Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 25 Eylül 2025 · 1:28:45
Önzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, eftali zikrfâlemennâhum, la ilâhe, amin, selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, batılı, batıl bilenlerden eylesin, amin, hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batılı karşı cihad eden kullarından eylesin, amin,
nerede Müslümanlara haksızlık yapıldıysa, hukuksuz davranıldıysa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları, zalimler tarafından tecavüze uğradıysa, Rabbim hepsinden de intikamlarını alsın, amin, güç sahipleri, zulmedenleri yerli yeksan eylesin, amin, Cenab-ı Hak İsrail'i dağıtsın, yerli yeksan eylesin, amin, destekçilerini dağıtsın, yerli yeksan eylesin, amin, Ümmet-i Muhammed'i özgür ve huyur eylesin, amin, ecmain.
Malum birkaç haftadır Mesnevi'deki hikaye, Müslümanların önlerine düşen sahte önderlerle alakalı. Bunlar siyasi, bürokratik, dini, bunun bütün hepsini de içine alan beytler manzumesi. En son okuduğumuzda kendisinin nuru yok, onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak? Burayı okumuştuk, buradan devam ediyoruz.
Bu çeşit şeyh, yani kendisinin nuru yok, kendisinin bir ilmi yok, bir hikmeti yok, kendine faydası yok tabir rica etse. Bunları tarif ediyor. Bu çeşit şeyh, gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez ki. Bu tip şeyhler, kendini şeyh, mürşid gören, kendisini toplumun önderi gören, alim gören, siyasetçisi, bürokratı, hepsi de dahil buna.
Bu tip insanlar normalde gözü akan, görmeyen kişiye benzer. Yani normalde bizim çocukluğumuzda olurdu, bazılarının gözleri akardı, çapak olurdu. Ondan sonra o çapaktan dolayı göremezdi veyahut da bir akıntısı olurdu. Onun eskiler ona bir göz hastalığı olarak bir hastalık söylüyorlardı da, ağla başlayan benim hatırıma gelmedi şimdi o. Normalde öyle bir göz hastalığı o kimsenin görmesini engelliyor. Şimdi maneviyatı olmayanın, feraseti olmayan da, yani tabiri caizse kalbi harekete geçmediyse, kalbi manevi gözü açılmadıysa, o kimse de görmeyen kişiye benzer. Ve bu tip insanlar, işte diyor ki gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez.
Bu tip alimler, bu tip şeyhler, bu tip siyasetçiler, bu tip bürokratlar bu noktada insanları doğru yola sevk etmezler. Hak ve hakikati anlatmazlar. Bunlar toplumu değişik yönlere sevk ederler. Veyahut da peşlerine düşen insanları Kur'an ve sünnet dairesinde değil, olması gereken şeyleri söylemezler. Heva ve heveslerini ilah edindiklerinden dolayı onları değişik yerlere sevk ederler. Ebu Numayim'den ve Deylemi'den hadis-i şerif, ortalık karışır, yalanlar yazılır, adetler ibadetlere karıştırılır ve ashabıma dil uzatıldığı zaman doğruyu bilenler herkese bildirsin. Allah-u Teala'nın, meleklerin ve bütün insanların laneti, dikkat edin buraya, Allah-u Teala'nın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sanki bugünleri anlatmış bize. Ama Adem'den itibaren hep doğruyu, hakikati bildiği halde söylemeyenler, saklayanlar, bunu insanlara tebliğ etmeyenler, bunu devlet başkanlarına, siyasilere, bürokratlara tebliğ etmeyenler hep olmuş. Veyahut da insanları aldatmak için, onların ellerindeki dünyalıkları almak için, onlara şirin görünmek için doğruyu saklayıp gizleyenler hep olmuş.
Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ortalık karışır, yalanlar yazılır. Enteresan bir şey, şimdi sosyal medyaya baktığımızda yalanların dik alası var. Ortalık kan revan oluyor, yalandan dolayı kan revan oluyor. Ve o kadar çok yalan var ki işin içerisinde, insanlar yalanları doğruluyor. Diyorlar ki, işte bu yalan ama doğru.
Hani yalanı doğru kabul ediyorlar. Ve gıybetler, dedikodular, iftiralar ve algı yönetimleri. İnsanları bunlarla aldatıyorlar. Ortalık karışır, yalanlar yazılır. Adetler, ibadetlere karıştırılır. Adet, biz zannediyoruz ki bu adetler sadece işte normalde halkın içerisinde, işte evde, ailede var. Değil. Ben bazen diyorum ya, onun şeyhinin şeyhi öyle yapıyormuş. Kardeş, senin şeyhinin şeyhi öyle yapıyor ama bu doğru bir şey değil. Neden bunu ibadet gibi algılıyorsunuz? İbadet denince, Kur'an ve sünnetle sabit. Veyahut da bir tarikatın adabı, erkanı, Kur'an ve sünnete, imanların iştahına, ilk sufilerin yoluna uygun olması lazım.
Ben tecrübemi aktarıyorum. Hani diyorum ya, bir halifeyle tanıştım. Halife şalvarını cep diktirmiş, dizine kadar. Ondan sonra hazır şeyh olunca o şalvarı giyecek. Neden dedim? Bizde dedi, cuma selamlı olur dedi. Ey dedim, şeyh efendi dedi, dergaha veya tekkeye veya toplanan olan yere dikilir, herkes gelir, cumasını tebrik eder, cebine de harçlık koyar dedi. O yüzden mi dedim, dizine kadar şalvarın cebi? Evet dedi. Musa Efendi, sizde yok mu dedi? Bende şalvar bile yok dedim. Hani ben şalvar giymiyorum, normal pantolon giyiyorum dedim. Bak dedim, bende şalvar var mı? Benim cep dedim, o kadar da dedim, hani derin değil. Onu öğrenince o da kendine şeyhlik bekliyor. Dedim ki, bu şeyhlik sana gelmez dedim.
Dedim, oğluna gider onun. O dedi ki, oğluyla küs, valla barıştığını görürsün dedim. Oğlanın oğlu var mı dedim ben, var dedi. Hatta onu bile atar şimdiden. Benden sonra oğlan olacak, oğlandan sonra da onun oğlu olacak der dedim. Siz de ona keramet diye peşine takılırsınız dedim. Aradan bir ay geçti. Bir ay sonra gittim, halife üzgün. Dedim, ne oldu? Valla dediğin gibi oldu dedi. Rüyanda mı gördün dedi. Ya rüyada görmeye gerek yok mu dedim. Görünen köy kılavuz istemiyor. Dedim, ne yaptı? Oğluyla barıştı değil mi dedim ben. Evet dedi. Can ciğer kuzu sarması oldu mu dedim ben. Evet dedi. Onun dedim, şeyhliğini ilan etti mi? Evet dedi. Dedim, torunu da ilave etti mi?
Ona dedim, ilan etti mi? Onu da ilave ederek. Vallahi öyle oldu dedi. E dedim, sen şalvarı ona hediye et artık dedim. Ne yapayım ben dedi. Dedim, sakın bırakma. O çünkü bir önceki şeyhin de halifesiymiş. Halifelik makamında duruyor. Ondan sonra o vefat etmiş. Oğlu geçmiş. Ondan sonra. Yine halife o. Şimdi oğlan geçecek dedim. Yine halifesin sen. Sıkıntı değil dedim. Halifeliğin tadını çıkar dedim. Sen halifelikte kalacaksın. Şimdi onun şeyhinin şeyhi de aynıymış. Değişmiyor bir şey bakın. Yani Kur'an ve sünnetin dışındaki bir şeyi tarikatın adabı olarak koymuşlar oraya. Veya edep olarak koymuşlar. Veyahut da alimler. Veyahut da işte siyasetçiler.
Veyahut da bürokratlar. Sonuçta kendilerinin hakkı olmayan bir şeyi hakkıymış mı, hakkıymış gibi gösteriyorlar. Ve ona devam ediyorlar. Yani gözü hasta olan şey hakikati görmeyen, hakikati anlatmayan. Hem hakikati görmüyor. Gözü şaşır. Hem de bildiği hakikati anlatmıyor. Dili lal olmuş. Yani suskun, suskun olunca haksızlıklar karşısında susan değilsin şeytan. Madem ki o konuda bir bildiğin yok, madem o konuda bir ehliyetin yok, çıkma meydana. Ama onları çıkarıyorlar meydana. Yani toplanıyor 3-5 kişi, sen bizim şeyhimiz oluyorlar. Veyahut da bir yerlerden bir atama geliyor. Artık İngiltere Sarayı'ndan mı gelir, Mossad'dan mı gelir, Siyahe'den mi gelir? O topluluğun göbeği nereye bağlıysa oradan bir işaret geliyor.
