Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 7 Eylül 2025 · 1:22:09
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennâhu, La ilâhâ. Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakk, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batılı karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak, O'nun bunları yapanların hepsinde intikamlarımızı alsın. Nerede Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk davranılıyorsa, Cenab-ı Hak hepsini kahriperişan eylesin. Müslümanların kanını dökenleri kahriperişan eylesin, yeryüzünde İslam'a savaş açanları kahriperişan eylesin, İsrail'i kahriperişan eylesin, onları dağıtsın, yerle yeksan eylesin, onların destekçilerini de yerle yeksan eylesin, Müslümanlara özgürlük nasip eylesin, Müslümanlar Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsık yapışıp,
Bütün dünya coğrafyasında İslam'ı yayma hedefine doğru koşmayı nasip eylesin. Amin. Ejmay. Geçen haftadan konu başlığında kalmıştık. Konu başlığı muhtaç ve müstak müritlerin yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları hakka ulaşmış yüce şeyh sanmaları, veresiyesi peşinden hileyle yapılmış çiçeği hakiki bitmiş ve yeşermiş çiçekten fark etmemeleri.
Konu başlığı bu. Dünya üzerinde kıymetli olan her şeyin bir sahtesi çıkmıştır. Onu bir istismar eden çıkmıştır. Bu siyasi liderler olsun, bu dini liderler olsun, peygamberler olsun. Sonuç itibariyle bir şey kıymetliyse, mesela altın kıymetli, altının sahtesi çıkar örnek. İşte bir kıymetli maden varsa, o kıymetli madenin bir sahtesi oluşur. Veyahut da işte bir kimseler, örneğin bir siyasi lider, onun bir sahtesi çıkar ama genelde Adem'den itibaren insanlar din ile aldatılmışlardır. Öyle olunca, yani Allah'lık iddia edenler, peygamberlik iddia edenler, mehdilik iddia edenler, şeyhlik iddia edenler, müridlik iddia edenler gibi bu tip iddia edenler tarih boyunca hep çoğalmışlardır.
Hep vardır. Ve bunların iyisini, sahtesini ayırt etmek maharet isteyen bir şeydir. Yani nasıl ki bir altının sahtesini, hani mihenk derler ya, önceden mihenk taşları varmış, altını ona vururlarmış, altının sahtesi çıkarmış meydana. Bunun gibi normalde insanların da mihenk taşı olması lazım ki, o kimsenin o işin sahtesi olup olmadığı çıksın meydana. Ve tarih boyunca insanlar bu tip hani iyiyi, kötüyü ayırt edemediklerinden dolayı ve işin hakikatini bilemediklerinden dolayı, işte zaman içerisinde Adem'den itibaren bu tip insanlar çıkmışlar. Bu tip insanlar, insanların hem mesailerini, hem paralarını, hem canlarını, hem mallarını heder etmişler. İnsanlar zamanlarını da heder etmişler.
Ve bu tip insanlar tarih boyunca hep olmuş, bundan sonra da olacaktır. Nasıl Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat eder etmez, hemen müseylemetül kezdat çıktı, peygamberlik iddia etti. Hatta dedi ki, ben de yeni bir kitap getirmeyeceğim size dedi. Ama sizden dedi, işte zekatı kaldırdım dedi. Şunu kaldırdım, bunu kaldırdım. Müseylemetül kezdat, ilk yalancı peygamberdir. Ama 1400 yıl içerisinde yalancı peygamberler hep çıktı, hala daha şu anda İslam dünyasında o kadar çok çoğaldılar ki, yalancı peygamber, bakın o kadar çok çoğaldı ki, insanlar onların yalancı peygamberlik yaptığının farkında değiller. Yani bir kimse çıkıyor, bütün hadisleri inkar ediyor mu?
ediyor. Hadisleri inkar edince, Kur'an'ı kendi kafasına göre yorumluyor mu? Yorumluyor. E Hz. Peygamber de ne yaptı? Kur'an'ı yorumladı. E şimdi hadisleri kenara attın, o filanca profesör, filanca araştırmacı yazar. Kendisi bir yorum getirdi mi ayeti kerimeye? Getirdi. Yani peygamberlik yaptı. Ama ona desen ki, sen peygamber misin? O diyecekti ki sana, hayır ben peygamber değilim. E sen peygamberin yerine yorum yaptın. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin yerine yorum yaptın. Onun bir konuda yorumu var, bir konuda onun iştahı var. Bu namaz böyle kılınacak denmiş. Ve ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın demiş. Ama bir kimse kalkıyor.
Hayır, burada salat geçiyor. O yüzden salat methetmektir. medhet ettiğin zaman da namaz yerine geçiyor. Diyor mu? Diyor. Demek ki peygamberlik müessesesi, peygamberlik mesleği çok kıymetli ki herkes kendince peygamberlik yapıyor. Şimdi önceden herkes derdi ki işte şeyhler var sahte, onlar gene var. Ama daha büyüğü var şimdi. Ne var? Sahte peygamberler var. Bu o kadar çok ki İslam dünyasında. Yığınla bir tane, iki tane değil. Yani Hz. Peygamber'den sonra, Sallallahu Aleyhi Vessellem'den sonra, vefat ettikten sonra müseylemetül kesap çıktı. İyi bir taneydi. Onu da gitti vahşi öldürdü. Pardon, özür dilerim. Evet, vahşi öldürdü onu. E vahşi onu öldürdü.
Dedi ki Hamza'nın karşılığı bu olur. Ancak, hani onu öldürdü. İyi. Şimdi bir tane, iki tane değil. Hadis inkarcılarının hepsi de birer yalancı peygamberdir. Mezhep inkarcılarının hepsi de birer yeni yalancı mezhep imamıdır. Şeyhi olmadığı halde, şeyhi onu bir icazet vermediği halde, şeyhlik yapanların hepsi de yalancı şeyhlik yapar.
Bakın bu, tarih boyunca değişmemiştir. Tarih boyunca. Şimdi Hz. Pir de, diyor ki, muhtaç ve müstahak müritlerin. Muhtaç. Yani bir şeyhe muhtaç ama müstahak. Yani ona müstahak yani o ayırt edememesi de müstahak ona. Haa, oradan bu çıkacak. Ya filanca kimse işte öyle bir şeyhe bağlamış. Müstahak o. Herkes layık olduğu yere gidecek. Onun gözü kör çünkü, o yine gözü kör olan bir şeyhe intisap edecek. Çünkü nasıl o hakiki çiçekle, Hz. Pir öyle diyor, hakiki çiçekle yapma çiçeği ayırt edemeyecek kadar kör ve burnu din kokusu almıyorsa, burnu din kokusu almıyor çünkü onun. Şimdi yapma çiçek kokar mı? Ancak kokması için üstüne fısfıs bir koku sıkacaksınız.
Şimdi çiçekler kokmuyor aslında. Ne yapıyor? Çiçekçiler üzerine bir koku sıkıyorlar. Yani koksun diye. Kokmuyor çünkü. Neden? Yani özel doğada yetiştirilmemiş. Şimdi bir kimsenin burnu din kokusu almıyor. Hz. Pir diyor ki, senin burnun neden koku almaz bilir misin? Senin burnun din kokusu almıyor. Hakikat kokusu almıyor burnun. Ve senin gözün hakikati görmek istemiyor ya da sen yaldızlı, pırıltılı, janjanlı şeyleri sevdiğinden onun hakikatini görmüyorsun. Onun hakikatini görmediğinden dolayı ve hakikatini göreni de dinlemiyorsun. Ve kapılıp gidiyorsun bir tarafa.
O yüzden insanlar onları hakikate ulaşmış yüce şeyh zannediyorlar. Ve öyle ayırt edemediğinden gidiyorlar. Oysa onlar ne? Birer hileci, birer düzenbaz, birer yalancı, birer yol kesici. Bunlar ümmetin yolunu kesen, ümmetin parasını, pulunu iç eden insanlar. Şimdi insan, Cenab-ı Hak onun basiret gözünü açtıysa hakikati görür.
