorsun ki yani bu hayatın bir anlamı yok diyorsun. Yani geçicip gidiyor, bakıyorsun yani tat vermiyor insana. Allah bizi affetsin. Mü'min suresi ayet otuz dokuz. Ey kavmim, şu dünya hayatı gelip geçici bir avutudan ibarettir. Ahiret ise asıl yerleşilecek ve ebediyen kalınacak yer orasıdır. Yani bu dünya hayatı gelip geçici. Bir avuntudan ibaret. Avunuyorsun burada, aldanıyorsun. Bu dünya sanki sonuna kadar gidecekmiş gibi geliyor sana. Hele gençken böyle normalde işte 15 ile 45 arası sanki dünya hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. 45'ten sonra devrilmeye başlıyorsun 40'tan sonra.
Diyorsun ki ya yok bu dünya hayatı gelip geçici. Hoş bazılarının hayatı 40'ından sonra başlıyor da sonra 40'ından sonra hayatı başlatanlar da diyorum ki ne kadar ömrün kaldı ki? Türkiye'de çünkü ölüm yaşı 60'ta 75 arası. Yani 60'ta 75 arasında yaşayacaksın. Düşünsene 60 yaşına kadar çalışıyorsun, emekli oluyorsun, 5 yıl sonra ölüyorsun. Ne anlamı kaldı? Hadid suresi ayet 20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs. Aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Dünya hayatı bu. Bir eğlence, bir süs onun olsana. Bir de övünme. Senin kaç tane tezgahın var? Senin kaç tane dairen var?
Hamdolsun şu kadar daire var. Hamdolsun şu kadar işte tezgah var. Hamdolsun şöyle bir iş var. Bu sene bir daha böyle yaptık. Övünme. Tabii yaz kamyonun önüne. Filanca tekstil firmasının zekatıdır de. Gönder kamyonu bir de kendi çıktığın köye. Övünme. Dünya hayatı bu. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak nasıl bir burası çok hoşuma gitti. Nasıl bir teşbih yapıyor. Buraya dikkat edin. Tıpkı bir yağmur gibidir ki bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
Yani yağmurlar yağıyor ya. Yağmurlar yağıyor. Bitkiler oluyor. Harika. Ortalık yemyeşil oluyor. Sonra bahar. Sonra işte yaz. Hepsi de kuruyup gidiyor. Bitti. Hayat bu kadar. Yani o yağmurun normalde bitkileri yeşertip ondan sonra sararıp göçüp gitmesi gibi. Dünya hayatı da bu aldatıcı. ve Ali İmran ayet 185. Her nefis ölümü tadacaktır. Ne kadar yaşarsan yaşa, ne olarak yaşarsan yaşa. İster zengin ol, ister fakir, ister şeyh ol, ister derviş, ister alim ol, ister zalim. Ne olursan ol, her nefis ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü amellerinizin karşılığı size tam olarak verilecektir. Ve ölümü her nefis tadacak.
Ve ahiret günü herkes yaptığının, yapmadığının hesabını verecek. Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de buyuruyor ki, lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın. O zaman bu dünya hayatında lezzetleri yok eden ölümü hatırla, ölümü zikret, ölümü tefekkür et. Ve kendi nefsine de ki, ey nefis sen de ölümü tadacaksın, sen de o hesaba çekileceksin.
Nefesin var iken, aklın yerinde duruyor iken, tövbe et, Allah'ı zikret ve iyilikler yapmaya devam et. Tövbe et, zikret ve iyilikler yapmaya devam et. Ölüm senin de bir gün perçeminden tutacak çünkü, seni bırakmayacak. Akıllı kişi artığa, eksiğe bakmaz. Hazreti Pir diyor ki, akıllı kişi artığa, eksiğe bakmaz. Kanaat ehlidir çünkü. O bir şey ondan eksilirse isyan etmez. Fazlalaşırsa da şımarmaz. Çizgisini aşmaz o. O kimse ehli imandır. Onda bir şey eksilirse isyan etmez. Bir şey onda artarsa, ekonomik olarak, o kimse de azmaz, sapmaz, savurganlık yapmaz, israf etmez.
Bugünün kazandığını bugün yemez. O israftan uzak durur. Çünkü şımarır, israf ederse Allah israf edenleri sevmez. Onun elindeki nimeti alabilir. Ya da iyice azgınlaşsın, iyice sapsın diye onu mala gark edebilir. O firavun gibi ilahlık taslamaya başlar. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak sana nimetini bollaştırdıysa, tasadduk etmen için, Allah yolunda harcaman için fazlalaştırmıştır. Sen şımarasın diye değil, sen azıp sapasın diye değil, Allah yolunda koşasın diye, onu bir Allah yolunda koşmaya bir nimet olarak gör. Azıp sapmak için değil, şatata şatafata düşmek için değil, evindeki avizeleri değiştirmek için değil, ne bileyim biraz daha sosyete yaşamak için değil, gidip işte bir yazlık alayım, kenarda bir tane de villam olsun, şu da olsun, bu da olsun diye değil.