Diyorlar ki şuna tabi olun, sen çık, sen buranın şeyhisin. O da şeyh oluyor. Veyahut da ülkeye dışarıdan bir şeyh ithal ediyoruz. Yani Kuzey Irak'tan, Suriye'den. Bir bakmışsın, bundan 50 yıl önce, 100 yıl önce şeyhler gelmiş. İngiliz soytarısı olan şeyhler gelmiş. Evet. Onlar icazetleriyle geliyorlar. Bir de onlar da normalde Kazım Efendi söylediydi. Ondan sonra dedi ki, şeyh icazeti, şeyh icazeti, dedi ki 5 bin dolar, seyitlik icazeti 10 bin dolar dedi. Kazım Efendi söyledi. Onu dedi yazıyorlar, getiriyorlar dedi. Şimdi böyle olunca, o şeyhin gözü hasta. Yani gözleri hasta olan, o normalde görmeyen, göz tabipliği yapabilir mi?
Yapamaz. Gözü görmeyen bir kimse, senin gözünü ameliyat edecek. Bu mümkün değil. Gözü hasta çünkü. O senin göz ameliyatı yapamaz. Senin gözünü tedavi edemez. Çünkü neden? Kendisi manen kör. Allah muhafaza eylesin. Yani çok özür dilerim, burada hani, körlere ait değil bu sözüm. Ama gözü kör olan bir doktor, hangi gözü tedavi edecek, ameliyat edecek? Mümkün değil. İşte, sahte önderler. Bu manada, gözleri kör olmasına rağmen, etrafındaki insanların, veya peşine takılanların, gözlerini ne yapacak? İşte, kendince ameliyatı yapacak. Oysa, normalde, kendi manevi olarak, kendi gözü açılmamış, yani, kalbi gözü açılmamış olan bir kimse, senin kalp gözünün açılmasına nasıl vesile olacak?
Seni nasıl terbiye edecek? Seni nasıl nefis terbiyesine kaçacak? Sana ne anlatacak? Onlar senin nefsini terbiye etmesi için, evet, ilaç acıdır, acı ilaç verecek sana. Diyecek ki, Kur'an bu, sünnet bu, imamların iştahı bu, buna uyacaksın, diyecek. Ama ne yazık ki, tabi bunların, böyle, toplumu aldattıklarından dolayı. Bakın, bir kimse kendi kendisine günah işler, kendisine aittir bu. Ama bir kimsenin günahı, topluma, toplumu aldatır. Toplumu yanlış yere sevk edenler. İşte bunların, normalde kalpleri ve kulakları mühürlenir. Gözlerinde de perde vardır. Bakara, ayet 7. Bunlar çünkü, toplumu yanlış yere sevk edenler. Bunlar, doğruyu bildikleri halde, doğruyu aktarmayanlar.
Hakikati bildikleri halde, hakikati söylemeyenler. Kur'an ayetlerini eyip bükenler, hadisleri inkar edenler, ve hadisleri eyip bükenler, ilk sufilerin yolunu eyip bükenler, bunlar toplumun da gözlerini şaşı ettikleri için, toplumun da bakışlarını şaşı ettikleri için, bunların gözleri kör olur, manevi olarak. Ve bunların kulakları tıkanır, manevi olarak. Hakikati duymazlar, hakikati görmezler, ve bunların kalpleri de mühürlenir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, bu sahte önderler, manevi olarak kördür. Başka bir ayet-i kerimede de, bu dünyada, ama olan, kör olanlar, öbür dünyada, ahirette de, ama, kör olarak haşrolurlar.
O yüzden, bu dünyada, hakikate gözlerini kapatan, hakikati kulaklarını tıkayan bir kimse, öbür tarafta da, ama olarak kalkacak. Öbür tarafta da, ama olarak halk olacak. Yine, Ebu Hureyre'den rivayet edilen, bir hadis-i şerifte, ahir zamanda bazı kimseler çıkacak. Ve dini dünyaya, alet edecekler. Bakın, bu hadis-i şerifi, normalde bu, Tirmizi'de, Darimi'de geçer bu, bu hadis-i şerifi, yeni İslam olduğumda okumuştum. Bu hadis-i şerif, ahir zamanla alakalı. Ve bu hadis-i şerifleri, bulacak olduğunuz yer, hadis kitaplarının, Bab-ül Fitenlerinde bulursunuz bunları. Bu Bab-ül Fitenden, ders yapmazlar genelde, alimler, şeyhler, siyasetçiler, diyanetçiler, ilahiyatçılar.
Bu Bab-ül Fitenden ders yapmazlar. Bunlar, fiten hadisleri olarak da geçer. Ahir zamanda bazı kimseler çıkacak, ve dini dünyaya alet edecekler. Dini dünyaya alet edecekler. siz oturun şimdi kendi kendinize, siyasetçileri, bürokratları, şeyhleri, alimleri, tefekkür edin. Bunlar ne yapacaklarmış? Dini dünyaya alet edeceklermiş. Yani, dinden geçinecekler, dünyalıklarını dinden kazanacaklar, ve dünya olarak, dünyalık olarak da, dini alet edecekler bunlar. Bir kimse dünyası için dini alet ediyorsa, hadis-i şerif onları anlatıyor. İnsanlara yumuşak görünmek için, kuzu postuna bürünecekler.
İnsanlara yumuşak görünmek için, kuzu postuna bürünecekler. Yani, onları sen çok tevazu ehli, çok ahlaklı, ince ahlaklı zannedeceksin. Vay, dilinden şeker akıyor, bal akıyor, o kadar tatlı konuşuyor ki, o kadar yumuşak konuşuyor ki, hiç sert konuşmuyor, hiç incitmiyor, hiç kırmıyor. Ya harama haram demiyor mu? Harama haram da demiyor. Herkese mavi boncuk dağıtıyor. Neden? Herkesin dünyalığını toplayacak çünkü o. O şirin görünecek herkese. Münafıklık alameti bu. Herkese şirin görünmek. Ve onlar diyor, kuzu postuna bürünecekler. Dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbidir.
onların dilleri şekerden tatlı olacak. ama kalbi kurt kalbi. Kurt ne yapar? Avunu parçalar. Av ne? Dünyalık. Dünyalık. Dünyalık deyince sadece para değil, işin içerisine makam da giriyor. Dünyalık işin içerisine kadın da giriyor. Kadıncağız ondan iş istemeye gitmiş. O kadını elde edeceğim diye uğraşıyor. Makam sahibi ya. Kadın da bana telefon açıyor. Selamünaleyküm. Aleykümselam. E sen diyor böyle sohbet ettin. Benim başıma geldi. Ben filanca partinin yöneticisine gittim. İşte bana böyle davrandı diyor. E dedim öyle. Makam sahibi onlar çünkü. Belediyede yok başkan yardımcısı, yok müdür, yok devlet daresinde bir yerde müdür, amir.
Öyle ya. Bunlar makam sahibi. Bir mazuratı var. Kadının gidiyor. Ona salça oluyor. Onlar dünyayı, dini dünyaya alet ediyorlar. Ben bazen Suriye'den anlatıyorum ya. Aslında Suriye'den gördüğüm şey her yerde var. Yani biz sıradayız. Pasaportta işte vize, geçici vize vurulacak. Yani o önümüzde böyle bir Arap aile var. Yani oradaki pasaporttaki amir mührü vurmuyor. Rüşvet istiyor. Önümüzdeki kimse ona işte bir rüşvet verdi. Belli bir para verdi. Böyle Vezden gibi bir yer var. Orada bir pasaportu, parayı uzattı. Parayı böyle aldı, böyle şey yaptı, yamulttu, fıstığı attı. Attı dışarı.
Beğenmedi parayı. Dedi ki daha fazla. Bir de çabuk ol dedi. Sallu, namaza gideceğim dedi. Namaza gideceğim diyen amir, rüşvet alacak. Rüşvet istiyor. Nuri dedim, bunlar dedim, açıktan rüşvet alıp veriyorlar. Böyle bir devlet dedim, batmaya mahkumdur dedim. Battılar zaten. Bir devlet dairesinde, bir belediyede rüşvet normal hale geldiyse, o devlet batmaya mahkumdur.
Ve insanlar işlerini yürütebilmek için, rüşvetle işlerini götürüyorlarsa, o devlet batmaya mahkumdur. O belediye batmaya mahkumdur. Oranın halkı, rüşveti normal gördüyse, ve normal şekilde rüşvet alışverişleri oluyorsa, o halk da bozulmuştur orada. Çünkü, amirler bozulmayınca, alimler bozulmaz. Alimler bozulmayınca, halk bozulmaz. Kimsenin kimseden şikayet edecek hali yok. Belediyeye gittin, belediyede rüşvetle iş dönüyor. Resmi daireye gittin, resmi dairede rüşvetle iş dönüyor. Halk da bundan memnun. Parayla olsun da işimiz bitsin diyor. Sebep, iş bitmiyor çünkü. İş bitmeyince, kendince insanlar o tarafa doğru yönleniyor.
Bunlar bir de, kuzu postuna bürünüyor. Tatlı dilliler. Bunun en acı tarafı şu, İslami gibi görünen, muhafazakar gibi görünen, dindar gibi görünen insanların, rüşvet alıp almaları ve insanları rüşvete alıştırmaları. Bunlar hak ve hakikati söyleyeceğiz deyip, belli bir vazifeye gelip, bunlar hak ve hakikati konuşmayanlar, hak ve hakikat noktasında hareket etmeyenler, bunlar Allah, melekler ve insanların laneti, bunların üzerine olacak.
