mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2286. Beyitten) 01.11.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Kasım 2025 · 1:16:08

Euzûbillâhim reşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftari zikr fâlemennâhu, La ilâhâ. Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak hepsini de intikamlarımıza alsın, Hepsini yerle yeksan eylesin, güçlerini indirsin aşağı, Birbirlerine düşürsün, İsrail'i helak eylesin, destekçilerini helak eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, nerede Müslümanlar zulüm altında inliyorsa, hepsine de özgürlük nasip eylesin, Amin Bu gece ortasında kıble arayana benzer, kıble bulunmasa bile namazı caizdir.
Yani normalde o kimse bir üstada bağlandı, o üstad aslında ehil değil idi, mürşidi kamil değil idi, bu konuda liyakatlı bir kimse değildi, Ama derviş ona samimi bir şekilde intisap etten bağlandı. Çünkü bildiği şeyh oydu, ilmi o kadardı, bilgisi o kadardı, öyle olunca samimi bir şekilde bir üstada intisap etti, samimi. Öyle olunca Hz. Pir onu tarif ediyor, diyor ki en son burada kaldıydı, o kimsenin hali, Ondan sonra gece kıbleyi bulamayan, kıble yönünü tam tespit edemeyen, Ondan sonra kimsenin namaz kılması gibidir diyor. Onun namazı nasıl caiziyse, o da bir üstad bulamamış, bir tanıyamamış daha doğrusu. Üstad bulmuş da, onu mürşidi kamil mi değil mi, bu konuda bir bilgisi yok, zahiri ve manevi olarak.
Bu sefer bir üstada intisap etmiş. Onun bu noktadaki hali, karanlıkta kalan kimsenin kıble aramasına benzer diyor. Tabii bununla da alakalı, bilmiyorum geçen hafta anlattım mı, anlatmadım mı, Sahabeler gece namaz kılmak istiyorlar. Gece namaz kılmak isteyince, herkes kendince bir kıble, yön tayin ediyor. Ve herkes o yön tayin edince, oraya da bir işaret koyuyor. Hani kim kıbleyi kestirebilmiş mi, kestirememiş mi. Sabah olduğunda bakıyorlar ki, herkes farklı bir yöne namazı durmuş. Öyle olunca bunu Hz. Peygamber'e söylüyorlar, sallallahu aleyhi ve selleme. Yani hangimizin namazı tamam oldu, böyle bir namaz caiz olur mu kıbleye dönülmeden diye, bu sefer ayet-i kerime iniyor. Ne tarafa yönelirseniz yönelir, Allah'ın veci o taraftadır diye.
Ve böylece hepsinin namazı kabul olunmuş oluyor. Böyle bu noktada da bir kimse samimi, iyi niyetti, bir üstada intisap etti. Ama o üstad da isabet ettiremedi. Hani şimdi önceden yasaktı ülkede her şey. Öyle olunca bir kimsenin kalkıp da ben şeyhim, ben üstadım demesi biraz yürek istiyordu. Böyle olunca da herkes pusuyordu yerinde. E şimdi tabii bu biraz serbest olunca, şeyh enflasyonu oldu ülkede. Herkes sabah erken kalkan, ben şeyhim dedi. Veyahut da bir rüya gören veya kendince bir şey gören, ertesi gün sabahleyen ben şeyhim dedi, yürüdü. Hatta rüya görmesine bile gerek yok. İki üç kişi toplandılar, sen şeyhimiz ol dediler. O da ben tamam dedi, o da şeyhlik oldu.
İşte dört beş kişi toplandı, bir kurul oluşturdular. O kurul bir tane şeyh tayin etti. Oldu, onlar da şeyh. Bir kimse de gitti, şarkıcı, türkücü, defçi, dünbekçi bir kimseye şeyh diye intisap etti. O kimse karanlıkta kaldı. Hiç kimseden haberi yok. Hiç kimseden haberi yoksa o zaman ne oldu? Gitti ona intisap etti. Sahi bir şekilde. Tabii Hz. Pierre'in bunu yazdığı zamanla bugünün arasında fark var. Neden fark var? İşte o zaman için bir kimsenin herhangi bir böyle başka bir kimseden bir bilgi yok, bir haber akımı yok. Öyle olunca oradaki kimse bir kimseyi duydu, intisap etti. Şimdi öyle değil tabii. Yani internet denilen bir şey var. Normalde bütün herkes sohbetleri varsa orada, ne bileyim konuşmaları orada.
Yani bugün insanın bu noktada daha bilgiye çabuk ulaşabilecek noktada. Davacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyelim? Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim? Yani davacı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Yani can kıtlığı gizlidir dedi. O manevi bir yokluk yaşıyor. Manevi bir kuraklık yaşıyor. Aslında manen onda herhangi bir şey yok. O yüzden normalde aslında can kıtlığı gizlidir dedi. O gıdasız. Bu noktada o böyle bir manevi bir boyutu yok. Normalde manevi bir feyzi de yok. Öyle olması normalde o kimsenin kalbi uyanık değil, kalbi derilmemiş.
Kalbi uyanık olmayınca, kalbi derilmeyince ondan manevi bir bilgi akması, manevi bir terbiye olması. Onun mesela işte nefis meratiplerini kat etmesi veya kalbi meratibleri kat etmesi, o şeyhin kat ettirmesi veya kendisinin de kat etmesi mümkün değil. Çünkü o nefis meratiplerini bilmiyor, kalbi meratibleri bilmiyor. Öyle olunca normalde bir dervişe böyle bir manevi bir eğitim verecek, manevi bir bilgi aktarımı yapabilecek şey değil.
Yani okurlarsa kitaptan okurlar, okuyamazlarsa konuşacakları bir şey yok. Çünkü kalplerinde ilmi ledün tecelli etmemiş, kalplerindeki o perde kalkmamış, kalbi perdeli. Öyle olunca gözü de perdeli, dili de perdeli, kulağı da perdeli. Öyle olunca normalde o kimsenin aklı da kalbi akla tabi değil. O yüzden bunlar aslında kendince zahiren canlı ama manen ölü bu tip insanlar.
Çünkü bir kimsenin kalbi harekete geçmediyse o kimse zahiren canlı gibi görünür ama manen ölüdür. Çünkü normalde onların hakikatten, marifetten konuşmaları da mümkün değildir. Ancak bir kitabi, bir bilgiye sahip olabilirler. Kitabi, bir bilgiye sahip oldukları için 500 yıl önceki bir kitabı okudularsa, 500 yıl önceki kitabı bilgiye veya 1000 yıl önceki kitabı bilgiye sahipler.
Oysa zaman değişmiş, insanlar değişmiş, algılar değişmiş, bakış açıları değişmiş. İnsanların bu noktada bilgiye erişmeleri daha kolay. O yüzden veyahut da manevi hastalıklar değişmiş. Bölgeye göre değişir, şehre göre değişir, kazalara, köye göre, yaptığı işe göre o kimsenin manevi hastalıkları değişir. Ama ve lakin bu normalde canı kıt olan, yani manen ölü olan bir kimsenin bunlardan haberi olmaz. Bunlardan haberi olmadığı için o normalde gizli bir kıtlık içerisindedir. Ona bir şey sorsan, bade, yani sonra da. Ne desen sonra diyecek, ne sorsan sonra diyecek. Onun bu konuda bir etkinliği ve yetkinliği yok. Allah muhafaza eylesin. Çünkü bu konuda bu meseleler iddia edilecek bir mesele de değil. Çünkü bu Cenab-ı Hakk'ın kendi zat-ı uluhiyetinde var olan bir şey.
Bunu bir kimsenin ulufe dağıtır gibi dağıtması da mümkün değil. Araf ayet 178 ve 179. Allah kimi hidayetine erdirirse muhakkak ki o doğru yolu bulmuştur. Demek ki normalde Cenab-ı Hakk'ın hidayete erdirdiği olacak o kimse. Ve Allah hikmeti dilediğine verir. Başka bir ayet-i kerime. O kimse Cenab-ı Hakk'ın hikmet verdiklerinden olacak. Önce ki ne olacak? Hidayete erdirdiği kimse olacak. Ardından ne olacak? Hikmet verilen kimse olacak. Ama yok, hidayete erdirilmemiş, o kimseye hikmet verilmemişse o zaman o sapkınlardan oldu. Sapkınlardan ve sapıklardan oldu. Kimi de saptırırsa, işte onlar hüsrana uğramış kimselerdir.