Ya Allah yolunda koşman için sana nimet vermiş, sana nefes vermiş, sağlık vermiş. Allah'ı tanı bil, o yolda koş diye. Cenab-ı Hak sana maddi ve selametlik vermiş, faydalı ol diye, faydalı ol, şımarma, israf etme. Şımarıp israf edenleri Allah sevmez çünkü. O yüzden akıllı kişi, akıllı kişi bir şey eksilirse isyan etmez. Akıllı kişi bir şey artarsa onda şımarmaz, azmaz, sapmaz, Allah muhafaza eylesin. O yüzden akıllı kimse, varlığın da yokluğun da bir rüzgar gibi olduğunu, varlığın da geçeceğini, yokluğun da geçeceğini bilir. Akıllı kişi derdin de, sıkıntının da, problemin de rüzgar gibi gelip geçeceğini bilir.
O çarpar seni belki de, ama geçicidir o, kalıcı değildir. Hiçbir sıkıntı kalıcı değildir insanda. Hiçbir dert kalıcı değildir. Sen kendince o kalıcı gibi görme. Hiçbir zulüm kalıcı değildir. Kalıcı değildir. O kimse bir gün gelir, o zalim hesabını verir. Bu ne olursa olsun, zulmeden devletler yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden patronlar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden kocalar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden kadınlar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden anne babalar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden çocuklar yıkılmaya mahkumdurlar. Zulmeden komşu yıkılmaya mahkumdur. Çünkü her zalimden intikamını Allah alır. Cenab-ı Hak zulmedenin başına bir zalim tayin eder.
O zalimle zulmedenden intikam alır. Zalimin başına bir kılıç tayin eder. O kılıç da zalimden intikamı alır. Kılıçtan da döner Cenab-ı Hak kendisi intikam alır. Hiçbir zulmedenin zulmü ebedi değildir. Ben bazen böyle hani bir kimse zulmeder. Mesela işte erkek, erkek ya karısını döver, söver, hakaret eder. Yokmuş hükmünde görür. Allah onun intikamını alır kadın sabrederse. Kadın sussun, kadın sussun. Allah o adamdan intikamı alır. O kadının intikamını bırakmaz havada. Veyahut da kadın adama zulmediyor değil mi? Kadın adama zulmeder. Dediğini yerine getirmez. Nakul bir şey söyler adam, kadın ona itiraz eder. İsyan eder.
Nakul bir şey söyler adam. Kadının zulmüdür. Veyahut da cinsel ilişkiye girmek istemez. Yataktan kacar. Kadının zulmüdür bu adama. Veyahut da işte adamın kazancını hor hakir görür. Kadının zulmüdür bu. Kadın zulmeder adama. Adamı beğenmez. Zulmeder adama. Yani kadınlar zalim değil diye bir kaide yok. Zalimliğin kadını da erkeği de değişmez bir şey. Kadınlar da zulmeder. Erkekler de zulmeder. Ama hiçbir zulüm ebedi değildir. Cenab-ı Hak onun intikamını alır. Sen kim olursan ol, o intikamı senden alır Allah. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Ben bir kadın tanıdım İstanbul'da Şeyh Efendi ile beraber.
Kadının yüzü çarşamba pazarına dövmüş dayaktan. Kadın yine boşanmayı talep etmedi. Ben sabredeceğim dedi adam perişan oldu. Perişan olur. Bazen ben böyle döven erkekleri derviş dahi olsa eşini dövmüş haksız yere. Evden kovmuş. Ben onları dervişten saymıyorum zaten de. Bizden eğitim almamış olan insanlar bunu yapar ancak. O böyle hani kayanın üzerinde yağmur yağar ama kaya su almaz ya. Onun da kaya o. Bildiğiniz kaya su almamış. Bir derviş karısını dövüp çarpıyorsa, kırıp döküyorsa o su almamış o. O bir kaya parçası. Yunus'un dediği gibi sen bir kaya parçasısın diyor.