Olsun da zaten. Bunlar çünkü İslami gelişmenin önünde cüruflar bunlar. Bunlar İslami gelişmenin önünde münafıklar, mürtedler. Bunlar İslami gelişmenin önünde şeytanlaşmış insanlar. Bunlar İslammış gibi görünüp, Ümmet-i Muhammed'in kanını emen sülükler bunlar. Allah bunlara lanet eylesin. Çünkü bunlar İslam için uğraşan, Allah için uğraşan, Allah yolunda koşturanların önünde birer engel. İnsanlar çünkü bunlara bakaraktan dinden soğuyorlar. Bunlara bakaraktan İslam'dan soğuyorlar. Kur'an'dan, sünnetten soğuyorlar. Bunlara bakaraktan tarikattan, hakikatten soğuyorlar. Bunlara bakaraktan şeyhlerden soğuyorlar. Bir bakıyorsunuz, şeyhler toplanmış bir yerde, cuşu huruş ediyorlar. İsraf, lüks, şataat, şatafat, gırla gitmiş.
Bir bakıyorsunuz ki, bilmem hangi şeyh efendi, lüksün, şataatın, şatafatın içerisinde yaşıyor. Bir bakıyorsunuz ki, bilmem hangi hoca efendi, işte şöyle lüksün, şataatın, şatafatın içinde yaşıyor. Bilmem hangi şeyh efendi, bilmem hangi şeyh efendi, kim olursa olsun, ne yapıyorsunuz burada dedim ben, ve şeyhimiz orada nerede? Şeyde, ne o? Otel, Hilton'da. Buradan aşardandı, cübbeliler, sarıklular hepsi de Beytullah'a sırtlarını dönmüşler, şeyhlerini görecekler. Şeyhleri de orada cam fanusun içinde, yani o Hilton'un mescidi varmış, oradan camdan görecekler. Yıl 92'di, yıl 92. E dedim, gidin yanına.
Bana baktılar. Dedim, şeyh nerede, mürşid, müritler de orada. Dedim, gidin yanına. Orada kalın namazı, şeyhinizle beraber, Beytullah'a tepeden bakaraktan. Şeyhim diyen kimse, kibire bak, Beytullah'a Hilton'dan bakacak. Evet. Hilton ne? Gavurun oteli. Şeyh Efendi nerede kalıyor? Hilton'da kalıyor. Hilton kimin? Gavurun. Ondan sonra, kahrolsun emperyalizm. Bizim tipik solculara benziyorlar. Bu sesle oynamayın fazla. Az önceki ses iyiydi. Nefis sizi sesle oynatmasın. E hani siz az önce ne diyordunuz? Kahrolsun emperyalizm diyordunuz.
Nerede kaldınız? Hilton'da. Şeyh Efendi nerede? Hilton'da. Allah'ım, 92'de gördüğümü söylüyorum. Bunlar dünyayı kendilerine, dünyayı kendilerine hedef etmişler. Nerede Şeyh Efendi'nin evi? Boğaz'da, Yalı'da. Neyle aldı? Neyle aldı? Ne iş yapıyor? Bir yerde Şeyh Efendi'ye misafir olduk. Şeyh Efendi'yle beraber ısrar etti illaki. Bizde kalın bugün dedi. Kalalım dedi o da. Devasa bir daire. Karşısında bir devasa daire daha.
Dedim ki ya, insanlar ne yaşıyor? Bu kimse, diyanet işlerinden, vaizlikten emekli. Vaiz emeklisi. Söyleyecek laf yok. Şeyh Efendi bana baktı, ben Şeyh Efendi'ye baktım. Tabi arada hizmet ediyorlar, bir şeyler getiriyorlar. Bana böyle baktı, sus Mustafa Efendi dedi. Hani içinden de konuşma. E sustuk. Sonra sabah oldu. Ona sana, Mustafa Efendi dedi, yatamadın mı dedi kapının önünde. Bir tıkırtı oldu. Başka hadiseler de oldu orada. Ben odayı terk ettim. balkondan geçtim, Şeyh Efendi'nin kaldığı yere. Gittim kapısına, sokuldum. Ondan sonra, bu sabah namazı olduğunda, ah işte ben kapıdayım.
Ne oldu dedi. Yok bir şey efendim dedi. Uyuyamadım mı dedi. Uyuyamadım efendim dedi. E şuraya yataydın dedi. Yatamadım efendim dedi. Kalktık, abdest aldık. Ondan sonra, namaz kıldık. E onun sabah virdleri var, biliyorum ben. Siz dedim efendim, hani istirahat edin dedim. Olur dedi. Sen gene kapıda mı olacaksın dedi. Evet efendim dedi. Ben bir daha kapıda olacağım deyince, o zaman müsaade isteyelim, gidelim dedi. Dedim, siz bilirsiniz. Ev sahibini bekledik, Şeyh Efendi'yi. Ondan sonra, kahvaltı olmadan olmaz, hazır dedi. Peki, kahvaltıyı yaptık, çıktık. Ben onu Nevşehir'e bıraktım. Yolda analiz ettik. Bana sordu, ne düşünüyorsun efendim? Şatatın, şatafatın içinde yaşıyorlar dedim.
Emekli vaiz, bunu nasıl alacak dedim. Emekli vaiz, bunlar, bu kim olursa olsun, bu hakikati ben size anlatayım, siz o hakikati öğrenerekten, kime uyarlıyorsanız, uyarlayın. Cenab-ı Hak şöyle cevap verecek. Bunlar kalpleri, kurt kalbi. Bu siyasetçisi, bürokratı, şeyhi, alimi, dervişi, hacısı, hocası. Bu, yani, bunun normalde, siyasetçiler, bunun en büyük kaymağını yer. Bürokratlar, onlardan kalanları yer. Alimler, şeyhler, bürokratlardan kalanları yer. alimlerin, şeyhlerden kalanları da, böyle, işte, o dergahın, o medresenin, oranın, hocası, zakiri, çavuşu filan, onlar yer.
Onlardan kalanları da, onlardan da kalanlar olur. Onları da böyle, derviş olmadığı halde, dervişlik cakası satan, maneviyatı olmadığı halde, maneviyat cakası satanlar yer. Bu böyle, siyasetçisi, aşağı doğru gelir. O kırıntıları da, o hani, dervişlik cakası satanlar yer ki, onlar aşağıda, o kırıntılar eksilmesin diye, mücadele ederler. Onlar böyle, o kırıntılar için mücadele ederler. Yani, aman o zakir değişmesin, aman o halife değişmesin, o kırıntılar devam etsin, aman bu parti değişmesin, neden sağlam cukka orada, işin kaymağı onlarda, onlar değişmesin. Ne olur değişirse, istikrarınız bozulur. Bir de şu, bizden sonra gelenler de yiyecek, hiç olmazsa biz yiyelim daha iyi.
Bunlar devam eder. Cenab-ı Hak da hitap ediyor bunlara. Allah şöyle buyurur, bunlar benim affıma mı güvenip aldanıyorlar? Yoksa bana karşı mı, böyle cüretkar davranıyorlar? Şanıma yemin ederim ki, onların üzerine öyle bir fitne, musibet göndereceğim ki, o çok yumuşak huylu, halim selim olan kimseleri bile şaşkına çevirecektir. Böyle olanların topluluklarına, böyle olan kimselerin üzerine, Cenab-ı Hak öyle bir fitne gönderecek, öyle bir musibet gönderiyor, onlar da şaşırıyorlar buna. Şimdi toplum olarak, üzerimizde musibetler dolaşıyor, içimizde fitneler dolaşıyor. Yağmurlar yağmıyor, depremler oluyor, yangınlar oluyor, bir bereketsizlik var, bir huzursuzluk var, bir kaos var, bir mutsuzluk var, bir doyumsuzluk var bizde.
Bu musibet, evde eşler doyumsuz, adamlar doyumsuz, çocuklar doyumsuz, evde huzursuzluk var, kaos var evde. Hiç kimse hayatından memnun değil, hiç kimse huzurlu değil. evin içerisinde, yedikleri önünde, yemedikleri ardında derler ya, yedikleri önünde, yemedikleri ardında, ama evde huzur yok, evde kaos var, sokakta kaos var, şehirlerde kaos var, ülkede kaos var, huzursuzluk var, doyumsuzluk var, mutsuzluk var.
Cenab-ı Hak fitneyi koymuş, evlerimize koymuş, evde kadına, erkeğe, ama kadına, ama erkeğe, hazineyi koysan önüne doymayacak, hazineyi koysan, toplumun önüne hazineyi koysan doymayacak, doyumsuzluk var, lüks yerlerde yiyecekler, lüks şeyler giyecekler, lüks, lüks, lüks, şata, şatafat, evler, lüks, arabalar, lüks, kıyafetler, lüks, yine doyumsuzluk var. Yani millet bugün haberlerde okuyorum, gece yarısından zorluğunun önünde, iPhone 17 olmak için millet kuyruğa girmiş. En kötüsü iPhone'un 17'nin 100 bin lira. Millet kuyrukta, iPhone 17'ye bir gün önce alacak o kimse. Yine doyumsuz.