Yani o kimse saptıysa, olmadan oldum dediyse, bilmeden bildim dediyse, kendi heva ve hevesini ilah edindiyse, kendi nefsinin doğrultusunda yürüyorsa, koşuyorsa, onların kalpleri vardır fakat anlamazlar. Bakın kalpleri vardır, anlamazlar. Ayet-i kerime, kalpleri vardır, anlamazlar. Yani algılayacak olan, anlayacak olan kalp. Yani kalbi aklın çalışması gerekir. Kalbi aklın çalışmaz ise o kimse de, o zaman o kalbi körlerden olur. Fakat anlamazlar, gözleri vardır, görmezler, kulakları vardır, işitmezler. İşte onlar hayvan gibidir, hatta daha sapıktırlar. O kimse kalbi körlük yaşıyor, o kimse kalbi perdeleri açılmamış. Ama o kimse, hani bir kimse açılmamış, kendince o müritlik yapma, mürid olma noktasında.
O kendisinde böyle bir şeyin olmadığını biliyor, bir üstad bulmuş. O üstada intisap etmiş. Ama intisap ettiği üstad, kalbi, kalbi var ama kalp kör, kalp perdelenmiş, kalp kararmış. Anlaması mümkün değil. Çünkü sapkınlardan olmuş. Ve normalde gözleri var, görmezler. Yani o kalbin de bir gözü var ama kalbin gözü kapalı. Neden? O kimsenin kalbi çalışmadığından dolayı manevi gözü kapalı. Kalbi çalışmadığından dolayı manevi kulağı da kapalı. Onun normalde manevi olarak da işitmesi mümkün değil. Hani bazen size anlatırken diyorum ya, hani sen oturursun zikrullaha, Allah'ı zikretmeye başlarsın.
İşte sen onu mevcut kulağınla duydum zannedersin. Bir ıslık duyarsın, bir ses duyarsın, bakınırsın etrafa, ses yok. O senin manevi kulağının açılmaya yön tuttuğuna işaret. Ondan korkma. Veya hatta hani biz diyoruz ya, o kimse hal gördü. Veya yakaza oldu. O kimse uyar uyur, uyanıklık arasında zikrullah yaparken gözünün önünde bir şeyler cereyan etti. Onun kalp gözü açılma safhasında. Bakın onun kalp gözü açılma safhasında. O zaman kalpleri vardır, onlar görmezler noktasından çıkıyor o derviş. Ve kulakları vardır, duymazlar o derviş o halden çıkıyor. Eğer kalbi mühürlendiyse, sapkınlardan olduysa onda bu tip tecelliler yok. Ve onlar hayvan gibi.
Yani bir kimsenin böyle kalbi çalışması yok ise, Çünkü kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Ayet-i kerime bu. O kimse Allah'ı zikretmiyor. Allah'ı zikretmediği için kalbi mutmain olmuyor. Allah'ı zikretmediği için kalbine şeytan yerleşiyor. Kalbine şeytan oturuyor. Kalbi ihata eden şeytan. Böyle olunca o kalbi bir körlük yaşıyor. Kalbi bir körlük yaşayınca o kimsenin manevi gözü açılmıyor. O kimsenin manevi kulağı da açılmıyor. Ve o kimse bu halinden haberdar olsa, Oturacak, iman edecek, Hidayete ermesi için dua edecek, Allah'ı zikredecek, ibadet edecek. Bu noktada kalbi anlayışa açılacak. Kalbi perdesi kakçak onun. Ama bunun da farkında değil.
Böyle olmasına rağmen bir cemaatin başına geçmiş, Kendince şeyhlik yapıyor, Dervişleri ütüyor, Etrafına zarar veriyor, Etrafına faydalı olacağına etrafına zarar veriyor. İşte o, satkınlardan oldu. Ve hayvandan daha aşağı varlık. Ya düşünebiliyor musunuz? Herhangi bir Müslüman için de geçerli bu. O kimse Müslüman, Ama o kimsenin normalde, Kalbi aklı çalışmadı. Kalbi idraki yok. Kalbi feraseti açık değil. Onun kalbinde feraset nuru ihvata etmemiş. Açılmamış. Onda basiret olmamış. Bu sefer o kimsenin manevi gözü de kapalı, O kimsenin manevi kulağı da tıkalı. Allah muhafaza eylesin. O kimse heva ve hevesini ilah edinmiş. Heva ve hevesini ilah edindiği için, O sapkınlardan oldu.
Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu. Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu. Bazen bu ayet-i kerimeyi okuduğumda, Cenab-ı Hakk'a sonsuz hamd ediyorum, Sonsuz şükrediyorum. Bizi bir mürşidi kamille buluşturmuş, Tanıştırmış, Bizi zikrullah halakasında buluşturmuş, Tanıştırmış, Ve zikrullah halakasında, Bu seneye kadar bizi, Beni kendim için söyleyeyim, Zikrullah halakasında devam ettirmiş. Bu sonsuz bir lütuf, Bu ikramı, Bu ihsanı görmemek, Bu Cenab-ı Hakk'ın lütfunu, İhsanını görmemek, Gerçekten körlüktür. Cenab-ı Hakk'a hamd ediyorum ki, Bizi hayvanlıktan kurtarmış. Diğerleri hayvan, Hatta daha sapıktırlar. Yani hayvandan daha sapık, Hayvandan daha aşağı. İmandan haberi yok, Hidayetten haberi yok, İslam'dan haberi yok, Kur'an'dan haberi yok.
Hatta düşman. Sapkın, Bu sefer hayvandan daha aşağı bir varlık. Veyahut da zikrullah'a düşman, Tarikata düşman, Bilir bilmez, O kimse zikrullah'a düşman, Hayvandan daha aşağı varlık. Bakın hayvan değil, Hayvandan daha aşağı bir varlık. Ve insanlar, Bu hayvandan daha aşağı varlık olan, İnsan görünümündeki sapkınlarla, Aynı toplumda yaşıyor. Bu normalde dünya olarak baktığımızda, Kabir azabı olarak bir Müslümana bu yeter. Sapkınların arasında yaşamak, Çıplakların arasında yaşamak, Her türlü melanetin yaşandığı bir toplumda, Dinini muhafaza edip, İmanı muhafaza edip, Orada yaşamaya çalışmak, Samimi söylüyorum, Kabir azabı gibi.
Yani bugün kendini bilen bir Müslümanın sokakta yürümesi zor. Kendini bilen bir Müslümanın bir alışveriş merkezinde yürümesi zor. Çarşıda yürümesi zor. Orada burada yürümesi zor. Ve dışarı çıktığında kendini bilen bir Müslüman, Sanki çıplaklar kampına girdi. Çıplaklar kampında dolaşıyor sanki. Yani kadınların yatak odasında kocalarına giyecek olduğu kıyafetlerle, Şimdi insanlar dışarıda dolaşıyor özgürlük adına.
Bunun da adına özgürlük denmiş. Teşhirciliğin, pornografinin adı özgürlük oldu ülkede. Bildiğiniz porno. Teşhir de değil artık bunlar. Bildiğiniz porno. Dışarıda porno izliyorsunuz. Millet otobüste sevişiyor, Trende sevişiyor, yolun kenarında sevişiyor, Yolda sevişiyor, banklarda sevişiyor, Pastanelerde sevişiyor, Ticarethanelerde sevişiyor, Ne bileyim o alışveriş merkezlerinde sevişiyor. Birini porno. Pornografi izliyoruz. Teşhir geçti. Ya bana görünüyor bunlar. Ben sokağa çıkamıyorum. Nasıl çıkıyor insanlar bilemiyorum. Yani bir elli adım, yüz adım bir yere gidecek oluyorum. Kafamı nereye çevireceğimi şaşırıyorum. Bunlar evet.