Denize düşsen de su almazsın ki. O kaya parçası o. Denize düşse su almaz o. Zulmediyor. Bir insan hanımını dövüyorsa, sövüyorsa, hakaret ediyorsa, yok hükmünde görüyorsa o kadına zulmediyor. O erkek insanlıktan nasibini almamış. Ya da hasta, rahatsız, psikolojisi bozuk. Her halük halde kadına boşanma hakkı doğar. Her halük halde. Çünkü bir kadın dövülmek için evlenilmez. İşine gelmiyorsa boşanırsın. Bu kadar basittir. Ama zulme devam ediyorsa o erkek veya kadın hiç önemli değil. Zulme devam ediyorsa Allah ondan intikamını alır. Hem de bu dünyada görürsün onu. Ben bazen çiftler boşanırlar. Derim ki hayatlarına bakın.
Kimin hayatı daha güzel olacak? Bakın. Yani boşandı ya o. İçimden derim ki kimin hayatı daha düzgün olacak? Görün. Boşandı. Evet valla. Boşadı. Kadın onu boşadı. O adamı boşadı. Önemli değil. Birbirisi birbirini boşadı. Bakın. Onun yaşadığı hayata bakın. yaşadığı hayat onun haklılığını veya haksızlığını meydana çıkarır. Evet. Cenab-ı Hak o intikamı alır onunla. Kim zulmederse. Çünkü zulüm ebedi değil. Cenab-ı Hak hiç sevmediği şey zulmeden insandır. Zulmeden devlettir. Zulmeden devlet başkanıdır. Zulmeden idarecilerdir. Allah onlardan intikamlarını alır.
Onu havada bırakmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde varlık da, yokluk da, sıkıntı da, bela da, musibet de rüzgar gibidir. Gelir geçer üzerinden. O esnada sen daralabilirsin, sıkılabilirsin. O geçmeyecek gibi gelir. Ama geçer gider o. Geçer gider. Ve sen zulmetmediysen, sen zulmetmediysen merak etme. Hiçbir rüzgar seni deviremez. Hiçbir rüzgar seni alt edemez. Hiçbir rüzgar. Zulm ettiysen o zaman yan Allah, dön Allah. O zaman sıkıntıdasın. O zaman problemdesin. Rabbi muhafaza eylesin. O yüzden zulmedenler için rüzgar çok sert eser. Zalimler için rüzgar çok sert eser. O öyle havada kalmaz.
Allah muhafaza eylesin. Sakın Allah'ın sana verdiğinde gözünü başkalarına dikme. Çünkü dünya hayatının süsü onları denemek içindir. Rabbinin rızkı ise hem daha hayırlı, hem daha kalıcıdır. Taha 131. Sakın başkalarına Cenab-ı Hak ne verdiyse verdi, gözlerini ona dikme. Aldanırsın. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendinden yüksekte olana bakma. Senden aşağıda olana bak, Allah'a hamd et der. Sen kendinden yüksekte olana bakarsan şükürsüzlük olur. Kendinden yükseğe bakarsan sen Allah'a hamd etmezsin. Seni dünya hırsı bürür. Ve sen haramdı, helaldı, doğruydu, yanlıştı tanımazsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hamd etmeyi bil. Sen Cenab-ı Hak kime ne bahşettiyse bahşetti.
Sana bahşettiklerine hamd et. Ne bahşettiyse çalış, gayret et, sabret, mücadele et. İsraf etme, şükret, merak etme. Ve sen Allah yolunda dur. Başkasına ne veriyormuş versin elleme. Ne veriyorsa versin. Ona gözünü dikme. Onda var bende neden yok deme. Bırak. Cenab-ı Hak'ın sana verdiklerine hamd et. Çalışmaya devam et. Sabret ve asla israf etme. Bir şey sende var ise ikincisini alma. Üçüncüsünü alma. Gösterişe düşme. Şataata şatafata düşme. Marka budalası olma. Moda budalası olma. Bugünün insanları marka budalası, moda budalası. Bir gömlek alacak.
400 liraya var. 450 liraya var. 500 liraya var. 10 bin liraya da gömlek var. Marka budalası olma. Geri zekalı olma. Embesil olma. Evet. 10 bin liralık gömlek alanlar marka budalası. Embesil olanlardır. Gidip markanın peşinde koşan insanlar kimlikleri oluşmamış insanlardır. Moda peşinde koşan insanlar kimliği oluşmamış. Kimlik oturmamış onda. Marka peşinde koşan kimliği oturmamış onun. Ne yazık ki onda Kur'an ve sünnet kimliği yok. Oluşmamış onda. Yerleşmemiş onda. X marka giyiyor. X marka kullanıyor. X marka yiyor. O kimse, İslam kimliği onda oluşmamış. İster zengin olsun.