Ertesi gün 18 çıksa, 18 işin önüne girecekler. Her gün 17, 18, 19 çıkarıyoruz dese, her gün kuyrukta olacaklar. Doyumsuz. Evlerde kıyafetler dolu, doyumsuz. Yiyecekler, içecekler dolu, doyumsuz. Bakın bu heva ve heves, dervişlere de aks ediyor. Dervişler de doyumsuz. Sen dervişe kuran sünnet anlatıyorsun, onu dinlemiyor. O senden uçmayı bekliyor. Doyumsuz. Sen ona kuran ve sünneti anlatıyorsun, o alınıyor. Sen ona kuran ve sünneti tebliğ ediyorsun, o kendince bu ne konuşuyor diyor. Ona kuran ve sünnetin dışında veyahut da o öyle alim, kuran ve sünnetin üstünde konuşuyor. Evet. Onu bekliyor insanlar. Bilmiyor ki, bir musibete düçar olmuş.
Manevi musibete düçar olmuşuz. Hırsızlık, arsızlık içimize bizim düşmüş, vefasızlık, ahlaksızlık, fitne, fücür içimizde. Biz bir musibete düçar olmuşuz, farkında değiliz. Haramın en dibi işleniyor, farkında değiliz. haramlar normalleşmiş toplumda. Teşhircilik normalleşmiş. Bugün bir, yani erkek mi? Tabii erkek görünümündeydi. Dersten çıktım, gidiyorum, göbeğine kadar düğmelerini açmış gömleğinin, bir de yoldurmuş tavuk gibi göğsünde hiç kıl tüy yok. Erkek böyle yürüyor yolda. Kendi kendime dedim, ya bunlara da tesettür dedim farz.
Ama kime söyleyeceksin? Erkekler de teşhirci olmuş, kadınlar da teşhirci olmuş. Yani o soyuncak, sen ona bakmayacaksın. Bakarsan sen edepsizsin. Soyunan değil, bakan edepsiz. Soyunan ahlaksız değil, bakan ahlaksız. Soyunan gayet normal, özgürlüğünü yaşıyor. Bakan, bakan hain gözlü, o edepsiz. Yani soyunmak, teşhircilik, özgürlük, bakmak, hainlik, o, taciz etmek o. Ha nereye bakacaksın, hiçbir yere bakma. Yere bakaraktan gideceksin, nereye toslayacaksın belli değil. Ama o hale gelmiş. Musibet, fitne içimizde. Bunun birinci sorumlusu, amirler.
İkincisi, alimler. Üçüncüsü, halk. Ama bundan rahatsızlık duymuyoruz biz. O yüzden, herkes cüretkar davranıyor. cüretkar davranıyor. Cenab-ı Hak'a vermiş olduğu hesabı düşünmüyor. Ve normalde bunlar, öyle bir musibet geliyor ki, sen yumuşak da olsan, sert de olsan, alim de olsan, zalim de olsan, o musibetten nasibini alıyorsun.
O fitneden nasibini alıyorsun. Çünkü musibetler ve fitneler, bir, bireyseldir. İki, aileseldir. Üç, toplumsaldır. Bir kimse, bir fitneye düçar olur, bireyseldir. Kendi yaptığından dolayı, kendisinde bir fitneye maruz kalır. Aksi seda. Bir aileye, bir fitne, bir musibet, oraya musallat olur. Aksi seda. O aile, düzeni kaçırmıştır. Bir kimse, kendi düzenini kaçırmıştır. Ona bir fitne, bir musibet, bir bela ona gelir. O Kur'an ve sünnet dairesinde davranmıyordur. Kur'an ve sünnet noktasında davranmıyordur. Birey, bu çocuk olabilir, bu anne olabilir, bu baba olabilir. Önemli değil. Bunlardan bir tanesi, Kur'an ve sünnete göre davranmıyorsa, Kur'an ve sünnet listurlarına, tabi olmuyorsa, önce o bireyin kendisine gelir, musibet.
Sonra o musibet, o bireyde durmaz. O musibet, o aileye sıçrar. Anneye, babaya, eş ve çocuklarına sıçrar. Musibet, bu noktada, bireyden aileye geçer. Sen zannedersin ki, sivilce benim yanağımda çıktı. O sivilceden bütün vücut hasta olur. O vücuttan bütün aile hasta olur. Ailede durmaz, sülaleye geçer. Sülalede durmaz, o komplet topluma geçer. Bir ahlaksızlık, bir edepsizlik, ona müsaade edildiğinde, topluma geçer edepsizlik. Sen bir ahlaksızlığa, bir edepsizlüğe, bir namussuzluğa, bir hırsızlığa, bir rüşvete, bir herhangi bir çıplaklığa, herhangi bir gayri ahlaki bir şeye, gözünü yumarsın, sende kalmaz o.
O aileye sirayet eder. O aile onun çilesini çeker. O aile o musibetin altında ezilir. O aile o musibetten dolayı üzülür. O çocuk zanneder ki, ben sadece kendime yaptım. Hayır, sen aileye de o musibetin içine kattın. Çocuk zanneder ki, ben kendim içki içtim. Hayır, sen aileye de o musibetin içine kattın. Çocuk der ki, kız, erkek, neyse, gayri ahlaki bir davranışın içerisine girer. Aileye ateş düşürür o. Sen bir ailene gelin alırsın, gelin gayri ahlakıdır, aileye ateş düşürür. Sen aileye bir damat alırsın, damat gayri ahlakıdır, aileye ateş düşürür. Aileye ateş düşürür. Sen zannedersin ki, o musibetten sadece ben uğraşacağım. Hayır, senin ailen uğraşır onunla. Orada kalmaz.
O aileye düştüğü zaman, o sülaleye düşer. Aileye düştü. O ailenin amcası var, dayısı var, teyzesi var, halası var, var. Anneannesi var, babaannesi var, iki tane dedesi var, var. Bakın, o musibet bütün her yere bulaştı. Her yere bulaştı. O yüzden, o sen yumuşak da olsan, sen halim selim de olsan, seni de şaşkına çevirir o musibet. Bak, seni de şaşkına çevirir. Sen de apışır kalırsın, sen de o hastalığa düçar olursun. Göz yumdun çünkü, göz yumunca, senin de kalbin kararır. Sen ona normalde gerekli olan nasihati yapmazsan, ona gerekli tepki göstermezsen, sen de o hastalığa düçar olursun. Çünkü susmak, dilsiz şeytanlıktır. Sen alim de olsan, sen şeyh de olsan, sen derviş de olsan, sen çavuş da olsan, sen zakir de olsan, sen eğer ki, o gayri ahlaki duruma, o düzensizliğe, o fitneye, o musibete, o haksızlığa sen dur demezsen, o sana da bulaşır.
Bulaşır. Şurada birisi, birisine zulmetse, ve o zulme, sizler sessiz kalsanız, buraya zulüm hakim olur. O zulme, siz sessiz kalamazsınız. Birisi, bir orada, bir ahlak dışı bir şey yapsa, sen ona göz yümsen, o burada, ahlakmış gibi oturur. Onun cezasını kesmekle mükellefsin. Ona nasihat edersin, nasihatten anlamıyorsa, cezasını keser atarsın. Sıyırır atarsın, erik sıyırır gibi. Nereye gidiyorsan git dersin, ahlaksızlığını, edepsizliğini, buraya sirayet ettirme dersin. Korumak zorundasın. Çünkü sen gelecek olan nesillere, temiz bir dergah bırakacaksan, gelecek olan nesillere, temiz bir aile bırakacaksan, gelecek olan nesillere, temiz bir sülale bırakacaksan, sen kolunu dahi, kesmek zorunda kalırsın.
Edepsizliğe, hayasızlığa, düzensizliğe, hukuksuzluğa, haksızlığa, sen sessiz kalamazsın. Sessiz kalırsan, orada düzen, ahlak bozulur. Bu ister bireysel olarak, bireyin kendisinde, ister aile olarak, ister böyle küçücük bir topluluk, bir mahalle dersi, isterse bir il dersi. Bu kim olursa olsun, orada eğer ki bir adaba, erkana aykırı bir şey var ise, orada bir ahlaka aykırı bir şey var ise, muhakkak ki sen, onu nasihat edeceksin, nasihat ederekten tepkini göstereceksin, nasihatle mesele çözülmüyorsa, o zaman cezasını keseceksin.
Bunu yapmakla mükellefsin. Anneler, babalar, çocuklarını bu noktada iyi yetiştirmeye gayret edecekler. Çocuklarının ahlaki konumlarını muhafaza edecekler. Alacak oldukları gelinleri, alacak oldukları damatları dikkat edecekler. Dikkat etmek zorundalar. Yoksa ailenin içerisine ateş düşecek. Yoksa ailenin içerisine fitne girecek. Yoksa ailenin içerisine musibet girecek. Bu herkes için geçerli. Herkes için geçerli. Ve sakın ha, aile bireyleri, bana bulaşmayacak diye zannetmesin, sana da bulaşacak. Senin de kapını çalacak o musibet. Sakın sülale bireyleri bize bulaşmayacak zannetmesin. Senin amca çocuğun olabilir, senin kardeşin olabilir, sana da bulaşıyor o.
