Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 14 Eylül 2025 · 1:15:40
Evet, kaldığımız yerden devam ediyoruz geçen haftadan. Geçen hafta ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Burayı okuduk, oradan devam ediyoruz. Halbuki sen öyle birisini müridesin ki, hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek? Malum bu bölüm Ümmet-i Muhammed'in önünde liderlerle alakalı, şeyhler, âlimler, ümera yani devlet idareci, bürokrasi sahipleriyle alakalı.
Bunların olgunlaşmamış, kemale ermemiş, verili bir seviyeye gelmemiş insanlarla alakalı. Normalde bunu sadece geçen hafta şeyhlerin üzerinden konuştuk ama, yani bu sadece şeyhleri ilgilendiren, âlimleri ilgilendiren bir konu değil. Tarih boyunca, Adem'den itibaren ümmetin önünde hep bu tip ama dini, ama siyaseti, ama devleti ele geçirip, Bunları normalde Ümmet-i Muhammed'in halkın yararına değil, kendi heva ve heveslerine, kendilerine uygun yönetenlerle alakalı.
Halbuki sen öyle birisini müridesin ki, hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek? Yani o hasis, kıskanç yani, etrafında olup bitenlerden neden kendisinde yok? Yani o dünyaya karşı haris ve hasis, bu noktada hep dünya bozar insanları. Yani kendisi nefsini terbiye edememiş, yenememiş. Cimrilik, kibirlilik, onunla sona benlik, dünya sevgisi, hırs dünyaya ait.
Bunları yenememiş. Yani nefis dediğimizde bunların bütün nefsin, bu kötülükleri söz konusu. Bunlarla mücadele edememiş. Bunlar da galip çıkamamış. Böyle bir nefis terbiyesi görmemiş kimse. Yani onun bir şeyhi yok ise, bir mürşid-i kamile intisap etmediyse, doğru bir üstada intisap etmediyse, o nefis terbiyesi görmez. Doğru bir alimin peşine gitmeyen bir kimse, o nefis terbiyesi görmez.
Doğru bir siyasetçinin peşine düşmeyen bir kimse, doğru bir nefsini terbiye edemez. Doğru kimsenin arkasında değil. Doğru bir bürokratla yürümeyen bir kimse, çünkü o bürokrat da bozar insanı. Nefsini terbiye etmemiş. Siyasetçi nefsini terbiye etmemiş. Alim nefsini terbiye etmemiş. Şeyh kisvesi altında. Ama nefsini terbiye etmemiş. O bir terbiyeye girmemiş yani. Terbiyeye girmeyince alim insanı saptırır. O şeyh insanı saptırır. O siyasetçi insanı saptırır. Ahir zaman siyasetçiler insanları saptırır. Ahir zaman alimler insanları saptırır. Ahir zaman bürokratları. Bu konuda da hadis-i şerif var. Siz ahir zamanda bürokrat olmayınız o manada. İnsanları saptırır.
Bu normalde ahir zaman alimler insanları saptırır. Hazreti Pir diyor ki sen öyle bir insanın peşine takılmışsın ki o hasisliği yüzünden kendisini temizleyememiş. Kendisine galip gelememiş. Değil ki sana galip gelecek. O kendi heva ve hevesinden kurtulamamış. Kendi heva ve hevesini ilah edinmiş. Kendi nefsini ilahlaştırmış o. O nereden sana terbiye verecek? Onun önünde ne yaparsan yap o yutar. Çünkü buradakilerin hepsinin hastalıkları farklı farklıdır. Bu söylediğim dört grup. Siyasetçiler yani devleti idare eden ümera. Onların bürokratları, onların alimleri, onların şeyhleri. Bakın bu tespitleri kenara yazın.
O devleti yönetenler ümera. Onların bürokratları vardır. Onların alimleri vardır. Onların şeyhleri vardır. O devleti idare eden, devletin başındaki ümera bozuksa, onun etrafında bozuk bürokratlar, onun etrafında bozuk alimler, onun etrafında bozuk şeyhler vardır. Bu dört unsuru hayatınız boyunca unutmayacaksınız. Şimdi bir insanın hidayeti ermesi Allah'ındır. Hidayet Allah'tandır. Lütuf Allah'tandır. İkram Allah'tandır. İlim Allah'tandır. Hikmet Allah'tandır. Bereket Allah'tandır. Afiyet Allah'tandır. İlmülledin Allah'tandır.
Bütün mükevanatın sahibi Allah'tır. Dilediğini aziz eder. Birisini aziz etmek istemiyorsa da salar yakasına o da zelil olur. Çünkü nefsine uyar, kendisini zelil eder o. Şimdi ayeti kerimede biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız ve haydi delilinizi getirin diyeceğiz. O zaman bilecekler ki hak Allah'ındır. Uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitmiştir. Şimdi bu sapkınların topluluklarına diyecekler ki mesela bir kimse, bir devlet başkanı arkasındaki insanları cehenneme sürüklüyor. Konuşmalarıyla, sözleriyle, davranışlarıyla ve kendi dairesinde yaptıklarıyla arkasından yürüyen insanları cehenneme sürüklüyor. Hadis-i şerifte o sizin gibi konuşur, sizin gibi namaz kılar, sizin gibi oruç tutar, sizin dilinizden konuşur ama sizi cehenneme götürür diyor.
Bu alimler ve devlet başkanlarıyla alakalı bu hadis-i şerif. Bu kim olursa olsun, arkasında bir topluluk var ise o kimsenin, bir topluluk var ise, bunun futbol dernekleri dahil buna ha, bütün dernek başkanları, bütün bir topluluğa hitap eden kimseler, avcılar derneği, kuşçular derneği, köpekçiler derneği, siz ne derseniz deyin, vakıflar, bunun adına ne vakfı koyarsanız koyun.
Hiç önemli değil, bir topluluk var mı? Var. O topluluğun başında bir kimse var mı? Var. O kimse, o topluluktan sorumlu, yaptıklarından sorumlu, söylediklerinden sorumlu, davetinden sorumlu, o kimse. Ve bu kimseler başlarındaki bu insanlarla halk olacak. Sen dervissin, şeyhinle halk olacaksın. Eğer şeyhin senin kamil değil ise, seni Allah ve Resulüne davet etmediyse, sana Kur'an ve sünneti anlatmadıysa, senin heva ve hevesini ilahlaştırmana göz yumduysa, senin edepsizliğine, senin ahlaksızlığına, senin yanlışlıklarına göz yumduysa,
sana Kur'an ve sünneti tebliğ etmediyse, sen onun yakasından tutacaksın mahşerde. Ve her topluluk başındaki liderle halk olacak. Peygamberleriyle halk olacak, şeyhleriyle halk olacak, alimleriyle halk olacak, siyasetçileriyle halk olacak. Öyle yağma yok, öyle bir şey yok, öyle başıboş değil hiçbir şey, ayetle sabit.
Biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız ve haydi delilinizi getirin diyeceğiz. O zaman bilecekler ki, hak Allah'ındır, uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitmiştir. Bu siyasetçiler, kendilerine oy verenlerle toplanacaklar, orada da halk olacaklar. Diyecekler, delil getir. Sen ne söyledin? Şeyhler, alimler, bürokratlar, vakıf başkanları, dernek başkanları, istersen kuşçu derneği ol, ne oluyorsan ol. Milleti nereye davet ettin? Sen, senin peşinden gelen kimseleri nereye götürdün? Onlara ne anlattın sen? Onlara ne söyledin? Ne tavsiye ettin? Ne nasihat ettin? Sorumlusun bundan.