Hiç önemli değil ne oldu. Nerede olduğu da önemli değil. Hele o kimse Müslümanların önünde bir lider, bir önder hükmündeyse o örnek olmalı. Hz. Muhammed Mustafa'nın yolundan gitmeli. O gösterişten, şatafattan uzak durmalı. Sen o topluluğun önüne işte bilmem hangi markayla, bilmem hangi marka takım elbiseyle çıkmaman lazım. Sen madem ki dini bir lidersin, muhafazakar bir lidersin. Bu önemli değil. İster şeyh olsun, ister alim olsun, ister siyasetçi olsun, ister bürokrat olsun. Ne olursa olsun bu. Sen siyasetçi misin? Askeri ücretle yaşamaya çalışan bir topluluğa hitap edeceğin zaman, versace ceketle çıkma ortaya. Bilmem hangi markayla geziniyorsan onların içerisinde yalancının tekisin sen.
İslam ümmeti sünnet-i seniyi bilse ve etrafından sünnet-i seniyi istese, arasa, peşinden gidecek bir liderin olmadığını görür. Evet, bana dinden bahsedeceksen şu versace ceketini bırak sen ilk önce. Bana dinden bahsedeceksen İngiliz kraliyet ailesinin düğmelerini bırak sen buraya önce. Bana dinden bahsedeceksen sen şataattan şatafatı kapının önünde bırak, öylesi bahset bana.
Sen bana Kur'an'dan, sünnetten bahsedeceksen sen halkın içerisinde halk gibi yaşa. Sen bana dinden mi bahsedeceksen? Asgari ücrete çalışan insanlara hitap edeceksen, hitap edeceksen. Sen ona göre bir hayat yaşayacaksın. Bana dinden bahsedeceksen. Bana dinden bahsedeceksen, bana şataatla şatafatla gelme. İslam ümmeti bunu kendine yerleştirse, oturtsa, nice krallar, nice kraliçeler, nice devlet başkanları, nice siyasetçilerin İslam'la alakasının olmadığını görür.
Nice şeyhlerin, nice alimlerin, evet, nice toplum önderlerinin bu toplumun önderi olmadığını görür. Ümmetin başındaki kimse ümmetin yediğinden yer, içi içtiğinden içer. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri bir teftişe çıkar. Valiye gider o günün valisine. Vali beyaz ekmekle bal şerbeti çıkarır Hazreti Ömer Efendimiz'in önüne. Çağırır vali, gel buraya der, gelir. Senin der, tebaanın en fakiri. Bunu yiyebiliyor mu der? Tebaanın en fakiri. Hayır ya emrel müminin der vali. Hazreti Ömer, koca Ömer. Valiye der ki, ey vali, tebaanın en fakirinin yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen, yalancı zalimin tekidir. Kaldır bu yemeği buradan der.
Kaldır. Şeyh misin? Orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Zakir misin? Orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Çavuş musun? Orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Onu yiyeceksin. Yoksa yalancılardansın. Ümmetin başında mısın? Senin en fukaran ne yiyorsa sen de onu yiyeceksin. Senin en fukaran neyi giyiyorsa onu giyeceksin. Bir kimse zengindir, hali vakti yerindedir. O giyebilir. Sen ümmetin önündeysen sen giyemezsin. Sen yapamazsın. Ya da çıkarırsın elbiseni oraya. Dersin ki ben bunu yapamayacağım. Ama paraları hüblettikten sonra değil.
En baştan yaparsın onu. En baştan yaparsın. Bir kimsenin doğurucu veya yalancı olduğunu yolun başıyla, ortasıyla, sonu arasındaki farka bakarak da görürsünüz. O yüzden bir kimsenin yolunun başındaki durumu ne? Sonra biraz palanızlanınca ne oldu? Ona bak. Onun yalancı olup olmadığı çıkar meydana. O yüzden yukarıdakına bakma. Sen bir kimse, Cenab-ı Hak bahşetmiştir, Cenab-ı Hak çalmıştır, çırpmıştır bilemeyiz onu. Sen ona bakma. Sen haline hamd et. Çalış, gayret et, mücadele et, israf etme. Şatata düşme, şatafata düşme, gösterişe düşme, düşme. Bu kötü giyinmek değil, temiz giyin.
Marka budalası olma, salak aptallardan olma. Olma. Ben böyle söyleyince ağır konuşuyor Hoca Efendi demişler. Neyine ağır geldi? Kapitalist sistemin görevi yaşayacaksın. İslam sistemine göre mi yaşayacaksın? Hadis-i Şerif, Tirmizi ve İbn-i Mace'den. Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise, sanki dünyalar onun olmuştur. Tevazu. Sen sıhhatin yerinde, günlük yiyeceğin de var. Ve sen hamdet haline. Hani üç şey size dünyalık olarak yeter. Salih bir evi olan, salih bir arabası olan, salih bir eşi olan. Bu üç şey dünyalık olarak size yeter. Salih bir ev, eş ve çocuklarının ve gelen misafirin rahat edeceği bir ev.