Senin yeğenin olabilir, sana da bulaşıyor o. Sana bulaşmayacak diye bir şey yok. Senin torunun olabilir, sana da bulaşıyor o. Sana da bulaşmayacak diye bir kaydı yok. Ve bunda herkes şaşkına döner. Ve topluluklar bir tarikat düşünün, tarikat dünyaya mütalik. Paralar havada uçuşuyor, milyon dolarlar. Sen oradasın, buna sen de destek oluyorsun, sen de onu tasdik ediyorsun, o musibet seni de bulacak. Bir cemaat düşünün, gayri İslami bir hayatları var. İngilizler kurmuş. Mossad kurmuş, CIA kurmuş, İngilizler kurmuş. Var, Osmanlı'dan itibaren kurmuşlar burada. Onların devam etleri var. E sen orada sessiz kalıyorsun, o musibet sana da bulaşacak.
Allah muhafaza eylesin. Amin. Kenzül-ü maldan hadis-i şerif. Kişinin namazına, orucuna bakmayın. Konuştuğunda doğru konuşup, konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup, koymadığına, dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp, bırakmadığına bakıp, öyle değerlendirin. Hadi şerif, kişinin namazına, orucuna bakmayın. Konuştuğunda doğru konuşup, konuşmadığına bakın. Konuştuğunda hak ve hakikati mi aynı anlatıyor, yoksa hak ve hakikati yutuyor mu? Hak ve hakikati mi insanlara tebliğ ediyor, yoksa ayetleri, hadisleri çarpıtıp, kendi heva ve hevesine göre mi tebliğ ediyor?
Konuştuğuna bakın. Onun konuştuğu ne? Onun söylediği ne? Ona bakın. Ne tebliğ ediyor? Ona bakın. Nereye davet ediyor? Ona bakın. Kime çağırıyor? Ona bakın. Nereye çağırıyor? Ona bakın. Konuştuğuna bakın. Adam, hani rüşveti alacak ya, beğenmedi, namaza gideceğim diyor. Müslüman kardeşimiz. Rüşvetçi Müslüman kardeşler bunlar. Rüşvetçi Müslüman kardeşler. Müslüman kardeşler örgütünü biliyorsunuz değil mi? Evet. Bunlar radikal. Bunlar böyle, öyle adlandırılıyor ya, bunlar böyle Müslüman kardeşler noktasındalar. Yani, Fî Zilal'il Kur'an'ı okuyorlar bunlar.
Teymiye'yi okuyorlar. Bunlar böyle, ehli tasavvufu beğenmiyor bunlar. yani, tarikatlar bırak, uyutuyorsunuz siz. Siz, uyanıksınız. Evet. Dünya uyanığı bunlar. Yutuyorlar boyuna. Bu işler parasız olmuyor çünkü. Yutuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Namazına, orucuna bakmayın. Konuştuğuna bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Fiiliyatına bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Ağzından çıkana bakın. Namazına, orucuna bakmayın. ne konuşuyor, ne tebliğ ediyor. Ona bakın. Güvenilir mi, değil mi? Ona bakın. Dünya kendisine güldüğünde, yani, şu işimizi hallediver, neyse günahımızı çekeriz.
Yani, bir sürü kimse imza atacak. E, her imza sahabine, on bin lira versek, on kişiye gitse, yüz bin lira lazım. Bir de, heyete girecekmiş bu mesele. E, heyete girince, heyette de beş kişi var. onlardan onlara, elli bin lira, yüz elli bin lira. Bunlar, on yıl önceki muhabbetler. O zaman, o kimse, hani, dünya kendisine güldüğünde, ne yapacak? Zoru gördüğünde, ne yapacak? Sıkıntıyı gördüğünde, ne yapacak o kimse? Bunlar, hepsi de önemli unsurlar. Allah bizi affetsin. Yine, Kenzul Umman'dan hadis-i şerif. Kişinin namazı, orucu, sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat, güvenilir olmayanın da, dini olmaz.
Bunlar, size, okunmayan hadisler. Dileyen namaz kılar, dileyen oruç tutar. Dileyen ibadetini eder. Önemli olan, güvenilir olmak. Eğer bir kimsenin, güvenilirliği yoksa, onun dini de olmaz. Güvenilirliği olacak. Allah bizi, güvenilir olanlardan eylesin. Amin. Devam ediyor Hazreti Pir. Yoksulluk ve meşakkatte, bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da, hiçbir konuk gelmez. Yani, o hakiki, mürşitler, hakiki siyasetçiler, hakiki bürokratlar, hakiki dervişler, hakiki alimler, bunlarda dünyalık yoktur.
Bunlarda dünyalık olmadığı için, bunlar mala, mülke, makama, tamah etmedikleri için, bunlar gösterişe, şatata, şatafata, değer vermedikleri için, bunlar tabiri caizse, fakir ve sabır noktasında yaşadıkları için, bunların çok müşterileri olmaz. O yüzden bunların dergahlarına, bunların partilerine, bunların hiziblerine, çok rağbet edilmez. olmaz. O dergahlara, o mürşitlere, o tekkelere, o medreselere, çok rağbet edilen olmaz. Şataat yok, şatafat yok, gösteriş yok, para yok, dünyalık makam yok, mevki yok. İşte, manevi olarak, tarikatın içerisinde de, makamlar, mevkiler böyle, havada uçuşmuyor, dağıtılmıyor. Adam Almanya'dan yazıyor bana, icazet verecekseniz, size geleceğim, derviş olacağım diye.
Diyorum, rüyamızda görürsek, veririz. Bir daha yazıp çizmiyor. İtalya'dan yazıyor. Selamünaleyküm Şeyh Efendi, aleykümselam. İşte, benim dedem filanca, Şeyh Efendi'ydi, veya babam filanca, dedesi değildi, babasıydı onun. Babam filanca, Şeyh Efendi'ydi, ee, işte, bana bir icazet lazım. Ondan sonra, ben geleyim, sizi ziyaret edeyim, tabi olayım. Kardeş, rüyamızda görürsek, halimizde görürsek, icazetini veririz, görmezsek, bir şey diyemeyiz. Bir daha, selam sabah yok. Yani, onlar çünkü, böyle, makam, mevki istiyor. Böyle, bir ona makam vereceksin, ona bir mevki vereceksin, ona bir şey vereceksin yani. Ondan sonra da, eğer, onun sorumluluğunun altında, sen patinaj çekeceksin.
Onu öyle düşünmüyor o. Çünkü onu normalde, o kendince öyle alışmış ona. Öyle biliyor. Kazım Efendi'ye sordum, bu adamı tanıyor musun? Dedim, tanıyorum dedi. Dedim, böyle böyle, icazet istiyor dedim, güldü. onlar dedi, Bosna'dan gitme dedi, Almanya'ya dedi. Dedim, savaşta mı kaçtılar? Evet dedi. Mürşid, savaşta memleketini bırakıp gitmiş. Adı ne? Şey. Adı ne? Mürşid. Savaşta Bosna'yı terk etmiş, gitmiş. Orada durup savaşamamış. Orada durup mücadele edememiş. Zoru görünce, terk edip gitmiş. Zoru görünce, terk edip gitmiş.
Bunlar sizin hayatınızın prensipleri olsun. Birisi zoru görüp gidiyorsa, gene gider. Bir kimse zorluğu gördüğünde gidiyorsa, tekrar gider. O güvenilir değil. Bir kimse, bir toplulukta, ailede, işlerinde bir sıkıntı oldu. Gitti mi o kimse? Gitti. O bir daha gider. O bir daha gider. O güvenilir değil. O yapar. Size birisi bir laf söyledi mi, söyledi. Bir daha söyler o. Bunu yazın kenara. Ya dersini verseksiniz dost doğru, bir daha yapmamaya tövbe edecek.
Ya da o bir daha yapar onu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde, hani bu tip istikameti düzgün, disiplinli olan, Kur'an ve sünnete bağlı dergahların, dervişleri az olur. Makam yok, mevki yok, devlet dairesinde yerleştirme yok. Öyle ya. Şimdi Türkiye'de öyle tarikatlar var, devlet dairelerini parsellemişler. Öyle cemaatler var, devlet dairelerini parsellemişler. Parsellemişler. Bu bir ekip çıkıyor, başka bir ekip giriyor. Normalde işte Fethullah Gülen cemaatini temizliyorlar, yerine başkası geliyor. Yarın öbür gün onları da temizlerler. Bir operasyon devlet onlara yapar, ondan sonra başka birileri gelir.
Gelir. Birileri orayı doldurur yine. Sonra devlet ona da operasyon yapar. ben 16 yaşında siyasetle tanıştım, 14 yaşında tanıştım, ülkücülükle tanıştım. E yaşım 64, 50 yıl. E gördük hepsini de. O yüzden devlete, belediyelere bulaşmayacaksın. Siyasete bulaşmayacaksın. Seni kullanır atar. Kullanır atar, kullanma tarihin bitince. Allah bizi affetsin. Enam ayet 32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise Allah'a karşı gelmekten, sakınanlar için daha hayırlıdır.