Ama bir kimsenin basiret gözünü açması dördüncü makamdadır. Evvame, levvame, müllüme, mutmainneye. Sen mutmainne de değil isen, senin basiret gözün açılmaz. Basiret gözün açılmadığı için sen hakikati bilemezsin, ayırt edemezsin. Kim neyi yapıyor, kim ne yapmıyor, bu işin hakikati ne bilemezsin. Öyle olunca, hani Arif'i basiret gözü korur.
Yani o Arif olan kimse basiret gözü açık olduğundan kendini muhafaza eder, korur. Hani Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, sen muhakkak bir alim zat da olsa, kalbin harekete geçmemiş ise, sisile-i meşahitten bir nasibin yok ise, bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruman müşkülleşmiştir. Sen imansız olarak göçer gidersin. Ama adi, samimi bir ehli tarikat, sisile-i meşahiğe duyduğu muhabbet cihetiyle asla zındıkaya düşmez. Zındıkaya düşmezse de kebairle fasık olur, kafir olmaz der. Buradaki ölçü şu, kalbin harekete geçmesi, kalbin harekete geçmesi, o kimsenin basiretinin açılmasıdır. Bu maneviyatta, seyri sülükte, tarikat yolunda veya sufilik yolunda dördüncü makamdır.
Emmari'ye geçecek, levvame'ye geçecek, mülhüme'ye geçecek, mutmainliğe gelecek. Sen alim bir zat da olsan, kalbin harekete geçmediyse, yani senin basiret gözün açılmadıysa, bugünkü deccaliyetin karşısında sen kafir olarak göçer gidersin. İstediğin kadar alim ol, istediğin kadar hafız ol, istediğin kadar ben dinimi yaşıyorum de, kalbin harekete geçmiş olması lazım ki aldanmayasın. Yoksa aldanırsın, bir aldanırsan nerede duracaksın belli olmaz. Allah muhafaza eylesin. Yusuf ayet 108, ey Muhammed de ki, işte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar, insanları Allah'ın yoluna, körü körüne değil, basiretle davet ederiz. Allah'ı layık olmadığı şeylerden tenzih ederim, ben müşriklerden değilim. O zaman o basiretin açık ise senin, basiretin açıksa, seni basiretle nasihat eden, seni Kur'an ve sünnet dairesine, Allah ve Resulünün yoluna davet edeni tanırsın.
Ve Allah ve Resulünün yoluna davet eden seni kendisine davet etmez. Seni Kur'an ve sünnete davet eder, seni zikrullaha davet eder, seni güzel ahlaklı olmaya davet eder. Takılın benim peşime demez, takılın Kur'an ve sünnet eder. Seni kendisinin değil, Allah ve Resulünün yoluna davet eder. O yüzden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin yolu, tevhid yoludur. Ve peygamberi takip eden, sallallahu aleyhi ve sellemi takip eden kimseler, kendilerine yol biçmezler. Yol Kur'an ve sünnet derler, Kur'an ve sünnete davet ederler. Benim şeyhim böyle yapardı, ben de böyle yaparım demez. Der ki Kur'an bunu böyle söyler, sünnet-i Resulullah böyle söyler, imamların iştahı böyledir. İlk sufilerin sözü, yolu budur der, onları oraya davet eder.
Ama insanların büyük bir çoğunluğu bu davete icabet etmez. Neden? Çünkü bu nefsine ağır gelir insanların. Ve çürük elmalardan dolayı onu da çürük elma statüsünde koyar. Bunu kasıtlı olarak yapar. Nefse ağır gelir çünkü. Nefse ağır geliyordu beni İsrail Yahudilerine. İsa aleyhisselamı peygamber olarak kabul etmiyorlardı. Nefse ağır geliyordu çünkü. Daha önceki peygamberlere de onlar kabul etmemişlerdi. Sebep? Nefse ağır geliyordu çünkü. Onlar Allah'ın hükmüyle hükmetmeye çalışıyorlardı. Oysa onlar altını çizerekten söylüyorum. O günkü din alimiyiz, din adamıyız diyenlerin hükmüne tabi oluyorlardı. Peygamberin hükmüne tabi olmuyorlardı.
O zaman için bir din hiyerarşisi oluşmuştu. O din hiyerarşisi yeni bir peygamberi kabullenmiyordu. Çünkü yeni bir peygamber demek o hiyerarşinin yıkılması demekti. O para dükkalığının, o güç dükkalığının yıkılması demekti. Hz. Muhammed Mustafa o günkü Mekke'deki, Mekke'deki ekonomi, para dükkalığını, güç dükkalığını yıkmıştı. Ve eğer ki bugünkü bir Müslüman para dükkalığına soyunduysa, güç dükkalığına soyunduysa, kalabalık dükkalığına soyunduysa, o seni Allah ve Resulüne davet etmeyecektir. O seni kendisine davet edecektir. Ve insanlar ne yazık ki Adem'den itibaren hakla batılı ayırt etmekte heva ve heveslerine uymuşlardır. O yüzden çoğunuz iman etmez der Kur'an.
Çok azınız iman etti der. Çünkü bu nefse ağır gelir. Tevhid dini. Tevhid insanlara ağır gelir. Hakikat insanlara ağır gelir. Çünkü insanlar nefis itibariyle rahatlarına düşkündür, uykularına düşkündür. İnsanlar mücadeleye, savaşmaya, bu konuda cihad etmeye elverişli değillerdir. Kendilerince nefislerine düşkün olduğundan Musa'nın kavmi gibi derler.
Derler ki biz savaşıcı değiliz. Sen git Rabbinle sen kendin savaş. Musa'nın kavmi öyle dedi. Bu pis Yahudiler Musa'ya öyle dediler. Ve Musa aleyhisselam yeni bir cedid dedi, bir kavim gelir. Onlar dedi bu cihadı ele alırlar. Şimdi o yüzden hakikat yolu dikenlidir. Hakikat yolu zordur. Hakikat yolu kolay değildir. Hakikat yolunun ızdırabını, zorluğunu gören nefis o yoldan dışarı çıkmaya çalışır. Oraya girmeye çalışmaz. Bahanesi de nedir? Filancaları görmüyor musun böyleler? Pişmancaları görmüyor musun böyleler? Bunların da böyle olmadığı ne malum? Siz bu adamın peşinden gitmişsiniz ama onun ne olduğunu biliyor musunuz? Sen biliyor musun be ahmak?
38 yıl bizle beraber mi yaşadın? Hayır. Ama onlar hakikat yolunu, yolda gidenleri de ne yaparlar? Yoldan çıkarlar. Bundan dolayı bilenler hikmetle dediler ki, ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki, hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek? O zaman o kimse, o müstak, o yalancı, o müritlerin yalancı, düzenci davalara aldanmaması gerek.
E şimdi yoldan sapmış dünya üzerinde alimler var mı? Çok. Yoldan sapmış şeyhler var mı? Çok. Oldukça çok. Ve onlar örnekliyorum, dilenci olmuşlar. Ben böyle söyleyince çok ağır geliyor onlara. Birkaç tanesinin müridi, ya sen bizim üstadımıza dilenci dedin. Kardeş bizim kimsenin üstadıyla, alimiyle, zalimiyle bir işimiz yok. Biz kimsenin şeyhine bir laf söylediğimiz yok. Ama koskoca şeyh dilenir mi? Şeyhse. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dilendi mi ki? Senin şeyhin dilenecek. Bir şeyh kendisini ortaya atıp dilenmez. Bunlar dilenci olmuşlar. Ben şimdi isim zikrettim mi? Hayır.
Dilenmesin kardeşim. İstemesin. Şeyhliğin makamını aşağı indirmesin. Şeyhse şeyhlik yapsın. Mürşitse mürşitlik yapsın. Dilenmesin. Geçimini dervişlerden sağlamasın. Geçimini dervişlerin cebine gözünü dikerekten yapmasın. Dervişlerin malına, dairesine, parasına, puluna konmaya çalışmasın. Yapmasın. Bizim sözümüz ortaya erer. Ölçü. Bizi kimsenin trilyonları ilgilendirmiyor. Ama bu yolda yürüyecek olanlar dilenmeyi bırakacaklar. Bu yolda yürümeyi göze alanlar insanlara şeyhenillah demeyecekler. Sen o zorluğu çekebileceksen bu yola gir. Yoksa kendini ehli tarikatım diye görme.