Evet, kendisini şeyh zannedenler, sohbeti iyi dinleyin. Sonra kalkıp da bize laf söyledin deyip de yazmayın. Kimsenin şeyhiyle, alimiyle işimiz yok. Biz ölçüyü konuşuyoruz. Kasas ayet 75. Bu uydurduklarınızla baş başa kalırsınız. Ne olursanız olun. Kendinize bir faydanız yok. Değil ki başkasına faydanız olsun. Hazreti Ali Efendimiz naklediyor, hadis-i şerifi, beyhakide geçiyor. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, İslam'ın yalnız ismi, Kur'an'ın ise resmi kalacak. Mescitler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak. Dikkat edin. Onların alimleri, gök kubbe altındakilerin en şerlileridir.
Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir. Ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman bürokratları, ahir zaman siyasetçileri, eğer siz insanları Kur'an ve sünnete davet etmiyorsanız, insanları siz Allah'ın indirmiş olduğu dine davet etmiyorsanız, insanları kendi heva ve hevesinize davet ediyorsanız, kendi ilahelerinize davet ediyorsanız, bu hesabı veremezsiniz.
Ve onların alimleri, gök kubbe altındakilerin en şerlileridir. Evet, ahir zaman alimleri, gök kubbe altında en şerlileri sizlersiniz. Sebebi şu, Kur'an'ın emir ve yasaklarını, Kur'an'ın ayetlerini eğip büküyorsunuz. Faizle alakalı, hukuk belli, İslam'ın tüm hukuku belli, İslam'ın tüm hukuku belli olmasına rağmen, farzlar, vacipler, sünnetler, nafileler belli olmasına rağmen, ayetleri eğip büküyorsunuz.
Siyasetçilerin, siyasi oyunlarına alet oluyorsunuz. Bürokratların, bürokrat oyunlarına alet oluyorsunuz. Hak ve hakikati konuşmuyorsunuz. Kendisini şeyh zannedenler, siyasetçilerin önünde el etek öperekten kendinizi bir yere getirmeye çalışıyorsunuz. Ahiretinizi yok ediyorsunuz. Siyasetçilerin, bürokratlarının önünde el etek öpen bürokrasiler, şeyh efendiler, alimler, hepinizde hak ve hakikati konuşmuyorsanız, hak ve hakikati tebliğ etmiyorsanız, yeryüzünde gök kubbenin altında dolaşan en şerliler sizlersiniz.
Hak ve hakikati ortaya koymayan, Kur'an ve sünnet-i seniyenin hakikatini anlatmayan, siyasetçiler, bürokratlar, alimler, şeyh efendiler, zakirler, nakipler, nükabbalar, her ne isen, makamın, mevkin ne ise, eğer ki Kur'an ve sünnet-i seniyyeyi anlatmıyorsan, Kur'an ve sünnet-i seniyenin hakikatini tebliğ etmiyorsan, hadis-i şerife göre, sen gök kubbe altında dolaşanların en şerlisisin.
Senden daha şerli bir kimse yok. Önce kendi şerliliğine bak. Ben hak ve hakikati anlatıyor muyum? İnsanları hak ve hakikate mi davet ediyorum? Kendi hevesime mi davet ediyorum diye, kendine sor. Ya da, tebliğlerini Kur'an ve sünnete göre özdeşleştir, karşılaştır, bir bak nereye davet ediyorsun insanları. Yeryüzünde haksız yere böbürlenip büyüklük taslayanları, ayetlerimi idrakten çevireceğim, anlamaktan mahrum edeceğim.
Böbürlenenler, kibirlenenler, makam ve mevkisine tapanlar, makam ve mevkisini ilahlaştıranlar ve böyle ilahlaştırıp, ortalıkta dünya üzerinde, arzun üzerinde böbürlene böbürlene yürüyenler, kibirliler, küstahlar, insanlara tepeden bakan zalimler, evet, bunlar mahşer yerinde yerle yeksan olacaklar ve mahşer yerinde Cenab-ı Hak onları yüzüstü süründürecek, burun üstü süründürecek ve o kimseler bu kibirlerinden dolayı, bu böbürlenmelerinden dolayı, dinin özünü anlamaktan uzak olacaklar.
Kur'an ve sünnet-i seniyenin hakikatini anlamaktan uzak olacaklar. Kendi heva ve heveslerini ilah edinecekler. Ne acı bir şey ki, onlar Müslümanım diye dolaşırlarken, onlar mana olarak ne yazık ki yerle yeksan olmuş olacaklar. Ve onlar dünyada da, ahirette de ne yazık ki asla ve asla felaha kavuşamayacaklar. Belki de dünyalıkları çok güzel olacak. Belki de dünyada şan ve şöhretleri çok güzel olacak. Ama ne yazık ki mahşerleri çok berbat olacak. Onlar çünkü Kur'an ve sünnet-i seniyenin kendilerine rehber etmediler. Kur'an ve sünnet-i seniyenin peşinden gitmediler. Kur'an ve sünnet-i seniyenin yaşanabilir bir din olarak görmediler. Heva heveslerini, nefislerini ilah edindiler.
Hatta öyle bir noktaya geldiler ki, bir tek doğru kendileri, bir tek hakikat kendilerinde, kendilerinden başka bir bilen yok, kendilerinden başka Kur'an'ı anlayan yok, öyle böbürlenerekten yürüyorlar. Bunlar ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman siyasetçileri, ahir zaman bürokratları. Elbiseleri süslü, şatafatları yerinde, elbiseleri süslü, şatafatları yerinde, evleri süslü, hanları, hamamları süslü, arabaları süslü, her şeyleri süslü onların.
Ama bir tek içleri süslü değil. Kalplerinde bir süs yok. Kalpleri ne yazık ki çıfıç çarşısı. Onların kalpleri mühürlenmiş, gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış. Onlar hakikati görmekten ve duymaktan uzaklar. O yüzden bu dört kötü unsur, bu dört kötü unsur, tabirimi hoş görün, bunlar hırsızdır.
Şimdi diyecekler ki bana, yine çok ağır konuştu, ne yapayım, içimden gelinimi susturayım. Bunlar düpetüz hırsızdır. Bunlar ama kanunlu, ama kanunsuz, hırsızdır bunlar. Bunlar insanların imanlarını çalarlar. En başta. Bakın bunlar en başta insanların imanlarını çalarlar. İnsanların paralarını çalarlar. İnsanların zamanlarını, nefeslerini çalarlar. İnsanların mutluluklarını çalarlar. İnsanların geleceğini çalar bunlar. Bu dört bozuk unsur, bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyhler, hırsızdırlar. Hırsız. Bunlar toplumların, insanların her şeyini çalarlar çünkü.
Ama kanunlu, ama kanunsuz. Siyasetçiler ve bürokratlar kanunlu çalar. Alimler ve şeyhler, o kanunlu çalanların gölgesinde kanunsuz çalarlar. Evet. Bunlar insanların geleceğini yerle eksan ederler. Üterler insanların. Mutluluklarını üterler. Paralarını üterler. Zamanlarını üterler. Onlar çünkü hak ve hakikati anlatmazlar, anlatamazlar. Çünkü onlar deccaliyet ürünüdür. Onlar inanmış gibi görünürler, ama deccaliyetin emrinde yaşarlar. Deccaliyetin emrinde konuşurlar.
