Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 26 Ekim 2025 · 55:15
Euzûbillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftan-ı zikr-fâlemennâhu, La-i-lâhû, İmâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Nerede Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk davrananlar var ise, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, topraklar ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinde bunları yapanları kahri perişan eylesin, Güçlerini yerle yeksan eylesin, onları birbirlerine düşürsün, İsrail'i dağıtsın yerle yeksan eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Bütün Müslümanlara özgürlük nasip eylesin, bütün ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet tarihisinde toplanmayı nasip eylesin, Amin Ecmain Biraz geciktik, malum Bayındır'dan misafirlerimiz vardı, öyle olunca zamanın nasıl geçtiğini bilemedik,
biraz eskilerden, biraz yenilerden, tabiri caizse muhabbetin belini kırdık, öyle diyorlar ya, Geciktiğimiz için özür diliyoruz, hakkınızı helal edelim, helal etmeyen varsa söylesin, ona göre hesaplaşalım, sıkıntı değil, Bu iş en baştan da dedim ben, ben artık bundan sonra özgürüm, ne zaman saat kaçta gelirsem, geleceğim benim böyle saat gündü, o tip şeylerin, zorunluluğum kalmadı benim artık, bitti, Yaş 64 oldu bu saatten sonra artık, benden çok zorunluluk beklemeyin, Allah bizi affetsin.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz, normalde işte neydi, bu hikaye sahte önderler, şeyhler, alimler bunlarla alakalıydı, Buradan devam ediyoruz, en son işte, beyt şuydu, fakat nadir olarak, talibin itikadındaki parlaklık yüzünden, şeyhin yalanı talibe faydalı olur, burayı okuduk, buradan devam ediyoruz, şeyhi can sanır, Ceset çıkar ama, talib kendi iyi niyeti yüzünden öyle bir makama erişir ki, hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer, kıble bulunmasa bile namazı caizdir.
Yani o talib, o böyle kendisine can suyu arayan, kendisine mürşid arayan, kendisine böyle önder arayan, ama siyasetçi olsun, ama şeyh olsun, ama alim olsun, ama bir cemaatin başındaki hoca olsun, bu normalde bu tip şeyler illa ki şuna denecek noktada değil, bunu komple toplumun önüne geçmiş veya bir cemaatin önüne geçmiş, bir tarikatın önüne geçmiş kimselerle alakalı.
Yani o kimse, o şeyhi veya o alimi veyahut da o cemaat önderi, işte bunun her yerde ismi farklıdır ya, hocadır, abidir, üstattır, siyasi liderdir, başkandır, ona ne derseniz deyin, onu can sanır, ceset çıkar ama, yani can sandı ama ceset, yani onu diri bir şey zannetti, ceset dedi, ölü çıktı. Ama kendi iyi niyet yüzünden öyle bir makama erişir ki, hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer.
Kıble bulamasa bile namazı caizdir. Yani o kimse, o talip Allah'a yönelmede niyeti salihtir, iyi niyetlidir. Ve o kimse ihlasla o topluluğa veya o şahsa intisap eder, bağlanır. Yani o mesela bir siyasi liderdir, onun ülkeyi kurtaracağına inanır. Onun hatta biraz muhafazakar kesimse, onun üzerinden İslami bir sistemin geleceğine inanır. Var ya şimdi mesela işte birçok da işte El-Kaide'ydi, şuydu buydu çıkıyor, millet toplanıyor orada, İslami devlet kuracağız diyorlar. Sonra bombalanıyorlar, komple top yükün yok oluyorlar. Bunun gibi. Hatta onu kuranlar bir bakıyorsun, Mossad ajanı çıkıyor, bir bakıyorsun CIA ajanı çıkıyor, bir bakıyorsun Amerika diyor ki onu biz yetiştirdik, CIA öyle dedi.
Onu biz yetiştirdik dedi. Kimle alakalı? Şu anda Suriye'de devlet başkanı yapanla alakalı. Onlar da ne için uğraşıyor, çalışıyorlardı? İslam için çalışıyorlardı. Ama CIA açıkladı, onu biz yetiştirdik dedi. İşte o kimse samimiyetle o kimseye intisap eder, bağlanır. Bu hocadır, bu alimdir, bu şeyhtir, bu siyasi liderdir, önderdir, bu ne bileyim bir teşkilatın başındaki bir kimsedir. Ona intisap edenler, ona bağlananlar kendilerince derler ki, hani biz buradan muradımızı alacağız ve ihlasla, samimiyetle ona bağlanırlar. Buradaki ihlas ve samimiyet, yani bağlanan kimsede aranılan özellik, ihlas ve samimiyet. Zaten ihlaslı ve samimi olan insanları aldatırlar, istismar ederler. Bir kimsenin kafasında fitne fikir varsa, tilkiler dolaşıyorsa, sorguluyorsa, onun bağlanması çok zordur.
Ama öbür türlü, o kimse kendince bir yol arıyor. Kendince bir şeyh arıyor. Aman muhakkak bir şeyhe intisap etmesi lazım. Muhakkak bir cemaate girip, kurtuluşa ermesi lazım. Veyahut da muhakkak şu A partisinin peşinde gidip veya B partisinin peşinde gidip, hem İslami bir diriliş olması lazım, hem de memleketin kurtulması lazım. Ama öyle değil. İşte burada Haset-i Pir uyarıyor, bu yolcuları uyarıyor. Diyor ki, hani yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme diyor. Meslevi de geçiyor bu. Yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme. Yanlış kapıya gidersen ömrün ziyan olacak. Bakın yanlış kapıya gidenin ömrü ziyan olacak. Hep böyle o kendince doğru yolda olduğunu zannedecek.