Ehli sufiyim diye görme. Bu yolda yürüyecek olanlar hiçbir şeyin dilencisi olmayacak. Hiçbir şeyin. Birileri beni sevsin diye konuşmayacak. Birileri beni kabul etsin diye konuşmayacak. Bunun da dilencisi olmayacak. Allah muhafaza eylesin. Şuara ayet 109 de ki Ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Alimler gerçek alimler. Gerçek mürşitler insanlardan bir şey dilenmez. Dilenmez. Çünkü peygamber varisi. Alimler peygamberlerin varisleridir. Hadis-i şerif. Peygamber varisi dilenmez. Bir mürşidi kamil peygamber varisidir. Bir mürşidi kamil dilenmez. Dileniyorsa o sahih bir mürşid değildir.
O sahih bir şeyh değildir. Dervişlerine diyorsa hadi gidin para toplayın. Veyahut da andırıyorsa insanlara o gerçek bir şeyh değildir. Onun peşinden gidilmez. Ondan ders alınmaz. Ona mürid olunmaz. Sufilik yolunda istemek yoktur. Hiçbir şey isteyemezsin. Yoktur sufilik yolunda. İsteceksen üstadından istersin. Hadi gidin şeyhlerden isteyin şimdi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Radî-i Şerif'te söyledi. Tergipte geçer bu hadis. Hiç unutmam.
Der ki ben hepinizin babası mesabesindeyim. Kimin ne isteği varsa bana gelsin der. Bir şeyh dervişin bu manada manevi babası hükmündedir. İstecek olan ondan ister. Bitti. O manevi şeyh ise o da makul olan kendisinden istenilenlere cevap verecek. Gücü nispetinde cevap vermek zorundadır.
O manada manevi ise o dervişlerden geçineceğim diye uğraşmaz. Dervişlerden geçineceğim diye uğraşanlar gerçek mürşid değillerdir. Gerçek mürşid eli açık cömert insandır. Gerçek mürşid. O kimse cömert olmak zorundadır. Cömert değilse ona dostluk kapısı açılmaz. Ona velilik kapısı açılmaz. Ve o evliyalık kapısı bile ona açılmaz. Ona dördüncü makamın kapısı bile açılmaz. Çünkü o cimridir.
Allah cimrileri sevmez. Haşır ayet 9. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Sen nefsinin cimriliğinden kurtulmaz da, hala da dervişlerin parasına, puluna gözünü diktiysem, sen kurtuluşa eremezsin. Sen cehenneme doğru yol alırsın. İnsanları kandırmaktan vazgeç. Ben şeyhim diye sırmalı cübbelerle ortalıkta dolaşma. Ben şeyhim diye insanları aldatma. Allah Resulü aldatan bizden değildir dedi. Bunu hiçbir zaman unutma. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme yol olarak o peygambere çıktıysa yolun, sen asla cimrilik yapamazsın.
Sen asla bir şeyi kısamazsın. Verilen ilmi dağıtmak zorundasın. Sen çömert olmak zorundasın maddi manevi. Allah muhafaza eylesin. Maide 105 ayetini sordular sahabeler. Size nefsinizi korumak gerek ayet hakkında sorunca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi. Mağrufla amel edin. Yani iyilikle, güzellikle, Kur'an ve sünnet dairesinde amel edin. Kötülükten uzak durun. Dikkat edin. Bu Kur'an ve sünnet yoludur. Sen mağrufla amel etmek zorundasın. Edebinle, terbiyenle, ahlakınla, güzel ahlakınla amel etmek zorundasın. Farzları yerine getireceksin.
Sünnet-i senliğe sımsıkı yapışacaksın. Ve kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini. Dikkat edin hadis-i şerife. Cimri insana itaat edildiğini. Cimri insana itaat edildiğini. Heva ve hevese uyulduğunu. Dünyanın ahirete tercih edildiğini. Ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman. Sen kendine bak. Avam halkı bırak. Tekrar söylüyorum. Mağrufla amel edin. Kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini. Heva ve hevese uyulduğunu.
Dünyanın ahirete tercih edildiğini. Ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman. Sen kendine bak. Avam halkı bırak. Sizden sonra öyle bir zaman gelecek ki. O zaman da sabretmek. Avucuna köz almak gibidir. O zaman da bir işçi bugün sizden çalışan etli işçinin aldığı ücreti alacaktır. Ona denildi ki. Ey Allah'ın Resulü. Bizden elli kişi gibi mi yoksa onlardan elli kişi gibi mi ücreti alacaktır? Bilakis sizden elli kişinin aldığını alacaktır buyurdu. Demek ki öyle bir zaman gelecek. O zaman da ne yapacakmış? İyi, mağrufla amel etmek. Yani Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye ile amel etmek. Kötülükten uzak durmak.
Elinde köz tutmak gibi olacak. Ve cimri insanlara itaat edilecek. O kimse cimri. Cimri ne demek? Milletten topluyor ama onlara harcamıyor. Cimri mal biriktirmiş. Ne yapmış? İşte bilmem kaç trilyonluk servet yapmış. Arkasından kavga çıkıyor. Ümmetin parası mı, benim param mı? Cimri ne yapmış? Ölmüş. Öldükten sonra bütün herkes üşüşmüşler. Evlatlar. Mal paylaşacaklar. Neden? Devasa çünkü mal bırakmışlar. İşte ne bırakıyor? İşte ne yapmış? Medrese yapmış. Yok Kur'an kursu yapmış. Tapusu kimin üstüne? Tapusu kimin üstüne? Şeyh Efendi'nin üstüne. Kim topladı parayı?
Dervişler topladı. Öldü Şeyh Efendi. Şeyh Efendi öldü. Oğlu, kızı yere kondu, sattılar orayı. Bu ülkede televizyonlar kuruldu. Parayla, ümmetin parasıyla. Kapı kapı dolaştılar. Televizyon kuruyoruz. İslami bir televizyon olacak dediler. Sonra gittiler Amerikalılara sattılar. Bu para ne oldu? Televizyon oldu Fox TV. 500 milyon dolara satıldı o zaman için televizyon. Adam gitti Amerika'da alışveriş merkezleri aldı. Ne oldu ümmetin parası? Kimse hesap sormuyor.
Kimse hesap sormuyor. Cimri insana itaat ediyorlar. Heva ve hevesini ilah edinmişleri itaat ediyorlar. Kur'an belli, sünnet-i seniye belli, imamların iştahı belli. Sufilik kanunu kaidesi olmayan bir yol değil. Kanunu kaidesi Kur'an ve sünnetten. Gerçek sufilik. Üstad vefat etmiş. E biz de onun bıraktığı yerdeyiz. Ne? Gelmedi mi başka mürşid? Yok mu? Hadis-i şerif yalan mı? Haşa. Kütüb-ü sitede ebdal kısmı var. Bütün Müslümanlar. Açın okuyun ebdal kısmını. Açın okuyun ey Müslümanlar, ey sufiler, ey dervişler, ey tarikat erbabıyım diyenler. Şeyhler, nakipler, nükaballar, zakirler, sugabakları.
Açın okuyun kardeşim. Kütüb-ü sitede ebdal kısmı var. Deccal'dan sonra ahir zamanla alakalı ebdal kısmı var. Tekrar söylüyorum. Ebdal. Açın okuyun. Utanmadan şunu söylüyorlar. Bizim şeyhimizden sonra o şeyh gelmeyecek. Peygamberi yalanlıyorsun. Hadisi inkar ediyorsun. Hadisi inkar ediyorsun. Üstadımız öyle dedi. Üstadımız yanılmış. Yanılmış. Ne zaman söyledi? Aklı yerinde miydi? Senin üstadının aklı yerinde değilmişti onu söylediğinde. Bu kimin üstadı olursa olsun.