Bu hidayetten nasibi olmayan, İmandan nasibi olmayan Ve İslami bir hayattan, İslami bir tesettür sisteminden haberi olmayan, Yani porno sanatçısı gibi dolaşan, Sanatçı da diyemeyiz onlara. Bugün şarkıcılarımız, Türkücülerimiz, Türkücüler demeyeyim de, Orta yerde konsere çıkanlar belli. Bikiniyle konsere çıkıyorlar. Ve bunu özgürlük diyorlar. Ve bu Müslüman halkın çocukları da, Ne yazık ki onlara gidiyor. Artık onlar da nasıl gidiyorsa, Bu son dönemlerde, Örtülü kadınlar da, Kızlar da gitmeye başladı. Porno izlemeye gidiyor herkes. Ve hiç kimse de buna bir şey demiyor. Yani bir, Çarşaflı bir kadın, Yolda yürüyünce, Herkes ona hakaret ediyor.
İnsanlar ona hakaret gözüyle bakıyor. Hakaret bakışlarının altında yürüyor. Sakallı bir kimse, Böyle kadınlar belli, Hani böyle seslerini duymuyorum, Zahiren. Sakala laf söylüyorlar. Laf söylüyorlar. Erkekler laf söylüyor. Kendi içlerinden laf söylüyorlar. Ve sakallı, Cübbeli, Veyahut da örtülü, Tesettürlü bir kadına, Bildiğiniz saldırı var. Manevi olarak da, Zahiri olarak da. Ve herkes suskun. Ama bir kendisini, Sanatçı adı takılan, Porno, Pornografi, Elemanı, Şarkıcıyım diye çıkıyor, Ona hiç kimse bir şey demiyor. Ve, İzleyicisi çok, Düşünebiliyor musunuz? Satın alanı çok. Allah muhafaza eylesin.
Bunlar sapık, Bunlar sapkın, Ve bunlar hayvandan daha aşağı bir varlık. Değer verenler, Kıymet verenler, Hayvandan daha aşağı bir varlığa kıymet verdiklerinden dolayı, Kendileri de aynı statüde. Siz sapkın bir kimseye değer verirseniz, Siz de sapkınlardansınız. Kumarbaza değer verirseniz, Siz de kumarcılardansınız. Siz ayyaş bir kimseye değer verirseniz, Siz de ayyaşlardansınız. Siz Kur'an'a küfreden bir kimseye değer verirseniz, Siz de aynısınız. Siz Kur'an'a karşı gelen bir kimseye değer veriyorsanız, Siz de aynısınız. Değişen bir şey yok. Siz Allah ve Resulüne dost olan bir kimseye dost olduysanız, Allah'a dostsunuz. Siz Allah ve Resulünü çok seven bir kimseyi siz de sevdiyseniz, Evet, siz de Allah'ı çok sevdiniz.
Bunun karşılığı, Allah ve Resulüne düşman olana sen dost olursan, Sen Allah'a düşman oldun. Sen Allah'a düşman oldun. Sen Allah'ı zikredene dost olursan, Allah'a dost oldun. Sen Allah'ı zikredene düşman olana dost olursan, Sen Allah'a düşman oldun. Düşünebiliyor musunuz? Evimizde, çarşımızda, iş yerimizde, Memleketimizde dolaşan insan, Kimle dostun? Kimi seviyorsun? Kimi seviyorsun? Sevdiğin nerede dolaşıyor? Neyi seviyorsun? Neyi, hani Hazreti Pir başka bir Mesleminin beytinde, Neyi seviyorsan osundur der. Yani sen kafiri seviyorsan kafirsin. Sen mümini seviyorsan müminsin. Sen Allah dostunu seviyorsan Allah dostusun. Başka bir şey değil.
Allah muhafaza eylesin. Yani bu kimselerin dışları canlı, içleri ölü. Biz o insanlara bakarken bu canlı diri diye görüyoruz. Ama değil, bunlar ölü. Çünkü normalde, hani başka bir hadis-i şerifte hep söylerim ya, Ey ashabım sizi ölüyle dirinin arasında söyleyeyim mi? Söyle. Allah'ı zikredenler diri, Allah'ı zikretmeyenler ölü gibidir. Allah'ı zikredenler diridir. Allah'ı zikredenler o zikirle ölürse, mezarlarında bile diridir. Onlar kabirlerinde de diridir. O yüzden Allah yolunda ölenlere siz ölü demeyiniz. Ayet-i kerimesi onlar için de geçerli. Onlar nefisleriyle mücadele ettiler. Onlar heva ve hevesleriyle mücadele ettiler. Allah yolunda durmak için, o hidayet daresinde durmak için her şeylerini feda ettiler.
Ve dilleri zikrullah ile ıslak olarak ve son nefesleri tevhid ile zikrullah ile öldüler. Onlar toprakta da diriler, mahşerde de diriler. Onlar kabirde de diriler, her yerde diriler. Çünkü Allah'ı zikirle hemhal olan, dilinde ve kalbinde zikrullah ile vefat eden bir kimse diri. Ebediyen diri hem de. Ama öbürküz zikrullah'tan uzak zikrullah'a düşman, diriymiş gibi görünse de o ölü. Hz. Bir devam ediyor. Bizdeki ekmek kıtlığı meydanda, Yani bizdeki ekmek kıtlığı meydanda, şimdi fukara dergah, ekmek kıtlığı, dergah fukara. Orada normalde lüks yemekler yok, ihtişamlı sofralar yok. Orada böyle şataat yok, şatafat yok, Hz. Pir'in sofrasında.
Ve normalde bizdeki diyor, durum meydanda bizdeki durum ne? Ekmek kıtlığı, öbürkünde durum ne? Onda manevi kıtlık var. Ama dergahta ne var? Orada ekmek kıtlığı var. Yani zahiri kıtlık var. Evet, sen normalde dergaha gittin, bir çorba verirlerse içeceksin. Veyahut da işte neyse, yemek o günkü, onu içeceksin varsa yoksa o da yok. Onun diyor, Hz. Pir diyor ki, bizdeki kıtlık meydanda ne bu? Ekmek fıklığı, ekmek kıtlığı. Ama o fukaralık, yani normalde çünkü normal sufi topluluklarda, sufi dergahlar çok zengin değildir. Zahir olarak. Sebep, onlar dilenmezler, onlar istemezler, onlar halka el açmazlar. Aman yok tekke yapacağız, para toplayalım, şunu yapacağız, para toplayalım, şuyumuz yok, para toplayalım.
Bunlar istemezler. İstemezler. İstemeyince de insanlar onlara vermez zaten. Gider gösteriş yapan, şataat yapan, şatafat yapan veya orada saygınlık kazanacağını düşündüğü yerlere insanlar verir. Ama öbür türlü fukarabi dergah, fukarabi yer, insanlar oraya vermezler. Orada bir gösteriş yok, şataat yok, şatafat yok. Oraya bir para verince, oradan demeleri lazım. Oo, filancı efendi hoş geldiniz, onu şuraya başka şey alalım. Oo, fişmanca hoş geldin, seni şöyle alalım. Öyle olması lazım. Ha, bizimkinde öyle değil. Biz de diyorlar ki, oradan kalk buraya, otur, kıyamet kopuyor. Öyle, para verenler bir yerde, yüksek memurlar bir yerde, onların dersleri bir yerde. Tabii ya, öyle olması lazım.
Burada herkes yere oturmuş, ne olursan ol, kim olursan ol. E böyle olunca, tabii zenginler tercih etmiyor. Hani kendisini zengin gören fukaralar tercih etmiyor. Öyle olunca, Hz. Pir'in dergahı da aynı. O da fukara. Diyor ki, bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Ama bakara ayet 273 ne diyor. Nice fakir vardır ki, kendilerini iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Nice fakirler vardır, iffetlidir. O iffet abidesi gibidir. Hiç kimseye el açmaz. Şeyhen lillah demez. Hiç kimseden hiçbir şey istemez. Ama fukaradır. Fukara olduğu halde, herkes onu zengin zanneder. Allah onu zengin gösterir. Allah onu zengin gösterir. Oysa yoktur onda.