Ama onu doğruyu anlatmayacaklar ona. Veyahut da o onunla kurtuluşa erileceğini düşünecek. Ama onunla kurtuluşa erilmeyecek. Mesela hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kıyametten önce yalancı mehdiler çıkacak. Yalancı deccelliler çıkacak. Örnekliyorum bunu. Yalancı ahir zaman alimleri çıkacak. Yalancı ahir zaman siyasetçileri çıkacak. Bunlar hadisle sabit. Bunlar halkı cehenneme sürükleyecekler. Peşine takılan insanları cehenneme sürükleyecekler. Ama o peşine takılanlar kendilerince doğru yolda gittiklerine inanıyorlar. Mesela adam ne diyor? Şeyhi vefat etmiş.
Onun himmeti, hizmeti, onun her şeyi devam ediyor. Eee biz zakirlerle bu yola devam edeceğiz. Allah Allah. Bir önceki şeyhefendi neden zakirlerle devam ettirmedi de intisap edin bana dedi. Ondan önceki neden demedi. Ondan önceki neden demedi. Ama o zakir etrafında insanlar kaybolmasın diye bakıyor. Veyahut da aynı şey. Çıkıyor biz işte bir lider ölmüş. Zamanında liderlik yapmış. Biz hala da onun peşindeyiz diyor. Ya zaman değişmiş. Her şey değişmiş. İnsanlık değişmiş. Teknoloji değişmiş. Bilgi değişmiş. Her şey değişmiş. O diyor ki biz onun peşindeyiz. Geçen bir hadis kitabından bir şey gördüm. İlk defa gördüm onun taberhanede.
İbn-i Mesud'un sözü. Hani insanlar alimlerin kitaplarını okuyorlarmış. Demiş ki bu alimlerin kitaplarını okumayın. Siz Kur'an'a bakın demiş. Hani bakın İbn-i Mesud diyor bunu. Kendi zamanında söylüyor. Çünkü o alimlerin din hakkındaki görüşleri eskidi. Sen Kur'an'a bak. Kur'an'ı, Kur'an her ana, her çağa hitap eden kitap. Sünnet-i Seniyye her ana, her çağa hitap eden hadisler. O zaman sen yeniye bak. Yenile kendini. Öyle olunca şimdi insanlar kendilerini yenilemekten uzak. Dindarlar da kendilerini yenilemekten uzak. Sufiler de, ehli tarikat da, cemaatler de kendilerini yenilemekten uzak.
Müslümanlar da kendilerini yenilemekten uzaklar. Böyle olunca köhnemiş bir din düşüncesi, köhnemiş bir siyaset, köhnemiş bir devlet, köhnemiş bir hukuk, köhnemiş bir ekonomi sistemi. İslam dünyasının en büyük handikaplarından bunlar en büyük handikapları. Sistemler köhnelemiş, köhneleşmiş sistemler. Siyasetçiler köhneleşmiş, devlet sistemleri, ekonomi, aile, sosyal hayat, onlar köhneleşmiş. Bir ilerleyiş yok, bir değişim yok. Dindarlar da bunun içinde. Bakın dindarlar da bunun içinde. Dindarlar da kendilerini yenileyemiyorlar. Bakın geçmiş ümmetler de bu hatayı yaptılar.
Museviler bu hatayı yaptılar. Kendilerini yenileyemediler. İseviler kendilerini yenileyemediler. Ve İseviler veya Museviler kendilerince eski alimlerin kurmuş olduğu otoritede kaldılar. O otoriteleri yıkamadılar. Hahamlık otoritesini yıkamadılar. Papazlık otoritesini yıkamadılar. Yıkamadılar bu otoriteleri. Tarikatlar şeyhlik otoritesini yıkamadılar. Tarikatlar da bunu yıkamadı. Cemaatler hocalık, mollalık otoritesini yıkamadı. Bu otoriteler kendilerini Kur'an ve sünnetten besleyemediler. Bizim şeyhimizin şeyhinin şeyhi böyle yapardı dediler.
Bizim alimlerimiz böyle yapardı dediler. Bizim önceki genel başkanımız böyle yapardı dediler. Bizim bir devlet geleneğimiz var dediler. Osmanlı'nın da yıkılış sebeplerinden birisi bu. Bütün devletlerin yıkılış sebeplerinden birileri budur. İşletmelerin yıkılış sebepleri budur. Ailelerin yıkılış sebepleri budur. Bir bakmışsın aile dağılmış. Aile kendisini yenileyemiyor. Yenileme noktasında anne baba bu işin ölçüsü olması gerekirken yenilenmeye karşı olan anne baba oluyor. Veyahut da bir şirkette yenilenmeye kendisini yenileyemeyen patron oluyor. Bir iş yerinde patron kendisini yenileyemiyor. Bu sefer iş yeri batıyor.