Çünkü İslam dünyasındaki örnekliyorum, bütün şeyhler, bütün alimler, hak ve hakikati anlatsa, İslam dünyası böyle olmaz. Siyasetçileri de böyle olmaz. Devlet başkanları da böyle olmaz. Bürokratları da böyle olmaz. Sebep? Hak ve hakikati anlattıkları zaman, halk hak ve hakikate mazhar olunca, gerçeği görürler.
Eğer onlar da görmek isterlerse. Mücadele ayeti 18-19. Kur'an bize ne söylüyor bakın. Onlar hakikatten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar. Şeytan onları istila etmiş, şeytan onları istila etmiş. Allah'ı zikretmeyi bile unutturmuştur. Onlar şeytan fırkasıdır. İyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar, şeytan taraftarı olanlardır. Bunlar neymiş? Hani dedim ya az önce hırsızdır diye. Hırsız insan aynı zamanda yalancıdır. Yalancı insan aynı zamanda hırsızdır. Hırsız hem yalan söyler, yalancı da hem de aynı zamanda hırsızlık da yapar.
İkisi kol koladır. Bunlar normalde neymiş? Onlar hakikat noktasında kendilerinde bir şey olduklarını zannediyorlar. Ve iyi bilin ki onlar yalancıdır. O zaman bir kimse seni Kur'an ve sünnete davet ediyorsa, Kur'an ve sünnet ölçülerini sana nasihat ediyorsa, o doğru istikamette. Yok sana Kur'an ve sünneti nasihat etmiyorsa, kendi heva ve hevesini Kur'an sünnet olarak sana satıyorsa, seni saptırıyorsa, bu zamanda İslam'ın hukuku yaşanmaz. Bu zamanda faizsiz olmaz. Bu zamanda fuhuş evleri olması lazım. Fuhuş evleri olmazsa olmaz. Bırak dileyen içki içsin, kumar oynasın, fuhuş yapsın, sana ne? Camiler sabaha kadar açık değil mi?
Camiler açık, meyhaneler de açık, genel evleri de açık. Onlar da açık olması lazım. Genel evleri açık olmasa bu millet nereye gidecek? Örnek, fuhuş yasaklarsak bu millet ne yapacak? İşte birinin tabiriyle birbirini mi yapacak? 1400 yıl önceki hukukla siz şimdi bu hukuku yaşayamazsınız. Dinin reformu olması lazım. Hadislerin sahih olup olmadığı belli değil. Hadislerin hepsini de reddetmemiz lazım. Veyahut da hadislere bakalım, aklımıza uyuyorsa alalım. Aklı ilah olmuş adamın. Aklı ilah olmuş. Ayetlere bakalım, bu Allah'ın ayeti olamaz. Bu akla mantığa aykırı bir ayet. Aklı ilah olmuş. Peygamberlerin mucizelerinin yaşanıp yaşanmadığı belli değil. Peygamber mucizelerini anlatmayın.
Peygamber mucizelerini anlatanlar hikayeden ibarettir. Böyle şey olamaz. Musa çıktığında deniz yarılmış. Böyle bir şey yok. Ayetleri inkar ediyor. Bunlar sapkın, bunlar reformist gibi görünüyorlar. Bize sanki böyle dinde yeni bir iştahat ediyormuş gibi görünüyorlar. Reformist bunlar. Bir kimse dinde reformdan bahsediyorsa sapıktır o. İnsanları sapkınlığa davet ediyor. Tatlı tatlı davet ediyorlar. Yumşak yumşak davet ediyorlar. Böyle benim gibi Kur'an ve sünneti anlatanı da radikalizm olarak görüyorlar. Yani sen dayatılmış bir dini anlatmıyorsan, tasarlanmış bir dini anlatmıyorsan sen radikal dincisin. Sen Kur'an ve sünneti seninle ahlakıyla, hukukuyla, ahkamıyla yaşanması gerekir dersen radikal islamcısın.
Yani senin gibi bir insandan mürşid olmaz. Senin gibi bir insandan ehli tasavvuf olmaz. Ehli tasavvuf olman için senin yumşak olman lazım. Evet, yani sen Kur'an ve sünnet demeyeceksin. Kur'an ve sünnet dersen radikal islamcısın. Kanunlar da buna göre dizayn ediliyor çünkü. Sen ben Kur'an ve sünnetin hükmüyle hükmolunmasını istiyorum dersen, anayasayı yıkmaktan dava açar sana.
Çünkü o hırsızlar, o yalancılar, o hakikatten uzak olan düzenbazlar, o müşrikle kanunları da kendilerine göre dizayn ediyorlar. Bu dört unsur, bu dört dairede yaşayanlar ne yazık ki onlar şeytan onları öylesine kaplamış, şeytan onları Allah'ı da unutturmuş.
Onlar Allah'ı unutmuş vaziyetteler. Sebep? Şeytan onlara galip gelmiş. Şeytan kalplerine oturmuş, yerleşmiş. Şeytan onların kalplerine devletini kurmuş. Bayrağını dikmiş oraya. Oradan kurtuluşun tek yolu var. Doğru bir mürşidi kamile intisap edip, Allah'ı zikretmeleri, imanlarını tazelemeleri ve Allah'ı zikretmeleri. Ve bir mürşidi kamile intisap etmezlerse, o şeytanın oradaki padişahlığı devam edecek.
O bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyhefendiler, bozuk dervişler, bozuk ehli tasavvuf, bozuk Müslümanlar, eğer ki gerçek bir mürşide kamile intisap etmezler ise, şeytan onlarda galip, onların gideceği yer cehennem. Çünkü iyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar, şeytan taraftarı olanlardır. Onlar çünkü şeytanın taraftarı. Bakın ya siz Allah'ın taraftarısınızdır, yani hizbullahsınızdır. Şimdi bu kelimeyi de bize normalde tu kaka ilan ettiler. Hizbullah demek Allah'ın hizbi, Allah'ın taraftarı demek. Şimdi siz hizbullahım deseniz ayetle sabittir bu, hizbullah kelimesi. Sizi törer örgütü deyip atarlar içeri. Oysa Kur'an, hizbullah tabiri, Kur'an tabiridir.
Allah'ın taraftarı demektir. Siz ya hizbi şeytansınızdır, ya da hizbi Allah'sınızdır. İkisiniz ikisidir, ortası yoktur. Ya siz Allah'ın taraftarısınızdır. Allah'ın taraftarı olmak, Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışmaktır. Onu hem fikri planda, fikri planda, hem de ameli planda uymaktır. Fikri planda uydun, amelde de uyacaksın. Kendi kafandan namaz üretme, kendi kafandan haç üretme, kendi kafandan abdest üretme, kendi kafandan oruç üretme, kendi kafandan orucu şu bozar, şu bozmaz deme. Kendi kafandan orucun zamanıyla oynama. Kendi kafandan şununla oynama, bununla oynama. Kur'an ve sünnet belli. Söyleyecek olduğun, davet edecek olduğun, insanlara aktaracak olduğun şey, Kur'an ve sünnet.