Yarın öbür gün benim de arkamdan böyle bir laf söylemeyin iftira olmuş olur. Ya ilan ederiz birisini. İlan etmezsek de arkamızdan istihar yaparlar. Herkes giderler. Bir üstada imkisap ederler. İkisinden biri. Üstadım bana da öyle söyledi. Üstadım da vefat etmezden sonra, vefat etmezden önce iki kişiye söyledi dergah da. Ahmet Duran ağabeyi bana söyledi. Dedi ki bana şeyhliğini ilan et bugün dedi. Çorumlacı Mustafa Efendi sağlığını da vermedi oğlum dergah da oldu dedi. Ahmet Duran ağabey, Ahmet Duran'a da telefon açacağım dedi. Ona da söyledim, söyleyeceğim dedi. Sana da söylüyorum. Bu akşam şeyhliğini ilan et dedi. Efendim hakkınızı helal edin.
Ben ilan edemem dedi. Nerede Adnan Hoca bizim? Karateş nerede? Gitti mi? Adnan'a telefon açmış. Adnan söyledi sonra. Sana telefon mu açtı? Ne dedi Adnan Hoca sana? Mikrofon verin Adnan Hoca'ya. Efendim beni aradı. Dedi, oğlum dedi, Mustafa abinin şeyhtir dedi. Onu dedi, şeyhliğini ilan edin dedi. Ben efendim şu anda Adana'dayım ben. Tamam o zaman dedi. Kapattı. Sonra başka bir arkadaşı aramış. Evet. Bana söyledi, efendim ben yapamam bunu dedim. Ben dedi, bu akşam söyleteceğim dedi. Bana söylediği şey o. Ondan sonra Adnan'ı aramış. Adnan demiş Adana'dayım. Ondan sonra başka bir arkadaşı aramış. Remzi Şeni aramış.
Ben Remzi'yi aradım, seni arayacak dedim. Arıyor dedi. Seni arayacak dedim, böyle bir şey söyleyecek sana. Benden habersiz bir şey yapma dedim. Arıyor dedi. Kapattım ben telefonu. Görüştü, böyle böyle dedi dedi. Tamam dedim, akşama istişare eder, konuşuruz dedim. Adnan Hoca, teşekkür ederim. Akşam oldu, Remzi dedi ki böyle böyle, tamam Remzi abi, Şeyh Efendi'nin bir insan şeyhine diyorsa, kalkacak, emrini yerine getirecek dedim. Bütün Bursa'daki eski dervişler o sohbete Hüseyin de şahit değil mi? Şahit olanlar elini kaldırsın o gün sohbette olanlar. Evet, bitti. Şeyh Efendi bunu kendisi söyletti mi? Söyletti. Bakın, bunun ölçüsü bu. Bunun ölçüsü bu. O ne olsana? Şeyh Efendi arkadan kimseyi bırakmadı. Ya sen duymamışsındır diyorum ben. Bize bıraktı.
Bursalılara söyledi. Ahmet Duran abiye de söyledi. Ben şahidim buna. Bana dese ki, mahşerde, diyeceğim ki bana söyledi Şeyh Efendi, Ahmet Duran da oğlum şeyhtir, o da şeyhliğini açıklasın dedi. Bana söyledi. Ben Ahmet Duran abinin yüzüne söyledim. Duran abi, bana söyledi. Beni ilgilendirmez. İstiyorsanız dedim, sen çık. Hüseyin sende vardın değil mi? Dedim, Duran abi, istiyorsan çık. Ben sana tabi olurum dedim. Şeyh olarak dedim. Benim böyle bir derdim yok benim dedim. O ne dedi? Söyle. Mustafa Efendi, sen gençsin, sen koşturursun dedi. Ben sana tabi olayım dedi.
Dedim, yok hacı abi, ben sana tabi olayım. Böyle bitti muhabbet. Şimdi, o yüzden ne olacak? O insanlar, heva ve heveslerini ilah edindiğinde. Heva ve hevesi uyuyor. O kimse diyor ki, işte şimdi nerede o eski şeyhler? Beyaz'ta bir esnafı için de öyle dediler. Bu yolun cilvesi o. Çorum Macı Mustafa Efendi için de öyle demişler. Nerede demişler Ali Efendi? Evet, üç kişi bağlandı diyordu Şeyh Efendi. Mustafa Efendi demiş ki, Abdullah Efendi. Oğlum demiş, şu, şu, şu. Üç bağlandı bana demiş. Geri kalan bıraktı demiş bizi. Beğenmediler demiş. Demek ki ne oluyormuş? Heva ve heves tercih ediliyormuş. Şimdi dervişlerde de var bu. Derviş, üstadı dinlemiyor.
Heva, hevesine tabi oluyor. Acı gelir gerçekten üstada tabi olmak. Üstadın dediğini yapmak gerçekten nefsi ağır gelir. Acı gelir. İnsan öyle düşünür. O da insan benli insanım. Neden onu dinleyeyim ki? Benim kafam çalışmıyor mu? Öyle dedi. Ben üç tane üniversite bitirdim dedi birisi. Tabi, dedim doğru söylüyorsundur. Dedi, üstadınız ilkokul mezunu dedi. Medrese ümmi dedi. Böyle konuştuk. Böyle bir iki, gittik, oturduk. Böyle döndü. Ümmi ilk oldun biz dedi. Bana. O da yanımda. Kimisi dedi, üç tane üniversite bitirdim der. Mustafa Efendi dedi. Böyle adamın rengi, mengi gitti ondan sonra. Sen ne dersin ki dedi.
Bizim üstadımız ümmi. Ümmi ilk oğlum dedi. Al bir kaya. Nerede istersen oraya daya. Anırgan kaya çünkü. Büyük, kocaman ya. Bir şey değil. Bizim bayındır Anırgan kayası meşhur olacak. Millet ziyarete gidecek Anırgan kaya. Arada anırıyormuş. Millet o yüzden Anırgan kaya koymuş. Bayındır muhabbeti. Üç tane üniversite bitirdim. Senin üstadın dedi bana. Dedim ilkokul mezunu. Bu şeye benziyor. Bakın değişmiyor bir şey. Hani İmam-ı Hanbel, şeyban-ı rayiye bağlanmış. Ümmi, çoban. İmam-ı Şafi de diyormuş ki İmam-ı Hanbel'e. Ya sen koca imamsın. Ne ama bu ümmi insana bağlandın? Ne buldun bunda?
Ümmi, çoban. O da diyormuş ki ya bu başka bir şey. Demiş bugün senin üstadına soru soracağım demiş. Küstahlık böyle bir şey. Adamın bir şeyhi yok ise genelde yüzde doksan sekiz küstah oluyor. Demiş ben şeyhine bir soru soracağım. Demiş sorma çok hazır cevaptır. Hani seni demiş mat eder. O manada. Yok demiş soracağım. Çıkmışlar huzura. Efendi bir sorun var demiş. Buyur sor demiş. Demiş ki bir kimse beş vakit namazdan bir vakti kaçırsa, hangi vakti kaçırdığını bilemese, hangisini kaza etmesi lazım demiş. Hiç beklemeden. Evladım onun bütün günü gafletle geçmiş. Bütün namazlarını kaza etsin o demiş. Kalmış koca İmam-ı Şafi. İmam-ı Hanbel oradan çıkmışlar.
Demedim mi sana demiş hazır cevaptır. Mat eder seni diye. Aha demiş. Tabi İmam-ı Şafi de gelmiş şeybanı rayiden ders almış. Ey Hanefiler, ey Malikiler, ey Şafiler, ey Hanbeliler. Bu mezhebe tabi misiniz? Dört mezhebden anan birisine. Evet, sizin imamınızın şeyhi vardı. İmam-ı Azam'ın şeyhi vardı. Sen eğer Hanefiysen, İmam-ı Azam'ın yolundayım diyorsan bir şeyhi intisap edeceksin. Malikiyim diyorsan intisap edeceksin. Hanbeliyim diyorsan intisap edeceksin. Ben Şafi'yim diyorsan intisap edeceksin. İntisap etmediysen, sen heva ve hevesine uymuş insansın. Sen mezheb imamının yolundan gitmiyorsun. Ha abdest alırken mezheb imamına tabi oldun.