Ama herkes onu zengin zanneder. Neden? Vakarından dolayı. Neden? İffetinden dolayı. Neden? Dilenmediğinden dolayı. Neden? Kendisinin ihtiyacı varmış gibi göstermediğinden dolayı. Çünkü sufi ihtiyaç sahibi olduğunu göstermez insanlara. Hani bazen sohbetlerde derim ya, sen kazancının yüzde on, yüzde on fazlasından giyin. İyi giyin. Neden? Seni bu derviş, bu fukara, bu istemeye gelmiş, dilenmeye gelmiş demesinler. Yoksa hani dervişlerin adını çıkarmışlar ya, sufilerin adını, dilenen, istenen, zayıf, vur ensesine, orhakir gör, ona kibirlen, öyle görmüşler. Hatta sen sufiyim deyip de kibirlenince bir salak oluyorlar. Beklemiyor.
Hep Müslümanları böyle zayıf, kimliksiz, kişiliksiz, böyle istediği gibi, böyle şamar olanı gibi şamarlayacak. Öyle görüyor. Ama karşısında vakarlı, heybetli, vakarlı, heybetli, ne yaptığını bilincinde o kimse mümin, sıradallar gibi metin duruyorsa bu sefer pusuyor. Hayırdır ne kardeş, kilon kaç para senin deyince duruyor. Beklemiyor öyle bir şey. Ama Müslümanlar, müminler ne yazık ki kendi üzerlerinden İslam'a kötülük yapıyorlar. Dilenerekten. Dilenmek yok İslam'da. Kim dilenir? Bir günlük yiyecek ekmeği olmayan bir kimse dilenir. O da ne kadar? Bir öğünlük dilenir. Bir öğünlük yemeği bulduysa onun dilenmesi caiz değildir. Bir öğünlük yemeği buldu onun dilenmesi caiz değildir.
Hazreti Ömer Efendimiz'e şeyhenillah dedi bir kimse. Baktı sırtında torba var. Torbasındaki buğdayı, arpayı ne varsa kendi devesinin önüne attı. Ona o zaman bir akçe verdi. Şimdi senin dilenmen caiz dedi bir akçe verdi. Yani senin bir günlük ekmeğin varsa dilenemezsin. Sufi bir günlük ekmeği olmasa dahi dilenmez. Onun dileneceği bir tek yer vardır Allah. O başka bir yere dilenmez. O Ya Rabbi der. Oturur Allah'ı zikreder. Ve Cenab-ı Hak onun ihtiyacı olan şeyi neyse ayağına getirir. Ayağına getirir. Senin dilenmene ihtiyacın yok. Otur Allah'ı zikret. Ne ihtiyacın var ise Cenab-ı Hak senin ayağına getirecek. Ne ihtiyacın varsa az zikredersen olmaz.
Sen Allah'ı zikret. Hatta daha ileri boyut. Eşse eş, çocuksa çocuk, malsa mal, paraysa para, arabaysa araba, katsa kat, yatsa yat. Allah senin önüne getirecek. Allah'ın vaadi haktır. Cenab-ı Hak hadisi kutsu da Allah'ı zikrettiğinden dolayı kendi ihtiyaçlarını dile getiremeyenin bütün ihtiyaçlarını Allah görür diyor. Buna iman et. Ne ihtiyacın varsa Allah senin ihtiyacını görecek. Sen yeter ki Allah'ı zikret. Sen Allah yolunda koş. Senin ihtiyacını görecek olan Allah. Çünkü bütün peygamberlerin dilinden bizim ücretimizi verecek olan Allah, bizi doyuracak olan Allah. Peygamberlerin dilinden, tebliğden dolayı sizden bir ücret istemiyoruz. Peygamberlerin dilinden.
Yasin ayet 21, sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Sizden hiçbir şey istemeyenler var ya, evet, onlar hidayete erdirilmiştir. Sizden bir şey istemeyenlerin peşinden gidin. Birisi sohbet ediyorum, zikrullah yapıyorum, yok şunu yapıyorum, yok bunu yapıyorum. Sizden bir ücret istiyorsa, sizden bir yardım talep ediyorsa o hidayete erdirilmiş değil. O Allah'a güveni olmayan bir kimse, o Allah'a yaslanmayan bir kimse, o Allah'tan dilenmeyen bir kimse. Yok hayır, o başka bir yola çıkmış. Allah muhafaza eylesin. Zümer ayet 52, Allah'ın rızkı genişletip daraltması bir imtihandır. O zaman senin rızkının daralması ve genişlemesi senin imtihanındır. Sen ona buna saldırma, ona buna yüklenme.
Rızkı genişleten de daraltan da Allah. Sana parayı genişleten de daraltan da Allah. Kapitalist sistem gibi düşünme. Sen çalış, gayret et. Seni genişliğe ulaştıracak olan Allah. Senin daraltını alacak olan Allah. Sana lütfedecek, ikram edecek, ihsan edecek olan Allah. Senin derdine derman olacak olan Allah. Senin darlığını genişletecek olan Allah. Senin sıkıntını ortadan kaldıracak olan Allah. Senin başındaki belayı, musibeti ortadan kaldıracak olan Allah. Sen Allah'ı zikret, Allah'la hemhal ol. Sen merak etme, Allah'a güven. Allah'a dayan sen. Sen merak etme. Senden bir şey kopar giderse, Allah daha iyisini, daha yenisini sana verecek. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşleri, dünyalık istediler.
Hazreti Resulullah'tan, sallallahu aleyhi ve sellem'den. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlarla tartışmadı, bir şey yapmadı. Evinin damına çıktı. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün evinin damında yaşıyor. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz geldi, Hazreti Ayşe annemize, hani siz Allah Resulü'ne bir şey mi dediniz? Hazreti Ömer Efendimiz geldi, Esma'ya, siz ne yaptınız Peygamber'e? Dama çıktı, damda yaşamaya başladı. Ve Cenab-ı Hak üçüncü gün ayeti kerimesini indirdi. Ey Habibim, hepsini de boşa, Allah sana daha iyisini, daha yenisini verecektir, dedi. Hatta Hazreti Ayşe annemiz dedi ki, Allah Muhammed'e çok cömert. Bu ayetten sonra.
Bu ayeti kerime geldi, herkes tuz buz oldu ortalıkta. Allah sana daha iyisini, daha yenisini verecek, dedi. Evet, kadın erkek, sen Allah'ı zikret. Ve senden bir şey gittiyse, kadındır, çocuktur, maldır, paradır, puldur, dosttur, arkadaştır. Senden bir şey gitti. Vallahi de, billahi de, tillahi de. Allah sana daha iyisini, daha yenisini verecek. Sen Allah'ı zikretmeye devam et. Sen Allah'ı zikretmeye devam et. Sen o zikrullahı kendine tâç eyle. Kendine mihmandar eyle. Kendine yol eyle. Ve zikrullahı kendi kalbine oturtturmak için uğraş. Gerçekten Cenab-ı Hak ihya edecek seni. Herkes dağıldı derken, Allah seni toplayacak.
Herkes yerle yeksan oldu derken, Allah seni diriltecek. Herkes tozu, dumanı kalmayacak derken, Allah senden kocaman bir çınar ağacı yapacak. Ve seni terk edenler. Ve sana sırtını dönenler. Ve seni böyle dudağının ucuyla, küçük görenler, şaşırıp kalacaklar. Allah seni çünkü, mihmandar eylecek. Allah seni aziz edecek. Sen Allah'ı zikret. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Sen zikretmeye devam et. Ve senin üzerinde sana yara aşmayanlar dökülüp gidecek. Senin üzerinde sana, sana layık olmayanlar. Senin üzerinden ve etrafından dökülüp gidecek. Sen Allah'ı zikretmeye devam et. Bakın, bu ister eş olsun, ister çocuk olsun, ister mal olsun, ister araba olsun, ister para olsun, ne olursa olsun, sen Allah'ı zikretmeye devam et.