Bizim kardeşlerimiz, Kur'an ve sünnetten başka bir şey anlatmayacak. Başka bir şey konuşmayacak. Başka bir şey yayınlamayacak. Kur'an ve sünnet, felsefe yok. Felsefe yok. Senin doğrun, benim doğrum yok. Doğru Kur'an ve sünnet. Doğru Kur'an ve sünnet. Beni ilgilendirmiyor Mars'ın görüşü. Beni ilgilendirmiyor Engels'in görüşü. Beni ilgilendirmiyor Sokrat ne demiş? Eflatun ne demiş? Aristo ne demiş? Beni ilgilendirmiyor. Beni Allah ne demiş? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne demiş? Ashab bunu nasıl yaşamış? İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbel'i ne demiş? Abdülkadir Geylan Hazretleri, Ahmet Ar-Rufa Hazretleri ne demiş?
Beni ilgilendiren bunlar. Sufilik ise ilk sufilerin yolu. Beni ilgilendiren bunlar. Git Kuşeyr-ı Risalesi oku. Beni ilgilendiren bu. Git Avarif-ül Marifi oku. Beni ilgilendiren bu. Git Şems-i Tebrizi'nin makalatını oku. Git anlayabiliyorsan, içinden çıkabiliyorsan, Mesnevi'yi oku. Beni ilgilendiren bunlar. Beni başka bir şey ilgilendirmiyor. Özellikle de söylüyorum, sayfalarda başka bir şey aktarmayın. Bu topluma direkt Kur'an ve sünneti tebliğ edin. Şeyhinizi de tebliğ etmeyin. Kur'an ve sünneti tebliğ edin. Kur'an, sünnet, imamların iştahı.
Bunları tebliğ edin. Benim şeyhimin şeyhi böyle yapmış. Yapmıştır kardeş. O zaman için doğrudur. Biz Kur'an ve sünnete bakıyoruz. Biz imamların iştahına bakıyoruz. Bu zamanda böyle olmaz. Bu zamanda böyle olacaksa olacak, olmuyorsa olmayacak. Benim yolum bu. Derviş kardeşlere de aynı şeyi söylüyorum. Benim yolum bu. Kur'an, sünnet, imamların iştahı. İlk sufilerin yolu. Beni ilgilendiren bu. Bunun dışında bir şey anlatmak istemiyorum. Bir şey duymak da istemiyorum. Bir şey duymak da istemiyorum. Bunun dışında tebliğ edenler insanları saptırıyorlar. Bunun dışında konuşanlar insanları saptırıyorlar. Hem o insanların cehenneme gitmelerine vesile oluyorlar. Onlardan da paylarını alıyorlar.
Hem de kendileri cehenneme yol alıyorlar. Ondan da paylarını alacaklar. Evet. Dilencili tarikat yapmışlar. Dilenci tarikatı olmuşlar. Dilenci cemaatı olmuşlar. Dilenci partisi olmuşlar. Rüşvetçi partisi olmuşlar. Üçkağıtçı partisi olmuşlar. Hırsız partisi olmuşlar. Beni ilgilendirmiyor onlar. Nereden ilgilendiriyor? Evet. Ben uyarmak için beni ilgilendiriyor. O manada değil. Ama bunların paylaşımlarını yapmayı doğru görmüyorum. Hırsızın paylaşımı olmaz. Hırsızın destekçisi de olmaz. Rüşvetçinin paylaşmacısı destekçisi olmaz. Siz rüşvetçi, hırsız bir siyasetçiyi desteklerseniz siz de ondan olursunuz.
Dilenci bir tarikata gider, intisap ederseniz siz de dilenci bir tarikat mensubu olursunuz. Siz dilenci bir şeyhe intisap ederseniz siz de dilenci bir şeyhi desteklediğinizden dilenci bir şeyhin muhiri de olursunuz. Bundan sorumlusunuz. Başınızdaki zakir dileniyorsa haber verin bana. Ben öyle zakir istemiyorum dergahta. Sizden bir şey dileniyorsa söyleyin bana. Onun zakirliğini değil dersini bile alır gönderirim. Burası dilenci tarikatı değil. Evet, dilenci siyasetçi, dilenci bürokrat, dilenci alim, dilenci şeyh. Bunlar ümmetin ne yazık ki yoldan saptırıcıları.
Çünkü arkalarındaki topluluğa muhtaçlar. Bir şey isteyecekler ondan. Alacaklar çünkü. Üçecekler. Hırsız bunlar. Başta imanlarını çalıyorlar insanların. Allah muhafaza eylesin. Cami-i Sagir'de geçiyor. Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek kimse ilminden istifade edilmeyen alimdir.
Alim müftü olmuş. Müftü ise alim demektir. Uyduruktan müftü ise söyleyecek lafım yok. Nasıl uyduruktan? Yani böyle işte rüşvetle, kayırmayla, ayırmayla müftü olmuş. Müftü demek alim demek. Kimse ilminden istifade edilmiyorsa. Yani kürsüye çıkıp Kur'an ve sünneti anlatmıyorsa. Bana dayatılan, tasarlanan bir din anlatıyorsa. Ne? Profesör nerede? İlahiyatta. Alim hükmünde. O bana Kur'an ve sünneti nakletmiyorsa, anlatmıyorsa. O topluluk topluluk ev ev gezip dini tebliğ etmiyorsa. İlminden insanları faydalandırmıyorsa. Bir kitap yazıp, kitabını da ücretini yüksek tutup, öğrencilere de benim kitabımdan alacağınız soruları oradan soracağım diyorsa.
Ve bütün öğrencilerini o kitabı almaya mecbur kılıyorsa. Ve sorularını kendi yazdığı kitaptan da soruyorsa. Hırsız ve zalim. Daha ilerisi. Gidip sohbet yapacak olduğu dersin notlarını, dersin notlarını, böyle bir tefsir yapan, teksir basan bir yayın evi veya kitapçıyla anlaştıysa, ders notlarını, ilahiyatçılar yapıyor bunu.
Okuldaki ders notları filanca kırtasiyecide oradan alabilirsiniz deyip, o kırtasiyeciden ders notlarını satıyorsa, ondan daha zalim bir kimse yok. Ondan daha zalim bir kimse yok. Allah'ın dinini parayla satandan daha zalim bir kimse yok. Sohbetlerini parayla verenden daha zalim bir kimse yok. Çıkıp iki tane hadis okuyup, çıkıp iki tane sahabeden menkibi anlatıp, bundan yıllar önce yarım saatlik sohbetini yedi bin liraya yaptıysa o kimse, ondan daha zalim bir kimse yok. Bir gecede üç tane belediye dolaşıp, üç tane belediyeden yedişer bin lira alsa bir gecesini, bundan on beş yıl önce filan, yirmi bin liraya getiriyorsa yatacak yerde nasıl yaşayacağını bilmiyorum.
İlmini paraya devşirenler, dervişliğini paraya devşirenler, şehrini paraya devşirenler, zakirliğini paraya devşirenler, manevi olarak tarikattaki makamını paraya devşirenler, bizim dergahımızda da varsa hakkım helal değil, hakkım helal değil onlara. Onlar yatacak yer bulamayacaklar. Ve kıyamette en şiddetli azap onlarda. Onlar dil istismarcısı, onlar siyaset istismarcısı, onlar bürokratın yüz karası, onlar şeyhlerin yüz karası, onlar alimlerin yüz karası, dışta süste güzel, işte berbat şeytan içlerine oturmuş, çöreklenmiş, hak ve hakikati anlatmaktan uzaklar.