O zaman bu kimseler dünya hayatını, oyunu, eğlence yapmışlar. Dünyanın zevki, sefası tatlı gelmiş. O esnada heva ve hevesi görmemiş. O esnada ilaheleri görmemiş. Ama asıl yurt neresi? Ahiret. O yüzden bir mürşidi kamil dervişlerini kolay yollardan değil, heva, heves yolundan değil, nefsaniyetin, şeytaniyetin kol gezdiği yoldan değil.
Ya Kur'an ve sünnetle onu nefis terbiyesine çağırır. Ona Kur'an ve sünneti tebliğ eder. Çünkü ondan nemalanacağı bir şey yoktur. O her ay onu bir maaşa bağlamamıştır. şimdi Türkiye'de dergahlar varmış, duyuyoruz. Her ay belli bir miktarda para vereceksin dergaha. cemaatler varmış, duyuyoruz. her ay belli bir miktarda o cemaate para aktaracaksın. duyuyoruz. duyuyoruz. Türkiye'de vakıflar var. Türkiye'de dernekler var. her ay belli bir ücret oraya vereceksiniz siz. şimdi böyle olunca sen ne yaparsan yap. orada baş köşede oturuyor. kim daha fazla para verdiyse o baş köşede oturuyor. kimin makamı daha yüksekse o baş köşede oturuyor. geri kalan parya, avam, parayı veren düdüğü çalıyor.
orada nefis kol geziyor. orada heva heves kol geziyor. orada kur'an ve sünnet yok. orada hakikat yok. orada hakikatin hakikati de yok. onlar nefse tatlı gelen şeyler, nefse tatlı gelen öğretiler alınıyor. öyle de olur canım. nasıl yani? başörtüsüz namaz olur mu? oluversin canım ne olacak ki? böyle bir şey yok. dedim bir şey bunu söyleyemez. e dedi filancanın şeyh efendi böyle diyormuş. yanlış duymuştur o dedim ben. yanlış duymuştur deyince kadının kendisi açtı telefon bana. merhaba merhaba. dedi benim arkadaşım aramış. yanlış duymuşsunuz demiştir dedi. evet dedim yanlış duymuşsunuzdur. yok dedi biz sohbetteydik dedi oradaydık. benim başım açık dedim. ben dedi ben namaz kıldım dedi.
e dedim namazın farzlarından birisi tesettüre riayet etmek. namazın farzı dedim. nasıl olacak dedim bu namaz olmaz fasit dedim. valla bizim üstadımız kolaylaştırınız zorlaştırmayınız dedi. tabi ardından sas takımı çıkmış. hep beraber ilahiler söylemişler sanat musikisinden güzel böyle şarkılar.
kadınla erkekim dedim ben. evet dedi. aa hocam dedi siz hiç böyle düşünmüyorsunuz yani dedi. yok dedim biz dedim böyle Türk sanat musikisi anlamıyoruz. arabesk de dedim. bize en acısı lazım müslümden lazım ferdiden lazım dedim. bize orhan gencevay den lazım. biz dedim öyle Türk sanat musikisi. bu eğitimi almadık biz dedim. dedi kadınla erkekli söylemiyor musunuz dedi. hayır dedim kadınlar toplanırlar zikir yaparlar. ilahiler söylerler kendi kendilerine dedim. dedim biz öyle kadınla erkekli hep beraber şu huruşa geçemiyoruz dedi. tabi ben gözümle gördüm de bir topluluk var. çekirgede gittiydik. bizim seyid taştı Allah rahmet eylesin. adam tabi bizi götürecek olan dedi ki bir taksi tutarsanız dedi.
bizde araba maraba yok. ben sizi götürürüm dedi. bir taksiye aa olur dedik biz. nereden alacağız seni? emir sultanın oradan. evi de emir sultanına. biz seyid taşla gittik. emir sultanı da bekliyoruz onu. ulan bir baktık adamın kocaman külah, cübbe. adam banka emeklisi. biz konuşurken normal kıyafetliydi. ondan sonra kocaman bir kafasında şey takke değil artık külah. kocaman bir sarık, cübbe, şav var. çekirgede bir eve gittik. salon bu kadar var evin salonu. ama biz hayatımızda öyle ev mi görmüşüz desem yalan olur. böyle polis karakolunun sağında aa girdik içeri, şeyh efendi içeride. kadınla, erkekle hepsi bir yerde.
curcuna çok güzel, harika, muhteşem. onlar da akşam namazını yeni kılmışlar. biz kıldık da gittik emir sultanda. biz kıldık da gittik onlar da yeni kılmışlar böyle. oy, seyido dedi ki kurban nereye geldik? dedim sus. bir de bizi götüren dedi ki ona göre dedi size ders vermek isterse dedi vereceği dersi alın münafıkların ağzına sakız olmayalım dedi. dedim biz dervişiz. dedi ne olursunuz dedi. bunu dedi söylemeyin dedi. dedim şimdi bir de ders almak var. şimdi şeyh efendiye giderken böyle çok özür dilerim hepinizden de böyle ben şimdi böyle yayılmayayım diye arkaya yastık koyuyum bunda yastık da yok böyle yayılmış vaziyette şeyh efendi ben şimdi böyle önüne geldim üç adım yapacağım bir adım yaptım bir boyun kestim böyle bir doğruldu bir adım dağıttım bir boyun daha kestim biraz daha doğruldu üçüncü adımı bitim bir adım dağıttım bir boyun daha kestim koltuğun ucuna geldi.
uzattı elini benim kendi içimden sözüm vardı ben şeyhimin elinden başka bir el öpmem diye elini uzattı ben yavaşça düzelttim, tokalaştım ondan sonra sen nerenin gülüsün dedi. dedim Nefşeyli Abdullah Gürbüz Efendi'nin dervişim dedi. yaptı şeydi o arkamda karabela Allah rahmet eylesin arkamdan diyor ki ben elini öpmem bunu ben hiç arkama dönmüyorum dönsem gülcem çünkü o böyle bu tip şeylerde rengi değişiyor çünkü renk değiştiriyor neyse biraz kenara çekildim o da geldi o da toka yaptı elini sıktı
ondan sonra biz geçtik bir yer gösterdiler oturduk biz ikide bir de diyor ki kurban nereye geldik dedim sus hiçbir soru sorma bir şey deme dedim ya seyret sadece dedim neyse işte sofralar kuruldu kadınlar erkekler herkes oturuyor bir yerde ondan sonra en enteresanı şu bir tane kukuletası yeşil sarı yeşil cübbesi yeşil içindeki elbisesi yeşil ayağındaki donu yeşil her şey yeşil ondan sonra bana diyor ki Seydo bu yeşilli kim diyor lan oğlum sus ondan sonra bu diyor PE benziyor diyor anladınız siz onu oğlum sus konuşma diyorum
Seydo sus diyorum konuşma bak bak bak bak PE'ye bak diyor şimdi o böyle değişik hareketler yapıyor Şeyh Efendi işte bir şey söylüyor o böyle hmm yapıyor oradan oğlum bu bizimki durmuyor diyorum Hacı dur sakin ol yok bizi diyorum kovacaklar buradan kovmazlarsa bu PE'lerler PE'lerler PE' bilmem neler diyor neyse yemekler yeniyor bir kadın geldi o yeşilliğe böyle kolu burada onun onun olsana o böyle en az Şeyh Efendi kadar şatavatlı böyle gösterişli o böyle geldi onun kollarına dokundu zeytinyağlarımı beğendin mi dedi
çok güzel olmuş dedi kadın da bir sayha attı hani o beğendi ya ondan sonra bir sohbet Şeyh Efendi böyle bir cümle söylüyor oradan kadının birisi hayyyyyy diye cezbeye geliyor bizimki durmuyor bizimki kurt kaynıyor her tarafından lan Hacı otur oturdun yara ben diyorum sus bak o arada yanındakinle samimi olmuş o arada adam İstanbul'da bilmem hangi bölgede Toyota bayisiymiş dedi ya bu Toyota bayisiymiş ulan sana ne dedim otura oturdun yara sağımdaki tanışalım efendi dedi tanışalım efendim dedim ben Mustafa Özbağ dedim
adam İstanbul'da demir tüccarıymış mesleğiyle beraber söylüyor herkes zengin belli halinden zaten ama böyle cuşu huruş içindeler ve o böyle nefse tatlı geliyor tabi sonra Şeyh Efendi böyle kısa bir sohbet etti her sohbette kadınlardan erkeklerden hay hu hak kimin sesi daha fazla çıkarsa o daha fazla cezbeye geliyor bizimki boy ne PE diyor ortalığa ondan sonra en son nokta artık normalde dedi ki bu da dedi Rabiyatül Adeviye'dendi sohbet dedi yani kendisinden değil Rabiyatül Adeviye bunu söylemiş ortalık koptu hu hay hak
filan ondan sonra durdu sonra bitti sohbet hayırlı geceler herkese dedi kimse kalkmıyor e kimse kalkmayınca hayırlı geceler bize Hacı bu söz bize neden dedi ulan bir yabancı biz varız dedim halimiz maydanda dedim biz fukarayız her birini dedim cübbesi kukulatası sarığı filan on numara dedim biz varız burada bize diyorlar dedim kalk dedim gidelim biz kalktık tabi ben bir selam verdim selam aleyküm aleyküm selam gerçekten bir kişi bile kalkmadı aleyküm kuşu gibi kalktık getirdiğimiz adamı seydo bırakır mı yürü dedi ona