Salih bir binek, seni menziline hızlı ve güvenli götürecek bir binek. Salih bir eş. Yüzüne baktığın zaman bakasının geldiği, mutlu oldun. Birbirine huzur veren, birbirine tatlılık veren, birbirine hoşluk veren salih eş. Yani evde kavga yok, gürültü yok, patırtı yok, çatırtı yok, birbirini tırmalama yok. Salih bir eş. Erkek kadına baktıkça diyor ki, Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatı bunun üzerinde tecelli etmiş. Ne güzel bir eşin var. Erkek kadına bakıyor, böyle düşünüyor. Kadın da erkeğe bakıyor, diyor ki Cenab-ı Hak bütün güzelliği, yakışıklılığı bunun üzerine vermiş. Ne tatlı bir eşin var. Harika. Hayal dünyası bu ya. Herkes böyle baktı, nerede böyle bir hayat diye.
Herkes ölü gözlerle baktı. Ne yapayım, ben de size hayal kurduruyorum böyle. Hani böyle diyorlar ya, hayaller Paris, realite falan ciğerde, öyle demiyorum ben. Hayaller cennet. Hayaller cennet. E tecelliyat ne, onu bilemem. Ama salih bir eş deyince, salih bir eş. Burada kadın erkek dememiş. Hadis-i şerifte. Salih bir eş. Salih eş. Bizim salih değil. Ben şimdi onu anlatıyorum zanneder, adı salih onun. Rabbim onu salihlerden eylesin. Amin. İsmiyle müsammah eylesin. Amin. Ne kadar dua aldım bak. Hala da olmazsan yapacak bir şeyimiz yok artık. Salih eş.
Kadın da erkek de Kur'an ve sünnete tabi olmuş. Eşlerin birbirlerine mutlulukla, tatlılıkla, güzellikle baktığı bir eş. Evet, kadın çemkirmiyor. Erkek çemkirmiyor. Erkek kadını yok hükmünde görmüyor. Kadın da adamı yok hükmünde görmüyor. Salih eş. Birbirlerine mutluluk şiirleri yazıyorlar. Ne kadar güzel hayal ya değil mi? Yani adam içeri giriyor, bir şiir yazmış eşi için. Ezberleyemese de okuyor. Çep telefonuna kaydetmiş, girer girmez daha. Okurken sen hangi kadına yazdın diyor, don kafasına tava geliyor. Kadın kendince kendisine yazılacağını beklemiyor çünkü. Tahmin etmiyor. Öyle ya. Diyor, hayırdır bu kime yazmış, bana mı yazması mümkün değil diyor.
Adam da yazdığına bin pişman oluyor. Salih eş öyle değil. Birbirlerini tolere eden, birbirlerinin eksikliğini, gedikliğini kapatan, örten, birbirine destek çıkan, yan yana yürüyen. Salih eş. Adamın kadını kovmadığı, kadının adamı kovmadığı bir ev. Kadının adama hakaret etmediği, tırmalamadığı, erkeğin de kadına hakaret etmediği, tırmalamadığı bir ev. Salih bir eş. Böyle çocuklarla mutlu, tatlı bir hayat yaşıyorlar. Ne kadar güzel. Böyle işte kadın kalkıp da demiyor, ne pişireceğim ben bu evde hiçbir şey yok, sen de adam mısın? Ne pişirseydin falan, yemek de yapmamış. Bizim derviş de durmamış, mutfakta ne varsa hepsini dökmüş ortaya, yığmış bir de obek yapmış. Haydi kız kendi annesini babasına çağırmış.
Tamam bir şey yok evde diye. Haydi o da beni çağırmış. Çocuğun babası, anası benim çünkü. Gece saat iki gittik. Baktım, aa annesi babası da orada kızım. Hayırdır ne problem? Yemek yapmadı, kavga çıktı. Sebep, evde hiçbir şey yok dedi. Ben de erzak olarak, yiyecek olarak ne varsa dedi, mutfağın ortasına döktüm. O kızcağızın annesi babası da orada. Anasına babasına baktım. Bunun için mi geldiniz siz dedim ya. Onlar da kaldı. E dedim, aha yiyecekler meydanda. Siz de ama geldiniz buraya dedim. Yürün gidin siz. Onları gönderdik. İş büyüyecek çünkü. Kıza dedim, yavrum bak makarna var, nohut var, pirinç var, fasulye var, şu var, bu var. Karıştırıp bir yemek yapaydım dedim ya.