Çünkü gönüllerinde tevhid yok, akıllarında tevhid yok, fikirlerinde tevhid yok. Onlar görüntüde Allah'a kul, görüntüde, hakikatte onlar birer mahluk, yalancı, hasis, hayvandan daha aşağı bir mahluk. Onlar. Çünkü dünya üzerindeki sınıf insan vardır. Üçüncü sınıf yoktur. Bir, Kur'an ve sünnete tabi olmuş, sımsık ona yapışmış, müttakiler. İki, şeytanın taraftarları. Ortası yoktur. Ortası yoktur. İslam'da ortası yoktur. Ve yine cami-i sagirde hadis. İnsanlarda iki sınıf vardır ki, sağlam ve salih oluşları, umumun sağlam oluşunu, fesatları ise umumun bozulmasını mucip olur.
Onlardan biri ulema, diğeri de ümera'dır. Ümera, devleti idare edenler, devletin başında duranlar, siyasetçiler ve bürokratlar, bunlar ümara, ulema, bunlar ilahiyatçılar, diyanetçiler, şeyhler, alimler, bunlar ne? Bunlar da ulema. Bu ikisi, eğer ki bozulursa, halk bozulur. Halkın bozulmasının sebebi, bu ikisinin bozulmasından dolayıdır. Bunlar, canlarını feda edip, Kur'an ve sünneti anlatırlar. Zamanlarını, nefislerini, paralarını, pullarını, hanlarını, hamamlarını, her şeylerini, Kur'an ve sünnet yolunda, Kur'an ve sünnet yolunda, hizmete adarlarsa kurtulurlar.
Yok, bunlar heva ve heveslerine, harcarlarsa, bu makamlarını, bunlar, halkı ifsad eder, bozar, ve bu ikisinin bozulmasından, halk bozulur. Sonra da bunlar, halkın bozukluğundan şikayet ederler. Evet, halk bozuksa, o zaman, ümaralar, ve ulemalar, sorumlu bundan. Yani, devlet idarecileri, valiler, belediye başkanları, siyasetçiler, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, birinci sorumlusu sizsiniz. Birinci sorumlusu sizsiniz. İkincisi, diyanetçiler, ilahiyatçılar, ikinci sorumlusu sizsiniz. Şeyhler, alimler, ikinci sorumlusu sizsiniz.
Sebep, hadis-i şerif, ümara ve ulema bozulmayınca, halk bozulmaz. Bu ülkenin cezaevlerinde, hep derslerde bunu söylüyorum, bu ülkenin cezaevlerinde, yüzde otuz üçü, cezaevinde yatanların, uyuşturucudan yatıyorsa, yüzde otuz üçü, otuz dördü, cezaevlerinde, hırsızlıktan yatıyorsa, ümara, devleti idare edenler, bundan sorumludur. Eğer onların sorumluluklarını, bizler, tebliğ etmiyorsak, konuşmuyorsak, biz de dilsiz şeytan oluruz. Bu ülkenin çocukları, hırsız olamaz. Bu ülkenin çocukları, uyuşturucuya kurban gidemez. Bu ülkenin çocukları, açıktan sosyal medyada, kumar oynayamaz. Bu ülkenin çocukları, fuhşiyata, vahşiyata düşemez.
Bu ülkenin kadınları, tenlerini parayla satamaz. Eğer bu ülkenin kadınları, kızları, tenlerini parayla satıyorlarsa, erkeklere, birinci sorumlusu, siyasetçilerdir, devleti idare edenlerdir. Sen, kendi vatandaşının, kendi halkının, tenini satmasına, göz yuma bassın. Birinci sorumlusu sensin. Bunu ilahiyetçiler size anlatamaz, diyanetçiler bunu size anlatamaz. Evet, hak ve hakikati, ancak anlatan anlatır bunu. Bu toprakların çocukları, fuhuştan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları, uyuşturucudan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları, hırsızlıktan cezaevinde yatamaz. Bu ülkenin çocukları, arsız, hırsız olamaz.
Siz Fatih'in torunlarıydınız. Siz kanuninin torunlarıydınız. Siz Alparslan'ın torunlarıydınız. Ne hale geldiniz? Sizi bu hale getiren, önce siyasetçilerdir, devleti idare edenlerdir. Sonra pasif, satılmış, bağışperest, makamperest alimler, makamperest diyanetçiler, ilahiyatçılardır. Para sever, paraya tapan, şeyhlerdir, ulemalardır. Başka kimse değildir. Eğer bu ülkenin, kız çocukları, bir karış etekle sokakta dolaşıyorsa, birinci derecede sorumlu olan, devleti idare edenlerdir. Siyasetçilerinizdir. Bürokratlarınızdır. Birinci derecede sorumlu olan, diyanet teşkilatıdır. İlahiyatçılardır. İmam Hatipçilerdir. İmam Hatip'teki hocalardır. Ders hocalarıdır.
Devlet size dini anlatın diye para veriyor. Siz ne anlatıyorsunuz? Siz ne anlatıyorsunuz? Sonra kalkıp da, böyle işte her şeyleri meydanda diye, şikayet etmeye hakkınız yok sizin. Bu ülkenin çocuklarına ne anlattığınıza bakın. Neleri yasakladığınıza bakın. Neleri kaybettiğinize bakın. İnsanları nereye sürüklediğinize bakın. Evet. İki sınıf insan vardır. İki sınıf insan. Bunlar bozulursa, halk bozulur. Ümeralar ve alimler. Ümeralar. Yani devleti idare eden, yüksek bürokratlar, siyasetçiler, devlet başkanları.
Evet ulemalar, evet alimler, şeyhler. Öyle sırmalı cübbelerle hava atmaya benzemiyor bu işler. Sen ne kadar hak ve hakikati anlattın. Kaç sefer karakolla yüzleştin hak ve hakikati anlattığın için. Bana onu söyle. Yine hadis-i şerif, Feyzul Kadir'de dinin felaketine yol açan üç sebep vardır. Günahkar fakir, zalim devlet başkanı ve cahil müştehit. Dinin felaketine sebep olan, günahkar fakir, yani o haberi günah işliyor. Manevi olarak fakir. Manevi fakir.
İkincisi, zalim devlet başkanı. Bir devlet başkanı, Kur'an ve sünnete göre hareket etmiyorsa zalimdir. Kimse bunu konuşamaz. İslam'ın hukuku bu. Ahir zamanda zalim devlet başkanları olacak. Ne yapalım ya Resulallah? Sizin hakkınızı verdikleri müddetçe bir şey demeyin. Hakkımızı vermezlerse razı olun. Neden zalim? İkincisi, üçüncüsü, cahil müştehit. Cahil müştehit ne demek? Kur'an, sünnet orada dururken, Kur'an ve sünnetin hükmü orada dururken, bence böyle olması lazım diye.
Cahil müştehit. Cahil alim. Bence böyle. Kur'an belli. Hadis de belli. Nereden benceyi çıkardın sen? İmam-ı Azam belli. İmam-ı Malik belli. İmam-ı Şafi belli. İmam-ı Hanbel belli. Dört mezhep orada. İmam-ı Muhammed'in kitapları var. İmam-ı Yusuf'un kitapları var. Serahsi orada duruyor. İbn-i Abidin orada duruyor. Meydanda. Benceyi nereden çıkardın sen? Nereden yumurtladın benceyi? Benceyi nereden çıkardın? Eğer herkes benceyi meydana çıkarırsa, bence bu hadis-i serif sahi olamaz. Sen kimsin? Aptal adam. Gerizekalı. Embesil. Sen kimsin bu hadis olamayacak diyen? Bence böyle ayet olamaz. Allah'ın böyle ayeti olamaz. Yani sen kimsin?