ben daha kalacağım dedi nereye kalıyorum burada dedi anca beraber dedi gidelim bana müsaade edin beni bırakırlar dedi o kukulatayla zaten taksiye maksiye binemez o benim yanımda kuaför var o kuaföre gelen kızlar var evlenecek olanlar ben bakıyorum hani bazen girenleri görüyorum 1.55 çıkarken 1.85 kocaman kafayı yükseltmiş onu diyorum Gülten abla nasıl yükseltiyorum bu kafayı diyorum ben alıştım artık diyor bana tabi o damat da bilmiyor ya hani girdi 1.65 bakıyor hatun hani evlenecek kadın 1.65 1.55 normal taksiyle getiriyor
hadi götür taksiyle sen onu valla 1.85 yukarı doğru ne taksiye giriyor ne dolmuşa biniyor bir kavga çıkıyor yan tarafta o gelinin annesi var ya ortalığı böyle dumana çıkarıyor adamı böyle yerliye eksen ediyor sen nasıl böyle taksiyle geldin sen gelin başı olacak bilmiyor musun diye bir tanesi gitti kango getirdi kangoya da sığmadı bir daha bağırış çağırış davul zurna bekliyor ama orada tabi ardından o Ford transitlerin yükseğini getirdi damat anca girdi içeri tam içeri girecek tamam ya davul zurna dedi vur tabi o kuaförden çıkarken
davul zurna ile çıktı böyle ama 1.55 1.85 olmuş bu sefer baktım damat yanında küçük kaldı hani damadın yükselecek bir şey yok çünkü gitti bunlar da öyle kukulataları çok yüksek taksiye binmesi mümkün değil hani o kukulatayı çıkarıp da binmesi lazım bizde gelmedi şimdi sonrasını ondan öğrenmiş Seyit Taş ne yaptınız bizden sonra demiş bizimki bırakır mı deveyi doğduğu yere kadar kovuluyor demiş ne yaptınız adam söylememek istemiş istememiş bir küfretmiş sövmüş söyletmiş ona kurban bizden sonra dedi oturmuşlar kadınla erkekli zikir yapmışlar
ondan sonra cuuş uğruşa geçmişler o manada o öyle demiyor da ona dili yetmiyor zaten mesela bir mitsubishi söyleyemeden gitti biladerler bir araba aldı dedi ne aldılar dedim misisipi aldılar dedi ulan düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum hacı ne aldılar dedim bu sefer misisipi de geçti m ile başlayan bir şey daha söyledi aradan 2-3 dakika geçti dedim hacı anlayamadım ne aldılar biladerler dedim gene m ile başlayan bir şey söyledi sonradan öğrendim mitsubishi almışlar onun öyle halleri vardı mesela et yemeyenleri ne diyorlar
vejetaryen değil mi ha birisi et yemiyor ona dedi bunlar satanist ya et yemiyor bunlar dedi seyid taşın danılası varmış demek bu gece ben bir durdum böyle nasıl yani dedim ben satanist bunlar et yemiyor dedi sonradan hani vejetaryen yerine vejetanın yerine satanist olmuş yani o böyle bir isim bulurdu alakalı alakasız önemli değil o gün de onları çözmüş o söyledi Allah muhafaza eylesin şimdi nefse hoş gelen bir yer olursa millet kalabalık olur ama Kur'an sünnet imanların iştahı deyince orası kalabalık olmaz mesela evlerde de aynıdır
evde baba Kur'an sünnet desin çocukların canı sıkılır evde anne Kur'an sünnet desin adam uygun değilse adamın canı sıkılır aile de birisi sülalede Kur'an sünnet desin o biraz yani tabiri caizse dışarı atılır o yüzden nefse açık olan yollar çok kolaydır şeytaniyete nefsaniyete açık olan yollar çok kolaydır senin eğrine doğruna onunla buyuna söylemezler çünkü sen ne yaparsan yap ona bir şey diyen olmaz Allah muhafaza eylesin oysa buharde geçiyor hadis-i şerif cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmıştır cehennem ise şehvetlerle kuşatılmıştır
demek ki cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış cehennem de o zaman nefse tatlı gelen şeylerle kuşatılmış o yüzden mesela bu ben bu beytleri biraz kendimize diyorum bizim kapımıza dünya menfaati umanlar ne bileyim bir böyle makam mevki umanlar gelmezler bizde böyle şeyler yok çünkü normalde bizde mal yok bizde şöhret yok bizde şataat yok bizde şatafat yok bizde böyle dağıtı ulufe dağıtılır gibi makam yok o yüzden bizim kapılar öyle dolmaz taşmaz ama normalde bunların kol gezdiği yerde paralar pullar dolaşıyorsa
ortalıkta evet oraları biraz daha böyle şatafatı şataatı yerindedir gösterişi yerindedir böyle onların dergahları makamları mevkileri güzeldir böyle hoştur hani var ya adişi şerif ahir zamanda camiler süslü olacak ama içi boş olacak yani bu da onun gibi bir şey o tekkeler dergahlar böyle süslü kendileri para vermiyorlar ya öyle olunca da dağıt dağıtabildiğin kadar şeyh onun parasını ödese canı yanar onu dağıttıramaz onu ama şeyh ödemiyor ya nasıl olsa o yüzden taşa toprağa süse ödüyorlar böyle Rabbi muhafaza eylesin
oysa islam hadis-i şerif öyle diyor müslümde geçiyor garip başladı yine garip olarak dönecektir ne mutlu o gariplere o garip dergahlar garip mürşitler garip dervişler ne mutlu onlara garip cemaatler öyle ya parası pulu yok makamı mevkisi yok devlet kademesinde bir amcası yok öyle ya işte geçenlerde bir yerde sohbet oldu dedi ki vakfı neden aldılar elinizden biliyor musunuz biliyorum dedim biz dedim birilerinin boyunu eğmedik birilerinin de dedim sarayda elemanları var adamları var bizden aldılar onları verdiler doğru dedi
belli sarayda adamları var sarayda adamları olunca aldılar verdiler sattılar herkes makamları var çünkü e bizim bizde makam yok mevki yok devlet kademesinde bürokraside bir kimsemiz yok bizim bu dille zaten kimse yanaşmaz bize öyle demiş biri üstadınızda o dil olduğu müddetçe demiş siz daha çok çekersiniz demiş e dedim çekeriz ne yapalım dedim yani varsız çekilecek çilemiz çekeriz doğruyu hakkı hakikati görüp bilip de susacak değiliz bu saatten sonra Allah muhafaza eylesin o yüzden ee mesleğin hakikatine eren sufilin
hakikatine eren normalde ee ee bilhassa dervişlik yolunda ee o çilesiz bir dervişlik yoktur sıkıntısız bir dervişlik yoktur ee kendince bir zorluğu olmuyorsa ee o yolda sıkıntı vardır asıl Allah muhafaza eylesin ama dışarıdan hor hakir görünen dışarıdan fakir dışarıdan işte böyle arkaları olmayan hani siyasi bürokratik bir desteği olmayan o tip dergahlar o tip topluluklarda maneviyat vardır işin hakikati vardır Rabbim bizleri onlardan eylesin o yüzden biraz böyle ee ee
hakikate ermemiş ee dünyanın saltanatına şatafatına kananların kapıları biraz kalabalık olur ama Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışanların kapıları çok kalabalık olmaz onların böyle kapılarında çok bekleyen olmaz çok böyle ee gösteriş yok şatafat yok şataat yok o şeye efendi giderken yirmi kişi birden yanımda koşmuyor bizim şey Çanakkale'li bizim Yusuf Hoca Çanakkale'de bana soruyor diyor ki bir işin olduğunda yalnız mı gidip gelirsin diyor bana tuhaf geldi böyle Yusuf Hoca kimde olacak benim yanımda dedim evet çarşıda
bir işim olunca kendim gidip geliyorum dedim ondan sonra bazen dedim böyle yorgun olurum argın olurum bir şey olur dedim bizim dedim Hacı Erkan'ın yanında Onur var dedim Onur'a söylüyorum dedim Onur şunu alıver bana şunu yapıver bana onu da dedim Hacı Erkan açık çek verdi dedim ne zaman bir işin olursa Onur'a söyleyebilirsin diye dedim öbür türlü gider kendim hallederim kendim yaparım dedim gene sordu yalnız mı gidiyorsun dedi yalnız gidiyorum dedim neyle gideceğim dedim yani onun tuhafına gidiyor şimdi hani karşıya çıkınca yanımda 3-4 kişi avane yürüyecek filan ondan sonra dedim yok öyle bir şey ben bütün işimi yalnız yaparım dedim sohbete gideceğim yalnız giderim yalnız gitmeyi tercih ederim dedim dedim herkes ben beraber gidelim diye düşünür ben dedim götürmek istemem kazası var belası var her şeyi var dedim yolda o yüzden dedim birini sürüklemek istemem ben dedim kendim gider gelirim dedim ben dedim sonunda dedim kimsenin de dedim hani sorumluluğunu üzerime almak istemem tabi ona tuhaf geldi ondan sonra bir de diyor hani işte size yemek yediremiyoruz