Hiçbir şey bilmezsen dedim, nohutu koy yarım saatte dedim, düdüklü dedi. Var mı düdüklü? Var. Ben dedim içine saat çok koy. Ondan sonra soğan koy, tuz koy, kimyon, karabiber koy. Yarım saatte pişir, koy adamın önüne dedim ya. Bu kadın bunda mı yapamadın dedim. Köş köş oturuyor böyle. Köş köş duruyor. Dedim, bu adam seni gönderse hakkı şimdi. Tabii şimdi adam da gelmiyor derslere, kadın da gelmiyor. Kadının anası, babası da gelmiyor. Bu işin tehlikeli tarafı da bu. Salih eş. Toleranslı davranan, anlayışlı davranan, birbirine destek çıkan, birbirini arkalayan salih eş. Adam gece saat 2'de kadını kovuyor evden. Nereye gidecek 2'de bu kadın?
Şimdi tabii filmler de değişti. Şimdi önceden hani adamlar kovuyordu, şimdi kadınlar da kovuyor. Gelme diyor. Adamın yüzüne söylüyor bir daha. Ev adamın, kadın adamı kovuyor evden. Gelme diyor. Ne yapacaksın? Gidiyor adam. Ne yapayım dedi. Git dedim. Kovulmuşsun, ne yapacaksın dedim. Dedim git. İşlerinde 3'lü çekyat var mı dedim ben. Var dedi. Git orada yat dedim. Orada başla yaşamaya dedim. Gitti orada yaşamaya başladı. Tabii. Ne yapsın? Veyahut da kadınlar şimdi enteresan kaldırıyor telefon. Ne demiş o karakola? Bana darp edebilir demiş. Darp yok. Tehlik edeyim.
Demiş. Bana darp edebilir. Hemen uzaklaştırma vermiş şey. Nöbetçi hakim. Anında. Darp yok ha. Bu yeni çıkan yasa var ya. Yeni çıkan yasayla. Darp filan yok. Yani elini bile kaldırmamış. Derviş bizim. Dedi yemin etti. Elimi bile kaldırmadım dedi. Dedim hakaret makaret küfür var mı? Yok dedi. O bana yaptı daha dedi. Yaptı yaptı yaptı dedi. Ondan sonra dedi telefon açmış dedi. O yaptıktan sonra ben de ona bir şey yapacağım zannetmiş dedi. Telefon açmış dedi. Geldi polisler ben dedi. Beni evden aldılar dedi. Uzaklaştırmaya basmışlar. Ben ne yapayım dedi.
Gitme oğlum bir daha dedim. Dedim dönme geri. Dönmeyeyim dedi. Dönme dedim. En sonunda ayrıldılar tabii. Sonra kadın hırs yaptı. Bir üç ay daha uzaklaştırma aldırdı. Kadına dedim ne yapacak bu adam? Nereye gidecek bu adam? Ne yapacak dedi. Bunu da düşünmüyor kadınlar şimdi. Bizim erkek dervişler. Utanmayanlar, çekinmeyenler. Telefon açıyorlar bana. Böyle böyle eşim beni evden kovdu diyor. Hiç durma diyorum. Git. Adam düşünsene kapının önünde. Neredesin dedim. Kapının önündeyim dedi. E ki tabii bir otelde kal ya da ananın evine git dedim. İkisinden beri.
Tabii annesinin evine gidince de kıyamet ya. Annesi hayırdır diyor. Gece saat birdeki de. Babası hayırdır oğlum. E ben evden kovuldum. Virüsünün babası öyle yaptı. Dedi ki bitti iş. Evet. Hatta yani geçinilsin diye babasının altındaki evden çıktı. Başka bir eve geçti. Oradayken dahi yine geçinmedi. Oradan gönderdi. Uzaklaştırma aldırdı. Kovdu adamı. Adamı normal evden kovdu. Gelme demiş. Git. İstemiyorum seni. Adam çıktı gitti. Beni aradı ne yapayım dedi. Git oğlum ananın babanın evine dedim. Dedi benim zaten alt katta bir kısım eşya da var. Git yerleş oraya otur dedim. Dönme geri dedim.