Ve sen Allah'a yaslan, Allah'a dayan. Yemin ediyorum, ne kadar senin etrafında ve sende cüruf var ise, o cüruflar seni terk edip gidecek. Dökülecekler senin üzerinden. Çünkü, nasıl bir demiri, sen bir ocakta kızdırırsan, demirin üzerindeki cüruflar dökülür ise, ben metal işlerinde okudum. Demiri atarsın ocak, körüyü de basarsın, körüyü basınca, demirin üzerindeki cüruflar dökülür. Böyle, kırmızıdan sarıya dönen bir renk alır demir. Ve öyle olunca, ona istediğin şekli verirsin. Ona istediğin şekli verirken, altında örs, elinde çekiç. Üstadın elinde hem çekiç vardır, hem örs vardır. Sen o ateşin içerisine girince, maneviat sana şekil verir. Yeni bir kimlik verir.
Ve üzerindeki cüruflar gider. Her imtihan, senin üzerindeki cürufların dökülmesine sebep olur. Sen öf bile deme. Allah'ı sabret, Allah'ı zikret ve mücadelene devam et. Sen, ister senin kendi şahsi üzerinde olsun, isterse bulunduğun dergahta, toplulukta olsun, nerede olursa olsun, isterse ailende olsun, ne kadar cüruf var ise etrafında, onlar dökülüp gidecektir. Çünkü o ateşe dayanamayacaktır. Birey olarak sen o zikrullaha devam et, senin etrafındaki veya sendeki cüruflar da dökülüp gidecektir. Takva bozacaktır etrafındakileri. Allah sevgisi bozacaktır etrafındakileri. Ne der? Onlar çünkü Allah'ı hakkıyla sevmiyorlar. Allah'ı hakkıyla kulluk etmiyorlar. Sen takva sahibi olunca, dökülecektir etrafındaki cüruflar.
Sen istenmeyen adam, istenmeyen kadın olabilirsin. Neden? Takva'ndan dolayı. Neden? Allah'a olan yakınlığından dolayı. Çünkü sen ibadet düşünüyorsun, zikrullah düşünüyorsun, sohbet düşünüyorsun, Allah yolunda koşuşturmak düşünüyorsun, öbürkü gezmek düşünüyor. Öbürkü ne düşünüyor? O heva ve hevesini ilah edinip, o nefsinin kendisinin, nefsi bir keman çalıyor, o kemanın önünde oynamak istiyor. Nefsi zurnaya geçiyor, o zurnanın önünde oynamak istiyor. Nefsi neyi istiyor? Saz, dembek, dümbek istiyor. O onun önünde oynamak istiyor. Ama sen zikrullah yapmak istiyorsun. O dökülüyor etrafından. Üzülme. Mahzun dolma. Allah seninle. Bırak, giden nereye gidiyorsa gitsin. Hatta ne diyorum ben, biz iyice yayı gereriz, daha uzak gitsin, bizden uzak olsun.
Evet, cüruf çünkü. Allah muhafaza eylesin. Bizler bu sufi ate sözüdür. Biz fukaralımızdan, biz ekmek kıtlığımızdan, bizim bu noktada zahir olarak herhangi bir eksikliğimizden utanmayız. Tüccarların arasında meşhur sözdür bu. Varını veren utanmamış. Varını veren utanmaz. Bizim o yüzden bu noktada hamd olsun. Bir sıkıntımız yoktur. O yüzden bizim normalde asıl utanacağımız şey bizim, asıl utanacağımız şey, manevi olarak bizde hazinenin olmaması, hazine boş, manevi olarak. Asıl utanmamız gereken bu. Kalp çalışmıyor.
Asıl utanmamız gereken yer bu. Manevi gözümüz açılmamış. Asıl utanmamız gereken yer bu. Manevi kulağımız açılmamış. Asıl utanmamız gereken yer bu. Bizim kalbimizde basiret nuru harekete geçmemiş. Asıl utanmamız gereken yer burası. Biz fukaralımızdan utanmayız. Bizim şataatımız yok, şatafatımız yok. Utanmayız bundan. İşte biz arkadaşlara özel yemekler veremeyiz. Utanmayız bundan. Bizim derviş yemeği bir çorbamız olur. Derviş yemeği bir pilavımız olur bizim. Bu kadar. Bundan da utanmayız. Neden biz sadece pilav da atıyoruz? Utanmayız bundan. Varını veren utanmamış. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Asıl utanılacak olan şey, o kimsenin kalbi ilimlerden uzak olması.
Asıl utanılması gereken şey, onun kalbi harekete geçmemiş. Kalbi harekete geçmediğinden dolayı ilmi ledin onda olmamış. Asıl utanılması gereken bu. Hazreti Pir devam ediyor. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyeyim? Yani biz fukaralımızı, ekmek fukaralımızı, yemek fukaralımızı veyahut da bir kimse bizim bu noktada belli halimiz. Bundan dolayı biz neden gizleyelim ki bunu? Bundan dolayı biz gizlemeyiz, bundan bir sıkıntımız yok. Bizim normalde gösterişe de, riyaya da ihtiyacımız yok. Olduğumuzdan fazla göstermeye de ihtiyacımız yok. Aman bizi zengin görsünler, böyle bir derdimiz yok. Aman bizi paralı görsünler, böyle bir derdimiz yok. Aman bizi bürokrasiye kul köle olalım, böyle bir derdimiz yok.
Aman bunların dostları var, işte milletvekili, yok işte meclis başkan yardımcısı, yok cumhurbaşkanlığında işte onun böyle danışman var orada, işlerini onlar görüyor. Yanımızda cumhurbaşkanlığından danışman, validir, savcıdır, hakimdir. Bizim böyle bir şeylerimiz yok. Biz fukara insanlarız. Bizim bürokraside de öyle tanıdığımız falan kimse yok. Bizim öyle siyasette de tanıdığımız kimse yok. Bizi de çok sevmezler zaten. Hatta büyük bir çoğunluğu hiç sevmez. Bundan bir gocunduğumuz bizim bir şeyimiz yok. Neden gizleyelim bunu? Bazen kardeşler telefon açıyorlar. Belediyede tanıdık var mı? Vallahi yok diyorum ben. İnanamıyor hiç kimse. Kimisi telefon açıyor, beni bir şey zannediyor.
Diyor ki bir milletvekili tanıdık olsa bu işimiz çözülecek. Yok diyorum, hiç kimseyi tanımıyorum ben diyorum. Biz hiç kimseyi tanımıyoruz biz. Ne milletvekili, ne bürokrat, ne belediye başkanı, ne yancısı, ne rüşvetçisi, ne bilmem neyiz. Biz tanımıyoruz hiç kimseyi. Millette hani böyle vardır tanıdığı diye. Hatta biri söyle dedi, ya Mustafa hocam dedi, senin hiç kimse tanıdığın yok mu? Dedi, yok dedim ben. Ya dedi, baya baya yok diyorsun dedi. E yokken dedim, var mı diyeyim? Yalan mı söyleyeyim dedim. Bizim böyle bir yoksa yok bizde, bu konuda da bir hani riyakalık yapmaya da ihtiyacımız yok. Saklamaya da ihtiyacımız yok. O yüzden normalde bizim bu noktada hiçbir derdimiz yok. Biz o yüzden hani gizlenecek bir şeyimiz de yok bizim.
Ne gizleyelim ki? Biz ortadayız. Sohbetlerimiz de ortada. Yaptıklarımız da ortada. Bizim durumumuz da ortada. Biz öyle, millet de ama Cenab-ı Hakk'ın nice fukaralar vardır. Herkes onu zengin zanneder diyor ya. Dışarıdan öyle görünüyoruz ama. Gerçekten öyle görüyoruz. Annem bile inanmadı benim iflas ettiğime. Dedim ya ben iflas ettim. Bir milyon dolar borcum var dedim. Durdu böyle. Sen enledersin dedi bana. Ulan dedim ya, insanın anası inanmayınca kim inanacak dedim. Hatta ben iflas ettim diyorum. Bazıları diyor ki, böyle çok samimi geliyor. Abi, nereye kaçırdın paraları diyor. İnanmıyor adam. Baktım böyle. Dedim yok ya, iflas ettim ya dedim. Borcum var nereye?