Bütün bu normalde Allah muhafaza eylesin. Ailede baba, ailede anne kendisini yenileyemiyor. Veya arkasından gelenlerin görüş ve düşüncelerini kale almıyor. Biz babadan böyle gördük diyor gidiyor Allah muhafaza eylesin. Oysa bir tuşla şimdi bütün işleri hallediyor. Ben bundan 15 yıl önce bunu övünmek için söylemiyorum. Züccaciye dükkanı açarken firmanın programcısına çağırdım. Dedim gel ben istediğimi sana söyleyeyim. Dedim buraya bir tane mal girse buradan internet üzerinden göreceğim. Mal çıksa göreceğim dedim. Günlük satışı göreceğim. Neler satıldığını göreceğim. Kimlerin malı olduğunu göreceğim dedim. Adam böyle baktı bana. Bana böyle bir program hazırla getir dedim.
Ben su tohumu orada göreceğim dedim. Bundan 15 yıl önce. Kimin malını sattım, kimin malından ne kadar kar ettim onu da göreceğim dedim. Bir tuşla hepsini görüyordum akşam olunca. Bir tuşla. Şimdi değişti mi sistem? Değişti. Orada kara deftere yazmak yok. Sen elindeki malı bileceksin her gün. Günlük. Örnek bu değişimi, bu yenilemeyi gerçekleştiremeyenler batıp gidecekler. İşte o bu liderler, bu şeyhler, bu üstadlar aslında ehliyetli değil. Aslında kendi oturdukları makamın temsilcileri değil. Ama onlara intisap edenler, onların peşinden gidenler. İhlaslı ve samimi ise, çünkü o zaman o kimse o ihlas ve samimiyetiyle kendini kurtaracak.
Ama ömrünü ziyan edecek. Hz. Bir başka bir beytte diyor ki, yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme. Yanlış kapıya gittiğinde ömrünü ziyan ediyorsun çünkü. Gittiğin kapı, eğer bir sufi topluluksa, o şeyhin bu konuda etkinliği ve yetkinliği var mı? O şeyhi kim şeyhliğini ilan etmiş? Toplanmış üç beş kişi, sen bizim şeyhimiz mi ol demiş? Veyahut da onun şeyhi mi ilan etmiş onu? Elinde icazeti var mı? Bunu sor, sorgula bunu. Onun hani daha önceki beytlerde vardı ya, onun süsüne aldanma. Onun yaldızlı sözlerine aldanma. Siyasetçi ise, onun yaptıklarına bak, söylediklerine bak, yaptıklarına bak. Söyledikleri ve yaptıkları birbirini tutmuyorsa, bırak onun peşini.
O kimse hala da köhnemiş bir sistemi, köhnemiş bir kurguyu ayakta tutmak için mi uğraşıyor? Yoksa yenilemeci mi, yeniliyor mu? Yenilemiyorsa ve o köhnemiş sistemi hala da devam ettiriyorsa, ondan hayır gelmez. Veyahut da o alim denilen kimse, hala da yeni, normalde ayet ve hadislere bakaraktan, dini yaşanır hale getirecek iştihatlar etmiyorsa, o da köhnemiş.
Allah muhafaza eylesin. Evet, buradan bir kimse kendince, kendisine bir paye çıkarıp, ameller, niyetlere göredir hadis-i şerifince, oradan kendisini düzeltebilir mi? Evet. Oradan yol gidebilir mi? Eyvallah. Onun şeyhe bağlanması Allah içinse, evet o belki de oradan bir kendine yol bulacak. Ama Allah bizi affetsin, bu noktada başarıya ulaşan insanları çok az gördüm.
Çünkü o günün müritleri de, önceki zamanların müritleri de çalışkan değiller. Vazifelerini çok iyi yerine getirmiyorlar. Kendi nefislerini terbiye etmek için uğraşmıyorlar. Yani o kimse heva hevesinden, kibrinden, gösterişinden, şatatından, şatafatından vazgeçmiyor. Ona Kur'an ve sünnetin doğrularını anlatsan dahi, o heva ve hevesini ilah edinmiş, nefsini ilah edinmiş, kibrini ilah edinmiş, gösterişini ilah edinmiş.
Onda devam ediyor. Şeyhine bakış açısı öyle, hocasına bakış açısı öyle, zalimine bakış açısı öyle. Öyle olunca o derviş yetişmiyor. Özür dilerim, o sufi yetişmiyor. Onun manevi hali açılmıyor. Manevi hali açılmış olsa, o başındaki üstadını görmeyecek. Başka bir üstad görecek. Hatta kimisinde öyle hamagatlık var, bir yerden ders almış ama başka bir şeyhi görüyor. X yerden ders almış ama rüyasında başka bir şeyhi görüyor. Oraya gidip anlattığında da sen bizim eski şeyhleri görmüşsündür diyor. O dervişte de böyle bir hamagatlık oluyor.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama o kimse ihlaslı, samimi gitti bir yere intisap etti. Biz şimdi onu Allah'ın izniyle yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifiyle kurtaralım. İbn-i Mace'de geçiyor bu. Ümmetimden hata, unutma ve zorlama ile yapılan şeyler kaldırılmıştır. Bir kimse hata yaptı. O kimse oradaki o kimsenin nasıl bir kimse olduğunu tespit edemedi. İştah adında hata yaptı. O Mürşid-i Kamil değil mi, Mürşid-i Kamil mi bunu tespit edemedi ve gitti ona intisap etti. Bunu tespit edemedi, intisap etti ona hata yaptı.