Dönmedi. Sonra kadın yalvardı, yakardı, gitti, geldi. Öyle yaptı, böyle yaptı. O arkadaş da Allah rahmet eylesin. Anılacak artık rahmetle demek ki. Sabah namazından sonra geliyordu o. Bir onun önüne. Ben ne yapayım? Yürek yarası. Bir erkeğin kendi evinden kovulması yürek yarası. Bir kadının da kovulması yürek yarası. Yürek yarasıdır bunlar. Namazı kılıyor, geliyor. Aradan. Bakıyorsun kapının önünde. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Şöyle oldu, böyle oldu, şu oldu, bu oldu. Yavrum sen düzenini kurdun.
Hayatına devam et. Bırak ne yapıyorsa yapsın. Ne yapıyorsa yapsın. Dönme geri. Öldü. Allah rahmet eylesin. Hadi helallaş şimdi. Hadi şimdi helallaş. Hayırlı eş. Allah herkese nasip eylesin. Amin. Allah herkese hayırlısını versin. Amin. O yüzden eşler birbirlerine iyi davranacaklar. Davranmıyorsun. Dövmeye, sövmeye, hakaret etmeye, kovmaya gerek yok. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Buraya kadarmış. Tatlı bir şekilde boşanalım. Eyvallah. Allah'ın iyi sevmediği helal ama zulmetmektense o daha hayırlı.
Rabbim bizi onlardan eylesin. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir. Bunu Ebu Hureyre naklediyor. Ama hani Ebu Zer-i Gifari'ye de böyle bir sözü var Hazreti Peygamber'in. Ya Ebu Zer, gerçek zenginlik nedir? Doğrusunu Allah ve Resulü bilir. Mal fazlalığı mıdır? Evet ya Resulallah. Hayır ya Ebu Zer. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir der. Ebu Zer-i Gifari'nin de bu noktada ikili görüşmesi var. Bu da böyle bir hadis daha var. Ama normalde bir de Ebu Hureyre'nin naklettiği var. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir. O yüzden gerçek zenginlik bir kimsenin gönül zenginliğidir.
O gönül zenginliği kalbin mutmain olmasıyla alakalıdır. Kalbin mutmain olması da ancak zikrullah ile olur. O zaman o kimse gönül zenginliğini yakalar. Allah bizi onlardan eylesin. Akıllı kişi artıya eksiye bakmaz. Çünkü ikisi de sel gibi geçer. Çünkü ikisi de sel gibi geçer. Zamanın akışı öyledir ki, bir böyle nehir kenarına git, debisi yüksek bir nehir kenarına, güldür güldür koşar ya, zaman öyle bir şeydir. Bir şelale düşün, şelalenin altından şelale akıyor ya boyuna, debisi yüksek, zaman öyle bir şeydir. Dünya hayatı öyle bir şeydir. Böyle akar gider debisi yüksek bir nehir gibi. O yüzden o böyle kendi akışında gidecektir.
Siz normal şartlarda bir sele yön çizemezsiniz. Sel, adı sel ya, siz onu yönlendiremezsiniz. Siz ona istikamet koyamazsınız. O akıp gidecektir. Önüne geleni yıkıp gidecektir. Önüne gelen çer çöp toparlayıp götürecektir. Arabaları, katları, yatları hani televizyonlarda var ya, görüyoruz ya, bir bakıyorsun koca araba, koca otobüs, koca kamyon almış götürmüş, gemiyi almış götürmüş. Evi alıp götürüyor, bir mahalleye alıp götürüyor. Kader, kader ve zaman sel gibidir. Kader ve zaman. O yüzden kader önüne geleni alır götürür, sen onu değiştiremezsin. Senin dışında çünkü o. Senin cüz-i iadende değil.
Sel gibidir. Bir bakmışsın, ortalık tufan olmuş. Yıkılıyor her taraf. Sen o noktada sükunetini, sabrını koru. O dairede sen sakin ol, sabırlı ol. O sel vuracak, geçecek. Kader senin dışında çalışıyor. Vuracak, geçecek onu. Senin dışında çalışıyor. Yıkacak, geçecek onu. Sen sadece o sele kapılmamaya çalış. Kendini onun içine atma. Kendini ondan uzakta tut. Cüz-i iradenle. Yoksa o akıntıya sen de yürür gidersin. Senin de parçan bulunmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden zaman su gibidir. Yürür gider o. Sel gibidir. Yürür gider. Sen zamanı durduramazsın. Sen onu durdurmaya çalışma.