bir şey yapamıyoruz dedim bak burada dedim net söylüyorum ben dedim hiçbir yerde yemek yemek istemiyorum ben hiçbir yerde konaklamak istemiyorum şimdi de net söylüyorum ben sohbete gittiğim yerlerde yemekti içmekti dinlenmeydi bunları yaşamak istemiyorum kardeşler arkadaşlar dervişler davet ediyorlar söylüyorlar bazen işte hani kırılmalarından korkuyorum incinmelerinden korkuyorum bazen böyle hani onlar bir de bilhassa yeni olan yerler böyle bu konuda incinirler kırılırlar diye düşünüyorum bazen hani böyle işte kaçamak
yapıyorum öyle ama ben istemiyorum açık ve net bu konuda ben kendime bir hizmet de istemiyorum ben o konuda hani kendi çizgimin bu konuda kendi distrumun kendim tarafından çiğnenmesini de istemiyorum Allah razı olsun hepsinden de arkadaşlarla o yüzden bizim ölçümüz Kur'an ve sünnet olsun bizim ölçümüz imamların iştahı olsun bizim ölçümüz ilk sufilerin yolu olsun bizim ölçümüz o olsun söylediklerimiz de öyle olsun yaşantımız da öyle olsun bizim elimizden dilimizden gözümüzden kulağımızdan kimseye zarar gelmesin herkes bizim
dilimizden emin olsun herkes bizim elimizden emin olsun herkes bizden emin olsun ben bugün zikruluğa gideceğim benden hiçbir şey talep etmeyecekler hiç kimse bana yan gözle bakmayacaklar ben bugün sohbete gideceğim bugün bizden hiçbir şey istenmeyecek bizim zakirimiz bizim çavuşumuz bize tepeden bakmayacak bize yanlış bir kelime konuşmayacak bizi ayrıştırmayacak biz normalde hangi meslekten hangi meşrepten olursak olalım biz normal derviş statüsünde herkes aynı statüde hayatına devam edecek bizim birbirimizden bir üstünlüğümüz
yok bizim birbirimizden bu konuda herhangi bir ayrıcalıklığımız yok hepimiz bu Allah'ın dergahının kuluyuz hepimiz buradayız o yüzden hani Hz. Pir'in dediği gibi toprağın altında usta da bir çırak da bir toprağın altında usta da bir çırak da bir bizim yüzümüzden bir kardeş buradan soğumasın bizim yüzümüzden bir kardeş buraya mesafeli olmasın bizim yüzümüzden olmasın zakirlerimiz çavuşlarımız bu konuda ölçülü hareket etsinler dikkatli hareket etsinler bilhassa zakir kardeşler dervişlerle ticaret yapmasın dervişlerin
ticaretlerine karışmasın onlarla bu noktada bir şey kar edeceğim diye onlarla bir şey yapmaya kalkmasınlar nefis girer işin içerisine şeytan girer işin içerisine bunlardan uzak dursunlar dervişlerin parasından malından mülkünden dervişlerin evinden barkından uzak olsunlar bu konuda kendilerini dünyalıya döndürmesinler çünkü dünyaya dönerse bu noktada oradaki ahenk bozulur bir zakir dervişlere dünyalık gözüyle bakarsa ahengi bozulur bir çavuş etrafındaki dervişlere dünyalık gözle bozulur ahengi bozulur bir derviş etrafına
dünyalık bakarsa ahengi bozulur aman ya ben şununla arkadaş olayım da onun arabasıyla gider geliriz aman ben şununla arkadaş olayım da işte onun evinde yer içerim veyahut ben bununla dost olayım da ondan faydalanırım bunlar ahengi bozar bunlar ahengi bozar bunlar dervişliği bozar aman şuraya gideyim de ben orada evlenirim ahengi bozar dervişliği bozar ben oraya gideyim de işim düzelsin orada işi bozulur daha ben böyle açık konuşuyorum derviş olunca işinizde aşınızda eşinizde bozulabilir sıkıntı yaşayabilirsiniz bunun garantisi yok
muhallebi yerken dişiniz kırılır bunun garantisi yok derviş olmak tabi olmaktır bazen bazen bir arkadaşa bunu bırak diyorsun bırakamıyor ne oldu hani derviştin sen bırak dediğimizde bırakacaksın bırakmıyor veyahut da bunu şöyle yap dediğinde yapamıyor bunu yapma dediğimizde yapıyor gene e hani dervişlikti bu yap dediğinde yapacaktın ya at dediğinde atacaktın ya yapamadın da atamadın da e nerede kaldı dervişlik kalmadı gitme diyorsun gidiyor konuşma diyorsun konuşuyor nerede kaldı dervişlik kalmadı e burası layloylam yeri değil
sana yapma dediklerinde yaparsan ben açık açık söylüyorum oraya yazarım diyorum konuşma dediğinde konuşuyorsan yazarım oraya o disiplini bozmayacaksın bırak dediğinde bırakacaksın bırakmıyorsan senin dervişlik yolunda baya yol alacaksın daha disiplini bozuyorsun e anlatırken kolay geliyor size herhalde kapalı çarşıda lokanta var saat iki buçuk deyince ekmek bile kalmıyor dedim efendim isteyen var satabilir miyim dedim dursun dedi o zaman o zaman için iki yüz otuz binlere para veriyorlar güzel para bir ay sonra geldi
yemek yedik aynı yerde ellerini cebine soktu onun bir cübbesi vardı böyle eski arkadaşlar bilir iki yanında cepli ellerini cebine soktu hiç unutmuyorum dükkana dışarıdan baktı sat Mustafa efendi buraya dedi bir ay sonra alacak olana dedim ki dükkan satılık yüz otuz bin lira veriyorum dedi getir parayı aldı getirdi parayı akşam oldu üç saat saat üçte yemek yedik çıktık saat altı buçuk yediydi getir parayı dedim sattım sattım bitti parayı getirdi kuyumcuydu yanındaki adamı aldı gittim akşama selam aleyküm aleyküm selam
sanki onu biliyormuş gibi ne oldu Mustafa efendi sattım mı dükkanı sattım efendim maşallah Allah mübarek etsin dedi ertesi güne bırakmadım dükkanı satmak için tervişlik bu bazen anlatıyorum ya Konya'ya kadar gittik avudi 80 ne güzel gümrükten çıkarmışsın pırıl pırıl araba ha şey efendi onunla gezdireceğim öyle torpide vurdu avudi sana teşekkür ediyoruz buraya kadar getirdin bizi dedi ben şoför koltuğundayım kırmızı ışıkta duruyoruz döndü bana sat Mustafa efendi bunu dedi emredersiniz efendim dedim birisi böyle arabanın
içinden bakıyor efendim bir şey diyebilir miyim bu arkadaşlarım dedim satılık dedim satılık macumya ilgileniriz dedi Konya şivesinden ben çektim el freni efendim müsaade eder misiniz tabi dedi ben indim adamın kartını aldım bindim arabaya şeyh efendiyi bıraktım bir eve orada kadınların sohbeti vardı bıraktım oraya gittim adamın dükkanını buldum adam konfeksiyon işi yapıyor selam aleyküm aleyküm selam dedim baktır ettir ne yapıyorsan yap dedim araba bu ne istiyorsun dedi ne yapar dedim hiç unutmuyorum yedi bin kusur lira
bir para söyledi hayırlı olsun dedim hayırlı olsun dedim yalnız benim bir işim var dedi ne var dedi Nevşehir'e dedim şeyh efendiyi bırakacağım ölsiyer o dedi yanındaki kimdi dedi şeyhimdi dedim yok ya dedi evet dedim filanca camide bu akşam sohbet var sen de gel geldi oraya camiye o da sohbete zikrullah'a katıldı ben ertesi gün sabahleyen şeyh efendiyi şeye bıraktım Nevşehir'e döndüm adama telefon açtım gel arabanın satışını al şeyh efendiyi de o gün dedim sattım efendim arabayı sattın mı Mustafa efendiyi sattım aferin olun
dervişlik at demişler atacaksın tut demişler tutacaksın Kur'an ve sünnetin içinde mi evet konuşma konuşmayacaksın bırak bırakacaksın yürü yürüyeceksin dur duracaksın Kur'an ve sünnetin içinde mi evet başka yerde bunu böyle normalde tolerans gösterirler biz de dövecek değiliz adamı ama at dediğimde atmamış tut dediğimde tutmamış git dedim de gitmemiş gel dedim de gelmemiş aha yok aha o derviş bir şey demiyorum ama o daha baya yol gidecek Allah bizi affetsin inşallah o yüzden yolumuz Kur'an'a sünnete imamların iştahına
ve ilk sufilerin distürlerine uygun olacak Rabbim bizi onlardan eylesin Amin El Fatiha Amin önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah sağlık afiyet olursa 2270.
Beyt'ten devam edeceğiz on yıllık kıtlığı mücessem olarak görmediyse gözünü aç da bize bak görünüşümüz davacı adamların içi gibi gönlü kapkara fakat dili şaşalı
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.