O bir mürşide tabiydi. Son iki yıl olmasaydı Numan helak olmuştu dedi. Senin helak olmayacaksın ne malum? Koca İmam-ı Azam helak olurdum derken sen kimsin? Koca Gazali şeyhi vardı. Arabi şeyhi vardı. Hz. Mevlana şeyhi vardı. Abdülkadir Geylan'ın şeyhi vardı. Ahmet Arrufay'ın şeyhi vardı. Üftad Hazretleri şeyhi vardı. Mahmud Hüday'ın şeyhi vardı. Her gün Emir Sultan'a gidenler vardı. Emir Sultan Hazretleri'nin şeyhi vardı. İsmail Hakkı Bursevi'nin şeyhi vardı. Senin neyin var? Heva hevesin var. Sen heva hevesine bağlısın. Boşuna demediler. Zayıf hadis diyorlar. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Zayıf hadismiş.
Zayıf hadisi amal edilir mi? El cevap edilir. Ondan hukuk çıkarmıyoruz biz. O zaman senin şeyhin kim? Heva hevesin, nefsin. Sen aldanmaya müsaitsin. Sen bir mürşidi kamile bağlanmadığın zaman heva hevese uydun. Dünyaya, ahirete ne yaptın? Tercih ettin. E şimdi şeyhler tercih ediyor ki alimler tercih ediyor. Bugün gördüm, dün gördüm. Muhterem hoca efendiler Mevlid-i Şerif için toplanmışlar bir yerde. Toplantıdan bir kesit atmışlar videoya. Maşallah subhanallah ne süslüler ne süslüler ne koltuklar ne süslüler. Maşallah dedim ya. Tabii dünyayı ahirete tercih edildiği zaman.
Mustafa Efendi buyurun efendim. Oğlum sakın ha senin evin en fukara dervişten daha fukara olacak. Senin evine gelen derviş şunu söyleyecek. Benim eşyalarım şeyh efendinin eştasından daha lüksü. Bize söylenen bu. Bana söylenen bu. Bana söylenen bu. Başkası beni ilgilendirmiyor. Demek ki herkesin kendince bir yolu var ya bize o yol düşmüş. Herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman. Yok. Bir sufinin kendi görüşü olamaz. Mürittikle alakalı.
Bir mümin Kur'an oradayken, sünnet oradayken, imamların iştahı oradayken bana göre diyemez bir Müslüman. Yok. Kendi görüşü. Hadislerin büyük bir çoğunluğu sahih değil. O yüzden hadislere uyulması da uyulur. Benim görüşüm bu. Senin görüşün sapıkkın bir görüş. Sapık bir görüş. Sen kendini peygamber görmüşsün. Bunu diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Evet. O zaman avam halkı bırak. Yani sen has insanlarla otur kalk. Avamlarla düşüp kalkma. Sebep kendi görüşünü, kendi hayva ve hevesini ilah edilmiş. Cimri insan onlardan uzak dur. Ve bir de ne oluyor? İnsanların ücretleri artıyor.
Bu ne demek? Heva hevesleri artıyor. Rahatları artıyor. Evet. İmam-ı Malik'in sözü. Kim fıkıhsız tasavvuf öğrenirse zındık olur. Kim fıkıh öğrenir de tasavvuftan uzak kalırsa fasık olur. Kim de ilim ile manuviyatı kendisine cem ederse dinin hakikatine erişir. O zaman bir kimse fıkıhsız tasavvuf yok. Fıkıhsız bir sufilik yok. Sufinin fıkıhı sağlam olacak. Bir mürşidin fıkıhı sağlam olacak. Bir dervişin fıkıhı sağlam olacak. E bir kimse normalde fıkıh öğrenmiş, medrese görmüş, tahsil etmiş veyahut da ilahiyat okumuş, güzel ama sufilikten uzak, fasık olur diyor. İmam-ı Malik diyor bunu.
Kim de ilim ile manuviyatı kendisinde cem ederse dinin hakikatine varır. O zaman o kimse çift kanatlı olursa dinin hakikatine erişecek. Allah bizi onlardan eylesin. Yol arayanlar, kendilerine yol arayanlar. Kur'an ve sünnete tabi bir yol bulacaklar. İmamların iştahına tabi bir yol bulacaklar. Dilencilerin peşinden gitmeyecek. Heva ve hevesine ilah edinenlerin peşinden gitmeyecek. Kendisine mal ve para biriktirenlerin peşinden gitmeyecek. Dervişlerin cebine, malına, gözünü dikenlerin peşinden gitmeyecek. Her ay dergaha bu kadar para vereceksiniz. Her ay üstada bu kadar para yatıracaksınız diyenlerin peşinden gitmeyecek.
Gidiyorsa o kimse kör gözlü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden süslülerle hakikati ayırt edecek o kimse. İnsanların süsüne, yaldızına, ağdalı konuşmasına bakmayacak. Süslü konuşmalara bakmayacak. Bunların hepsi de aldatır. Çünkü öyle zaman gelecek ki insanlar süslü konuşmalarla halkı kandıracak. Muaz'dan bu hadis-i şerif. Uzun hakkınızı helal edin. Ardınızda fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak. Kur'an açılacak. Mümin, münafık, erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük. Herkesin elinde Kur'an olacak. Herkesin elinde Kur'an olacak. Şimdi herkesin elinde var.
Kur'an bize yeter diyor. Mealden okuyor mu? Okuyor. Sosyal medyada herkes tartışıyor mu? Bununla alakalı tartışıyor. İçlerinden biri şöyle diyecek. Neden bana onlar tabi olmuyorlar? Ben Kur'an okuyorum. Yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur'an'dan başka bir şey uydurmadıkça uymayacaklar. Yani Kur'an'dan başka bir şey sen onlara uydurursan onlar sana uyacaklar. Bugün televizyonlara çıkan şaklabanların yüzde doksanı böyle. Kur'an ve sünnetin dışında konuşurlarsa onları sosyal, büyük medyada veyahut da yöresel değil, kitlesel televizyonlara çıkarıyorlar. Çünkü onlar Kur'an ve sünnetin hakikatini haykıramazlar. Televizyon dünyasını tanıdım.
Tanıdım. Bana da aynı şeyi söylediler. Hocam amana bazı şeylere dokunmayalım. Dedim ki bana ne soru gelirse ben bildiğimi cevaplarım. Program yapmayalım dedim. Bunu Olay TV'ye gittim dedi. Oradaki bir bayan vardı. O da dedi. Dedim yok. Ne sorarsanız cevaplandırırım. Ne bilirsem söylerim dedim. Televizyona çıkan hocaların büyük bir çoğunluğuna bu söyleniyor. Veya sorular hazırlanıyor. Hazırlanıyor. Sorular onların eline veriliyor. Canlı yayın yapamıyorlar. Canlı yayına gireceğiniz zaman da önce sorunuzu alıyorlar mı sizin? Eğer onun dışında sorarsanız tak sizi canlı yayından aldılar. Siz de zannediyorsunuz ki hat düştü. Sevgili seyirciler hat düştü. Hat düştüğü için bağlantı kesildi.
Alalım sıradakini. Onun sorusu hoşlarına gitmedi çünkü. Oraya yazdırdığı soruyu okumadı çünkü. Siz de bağlantı kesildi zannediyorsunuz. Öyle. Bağlantı kesilmiyor halbuki. Onlar kesiyor bağlantıyı. Çünkü neden bana onlar tabi olmuyorlar? Ben Kur'an okuyorum. Yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur'an'dan başka bir şey uydurmadıkça bana uymayacaklar. Uymayacaklar. Çıkın hadisleri inkar edin. Yemin ediyorum size kitap basarlar. Elleri çantalı geldiler. Dediler ki hocam takipçiniz çok. Sizi çok beğeniyorlar. Eee sizin dediler. Sohbetlerinizi kitaba basalım. Ben tebessüm ediyorum. Ne kadar iyi diyorum. Allah razı olsun. Yalnız dediler ki bir isteğimiz var. Buyurun estağfurullah.
Para mı pul mu ne? Hayır dediler. Ya malum biliyorsunuz dediler. Hadis-i şerifler hani hepsi de sahih değil. Sohbetlerinizde şundan bahsedeceksiniz. Hadisler hepsi de sahih değildir. Siz bu konuda çok sertsiniz. Dediler kitabınızı biz bastıracağız. Biz satacağız. Şimdi böyle bana bir de liste gösterdiler. Bir sürü profesörün ismi var. Yalan doğru bilmiyorum. Bir sürü şeyhin ismi var. Hocanın ismi var. Böyle gördüm listeyi. Bunlarla çalışıyoruz dediler. Kitaplarınızı biz bastırıyoruz. Hani bazı şimdi bu benim şüphem. Çıkıyor şimdi hani ben kitaplardan ne hakkı alıyorum diyorlar. Telif hakkı. Ben kitap yazıyorum telif hakkından geçiniyorum diyorlar ya.
Benim hemen otomatikman dolarlar dönüyor. Ulan dedim ayda bana bilmem kaç dolar teklif ettiler. Burada dedim bu da oradan geçiniyor o zaman. Çünkü her hadis inkarcısında bu var şu anda. Hadis inkarcısı mı? Evet gerçekten emperyalistler onları besliyorlar. Onları her ay maaşa bağlamışlar. Veyahut da vakıflarına, derneklerine belli bir yardım, belli bir para. Veyahut da direkt para olarak. Telif hakkı çünkü. Bir yayın evinden onun her ay maaş gibi gidiyor. Telif hakkı. Hadis inkar edersen telif hakkı alırsın. Evet çünkü ona uymaz. Sen Kur'an ve sünnet-i seneyi çıplak bir hakikat şeklinde söylersen senin kalabalık derviş topluluğun olmaz. Senin kalabalık bir tabi olman olmaz.
Ya tuhaf işler yapacaksın. Hıh yapacaksın. Vah diyecekler ya bunda hikmet var. Bak hal gördü bir şey oldu. Hıh yapacaksın, sallanacaksın. Bir sayha yapacaksın. Böyle gözünü dikeceksin bir yerde öyle duracaksın. Kabul edildin diyeceksin. Böyle bu işler. Ondan sonra pamuk eller cebe diyeceksin. Sen ümmet kanı alırken sen araba aldın ha. Arabanın yüzde onunu getir bakalım. Nasıl? Yüzde onunu. Kaç aldın arabayı? On milyar. Yüzde onunu kaç? Bir milyar. Bir milyar şeyhe vereceksin. Adam saf gibi beni arıyor. Bir numara arıyor, Allah arıyor, arıyor, Allah arıyor. Ben de kayıtlı olmayanlar açmıyor mu? Herkese de açıkça söylüyorum. Çünkü açınca böyle absürt bir şey oluyor.
Benim kaç günüm gidiyor onunla. Şeker tavan oluyor. Bu ümmetin hali ne olacak? Düşmüyor şeker 250'den aşağıya şimdi düşmediği gibi. Bir şey çıkıyor. Adam mesaj attı. Mustafa Özbağ hocam ne olursunuz Allah rızası için telefonumu açın. Açtım. Hürmetler ederim sevgili efendim. Saygılar sunarım. Böyle çok naif var. Buyurun bir istirhamım, bir sorum olacaktı sizin vaktinizi aldığım değerli kardeş. Gir soruya dedim. Soruya gir. Dedi ki ben bir araba aldım. Mübarek olsun. Ben şimdi arkasına gelecek bilmiyoruz. Bizim Üstad Efendi Hazretleri dedi ki dedi. Ne dedi dedim. Bu arabayı aldın. Miktarı kadar yüzde onunu bize tasadduk edeceksin. Allah'ım ya. Sizin böyle bir usulünüz var mı dedim. Dedim kardeş iyi ki benden yüzde onunu istemiyor arkadaşlar dedim.
İstese benim paran pulum yetmez dedim. Bu noktada bir şey ben dedim yetiştiremem. Dedim yani bizde böyle bir usul yok. Biz böyle bir şeyi isteyemeyiz zaten bize yasak dedim. Bir şeyh böyle bir şey isteyemez zaten. Bir alim böyle bir şey isteyemez. Dedim bir de böyle şeyhinin ne kadar belakatlı konuşuyor. Biraz daha belakatı ya bırak şu dilenciyi böyle belakatlı konuşma. Benim canımı sıkma dedim ya. Hani dedim adam dileniyor sen hala da kibar dilenci lan bu dedim ben şimdi. Direkt böyle konuştum. Bu kaldı. Allah razı olsun senden ya dedi. Ha şöyle ya dedi. Ben senden ders almak istiyorum. Yürü git dedim ya sen dedim. Kör gözlünün tekisin ne yapma bizden ders alacaksın dedim. Gitmişsin zaten kaç para verdin bugüne kadar dedim.
Bir para söyledi aklın durdu 20 milyarın üzerinde para vermiş. Ne kadarlık dervişsin sen dedim. 5 yıllık dedi. Yıllığın dedim 2 milyara mı geliyor. Kaç milyara geliyor daha fazla geliyor. Lan git geri dedim körsün sen bizi de bozarsın sen dedim. Adam bunu soruyor bana. Türkiye bu. Türkiye bu. Sonra herkes aynı kategoride görüyor. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir kişinin uydurduklarına tabi olmaktan sakının. Yani bir kimse Kur'an'ın ve sünneti seniyenin dışında konuşuyorsa, İmamların iştahdının dışından konuşuyorsa, İlk sufilerin yol ölçülerinin dışından konuşuyorsa, Böyle bir hal ve hareketin içindeyse, Ondan sakın, ondan uzaklaş.
Ben ondan ders aldım diye onun peşinden gitme. Sen zındığın peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Dilencinin peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Bile bile Kur'an ve sünneti çarpıtıyorsa, Sen bir kafirin peşinden gidiyorsun. Farkında değilsin. Bırak. Gitme. Gitme kardeş gitme. Paranı üttürme insanlara. Üttürme. Senden bir şey istiyorsa, Tebliğinden dolayı, O peygamber varisi değil, Senden rahat istiyorsa, Senden döşek istiyorsa, Senden çorba istiyorsa, Yemek istiyorsa, Senden para istiyorsa, O peygamber varisi değil. Değil. O dilencinin teki. Dilencinin teki o.
Allah muhafaza eylesin. Ben sizi, Hadis-i Şerif devam ediyor. Ben sizi bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesine karşı uyarıyorum. Yani senin bilgili gördüğün o halin var ya, Bilgili gördüğün o şeyh var ise, Cimri ise, Dervişleri ütüyorsa, Heva hevesine uyduysa, Bilgili ama, Üç üniversite bitirmiş. Diyor ki uyma. Hadis inkar ediyor, İlahiyat profesörü. Uyma kardeşim. Ayet inkar ediyor, İlahiyat profesörü. Uyma kardeşim. Kur'an ve sünnetin dışında hüküm veriyor, Alimim diyor. Diyanet hocası, Müftüsü neyse. Uyma kardeşim. Kur'an belli, Sünnet belli, İmamların iştahı belli. Verecek olduğun fetvada, Ya ayetten, Ya hadisten bir ölçü getireceksin insanlara.
Böyle bir şeye hakkın yok. Dünya Alimler Birliği toplandı. Ne yaptınız? Oruç tuttunuz. Allah sizi iyi etsin. Bir iştahat edeydiniz ya, Bir fetva vereydiniz ya. Deseydiniz, Ey Ümmet-i Muhammed, Gazze bu haldeyken cihat size farzdır. Neden bu fetvayı veremediniz? Ahir zaman alimisiniz. Maaş alimisiniz. Açlıktan ölürken çocuklar, Açlıktan ölürken, Bombaların altında ölürken, Onca alim toplanıp, Oruç mu tutacağız dediniz? Ayet belli, Kur'an belli, Sünnet belli, İmamların iştahı belli. Neden topyokun bir cihat kararı alamadınız? Allah'tan mı korktunuz?
Yoksa sistemlerden mi korktunuz? Ümmet-i Muhammed'in bir kısmı, Bir yerde, Açılığa terk edildiyse, Her gün bombaların altındaysa, Bütün Ümmet-i Muhammed bundan sorumludur. Ve bütün Ümmet-i Muhammed orayla cihat etmek zorundadır. Farzdır. Neden bunu veremediniz? Neden haykıramadınız bütün dünyaya? Şeytan mı tuttu dilinizden? Kalbinizi kime sattınız? İlminizi kime sattınız? Bilginizi kime sattınız? Kur'an ayetlerini kaç paraya değiştiniz? Kaç maaşa değiştiniz Kur'an ayetlerini? Cihat ayetlerini yuttunuz mu?
Yuttunuz mu cihat ayetlerini? Yuttunuz. Hani siz Kur'an okuyordunuz? Hani hafızdınız? Hani alimdiniz? Her biriniz fıkıhçı, her biriniz hadisçi, her biriniz kelamcı. Neredesiniz? Şeyhler neredesiniz? Rahat yataklarınızı mı terk edemediniz? Lüks villalarınızı mı terk edemediniz? Lüks arabalarınızı mı terk edemediniz? Milyon dolarlarınızı mı terk edemediniz? Neyi terk edemediniz de bu cihattır deyip Ümmet-i Muhammed'e haykıramıyorsunuz? Haykıramazsınız. Söyleyemezsiniz hak ve hakikati. Neden?
Çünkü sizin kalbiniz şeytan tarafından tecavüze uğramış. Şeytan size tecavüz etmiş. Siz şeytanın dostu olmuşsunuz, Allah'ın değil. Bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesinden uyarıyorum diyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Çünkü şeytan ilim sahiplerinin diliyle dalalet ve sapıklığa davet edecektir. Hadis-i şerif çok açık. Şeytan ilim sahiplerinin üzerinden seni sapkınlığa ve dalalete davet edecek. Allah Resulü söylüyor. Münafık da bazen doğru söz söyleyebilecektir. Yine dedi ki sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın. Ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Muazza söylüyor.
Sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir belki o bilgili kişi bu sözlerinden döner. Sen hak neyse onu kabul et. Onun üzerinde ol. Çünkü hakkın üzerinde nur vardır. Ebu Davut Hadis'i. Sen o kimsenin süslü sözlerini aldın mı? Süslü elbiselerini aldın, aldanma. Sen İngiliz kraliyet ailesinden düğmelere aldanma. Sen o havalı Mercedeslere, jiplere aldanma. Sen böyle arabanın yanında güp güp koşanlar aman ne kalabalık. Aldanma. Sen aldanma. Kulağında kulaklıklar. Şeyh Efendi orada oturuyor şeyde güvertede. Hepsi böyle duruyor.
Hayırdır dedim. Dedi Şeyh Efendi'ye Mossad dedi her an için operasyon yapabilir. Ne kadar süslü gösterişli değil mi? Arabaya binecek böyle tedbirli, temkinli. Bizim Çanakkale'deki Yusuf Hoca diyor ki, yalnız mı gidiyorum bir yere? Evet Yusuf Hoca dedim. Çarşıya da yalnız mı çıkıyorsun? Evet Yusuf Hoca dedim. Ben de tuhaf tuhaf baktım. Hani ne var bunda gibisinden? Dedim hoca. Ne oldu sana dedim ya? Hayırdır? Ya ne bileyim dedi. Hani zannediyor ki ben kalabalıklarla dolaşıyorum. Yok ben tek başımayım. Nereye gidiyorsam tek başıma gidip geliyorum. Tek başıma da yaşıyorum. Sıkıntı yok. Biz o kadar şöhret sahibi değiliz ya. Allah bizi affetsin.
Ama diyor ki, o kimse, o şöhrete bulanmış kimse, belki de tövbe der, döner. Sen de onun peşinde giderken orada kalırsın. Sen hak ve hakikate dön. Allah muhafaza eylesin. Tövbe ayet 9. Allah'ın ayetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da, insanları onun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür? Kur'an konuşuyor. Mustafa Özba değil. Kur'an ve sünnet-i seniyye. Yani Hz. Muhammed konuşuyor. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ben ta yolun başında söyledim. Kur'an ve sünnetin dışında size bir şey söylersem benim önüme koyun. Ben ondan tövbe edeyim, döneyim. Ölçü belli.
Kur'an, sünnet, imamların iştahı ilk sufilerin yolu. Evet, Kur'an konuşuyor. Allah'ın ayetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da, insanları onun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür? Bir maaşa sattın bilgini, bir yemeğe sattın bilgini. Alimliğini bir maaşa bıraktın, bir maaşa bıraktın. Alimliğini bir yemeğe bıraktın, bir harçlıya bıraktın. Şehliğini bir harçlıya bıraktın. Allah'ın ayetlerini az bir miktar paraya bıraktın. Hakkı konuşamadın. Hakkı anlatamadın. Anlatamadın. Hakkı haykıramadın. Hiç olmazsa geri çekil.
Git inziva yap. De ki, ahir zamandır ben hiç konuşmayacağım bundan sonra. Ben etliye sütliye karışmayacağım. Bu konuda desiyar mı? Var. Git evine çekil. Evinde otur. Kur'an-ı Kerim'ini oku. Zikrullah'ını yap. Veyahut da namazını kıl. Camiden eve, evden camiye. Benim hayatım değil. Ayrı mesele. Ama bunu yapsan, insanları sapıtmaktan, saptırmaktan iyidir. Ayet-i kerimeleri az bir paraya, maaşa satmaktan iyidir. Kur'an'ın ayetini satma bir maaşa. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir. Ta kendileridir. Bunu, bu ayet-i kerimenin nesine eğip bükeceksin sen? Ey nefsine uymuş olan insanlar! Evinizde, barkınızda, işyerinizde, eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza.
Sen Kur'an ve sünnetle hükmetmezsen, davranmazsan, sen de zalimsin. Ben dervişim, bana rüyamda söylerler. Otur, oturdun yere. Sen Kur'an, sünnete göre tabi ol, eşine zulmetme. Kadın erkek. Kadın kadınlığını bilsin, erkek erkekliğini bilsin. Çocuk çocukluğunu bilsin, baba babalığını bilsin. Anne annelini bilsin. Hiç kimse kimseye zulmetmesin. Zulmedenler zalimdir. Zalimdir. Kim olursa olsun, o zalimden Cenab-ı Hak onun başına, o zulmeden kimsenin başına bir zalim tayin eder. O zalimle zulmedenden intikamı alır. Sonra zalimin başına bir kılıç tayin eder. Hadis de sabittir. Kılıç da o zalimden intikamını alır. Sonra döner kılıçtan kendisi intikam alır. Kadınlar, erkekler, çocuklar bile bile hiç kimse kimseye zulmetmeyecek.
Kur'an ve sünnet dairesinde ne istiyorsa isteyecek, ne söylüyorsa söyleyecek. Zulmetmek yok. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın ayetlerini dünyalık içinde değiştirmek, gevşetmek, Allah'ın ayetlerini çarpıtmak, küfür. Küfür. Resmen küfür. Allah muhafaza eylesin. Tabi Hazreti Pir diyor ki, ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Yani Cenab-ı Hakk'ın ihsanından, kereminden nasibi olmuş. Cömert, gönlü açık, eli açık, hakikat ehli. O mürşide yönelmek gerek. O yüzden o takva sahibi, o Allah yolunda koşan, o Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışan, o müritlerinden dilenci olmayan, insanlara hak ve hakikati anlatan kimsenin peşinden gidilecek.
Ona tabi olunacak ve gerçekten tabi olunacak. Evet, öyle heva ve hevesten değil. Tövbe 119, ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun. Sen Allah'a, Resulullah'a sadık olan sadıklarla beraber olacaksın. O sadıkların yolundan geçer. Günde 40 sefer dua ediyorsun ya namaz kılanlar için. Bizi inam ettin, ihsan ettin. Onların yanında eyle. Orada tabi tefsirciler, menalciler, peygamberler olarak nitelendiriyor. Peygamberler, veliler, evliyalar, müminler. Bizleri onlarla beraber eyle. Günde 40 sefer Müslüman dua ediyor. 40 sefer.
Sadıklarla beraber olun. Cenab-ı Hak emrediyor. Sen kimle berabersin? Sen kimi seviyorsun? Sen kimin peşinden gittin? Senin gönlündeki kim? Kim? Sadık mı? Allah dostu mu senin gönlündeki? Sen kimi sevdin ya? Sen nereye gittin ya? Nerede dağıldın sen? Hangi heva ve hevesine uymuş kimsenin peşinden gittin de kendini dağıttın orada? Sen eğer derviş isen, üstadının yolundan yürüyecektin. Üstadının sözünü dinleyecektin. Üstadının yolundan yürümüyorsan, üstadının koymuş olduğu Kur'an sünnet dairesindeki edebe, adaba uymadıysan, kimin edebine, adabına uydun? Şeytanın edebine, adabına uydun. Sen şeytanla mı dostsun? Allah seni peygamberlerle, velilerle, evliyalarla, sadık kullarına dost olmanı emrederken, sen kimlerle dost oldun?
Senin dost olduğun kimseler kim? Kahvede kimle buluştun sen? Ona nasihat etmek için mi gittin? Senin en gerçek dostun kim? Hani Hazreti Ebu Bekir Efendimiz diyor ya, bana dostunu söyle, ben senin dinini söyleyeyim. Sen kimle dostsun? Kimle dost olduğuna bak. Cenab-ı Hak çünkü Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun diyor. O zaman bir şeyh seçerken de sen Kur'an ve sünnete sadık, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış, Allah Resulü'nün yolunda yürüyen, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izini takip eden, sen öyle bir mürşid bulmakla mükellefsin. Sen öyle bir şeyhle buluşmak zorundasın. O şeyhe intisap etmek zorundasın.
Öyle bir şeyh buldun mu buldun? Sen ona intisap edeceksin. İntisap ettiğinde de sımsıkı duracaksın orada. Heva hevesine yol açmayacaksın. Nefsine yol açmayacaksın. Açarsan senin sıdkıiyetin bozuldu, senin bağın bozuldu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ihsan ve kerem sahibi olan Allah dostunu bul. Senin cebindekine gözünü dikmiş, senin evine gözünü dikmiş, senin arabana gözünü dikmiş. Arabayı gönder Allah yolunda biraz koştursun. Sen koştur Allah yolunda. Araban yoksa yayan çık. Yayan çık. Yürü, arkana da bakma beni tanıyın arabaya alın diye. Sen Allah yolcususun. Sen fi ise bilillah Allah yolunda koşuyorsan, merak etme. Allah aciz değil aşağı.
Sana lazım olan her şey verecektir o. Sana gerekli takım, taklavatı, alet, edevatı verecektir. Sen Allah yolundasan, Allah'a hakiki bir kul olduysan, sana lazım olan ilmi de verecektir o. Sana lazım olan ilmi verecek. Sana lazım olan ilmi gönlüne akıtacak senin. O ilmi ledin sahibi. O hikmet sahibi. Gerçek alim o. Gerçek mürşid o. Sen Allah yolunda yürüyeceksen, senin gönlüne doğruyu getirecek. Senin gönlüne hikmeti koyacak. Senin gönlüne basireti koyacak. Senin Allah'a olan inancın mı eksik? Sana ne lazımsa verecek o. Sana ne lazımsa verecek. Ne lazımsa senin ayağına getirecek. Senin ayağına getirecek.
Senin gözünün önüne getirecek. Sen vefasızların peşinden gitme. Sen hayırsızların peşinden gitme. Sen Allah de yürü. Vefasızsa düşecek senin yakandan. Vefalısını verecek. Hayırsızsa düşecek senin yakandan. Hayırlısını verecek sana. Sen Allah demeye devam et. Sen o yolda yürü. Mahcup da olmayacaksın. Mahzun da olmayacaksın. Mahcup da olmayacaksın. Mahzun da olmayacaksın. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Seni hem bu dünyada da hem ahirette de mahcup da etmeyecek. Mahzun da etmeyecek. Yeter ki senin yolun hak yolu olsun. Yeter ki sen hakka aykır. Hakka hizmet et. İnsanlara, dervişlere hizmet et. Hizmet isteme. Merak etme Allah seninle. Allah seninle.
Cenab-ı Hak hangi yolcusunu yolda bırakmış? Bana bir adım gelene on adım gelirim. Bana on adım gelene ben yüz adım gelirim. Bana yüz adım gelene ben koşarım diyen Allah var. Sen bu korkun diye. Bırak seni terk edecek olan terk etsin. Sen hakka aykır. Bırak yakandan düşecek olan düşsün. Sen hakka aykır. Sen hakkı söyle. Başına ne gelecekse gelsin. En ilerisi. Seni ne yaparlar? Hallâc-ı Mansûr gibi asarlar. Başka ne yaparlar? Nesimi gibi derini yüzerler. Başka ne yaparlar? Başka ne yaparlar? Madem ki pirin onlar senin. Yürü.
Derinin yüzülmesinden mi korkuyorsun? Yürü. Asılmaktan mı korkuyorsun? Yürü. İmam-ı Azam gibi kırbaçlanmış. Kırbacın altında şehit olmuş. Kırbaçlandan mı korkuyorsun? Sen nasıl bir alim müsretlisisin? Sen de kırbaçlan. Bir maaşa satma kendini. Yürü. Hallacın. Yaktılar bir de onun. Cesedini de yaktılar. Doymadı bu insanlar. Avam, cahil, doymaz. Senin etini kemirir. Kemirsinler. Seni delik deşik ederler. Etsinler. Yürü sen. Allah de yürü. Bilen bilsin. Bilmeyenin kendisi bilsin. Neden korktun da çekindin? Ayeti üç paraya sattın.
Neden çekindin de sen kendini üç paraya sattın? Neden çekindin? Beni sevmezler diye düşündün. Hiç kimse sevmesin seni. Allah sevsin. Eyyub'e bir tek hanımı inandı. Koca Eyyub'e bir tek hanımı inandı. Şehirden dışarı attılar. Çöplüğe gitti. Çöplükte de tutmadılar. Dediler ki sen çöplüğümüzü de kirletiyorsun. Çöplükten de attılar. Gitti bir mağaraya sığındı. Senin başına gelmeyecek mi zannediyorsun? Seni de atarlar. Sen hakkı konuş. Nasıl Eyyub'u hastalıktan kurtardıysa, seni de kurtarır. Nasıl İbrahim'i ateşten aldıysa, seni de alır. Seni de alır. Sen hakkı konuş yander yeter ki.
Sen hakkı haykır. Merak etme. Allah seninle. Merak etme. Allah seninleyse çek ve şüphe etme. Bu dünyada da, ahirette de mahzun ve mahcup olmayacaksın. Allah sana her şeyin en yenisini, en güzelini verir. Hiç çek şüphe etme. Yıkıldım diye düşünme. Yıkıldım diye düşünme. Cenab-ı Hak istediğini aziz eder anında. Aziz eder seni. Sen hak ve hakikati haykırmaya devam et. Sen hakkı konuş. Heva ve hevesini ilah edinenlerin peşinden gitme. Hak ve hakikati konuşanın peşinden git. Allah bizi muhafaza eylesin.
Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki, hasisliği yüzünden kendisini galip değil, seni nasıl galip edecek? Buradan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizim sözümüz şahıslara değil, bizim sözümüz hak ve hakikat noktasında orta yere koyuyoruz. Üstüne alınan alınsın beni hiç ilgilendirmiyor. Dilim sivriymiş. Kur'an, sünnet dairesinde dilim sivridir. Kendimi bu noktada saklayacak, eğip bükcek değilim. Dilimin sivri hak ve hakikat noktasındadır. buyursun, kim gelecekse gelsin konuşsun, sıkıntımız yok. Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylediysek özür dileyip, özür dileyip helallık almasını biliriz. Yok, Kur'an, sünnet dairesinde konuştuk da hak ve hakikat seni rahatsız ettiyse sen tecdi, iman tecdi, nikah yap.
Çünkü gerçekten hak ve hakikat acıdır. Heva ve hevesine uymuş nefisler için acıdır. Ne diyordu Adi Şerif'te? Köz elinde tutacak. Evet, bu zamanda Kur'an ve sünnet, hak ve hakikat elinde köz tutmaya benzer. Başka bir Adi Şerif'te ne diyor? Elinde tutanın eli yanacak. Atan da dinden, imandan olacak diyor. Allah muhafaza eylesin. Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek. Buradan devam edeceğiz. haklarınızı helal edin. Helal edin. El Fatiha Hama Salamu Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.