Millet gitmiş. Birilerini bulmuş. Yok İstanbul'dan mülk mü aldı? Yok başka yerlerden nereye gideyim? İstanbul'a sohbete gidiyorum. İstanbul'dan mülk aldım zannetmişler. Tapudan elemanlar bulmuşlar. İstanbul'da benim adıma mülk var yola. Bulursanız söyleyin dedim ya. Satayım oraya borçlarımı ödeyeyim dedim. Yani, dışarıdan tabii çok varlıklı görünüyoruz elhamdülillah. Daha varlıklı demeyeyim. Zengin. Çünkü zenginlik ayrıdır, varlık ayrıdır. Zenginlik parayladır. Varlık tapuyladır. Dışarıdan bakıldığında demek ki ben öyle görünüyordum. Sıkıntı yok. O da bakara ayeti var ya bakara. O sen nereye gidersen git herkes seni böyle zengin, cafcaflı bir şey zanneder. Elhamdülillah.
Ben bundan bir sıkıntım yok haberim. Tabii. Problem yok. Ben bir de şataat yapıyorum ya. Hepinizden en zengin benim diyorum. Aslında ben onu manevi olarak söylüyorum. Ama maddi manevi. İkisini de söyleyeyim. Ben hepinizden de zenginim elhamdülillah. Varsa benden daha fazla zenginim diyen bu gece çökerteyim onu. Bunu bizim eski dükkanın üstünde Kasap Mustafa vardı. Fide kızıklı. Böyle bir mevzu oldu. Böyle baktım. Dedim Öksüz. Bursa'nın en zengin adımı benim dedim. Böyle baktı şimdi. Varsa benden daha zengin dedim. İsim söyle bu gece çökceğim dedim ona. Bu kaldı. Bu öbür taraftaki esnaflara demiş. Bu demiş. Mafya babası be. Çökceğim diyor demiş ortalığa.
Oradan üst taraftaki komşu geldi. Ne dedin Öksüz'e dedi. Ne demişim dedim. Senden için mafya babası diyor. O öyle görmüş demek ki dedi. Söyleyecek bir laf yok. O yüzden şimdi insanlar böyle karşıdaki kimse de Allah ona gösteriyor. Seni çok güçlü gösteriyor. Bunda bir sıkıntı yok. Bakara ayette celle diyor. Öyle değilim deme sakın ha. Öyle dersen Allah'ı yalancı çıkarırsın. Şimdi de bu tarafı var. Var elhamdülillah diyeceğim. Allah öyle göstermiş seni çünkü. Bu muhteşem bir şey. Eşini öyle gösterir. Çocuklarını öyle gösterir. Arkadaşlarını öyle gösterir. Etrafı öyle gösterir. Sen sakın o elbiseyi çıkaracağım diye uğraşma. Allah sana öyle bir elbise giydirmiş.
Seni herkese zengin gösteriyor. Daha ne istiyorsun? Allah seni herkese varlıklı gösteriyor. Bırak. Allah'ın işine karışma sen. Yok ben öyle değilim deme. Bırak sal yakasını. Allah sana nasıl bir elbise giydirdiyse o elbiseyle dolaşacaksın. Allah dilediğini aziz eder çünkü. Allah dilediğini aziz eder. Dilediğine hikmet verir. Dilediğini vakarlı gösterir. Sen kafanı önde gidersin heybet verir sana. Sen kafanı eğ. Öyle yürü yolda. O sana heybet verir. Heybet. Yol açılır sana. Senin kafanı kaldırmana gerek yok. Ama böyle saf salaklar gibi etrafına bakılır giderse o heybet olmaz. Sen çarşıya gir Allah'ı zikrederekten yürü.
Yol açılır sana. O zikrullah sana heybet verir. O zikrullah sana vakar verir. O zikrullah sana adamlık verir. O zikrullah sana kadınlık verir. O zikrullah sana efelik verir. O zikrullah sana öyle bir heybet verir. Yol açılır sana. Sana bakan bir ürker. Sen dosta güven düşmana kahır olursun. Bir yürü meydana adam görsün. Bir yürü meydan kadın görsün. Bir yürü meydan derviş görsün. Öyle yürür. Böyle sümsük salaklar gibi derviş olmaz. Derviş Allah'ı zikreder. Allah'ı zikrederekten yürür. Vakarlığı yürür o. Böyle yürü. Yürüdüğün zaman. Millet baksın direği görmesin. Çarpsın direklere. Direkte fotoğrafı çıksın onun.
Kim toparlıyorsa toparlasın onu. Sen öyle yürü. Ama sen böyle sümsük salaklar gibi yürürsen o dervişlik değildir. Derviş vakarlıdır. Derviş heybetlidir. Dervişin başı diktir. Dervişin göğsü ilerdedir. Derviş kafirlerin içerisinde sümsük salak dolaşmaz. Burada o boynunu bükeceksin. Dervişler dergahda horoz dışarıda tavuk.
Dervişler burada horoz dışarıda sümsük salak gibi dolaşıyorlar. Yok öyle dervişlik yok. Derviş dervişliğin heybetini üzerinde taşıyacak. Yürüdüğün zaman alem yürüyecek arkandan. Melekler yol açacak sana. Öyle Allah'ı zikredeceksin içinden. Gümbür gümbür zikrullah edeceksin. İçinden öyle zikrullah yapacaksın. Sümsük salaklar gibi tesbih elinden. Öyle dervişlik yok. Derviş dedin vakar abidesidir. Derviş dedin heybet abidesidir. Derviş dedin bakışları keskin. Sümsüklik salaklık yok öyle. Benim bildiğim dervişlik o. Yürüdüğün zaman alem yürür arkandan. Yürüdüğün zaman yollar açılır sana.
Yürü sen Allah'ı zikret yürü. Nereye gidiyorsan git. İstersen beş bin kişinin arasına gir. Beş bin kişiye bir tane derviş yeter. Beş bin kişiye bir derviş yeter. Bize farklı bir müminlik, farklı bir müslümanlık, farklı bir dervişlik anlatmışlar. Yok öyle bir şey. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Haç'ta ne yaptı? Kafirler kendileri ince bak bunlar zayıflamışlar. Bunlar güçsüz deyince hemen açıverdi omuzunu. Başladı böyle heybetli yürümeye. Heybetli yürümeye başlayınca bütün kafirler sustu. Herkes bustu. O zaman derviş kafirlere karşı heybetli yürür. Münafıklara karşı heybetli yürür.
Pornoculara karşı heybetli yürür. Heva ve hevesini ilah edinmişlere karşı heybetli yürür. Derviş sümsük salak değildir. Allah onun üzerine dervişçik elbisesi giydirdiyse onda heybet de vardır, onda vakar da vardır, onda cesaret de vardır, onda hidayet de vardır, onda basiret de vardır. Derviş odur. Sümsük insandan derviş olmaz. Sümsük kadından derviş olmaz. Derviş her şeyle derviştir. O yüzden o dervişlik o kimsenin üzerinde durur. Dervişlik saklanmaz çünkü. Dervişlik saklanmaz. O kimsenin derviş olduğu yürüyüşünden, heybetinden, vakarından belli olur o. Derler ki ya bu adam derviş belli.
Evet, bu adam derviş belli. Abim yere göğe anlatıyor. Biz şişli de yürüyoruz. Kadın bana baktı, baktı, baktı, önündeki direği görmedi. Güyün vurdu direği ben vakarımla devam ediyorum. Abim dedi ne yaptın ya? Dedim ne yaptım? Dedi ya kadın direği vurdu dedi. Vurmasın dedim ya. Ne yapsın adam dedim. Ömr hayatında bir adam gördü, felayı şaştı dedim. Evet, kibirlenmek yok. Sen öyle yürü. Allah'ı zikret ama. Allah'ı zikretmezsen olmaz. Bu ancak zikir insana heybet verir. Sen Allah için Allah'ı zikret. Merak etme o senin elbiseni giydirecek. O senin elbiseni giydirecek.
Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden gösteriş yok, şataat yok, şatafat yok. Ne var? O. Allah için yürümek var. Eğer öbür türlü olursan, hani gösteriş için yapanlara da Cenab-ı Hak şey koyuyor, şerf düşüyor. Yani bir kimse iyilik yapıyor gösteriş için. Zikrullah yapıyor gösteriş için. Bir kimse dervişlik yapıyor gösteriş için. Yok. O gösterişin sebebi Allah'ı az zikretmesinden. Az zikrederse bir kimse gösterişe düşer. Az zikrederse bir kimse şatata şatafata düşer. Az zikrederse bir kimse heva ve hevesini temize çıkarır. Allah muhafaza eylesin. Nisa ayet 142. İyiliği gösteriş için yaparlar ve Allah'ı çok azanarlar. Bu münafıklık elametidir.