Veya bir şeyde unuttu. Unuttuğundan da sorumlu değil. Veya zorlama ile bir erkek eşini boşadı. Bunu Hanefiler kabul etmemiş. Hanefiler demişler ki zorlamayla da olan boşama, boşamadır. Korkutmayla da olsa boşama, boşamadır. Ama bu hadis-i şeriften bazı mezhep imamları bu zorlamadan dolayı bunu normalde caiz görenler var. Şimdi böyle olunca o müridin yanılması, o müridin hata yapması mazur görülebilir. Ben hepsini şimdi gömmeyim çünkü bu tip şeyleri. Allah için gidiyor bir yere intisap ediyor o kimse. Yani o kimsenin hani gerçekten bir mürsidi kamil mi değil mi olduğunu analiz edebilecek ve hatta o kimse hani bunu tespit edebilecek ilmine, zahiri ilmine ve hatta bu işte manevi ilme sahip olması düşünülemez bir derviş adayının.
Hani bu şuna benziyor, hani susuzluktan dolayı su biraz bulanık ama içiyorsun. Hani şu anda Bursa'da sular kesiliyor boyuna, siyasetçilerin aymazlığından, iş bilmezliğinden, körlüğünden dolayı düşünebiliyor musunuz Bursa'nın halini? Bakın bu kör siyasetçiler böyle insanları ne yazık ki zorluğa götürüyorlar. Yani Bursa'ya iki yıl hiç yağmur düşmese yetecek su var, yukarıda bir baraj var.
O barajın suyunu şu anda Bursa kullanamıyor ve Bursa sessiz, sakin hayatına devam ediyor. Yani bu susuz kalmanın hesabını soramıyor. Kim olursa olsun düşünebiliyor musunuz? Duyarsızız, duyarsız. Bu ülkenin vatandaşlarının vergisiyle yapılmış bir baraj var. O barajın suyunu bu insanları dağıtamayan, köhnemiş, köhnemiş, iş görmez bir sistemin kurbanı bütün insanlar.
Ne yazık ki bu insanlar suskun. Bu insanlar buna bir şey diyemiyor. Bir şey söyleyemiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde hani bu bir hata değil, bu bir unutma da değil. Bu köllük, aymazlık Allah muhafaza eylesin. İşte mürid de bilmeden, vatandaşlar da bilmeden veyahut da iyi niyetiyle, çünkü biz onları yaşadık, kurtar bizi baba, elinde bir fötür şapkası. Herkes kurtaracak bizi deyip hüra peşinden gitti, daha perişan oldu. Sonra anamız çıktı bizim, kurtar bizi ana dedik. Bir gece de iflas ettim ben. Ne kurtaracak babamız bitiyor, ne de kurtaracak anamız bitiyor bizim.
Her hepsi de kurtarmak için geliyorlar. Biz dağda batıyoruz, dağda batıyoruz, dağda batıyoruz. Borcumuz aşağı ince ne, daha da yükseliyor bizim ülke borcumuz. Faizler aşağı ince ne, daha da yükseliyor. Elfasyon aşağı ince ne, daha da yükseliyor. Biz bir türlü kurtalamıyoruz. Biz kurtuluşu şunda ararken, bunda ararken Allah hatırımızdan çıktı bizim. Biz kurtuluşu Allah ve Resul'ün de aracığımıza, biz Ahmet'te, Mehmet'te aradık. O siyasi partide, bu siyasi partide aradık. Kurtuluşa bunlar erdirecek derken batırdılar bizi. Fuhuş arttı, içki arttı, kumar arttı, her türlü namussuzluk arttı, her türlü suç arttı. Cezaevilere yetmiyor ülkede.
Suç yaşı indi 12'ye, 13'e. Çocuk yaşta çeteler oluştu. Uyuşturucu indi 12-13 yaşına. Fuhuş indi 12-13 yaşına. Bu ülkede fuhuş 12-13 yaşına indi. Uyuşturucu ilkokullara indi. İlkokulların önünde uyuşturucu satılıyor Bursa'da. Gazeteler yazdı. Basına düştü. Biz kurtulacağız derken batıyoruz. Biz kurtulacağız derken batıyoruz. Yani gelen faizi yükseltmekte buluyor çareyi. Faiz faiz üstüne, faiz faiz üstüne. Biz kurtuluşu faizde aradığımız müddetçe kurtulamayacağız zaten.
Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden müridin yanılması mazur görülür. Veya toplumun yanılması mazur görülür. Halkın aldanması, aldatılması, halkın aldanması mazur görülür. Hani derler ya o kimse ateşe düşmüş. Ona derler ki buradan kurtulacaksın. Kendince başka bir alternatif göremez. Şaşkınlaşır, sarhoşlaşır. Batar o. Hani gelir böyle ordalıkta dolaşan faizciler vardır. Onların bir de ayakçıları vardır. Seninle arkadaşmış gibi davranır. Sen dertleşirsin ya sorma işte şu kadar çekler var. Gelecek ama şu anda çok sıkıntılıyım. Der ki ya sıkıntı yapma benim tanıdığım bir arkadaşım var. Ben sana kefil olayım.
Ben sana yardımcı olayım. Onlar sana para verirler. Çeklerini kırıverirler. Seni faize alıştırır. Sen kurtuluş ümidiyle o faizceye yapışırsın. Yapıştığın anda battığının işaretidir. Perişan eder seni. Şimdi insanın bu noktada yanılması Kur'an sünneti bilmiyor çünkü. İşin hakikatini bilmiyor. Yanılması mazur görülür. Bunu mazur, Hazreti Pir çok güzel bir örnek vermiş. Yani mazur görülürken. Yani normalde o hak ararken sahte bir şeyhe düştü. O hak bir şeyhe arıyordu. Hak bir siyasetçi arıyordu. Hak bir alim arıyordu. Ama o samimiyetle arıyor ya. O samimiyetle ararken işin sahtesine düştü. Ehliyetsiz olana düştü. Yani o kimse ameliyat olacak.
Ameliyat hani cerrah arıyor. Ama ehliyetsiz veyahut da o kimse işinin çok ehli değil. Ehli olmayınca masada kaldı. Ömrü bu kadarmış. Demedik o neşteri kaçırdım, damarı patlattım. Ömrü bu kadarmış. Veyahut da işte şimdi Lütf Usta'yı görünce aklıma kaporta geldi. Yani o kimse ehliyetli değil gitmiş. O da kaportacı ama yani benim gibi işte eli çekiş tutuyor mu tutuyor. Ondan sonra o çekişte düzelecek olan yeri getir oğlum oradan balyozı dedi. Kalsın abi dedim ben. Kalsın. Daha Lütf Usta'yla tanışık değiliz biz. Veyahut da bir tane kaportacı tanıyorum. Benim tanıdığım bir dostumun arabasını yapıyor. Altı aydır araba öyle duruyor.
Tanıyor Lütf Usta'nı. Duruyor. Bir de entelektal takılıyor. Bir tek flora eksik. Flora var ya. O eksik. O da o kendini çok iyi kaportacı görüyor. Ama bir de işin ehli var. Ustası var. O bir normalde kendi yapmış bir arabayı götürmüş adam. Ne diyorlar ona eksper'e? Eksper demiş ki bunda değişen yok. Lütf Usta yırtıyormuş kendini. Ben değiştirdim diyormuş ya. Yani diyormuş ki ben değiştirdim. Ama eksper tespit edemiyor o değişikliği. Yani işin uzmanı, işin erbabı onu öyle yapıyor. Onu inceleyecek olan kimse yok yok bu orijinal diyor. Bu değişmemiş diyor. Erbabına denk gelirsen orijinal iş yapar sana.
Ama onun nazını çekmek zor. Yok Usta sana taş atmıyorum şimdi. Bir işin erbabı varsa evet onlar da enteresan bir şey. Nazlı oluyorlar. Ona bugün ver yarın al Mustafa Özbağ'a ait ol. Öbür türlü yok. O işin erbabı o. O yüzden onun o noktada nazını çekeceksin. O hemen efendim bir rüya gördüm. Tevili nedir? Dur kardeş ya. Dün bir bugün iki. Senin karşında yapay zeka yok. Hemen tahkak anında cevap verelim. Beni yapay zeka ile karıştırma. Oooo ben normalde keyfim gelecek, günüm gelecek, saatim gelecek. Afyonum patlayacak. Bakayım ki neler yazmışlar.
Bakacağım ondan sonra. Yok. En yakınındaki telefon açıyor. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Bir rüya yazdı. E yazmışsındır ne yapayım şimdi? Ne yapayım? Anında cevap bekliyor. Yok kardeş öyle değil. Hatta millet öğreniyor ya böyle. Dışarıdan selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Ben filanca yerden dersliyim. Böyle böyle rüya gördüm. Ben cevap bana onu okuduktan sonra. Üstadınıza yazabilirsiniz. Edebin üstadınızın şey yapması lazım. Ne o? Tevil etmesi lazım. Cevap şu. Üstadımız rüya yorumu kendisinde olmadığını söyledi. Ben cevap yazıyorum. Bir Mürşid-i Kamil'i de rüya yorumunun olması lazım. Rüyayı yoramıyorsa o dervişin hali ne olacak? Nasıl değiştirecek?
Nasıl esması değişecek? Hangi esmayı alacak? Hangi esmadan düştü aşağı? Bunu nasıl tespit edecek? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem rüyayı yorardı. Ondan sonra Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali bunlar rüya yordular. Eğer o kimse mürşid ise, mürşid-i Kamil ise onda rüya yorumunun olması lazım. Cevap yok. Veyahut da bazısı dayanamıyor. Yine de benim rüyamı yorar mısınız? E yok diyorum artık bu tamam. Ona yapacak bir şey yok diyorum. Yoruyorum rüyasını. Zamanın var ise. Ehliyetli değil. Ona açıklıyorsun, söylüyorsun. Ama o mürid adayı, şeyhine karşı olan ihlasından ve samimiyetinden dolayı onu eksik ve nakıs görmüyor. Hadis-i şerif aklıma geliyor.
Sevenin gözü kör, kulağı sığır. O üstadını sevmiş çünkü. Şimdi böyle olunca, yani normalde o karanlıkta kalmış. Hz. Pir çok koşuma gitti bu benzetmesi. Diyor karanlıkta kalan bir kimse, kıbleyi nasıl diyor, hani kendi kalbince bir yöne yöneldi. Onun namazı tamam mı? Tamam. İşte diyor bir mürid adayı da o esnada bilemedi, tanıyamadı ve o kimse bir yere döndü ve oraya intisap etti. Mürid belki de elinden geleni tam anlamıyla yapmadı, çok araştırmadı, çok bakmadı. Ama normalde o kimsenin niyeti salih, niyeti salih olunca o kimse de bir yere döndü, namazını kıldı. Namazı namaz mı?
Evet. O zaman ayet-i kerime, böyle sahabeler kendilerince böyle bir şey yaşamışlardı. Gece karanlığında herkes kendince bir kıble tayin etti. Herkes kendince bir kıble tayin edince namazını o kıbleye doğru eda etti. Eda ettikleri yönü bellilik koydular, tabiri caizse. Sabah oldu, sabah olunca kimisinin kıblesi doğru, kimisinin kıblesi doğru değil. Onun olsana normalde Allah Resulüne sallallahu aleyhi ve selleme bu meseleyi aktardılar. Dediler ki ya Resulallah, böyle böyle biz gece karanlığında yatsı namazı kılmak için bir türlü bir tespit edemedik kıbleyi. Tespit edemeyince karanlıkta hepimiz farklı farklı yönlere yöneldik, namazımızı eda ettik.
Sonra sabah olduğunda baktık ki bir kısmımızın kıble niyetiyle döndüğü yer kıble değilmiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir an durakladı. Tabiri caizse, benim tabirimle şakka vahiy geldi. Bakara 115, doğu da Allah'ındır batıda. Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın veçi oradadır. Ayet-i kerime de veç olarak geçiyor. Ben onu zat olarak görüyorum. Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın veçi oradadır. Bu ayet-i kerime geldi. O zaman kıble, karanlıkta kalan bir kimse için yanlış dahi olsa Allah için niyet ettiğinden dolayı onun namazı namaz. O yüzden yolda kalmış bir kimse, karanlıkta kalmış bir kimse, bir kimseyi şeyh, alim, önder olarak gördü.
İhlaslı ve samimi bir şekilde onun peşinden gitti. Evet, yani belki de zamanı ziyan oldu ama o kimse ihlas ve samimiyetinden dolayı sevap aldı. Ve o kimse elindeki imkanlarla, bilgisiyle yola çıktı çünkü. Ben o yola çıkmayı tabiri caizse, ben bir kimsenin bir böyle üstada intisap edip yola çıkmayı kendimce hicret olarak düşünürüm.
Bağdaştırırım onu ve Nisa ayet 100. Kim Allah yolunda hicret etmek üzere evinden çıkar da sonra da ölüm ona yetişirse artık onun mikafatı Allah'a ettirir. O kimse Allah için yola çıktı çünkü. O kimse Allah için yola çıktı. Allah için yürüyor. O kimse Allah için konuşuyor, Allah için sohbet ediyor, Allah için koşuyor. Bir mürşide intisap etti, Allah için intisap etti. Bir cemaat, bir tarikat, bir oluşum o normalde önüne geldi, Allah için ona bağlandı. Allah için orada yol yürüyor. O zaman o kimse niyeti, samimi, ihlaslı, temiz, farklı bir amacı yok. Farklı bir amacı yoksa o hicret ettiği şeyi bulacak.
Hani hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri neye hicret ederseniz onu bulursunuz dedi. Devam ettirdi hadis-i şerifte. Yani kadına hicret eden kadını bulur. Dünyaya hicret eden dünyayı bulur. Allah için hicret eden de Allah'ı bulur. O zaman bu mesele de ne içindi? Mekke'den Medine'ye hicret edilirken bir müşrik erkek de hicret etti. Bir Müslüman kadına aşıktı, bir Müslüman kadına aşık olunca o da hicret etti. O hicret edince sahabe dedi ki ya Resulallah, hani biz Allah için hicret ettik. O dedi kadın için hicret etti. Dedi ki kadın için hicret eden kadını bulur. Sonra Müslüman oldu gerçekten o kadınla evlendi. Dedi ki dünya için hicret eden dünyayı bulur.
Ben hep derim ki, hani dışarı mal satmaya gidenler var ya, mal satmaya gidiyor, tahsilata gidiyor, ürün pazarlamaya gidiyor. Hicret ediyor, evinden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan ayrılıyor. O kimsenin ticareti düzelir. Ama almaya gidiyor ama satmaya gidiyor. Şeyh Efendi'nin meşhur bir sözü vardı, bana söylerdi. Mustafa Efendi, gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır oğlum diyordu. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Hicret etmek, yani o kimse dünya için hicret ediyor. Mal alacak, mal satacak. Başka bir beldeden, başka bir şehirden gerçekten çok bereket bulur. Gerçekten iyi iş yapar. Tembel insan oradan alıp oradan satacağım diye uğraşır. Oradan alıp oradan satmakla, oradan aldığı yeri biliyor çünkü herkes biliyor.
Gider oradan alır. Sen ondan kar edemezsin. Sen hicret edeceksin. Başka şehirden bir mal alıp, kendi şehrinde satacaksın. Hicret edeceksin. Başka bir ülkeden mal alıp, ülkende satacaksın. Ya da hicret edeceksin. Ülkende yetişen bir ürünü başka bir ülkeye satacaksın. Hicret edeceksin. Allah için hicret edeceksin. Bir yandaki evi davet edeceksin ya da sen ona gideceksin. Dolaşacaksın. Allah'ı anlatacaksın, Resulullah'ı anlatacaksın. Üstadımın yoluydu. Gezerdi, dolaşırdı, anlatırdı insanlara. Herkes zannederdi ki, oh ne kadar keyifli bir iş. Ben içimden derdim ki, gelin bir dolaşın bakalım. Bir on beş gün evinizden uzak durun. Bir yerde de değil.
Üç günden fazla bir yerde kalmaz. Daha oranın havasına alışamadan, ertesi gün başka, üç gün sonra başka yere gidiyorsun. Üç gün sonra başka yere gidiyorsun. Üç gün sonra başka yere gidiyorsun. Çıkıyoruz. Kayseri'de duruyoruz. Kayseri'den Sivas'a geçiyoruz. Sivas'tan Tokat'a geçiyoruz. Tokat'tan Ankara'ya geçiyoruz. Bazen Ankara'dan İstanbul'a geçiyoruz. Hadi gel yap. Yaşın altmışın üstünde olsun bir de. Gittin yerde de durmak yok. Gecesine sohbet var. Gündüzüne bayan sohbeti var. Ertesi gün sabah kahvaltıda sohbet var. Çünkü bitireceksin orayı. Ondan sonra ertesi gün Sivas'a, mesela Kayseri. Kayseri gündüz sohbet, akşam sohbet.
Bazen kalmayız, gece yola çıkarız Sivas'a. İyi, Sivas'ta ertesi gün gündüz sohbet, akşamına erkek sohbet, ertesi gün gündüz büyük kadın sohbeti, ertesi gün akşam gece erkek sohbeti, ertesi gün tokat. Tokat'ta gece gündüz sohbet, ardından Ankara. Ankara'da gece gündüz sohbet, ardından İstanbul'a dönerdik. Hicret, Allah için hicret. Bana vasiyeti de oldu. Mustafa Efendi, oğlum ben vefat ettikten sonra devam et dedi. Dervişleri boş bırakma. Emredersiniz efendim. Oğlum dedi, erkekler gelirler giderler de kadınlar dedi gelip gidemezler. Kocaları izin vermez, paraları olmaz. Çocukları olur, soğuk olur, sıcak olur. Kaynanaları, kayınpederleri bırakmaz, nereye gidiyorsunuz der.
Oğlum sen boşlama, iyi mi dedi. Seyahat et, dolaş onları, emredersiniz efendim. Hatta şunu derdi, bir derviş en fazla 45 gün üstadını görmeden durabilir. Ayda bir üstadını görmesi lazım, onun sohbetine, onun zikrine katılması lazım derdi. Ayda bir. O yüzden oğlum dervişlerin parası olur, parasızlığı olur. Genelde dervişler fukara olur. Onun sözüydü bu. O yüzden Mustafa Efendi sen gitmeye çalış, emredersiniz efendim. Bu, Allah için hicret eden Allah'ı bulur. Bunu unutmayın hiç. Evinde yatan insandan mürşidi kamil olmaz. Onun hicreti olacak. Onun hicreti olacak.
Hicretsiz bir mürşidi kamil olmaz. Üstadımın sözü. O bile hicret etti, Konya'da bir yıl durdu. Öyle olmasına rağmen, dolaşmasına rağmen Konya'ya da hicret etti. Mustafa Efendi, bu da bizim hicretimiz oğlum dedi. O zaman Allah için hicret eden Allah'ı bulur. Dünya için hicret eden dünyayı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. Erkek için hicret eden erkeği bulur. Ne niyetle hicret ediyorsa o kimse, hicret ettiği niyeti bulur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği söz haktır. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. O yüzden de Nisa ayet 100'de de kim Allah yolunda hicret etmek üzere evinden çıkar da, o kimse Allah yolunda hicret etmek için evinden çıktı.
Sohbete gidiyor, zikrullaha gidiyor, tebliğe gidiyor, bir yere gidiyor. Allah için. Allah yolunda hicret etmek üzere yola çıktı. Sonra ölüm ona yetişirse artık onun mükafatı Allah'a aittir. Yolda öldü. Mükafat ona aittir. Hicrete çıkan kimse şehit hükmünde çünkü. Ben şehit olayım, baz gaza, 180'le gidilecek olan yerde 240'a git, viraja da öyle git, güm, yok öyle değil. Sen sebepler dairesinde olması gerektiği bir şekilde yürü. Yolda ölüm geldi sana eyvallah, şehit oldun veya Allah için hicret ettin, merak etme. Niyetin samimi ise, niyetin ihlaslıysa, yola çıktığın anda, yola çıktığın anda, bir bakmışsın ki şeyhin arabada, bir bakmışsın ki pir efendiler arabanın üstüne oturmuş. Sen yalnız gittiğini zannediyorsun, bir bakıyorsun ki arkada üstadın oturmuş.
Bir bakıyorsun ki arkada pir efendi oturmuş. Bir bakıyorsun ki ooo, sahabeler arkada oturuyorlar. Yalnız değilsin. Bu navigasyondaki konuşan hatun değil. Sağdan sola da değil. Yalnız değilsin. O yüzden bir üstadla yolculuğa çıktıysan, fazla kelam konuşma. Soru sorma yolda. Allah'ı zikret, rabıtanı kur. O boş bir yolculuk değil. Allah için yola çıkılmış çünkü. Bunlar tecrübe.
Efendim, sizi filanca arkadaş götürecek. Olur Mustafa Efendi. Buradan İstanbul. Şimdi onun da bana dedi ki, Mustafa Efendi oğlum, çok yoruluyorsun dedi. Buradan İstanbul'a döneceğimiz zaman, bir arkadaş bana tahsis et oğlum dedi. Sen artık böyle fazla getiriyorsun, götürüyorsun. Olur efendim. Bir arkadaş tahsis ettik. Dedik ki, sen götür. O şahsın kendisine dedi. Sen götür, getir tek başına. O yanına birisini de almış. Dervişlik. Bunları görüyorsun. O yanına birisini de almış. Ona söylemiş, şeyhefendiyi ben götüreceğim. diye. O demiş ya ben bir şey danışacağım, görüşeceğim. Beni de götür yanında.
Olur demiş. Onu da almış. Şimdi şeyhefendinin yolculuk adabıdır. Gelir, oturur arabanın önüne. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Hayırlı yolculuk Mustafa Efendi. Allah razı olsun efendim. Bu kadar. Bakın bu kadar. tespihini alır. Çat, çat, çat, … Kalır. Bir müddet öyle durur. Ondan sonra çat, çat, çat, … Durdu gene. Çat, çat, çat, … Sen korne bile basmayacaksın o esnada. Arabayı sallamayacaksın. Ani fren yapmayacaksın. Ani gaza basmayacaksın. Ani gaza basmayacaksın.
Böyle sükunetli gideceksin. Onun o halini bozmayacaksın. Ben dikkat ediyorum bunlara. İşte kasise girmeyeceksin. Ne bileyim şunu yapmayacaksın. Öksürmeyeceksin. Tinsirmeyeceksin. Müzik açmayacaksın. Her şey sessiz, sakin. Böyle rolantı da olacak. Öyle zaman olur. Biz buradan İzmir'e çıkarız. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Hayırlı yolculuk. Allah razı olsun efendim. Yani İzmir'e yaklaşmışızdır. Mustafa Efendi neredeyiz evladım? Efendim Manisa'ya geçtik. Maşallah iyi gelmişiz. Elhamdülillah efendim. Himmetinizle iyi geldik. Bu kadar. Sonra İzmir'e yaklaşıyoruz. Mustafa Efendi programımız ne oğlum? Efendim işte önce Bayındır'a gideceğiz.
Veya önce şuraya gideceğiz. Önce şunu yapacağız. Oradan buraya gideceğiz. A'la. Sonra yine gittiğimiz yere kadar konuşmaz. Şimdi o arkadaşı verdik. O da yolda soracakları varmış ya. Efendim şu şöyle miydi? Efendim bu böyle miydi? Efendim şu şöyle miydi? İstanbul'da kızının evine götürmüşler. İndirmiş orada. Bir gün mü iki gün mü ne geçti? Ben bir gittim ziyarete. Oğlum geçen gönderdiğinin yanındaki kim dedi? Efendim ben yanımda onun birisini göndermedim ki dedim. Onun sadece kendisine söyledim dedim. Sen götür dedim dedim. O yanında dedi. Birisini de getirdi. Oğlum dedi.
İstanbul'a gelince kadar ne sorusu bitti ne bir sözü bitti dedi. Allah Allah. Efendim özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Ben sadece o arkadaşa söylemiştim. Yaptı şey yap. Tervişler söz dinlemiyorlar oğlum. Tabii ben o yanında götüren adamı bırakır mıyım öyle? Bırakırsam Mustafa Özbağlıktan çıkmıştır. Dedim gözüm görmeyecek seni bir daha. O senin yanında götürdüğünü de dedim. Gözümün görmediği yerlerde oturun siz dedim. İkiniz de gözümün görmediği yerlerde oturun. Sizin dersinizi mersinize alıp gönderirim. Bilmiş olun. Hala da ikisini de gözüm görmüyor. Evet.
Şimdi Allah için hicret eden kimse Allah'ı bulur. Sen şeyhinle Allah için hicret ettiğini düşün. Öyle tefekkür et. Allah'ı zikret. Sessiz bir şekilde. Sen bir üstadı taşıyorsun. Sen o normal değil. O bir hicret. Ne için çıktı yola? Allah için yola çıktı. Sen onu ne yapıyorsun? Sen de onunla berabersin. Sen de hicret ediyorsun. Neden Allah'ı zikretmiyorsun? Neden boş muhabbet yapıyorsun? Boş bazlık ediyorsun? Edebe-mugayir hareket ediyorsun? Allah muhafaza eylesin. O yüzden kim neye hicret ederse onu bulur. Rabbim bizi kendisine hicret eden kullarından eylesin.
Amin. Ecmayim. Evet bugün sohbeti bu kadarla kısayım. Hem daha fazla vaktinizi almış olmayayım. Hem de içeride misafirlerim var. Onları da çok fazla yalnız bırakmış olmayayım. Onların da biraz teller yanmış, karıştırmışlar kendilerini. Biraz onları da böyle rolantiye getireyim. Rabbim cümlemizin tellerini sağlam eylesin. Amin. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah davacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyelim? Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim? Demiş. Hazreti Pir. Buradan inşallah devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal edin.
Bizden yana da helal olsun inşallah. El Fatiha. Masalamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.