Sen kendi gerizekalılığını anlatıyorsun bize. Bizim halkımızda böyle gerizekalı, embesil, müşrik adam ya. Sohbet ediyor televizyonda. Bence bu ayet Allah'ın ait olamaz diyor. Ya bu topluluk onu yutuyor. Onu satın alıyor. Hadisler sahih değil diyor. Televizyonda anlatıyorlar bunu. Allah Allah. Sen de dinliyorsun. Bütün hadisleri inkar eden tas tamamın ömre fotoğrafı. İhramlı. Birisi de yazmış altına. İhramın ne? Kur'an'daki hangi ayete göre ihramlandın diye. Minnete böyle alay konusu oluyor. İyi aslında altına ilave etmek lazım. Kaç tavaf ettin? Yedi neye göre? Kaç sayı yaptın?
Yedi neye göre? Neye göre yedi yaptın? Sorulacak soru çok. Ama bencesi var ya onun. Televizyon eşrafından. Tabi masonlarla kol kola girersen. Bakın. Osmanlı'da başlar ilk mason şeyhli islamlar. Osmanlı'da başlar ilk mason paşalar. Osmanlı'da başlar. Mason paşa demek bakan demek. Mason paşalar, bakanlar Osmanlı'da başlar. Osmanlı'da makam şeyhli islamlar, mason şeyhli islamlar, sebateist şeyhli islamlar Osmanlı'da başlar. Sebateist olan paşalar Osmanlı'da başlar. Siz şöyle zannediyorsunuz.
Osmanlı yıkıldı, yeni bir cumhuriyet kuruldu, yeni bir şey oldu. Değil canım kardeşim. Osmanlı'daki mevcut olan sebateist güç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne oturdu, yerleşti, kondu. Evet, sebateistler, masonlar. Siz börekçi kim bilir misiniz? Cumhuriyetin ilk nesi? Diyanet İşleri Başkanı, değil mi? Mason'dur. 33 dereceli mason. Süleyman Demirel, 33 dereceli mason. Hanım bir adam var, masonluktan çıkma yayın yapıyor boyuna. Bir eski yayınları var. Dinlememişsinizdir siz. Birisi değil dese ona dava açar. Adam o açık açık söylüyor. Diyor ki Bülent Ecevit, Londra'ya gitti orada mason oldu diyor.
33 dereceli mason dur diyor. Kenan Evren diyor Güney Kore'ye gitti, Güney Kore'de mason oldu filanca. mason derneğine kaydoldu diyor. Mason'dur diyor. Onun aktarmasını. Siz bunları dinlemezsiniz sosyal medyada. Siz kim ne yemiş, kim ne içmiş, kim kim ne sevgili olmuş, kim kim ne bozulmuş? Öyle ya. Kim nerede tatil yapıyor? Kim nerede donunu açtı? Onlara bakıyor millet. Değil. Adam masonluk tarihini anlatıyor size. Teker teker Kenan Evren'in mason olduğunu söylüyor. Çocuklara dava açsın, değil desin. Süleyman Demirel'in mason olduğunu söylüyor. Bülent Ecevit'in mason olduğunu söylüyor. Fethullah Gülen'in mason olduğunu söylüyor adam. Adam açıklama yapıyor.
Kendi kendimize soralım. Bizi kimler yönetmiş veya şu anda kimler yönetiyor? Şeyhler var mason Osmanlı'da. İngilizlerin kurduğu tarikatlar var Osmanlı'da. Bakın tarikat denince siz sadece Kadir-i Rufay Bedevi Duseki bu tarikatlar aklınıza geliyor. Ben öyle demiyorum onu. Türkiye'de ben Alevi'yim diyen unsurlar da var. Bunlar da biz tarikatız diyorlar. Bunları kim kurdu son 200 yıl? Bunları tırnak içerisinde söylüyorum. Alevi logosu altında kim topladı? Bundan 200 yıl öncesine gidince Alevi diye bir şey yok. Türkmen Türkleri var.
Türkmen bunlar. Alevi diye bir şey yok. Sonradan Alevilik çıktı. Nereden geldi bu? İngilizler kurdu. Tarikat denince mason tarikatları. Masonların kurduğu masonlarla alakalı localar var. Tarikat. Sebateistlerin toplandıkları yerler var. Tarikat. Alevilerin toplandıkları yerler var. Tarikat. Beğen beğenme. Hristiyan tarikatlar var ülkede. Yahudi tarikatları var ülkede. Bu ülkede, bu ülkede, bu topraklarda. Tarikat denince hepsi de var bunların. Bunları kimler kurdu? Yöneticileri kimler? Bağımlılıkları nereye? Bunların kökleri dışarıda mı, içeride mi?
Bunların filosları nereden geliyor? Bunların devasa paraları nereden geliyor? Size bir şey daha söyleyeyim. Siz şimdi tasavvuf vakfı olarak bir topluluğunuz var değil mi? Siz Avrupa Birliği'nden bununla alakalı hiçbir destek alamazsınız. Siz Avrupa Birliği'nin bu sosyal olarak neleri desteklediğini bu ülkede biliyor musunuz? Hiç bunlar açıklanıyor mu? Avrupa Birliği'nden destek alan toplulukları devlet bir incelesin, bir yayınlasın. Avrupa Birliği'nden kimler destek alıyor? Hangi tarikatlar, hangi vakıflar, hangi dernekler Avrupa Birliği'nden destekleniyor, fonlanıyor? Bu ülkede Avrupa Birliği'nden fonlanan, Mossad'dan fonlanan, CIA'den fonlanan şeyhler, alimler, tarikatlar, dernekler, mezhep sahipleri, mezhep sahipleri, siyasetçiler, bürokratlar kimler?
Hangi bürokrat, hangi öğretim üyesi Saros'un vakfından veyahut da yan kuruluşlarından pompalanmış, yemlenmiş? Açıklansın, hangi dergah, hangi cemaatler, hangi topluluklar Avrupa Birliği'nden, CIA'den veyahut da Mossad'dan veya KGB'den veyahut da Çin'den? Evet, Çin'in desteklediği tarikatlar var bu ülkede.
Mossad'ın desteklediği tarikatlar var bu ülkede. Hele bu ara, bunu da tırnak içerisinde söyleyeyim. Hele bu ara, MİT, MİT, öyle bir muhteşem gol attı ki Amerika'ya ve İsrail'e. Onlar bu golün intikamını almak için muhakkak bu ülkede bir şey yaparlar. O yüzden uyanık olun. Çünkü içimizde Türk ismiyle yaşayan, Mossad'a hizmet eden Yahudiler var. Bunlar gidiyorlar, İsrail'de askerliklerini yapıyorlar, geliyorlar. Orada savaşıyorlar, buraya dinlenmeye geliyorlar. 5-6 ay hava değişimi yapıp tekrar gidiyorlar savaşmaya. Veyahut da Mossad'ın burada gizli hücreleri olabilir. Her an için herhangi bir yerde değişik olaylar yaşatabilirler.
Hatta bunlar Müslüman görüntüsüyle, sanki cihatçı Müslüman görüntüsüyle bu ülkede kargaşaya ve karışıklığa sebebiyet verirler. Ülke topyekun teyakkuz halinde durmalı, uyanık olmalı. Her an için, her an için içimizde bir karışıklık çıkarabilirler. Her an için dronlar, her an için bombalar patlayabilir ülkenin içinde. MIT, ne bileyim işte gizli teşkilatlar, ülkenin bu konudaki güvenlik güçleri muhakkak uyanıktır. Ama biz bu ülkenin evlatları olarak, bu ülkenin, bu toprağın çocukları olarak uyanık olmak zorundayız. Mahallemizde, apartmanımızda, çevremizde, köyümüzde, kentimizde yabancılar kol geziyorsa veya o güne kadar normal statüde yaşayan bir kimse değişik şeyler yapmaya başladıysa, gizli Yahudi ise, gizli Ermeni ise, gizli Sebateist ise, gizli kafir ise, gizli münafık ise her tarafa sızmış olabilirler, her yerde olay çıkarabilirler, her yerde farklı şeyler yapabilirler, uyanık olacağız.
Parantezi kapattım. Çünkü, bu yol kesiciler, bizim içimizde şeyh olarak dolaşabilirler. Evet, biz onları çok meşhur bir şeyh olarak görebiliriz. Allah muhafaza eylesin. Onlar çünkü, kökü dışarıda. Bakın, kökü dışarıda. Mason, kökü dışarıda. Sebateist, kökü dışarıda. Yahudiler, kökü dışarıda. Ermeniler, kökü dışarıda. Hristiyanlar, kökü dışarıda. Dernekleri, vakıfları, hepsinde kökleri dışarıda. Bu ülkede değil. Bu ülkede değil. Biz bir imparatorluk artığıyız. Bizim içimizde hepsi de var.
Hainlik yapmadıkları müddetçe, bu topraklarda kan dökmedikleri müddetçe barış içinde yaşarlar. Ama hainlik yaparlarsa, kan dökmeye kalkarlarsa, bu ülke onları burada yaşatmaz. Bu ülkeyi yaşatmaz. Bu saatten sonra kaldırmaz. Bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Bürokratlar, siyasetçiler, uyanık olun. Bu ülkeyi insanlar artık bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Allah muhafaza eylesin. çok büyük kargaşaya sebebiyet verebilir. Parantezi kapattık. Sana nur vermesi şöyle dursun. Bilakis kapkara bir hale koyar.
Kendisinin nuru yok. Onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak? Bu yalancı hırsızlar, bu nefsine uymuş, bu heva ve hevesini ilah edinmiş, sahte önderler, evet, başka bir tabir bulamıyorum çünkü. Bunlar, heva ve heveslerini ilah edinmiş, nefislerine uymuş, Kur'an ve sünneti seni tebliğ etmeyen, salt, dini Kur'an ve sünnet noktasında anlatmayan, bu sahtekalılar, bu hırsızlar, bu yalancılar, bunların kendilerine hayrı yok ki başkalarına hayrı olsun. Bunlar kendileri nurlanmamış ki başkalarının nurlandırmasına sebep olsun.
Casiye, ayet 23, kendi hevasını ilah edinen, Allah'ın da bir ilim üzere şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine perde çektiği kimseyi gördün mü? Evet, bunlar heva ve heveslerini ilah etmişler. Hak ve hakikati görmeleri, hak ve hakikati anlatmaları, hak ve hakikati yaşamaları mümkün değil. Bunlar çünkü heva ve heveslerini ilah edindiklerinden, bunların gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış, kalpleri de mühürlenmiş. Bunların hakikati duyma, hakikati görme, hakikati yaşama mümkün değil. Neden? Bunlar çünkü sapmışlar, saptırmışlar, sapkınlıklarından dolayı mühürlenmişler. Bunlar, güya Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar.
Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da, bunun farkında değiller. Bakara ayet 9. Bunlar normalde Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışıyorlar. Hani kafasına bir takke geçiriyor, bir aşırı okuyor. Ne güzel okuyor. Sen de diyorsun ki, oh ya bir aşırı okudu. Adam şimdi hırsızlıktan içeride aşırı okuyor. Kafasında takke, cami camide dolaşıyor. Herhangi bir kimse, hiç önemli değil. Adam oy zamanı kafasında takke dolaşıyor. Bütün cemaat, tarikat ne varsa. Öyle değil mi? Ulan adam seçiliyor, seçildiği gün gece, seçilmesinin şerefine, kamyon kasasıyla bira, şarap, rakı dağıtıyor. Ulan sen daha iki gün önce bilmem ne tarikatını ziyaret ettin. Ve namussuz adam, ve yalancı adam, bir hırsız adam, ve düzenbaz.
Sen ne yaptın böyle? Adam Müslümanların önüne çıktı, Kur'an sünnet dedi. Eee? Bilmem ne gecesinde dansöz oynattı. Ulan sen hangi partidensin? Sen nesin? Milliyetçi muhafazakar, kimi sahneye çıkardı? Açın, soyunun, hiç kimse size karışamaz diyenin şarlatanı çıkardı. Ya sen nesin? Kimi çıkardın? Kime paranı yedirdin? Belediyelerin paralarını kime yedirdiniz ya? Hani milliyetçi muhafazakardınız siz? 365 gün dine aykırı hareket eden, dine küfreden, dine alay eden, dine hakaret eden, dindarlara hakaret eden, neydi belirsiz insanları dindarların önüne çıkardınız?
Hiç unutmam. Melih Gökçek, Refah Partisi'nden belediye başkanı oldu. Ankara'ya. Muazzez Abacı'yı çıkardı. Muazzez Abacı, iş çamaşırsız hırsız çıktı sahneye. Işıklar vurunca, iş çamaşırı olmadı, çıktı Muazzez Abacı dedi ki, husus öyle giyindim dedi. Melih Gökçek kim? İsim veriyorum. Ankara Belediye Başkanı hangi partiden? Refah Parti'den. Bu ne? Şimdi Refah Partililer kızacak bana. Siz başlattınız, kim şerden bir kaparalarsa, kaparalarsa kaç kişi geçerse geçsin, ondan nasibini alır. Hadi buyurun. Hadi buyurun.
Bütün siyasetçiler sonra bunu yaptılar mı? Yaptılar. Hani nerede milliyetçi muhafazakarlar? Kimi oy verdiniz? Heva ve hevesini ilah edinenin peşinden gittiniz. Heva ve hevesini ilah edinen kimseye oy verdiniz. Ve gidip oyunuzun takipçisi olmadınız. Biz size bunun için mi oy verdik? Demediniz. O gitti hırsızlık yaptı. Ona demediniz. Gitti yolsuzluk yaptı. Ona demediniz. Gidip makamına oturup, sen nasıl rüşvet aldırıyorsun burada? Diyemediniz. Siz de hesaba çekileceksiniz. Siz de hesaba çekileceksiniz. O hesap günü ki zerrece, hayır yapanın hayırı karşılıksız kalmaz.
Hesap günü. Zerrece şer işleyen, cezasız kalmaz. Hesap günü. Sen ne yaptın? Kimi alkışladın? Hırsızı. Kimi alkışladın? Fuhuşçuyu. Kimi alkışladın? Rüşvetçiyi. Kimin peşinden gittin? Kardeşler bu işler parasız olmuyor. Getirin bakalım. Hadi bir de makbuz bastırın. Dernek adına. Hadi bakalım bir para toplayın. Dergah yapacağız. Yatılı Kur'an kursu yapacağız. Cami yapacağız. Orada okutacağız insanları. 3-5 tane de genç kafalarına birer tane takke beyaz, birer tane cübbe. Hafızlık açtık. Kur'an-ı Kerim açtık. Toplayın. Toplayın. Ütün. Yiyin. Boğazınıza durmaz sizi.
Neden? Mideniz ona alışmış. Midesi helala alışanın boğazına şüpheli girmez. Adamın midesi ağrır, karnı ağrır. O mide, Allah'ı zikrediyorsa o kalp, o mideye rahatsızlık verir. Bir şey vardır. Dikkat et. Kokusu yanlış gelir o yemeğin. Kokusu farklı gelir. Hani Ebu Zer-i Gifari Muaviye'nin verdiği yemeğe gitmiş, Şam'da pilava böyle atmış elini, sıkmış, kanlı erin çıkmış. Muaviye'nin önünü atıvermiş. Beni buna mı davet ettin? Böyle cesur yülektir İslam. İslam korkak değildir. Mümin korkak değildir. Mümin canı pahasına olsa hak ve hakikati anlatır. Gidip yalakalık yapmaz.
Ebu Zer-i Gifari yalakalık yapmadı. Güce boynunu eğmedi. Zalime boynunu eğmedi. Şam'da Şam'ın gençlerine Kur'an ve sünneti anlattı. Muaviye'ye mektup yazdı Hazreti Osman'a. Şam'ı istiyorsan bu adamı buradan al dedi. Şam'ı istiyorsan bu adamı buradan al dedi. Bir Ebu Zer-i Gifari Muaviye ve saltanatını bozdu. Bir Ebu Zer-i Gifari Şam'ı bozdu. Oradaki tasarlanmış, orada dayatılmış dini çöpe attı. Onların peşinden gidenleri de çöpe attı. Bir Ebu Zer-i Gifari. Allah dostu odur. Kur'an ve sünneti haykırır. Gitti, o orada valiymiş. Yok orada hakimmiş. Yok orada kudret sahibiymiş.
Yok o kuvvet sahibiymiş. Yok o devlet başkanıymış. Dinlemedi. Gitti, pilava eline attı, sıktı. Bunu kabul etmez hiç kimse. Şimdi diyecekler ki nerede bu? Nerede yazıyor diyecekler. Sıktı. Kanla yerin. Atıverdi Muaviye'nin önüne. Dedi ki buna mı davet ettin sen beni dedi. Yürüdü gitti. Askerlerle getirtirdi çünkü onu oraya. Asker gönderdi müfreze. Davet ediyor gelmiyor. Para gönderdi, parasını geri gönderdi. Dikkat edin. Ebu Zer-i Gifari'ye para gönderdi Muaviye. Böyle keseyle değil, çuvalla gönderdi. Çuvalla para gönderdi. Ümar Han'ın durumu budur. Ümar Han'ın durumu budur. Seni parayla, makamla, mevkiyle kandırır. Kendisine köle eder seni.
Senin dinini köle eder kendisine. Senin alimliğini köle eder kendisine. Senin şehriğini köle eder kendisine. Bir çuval para gönderdi. Bir kese değil. Dedi ki getirenlere benim bir ihtiyacım yok. İhtiyacı olanlara dağıtın dedi. Geri gönderdi. Onun parasına da ihtiyacım yok dedi. Şam'ın dışında, Şam'ın dışında. Hurma ağaçlarından, liflerinden bir terek yaptı böyle. Bir çadır değil, terek. Gölgelik yaptı. Onun altına oturdu. Şam'ın gençlerine Allah ve Resulü'nü anlattı. Başka bir şey değil. Allah ve Resulü. Bizim kurban şeyle yapıyor. Yapmadı. Rezil aptallar. Rezil. Geri zekalılar. Allah seni kahretmesin. Aptal salak adam. Kur'an ve sünneti anlat.
Kur'an ve sünneti dinle. Kur'an ve sünnete tabi ol. Kur'an ve sünnetin yolundan git. İki titremeye aldanma. Geri zekalı şey. Milyar dolarlar toplamışlar. Görmüyor musun? Allah sana gösteriyor. Gözünün önüne seriyor. Bir kavga çıkarttırıyor. Bir fitne çıkarttırıyor. Bütün kirli çamaşırlar dökülüyor orta yere. Daha ne bekliyorsun? Daha ne bekliyorsun? Ebu Zer Gifari'nin yoludur. O devlete yamanmadı. Bir avuç sıktı kanlı irin. Atıverdi yüzüne. Yürüdü gitti. Mektup yazdı. Dedi ki Şam'ı istiyorsan bu adamı buradan al. Hz. Osman Efendimiz. Mektup yazdı. Dedi ki Medine'ye dön ve Medine'nin içinde de durmadı o. Medine'nin dışında gitti.
Yine kurma liflerinden kendine bir gölgelik yaptı. Orada yalnız yaşadı ve yalnız öldü. Yalnız yaşadı ve yalnız öldü. Tek başına yaşadı. Tek başına öldü. Yanında hizmet eden bir kimse vardı. Ona dedi ki ben yalnız yaşayacağım. Yalnız öleceğim. Ben öldüğümde dedi beni yıka ve kefenle. Şurada dedi yol var ya. Böyle bir yol var. Beni oraya çıkar dedi. Muhakkak ki müminler gelir. Saf, temiz, özünde mümin olanlar. Benim namazımı kılarlar dedi. Onun namazını İbni Mesud kıldırdı. İbni Mesud da Medine'den dışarı çıktı. Gençlere hadis okuyordu. Medine'nin içinde okuyamıyorlardı. Medine o kadar fitnenin içerisine düştü.
İbni Mesud gençlere hadis dersi veriyordu. Böyle dışarı çıkarıp gençlere dışarıda hadis dersi veriyordu. Baktılar ki orada bir yatan mefta var. Başında bir kişi var. Dedi ki bu kim? Bu Ebuzer-i Gifari'dir. Deyince İbni Mesud hadis alimidir. İbni Mesud hadisi söyledi onun hakkındaki. Yalnız yaşar, yalnız ölür. Ey hakikaten yolunda gidecek olan, hakikate rağm olan, yalnız yaşayıp yalnız ölmeyi göze alıp hakikati anlatacaksan çık yola. Paraya, pula, kul olmayacaksan çık yola. Makama, mevkiye, kul olmayacaksan çık yola. Evet, öyle nurlanırsın. Yoksa kendi heva ve hevesini ilah edinip batar gidersin. Evet, iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.
Heva ve hevesini ilah edinenlerle değil, kendisini doğru yola götürememiş sapkınların yoluna değil. Cimrilerin, cimrilerin, kibirlilerin, şataata ve şatafa düşmüşlerin, düşmüşlerin, hevasını ilah edinmişlerin peşinden gitme. Onlar seni helaka götürür. Allah muhafaza eylesin.
Uzamış, 22-20 olmuş. El-Fatiha, Allah'a selam. Amin. Bu çeşit şey, gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez ki. Buradan devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal ve hoş olsun. Sürçülisan ettiksek affolah. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.