Allah muhafaza eylesin. Münafıklık elameti yok. Biz olduğumuz gibiyiz. Rüya yok. Gösteriş yok. Olduğumuzdan fazla göstermek yok. Olduğumuz gibiyiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. O yüzden Sufi Sufi kendi farkını gizlemeye çalışmaz. Bir gerçek veli bir gerçek mürşidi kamil kendi farkını gizlemez. Onu örtmez. O elbise Allah'ındır çünkü. O yüzden Allah'ın giydirdiği elbiseyi örtmeye çalışmaz. Bize fukara elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize zenginlik elbisesi giydirmiş. Eyvallah.
Bize vakar elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize hidayet elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize basiret elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize feraset elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize dervişlik elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Saklanacak, gizlenecek bir şey yok. Hani sahabeden bir kimse Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle gösterişten, riyadan bahsetti. Ve elbisesinin, eteklerinin yerde sürünmekten bunu kibirlilikten bahsetti. Sahabeden bir kimse geldi. Ya Resulallah. Ben iyi giyinmeyi seviyorum. Bu da kibir mi? Bu da riya mı? Dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin cevabı muhteşem. Allah vermiş olduğu nimeti kulunun üzerinde görmek ister.
Allah sana dervişlik nimeti vermiş. Allah o nimeti senin üzerinde görmek ister. Allah sana zikrullah nimeti vermiş. Allah senin üzerinde o nimeti görmek ister. Bu sadece kıyafetle alakalı. Bunu algılamayın. Bunu sadece Müslümanlar kıyafetle algıyalıyorlar. Ben güzel giyinmeyi seviyorum. Hadis-i şerifin metni öyle ya. Canım kardeşim Allah'ın vermiş olduğu nimet bir tek kıyafet mi sende? Sende Allah'ın vermiş olduğu hidayet nimeti var. Sende Allah'ın vermiş olduğu sufilik nimeti var. Dervişlik nimeti var. Zikrullah nimeti var. Allah'ın senin üzerine verdiği rızık nimeti var. Sana vermiş olduğu rızıklardan paylaş. Maddi manevi paylaş. Sana Cenab-ı Hak nimet vermiş. O nimeti senin üzerinde görecek. Dervişlik nimeti de onun da görecek senin üzerinde.
Sen ne ama Allah'ın giydirmiş olduğu elbiseyi çıkarıyorsun ki? Hayır. Hayır. Üstadım öyle derdi. Ne görüyorsan ne görüyorsanız oyuk biz. Yani sen şeyh görüyorsan şeyh derviş görüyorsan derviş ne görüyorsan o. Senin gözün onun üstündeki ne elbisesi gördüyse o o. Seni derviş gördüyse sen o elbiseyi. Yok biz değiliz. Dervişiz elhamdülillah. Sufiyiz hamdolsun. Ya bir zikir cemaatiniz var mı? Var elhamdülillah. Evet. Saklayacak bir şeyimiz yok. Biz Allah'ı zikreden kullarındanız. Ve isimizi saklayacağız. Bir soru sorarsan saklamayız. Neyse hakikat anlatırız.
Boğazımızda ilmek olsa dahi anlatırız. Derdimiz yok bizim. Derdimiz yok. Biz meydandayız. Rabbimizi muhafaza eylesin. Neden fayda olmadığı halde utanıp can çekişelim? Neden hakikatte yüzleşmeyelim? Neden hakikatin hakikatiyle yüzleşmeyelim? Neden doğruyla yüzleşmeyelim? Bizim eksikliğimiz meydanda. Neden bununla yüzleşmeyelim? Biz neysek meydandayız. Neden bununla yüzleşmeyelim? bizim bundan utanacak bir şeyimiz yok. Biz neysek meydandayız. Hazreti Pir diyor ki neysen meydanda ol. Riyaya gösterişe ihtiyacın yok.
Allah sana ne verdiyse koy ortaya ara. Koy ortaya ara. Bu kadar basit. Allah muhafaza eylesin. Hatta biz eksikliğimizi kendimizi itiraf ederiz. Biz eksikliğimizi insanlara söyleriz. Bizim bundan bir derdimiz olmaz. Biz bundan mutluluk duyarız bir de. Biz eksiğiz. Biz noksanız. Biz kusurluyuz. Biz günahta işleriz. Bizim bu konuda bunu böyle söylerken gösteriş olarak riya olarak söylemiyorum. Samimiyetimle söylüyorum. Öyle biz birbirimizi günahsız görecek noktada değiliz. Yok ya biz günahkarız. Biz masadan kalkma insanlarız. Biz bu kadarız. Ne görüyorsan oyuz.
Biz bu kadarız. saklanacak gizlenecek bir şeyimiz yok. Birisi dedi daha önce dedi içki içiyormuşsunuz dedi. Hem de nasıl içiyordum dedim. Kaldı saklayacağım gizleyeceğim öbür taraftan diyor ki hocam saklaması sakla örtelim. Diyorum Allah'ın affettiği bir şey neden örtmeye çalışacağım diyorum. Böyle kaldı nasıl? Ben dedim zikrullah alakasına oturdum. Cenab-ı bak dedim ne kadar benim eski günahım varsa yenisi eskisi hepsini de hayra çevirdi. Ben buna iman ettim. Buna iman ettim ben. Hadis-i şerif sahih sahih. Hadis-i şerif mi hadis-i şerif hepsi de sahih. Kim Allah'ı zikrullah meclisinde oturdu orada zikretti kalktı geçmiş günahlar hayra çevirildi. Bitti hadis-i şerif Resulullah ne söylediyse heva ve hevesinden söylemedi.
Tövbe eden hiç günah istememiş gibidir. Subhanallah ve bir hamdihi subhanallah ilazim ve bir hamdiye estağfurullah ilazim. Bitti bu kadar. Deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Allah'la mı yarışıyorsun? Allah'ın affettiğini sen affetmezsen affetme. Allah'la mı yarışıyorsun? Kim zikrullah halakasını oturdu? Az önce üç sefer tevhid okuduk. Zikrullah halakası. Kim o zikrullah halakasında Allah'ı zikretti kalktı? Geçmiş günahları hayra çevrildi. Sen Allah'la mı yarışacaksın? Allah bunu vaat etmiş. Sen kimsin? O yüzden gocunmayız. Meydandayız. Utanmayız da. Bu noktada utancımız yok.
Meydandayız her şeyimizde. Her şeyimizde meydandayız. Rabbim herkese hidayet eylesin. Kendi cemaline döndürsün. Cemalinden ayırmasın. Sen öyle zikrullah et. Öyle tövbe et. Öyle nefsini yerlere vur. Cenab-ı Hak seni cemaliyle müjdelesin. Bunu mu saklayacaksın sonra? O cemaliyle cemallenen o aşkın o aşkın dağda düşen o aşkın perdesine düşen her tarafı aşk olur. Neresini gizleyecek? Neresini saklayacak? Saklayacak gizleyecek bir şeyimiz yok. Cemaline vuslat oldunsan yürü! Cemal senin meydan senin. Seni saklayacaksın. Sen Allah'a aşıksan seni saklayacak bir şeyin yok. Sen Allah'a aşıksan senin gizleyecek bir şeyin yok. Sen Allah'a aşıksan Allah senin kalbine ilmlediğini verdiyse taşacak senden zaten.
Nereye saklıyorsun sen? Dolu küp taşar. Boş testin hepsini taşacak. Bardak dolarsa taşar. Dolmazsa taşar mı? Taşmaz. O zaman bardak taştıysa içinde ne varsa o taşar. Senin kalbin testi gibi olsun. Senin kalbin küp gibi olsun. Senin kalbin derya gibi olsun. O kalpte Allah aşkı var ise Allah aşkını anlatacak. Allah'a aşıklığı anlatacak. Sana Allah'ı anlatacak. Sana Allah'ı anlatacak. Allah'ı sevmeye anlatacak. Allah'a aşık olmayı anlatacak. Allah'ı zikretmeye anlatacak. Allah'ın yolundan gitmeye anlatacak sana. Başka ne anlatacak? Destide ne varsa sızıntıda o var.