Sen onu durdurmaya çalışırsan, selin ortasında kalmış koca araba gibi seni de savurur götürür. savurur götürür. Sen onunla baş edemezsin. O yüzden şunu unutma hiçbir zaman. Cenab-ı Hak her şeyi bir kader üzerine yaratır. Biz kadere iman ederiz. Biz Mustafa İslamoğlu gibi kader imandan, iman gerektirmeyen bir şey değildir demeyiz. Biz kadere iman ederiz. Kaderin varlığına iman ederiz. Kaderin işleyişine iman ederiz biz. O bizim cüz-i irademizin dışındadır. Biz onu cüz-i iradenin içerisinde görmeyiz kaderi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ayet-i kerime kamer 49, Biz her şeyi bir kader üzerine yarattık. Yaratılan her şey, kün ol dedirse bir şeye, o bir kader üzerine ol denilmiştir.
O öyle olur. Ne yerde ne gökte bir yaprak düşmez ki, o bilmesin. Cenab-ı Hak bütün her şeyden haberi vardır. Ondan izinsiz, ondan habersiz bir yaprak dahi düşmez. Sen kaderi değiştiremezsin. Sen kaderi önleyemezsin. Sel'i önleyemediğin gibi. Zamanı değiştiremediğin gibi. Zamanı durduramadığın gibi. Sen güneşin doğuşunu etkileyemezsin, önleyemezsin. Güneşin batışını etkileyemezsin, önleyemezsin. Dünyanın dönüşünü değiştiremezsin sen. O bir kader üzerinedir. O zaman senin de kaşın kader üzerinedir. Sen kaşını büyütemezsin. Sen kirpini büyütemezsin. O bir kader üzerine yaratılmıştır. Sakalın uzar da kirpin uzamaz.
Sakalın uzar da kaşın uzamaz senin. Saçın uzar, dört parmak altındaki kaşın uzamaz. O bir kader üzerine yaratılmıştır çünkü. Sen onu değiştiremezsin. Sen zamanı geriye çekemezsin. Zamanı öne dalamazsın. Zaman sel gibi. Yürür gider. Sen zamanla yarışma. Sen kaderle savaşma. İnsanın iki yerde mağlubtur. Bir fıtratına mağlubtur. İki kaderine mağlubtur. İki yerde mağlubiyet vardır insan için. Değişmez bir mağlubiyettir bu. Bir fıtratındır senin. Erkeği erkek yaratmıştır. Kadını kadın yaratmıştır. Sen fıtratı değiştiremezsin. Kadın kadındır. Erkek erkektir. Kalkar da bir erkek kadınlık yapmaya kalkarsa hem nefsine zulmetmiştir.
Hem de Allah'a zulmetmiştir. Hem de Kur'an'a zulmetmiştir. Sebep? Cenab-ı Hak onu kadın olarak yarattı. O yüzden kendine de zulmetti. Allah'a da zulmetti. Dine de zulmetti. İnsanlığa da zulmetti. Fıtrata da zulmetti. Ebedi cehennemliktir o. Hiç kimse güzelleme yapmasın. Hani doğuştan böyleymiş. Otur otur dünyaya cahil adam. Cahilsin sen. Fıtratla savaşılmazsın. İkincisi kaderle savaşamazsın. Bu iki şey insanın mağlup olduğu yerdir. O yüzden kaderinle savaşma. Fıtratınla savaşma. Cüz irade noktasında yapman gerekeni yap. Çalışmanı yap. Gayret et. Sabret. Mücadele et. Ama senin dışında kaderin cilve-i Rabbaniyesine sen hükmedemezsin. O senin dışında.
Sen evini sağlam yap. Bir deprem gelip yıkar. Yıkar. Sen istediğin kadar sağlam yap. Sen kaderin önüne geçemezsin. O yüzden doğal afetler. Önüne geçemezsin. Evet. Önüne geçemezsin. Çünkü Allah muhafaza eylesin. Bu böyle hani sufiliği bilmeyen bir kimse buna itiraz eder. Bu sufilikte rıza makamıdır. Burada kul Allah'tan razıdır. Allah da kuldan razıdır. O kul rıza makamına erişti mi? O zaman Allah da ondan razı olur. Rıza makamı nedir? Sen bu eksikti, bu fazlaydı, bu yanlıştı, bu doğruydu. Sen ona bakmazsın. Sen yapman gerekeni yaparsın.
Sen yapman gerekeni yapar, çalışman gerektiği yerde çalışırsın. Gayret edersin, mücadele edersin. O işin matematiğini, çözümler onu yerine getirirsin. Ama sen senin dışında çalışan kadere, o mekanizmaya, senin dışında olan fıtrata müdahale edemezsin. Allah muhafaza eylesin. Bu konuda akan zamana bırak kendini. Onunla mücadele etme. Akan kadere bırak kendini. Onunla mücadele etme. Mağlup olursun. Mağlup olursun. Rabbimizi muhafaza eylesin. 2290'dan devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yanı da helal olsun. El-Fatiha, ma-selam. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi