Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 12 Ekim 2025 · 1:28:19
Eûzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemennehum, La ilâhâhâ. ...nizi hayırlı eylesin. Yılınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batılı bilenlerden eylesin.
...hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. ...nerede Müslümanlara zulmeden Müslümanların hakkına, hukukuna, kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz eden zalimler var ise, Cenab-ı Hak hepsini kahri perişan eylesin. ...israil'i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin. ...nerede Müslümanlar özgür değil ise, hepsini de özgürlüklerini nasip eylesin. Mesnevi, Kur'an ve sünnet tefsiridir. Tabii ben aynı zamanda da Mesnevi'yi bir hayat tefsiri olarak da görüyorum. Tabii Mesnevi'yi okuyup incelemeyenler, bu konuda bir fikir sahibi olmayanlar, Mesnevi'ye kendilerince iftira atarlar.
Ama biz işte 2280. Beyit'e geldik. Şu ana kadar gerçekten böyle Mesnevi'ye karşı gün geçtikçe benim hayranlığım daha da artıyor. Ve bu topluma gerçekten doğru bir şekilde anlatılması, doğru bir şekilde okunması gerektiğine inanıyorum. Evet. Malum bu bölüm toplumun önüne geçen sahte önderlerle alakalı. Şeyhler, alimler, bürokratlar, siyasetçiler bunlarla alakalıydı. Geçen hafta son bir eğit oydu. Gelin de ihsan kereminin sofrasından kimse mani olmaksızın yiyin demektir. Yani bu toplum önderleriyle alakalı söylüyor.
Bunlar normalde tabiri caizse sahte önderleri tarif ediyor bize. Onlar da onun başında toplanırlar. Nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh yarında. Fakat bir türlü o yarın gelip çatmaz. Bu yalancı önderler, siyasetçiler, bürokratlar, şeyhler, alimler etrafında insanları toplarlar. Gelin bir ihsan sofrası var. Bu ihsan sofrasından siz de yiyin derler. Ama insanlar toplanırlar. Hani o ihsan sofrasından yemek istediklerinde onlara yarın derler. Buradaki ihsan sofrasından kasıt zahiri çorba yemek içmek değil. İhsan sofrasından kasıt manevi hikmetler. Hani peygamberlere kitapların yanında bir de hikmet verdikler. O manevi sofra deyince o kimsede manevi hikmetler olması gerekiyor.
Ama dervişler, müritler normalde bir kimsenin bakıyorlar. Hele bu zamanda şimdi yani süsü güzelse o kimsenin biraz da böyle konuşması düzgünse etrafına insanları topluyorlar. E bizim insanımız da dinin hakikatinden uzak, Kur'an ve sünneti öğrenmekten ve öğrenmemiş. Bundan da uzak. Bu sefer kim bir sarıklı görürse, cübbeli görürse, biraz da sarığı cübbesi afilliyse, o gelin dediğinde onun etrafında toplanıyorlar.
Ve o dervişler, saf. Kendilerince benim yıllar önce bir tabirim vardı. Bu tabirim şu, bir kimse susuz, çölde susuz kalmış. Susuz kalan bir kimsenin önüne su diye bulanık bir su koymuşlar. Ama o kimse susuzluğundan dolayı o bulanık suyu temiz su gibi içmiş. Veyahut da bizim bayındır da, bizim orada baharına derler, biz Pamukçapası'na gidiyorduk yazın. Pamukçapası'na gidince işte orada bir su var, tulumba suyu. O su böyle yavan yavan, sanki mazotluymuş gibi, benzinliymiş gibi. Su yok ya, veyahut da o suyun sahibi daha uzakta bir su var, oraya gitmesin, vakit kaybolmasın diye o sudan içiriyor.
Şimdi örnekliyorum, Bursa'nın suyunu düşünün. İşte bitti su, çeşmelerden akan su her türlü hastalığa açık, arıtılmıyor da. Siz şimdi çeşmelerden o suyu içerseniz, normalde başka bir tatlı bir su bilmiyorsanız, bilmiyorsanız, o suyu temiz su olarak içersiniz. Ondan sonra da hastalıklara düçar olursunuz, bu sefer hastanelerde enfeksiyondan yatak kalmaz. Bunlar böyle komplike şeyler. İşte normalde o müritlerde bir kalabalık var orada, o kalabalığa doğru koşarlar. Ama o kimse sahih diye etrafına toplanırlar. Ondan sonra o kalabalıkları toplayan kimse de kibirlenir. Neden? Ehil değil çünkü. Ehil olmuş olsa kibirlenmeyecek.
Kibirlenince de normalde onlardan insanlar siyasetçi ise, örneğin siyasetçiden rahat yaşama talep ederler. Yani şu enflasyonu durdur, şu faiz belasından kurtar, şu fuhuş belasından kurtar, şu uyuşturucu belasından kurtar. O kimse, sahih bir siyasetçi değiliz, hep yarınlar. Gelecek hayal satar. Aynı şey mesela, o kimse bir mürşid değildir, bir şeyh değildir. Ona gider bir rüya anlatırsın. Bize tecelli gelince, sana rüyanın tevilini yaparız der. Ona bir soru sorarsın, gayet normal. Din öğreneceksin çünkü. O böyle biraz durur, yapar. Bu sana yeter der. Böyle mi yaptı diyorum ben? Evet diyor. Ne yaptı, neyi ne etti senin diyorum ben?
Bakıyor, hani o cezbe diyor, bana geçmemiş midir diyor. Saf adam. Yani şeyhin bir mırh yapmasıyla cezbenin ona geçeceğine, o dini sorunun da onun kalbine geleceğine inanıyor. Bunlar benim yaşadığım örnekler, dinlediklerim. Hikaye değil. Şimdi o kimse de ne diyor? Ondan yarın diyor. Oysa onun elinde bir şey yok. Hani kelim merhem olsa kendi başına sürermiş. Aslında o mürşidim diyenin mürşide ihtiyaç var. Ben şeyhim diyenin şeyhe, bir mürşid-i kamileye ihtiyacı var. Ben siyasetçiyim diye ortaya çıkanın siyasetçiye ihtiyacı var. Aslında hepsinin de bir doğruluğe ihtiyacı var. Yani bir kimse de, bürokraside de aynı. Benim buraya genel müdür olmam lazım diyor.
Torpilini buluyor, her şeyini buluyor. Bir bakıyorsun adam genel müdür oluyor oradan. Veyahut da bir şeyde bir makam sahibi oluyor. Oysa teşkilatı bilmiyor, işi bilmiyor. Oradaki yöntemi bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor. Ama o bir torpil buldu siyasetçilerden, bürokrattan oradan buradan. Bir baktın adam genel müdür oldu. Yarın öbür gün bakan yardımcısı olacak, müsteşar olacak. Önemli değil. Ama ehliyetli mi değil mi o sorgulanmıyor. Öyle olunca bu kimselerin hepsi de ne yapıyorlar? Hep böyle vaat veriyorlar. Yani ondan bir şey istedin de gelecekte, hani Araplar gibi bade, sonra yani. Sen diyorsun bu iş araba diyorsun ki, bu iş ne olacak?
Bade, bade sabah. Sabahtan sonra, akşamdan sonra tekrar gidiyorsun. Hani işte pasaportlar elinde gidiyorsun. Diyor ki akşamdan ne o? Gece gelin diyor. Gece gidiyorsun, sabah gelin diyor. Sabah gidiyorsun, gece gelin diyor. Yani aynı şey bürokraside de var ya, sadece Araplarda yok bu. Yani gidiyorsun, bütün evrakların tamam, alıyor evraklarını, evraklarını aldım. Sonra gel diyor. Sonra ne zaman? Ben şimdi soruyorum. Sonra ne zaman diyorum, bakıyor şimdi bana. Nasıl yani diyorum. Bas böyle, sonra dedin ne zaman? Bir saat sonra mı, iki saat sonra mı, üç saat sonra mı, üç gün sonra mı, on gün sonra mı, otuz gün sonra mı, üç ay sonra mı, ne zaman diyor. Sen çok soru soruyorsun hacı dedi bana.
Ha ben öyleyim dedim, çok soru soruyorum ben dedim. Baktı evraklarına, ha Mustafa Özbağ, sensin demek dedi. Ha benim dedim. Sonra dedim ya dedi, yine kinayesini söylüyor. Ben de söyledim ya dedim, sonra ne zaman? Bunlar işinde ehliyetli olmayanlar. Oturmuş oraya ya, vatan haini aslında o. İşini dostlar yapmıyorsa, 657 bir memur, vatan haini. Başka bir şey değil. Hırsızdır o. Neden? Saatinden çalıyor. İşini dostları yapmıyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunların yarınları gelmez. Bunların sonraları gelmez. Bir bürokrat ehil değil, sonrası gelmez onun. Siyasetçi sonrası bitmez onun.
Ben 64 yaşındayım, 14 yaşında siyasetle tanıştım düşün. 50 yıldan beri bu ülke düzelecek. Her gelen diyor ki, sabredelim. 3 ay sonra hiçbir şeyiniz kalmayacak. 90 gün diyordu Süleyman Baba. Takılın peşime dedi. 6 sefer gitti, 7 sefer geldi. En son dadın Cumhurbaşkanı da oldu bu ülkede. Ama hep sonra ile geldi. Bütün herkes sonra bak, hala da dinlersiniz siz. Enflasyon ne zaman düşecek? Bu sene içinde düşecek değil mi? Sonra. İşin böyle bir partiye laf söylemek değil. Benim parti değil ki benim için. Ama bunların hepsi de sahte önde. Bu şeyhi, alimi, cemaat lideri, siyasetçi, bürokrat bunlar işinin ehli değil. Liyakat ehli değil bunlar.
Sonra diyorsa liyakat ehli değil. Yarın diyorsa liyakat ehli değil. Normalde bir de bunlar olacağına dair de hadis-i şerifler var. Yani sahte alimlerin çıkacağına dair, sahte ümmetin önüne gelip böyle hani eski tabi hadislerde hani kral, hükümdar veyahut da işte Hakan adına ne derseniz deyin bunların çıkacağına dair hep hadisler var ahir zamanla alakalı. O yüzden normalde ümmetin yalancı deccallar çıkacağına dair, yalancı alimler çıkacağına dair, yalancı siyasetçiler çıkacağına dair. Yalancı din ehliyim deyip çıkacağına dair, hatta yalancı şeyhlerin çıkacağına dair de hadisler var. Bunlar beni hani şaşırtıyor mu? Hayır şaşırtmıyor. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde bunlar hatta hadis-i şerif öyle diyor ya, bunlar öyle sözler söyleyecek ki diyor, siz diyor bunları ne babanızdan ne da hatalarınızdan dinlememiş olacaksınız.
Yani bunlar öyle sözler söyleyecekler. Yani senin atan böyle bir laf söylemedi, o söyleyecek dinde olmayan şeyleri söyleyecekler. O güne kadar dinde duyulmamış bir şey söyleyecekler. Çünkü ancak kalabalıklar böyle ikna olacak. Yani size birisi ayet-i hadis anlatınca canınız sıkılıyor. Sizin için söylemiyorum. Yani siz bir topluluğun önüne gidin, ayet-i hadisi anlatın, canları sıkılır. Şimdi mahallelerde ders yapanlar, bayanlar, erkekler. Ben diyorum ki hadis okuyun orada örnek. Şimdi şikayet şu. Başka bir şey konuşmuyor musunuz? Hayır yok konuşmuyoruz. Bir tek hadis konuşuyoruz, ayet konuşuyoruz, fıkıh konuşuyoruz. Onu istemiyor o. Bakın onu istemiyor. Müslüman, mümin, mümin, mümin, müslüman, ayet-i hadisi istemiyor.
Hakikat istemiyor o. Ona bu haram demeyeceksin ona. Bunun hakkında ayet var, hadis var demeyeceksin. Onun gönlüne hoş gelen bir şey söyleyeceksin. Allah muhafaza eylesin. Oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunlardan sakınmamızı söylüyor bize. Başka bir hadis şerifte de gece karanlığı gibi öldürücü fitnelerden sakının. Sabah mümin olarak uyanan kişi akşama kafir olarak çıkar. Veya akşama mümin olarak çıkan kişi sabaha kafir olarak uyanır. Dünya arzusu için dinini satar. Asıl bu hadis şerifi buraya almamın sebebi son cümle. Dünya arzusu için dinini satar. Bu kadar. Başka bir şey değil.
Dünya arzusu için dinini satar. Müslüm'de geçiyor bu hadis şerif. O dünya arzusu için. Yani bu para olabilir, bu kadın olabilir, bu normalde makam olabilir. Dünya arzusu için dinini satar. Dünya çünkü kadın makam ve paradır. Haram olanlar. Kadın İslam'da haram değil. Helal. Para İslam'da haram değil. Helal yoldan kazanırsan helal. Makam helal yoldan verildiyse helal. Ama yok. O kimse yani illaki o makamı oturacak. Ne makamı? Şeyhlik makamı. Oturacak oraya o. O ben buraya layık mıyım, değil miyim diye sormayacak. Onu 3-5 kişi alkışlayacak, onu oraya oturtturacak.
O da ben şeyhim diye cartınacak. 3-5 kişi alkışlayacak onu, sen genel müdürlüğe layıksın diyecek. O da oturacak oraya. Önemli değil oraya layık olup olmadığı. Veyahut da o kimse benim gibi Elif'i görse, Mertek zannedecek. Onu alim diye oturtturacaklar oraya. Onu mühtü diye oturtturacaklar. O mühtü olmak için var gücüyle çalışıyor. Mühtü olarak atanacak bir yere. Ona bir soru sorsan cevap veremeyecek. Ona bir şey desen, şu nedir desen cevap veremeyecek. Ama mühtü. Haçta yaşadığımız bir şey şeyhefendiyle gittiğimizde. 2 tane mühtü, 2-3 tane de şeyh var. Manevi olarak rüyayı ve hali inkar ediyorlar. 92 yıl.
İkisi mühtü, diyanetle gelmişler. İkisi mühtü mü ne? 2 tanesi de şeyh bunların. Rüyayı ve hali inkar ediyorlarmış. Ben üstlerine gitmişim. Selamun aleyküm dedim. Otur Mustafa Efendi şöyle dedi. Oturdum ben. Nasıl geldin buraya dedi. Direkt. Koca Arafat meydanı. Nasıl geldin buraya dedi. Efendim dedim, çadırdakınlar dedim. Başladılar. Emekliliğine kaç yıl kaldı. Kaç oğlum var, kaç kızım var. Onu everdin mi, bunu boşattın mı? Benim ne işim var burada? Şeyhim Arafat'ta dedim dedim. Eee dedi. Ben çadırdan dışarı çıktım. Ellerimi açtım dedim. Üç ihlas bir fatihe okudum. Makamlara dedim, bağışladım. Ya Rabbi beni şeyhimle buluştur dedim.
Eee dedi. Sonra çıktım dedim. Kalbime gelen yöne göre geldim dedim. Bir kimse tarif etti mi sana dedi. Herhangi bir kimse. Hayır efendim dedi. Nasıl geldin dedi. Kalbime gelen yöne geldim dedi. Şimdi geri dönsem bulabilir misin dedi. Himmetinizde bulurum dedi. Öbür türlü, öbür türlü bulamam efendim. Bazı yerlerde gözümü yumdum çünkü dedim. Hani sahih olsun diye dedim. O zamanlar yeni dervişiz ya. Hani gözü açık rüya görmek daha başlamamış tam. Asıl rüya gözü açık görünemdir. Onlara döndük. Onların kim olduğunu bilmiyorum. Duydunuz mu dedi. Onlar kaldılar. Şeyh efendi bir kelime dahi konuşmadı.
Fa'lemennehu la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Koparıyor şeyh efendi ortalığı. Ardından biz böyle 4-5-6 kişi böyle Nevşehir'den var. Oradan buradan var. Bir cayırtayı kopardı şeyh efendi. Cehri. Yıkılıyor ortalık. Bunlar böyle kaldılar, kaçamadılardı bir yere, gidemedilerdi. Şimdi neyse muhabbetin o geri kalanını sonra anlatırız gene bir denk geldiğinde.
İki tanesi müftü, üç tanesi şeyh. Rüyayı ve manevi halden, rüyadan haberleri yok. İnkar ediyorlar. Böyle bir şey olmaz bu zamanda diyorlar. Çünkü bunlar o dünya fitnesinin içine düşmüşler. Dertleri dünya. Ama bir kimsenin derdi dünyaysa onun maneviyatla alakası yoktur. Bir şeyh para topluyorsa, milletten istiyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir bürokrat ben şunu olacağım diye uğraşıyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir siyasetçi yalan söylüyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir bürokrat yalan söylüyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir üstad, bir şeyh dervişlerden para topluyorsa, para istiyorsa, mal makam istiyorsa, maneviyatla alakası yoktur. Bir dergahta böyle bir insanlar makam bekliyorsa, makam istiyorsa orada o kimsenin maneviyatla alakası yoktur.
Bir kimse bir şeyhten şeyhlik icazeti istiyorsa o kimsenin maneviyatla alakası yoktur. Bakın maneviyatla alakası yoktur. O kimse başka bir şeyin peşine düşmüş. Bir kimse kendine zakirlik istiyorsa, çavuşluk istiyorsa, nakiplik, nügabbalık, halifelik, su gabaklığı istiyorsa onun maneviyatı yoktur. Direkt o kimse diyecek ki ben Allah rızası için Allah için dervişliğe geldim.
Bitti. Bitti bu kadar. Adam dergaha gelip evlenmeyi düşünüyorsa, dergaha gelip işini düzeltmeyi düşünüyorsa, dergaha gelip çocuğunu evlendirmeyi düşünüyorsa, kızını evlendirmeyi düşünüyorsa veya kadın kendisi evlenirim diye düşünüyorsa, erkek ben buraya geleyim burada evlenirim diye düşünüyorsa onun maneviyatı yoktur. Dergahlar fise bilillah Allah için gelinip gidecek yerlerdir. Bir kimse üstada Allah için intisap eder, bağlanır. Başka bir şey için değil. Burada başka bir amaç, maksat var ise oradan Allah rızasını kaldırır. Allah muhafaza eylesin. Ademoğlu'nun az çok sırrı meydana çıkabilmek için uzun zamanlar lazımdır. Ben hep derim ya ahirine bakın.
Zaman en güzel ilaçtır derim. Zaman en güzel ilaçtır. Bir insanın iyiliği, kötülüğü, manevi olup olmaması, doğru olup olmaması zamanla alakalıdır. Bir hareketin nereden kaynaklandığı, nereye gittiği, yönü ne, cephesi ne, gittiği yol ne, zamanla alakalıdır. Zaman onun ilacıdır. Şimdi o derviş uçuyordur, hikmetlidir, keramet gösteriyordur, zaman gösterir onun. Eğer uçması hakikatse, kerameti hakikatsa zaman gösterir. Bir bakmışım, beş yıl sonra uçan adam başka yerlere uçmuş. Ya bu arkadaş uçuyordu, diyorum ben fazla havalanmış, o yüzden oksijene dayanamamış, yön kaybı olmuş. Zaman onun ilacıdır. Bir şeyhim diye çıkar o meydana, zaten bir kimse ben şeyhim diye meydana çıktığında uzak dur ondan.
Uzak dur. Sebep, o kimse normalde eski sufiler, ben şeyhim, ben dervişim, ben nakibim, ben nükabayim, ben zakirim bile demezlerdi. Bir kimse bunu diyerekten çıktığında meydana uzak dur ondan. O yoluna çıkmış o. O dalgasında o. Uzak dur ondan. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o insanlar, normalde insanın ne olup ne olmadığı seneler sonra belli oluyor. Bir sıkıntı çıktığında belli oluyor. Bir problem çıktığında belli oluyor. Bir baskı söz konusu olduğunda meydana belli oluyor. Bir bakıyorsun, bir düdük çalıyor, aa beş on kişi kalmışsın. E çok kalabalıktın, kalabalıktan kimse kalmadı.
Neden? Bir düdük geldi, iş bitti. Bakın kalabalıktık biz, 28 Şubat'ta bir düdük, Şeyh Efendi'nin yanında oturuyor. Ömredeyiz biz. Telefon açıyorlar. Efendim burada baskı var, dersleri tatil edebilir miyiz? Edebilirsiniz diyor. Önce Nevşehir aradı. Sonra Sivas aradı. Bakın, fitne böyle dolanıyor. Ardından tokat aradı. Ardından şurası aradı, burası aradı, böyle. Ben içimden diyorum ki, bizim Bursa'dan ne zaman arayacaklar? Bursa'dan da aradılar. Ben Şeyh Efendi'nin konuşmasından kimin aradığını biliyorum. Kapattı, biri daha aradı Bursa'dan. Aynı ekip onlar.
Ben yanı başındayım Şeyh Efendi'nin. Döndü, Mustafa Efendi, Bursa'da bir sıkıntı var mı? Dedi, hiçbir sıkıntı yok efendim. Ne yapıyorsunuz dersleri? Gümbür gümbür yapıyoruz efendim. Maşallah oğlum. Bir sıkıntı yok yani. Hiçbir sıkıntı yok efendim. Sıkıntılı olanlar belli. Onlar gidecek zaten. Gittiler de. Biz 28 Şubat'ta da kepengi kapatmadık. Devam ettik. Burada o arkadaşlar da zaten şu anda. Onların kepenkleri hiç kapanmadı. Bir şahsın kepenginin kapanması var. Bir de topluluğun kepengi kapatması var. Biz topluluk olarak kapatmadık. Şahıslar kendileri kapattılar. Telefon açtılar Şeyh Efendi'ye. Şeyh Efendi'nin bana söylediği. Efendim biz içeri girsek bizim çeklerimizi Mustafa abi mi ödeyecek?
Bizim dükkanlarımızı Mustafa abi mi açacak? Birisi demiş ki efendim benim memuriyetim yanarsa benim evime Mustafa abi mi bakacak demiş. Doğru söylüyorsunuz. Gitmeyebilirsiniz derslere demiş. Gernediler onlardan. Ben de bağırırım ya bir giden bir daha gider diye. Bir bırakan bir daha bırakır. Bir sıkıntı oldu bıraktı mı bir daha bırakır seni. Adam iflas etti. Kadın bıraktı mı seni bıraktı. Bir daha bırakır seni. Kadın hastalandı adam bıraktı mı onu bıraktı. Bir daha bırakır o adam seni. Derviş üstadı bir sefer dinlemedi mi dinlemedi mi bir daha dinlemez seni. Onun not düşü oraya. Bir zakir seni dinlemedi mi dinlemedi mi not düşü oraya. Bir daha dinlemez seni.
Bu şeyi var hep. Mustafa Özman böyle bir insan. Beğenmeyen dersini geri iade edecek gidecek. Kendimizi adam toplamaya çıkmadık meydana. Biz meydana da kendimiz çıkmadık zaten. Bizi ilgilendirmiyor. Bizi meydana süren düşünsün. Hani diyor ya bu derdi veren düşünsün. Bizi ne şimdi ama onlar normalde bu tip hani insanlar sırrı bazılarına malumdur ama insanlar bunu göremezler.
Göremeyince o zaman içerisinde çıkacak. Hani ben bazen diyorum ya merak etmeyin ben öldüğümde kaç trilyon oluyor? 18 milyar, trilyon muydu? Kaç? 17 trilyon. Arkamdan bu kadar para kalmayacak. Yok bu ümmetin parası mıydı? Yok bu bilmem kimin parası mıydı? Böyle bir tartışma da olmayacak. Ama bu olacak. Zaman gösterecek bunu. Bir yolun hakikati zamanla çıkar meydana. Arkasında granfuller mi var? Arkasında İngiliz kraliyet ailesi mi var? Arkasında CIA mi var? Mossad mı var? Arkasında önünde kim var? Zaman içerisinde çıkar o. Kim Kısıncır'la Bursa'da görüştü? Zaman içerisinde çıkar.
Zaman içerisinde görülür. Kim İngiliz kraliyetinin gizli valisi? Bunlar zaman içerisinde çıkar. Ah bir bakmışsın o gizli vali frakları giymiş İngiltere'de. Görürsün bunu zaman içerisinde çıkar bu. Ondan sonra aldandık der insanlar. Haklı. Aldanır insanlar. İnsan aldanmaya müsaittir çünkü. Aldatmaya da aldanmaya da müsaittir insanoğlu. Sebep? Aldatanlar manevi değildir. Aldananların da manevi gözleri açık değildir. Aldanan körlünden aldanır. Aldatan da hainliğinden aldatır. Aldatan hainliğinden aldatır. Aldanan da körlünden aldanır. Kör çünkü Allah bizi affetsin.
Ankabut ayet 10. İnsanların bir kısmı Allah'a iman ettikler. Fakat Allah yolunda eziyet görünce insanların yaptığı eziyeti Allah'ın azabı gibi kabul eder. Rabbinden müminlere bir zafer erişse yemin olsun ki münafıklar şüphesiz ki biz de sizinle beraberdik derler. Allah alemlerin sinesinde yatan her şeyi en iyi bilen değil midir? Onun sinesinde olanı Allah biliyor. Ama o insanlar o sıkıntılı zamanda derler ki aslında sizle beraber değildir. Ama o sizle beraberdik der. Aslında o mücadelenin içinde değildir. Ama insanları aldatmak için o mücadelenin içindeymiş gibi gösterir. Ve zaman mümini ve münafığı ayırt eder. Zaman yolun içerisindeki sahih olanla sahte olanı ayırt eder.
Bu neyle ayırt olur? Sıkıntıyla ayırt olur. Sıkıntı olmadıkça bu ayırt olmaz. Para olmadıkça bu ayırt edilmez. Makam olmadıkça bu ayırt edilmez. İnsanın ya parasızlık boyasını çıkarır ya da para onun boyasını çıkarır. Ya rahatlık onun boyasını çıkarır ya da sıkıntı onun boyasını çıkarır. Bir rahatlık gelir adam namazı bile bırakır. Ve rahatlık bozdu onu. Bir bakmışsın adam bir sıkıntı gelir. Sıkıntı gelince yolu da şehide terk eder. Bir sıkıntı gelir adam eşini de evini de her şeyini terk eder. Bu insanların yaşamış olduğu Cenab-ı Hakk'ın başına getirdiği imtihanlarla meydana çıkar. Allah muhafaza eylesin. Bir kimseyle yolculuk etmedikçe onun ahlakını tam bilemezsiniz.
Kenzul Umman hadis-i şerif bir kimseyle yol gitmezseniz onun normalde ahlakını bilemezsin. Buradaki yol zahiren baktığınızda normal yola çıkmak. Buradan Ankara'ya gitmek. Bu da insanın yolda ne olduğunu anlat. Cimri mi o kimse ondan sonra geçimli mi geçimsiz mi yolculukta çıkar. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi der ki yolculuk yapacaksın, ticaret yapacaksın, aynı kaptan yemek yiyeceksin. Efendim yolculuğu anladım, ticareti anladım. Aynı kapı anlayamadım aynı kaptan yemek yemeği. Mustafa Efendi dedi, aynı kaptan yemek yerken dedi, birisi dedi etin güzel yanını senin önüne koyuyorsa dedi, o samimi insan dedi. Yok böyle dedi tabağın içerisinde kaşığını çatalını dolaştıraraktan dedi, etin iyi tarafını kendi yönüne getiriyor da, yağlı tarafı veyahut da işte kemikli tarafını senin önüne getiriyorsa dedi.
Anladım, ölçüye bak içimden. Şimdi Şeyh Efendi'nin zamanında da biz hep aynı kaptan yiyoruz. Yemek veriyoruz, yemek yiyoruz, aynı kaptan yiyoruz. Benim gözüm herkesin önündeki tepsilerde. Kim ne yapıyor? Yanında kına mı yediriyor, kendisi mi löp löp götürüyor. Nerede Mehmet Aslan bizi?
Mehmet Aslan bu ölçüden sen muafsın. Yani bu ölçüyü burada söylüyorum, seni muaf tutuyorum. Bu insanlar, etin iyi tarafını sana yedirsinler. Sen de onu hak ediyorsun zaten. Yalnız işte o zaman kaçırdığın gibi fazla kaçırma. Anladın değil mi orayı sen? Siz anladınız mı? Ne olduğunu yaşadığını biliyorsunuz mu? Bilmeyenler elini kalırsın. Mehmet Aslan bir gece eti fazla kaçırmış. Rahatsızlanınca bunu paldır küldür hastaneye götürmüşler. Demişler ki mideni yıkamak zorundayız. Demiş asla. Benim adım demiş Mehmet Aslan. Ben demiş aslan gibi yerim, anakonda gibi öğütürüm.
Asla demiş benim midemi yıkayamazsınız. O zaman fazla kaçırma. Herkes bunun önüne koymuş herhalde böyle hani. Mehmet Aslan sen ye diye. Bosna'da açık büfe, tezivan başındaki adam bununla Ali'ye bakmaya başladı. Bunlar neden bakıyorlar bunlara dedim ben. Kaçıncı tabak olduğu belli değil derler. İstersen doğru deme akşama ıslık çalanları göndereyim.
Rahatsın değil mi? Çünkü yüzünü saklıyor benden direğin arkasına geçiyor. Bir sıkıntı yok değil mi? Ses ıslık mıslık falan yok değil mi? Yapıyor. Ne yapıyor? Tıkırtı mı oluyor? Eyvah eyvah eyvah. Kalkmış hanımına demiş ki sende taife var herhalde demiş. Kadıncağız da gece yarısı beni arıyor. Bende böyle bir şey var mı? Kim söyledi dedim ben. Mehmet söyledi, değişim söyledi. Yani dilimun ucuna kadar geldi. Üzerine gönderiver ya Rabbi diyecektim. Sonra birkaç hırpaladılar herhalde değil mi? He? Gene lambalar açık mı yatıyor? Evet. Yolda bunlar da lazım.
Evet. Yol sadece zahiri yol ama bir değişim manevi yolu var. Yani tarikat yolu var, sufilik yolu var. Bir kimsenin mesela bir dervişin, bir şeyhin, bir zakirin, bir nakirin, bir nügabba'nın da hani neyin ne olduğu yolda belli oluyor. Yani o kimse bir rüya görüyor, rüyasını tevil ediyoruz. Cömertlik yap diyorum. Emredersiniz efendim diyor. Aradan bir ay geçiyor, bir daha rüya görüyor. Diyorum cömertlik yapmamışsın sen. Efendim hakkınızı helal edin falan. Bak tabi ol. Veya birine diyorsun ki annenin kalbini kırma, annenin kalbini kırmışsın. Git annenle helallaş. Üç gün geçiyor üzerinden daha helallaşmamış. Niye işin var yolda? Diyorum hanımlarınızı erkeklere söylüyorum.
Hanımlarınızı dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin. Hayvani şeylere benzetmeyin. Bu sufilik değil. Gene yapıyor. Kadınlara diyorum ki kocalarınıza itaat edin. Kur'an sünnet tarihesinde. Bir de yazıyor efendim bunu isteme benden. Ne amma geldin. Ben sana işin hakikatini söyleyeceğim. Sen de tabi olacaksın. Allah bizi affetsin. O yüzden yolculuk sabır etmek, yolculuk paylaşmak, yolculuk itaat etmek, yolculuk yolun adaf ve erkanına uymak, yolculuk küstahlık değil, yolculuk insanın kibirlenmesi değil, yolculuk insanın heva ve hevesini ilah edilmesi değil ki. Eğer sufilik yolunda gideceksen, heva hevesini kenarda bırak, sufilik yolunda gideceksen Allah'a itaat et, Resulüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine itaat et.
Madem itaat etmeyeceksin, yolda ne işin var senin? İtaat etmek için geldin. Kur'an sünnet tarihinde itaat et, Allah bizi affetsin. O yüzden normalde bir insanın, eğer o kimsenin gözü perdelenmediyse, kulağı perdelenmediyse, kalbi perdelenmediyse, kimin ne olduğunu anında bilir. Perdeli ise zamana ihtiyacı var. E şimdi ne yazık ki ümmetin büyük bir çoğunluğu perdeli. Çünkü zikretmiyorlar. Çünkü sıkı sıkı bağlanmıyorlar. Öyle olunca perdeli. Perdel olunca neyin doğru, neyin yanlış, neyin hakikatli olup olmadığını bu konukta bilmiyor. Ve sufilik yolu çetin bir yoldur. Kolay bir yol değildir.
Herkese kolay olarak söylüyor. Değil canım kardeşimi, sufilik yolu çetin bir yol. Nefsinle mücadele edeceksin, şeytanla mücadele edeceksin, dışarıdaki şeytanlarla mücadele edeceksin. Senin önüne eşiğindir, annendir, babandır, çocuğundur, sistemdir. Önüne çıkacak senin. Ya sufilik yolculuğu öyle layl-ölyom yolculuk değil ki. Adam şeyhim diye yola çıkmış, bir düdük evde. Kim hiç kimse bizi ziyarete gelmesin, kimse bizim kapımıza gelmesin. Bırakmış tası tarağı. Hani sen Allah'a dostun, Allah'a dost olan neden korkacak ki? Allah'a dost olan Allah'tan başka neden korkacak? Allah'a dostsan neden hak ve hakikati söylemiyorsun? Yok.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o insanın içindeki ne olduğu, terbiye olup olmadığı, zaman içerisinde meydana çıkacak. Sen onu belki de görüyorsun, kim görüyorsa ama onu görmeyen için zamana ihtiyacı var. Görenin de gerçekten hakikat noktasında mı? Bir de işin o tarafı var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kimisi böyle yarım yamalak bağlanır, intisap eder. Kimisi tam bağlanır. Kimisi hakikat noktasındadır bağlaması. Kimisinin şeriat noktasındadır. Kimisinin tarikat noktasındadır. Kimisinin marifet noktasındadır. Kimisinin hakikat noktasındadır bağlılığı. Zaman çıkar bu. Kimisi ilmel yakindir.
Kimisi aynel yakindir. Kimisi hakkel yakindir. Bunlar zaman alır insanlarının sırrının, gerçeğinin meydana çıkması. O yüzden normalde bir kimsenin gönlünde sakladığı, içinde sakladığı her neyse zaman içerisinden bilmeyenler için ortaya çıkar. Öyle ya kendine mi davet ediyor? Kur'an sünneti mi davet ediyor? Nereye davet ediyor? Kendi nefsini mi düşünüyor? Heva hevesini mi düşünüyor? Neyini düşünüyor? Ve anlattığı şey ne? Bir derviş yanındakine ne anlatıyor? Bir zakir etrafına ne anlatıyor? Bir nakip ne anlatıyor? Bir şeyh ne anlatıyor? Bu normalde dervişan da bu konuda uyanık olacak. Dinleyenler uyanık olacak.
Bütün dinleyiciler uyanık olacak. Kim nereye davet ediyor? Çünkü hadis-i şerifler var. Sizin gibi konuşurlar. Sizin gibi namaz kılarlar. Ama onların davetleri diyor cehennemedir. Allah muhafaza eylesin. Tek duvarın altında define mi var? Yoksa yılan, karınca, ejderha yuvası mı? Duvarın altında ne var sorusu aslında. Yani bu kişi hakikaten Allah dostu mu? Duvarın altında ne var? Duvarın altında olanı Hızır biliyor. Duvarın altında olanı Musa bilmiyor. Diyor ki şu duvarı tamir etmemiz lazım. Duvarı tamir ederken Hızır kendi kendini... Musa aleyhisselam kendi kendini düşünüyor. Bu virane duvarı neden tamir ediyoruz diyor. Hızır işine bakıyor.
Çabuk diyor. Taşı getir, kumu getir bu duvarı tamir edeceğiz. Eee anlamıyor bunu Musa. Yolda anlamıyor bunu. Yol yürüyorlar halbuki. Yolda duvar tamir edilirken Musa anlamadı duvarın altında ne olduğunu. Sonra Hızır yolumuz buraya kadarmış deyince dedi ki sana hikmetleri şimdi anlatacağım. Duvarı tamir ettik çünkü altında hazine vardı dedi. O hazinenin sahibi de çocukların babasıydı dedi. O çocuklar şimdi dayılarının yanında dedi. Onların dayıları da serkeş dedi. Eğer o hazine meydana çıkarsa dayıları o hazineyi yerler içerler dedi. Ama o çocuklar büyüyecek. O hazineyi bulacaklar. Hazineyi bulunca babaları gibi cömert olacak.
Babaları gibi ilim ehli olacak. İman ehli olacak. Çünkü altın imandır, ihlastır, hidayettir. Orada Musa kısasındaki hazine imandır, ihlastır, samimiyettir. Oradaki duvar o çocukların çocuklara ilim verilmesidir. E sen duvarın altında ne olduğunu bilmiyorsun ki. Altından ne çıkacak. Hazreti Pir de sorguluyor. Duvarın altında define mi var yoksa yılan karınca, ejderha yuvası mı? E o duvar zamanla yıkılacak. Yıkılınca hazine mi var, yılan ejderha mı, meydana çıkacak. Çünkü o kimse gerçekten Allah dostuysa, o kimse gerçekten hak ve hakikatten bahsediyorsa, o kimse gerçekten bir mürşidi kamil ise, o zaman o kimse de define var demektir.
Yok o senin parana, puluna gözünü diktiyse, senin evine, barkına, tarlana gözünü diktiyse, yok vakfımıza bu evi vakfeder misin, biz burada talebe okutacağız da, yok bu arsayı verir misiniz, biz buraya şunu yapacağız da diyorsa, senin tarlana, bağına, bahçesine konmaya çalışıyorsa, duvar yıkıldı, içinden yılan ejderha çıktı. Yok vakfımıza bir tane araba alacağız, bu arabada senin de payın olsun, aylık şu kadar kaç para verebilirsin? Abi baktın ki araba oradaki vakfın imamının altında özel araba olmuş. Arkadaşlar buranın elektriği var, suyu var, doğalgazı var, bakın zikrullah doluyor, hadi burada da sizin payınız olsun.
Aylık ne kadar vereceksiniz? Duvarın altından dünya sevgisi çıktı. Şu kitap basıldı, şu kadar fiyat, normalde kitap 5 lira, 10 lira, kaç para sattın? Üstadın kitabı tanesi 1000 lira satıyor, 2000 lira satıyor, 5000 lira satıyor, 10.000 lira satıyor, hatta daha ilerisi. Abi ne soruyorsun ya kitabın parasını? Üstadın kitabı, ne gönderiyorsan gönder, para mı soruyorsun? Adam soruyor, siz kitabı kaça satıyorsunuz? Canım kardeşim biz satmıyoruz. Ben gücümü yettiğince bastırıp dağıtıyorum. Nasıl? Bas be. Siz satmıyor musunuz? Canım kardeşim dedim ya. Benim oraya sohbette konuştuğum şeyin ücreti ne kadardır dedim ya.
Kaldı. Allah için konuşuyoruz. Duvarın altından ne çıktı? Yılan ejderha çıktı. Duvar yıkıldı, zaman içerisinde, altından, hatta şimdi zamana kalmadı. Adam bir yerden bir şeyhlik icaz etti, dergah yapacağım, yardım eder misiniz bize? Öyle diyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden duvarın altından iman hazinesi çıkmalı, hakikat çıkmalı. Bunu zaman gösterecek, Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab-ı Hak sizin suretinize değil, siretinize, içinize bakar. Rabbim içi temiz olanlardan eylesin. Amin. O yalancı şeyhin hiçbir şey olmadığı meydana çıkıncaya kadar talibin de ömrü tükenmiş olur. Artık anlamanın ne faydası var?
İnsanın ömrü gidiyor, o kimsenin yalancı olduğunu anlayıncaya kadar. Yani bir kimse bir yere derviş oluyor. Yani şeyhin ömrü ne kadar? İşte onun ömrüyle beraber 15 yıl, 20 yıl, 30 yıl. E ben 90'da buraya geldim. 90'dan beri derviş olan kardeşler var şimdi. Yıl olmuş 2025 mi? 26 mı Salih? 25'miş. Kaç yıl geçmiş Salih? 35 yıl olmuş. Vay be. Bizim duvar yıkılmış zaten artık. Eskimiş de. 35 yıl. Bir insanın ne olup olmadığı çıkar meydana. Hacı Mehmet kaç yıllık dervişlik seni? Ben ödemiş dedim değil mi? Yok.
Ben ödemiş dedim sen ders aldığında Bursa mı da mıydın? 93. Sen yeniymişsin ya. Normal Hacı Mehmet o zaman saçları uzun, İstanbul'da tıraş oluyordu. Tafrası tafrası yerindeydi. Hacı Erkan senin kaç yıl? 93. İsmail senin 92 miydi? İsmail'i nasıl biliyorum bak. Orada kendini yakışıklıyım zannediyordu. Dikkana geliyordu. Baktı ben daha yakışıklıyım. Adnan nerede? Adnan kaç yıl oldu? En eski Adnan. Adnan kaç yıl oldu? 34.
Hüseyin senin? Hüseyin kaç? Hüseyin senden ay farkı mı var? Senden daha önce değil mi Hüseyin? Bak arkadan Mehmet de geldi. Mehmet de senden eski değil mi Mehmet? Berabersiniz. Bak Adnan gene haykıya geçti sana bak ha. Neden? Sen ondan önde değil misin? Oooo sen Adnan'dan kaç var? Sen de çocukmuşsun daha ya. Adnan senden daha eski. Adnan senden eski kim var şimdi? Ali Karadağ da senden eski değil mi? Doğru Hüseyin de senden eski. Sen oradan askerlikten kaybettin. Yoksa o da alırdı yani. Ali Karadağ yok mu bugün? Sen neredesin Ali ya? Hiç demiyor ben buradayım diye. Sen o zaman normalde 90'da mı aldın Ali?
Benim geldiğim yıl yani. Vay maşallah sonra. Hüseyin mi eski sen mi eskisin? Bak şimdi. Hanginiz eski? Korkuyorsun. Oğlum benden mi korkacaksın Hüseyin'den mi korkacaksın lan? Bir gün öncesin sen. Tamam mı? Hüseyin abi diyecek sana bundan sonra. Siz Ali'nin ismini tam bilmiyor musunuz? Ali'nin ismi Şıh Ali. Tabii. Öyle değil mi Ali? Nüfusta ne yazıyor Ali? Ali mi yazıyor?
Oğlum Şıh Ali diye ne? Baban öyle demiyor mudur sana? Tabii yani ismi tamam oturdu sıkıntı yok. Bir tek icazet eksik halde. Aslında bir Ali daha vardı. Ona icazet verecekti de ömrü vefa etmedi. Arada lazım ya aklıma geliyor. Ne verecekti sana? Tabii bunlar normalde böyle tecrübedir bunların hepsi de. Birisi gelir sana şunu vereceğim, bunu vereceğim, şunu yapacağım, bunu yapacağım der. Yapar bu yolun kendi içerisinde böyle imtihanları var Allah muhafaza eylesin. Bakara 9. Onlar Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki kendilerinden başkasını aldatmazlar, farkında değillerdir.
Bu böyle hani yalancı önderler, sahte önderler. O iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Yani ben şeyhim, ben alimim, ben siyasetçiyim, memleketi ben kurtaracağım, sizi ben kurtaracağım. Düşün peşime derler. Oysa onlar onlara ehliyetli değillerdir. Ama ne yaparlar? Aldatırlar insanları. Ama hakikatte de kendilerini aldatırlar. Allah muhafaza eylesin. Ve onlar kendilerini helak ederler. Bir de peşinden gidenlere de zarar verir bunlar. Yine Araf suresi ayet 16-17. İblis dedi ki, and olsun ki senin doğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Şeytanın en tehlikeli hilesidir bu.
Yani kendisini ve o hak rehber olmayan kimseyi hak rehber gibi gösterir. Ve şeytan onun etrafını toplar herkese. Şimdi herkes zanneder ki o hakikatin peşinde toplanırlar değil. O kimse hakikat konuşmuyorsa, o kimse Kur'an sünnet konuşmuyorsa, o kimse sufiliğin hakikatini konuşmuyorsa, o kimse dinin özünü anlatmıyorsa, şeytandır onun destekçisi. Etrafına onların şeytan bütün herkesi toplar. Bir bakmışsınız kalabalık bir güruh olmuş. Ve o kalabalık güruh neyin hakikat olduğunu görmekten uzaktırlar. Kördür onlar. Ve işin acı tarafı, onun etrafında o kadar çoğalırlar ki, şeytan insanları çoğalttıkça çoğaltır. Çoğalttıkça çoğaltır onları. Normalde o kimse de o kalabalığı görür, gurura, kibire düşer.
Şimdi tarih boyunca peygamberler hak ve hakikati anlatmışlardır. Ve peygamberlerin hak ve hakikatine tabi olan, ona iman edenler hep az olmuştur. Çok olmamıştır. Çok olmamıştır. Orada bütün herkes geliyorsa, çoksa onun hakikati anlatmadığına işarettir. O kimse Kur'an'ı ve sünneti seni anlatsa, haramları, helalları anlatsa, dinin özünü ve hakikatini anlatsa, tebliğ etse, o kimsenin etrafında o kadar kalabalık olmaz.
Şeytan çünkü oraya gidecek olanların önüne set çeker. Gelir mesela buraya, şeytan vesvese verir. Burada dizlerin üzerine mi oturacaksın saatlerce? Ne dinliyorsun ki bu adamı? İnsan kokuyor burası. Bana öyle dedi. Hocam çok iyi, çok güzel ama sizin orası insan kokuyor dedi. Doğru söylüyorsun dedim. Biz o kokuyor bir türlü değiştiremedik dedim. Yani hocam dedi, böyle bir şeyler yapsak dedi. Valla insan kokuyor dedim. Ne yapayım yani dedim. Anlamıyor mu hala da? Allah onun kendisine söyletiyor. İnsan kokuyormuş. Ulan burası insan yeri zaten. Hayvan kokacak değil ya burası. Burada içi hayvan dışı insan zaten sabredemez bizim içimizde. Bir gün gelir, üç gün gelir, beş gün gelir.
Gelir han der. Ne işimiz var burada bizim der. Gelmez. Neden biz ona Kur'an sünnet anlatacağız? Neden biz ona sufiliğin hakikatini anlatacağız? Neden biz ona yolu anlatacağız? Anlatınca onun nefsi daralacak burada. Şeytan ona vesvese verecek. Yürü bak kişine diyecek ya sıcakta terliyorsun, soğukta üşüyorsun. Burası nasıl bir yer? Öyle diyecek yani. İblis seni doğru yola götürmek istemez. İblis seni hakikat yolunda rahat bırakmaz. O yüzden derim bu yol zordur diye. İblis seni heva ve hevesini ilah edinenlerin peşine düşüttürür. İblis seni kendisinin, kendi şeytanın velisi olan insanların peşine düşüttürür seni. O şeytanın velisidir, o şeytanın zakiridir, o şeytanın dervişidir, o şeytanındır.
Şeytan onu istediği gibi kullanır. Ve kendi avanesi de onu alkışlar. Neden? Şeytani çünkü. Hiçbir peygamberin nümmeti kalabalık olmamıştır. İsa Aleyhisselam'ın sağlığında kaç kişi İsevi oldu? Musa'nın sağlığında kaç kişi Musevi oldu? Hz. Muhammed Mustafa'nın sağlığında kaç kişi Muhammed oldu? Mekke'de kaç kişi iman etti Hz. Muhammed Mustafa'ya?
Bedir'de 600 kişilerdi. Uhud'da bir avuçtular. Hendek'te bir avuçtular. Kaç kişi iman etti? Medine-i Münevvere'deydi Hendek kazasında. Kaç kişi Hendek kazdı? Kaç kişi savaştı? Ayı ikiye böldü gene inanmadı. Sen tam bir büyücüsün dedi. O yüzden hakikat yolunda gidenler azdır. Hakikate erenler de azdır. Şeytan bir de azlıktan imtihan eder onları. Bak bunlar doğru olsaydı çok olurlardı. Bunlar doğru değiller ki çok değiller bak işte. Şeytan bir de buradan vurur.
Sağdan soldan vurur. Evet. Bir şey bulur şeytan. Bir kılıkçık atar ona. Seni hakikat yolundan alıkoymak ister. Zakir'i bahane ettirir. Çavuş'u bahane ettirir. Sıcaklık bahanedir. Soğukluk bahanedir. Oradaki görevli kardeş der ki buraya oturma. Yolu kapatma. Şuraya otur. Ben gittim orada. Bana karıştılar orada. Ne yapsınlar yani? Karışmasınlar mı sana? Aman senin nefsin firavunmuş. Bilememişiz biz senin nefsinin firavun olduğunu. Oradan kalk buraya otur deyince. Sen yolu da kirlettin. Gittin. Çok. Nefsin firavun senin. Başka bir şey değil. Ama o hakikat yolu. Hani Mahmud Hüdayi Üftad Hazretleri'ne derviş olmaya gidiyor. Binmiş atının üstüne. Mahmud Hüdayi Üftad Hazretleri'nin evi yukarıda.
O zaman için Bursa'nın kenar mahallesi. Fukara mahallesi. Üftad Hazretleri'nin mahallesi. Zengin mahallesi aşağıda. Ulu Camii'nin o bölgede. O tarafta. At yukarı çıkmıyor. Mahmud Hüdayi Hazretleri'nin üzerinden atıyor. Atı Mahmud Hüdayi Hazretleri'ni taşımıyor. Mahmud Hüdayi Hazretleri alim. Zamanın kadısı. Diyor ki bu yol kutlu bir yol. At dahi diyor beni oraya götürmek istemedi. Şeytan onu geldi dürtükledi diyor. O feraset yok ki şimdi dervişlerde. Onlara şataat şatavat lazım. Tabi şeyh arabayla giderken etrafında 50 kişi 100 kişi arabayı koruyacak. Koşacak arkasından. Vay ne büyük şeyhmiş ya. Tabi araba vapurundayız.
Ben de araba vapurundayım. İstanbul'a sohbete gidiyor. Aha bir tane şeyh efendi. Böyle siyah giyimler, takım elbiseler, kulaklıklar bilmem neler. Aha dedim bu ne? O şeyh efendi de oturdu oraya. Kahvaltılıklar geldi önüne. Ama o kulaklıklar böyle sanki devlet başkanını koruyorlar. Hayırdır dedim. Hani ne bu kadar? Üstadımıza Mossad her zaman operasyon yapabilir dedi. O Mossad buna operasyon yapacaksa onların da Allah belasını versin dedim. Hani o Mossad buna operasyon yapacak yani. O görüntü lazım ama. O lazım. O çok ehemmi etti, çok önemli. Mossad ona operasyon yapabilir. Tabii. O görüşmeyecek herkesle, konuşmayacak herkesle. E böyle sohbet mi olur canım? Sen de herkes gibi sohbet ediyorsun burada.
Tabii. O sırça köşke oturacak. Şuraya Cafer bilmiyor bizim bu işleri. Şuraya bir tane camdan bir köşe yapacak. Ben orada oturacağım. Herkes gelecek bana selam verecek. Biz öyle olamadığımızdan Cafer de öyle yapamıyor. Tabii. Gelecek millet camı yalayacak orada. Şeyh dedin öyle olmalı. Şeyh dedin Hilton'un çıkmalı. O mescit katına camdan oradan durmalı, selamlamalı. Müritler aşağıda. Şeyh dedin adam hacca gidecek, otelde sular kesilecek, sabunlan dışarı çıkacak, sabunlanmış sular kesildi. Ha sayı, ondan şeyh mi olur ya senden? Vallahi olmaz, billahi olmaz. Tutmaz o çünkü. Şeyh dedin böyle bir kelleli kulağılıklı bir şey olması lazım.
Böyle bir avanesi olması lazım. O yüzden şeytan sizi hakikate götürmek istemez. Şeytan hakikati öğrenmenizi istemez. Şeytani bir sistem dinin hakikatini sizin öğrenmenizi istemez. Firavun sizi dinin hakikatini öğretir mi? Kendisi ilahlıktasız diyor. Siz şimdi Firavun'u sadece şahıs olarak görürsünüz. Firavun'un sistemi var. Onun da yanında Diyanet İşleri Başkanı var. Onun da yanında bir Diyanet Dini Kurulu var. Kırk tane onun da velisi var. Şeytan Firavun'un, Musa kimin önüne çıktı? Kırk tane büyücünün önüne çıktı. Musa tek başına.
Kırk tane büyücü var. Kırk tane veli var. Velinin karşısında şeytanın kırk tane velisi var. Kırk tane Kur'an sünnet dairesinde veli var. Şeytanın da kırk tane velisi var. İslam dünyasında beş yüzler var. Evliyadandır. Şeytanın da beş yüzleri var. Evliyadandır. Şeytan ve avanesi seni Kur'an ve sünnete yönlendirmez. Sen böyle hayla hayla elom elini kolunu sallaya sallaya Kur'an ve sünnete bağlı olacaksın. Hay elini kolunu sallaya salla bir mürşidin yolunda gideceksin. Bir titreceksin yol bitecek. Yok öyle bir yol. Şeytanın yolu. Ne yapıyorsunuz dedim ben. E dedi biz hep beraber zikrullah yapıyoruz.
Ne oluyor? Şeyh Efendi diyormuş ki onun bir haccesi varmış. Hadi kızım hacca bir ilahi söyle bakayım diyormuş. Bizim hacca bir ilahi söylememiş. Kadınla erkekle biz zikri kendimizden geçiyoruz dedi. Şeytan sizi kendinizden geçirir dedim. E dedi yani. Dervişiz dedi. Aynı yoldayız dedi. Kadın erkek kalır mı dedi. Herkes dedi. Hani erkeklikten kadınlıktan dedi. Sıyrılması lazım dedi. Siz dedim ya uçmuşsunuz iyice. Caiz değil dedim. Bu haram. Nasıl basmaya dedim ya. Nereden buldunuz bu yolu? Bizim şeyhimizin şeyhi de öyle yaparmış dedi. E dedim şeytan öğretmiş onu o zaman. Nasıl basmaya dedim şeytanın öğretisi. Bu başka bir şey değil. Söyle kızım hacca bir ilahi hadi bakalım.
O ilahi bitirince hacca bir ilahi daha söyle. O ne kadar güzel. Dedim yok böyle bir şey. E dedim millet bir de cezbeye geliyor dur. Saçı başı dağılıyordur. O öyle oluyor dedi. E siz dedim bir de horon teper gibi kalkıyorsunuzdur dedim. Ben bazen dedi. Şeytan oraya yönlendiriyor insana. Şeytan hakikati neden yönlendirsin? Bize soruyor diyorum haram. Bize soruyor bu helal. Bize de Kur'an'a tabi olun. Farzlara dikkat edin. Namazlarınıza dikkat edin. Onların namazları da kılınmış. Biz yakinliği elde ettik diyor. Hani ayeti kerimeye öyle yoruyor. Size yakin gelinceye kadar hani ibadete devam edin. E ona yakin gelmiş ibadetten muaf olmuş. O zaman Şeyh Efendi de sağ bizim dedim.
Biz yanlış yoldayız desenize dedim ya. Evet Musa Efendi sizin vardığınız yere bizim başlangıcımız dedi. E dedim peygamber dedim ölünceye kadar hep namazım dedi. O peygamber de ölçü bıraktı dedi. Avam için o dedi. Siz hasül has mı oldunuz dedim. Evet dedi. Şu mezarın altında kim yaşıyor dedim. Nasıl dedi. Basfaya. Bana mezarın altından haber ver. Senin hasül has olduğuna iman edeceğim dedim. Bak şurada bir mezarlık var dedim. Var mı dedim. Caminin bahçesindeyiz. Hacı Sinan'ın o aşağıdan yukarı doğru çıkıyorsun ya. Yandan olan değil. Caddeden yukarı doğru çıkıyorsun. Şurada dedim bak. Kim olduğunu bilmiyoruz dedim.
İki kişi gönderelim. Başındaki kitabeyi söktürelim. Bana dedim kim olduğunu söyle. Ben de kim olduğunu söyleyeyim. Gidelim kitabeden bakalım dedim. Senin hakikat eğri olduğunu dedim iman edeceğim. Bizim ölülerle işimiz yok dedi. Benim ölülerle işim dedim. Elini bırakmıyorum ben şimdi. Cumaya gidiyoruz. Bizim dedi ölülerle işimiz yok. Bizim işimiz hep ölülerle dedim. Benim de derilerle işim yok dedim. Nasıl yani? Ben hadis-i şerife tabi oluyorum dedim. Ölmeden önce ölünüz demiş dedim ben. Benim işim o ölülerle dedim. Gel kabrin başında bana kim olduğunu söyle. O kaçıyor ben tutuyorum. Benim gençliğim sıkayım ben böyle. Elimde kurtulamıyor benden. Şimdi o ama hakikat eriyim diyor.
Çok basit. Uzak değil. Hatta bir arada birisi geldi de. Ali hatırlıyorsundur sen. Emir Sultan'da topladı dik herkesi. Hatırlayanlar vardır eskiler. Dedim hakikat gel. Emir Sultan Hazretleri ne diyecek? Söyle. Bizde dedim söyleyecek olanlar var. Hakikat kapısı açık. Allah muhafaza eylesin. O yüzden şeytan hakikatten insanları uzaklaştırır. Şeytan kendi yolunda gidenleri alkışlatır ve orası kalabalık olur. Kalabalık sizi aldatmasın. Ona bakarsan şimdi statyoncular topçularla popçularla doluyor. Ne yapalım şimdi onlar hakikat yolunda mı diyelim? Veyahut da bir tane dansöz getiriyorlar.
Toplanıyorlar bütün herkes. Belediyelerin hepsi de oyuncu getireceğim, şantöz, dansöz getireceğim diye uğraşıyorlar. Memlekete su getirmiyorlar. Dansözlere para var, suya para yok. Herkes de susuyor. Herkes de susuyor. Bursa'nın orada bir barajı var. Bir yıllık su varmış orada. Bir tane boru bağlayıp normalde suyu getiremiyorlar. Bir yıllık su orada duruyor. Hazine orada. Hazine orada. Meydanda. Aman şeytan onu yaptırır mı? Yaptırmaz. Hadi çıkar dansözleri, şantözleri. Milyon dolarları ver onlara. Memleket susuz kalsın sonra. Orada su varken bir de. Su varken susuzsunuz.
Su varken susuzsunuz ve susuyorsunuz. Şimdi benim de işim siyaset olmuş oldu. Ne alakası var? Susuzsunuz. Su var orada. Toplum buna bir tepki gösteremiyor ki. Ülkede faiz yüzde yetmiş olmuş. Sessiz herkes. Uyuşturucu almış götürmüş. Sessiz herkes. Fuhuş almış götürmüş. Sessiz herkes. Çıplaklık almış götürmüş. Sessiz herkes. Sessiz. Pahalılık almış götürmüş. Sessiz herkes. Müslüman mıyız?
Elhamdülillah Müslümanız. Hadi çıkın bir yürüyüş yapın. Faiz istemiyoruz. Fuhuş istemiyoruz. Uyuşturucu istemiyoruz. İçki istemiyoruz diye. Labunlar yürüyüş yapıyor. Sessizsiniz. Bu Müslümanlar labunlar kadar cesaretli değil. Bu Müslümanların davalarına inanmaları labunlar kadar değil. Okulların önünde uyuşturucu satılıyor.
Sessiz toplum. Yolun kenarlarında uyuşturucudan perişan olmuşlar. Kadını, erkeği. Sessiz toplum. Çok basit. Müslüman ülkede yüzde yetmiş faiz mi olurmuş? Sessiz toplum. Sessiz. Şehir içinde 45'te gidersen ehliyetine el konulacak. Ne aman verdin o zaman ehliyeti? Sessiz toplum. Hiç kimse buna bir şey diyemez. Yüz onla gitmem gerekiyormuş. Yüz on işte gitmişim. Basmış cezayı bana. Dedim kaçta girdim? Yüz on işte.
Kaçta girmem lazım? Yüz on. E dedi yüzde on da farkı var dedi. İşte yüzde onun o yani bir puan da. Ha bir puanla bastı cezayı. Dedim bas ya. Sıkıntı yok dedim ya. Problem değil dedim. Sen de sonuçta memursun dedim. Evet hacı abi yapacak bir şey yok. Yok dedim. Bunda yapacak bir şey yok. Sana da dedim eline veriyorlar. Diyorlar ki girene yaz. Yazıyorsun sen de dedim. Sessiziz. Şeytan hakikati size göstermez. Şeytan sizi deccaliyete hizmet ettirir. Şeytan şeytaniyete hizmet ettirir. Şeytan heva ve hevese hizmet ettirir. Şeytan Kur'an ve sünnete size hizmet ettirmez. Kur'an ve sünnete tabi olmanızı istemez.
Şeytan sizin haramları işlemenizi ister. Şeytan sizin helalları işlemenizi istemez. Kur'an bir şey helal etse şeytan o helalı sizin tabi olmanızı istemez. Şeytan sizi annenizle kavga ettirir. Şeytan size babanızla kavga ettirir. Şeytan sizi karınızla kavga ettirir. Şeytan sizi kocanızla kavga ettirir. Şeytan sizi çocuklarınızla kavga ettirir. Şeytan sizin aranızda bozgunculuk çıkarır. Herkesi birbirinden ayırır. Dayı, amca, teyze, hala, eş, çocuk herkes bir tarafa kaosik bir şekilde doğulur. Şeytan sizi dağıtır ve siz hala da kendinizi hak yolda görürsünüz. Ben doğruyum dersiniz. Evet.
Şeytan sizi Kur'an ve sünnette yol almanızı istemez. Şeytan yanındaki arkadaşını gıybet ettirir. Yanındaki arkadaşına iftira attırır. Yanındaki arkadaşının eksikliğini, kusurunu senin gözünde büyüttür. Seninle onun arkadaşlığının arasını bozar. Sen gidersin Allah düşmanıyla dost olursun. Şeytan bunu yapar sana. Şeytan gider Allah'a savaş açan bir kimseyi seni destekletir, alkışlatır sana. İmanın gider orada. Ama birisi Kur'an ve sünnet anlatırsa çok radikal konuşuyor. Bu kadar sert konuşmaması lazım. Sufi insan böyle sert mi olur? Nasıl olur sufi insan? Kur'an ve sünnet anlatmaz mı? Ne yapar sufi? Hakikati anlatmaz mı? Ne yapar sufi? Kur'an ve sünnetin dışında bir din mi var? Ne anlatacak sana?
Şeytan öyle aldatır ama seni. Şeytan der ki adalara git, modalara git. Senin de hakkın. Git burnunu dayaya dayaya vitrin seyret. O alışveriş merkezinden o alışveriş merkezinden o alışveriş merkezinden o alışveriş merkezinden. Kadın diyor ki hocam, diyor benim kocam sizin dervişiniz. Evet bir sefer de olsa diyor alışveriş merkezini beni gezdirmedi diyor. Allah Allah. Nereyi gezdirmedi dedim? Herhangi bir yer dedi. Dedim alışveriş merkezi gezme yeri mi? Alışveriş etme yeri mi? Öyle ya. Bir şeye ihtiyacım var da almadı mı dedim ben oluyor dedi. Şunu yapıyor mu yapıyor, bunu yapıyor mu yapıyor, bunu yap. Ben şimdi farzları sıralıyorum. E diyorum farzlardan eksiklik yok bu adamda diyorum ya.
Alışveriş merkezini gezdirmemiş bizim derviş. E dedim ben gezmek için girmiyorum ya dedim. O yüzden onlar da girmiyorlardır, haklısın dedim. Boşanmak benim hakkım mı dedi, değil dedim. Dinen soruyorsan dedim. Bunu istemeye de hakkın yok dinen dedim. Çünkü ihtiyaçlarını görmüşsene dedim. Gezmek hakkım değil mi? Gezebilirsin dedim. Alışveriş merkezinde ne işin var? Dağ bayırağı götürsün seni dedim. Sıkıntı yok. Aslında günümde değildim, zamanım yoktu. Günümde olsaydım, anne dedemin babasını anlatacaktım ona. Anne dedemin babası demiş ki, yani büyük artık dedemizin hanımı. Herif demiş, bir beni gezdirmedin hiç demiş. Yarın hazırlan demiş.
Ertesin kadıncağız yeni besbeş tamal kıyafetlerini giymiş. Bayındır'ın arkası daha komple zeytinlikler onu. Bu zeytinlik sizin, bu zeytinlik benim. Akşama kadar onu zeytinlikten zeytinlik, kırdan bahçeleri dolaştırıyormuş böyle kendi malını mülkünü. Diyormuş herif, özür dilerim. Diyormuş, lütfen gidelim artık eve. Olur mu diyormuş, bir gezelim hepsini de. İşte zaman geçmiş gene. Adam belli ne yapmaya söylüyorsun. Bir gün yüzü göstermedin bana demiş. Yarın hazırlan demiş. Gene. Kadıncağız hazırlanmış, gün yüzü göstereceğim de. Hayatın direğine bağlamış ikinci katta. Sabahtan akşama kadar güneşin anında. Diyormuş ki herif ne olursun, tamam többeler többesin. Diyormuş, günü seyret, gün görmemişsin ya.
Şimdi onu anlatacaktım aslında kadıncağıza. İyice çığırdan çıkacak. Şeytan bunu fit fit diyecek. Yarın öbür gün bu benim adam, beni de direğe bağlar deyip boşanacak adamlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu yalancıların, bu sahtekarların sözleri süslüdür. Sözleri aldatmacalıdır. Onlar ne diyor hadis-i şerifte? Koyun postuna bürünmüş, kurt gibidirler. Bakın aldatmaya bak. Koyun postuna bürünmüş. Yani o böyle yumuşacık, tatlı, toleranslı, İstanbul beyefendisi ne nazik ne kibar konuşuyor böyle. Ama kurt, kalbi kurt Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimseler böyle kendi nefislerini ortaya çıkarlar ve dervişlerin ömrü onların hakikatini görmeye yetmez.
Çünkü dervişler de kör, çalışmaz. O üstad dervişlere demez, günlük en az beş bin tevhid çekin, sabah namazından önce başlayın, sabah namazı çıkınca kadar beş bin tevhidi bitirin, günlük beş bin tevhid çekmeye gayret edin demez. Neden demez? Eğer o kimse kırk gün beş bin tevhid çekerse kalbine ilham gelir çünkü. Onun kalbine ilham gelirse hakikati görür, hakikati bilir. Bu şeyhin işine gelmez. O şeyh o dervişleri zikre yönlendirmez. Bulur o yönlendirecek bir şeyler. Aman Allah'ı zikredin demez. Allah'ı çokça zikredin demez. Sabah akşam Allah'ı çokça zikret. Ayaktayken otururken yanlarının üzerinde Allah'ı çokça zikret. Ve namazları kıldıktan hemen sonra der. Namazı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine Allah'ı çokça zikredin.
Allah'ı çokça zikretmezsen kalp gözün açılmaz. Allah'ı çokça zikretmezsen Allah kalbine ilham etmez. Allah'ı çokça zikretmezsen senin kalbin kararık öyle kararmış vaziyette kalmaz. Ve hakikati sen asla ölünceye kadar göremezsin. Allah'ı çokça zikretmezsen peygambere tabi olmazsan sen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyanda da halinde de göremezsin. Peygamberi göremezsen sen dördüncü makama gelmemişsindir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin rüyasında halinde gören, görmeye devam eden dördüncü makama gelmiştir ki mutmain ne makamıdır? Mutmain ne makamı demek? Kalbin ilham alması demektir. Sana bunu da öğretmez. Neden?
O kendisinin yalancı olduğunu biliyor. O kendisinin sahte bir icazetli olduğunu biliyor. O kendisinin manevi bir rehber olmadığını biliyor. Süste güzel. Cübbesi yakışıklı. Kol düğmeleri İngiliz kraliyet ailesine ait. Tabi. Onun sarığı da süslüdür. Onun cübbesi de süslüdür. Az önce caberi bir resim gösterdim. Kılıçta bile o böyle poz verir. Süste güzeldir. O yüzden normalde foyası çıkar ama dervişin orada ömrü gider. Dervişin ömrü gider. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden sizi Kur'an ve sünnete çağıranlar doğru rehberdir. Sizi hak ve hakikate çağıranlar doğru rehberdir. Sizi Kur'an ve sünnete davet edenler doğru rehberdir. Sizi Kur'an ve sünnet dairesinde deruniliğe, kalbi meratiplere, nefisle mücadeleye davet eden, bunu anlatan doğru rehberdir. Ama şeytan sizi o tarafa doğru yönlendirmez. O acı gelir. Acı. O ilim acıdır. Hiçbir ilaç tatlı değildir. Tatlandırırlar siz aldanın diye. İlaç aslında acıdır. Hakiki bir kekik suyu için yakar ağzınızı, boğazınızı. Bazen arkadaşlar kekik suyu getiriyor.
Ben anlatıyorum. Tak, hiç bir yakmıyor. Bu kekik suyu değil mi? Keki görmüş, yalan yapacak. Almışlar suyun içerisinde kekiyi dolandırmışlar. Kekik suyu almışlar. Sen bayındırın kekik suyunu iç. Öksürtür seni. Hoplatır seni. Biz şimdi böyle tak içiyoruz. Bir misafir vardı. Seyit Taş ona da veriyor şimdi. Seydo'ya dedim, Seydo ver mi dedim. Sek içenler içer bunu sadece dedim. O da böyle hani eski kulağı kesek gibi. Acı abi biz de sek içtik ya dedi. Ya boş ver. Sek içenler de yıkılıyor burada dedim ben. Şimdi o böyle biz de içerdik falan deyince Seyit Taş böyle bardağının altına şu kadar koyuyorsa biraz yarım koydu ona. Seyit Taş bu ya uğraşılır mı? Dip yapacaksın yalnız dedi.
Bu bir çaktı. Yanıyor. Bu ne biçimmiş ya dedi. Dedim Seydo ben sana az ver dedim. Neden böyle dedim herkese verir gibi verdi. Hava attı ya dedi. Sek içiyormuş ya dedi. O yüzden sahtesi tatlıdır. Gerçek hakikat acıdır. Ama seni menzile ulaştırır. Gerçek terbiye insanın nefsine acı gelir. Böyle basit gibi geliyor ya.
Şeyh Efendi ellerini cebine söktü. Mustafa Efendi sat buraya dedi. Sen 200 lira lokmalı 100 liraya satarsın. Acı gelir bu sana. Ama hakikattir o. O nefse acı gelir. Göç buradan. Acı gelir insana. Ama hakikattir. Tabi sen göçersin. Tabi sen. Al bunu der alırsın sen onu. Bana uygun mu değil mi diye sormaya hakkım bile yoktur. Emredersin efendim dersin. Sonra demezsin şeyhim al demeseydi ben seni almazdım da. Yer ele gittiler. Senin dervişliğinde kalsın sen de kal. Acıdır. Nefisle mücadele etmek acıdır. Hakikate tabi olmak acıdır. Ben o yüzden derim ders alacak olanı.
Kardeş iyi düşün bak. Hani bizim yolumuz basit bir yol değil. Öyle lay lay lom yok. Hani bizim böyle konuştuğumuza bakma. İşin hakikatine gelince bizim sertliğimiz serttir. Öyle lay lay lomu sevmeyiz biz. Öyle bir şey yok. Ona göre. Çünkü hakikat her zaman nefse acı gelir. Rabbim bizi hakikate erenlerden eylesin. Önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Bazen bir mürid davacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadakatle inanır. İtikad eder. Bu itikad yüzünden öyle bir makama erişir ki şeyhi o makamı rüyada bile görmemiştir. Hazreti Pir tabiri caizse bazuk atıyor. Bazen böyle sohbetlerden sonra sen bizim yok seydamıza mı laf söyledin?
Yok sen bizim üstadımıza mı laf söyledin? İsim yok kardeş ya. İsim olsa da umurumuzda değil. Yapmayı verirsinler. Ellerinde basılı şeyler. Ne o? Koçanlar kapı kapı dolan. Ne a? Ondan sonra işte Derviş yok vakfa para toplayacaklar yok şuna bilmem ne yapacaklar dilenmeyi dervişlik yapmışlar. Köklerini kurulsun diyeceğim neredeyse artık demedim.
Rabbim affeylesin cümlemizi. El Fatiha. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.