Bizde sızıntı yok. Bizde taşıyor Fırat nehri gibi. Kabul taşacaksa Allah aşkı taşacak insan daha. Mal sevgisi değil. Onun bunun sevgisi değil. Allah sevgisi olacak. O kimsede Allah sevgisi varsa onun saklayacak bir şey yok. Onun gizleyecek bir şey yok. O yüzden utanıp neden can çekişelim? Utanmıyoruz. Yaşadıysak yaşadık. İster o taraftan yaşayalım, ister bu taraftan yaşayalım. İster bir hatuna aşık olalım, ister bir adama aşık olalım, ister Allah'a aşık olalım. İkisinden de utanmayız. Evet, aşık olalım, utanmayız. Hz. tipir öyle demiş. Aşıklık ister o cihetten olsun, ister bu cihetten olsun, delildir bize demiş.
Evet, aşıklık delildir. Delil. O yüzden utanmayız. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Ve bu sadıklığımızdan da, bu sadıklığımızdan da utanmayız. Bu aşıklığımızdan utanmayız. Bu harabatlığımızdan utanmayız. Bu sufiliğimizden utanmayız. bu düşkünlüğümüzden utanmayız. Bu fıkaralığımızdan utanmayız. Yeter ki Allah elimizden tutmuş olsun. O yüzden Rabbim bizleri kendine dost olan kullarından eylesin. Amin. Rabbim böyle hani hadis-i şerifte var ya saçı başı dağınık toz toprak içinde ve kapılardan geri çevrilen nice insan vardır ki Allah adına yemin etse Allah yeminini yerine getirir. Müslüm rivayet etmiş. Allah cümlemizi böylelerinden eylesin.
Amin. Bizleri öyle sufi, öyle kendine aşık, öyle kendine dost eylesin ki ağzımızdan çıkanı Cenab-ı Hak icra etsin. Amin. dualarımızı kabul eylesin. Amin. Tövbelerimizi kabul eylesin. Amin. Zikrullahlarımızı kabul eylesin. Amin. Bizleri kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Amin. Katından lütfettiği kullarından eylesin. Amin. Katından ikram ettiği, katından rızıklandırdığı, katından ilminlediğini ile süslediği kullarından eylesin. Amin. Nerede Müslümanlara zulmeden haksız, hukuksuz davranan var ise hepsinin de hidayeti mümkün ise hidayet eylesin. Amin. Hidayeti mümkün değilse hepsini de kahri perişan eylesin. Amin. Makamlarını altüst eylesin.
Amin. Güçlerini altüst eylesin. Amin. Ve onların bir gözlerini kör eylesin. Amin. İbret alem için hem dünyada hem mahşerde de onları körlerden eylesin. Amin. El Fatiha ma selevat. Amin. Haklarınızı helal edin. Biz de yana da helal olsun. Bir mikrofon verin misafirlere bakalım. Evet. Buyur hem normalde ya sen tanıt ya delikanlı tanıtsın. Hadi Mücahit sen tanıt ya da sen tanıt. Hadi Mücahit sen tanıt. Şeyh Abdullah Efendi o Dağıstan'dan geliyor. Nakşibendi tarikatında hizmet ediyor Dağıstan'da.
Rusya'da. Ali Efendi İngoşistan'dan geliyor. Şeçenistan'ın hemen yanında yine Rusya'ya bağlı bir cumhuriyet. Orada İslam Üniversitesi'nde hizmet ediyor. Talebeleri var. Şeyhimiz Hazretler'i ziyarete gelmek istediler. Elhamdülillah biz de onları acizane getirdik. Hamdü senalar olsun. Allah sizi de bizi de şeyhimizin sofrasından dergandan ayırmasın inşallah. Amin. Bir selamlama yap seni tanıyor herkesini burada. Dağıstan'dan Kaukasiya'dan İkmanlardan kardeş. Çok selamlar söyleriz. Allah razı olsun. Haklarınızı helal edin.
Vuuu. Eyvallah. Allah razı olsun. Misafirleri alın. Ha tamam. Tamam. Tamam. İnşallah. Semayı izlesinler. Evet. Tamam. Biz o videolarda görürseniz böyle hani koşturarak zikrullah yapanlar var ya. İşte İngilizce'den gelen onlar. Az önce videolarını gösterdi. Dedim hayranım ben size. 60 kilometre hıza çıkıyorlarmış koşarlarken. Allah izin verirse gideceğim ziyaret edeceğim.
İnşallah. Allah'tan bir şey gelmezse az önce içeride biraz sohbet ettik. Dedim hayranım ben size. Ben uzun zamandan beri o zikrullahı izliyorum internette. Cenab-ı Hak ocağına denk getirdi bize. Ben izliyordum. Diyordum ki kendi kendime ya bunlarla bir tanışmak lazım. bir görüşmek lazım. Onun olsana ana dedim bunlarla tanışmalı gitmeli dedim oraya. Nefesimiz yetmez benim yetmez ama dedim orada koşmalı böyle dedim. Ne güzel koşuyorlar böyle. Ahenk içerisinde. Az önce onu da öğrendim. Cenazeye giderlerken de koşuyorlar. Böyle zikrullah yapa yapa. Kadirov da aynı tarikatlanmış. Geçenlerde Kadirov'un da böyle bir şeyini izledim. Videosunu izledim. o da zikrullah yapıyor.
Onun evinde de oluyormuş zikrullah. O yüzden bu İngiş'ten gelen efendi orada da onun evinde de oluyormuş aynı zikrullah. Koşuyorlar. Elhamdülillah. Hem bir de iki saat üç saat yapıyorlarmış. evet Rücahit söyledi. Dedi iki saat iki buçuk saat üç saat zikrullah yapıyorlar dedi. Ben gitsem pert olurum orada. Ben gideceğim kenarda duracağım. Koşabildiğim yere kadar koşacağım. Diyeceğim ki benden bu kadar. Ben kenardayım bundan sonra diyeceğim. Ama öyle koşuyorlar elhamdülillah. Bir görürseniz öyle Instagram'da filan onlara beğeni yapın. Çünkü ayaktayken yatarken ondan sonra otururken Allah'ı çokça zikredin.
Zikrullah'ın böyle işte şu şekilde olacak diye bir şey yok. Koşarken nasıl koşuyorlar böyle. Muhteşem. Benim kanım kaynıyor böyle kabarıyorum. Diyorum ki gitmeli koşmalı orada diyorum ben. Ya da sizi mi koşturtsam acaba ya. Ama bir gideyim orada onun bir terbiyesini alayım ilk önce bir. Oradan gideyim bir nasıl koşuluyor ne yapıyorlar bir öğreneyim inşallah. Ondan sonra gelelim burada koşalım artık. Kapalı spor salonuna inşallah. Hep beraber karakoldayız sonra. Karakollarda almaz bizi kapalı da başlarlar şey almaya ifade almaya. Ne yapıyorsunuz Allah'a zikrediyoruz. Diyecekler ki hangi taşı kaldırsak siz varsınız altında.
Ne aykırı bir topluluksunuz diyecekler. Elhamdülillah. Ama dediğin doğru bak ya Cafer Allah razı olsun ya. level atladın bak şimdi. Kapalı spor salonunda hep beraber koşuyoruz. Beş bin kişinin koştuğunu düşün ya. Tamam resmi davet edelim Şeyh Efendi'yi o zaman.
Tamam sıkıntı yok. Resmi olarak davet edelim biz Şeyh Efendi'yi. gelsin ağırlarız burada. Tamam. Hiç gelsin burada gece gündüz sema var bizde. Tamam. En sonunda biz sürüleceğiz Niyazi Mısır'ı gibi Türkiye'den. Komple sürecekleri bir ada da yok. Önceden varmış sürmüşler. Allah iyi etsin inşallah. Geleceğiz koşacağız inşallah. İnşallah. Elhamdülillah ya. Deli deli dakika da buluyor ya. Selamun alaikum.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi